edward snowden
suçu açığa çıkarmak suç olarak kabul ediliyorsa, suçlular tarafından yönetiliyorsunuz demektir. sözünün sahibidir.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
diktiğim ilk ağacın kuruyan yaprakları. dünyaya kattığım ilk nefesin kalıntılarını hâlâ küçük bir cam şişe içinde saklıyorum.
devamını gör...
unutulamayan reklam sloganları
-bir bilmecem var çocuklar?
-haydi sorrrr sorr sorrr
-çayda kahvaltıda yenir
-acaba nedir nedir?
-bisküvi denince akla
-tamam şimdi buldum
-hemen onun adı gelir
-etiii etiiii etiiiii…
-haydi sorrrr sorr sorrr
-çayda kahvaltıda yenir
-acaba nedir nedir?
-bisküvi denince akla
-tamam şimdi buldum
-hemen onun adı gelir
-etiii etiiii etiiiii…
devamını gör...
sözlük mağazası
back to the future rozetinin çok pahalı olması sebebiyle fotoğrafı kaydedip kokpit fotoğrafı yaptığım sözlük mağazası. iko kusuruma bakmasın artık.
(bkz: kokpite kaçak rozet çıkmak)
(bkz: kokpite kaçak rozet çıkmak)
devamını gör...
tübitak ulusal gözlemevi
1997'de antalya bakırlıtepe'de kurulmuş olan rasathane. birçok yer adayı içerisinden en uygunu burası olarak seçilmiştir. rus-türk ortak çalışmaları yapılmaktadır ve hd 208897 b adlı öte gezegenin keşfi de bu rasathanedeki teleskopla yapılan çalışmalarla gerçekleşmiştir.

foto için alternatif link

foto için alternatif link
devamını gör...
en son kırıldığınız kişi
ne kırılması canımmmm bükülebilme özelliğim var benim..
devamını gör...
martin eden
1909'da amerikalı yazar jack london tarafından yazılan ve yazar olmanın mücadelesini veren genç işçi martin eden'i konu edinen romandır.
kitabın yazarı olan london'ın aksine protagonist eden, sosyalizmi "köle ahlakı" olarak niteleyerek reddetmekte ve onun yerine nietzsche'nin bireyciliğine inanmaktadır.
jack london, romanının motiflerinden birinin de eden'in inandığı individualizmi eleştirmek olduğunu belirtmiştir.
kitabın yazarı olan london'ın aksine protagonist eden, sosyalizmi "köle ahlakı" olarak niteleyerek reddetmekte ve onun yerine nietzsche'nin bireyciliğine inanmaktadır.
jack london, romanının motiflerinden birinin de eden'in inandığı individualizmi eleştirmek olduğunu belirtmiştir.
devamını gör...
düşünce özgürlüğü
türkiye sınırları içinde teorik olarak var olan fakat pratikte sallanan kavramdır.
devamını gör...
hayatınızdaki en pozitif şey
en ve tek pozitif şey kan grubum.
devamını gör...
quentin tarantino
tarihsel olayları filmlerinde tersine çevirmesiyle bilinen aykırı abd'li yönetmen.şimdiye kadar ucuz roman,rezervuar köpekleri,soysuzlar çetesi bir zamanlar hollywood'da gibi efsane filmleri yönetmiştir.filmlerde kullandığı çekim açıları hikayenin bir baştan bir sondan ilerlemesi ve sonra ortak bir noktada buluşması gibi detaylar kendine özgüdür.yeni bir film çekse de izlesek dediğim nadir yönetmenlerden biridir.
devamını gör...
normal sözlük'ün en güzel profili
devamını gör...
bir dizi repliği bırak
devamını gör...
iran devrim muhafızları ordusu
iran silahlı kuvvetlerinden apayrı, biricik görevi iran’ın rejimini korumak olan ve doğrudan doğruya ayetullah’a bağlı seçkin bir ordu. iran’ın iki tane ordusu vardır gibi düşünebiliriz ama devrim muhafızları silahlı kuvvetlere daha bir ordudur. kara, deniz ve hava gibi konvansiyonel kuvvetlerinin yanı sıra kudüs gücü denilen özel kuvvetlere, besic denilen paramiliter milis gücüne ve füze kuvvetleri denen hava kuvvetlerinden ne gibi bir farkı olduğunu henüz çözemediğim ama nükleere filan baktıklarını düşündüğüm ek kuvvetleri vardır. bunlara ek olarak sepah adında devada bir medya ağı ve ırak, suriye, lübnan gibi şii ülkelerde etkin güçlü istihbarat ağları vardır. abd tarafından terör örgütü olarak kabul edilirler.
en ünlü komutanları kasım süleymani 2020’nin ocak’ında abd’nin drone’larla düzenlediği balistik füze saldırısında ırak’ta, mahiyetindeki 50 devrim muhafızı askerle birlikte öldürüldü. cenazesinde de izdiham yüzünden bir o kadar kişi ezilerek hayatını kaybetti.
en ünlü komutanları kasım süleymani 2020’nin ocak’ında abd’nin drone’larla düzenlediği balistik füze saldırısında ırak’ta, mahiyetindeki 50 devrim muhafızı askerle birlikte öldürüldü. cenazesinde de izdiham yüzünden bir o kadar kişi ezilerek hayatını kaybetti.
devamını gör...
sarılınca geçecek şeyler
"ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri"
özdemir asaf'ın bu sözünden yola çıkarak yalnızlığım diyorum.
özdemir asaf'ın bu sözünden yola çıkarak yalnızlığım diyorum.
devamını gör...
intihar etmemek için sebepler
kedilerim bensiz uyuyamaz.
kimse onlara iyi davranmaz ben ölürsem.
sırf onlar için bile yaşamak denen zorlu yolculuğa katlanırım.
annem veya babamın sırf ben öldüm diye kalp krizi geçirip ölmesini istemem. domino taşı gibi sırayla evdeki herkesin benim ölümümden etkilenip ansızın ölmeleriniz ve evin benim salak hayatım yüzünden dağılmasını, yerle bir olmasını istemem.
aileden muaf bir vatandaş olsaydım belki daha kolay olurdu ölmek.
çünkü insan kendinden çok geride kalanları düşünüyor. ölürken bile diğerkam dır bazılarımız.
kimse onlara iyi davranmaz ben ölürsem.
sırf onlar için bile yaşamak denen zorlu yolculuğa katlanırım.
annem veya babamın sırf ben öldüm diye kalp krizi geçirip ölmesini istemem. domino taşı gibi sırayla evdeki herkesin benim ölümümden etkilenip ansızın ölmeleriniz ve evin benim salak hayatım yüzünden dağılmasını, yerle bir olmasını istemem.
aileden muaf bir vatandaş olsaydım belki daha kolay olurdu ölmek.
çünkü insan kendinden çok geride kalanları düşünüyor. ölürken bile diğerkam dır bazılarımız.
devamını gör...
yazarların en sevdiği spor
boşa kürek çekmek.
devamını gör...
peekay
bollywood mutfağından çıkan, güzel bir aamir khan filmi.
filmin başrolleri, senaristi, yönetmeni vs. vs. gibi teferruatlara girmek yerine; filmde anlatılmak istenen vurguya değinmek , daha özgün olacaktır. muhtemeldir ki; üstteki tanımlarda filmin teknik kısmı ile ilgili tanım bırakılmıştır.
öncelikle şunu belirtmeliyim ki; filmin konusu din düşmanlığını anlatan veya dini eleştiri barındıran bir izlenim oluşturmadı bende.
aslında filmin konusu bana yabancı da değil. bir kitabın*, savunduğu tezi desteklemek için kullandığı örnek metafordan esinlendiğini söyleyebilirim.
kitapta kullanılan metafor; dünya'yı mars'tan izleyen mars'lıların, insan hal ve hareketlerini anlamlandırma çabası iken , filmde kullanılan metafor ise; başka bir galaksiden dünyaya gelen uzaylının, dünya'yı, dünya'lıdan bize anlatma çabasını konu ediyor.
kitabın, 1960'lı yıllarda yazıldığı düşünülür ise; filmin, kitaptan esinlendiğini söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.
filmin ana teması; herhangi bir toplumda, toplumsal kabul gören ritüellerin; başka toplumlarda reddediliş hikayesi çok güzel işlenmiş. bu toplumsal farklılığın düşmanlık boyutuna uzanan yolculuğu ise mizahi bir yaklaşımla çok güzel eleştirilmiştir.
toplum mekanizması dinler üzerinden eleştirilirken, aynı zamanda dinlerin ortak noktası olan kutsiyet metaforlarının, birbirine ne kadar benzediği de çarpıcı bir biçimde işlenmiştir.
filmde işlenen din adamı figürü, tarihsel açıdan ve coğrafik açıdan her daim karşılaşabileceğimiz türden bir kimliktir. bence bu çok özel bir ayrıntıdır. yani bu din adamına (ms) 300 lü yıllarda roma imparatorluğunda denk gelmiş olabiliriz. veya 15. yüzyıl katolik kilisesinde, veya günümüz toplumunun asya veya ortadoğu topraklarında denk gelmiş olabiliriz. karakterize edilen dini figür; mahalli bir kimlik olmasına rağmen; coğrafik veya tarihsel açıdan genel bir kimliğe bürünmüştür.
yani din eleştirisinden ziyade; insanların dine bakış açısı ve eğilimi daha çok öne çıkmıştır. bu mesajı barındırdığı için dahi, film izlenmeye değerdir.
filmin başrolleri, senaristi, yönetmeni vs. vs. gibi teferruatlara girmek yerine; filmde anlatılmak istenen vurguya değinmek , daha özgün olacaktır. muhtemeldir ki; üstteki tanımlarda filmin teknik kısmı ile ilgili tanım bırakılmıştır.
öncelikle şunu belirtmeliyim ki; filmin konusu din düşmanlığını anlatan veya dini eleştiri barındıran bir izlenim oluşturmadı bende.
aslında filmin konusu bana yabancı da değil. bir kitabın*, savunduğu tezi desteklemek için kullandığı örnek metafordan esinlendiğini söyleyebilirim.
kitapta kullanılan metafor; dünya'yı mars'tan izleyen mars'lıların, insan hal ve hareketlerini anlamlandırma çabası iken , filmde kullanılan metafor ise; başka bir galaksiden dünyaya gelen uzaylının, dünya'yı, dünya'lıdan bize anlatma çabasını konu ediyor.
kitabın, 1960'lı yıllarda yazıldığı düşünülür ise; filmin, kitaptan esinlendiğini söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.
filmin ana teması; herhangi bir toplumda, toplumsal kabul gören ritüellerin; başka toplumlarda reddediliş hikayesi çok güzel işlenmiş. bu toplumsal farklılığın düşmanlık boyutuna uzanan yolculuğu ise mizahi bir yaklaşımla çok güzel eleştirilmiştir.
toplum mekanizması dinler üzerinden eleştirilirken, aynı zamanda dinlerin ortak noktası olan kutsiyet metaforlarının, birbirine ne kadar benzediği de çarpıcı bir biçimde işlenmiştir.
filmde işlenen din adamı figürü, tarihsel açıdan ve coğrafik açıdan her daim karşılaşabileceğimiz türden bir kimliktir. bence bu çok özel bir ayrıntıdır. yani bu din adamına (ms) 300 lü yıllarda roma imparatorluğunda denk gelmiş olabiliriz. veya 15. yüzyıl katolik kilisesinde, veya günümüz toplumunun asya veya ortadoğu topraklarında denk gelmiş olabiliriz. karakterize edilen dini figür; mahalli bir kimlik olmasına rağmen; coğrafik veya tarihsel açıdan genel bir kimliğe bürünmüştür.
yani din eleştirisinden ziyade; insanların dine bakış açısı ve eğilimi daha çok öne çıkmıştır. bu mesajı barındırdığı için dahi, film izlenmeye değerdir.
devamını gör...
zakk wylde
farewell ballad parçasıyla gitara gözyaşları döktürmüş müzisyen.
buradan
buradan
devamını gör...
aşık olmak
ben eskiden bunun "bir anda" olduğuna inanmazdım. sonra bir anda fark ettim aşık olduğumu. yıllarca sözümona taş kestirdiğimiz kalbimizi eritip, toz konduramadığımız yalnızlığımıza anında sırt döndürebiliyormuş. güçlü bir şey bu. üzerine konuşacağız, bu işleri iyi bilenler arasında bir dertleşme olacak. biralarımız ve çerezimiz hazır; alkol ve müzik de etkisini gösterdiğine göre başlayalım.
ilk olarak, insan aşık olduğunu gün boyunca onu düşünüp, işlerini, odağını ertelemeye başladığında anlıyor. sözgelimi akşam oyun oynayacaksınız ya da film izleyeceksiniz. hiç şansı yok. çıkarsınız balkona, yakarsınız bir sigara ve onu düşünürsünüz. herkesin hayalleri farklı farklıdır ama her biri titizlikle işlenir. adım adım kurgularsın sahneleri. yanlış olan, tutarsız olan bir durum olursa durdurursun mesela hayali. orayı düzenlersin, tekrar tekrar oynatırsın. otobüs durağında sarılmışsındır. orada olmaz, otobüs ve insanlar vardır. o halde otobüs durağının biraz ilerisinde sarılırsın, daha rahattır. olmayacak şeyleri de düzenlersin. öpersin mesela. haha, hop dedik! daha erkendir a.koyim. daha 2 ay geçmiştir ve öpmek için erkendir. hemen geri sararsın, öpücük yoktur. sadece sarılmak yeter de artar bile. allah bereket versin. bir bakmışsın hava kararmış, 1 saattir aynı yere bakmışsın ya da şarkı listenin sonuna gelinmiştir. sigara paketinin dibi görünmüştür; ne hayaller üflenmiştir gökyüzüne. nefistir gerçekten. çok güçlüdür.
allah bereket versindir aslında. eh, bu kadarı yetmelidir neticede. yetmez. bir kadın vardır; bedenen orada değildir ama oradadır. heyecan bastırıyordur sürekli. mutlusundur işte. lakin yetmez. aşk, benlikten bilince buram buram akar. o durmak istese sen durmazsın. "ben biraz uzanacağım, bugün erken uyuyacağım" der kaçarsın. sonra 3 saat geçer, kalkar bir sigara içersin. ne oldu ? "uyku tutmadı a.koyim, kafamız bozuk." haha. kafa falan bozuk değildir, "sevdiğim kadını düşünmek için biraz yalnız kalmak istedim" diyemezsin. aşk biraz özeldir neticede. akıtırsın aşkı her zerrene. bir noktadan sonra bilinç alarm vermeye başlar. hayallerden alınan haz, yerini ızdıraba bırakmaya başlar. bunun sebebi şudur abicim: o ellerini tuttuğun, sarıldığın insanın hayalinde yarattığı duygunun gerçeğini istiyorsun. bu kadar basit. net bir şey. o hissin bir imitasyonunu kafanda kurgulayıp yaşamak yetmiyor insana işte lan. bu kadar basit a.koyim.
işte bu noktada arızaya bağlıyoruz. çünkü hayalimizde kadın, biz ona sarılmak istediğimizde sarılıyordur. çünkü biz öyle istemişizdir. lakin gerçekler farklıdır. gerçek nedir biliyor musunuz ? "bu akşam beraber yemek yiyelim mi ?" bile diyememektir. haha, bu kadar uzaktır işte hayallerle gerçekler. sonra diyelim ki yemeğe çıktık. öyle bir duygusal ortam olur ki davet kabulu tamamen nezakettendir. telefon eldedir, biz sohbet ederken birileriyle konuşulmaktadır. taksi durağına yürüdük. "hadi görüşürüz" deyip kapıyı vurup girer. haha, eve kıçından vurulmuş gibi topallayarak dönersin.
bazıları, hayal dünyası ile gerçek arasında bir ilişki kurar. gerçekler acıdır maalesef, bunu bilirler. o yüzden o günün kurgusunu, kendi hayallerinden ziyade karşısındakinin davranışlarından yapar. basit bir ortamda, birer dal sigara içilmiştir. mevzu basittir. 10 dakikadır toplasan. lakin dakikada bir mesaj için telefona bakılıyordur. nedir bu ya a.koyim. sen, onun gözlerinden başka bir yere baktığın zamanlarda dahi "dön hadi, konu aç, onu dinleyeceğin, onun da konuşacağı bir şey bul aptal herif" diye kendine kızarken, o başka bir insana cevap yetiştirmektedir. senin için adil değildir ama gerçektir. sen onu, o başkasını.
bu sahneye bakarsın, o akşam yemeği davetini düşünürsün. vay anasınıdır ya. altı üstü 2 saat beraber oturup sohbet etmektir bütün mesele. işin içine duygular, başka başka hayal kırıklıkları, umutsuzluklar girince bir anda imkansız gelir o basit yemek. basit bir yürüyüşün arkasından bir sarılma; çok uzaktır artık senden. kendi kendine gelin güvey olmuşsundur kaç gecedir. hiçbirinde aklına bile gelmemişsindir belki. kendin çalıp oynamışsındır. kendi kendini aldatmışsındır.
hepsini bir toparlarsın. "peki" dersin. "bu işler böyleymiş, bizim haddimize değilmiş." artık kenardasındır, kenarı kabullenmişsindir. mücadele yoktur, cesaret yoktur ortada. bir yandan da eskisi gibi yalnızlığınla mutlu değilsindir artık. seni kucağından bir anda bırakmıştır ve tutmasını istediğin insan da tutmamıştır. sen düşerken, o bunu görürken, başka yöne bakmıştır işte. şimdi ne yalnızlık tutar elini ne de aşk. ikisinde terk edip gitmiştir kısacık bir sürede, sahipsiz kalmışsındır. düşüp, paramparça olursun.
bir kenarda, yavaş yavaş kırılan parçalarını toplamaya başlarsın. ilk bir iki gün geçer, biraz toparlanma var gibidir. üçüncü gün, zihnini aldatmaya gücünün kalmadığı zaman, bir anda tüm sahneyi görürsün. parçaların her yerdedir. çok yükselmiş ve büyük düşmüşsündür. artık zaman lazımdır, yine, yeniden zamana sığınırsın.
bu aşkın kavuşulduğu versiyonunu hiç deneyimlemedim. deneyimleyemediğim şeyi de yazamam. ben aşkın, acısını yaşayanlarla konuşabilirim ancak.
ilk olarak, insan aşık olduğunu gün boyunca onu düşünüp, işlerini, odağını ertelemeye başladığında anlıyor. sözgelimi akşam oyun oynayacaksınız ya da film izleyeceksiniz. hiç şansı yok. çıkarsınız balkona, yakarsınız bir sigara ve onu düşünürsünüz. herkesin hayalleri farklı farklıdır ama her biri titizlikle işlenir. adım adım kurgularsın sahneleri. yanlış olan, tutarsız olan bir durum olursa durdurursun mesela hayali. orayı düzenlersin, tekrar tekrar oynatırsın. otobüs durağında sarılmışsındır. orada olmaz, otobüs ve insanlar vardır. o halde otobüs durağının biraz ilerisinde sarılırsın, daha rahattır. olmayacak şeyleri de düzenlersin. öpersin mesela. haha, hop dedik! daha erkendir a.koyim. daha 2 ay geçmiştir ve öpmek için erkendir. hemen geri sararsın, öpücük yoktur. sadece sarılmak yeter de artar bile. allah bereket versin. bir bakmışsın hava kararmış, 1 saattir aynı yere bakmışsın ya da şarkı listenin sonuna gelinmiştir. sigara paketinin dibi görünmüştür; ne hayaller üflenmiştir gökyüzüne. nefistir gerçekten. çok güçlüdür.
allah bereket versindir aslında. eh, bu kadarı yetmelidir neticede. yetmez. bir kadın vardır; bedenen orada değildir ama oradadır. heyecan bastırıyordur sürekli. mutlusundur işte. lakin yetmez. aşk, benlikten bilince buram buram akar. o durmak istese sen durmazsın. "ben biraz uzanacağım, bugün erken uyuyacağım" der kaçarsın. sonra 3 saat geçer, kalkar bir sigara içersin. ne oldu ? "uyku tutmadı a.koyim, kafamız bozuk." haha. kafa falan bozuk değildir, "sevdiğim kadını düşünmek için biraz yalnız kalmak istedim" diyemezsin. aşk biraz özeldir neticede. akıtırsın aşkı her zerrene. bir noktadan sonra bilinç alarm vermeye başlar. hayallerden alınan haz, yerini ızdıraba bırakmaya başlar. bunun sebebi şudur abicim: o ellerini tuttuğun, sarıldığın insanın hayalinde yarattığı duygunun gerçeğini istiyorsun. bu kadar basit. net bir şey. o hissin bir imitasyonunu kafanda kurgulayıp yaşamak yetmiyor insana işte lan. bu kadar basit a.koyim.
işte bu noktada arızaya bağlıyoruz. çünkü hayalimizde kadın, biz ona sarılmak istediğimizde sarılıyordur. çünkü biz öyle istemişizdir. lakin gerçekler farklıdır. gerçek nedir biliyor musunuz ? "bu akşam beraber yemek yiyelim mi ?" bile diyememektir. haha, bu kadar uzaktır işte hayallerle gerçekler. sonra diyelim ki yemeğe çıktık. öyle bir duygusal ortam olur ki davet kabulu tamamen nezakettendir. telefon eldedir, biz sohbet ederken birileriyle konuşulmaktadır. taksi durağına yürüdük. "hadi görüşürüz" deyip kapıyı vurup girer. haha, eve kıçından vurulmuş gibi topallayarak dönersin.
bazıları, hayal dünyası ile gerçek arasında bir ilişki kurar. gerçekler acıdır maalesef, bunu bilirler. o yüzden o günün kurgusunu, kendi hayallerinden ziyade karşısındakinin davranışlarından yapar. basit bir ortamda, birer dal sigara içilmiştir. mevzu basittir. 10 dakikadır toplasan. lakin dakikada bir mesaj için telefona bakılıyordur. nedir bu ya a.koyim. sen, onun gözlerinden başka bir yere baktığın zamanlarda dahi "dön hadi, konu aç, onu dinleyeceğin, onun da konuşacağı bir şey bul aptal herif" diye kendine kızarken, o başka bir insana cevap yetiştirmektedir. senin için adil değildir ama gerçektir. sen onu, o başkasını.
bu sahneye bakarsın, o akşam yemeği davetini düşünürsün. vay anasınıdır ya. altı üstü 2 saat beraber oturup sohbet etmektir bütün mesele. işin içine duygular, başka başka hayal kırıklıkları, umutsuzluklar girince bir anda imkansız gelir o basit yemek. basit bir yürüyüşün arkasından bir sarılma; çok uzaktır artık senden. kendi kendine gelin güvey olmuşsundur kaç gecedir. hiçbirinde aklına bile gelmemişsindir belki. kendin çalıp oynamışsındır. kendi kendini aldatmışsındır.
hepsini bir toparlarsın. "peki" dersin. "bu işler böyleymiş, bizim haddimize değilmiş." artık kenardasındır, kenarı kabullenmişsindir. mücadele yoktur, cesaret yoktur ortada. bir yandan da eskisi gibi yalnızlığınla mutlu değilsindir artık. seni kucağından bir anda bırakmıştır ve tutmasını istediğin insan da tutmamıştır. sen düşerken, o bunu görürken, başka yöne bakmıştır işte. şimdi ne yalnızlık tutar elini ne de aşk. ikisinde terk edip gitmiştir kısacık bir sürede, sahipsiz kalmışsındır. düşüp, paramparça olursun.
bir kenarda, yavaş yavaş kırılan parçalarını toplamaya başlarsın. ilk bir iki gün geçer, biraz toparlanma var gibidir. üçüncü gün, zihnini aldatmaya gücünün kalmadığı zaman, bir anda tüm sahneyi görürsün. parçaların her yerdedir. çok yükselmiş ve büyük düşmüşsündür. artık zaman lazımdır, yine, yeniden zamana sığınırsın.
bu aşkın kavuşulduğu versiyonunu hiç deneyimlemedim. deneyimleyemediğim şeyi de yazamam. ben aşkın, acısını yaşayanlarla konuşabilirim ancak.
devamını gör...
