beyin yakan tramvay ikilemi
mesele sayi degil yegen, mesele raylara iple baglanmis kisilerin kimler oldugu...
devamını gör...
koordinat sistemi
dünya üzerindeki bir noktanın yerini belirlemeyi sağlayan, paralel ve meridyenlerden oluşan değerlerdir.
devamını gör...
bir çocuğun en büyük şansı
ailedir elbette. aile içinde de annedir.
iyi bir anneye sahip olup da ayakları üzerinde duramayan neredeyse hiç insan görmedim.
baba ve diğer kardeşler ne kadar kötü olursa olsun anne eğer iyiyse, layıkıyla koruyup kollayabiliyorsa, arkasında durup destek verebiliyorsa, güzel huy ve davranışlar gösterebiliyorsa işte bu çocuğun hayattaki en büyük şansı anne oluyor.
annelik, çocuğun yaşam bulduğu tek yuva. nefes aldığı, sığındığı ilk yer.
annelik kutsallaştırması yapmıyorum. sadece çocuk için kilit nokta olduğunu dile getiriyorum.
kötü bir anneye sahip olan çocuklar için hayat hep eksiktir.
anneden sonra gelir diğer aile üyeleri. baba için dağ gibi arkamda kavramını kullanırlar. pek de inanmam. kardeş bağların bilmiyorum. kardeşi olanlar anlayabilir.
aileden sonra ise öğretmenler. anaokulu ve ilkokul öğretmenleri ne kadar kıymetli bir çocuğun hayatında.
eğitim ailede başlar diye meşhur bir söz vardır. doğrudur.
lakin ya aile eğitim verecek kapasitede değilse?
ülkemizin sorunları baştan tartışmanın anlamı var mı?
yoksul, on çocuklu bir ailenin yanında mı daha avantajlı bir çocuk yoksa kendi geçimini sağlayacak kadar geliri olan, iki çocuğa sahip bir ailede büyütülmek mi daha avantajlı?
böyle durumlarda öğretmen faktörü devreye giriyor.
azami insani davranışlar yüklese çocuklara yetecek.
ama öğretmen şansı da denk gelmeyince çocuk ne yapsın?
kendi farkındalığını oluşturup kendine çeki düzen veren insan sayısı çok azdır.
bizim toplum içindeki sorunlarımızın temelinde işte bu kötü çocukluk dönemleri geçiyor.
eğitelemeyen, gözardı edilip unutulan, sevilmeyen, dışlanan, sürekli şiddetin gölgesinde büyüyen çocuklar da büyünce edindikleri bu olumsuz davranışları toplum içinde sergilemeye başlıyorlar.
iyi bir anneye sahip olup da ayakları üzerinde duramayan neredeyse hiç insan görmedim.
baba ve diğer kardeşler ne kadar kötü olursa olsun anne eğer iyiyse, layıkıyla koruyup kollayabiliyorsa, arkasında durup destek verebiliyorsa, güzel huy ve davranışlar gösterebiliyorsa işte bu çocuğun hayattaki en büyük şansı anne oluyor.
annelik, çocuğun yaşam bulduğu tek yuva. nefes aldığı, sığındığı ilk yer.
annelik kutsallaştırması yapmıyorum. sadece çocuk için kilit nokta olduğunu dile getiriyorum.
kötü bir anneye sahip olan çocuklar için hayat hep eksiktir.
anneden sonra gelir diğer aile üyeleri. baba için dağ gibi arkamda kavramını kullanırlar. pek de inanmam. kardeş bağların bilmiyorum. kardeşi olanlar anlayabilir.
aileden sonra ise öğretmenler. anaokulu ve ilkokul öğretmenleri ne kadar kıymetli bir çocuğun hayatında.
eğitim ailede başlar diye meşhur bir söz vardır. doğrudur.
lakin ya aile eğitim verecek kapasitede değilse?
ülkemizin sorunları baştan tartışmanın anlamı var mı?
yoksul, on çocuklu bir ailenin yanında mı daha avantajlı bir çocuk yoksa kendi geçimini sağlayacak kadar geliri olan, iki çocuğa sahip bir ailede büyütülmek mi daha avantajlı?
böyle durumlarda öğretmen faktörü devreye giriyor.
azami insani davranışlar yüklese çocuklara yetecek.
ama öğretmen şansı da denk gelmeyince çocuk ne yapsın?
kendi farkındalığını oluşturup kendine çeki düzen veren insan sayısı çok azdır.
bizim toplum içindeki sorunlarımızın temelinde işte bu kötü çocukluk dönemleri geçiyor.
eğitelemeyen, gözardı edilip unutulan, sevilmeyen, dışlanan, sürekli şiddetin gölgesinde büyüyen çocuklar da büyünce edindikleri bu olumsuz davranışları toplum içinde sergilemeye başlıyorlar.
devamını gör...
ezginin günlüğü
ezginin günlüğü diyince aşağıdaki şarkıyı mırıldanır dururum,
ben kuşlardan da küçüktüm
bir gece vaktiydi
aşk tuttu elimden beni
geçtim düşler sokağından
bir gece vaktiydi
ceplerimde hacıyatmazlar
ben kuşlardan da küçüktüm
bir gece vaktiydi
aşk tuttu elimden beni
geçtim düşler sokağından
bir gece vaktiydi
ceplerimde hacıyatmazlar
yağmur yağsa
uykum kaçsa
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
düş sattım aldanmışlara
aklım kaçıverdi elimden
bir gece vaktiydi
sevdiğim başka sevenim başka
kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
düş sattım aldanmışlara
aklım kaçıverdi elimden
bir gece vaktiydi
sevdiğim başka sevenim başka
yağmur yağsa, uykum kaçsa
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
ben kuşlardan da küçüktüm
bir gece vaktiydi
aşk tuttu elimden beni
geçtim düşler sokağından
bir gece vaktiydi
ceplerimde hacıyatmazlar
ben kuşlardan da küçüktüm
bir gece vaktiydi
aşk tuttu elimden beni
geçtim düşler sokağından
bir gece vaktiydi
ceplerimde hacıyatmazlar
yağmur yağsa
uykum kaçsa
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
düş sattım aldanmışlara
aklım kaçıverdi elimden
bir gece vaktiydi
sevdiğim başka sevenim başka
kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
düş sattım aldanmışlara
aklım kaçıverdi elimden
bir gece vaktiydi
sevdiğim başka sevenim başka
yağmur yağsa, uykum kaçsa
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
bir kuş konsa badi parmağıma
ağlardım bir başıma
sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
sevdadandır dedi annem aldırma
aldırma gel yanıma
devamını gör...
uyunan en ilginç yer
kumsalda ters dönmüş bir kayık içinde.
devamını gör...
yazar çaylak aşkı vs yazar moderatör aşkı
(bkz: dövüşmen guzum)
bahar aylarinin gelisi gevseyen yaylardan belli olur derlerdi de, bu ay sozluk iyi ask yapti oradan anladik.
bahar aylarinin gelisi gevseyen yaylardan belli olur derlerdi de, bu ay sozluk iyi ask yapti oradan anladik.
devamını gör...
osmanlı döneminde sözlük olsaydı alınabilecek nickler
hainyenicherry.
devamını gör...
ilkokulun vazgeçilmezleri
çöp kovasının başında kalem açan en az 3 arkadaş.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
"yayında tanımlarını kullanacağım başlıktır"
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
devamını gör...
sözlüğü kadirci ve nurcuların basması
kimin neci olduğu ilgilendirmemeli hiç kimseyi ,
doğru, dürüst, gerçeklere dayalı, seviyeli bir uslupla yazıp çizdikten sonra ...
doğru, dürüst, gerçeklere dayalı, seviyeli bir uslupla yazıp çizdikten sonra ...
devamını gör...
malatyalıların ortak özelliği
kıymetli ozan akyol'un seslendirdiği ve klibinde büyük boyda bir kuru kayısının üzerinde uzaya çıktığı harika bir kalt şarkısıdır. malatyalı ünlülerden yapılan gezegen animasyonları şahanedir. *
şöyle bir bakın, malatyalıların yüzüne
şöyle bir bakın, malatyalıların tipine
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
malatyalı, malatyalı
malatyalı, malatyalı.
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
şöyle bir bakın, malatyalıların yüzüne
şöyle bir bakın, malatyalıların tipine
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
malatyalı, malatyalı
malatyalı, malatyalı.
malatyalıların ortak özelliği,
hepsinin malatyalı olmasıdır.
devamını gör...
düğün davetiyesi
eski dönemlerde üzerinde gelin ve damat çizimlerinin olduğu insanları düğünlerine davet etme aracıyken günümüzde bir gösteriş örneği olma yolunda giden kağıt parçası.
en güzel benim, bakın en iyisi bende, paramız var bizim demek için çöpe atılacak kağıda verilen inanılmaz paralar, bu uğurda ziyan edilen ağaçlar da cabası.
en güzel benim, bakın en iyisi bende, paramız var bizim demek için çöpe atılacak kağıda verilen inanılmaz paralar, bu uğurda ziyan edilen ağaçlar da cabası.
devamını gör...
rembetiko
bugün hem yunanistan'da hem de tüm dünyada tanınan bir müzik türü olmasının nedeni bir kısmı atina'da, büyük bir çoğunluğu ise amerika'da yapılmış taş plak kayıtlarıdır.
bu kayıtları reklamsız yayınlayan şöyle şahane bir internet radyosu vardır bir de:
rebetiko.sealabs.net/radiop...
bu kayıtları reklamsız yayınlayan şöyle şahane bir internet radyosu vardır bir de:
rebetiko.sealabs.net/radiop...
devamını gör...
hayata uyum sağlayamamak
sanki doğduğum günden beri böyleymiş gibi hissettiğim durumdur.
hayata dahil olamazken dışında da kalamiyoruzdur genelde. e bunun sonu da bol bol sahte gülüş, bol bol boş ilişki oluyor.
hayata dahil olamazken dışında da kalamiyoruzdur genelde. e bunun sonu da bol bol sahte gülüş, bol bol boş ilişki oluyor.
devamını gör...
izmir bombası
izmirliler bir şeyi abartıyorsa kesin bir numarası yoktur boyoz boyoz dediler gittim yedim bildiğin bol yağlı milföy börek, bu bomba da içi çikolata dolu hamur
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
playlist’inde çok sevdiğin ama uzun zamandır dinlemediğin bir şarkının rastgele çalmaya başlaması. ezginin dalgalarında ruhsal sörf yaparmışçasına mutlu eder.
devamını gör...
yedi meşaleciler
hepimizin bildiği gibi cumhuriyet dönemi'nde beyanname ile ortaya çıkan ilk edebî topluluk olmakla birlikte şiirlerini ''yedi meşale'' adlı bir kitapta toplamışlardır. topluluk beş hececiler'e tepki doğrultusunda ortaya çıkıp edebiyatımızda bir tıkanıklık olduğunu ve türk şiirine yeni bakış açı ve tarzları yani yeni ufuklar açmayı, ayşe fatma edebiyatını sürdürmemeyi hedeflediklerini söylemişlerdir. bence ayşe fatma edebiyatı'ndan kastettikleri aslında bir bakıma samimi bir şekilden ziyade daha soluk, içten olmaktan uzak bir şekilde hislerin yazıya geçirilmesidir. sığ gördüklerini eleştirmişlerdir.
''canlılık, samimiyet ve daima yenilik'' edebiyattaki ilkeleridir. ''sanat sanat içindir'' anlayışıyla ürünlerini vermişlerdir. sanat onlar için kısıtlanamaz, sınır tanımaz ve özgür olmalıdır.
beş hececileri nasıl ve hangi yönde eleştirdiklerini cevdet kudret'in şu dizelerinden anlayabiliriz:
ey benim gül demetim, ey bir çile ipeğim!
seni çok seviyorum, daha çok seveceğim..
gibi şeylerle siz hangi edebî ihtiyacınızı tatmin edebilirsiniz rica ederim?.
tüm bu cesur iddialarına ve eleştirilerine rağmen ne yazık ki şiire önemli bir yenilik getirememişlerdir. büyük bir hevesle başladığım işlerin sonucunu bana hatırlattıkları için sempati duyduğum bir topluluktur, en azından bu başarısızlıklarıyla*.
eleştiri alıp dağılmalarının sebebi ise karamsarlık aşılamaları, eserlerinde milli renklerin bulunmaması gibi nedenlerdir (özbayrak merve, 2019).
alıntı için kaynakça: özbayrak merve. ''servet-i fünûn dergisinde yedi meşaleciler'', 2019.
''canlılık, samimiyet ve daima yenilik'' edebiyattaki ilkeleridir. ''sanat sanat içindir'' anlayışıyla ürünlerini vermişlerdir. sanat onlar için kısıtlanamaz, sınır tanımaz ve özgür olmalıdır.
beş hececileri nasıl ve hangi yönde eleştirdiklerini cevdet kudret'in şu dizelerinden anlayabiliriz:
ey benim gül demetim, ey bir çile ipeğim!
seni çok seviyorum, daha çok seveceğim..
gibi şeylerle siz hangi edebî ihtiyacınızı tatmin edebilirsiniz rica ederim?.
tüm bu cesur iddialarına ve eleştirilerine rağmen ne yazık ki şiire önemli bir yenilik getirememişlerdir. büyük bir hevesle başladığım işlerin sonucunu bana hatırlattıkları için sempati duyduğum bir topluluktur, en azından bu başarısızlıklarıyla*.
eleştiri alıp dağılmalarının sebebi ise karamsarlık aşılamaları, eserlerinde milli renklerin bulunmaması gibi nedenlerdir (özbayrak merve, 2019).
alıntı için kaynakça: özbayrak merve. ''servet-i fünûn dergisinde yedi meşaleciler'', 2019.
devamını gör...
kahvenin yolculuğu
her sabah değişmeyen iki rutinim vardır.
ilki sevgilime “günaydın” demek.
ikincisi sabah kahvesini içmek. kahveyi içtikten sonra ayılıyorum ve bir sevgilim olmadığını anlıyorum. (ulen ben her sabah kime günaydın diyorum?)
güne ayılarak, dost ile içilince kırk yıl hatır bırakacak olan kahvenin yolculuğuna bakalım;
kahvenin anavatanı etiyopya'nın kaffa bölgesidir. kaffa'daki ormanlarda yetişen arabika kahve ağaçları, çekirdekleri işlenen ilk kahveler olarak bilinir. ilk keşifin 8. yy olduğu söylenir. iki ayrı bilgi vardır kahvenin ilk keşfi için. ilki “kaldi” adında bir çobanın, hayvanları otlatırken kırmızı renkli bir meyveyi yedikten sonra düz duvara tırmanacak kadar hareketli olmalarını görmesidir.
diğeri ise; (bana daha mantıklı gelen)
etiyopya'da o dönem köle ticareti yapılan yol üstünde yaya olarak yolculuk eden ve yorulan köleler, yol kenarındaki kahve ağaçlarının kırmızı meyvelerini çiğneyerek tükürürdü. çiğnenen bu kırmızı meyve, kölelere enerji verir ve yolculuklarına devam etmelerini sağlardı. bu durumu gören bazı tüccarlar da ağaçlardaki meyveleri ve meyvenin içindeki kahve çekirdeklerini toplayarak ticaretini yapmaya başlamalarıdır.
bakınız kırmızı;

demek ki kahvenin keşfi, benim durumumla aynı. mesele ayılmak!
kahvenin osmanlı’ya gelişi
kaffa kelimesi arapça'ya qahwah olarak geçer. 15. yüzyılda yavuz sultan selim döneminde yemen valisi olan özdemir paşa, yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi istanbul'a getirir. kahve, burada çok sevilir. öyle ki sarayda 'kahveci başı' rütbeli bir çalışan bile olur. padişahın kahvesini pişirmekle görevli olan kahveci başı, sır tutmasını bilen bilge kişiler arasından seçilirdi. bugün ki anlamıyla bilinen “kafe” ilk olarak 16.yy istanbul’da açılmıştır. sonrasında venedik, londra ve viyana.
kahvenin avrupa’ya göçü
bu konu hakkında iki bilgi mevcut.
1600'lü yıllarda türkiye'ye gelen venedikli tüccarlar, kahveyle tanışır ve kahvenin avrupa'ya taşınması bu şekilde gerçekleşir. diğeri ise ikinci viyana kuşatmasında geri çekilmek zorunda kalan osmanlının bıraktığı kahve çuvallarıdır. viyana kayıtlarında 500 çuval kahve çekirdeğinden bahsedilir. viyanalılar kahveyi ilk defa içtiklerinde “bu biraz acı mı? içine süt koysak ya” derler ve ilk defa sütlü kahve 17. yy viyanasında yapılır. o döneme kadar kahveye şeker ya da süt katılmazdı.
bundan sonrasını zaten biliyorsunuz. kahve çekirdeği aynı, ama kapitalizm rahat durur mu? capicino dedi, espresso dedi, püsküresso (tam kahveyi hüpletirken kişinin püskürtmesi) dedi, latte dedi, içine karamel koydu, çikileta koydu, beni koydu.
adına ne denirse densin, hepsi aynı kahve çekirdeğinden yapılır. ister soğuk için ister ideal sıcaklık olan 70-80 derecede için, malzeme aynı.
hüpletin efendim!
kaynak: bilgilerin bir kısmı, yazar stewart lee allen “kahvenin hikayesi” kitabındandır.
türkçekaynak
gavurcagaynak
ilki sevgilime “günaydın” demek.
ikincisi sabah kahvesini içmek. kahveyi içtikten sonra ayılıyorum ve bir sevgilim olmadığını anlıyorum. (ulen ben her sabah kime günaydın diyorum?)
güne ayılarak, dost ile içilince kırk yıl hatır bırakacak olan kahvenin yolculuğuna bakalım;
kahvenin anavatanı etiyopya'nın kaffa bölgesidir. kaffa'daki ormanlarda yetişen arabika kahve ağaçları, çekirdekleri işlenen ilk kahveler olarak bilinir. ilk keşifin 8. yy olduğu söylenir. iki ayrı bilgi vardır kahvenin ilk keşfi için. ilki “kaldi” adında bir çobanın, hayvanları otlatırken kırmızı renkli bir meyveyi yedikten sonra düz duvara tırmanacak kadar hareketli olmalarını görmesidir.
diğeri ise; (bana daha mantıklı gelen)
etiyopya'da o dönem köle ticareti yapılan yol üstünde yaya olarak yolculuk eden ve yorulan köleler, yol kenarındaki kahve ağaçlarının kırmızı meyvelerini çiğneyerek tükürürdü. çiğnenen bu kırmızı meyve, kölelere enerji verir ve yolculuklarına devam etmelerini sağlardı. bu durumu gören bazı tüccarlar da ağaçlardaki meyveleri ve meyvenin içindeki kahve çekirdeklerini toplayarak ticaretini yapmaya başlamalarıdır.
bakınız kırmızı;

demek ki kahvenin keşfi, benim durumumla aynı. mesele ayılmak!
kahvenin osmanlı’ya gelişi
kaffa kelimesi arapça'ya qahwah olarak geçer. 15. yüzyılda yavuz sultan selim döneminde yemen valisi olan özdemir paşa, yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi istanbul'a getirir. kahve, burada çok sevilir. öyle ki sarayda 'kahveci başı' rütbeli bir çalışan bile olur. padişahın kahvesini pişirmekle görevli olan kahveci başı, sır tutmasını bilen bilge kişiler arasından seçilirdi. bugün ki anlamıyla bilinen “kafe” ilk olarak 16.yy istanbul’da açılmıştır. sonrasında venedik, londra ve viyana.
kahvenin avrupa’ya göçü
bu konu hakkında iki bilgi mevcut.
1600'lü yıllarda türkiye'ye gelen venedikli tüccarlar, kahveyle tanışır ve kahvenin avrupa'ya taşınması bu şekilde gerçekleşir. diğeri ise ikinci viyana kuşatmasında geri çekilmek zorunda kalan osmanlının bıraktığı kahve çuvallarıdır. viyana kayıtlarında 500 çuval kahve çekirdeğinden bahsedilir. viyanalılar kahveyi ilk defa içtiklerinde “bu biraz acı mı? içine süt koysak ya” derler ve ilk defa sütlü kahve 17. yy viyanasında yapılır. o döneme kadar kahveye şeker ya da süt katılmazdı.
bundan sonrasını zaten biliyorsunuz. kahve çekirdeği aynı, ama kapitalizm rahat durur mu? capicino dedi, espresso dedi, püsküresso (tam kahveyi hüpletirken kişinin püskürtmesi) dedi, latte dedi, içine karamel koydu, çikileta koydu, beni koydu.
adına ne denirse densin, hepsi aynı kahve çekirdeğinden yapılır. ister soğuk için ister ideal sıcaklık olan 70-80 derecede için, malzeme aynı.
hüpletin efendim!
kaynak: bilgilerin bir kısmı, yazar stewart lee allen “kahvenin hikayesi” kitabındandır.
türkçekaynak
gavurcagaynak
devamını gör...
düşün ki tanrı bunu okuyor
tanrım bu söylediklerimin hepsi yalan. *
devamını gör...
