yaptığı hiçbir kek kabarmayan yeteneksiz hanım
fırında 40 derecede 10 dk civarı ön kabartma yapmayı bilmeyen kimse de olabilir.
devamını gör...
geceye bir nihal atsız şiiri bırak
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler!
hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
imkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
dinmez! gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!
hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler!
hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'kaabil'
imkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
devamını gör...
benden sonrası tufan
herhangi bir işi yaparken "benim işim hallolsun da gerisi önemli değil." düşüncesi içerisinde olan insanların tutumu için söylenen cümle.
bu sözün kısa bir hikâyesi de vardır. 18. yüzyılda yaşamış olan fransa kralı xv. louis, keyfine ve eğlenceye son derece düşkün bir adammış. halkın sorunları da umurunda değilmiş. yakınlarında bulunanlar kendisini uyarırmış zaman zaman "kralım, halkın öfkesi büyüyor..." diyerek. ancak xv. louis buna aldırış etmezmiş ve şöyle dermiş: "ben yaşadığım sürece taht benim. ötesini benden sonraki krallar düşünsün. isterse benden sonra tufan kopsun..."
bu sözün kısa bir hikâyesi de vardır. 18. yüzyılda yaşamış olan fransa kralı xv. louis, keyfine ve eğlenceye son derece düşkün bir adammış. halkın sorunları da umurunda değilmiş. yakınlarında bulunanlar kendisini uyarırmış zaman zaman "kralım, halkın öfkesi büyüyor..." diyerek. ancak xv. louis buna aldırış etmezmiş ve şöyle dermiş: "ben yaşadığım sürece taht benim. ötesini benden sonraki krallar düşünsün. isterse benden sonra tufan kopsun..."
devamını gör...
7 ocak 2021 eyluling'in hala ortalarda görünmemesi
imza isteyen hayranları yüzünden sakladık biz onu. *
endişeye mahal yok. kendisi her an her yerde olma kabiliyetine sahiptir.
(bkz: eyluling bizi gizliden izliyor)
endişeye mahal yok. kendisi her an her yerde olma kabiliyetine sahiptir.
(bkz: eyluling bizi gizliden izliyor)
devamını gör...
grammy
ödülleri salak salak dağıtan törenimsi.
eskiden gerçekten müzik yapanlara dağıtırlardı, şimdi kim daha ünlü ona göre veriyorlar.
mesela,

her neyse, en iyi metal performansı ödülü 1990'da verilmeye başlanmış.
megadeth 12 kez aday gösterilip sadece 2017'de kazanmış. evet. dünyanın en büyük metal gruplarından olan. evet. metallica ile sürekli karşılaştırılan grup.
katıldığı şarkılar,
1991-rust in peace... polaris
1992-hangar 18
1993-countdown to extinction
1994-angry again
1995-99 ways to die
1996-paranoid
1998-trust
2010-head crusher
2011-sudden death
2012-public enemy no.1
2013-whose life
2017-dystopia
hepsi de mükemmel şarkılar.
ödül töreninde de grup sahneye çağrılırken master of puppets çalmışlar. adamlar 60 yaşında, kaç senedir süründürmüşler. ödül verirken bile terbiyesizlik.
(bkz: kafa sözlük yazarlarının küfür etmemek için zor durduğu başlıklar)
eskiden gerçekten müzik yapanlara dağıtırlardı, şimdi kim daha ünlü ona göre veriyorlar.
mesela,

her neyse, en iyi metal performansı ödülü 1990'da verilmeye başlanmış.
megadeth 12 kez aday gösterilip sadece 2017'de kazanmış. evet. dünyanın en büyük metal gruplarından olan. evet. metallica ile sürekli karşılaştırılan grup.
katıldığı şarkılar,
1991-rust in peace... polaris
1992-hangar 18
1993-countdown to extinction
1994-angry again
1995-99 ways to die
1996-paranoid
1998-trust
2010-head crusher
2011-sudden death
2012-public enemy no.1
2013-whose life
2017-dystopia
hepsi de mükemmel şarkılar.
ödül töreninde de grup sahneye çağrılırken master of puppets çalmışlar. adamlar 60 yaşında, kaç senedir süründürmüşler. ödül verirken bile terbiyesizlik.
(bkz: kafa sözlük yazarlarının küfür etmemek için zor durduğu başlıklar)
devamını gör...
metal müziğin ruhu yüceltmesi
sorma arkadaş öyle bir sanatsal ruha bürünüyorum ki, zırhıyla ateşten geçen bir şövalye gibi hissediyorum ya, tabii hafif yanıyoz malum demir üstümüzdeki... nietzsche metal dinleseydi ne olurdu merak ediyorum...
devamını gör...
ankara
soğuk. duvar. beton. içimi uzaktan üşüten yer
devamını gör...
yol hipnozu
araç kullananlar için çok tehlikeli olan ve genelde farkedilmediği için çok ciddi sonuçlara sebep olan bir çeşit transa girme olayıdır. sürücünün yol üzerinde bir noktaya kilitlenmesi ve adeta transa geçerek etrafla ilişkiyi kesmesi olarak tanımlanır. araba kullanırken vites değiştirmek gibi arada rutininizi bozacak bir hareket veya nispeten yoğun trafikte araç kullanmak gibi dikkat gerektiren şeyler olmadığında daha fazla karşılaşılır, demek istediğim otomatik vitesli aracınız varsa bir de o aracı otoyolda kullanıyorsanız tehlike x2 x2 şeklinde dahada artmaktadır, çünkü tamamen robot gibi araba kullanıyorsunuz, girdiğiniz transtan çıkmak için ne vites değiştiriyorsunuz ne de frene basıyorsunuz.
videolarda seyrettiğiniz bomboş yolda, yolun kenarında duran arabalara arkadan çarpma olaylarının büyük çoğunluğu bundan ileri gelmektedir. önlem ne peki? yorulduğunuzu hissettiğiniz anda artık benzinciye mi girersiniz, arabayı kenara çekip hava mı alırsınız, size kalmış. dikkatinizi dağıtacak her türlü aktiviteninde yol hipnozuna girmenizi engelleyeceğini unutmayın.
biraz kamu spotu gibi oldu ama trafik kazalarında dünya birincisi olan bir ülkede olduğunuzu unutmayın. iyi sürüşler.
videolarda seyrettiğiniz bomboş yolda, yolun kenarında duran arabalara arkadan çarpma olaylarının büyük çoğunluğu bundan ileri gelmektedir. önlem ne peki? yorulduğunuzu hissettiğiniz anda artık benzinciye mi girersiniz, arabayı kenara çekip hava mı alırsınız, size kalmış. dikkatinizi dağıtacak her türlü aktiviteninde yol hipnozuna girmenizi engelleyeceğini unutmayın.
biraz kamu spotu gibi oldu ama trafik kazalarında dünya birincisi olan bir ülkede olduğunuzu unutmayın. iyi sürüşler.
devamını gör...
beyaz zenciler
yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...
erkeklerin kadınları sinir eden özellikleri
feminizmin kadın üstünlüğü olduğunu düşünmeleri.bu tiplerin hala var olduğunu bilmek fazla acınası.
devamını gör...
bursa'da ulu camiiye saldıran tip
evet başlık tam olarak bu!
kadın, çocuk, hayvan falan değil direkt camiye saldırmıs biri.
neyse saldırganı görünce "hee" dedim ve olayı kavradım.
bursa’da kısıtlama saatinde eline balyoz alan tamer ö., 622 yıllık ulu cami’nin pencere korkuluklarının ’haç’ işaretine benzediği iddiasıyla camiye saldırdı.
ad
olay, merkez osmangazi ilçesi tarihi ulucamii’nde gece saatlerinde meydana geldi. edinilen bilgiye göre tamer ö.(39), eline aldığı balyoz ile 622 yıllık ulu cami’nin kuzey tarafındaki pencerelerine saldırdı. durumu fark eden güvenlik görevlileri olaya müdahale ederek polis ekiplerine haber verdi. kısa sürede olay yerine gelen polis ekipleri, şüpheli tamer ö.’yü gözaltına aldı. ifadesi alınmak üzere karakola götürülen tamer ö., kendisini görüntüleyen basın mensuplarına, “siz ayasofya’yı açarlarsa bende burayı cami olsun diye kırmak istedim. pencerenin korkulukları haç işaretine benziyor. camide haç işareti olamaz. emir geldi, bende yaptım” dedi. tamer ö., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.
buradan
kadın, çocuk, hayvan falan değil direkt camiye saldırmıs biri.
neyse saldırganı görünce "hee" dedim ve olayı kavradım.
bursa’da kısıtlama saatinde eline balyoz alan tamer ö., 622 yıllık ulu cami’nin pencere korkuluklarının ’haç’ işaretine benzediği iddiasıyla camiye saldırdı.
ad
olay, merkez osmangazi ilçesi tarihi ulucamii’nde gece saatlerinde meydana geldi. edinilen bilgiye göre tamer ö.(39), eline aldığı balyoz ile 622 yıllık ulu cami’nin kuzey tarafındaki pencerelerine saldırdı. durumu fark eden güvenlik görevlileri olaya müdahale ederek polis ekiplerine haber verdi. kısa sürede olay yerine gelen polis ekipleri, şüpheli tamer ö.’yü gözaltına aldı. ifadesi alınmak üzere karakola götürülen tamer ö., kendisini görüntüleyen basın mensuplarına, “siz ayasofya’yı açarlarsa bende burayı cami olsun diye kırmak istedim. pencerenin korkulukları haç işaretine benziyor. camide haç işareti olamaz. emir geldi, bende yaptım” dedi. tamer ö., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.
buradan
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kapak fotoğrafları
devamını gör...
kafaperest yazarın vedası
(bkz: önce bir tanısaydık)
devamını gör...
kafa sözlük
biraz önce yazar oldunuz mesajı ile günümü güzelleştiren platform. mutluluktan ölebilirim.*
devamını gör...
hümanizm
dünya üzerinde kurulmuş olan medeniyetlerin insan merkezli olduğunu anlamak, kabul etmek ve ona göre insanı ele almaktır. sanıldığı ve düşünüldüğü gibi ay canım, cicim, ciğerim diye insan sevmek ya da dilenciye sadaka vermek hümanizm değildir. buna dense dense sevgi, merhamet sahibi olmak denir.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
-ardına bakma mecnun
+kader almaya mı geldi beni benden
-bunu bir daha sorma mecnun
+neden at mı var arkamda
+kader almaya mı geldi beni benden
-bunu bir daha sorma mecnun
+neden at mı var arkamda
devamını gör...
fırıncıya işlerini soran muhabirin cevabı duyunca kısa kesmesi
korkusundan olayı yanlış anlamış mühabiri içeren video.
fırıncı abimiz orda halk ekmeğe laf atıyor, muhalefetin yönettiği halk ekmeğe laf atıyor. zaten işler nasıl iyi mi sorusuna da çok şükür diyerek başlıyor. ama halk ekmeğe giydirmeye çalışırken lafı biraz dolandıran abimizin sözlerini durumlar iyi değil demeye bağlanacakmış gibi hisseden muhabir* hemen mikrofonu çekiyor. yandaşlığı bile beceremiyor yani.
-hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.
fırıncı abimiz orda halk ekmeğe laf atıyor, muhalefetin yönettiği halk ekmeğe laf atıyor. zaten işler nasıl iyi mi sorusuna da çok şükür diyerek başlıyor. ama halk ekmeğe giydirmeye çalışırken lafı biraz dolandıran abimizin sözlerini durumlar iyi değil demeye bağlanacakmış gibi hisseden muhabir* hemen mikrofonu çekiyor. yandaşlığı bile beceremiyor yani.
-hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.
devamını gör...
200 bin yıllık homo sapiens bilmecesi
bilim insanlarının ekim 2019 tarihli son açıklamasına göre ilk insanların anavatanı botsvana isimli afrika ülkesi!
şu an kurak bir bölge olsa da ilk insanların 200.000 yıl önce botsvana’da zambezi nehri’nin güneyinde kalan bölgede yaşadıkları düşünülüyor.
bölge incelendiğinde, bölgenin 200.000 yıl önce çevresinden izole sulak ve insanlar için elverişli bir ortam olduğu ortaya çıkıyor.
bölge şartları sebebiyle insanların 70 bin yıl burada kaldığı ve ardından 130 bin yıl önce üç grup şeklinde dağılıp göç ettikleri düşünülüyor . ilk grup kuzeydoğuya, 20 bin yıl sonra ikinci grup güney batıya göç etti. üçüncü grup ise bu bölgede kaldı. bazı çevreler tarafından kabul gören, bazıları tarafından ise hala tartışılan bu son gelişmeler yaşayan son insan türü homo sapiens in buradan dünya’ya yayıldığını öngörüyor.
buradan yola çıkarak, en iyi ihtimalle 130 bin yıldır varolan modern insan
( homo sapiens ) , ne hikmetse küçük ama özünde büyük bir çok engel karşısında ne yapacağını hala bilmiyor .
mesela kansere çare bulamıyor, sınırlı uzay çalışmalarıyla kendini avutuyor covid denen bir virüse teslim oluyor .
daha da önemlisi, bütün bunlara etkin çözüm yolları bulamazken, yani teknik olarak üstesinden gelemezken,
dünyada nereye, nasıl bir boşluğa, nasıl bir işe yaramazlığa, nasıl bir kapitalizm canavarı yaratıldığına da adeta parmak basılıyor, herşey bütün çıplaklığıyla insanlığın gözü önüne dökülüveriyor.
corona sürecinde gelinen noktada önce ülkeler, ardından tüm dünya, 20 gün, sadece 20 gün bütün insanlığın evlerine kapanması olayını bir türlü gerçekleştiremiyor.
20 gün insanların üretmeden, paraya sermayeye kölelik etmeden evinde oturmasına imkan tanımayan, tanıyamayan 200 bin yıllık homo sapiens .
ne dersiniz ,size de geçen bu 200 bin yıl, boşa geçmiş gibi
gelmiyor mu ?
şu an kurak bir bölge olsa da ilk insanların 200.000 yıl önce botsvana’da zambezi nehri’nin güneyinde kalan bölgede yaşadıkları düşünülüyor.
bölge incelendiğinde, bölgenin 200.000 yıl önce çevresinden izole sulak ve insanlar için elverişli bir ortam olduğu ortaya çıkıyor.
bölge şartları sebebiyle insanların 70 bin yıl burada kaldığı ve ardından 130 bin yıl önce üç grup şeklinde dağılıp göç ettikleri düşünülüyor . ilk grup kuzeydoğuya, 20 bin yıl sonra ikinci grup güney batıya göç etti. üçüncü grup ise bu bölgede kaldı. bazı çevreler tarafından kabul gören, bazıları tarafından ise hala tartışılan bu son gelişmeler yaşayan son insan türü homo sapiens in buradan dünya’ya yayıldığını öngörüyor.
buradan yola çıkarak, en iyi ihtimalle 130 bin yıldır varolan modern insan
( homo sapiens ) , ne hikmetse küçük ama özünde büyük bir çok engel karşısında ne yapacağını hala bilmiyor .
mesela kansere çare bulamıyor, sınırlı uzay çalışmalarıyla kendini avutuyor covid denen bir virüse teslim oluyor .
daha da önemlisi, bütün bunlara etkin çözüm yolları bulamazken, yani teknik olarak üstesinden gelemezken,
dünyada nereye, nasıl bir boşluğa, nasıl bir işe yaramazlığa, nasıl bir kapitalizm canavarı yaratıldığına da adeta parmak basılıyor, herşey bütün çıplaklığıyla insanlığın gözü önüne dökülüveriyor.
corona sürecinde gelinen noktada önce ülkeler, ardından tüm dünya, 20 gün, sadece 20 gün bütün insanlığın evlerine kapanması olayını bir türlü gerçekleştiremiyor.
20 gün insanların üretmeden, paraya sermayeye kölelik etmeden evinde oturmasına imkan tanımayan, tanıyamayan 200 bin yıllık homo sapiens .
ne dersiniz ,size de geçen bu 200 bin yıl, boşa geçmiş gibi
gelmiyor mu ?
devamını gör...


