gözlerimi açıp karşımda beni seyreden bir çift güzel göze günaydın demek dururken, kısmet sizeymiş arkadaşlar!

günaydın. hatta biraz da tünaydın...
devamını gör...

sevindirik olmamla birlikte '' aaaa ben yoldaşı takip etmiyor muşum!'' diye utanmama vesile olan durum.
bugün tüm kızanlara pamuk şeker dağıtıyor resmen yoldaş.*
devamını gör...

kaynanamın sesi (aramızda kalsın).
devamını gör...

cem karaca nın tamirci çırağı adlı şarkısındaki statü ayrımını gözümüze açıkça sokan cümledir, hem klibiyle hem de sözleri hem de o güzel sesiyle iliklerinize kadar da bunu hissettirir. günümüzde de anlayana sıkça kullanılan bir cümledir.
devamını gör...

eyyam yönünden seçtilerse eğer doğru bir karar.

hakemlik yeteneklerinden ötürü ise büyük bir fiyasko.*
devamını gör...

iki pötibör bisküvi arasına sarelle ya da nutella sürmek suretiyle yokluğu giderilebilir.
devamını gör...

bazen yazdıklarımı ben bile anlamıyorum dostlar. o an modum neyse sözlüğe onu yansıtıyorum. öyle çok tanımım olmuştur 10 dakika önce çok mutsuzken bir anda neşe dolu bir tanım girdigim. gerçekten beni çözebilen varsa bana da haber verirse sevinirim, çünkü ben bile cogu zaman kendimi çözemiyorum. *
devamını gör...

nereye kadar, ne kadar daha diye düşündüren eylemdir.
devamını gör...

lily ve marshall (how ı met your mother)
devamını gör...

fyodor dostoyevski - karamazov kardeşler
devamını gör...

efendiler, eski istanbul beyefendisi olduğumuz için sağlam sandalyeyi eyluling'e verdik.
afedersiniz döt de biraz hacimli olunca, zaten kendine hayrı olmayan sandalye dötümde parçalandı.

madem ifşa olduk, medine dilencisi gibi otururken ifşa olmayalım.
buyrunuz.

edit : evet efesciyim, başka kutularda kendimi bulamıyorum *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ooo yolculuk uzun sürecek desene!
devamını gör...

her 3 diziden ikisinin konusu aynı ya da çok benzer olmaya başladı sıkılıyorum izlerken. tekrara düşüyorsun karşim dikkatli ol.
devamını gör...

kendi katilimiz, sapığımız yetmiyormuş gibi bir de ithal ediyoruz dediğim, insana üzüntüden cinnet geçirten durum.

bir de olayda, tecavüz "girişimi" var deniyor ama nedense içimden bir ses girişimle sınırlı kalmadığını ve bizim sevgi pıtırcığı ana akım medyamızın bunu sansürlediğini söylüyor. iş taşla kafa ezmeye kadar gittiyse düşünümüzden daha kötüdür çünkü muhtemelen.
devamını gör...

evde kimse yoksa çıplak da gezebilir, sorun yok.
devamını gör...

aralara ne sıkıştırdığın önemli.
hayatının değeri o ayrıntılarla ortaya çıkar.
devamını gör...

bir yanma çeşididir. benzini bir kovaya döktüğünüzde hemen buharlaşmaya başlar ve siz bu buharı farkedemezsiniz, eğer bir ısı kaynağı olan kibriti kovaya yukarıdan tutarsanız çıkan benzin buharı bir anda alev alır ve parlar.

patlama ise; genelde kapalı bir hacimde içerisinde yanabilecek svı veya gazın bir ısı kaynağı ile tutuştuğunda kapalı hacimde çok hızlı bir biçimde yanmaya başlaması ile olur. bu yanma neticesinde madde genleşir ve yanmanın en yüksek hıza eriştiği zaman patlama olur.

diğer yanma çeşitleri:
(bkz: hızlı yanma)
(bkz: yavaş yanma)
(bkz: kendi kendine yanma)

ayrıca
(bkz: yanma)
devamını gör...

şahsımın yaptığı ve bir süreden sonra insanı çıldırtan eylemdir. *

karşınızdaki insan bir süreden sonra hipnoz olmuş gibi bakar size. zaten ne dediğinizi anlamıyordur ve çoktan telepati olayına başlamıştır bile. siz de sanarsınız ki sizi dinliyor. fakat daha sonra mayışmış, ince, ruh gibi bir ses tonuyla şöyle der; "ne?"
o zaman da sarf ettiğiniz tüm cümlelerin boşa gittiğini görürsünüz. kötüdür, yapmayın.



ayrıca çok kitap okumaktan kaynaklandığını söyleyenler de var.
devamını gör...

ne zaman öğrenicem dedim..
her şey zamanını bekler dedi..
devamını gör...

(bkz: şükrü erbaş)'ın (bkz: senin korkularını benim inceliğimi) şiiridir. her bir dizesini sindire sindire, içinizde derin oyuklar aça aça okur ve hissedersiniz.


ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık

ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde

saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan

şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında

ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan

ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.

ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım


devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim