pandomima
tanzimat dönemi yazarlarından samipaşazade sezai'nin batılı anlamda ilk hikaye denemesi olan küçük şeyler kitabında yer alan ve herkesin ölmeden önce okuması gereken trajikomedinin çok iyi işlendiği kısa öykülerden birisidir.
özet geçmek gerekirse:
hiçbir kimsesi olmayan 33 yaşındaki şişman ve biraz çirkin paskal yaşlı bir rum kadının evinde kiracı olarak kalmaktadır. paskal hayatını sahnelerde çok başarılı olduğu pandomim sanatını icra etmesiyle idame ettirir. bir gün paskal yine sahnedeyken eftalya adlı bir genç kız paskal'a çiçek atar ve paskal bu çiçeği saklar, eftalya'ya aşık olur. paskal eftalya'ya olan aşkını uzun süreler boyunca içinde tutar. bir süre sonra eftalya'nın paskal'ın sahnelerine gelmemeye başlaması paskal'ın meraktan çıldırmasına neden olur. paskal eftalya'ya olan aşkını içinde gittikçe büyütmeye başlar ve bir gün eftalya paskal'ın sahnesine geldiğinde paskal şok olur. paskal gözlerine inanamaz, eftalya bir başkasıyla evlenmiştir.. paskal bunu kaldıramaz o gün sahne çıkışı evde sabaha kadar acıdan kıvranır ve sabah ise kendisini asar. asılı trajikomik olan şey ise mahalleli odasının kapısını kırıp içeri girdiğinde önce paskal’ın dilini çıkarıp komiklik yaptığını sanıp gülmesi. oysa paskal gerçekten ölmüştür. yaşamında insanları güldürmeyi başaran bu adam ölümüyle de insanları güldürmüştür..
tamamını okumak isteyenler için:**
haseki taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız duran üç odalı bir ev, bir mezar gibi, sonsuz bir sessizlikle doluydu. bir eskimişlik ve unutulmuşluk içerisinde terk edilmiş halde bulunuyordu. çatısından kopan bir tahta, damından uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş senelerce düştüğü yerde kalırdı. ara sıra çirkin, ihtiyar bir rum karısı -cadılara mahsus dehşet ve sükunetle- dışarı çıkarak evinde ihtiyaç duyduğu malzemeleri satın alır ve alelacele eve girip kaybolurdu. evin küçük bahçesinde duvara yakın bir büyük ağaç, temmuzun o ateşli güneşi istanbul’un bu taraflarını takatsiz bir hararet içinde bıraktığı zaman yapraklarının arasına gizlenmiş serin bir rüzgar yaymaya başlayarak o evin, o mahallenin bir büyük yeşil yelpazesi gibi havayı tazeler ve ona bir ferahlık kazandırırdı...
yazın bir cuma günü, öğleüzeri, bu evden, koltuğunda bohçasıyla çıkan bir adam, kapısını itina ve dikkatle kapadıktan sonra yoluna devam etmeye başladı. arkadan bakılınca omuzlarıyla belinin genişliği aynı bulunacak kadar şişman olan otuz üç yaşındaki bu adamın enli, fakat pek kısa bacakları üzerindeki yükü istediği tarafa götürmek de zorluk çektiği görülüyordu... bu uzak mahallelerin tenha sokaklarında düşünceli, mahzun bir şekilde yoluna devam eden bu adam, halkı güldürmek için gidiyordu... ince tahtalarla inşa edilmiş ve yıkılmamak için etrafına destekler vurulmuş bir binanın önüne geldi. bu binanın kapısının üzerinde beyaz kağıda büyük siyah yazıyla şu levha asılmıştı:
“meşhur paskal’ın pandomiması. burada her cuma ve pazar günleri meşhur paskal çeşitli hünerler ve gülünç oyunlar icra eder. kıymetli müşterilerinin beğenisini kazanan paskal, her hafta yeni oyunlarını gösteri sahnesinde sergileyecektir!”
paskal, kendisiydi. tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak, hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçiminde ki beyaz pantolonunu, başına sivri beyaz külahını giydikten ve bütün yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kısımlarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonraydı ki -boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen- kahkaha sedaları ve alkış sesleri arasında oyununu sergiliyordu.
oyunda bir kadına aşıkmış rolü yapan paskal’ın, ilan-ı muhabbet için dilini çıkarması ve onun sevgisini kazanmak için taklak atması oradaki halkı çok güldürüyordu. tiyatronun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki hareketli direğe arkasını dayayarak, ağzındaki sigara ile oyunu seyreden bir seyirci:
‘paskal’ın dilini çıkarması yok mu? insan buna gülmekten bayılır!’ diyordu. zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerine oturanların ekserisi tasdik etmişti. oyuncuların yanındaki locada, o masum, o çocukça gülüşleri hayatın acılarına teselli olabilecek genç kızlardan biri, tam bir coşku ve sevinçle kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nurani bir tebessüm olduğu halde, ellerini birbirine çırparak paskal’ı alkışlıyordu. “eftalya” ismindeki, yirmi yaşında, bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta bu locaya geliyordu. validesi: ‘kızım burada çok mu eğleniyorsun?’ diye sorduğu vakit; eftalya, paskal’ı ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de onun hareketlerinin ve tavrının, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
o gün ise beyaz ketenler, sihri tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında, bir hayvan kadar sevimli bulduğu ve beğendiği oyuncuya, locadan çiçek atıyordu. attığı bu çiçekler, paskalın yüzüne göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alıcı yerinden vurulmuş yırtıcı bir hayvan gibi acı acı feryat ediyordu.
bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hala güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu. bu zavallı paskal, o güzel eftalya’yı seviyordu, bu kusurlu vücut, o kusursuz varlığa aşık olmuştu!
fakat gönlünün en gizli bir köşesinde gizlediği bu muhabbetini kimseye söylemeye, küçükten beri her derdini paylaştığı evdeki ihtiyar hizmetçisiyle bile hasbihal etmeye cesaret edemiyordu. ömründe hiçbir kadının beğenen bakışlarına, hiç kimsenin iltifatlı davranışlarına nail olamamıştı. kendisinden beklenen yalnız güldürmekti. bak, bu kırgın halinde, gözyaşları içinde bulunduğu şu kederli vaktinde bile herkes kahkahalarla ona gülüyordu.
akşamdan sonra oyun bittiğinde yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan çekingen bir tavırla evine avdet ediyordu. odasının kapısını açarak, içinde kimse olmayan evinde, birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp, sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel eftelya’sını düşünmeye başladı.
bugün oyunda kendisine niçin o kadar gülmüştü acaba? koynundaki çiçekleri çıkarıp incitmeden ve hürmetle öptükten sonra, odanın en yüksek yerine koydu. “bu çiçekler, ah bu çiçekler beni öldürecek.” diyordu.
kendisini bir kere kabul edecek olursa… bu odaları saksılarla donatacak, o güzel eftalya’sını şu köşeye oturtacak, ne kadar garip hikâyeler varsa anlatacak, bütün gece onu güldürecekti. gayet güzel bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı. ah, pek de çirkindi, alemin maskarasıydı. ağlamaya başladı.
son gününde kötü bir haber getiren o ay ne kadar süratle gelip geçmişti. iki haftadan beri tiyatrosuna gelemeyen eftalya evleniyordu. zavallı paskal, bir cuma günü kocasıyla beraber gelen eftalya’yı güldürdükten sonra, yüreğini parçalayan üzüntüsünü fark ettirmemek için başını önüne eğerek evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürgüledi.
ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar rum karısı hiçbir cevap alamayınca, tam bir korku ve telaş ile mahalleden topladığı adamlarla, kapısını kırıp odaya girdiler. odaya girer girmez herkes gülüşmeğe başladı. zira paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
hayatında herkesi güldürdüğü gibi, ölümünde de kimseyi ağlatamayan zavallı paskal’ın bu seferki hali taklit değil, ölüm gibi hakikatti.
özet geçmek gerekirse:
hiçbir kimsesi olmayan 33 yaşındaki şişman ve biraz çirkin paskal yaşlı bir rum kadının evinde kiracı olarak kalmaktadır. paskal hayatını sahnelerde çok başarılı olduğu pandomim sanatını icra etmesiyle idame ettirir. bir gün paskal yine sahnedeyken eftalya adlı bir genç kız paskal'a çiçek atar ve paskal bu çiçeği saklar, eftalya'ya aşık olur. paskal eftalya'ya olan aşkını uzun süreler boyunca içinde tutar. bir süre sonra eftalya'nın paskal'ın sahnelerine gelmemeye başlaması paskal'ın meraktan çıldırmasına neden olur. paskal eftalya'ya olan aşkını içinde gittikçe büyütmeye başlar ve bir gün eftalya paskal'ın sahnesine geldiğinde paskal şok olur. paskal gözlerine inanamaz, eftalya bir başkasıyla evlenmiştir.. paskal bunu kaldıramaz o gün sahne çıkışı evde sabaha kadar acıdan kıvranır ve sabah ise kendisini asar. asılı trajikomik olan şey ise mahalleli odasının kapısını kırıp içeri girdiğinde önce paskal’ın dilini çıkarıp komiklik yaptığını sanıp gülmesi. oysa paskal gerçekten ölmüştür. yaşamında insanları güldürmeyi başaran bu adam ölümüyle de insanları güldürmüştür..
tamamını okumak isteyenler için:**
haseki taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız duran üç odalı bir ev, bir mezar gibi, sonsuz bir sessizlikle doluydu. bir eskimişlik ve unutulmuşluk içerisinde terk edilmiş halde bulunuyordu. çatısından kopan bir tahta, damından uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş senelerce düştüğü yerde kalırdı. ara sıra çirkin, ihtiyar bir rum karısı -cadılara mahsus dehşet ve sükunetle- dışarı çıkarak evinde ihtiyaç duyduğu malzemeleri satın alır ve alelacele eve girip kaybolurdu. evin küçük bahçesinde duvara yakın bir büyük ağaç, temmuzun o ateşli güneşi istanbul’un bu taraflarını takatsiz bir hararet içinde bıraktığı zaman yapraklarının arasına gizlenmiş serin bir rüzgar yaymaya başlayarak o evin, o mahallenin bir büyük yeşil yelpazesi gibi havayı tazeler ve ona bir ferahlık kazandırırdı...
yazın bir cuma günü, öğleüzeri, bu evden, koltuğunda bohçasıyla çıkan bir adam, kapısını itina ve dikkatle kapadıktan sonra yoluna devam etmeye başladı. arkadan bakılınca omuzlarıyla belinin genişliği aynı bulunacak kadar şişman olan otuz üç yaşındaki bu adamın enli, fakat pek kısa bacakları üzerindeki yükü istediği tarafa götürmek de zorluk çektiği görülüyordu... bu uzak mahallelerin tenha sokaklarında düşünceli, mahzun bir şekilde yoluna devam eden bu adam, halkı güldürmek için gidiyordu... ince tahtalarla inşa edilmiş ve yıkılmamak için etrafına destekler vurulmuş bir binanın önüne geldi. bu binanın kapısının üzerinde beyaz kağıda büyük siyah yazıyla şu levha asılmıştı:
“meşhur paskal’ın pandomiması. burada her cuma ve pazar günleri meşhur paskal çeşitli hünerler ve gülünç oyunlar icra eder. kıymetli müşterilerinin beğenisini kazanan paskal, her hafta yeni oyunlarını gösteri sahnesinde sergileyecektir!”
paskal, kendisiydi. tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak, hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçiminde ki beyaz pantolonunu, başına sivri beyaz külahını giydikten ve bütün yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kısımlarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonraydı ki -boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen- kahkaha sedaları ve alkış sesleri arasında oyununu sergiliyordu.
oyunda bir kadına aşıkmış rolü yapan paskal’ın, ilan-ı muhabbet için dilini çıkarması ve onun sevgisini kazanmak için taklak atması oradaki halkı çok güldürüyordu. tiyatronun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki hareketli direğe arkasını dayayarak, ağzındaki sigara ile oyunu seyreden bir seyirci:
‘paskal’ın dilini çıkarması yok mu? insan buna gülmekten bayılır!’ diyordu. zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerine oturanların ekserisi tasdik etmişti. oyuncuların yanındaki locada, o masum, o çocukça gülüşleri hayatın acılarına teselli olabilecek genç kızlardan biri, tam bir coşku ve sevinçle kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nurani bir tebessüm olduğu halde, ellerini birbirine çırparak paskal’ı alkışlıyordu. “eftalya” ismindeki, yirmi yaşında, bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta bu locaya geliyordu. validesi: ‘kızım burada çok mu eğleniyorsun?’ diye sorduğu vakit; eftalya, paskal’ı ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de onun hareketlerinin ve tavrının, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
o gün ise beyaz ketenler, sihri tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında, bir hayvan kadar sevimli bulduğu ve beğendiği oyuncuya, locadan çiçek atıyordu. attığı bu çiçekler, paskalın yüzüne göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alıcı yerinden vurulmuş yırtıcı bir hayvan gibi acı acı feryat ediyordu.
bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hala güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu. bu zavallı paskal, o güzel eftalya’yı seviyordu, bu kusurlu vücut, o kusursuz varlığa aşık olmuştu!
fakat gönlünün en gizli bir köşesinde gizlediği bu muhabbetini kimseye söylemeye, küçükten beri her derdini paylaştığı evdeki ihtiyar hizmetçisiyle bile hasbihal etmeye cesaret edemiyordu. ömründe hiçbir kadının beğenen bakışlarına, hiç kimsenin iltifatlı davranışlarına nail olamamıştı. kendisinden beklenen yalnız güldürmekti. bak, bu kırgın halinde, gözyaşları içinde bulunduğu şu kederli vaktinde bile herkes kahkahalarla ona gülüyordu.
akşamdan sonra oyun bittiğinde yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan çekingen bir tavırla evine avdet ediyordu. odasının kapısını açarak, içinde kimse olmayan evinde, birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp, sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel eftelya’sını düşünmeye başladı.
bugün oyunda kendisine niçin o kadar gülmüştü acaba? koynundaki çiçekleri çıkarıp incitmeden ve hürmetle öptükten sonra, odanın en yüksek yerine koydu. “bu çiçekler, ah bu çiçekler beni öldürecek.” diyordu.
kendisini bir kere kabul edecek olursa… bu odaları saksılarla donatacak, o güzel eftalya’sını şu köşeye oturtacak, ne kadar garip hikâyeler varsa anlatacak, bütün gece onu güldürecekti. gayet güzel bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı. ah, pek de çirkindi, alemin maskarasıydı. ağlamaya başladı.
son gününde kötü bir haber getiren o ay ne kadar süratle gelip geçmişti. iki haftadan beri tiyatrosuna gelemeyen eftalya evleniyordu. zavallı paskal, bir cuma günü kocasıyla beraber gelen eftalya’yı güldürdükten sonra, yüreğini parçalayan üzüntüsünü fark ettirmemek için başını önüne eğerek evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürgüledi.
ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar rum karısı hiçbir cevap alamayınca, tam bir korku ve telaş ile mahalleden topladığı adamlarla, kapısını kırıp odaya girdiler. odaya girer girmez herkes gülüşmeğe başladı. zira paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
hayatında herkesi güldürdüğü gibi, ölümünde de kimseyi ağlatamayan zavallı paskal’ın bu seferki hali taklit değil, ölüm gibi hakikatti.
devamını gör...
4 kişiyle pazar kahvaltısı yapma şansınız olsa
yalnızlık, çaresizlik, dertler ve ölüm.
devamını gör...
ali insan
2006 doğumlu 15 yaşındaki ali insan almanya'da yaşayan türk bir ailenin çocuğudur. anaokulunda müzikal yönünün güçlü olduğu keşfedilince tavsiye üzerine bir müzik okuluna gitmiştir. yaklaşık 8 yıldır keman çalan ali insan almanya'da birçok başarıya imza atmıştır. 54. jugend muzisiert yarışmasında birincilik elde etmiş ve mozart'ın "voi che sapete" adlı eserini seslendirmesiyle "wolfgang amadeus mozart" ödülüne layık görülen almanyadaki ilk yabancı olmuştur.
kargalar arasında ak bir güvercin gibisin ali. o huzurlu sesinle ve kemanınla kulaklarımızı ve ruhumuzu beslemeye devam etmeni dilerim, başarıların daim olsun.
zülfü livaneli'nin 'güneş topla benim için' şarkısını sevdalım hayat ekibi ile seslendirdiği konserine de buradan gidebilirsiniz.
kargalar arasında ak bir güvercin gibisin ali. o huzurlu sesinle ve kemanınla kulaklarımızı ve ruhumuzu beslemeye devam etmeni dilerim, başarıların daim olsun.
zülfü livaneli'nin 'güneş topla benim için' şarkısını sevdalım hayat ekibi ile seslendirdiği konserine de buradan gidebilirsiniz.
devamını gör...
kendime düşünceler
(bkz: marcus aurelius)'un kendisiyle hesaplaşma içerisinde olduğu. mantığa uygun yaşamak, ölüm, hayat, eleştiriler vb. üzerine yazdığı aslında bir günlük gibi olan günlük notlardan oluşuyor.
kitaptan en sevdiğim sözler:
"kelimeler fikirdir, gerçek değil. tek gerçek eylemdir."
"eğer bir şey başkası için mümkünse, senin içinde mümkündür."
kitaptan en sevdiğim sözler:
"kelimeler fikirdir, gerçek değil. tek gerçek eylemdir."
"eğer bir şey başkası için mümkünse, senin içinde mümkündür."
devamını gör...
güne bir fotoğraf bırak
ve aşk; karışmaktı birbirine...
1. edit: bir yazar “eymir’in güzeli” (bkz: thedansözkiller) bu görsele “bütünleşmek” dedi. bu söze kayıtsız kalamazdım.
2. edit: sözlüğün “sarrafı” madalya canavarı (bkz: ateist kaplumbağa) bu görsel için “tutku” dedi. ne de güzel dedi.
3.edit: sözlüğün felsefecisi, kelimelere dans ettiren yazarı (bkz: kuzguncuktaki vişne) bu görsel için “paylaşmak” dedi. ekleyip paylaşıyorum.
4. edit: sözlüğümüzün editörü, benim kılavuz kaptanım (bkz: evernevergreen) bu görsel için “körü körüne” dedi. kör oldum!
5. edit: sözlüğe bahar getiren yazar, eski bir dost (bkz: bahargözlükız) bu görsele “bir iken biz olmak” dedi. bana eklemek düştü.
6. edit: sözlüğün piri, kelimelere rövaşata çakan yazarı (bkz: domestic hıyar) bu görsel için “birlikte yanmak” dedi. yine yaktı beni!
7. edit: sözlüğün şiir dilli yazarı, kafa’mızın demi (bkz: yedinci dem) bu görsel için “sonsuz” dedi. aşkı tarif etti.
8. edit: sözlüğün gizemli yazarı (bkz: evcil cadi maki civcivi) bu görsel için “”efsunkâr” dedi. yine efsunladı bizi.
9. edit: sözlüğün romantik yazarı, kelime avcısı (bkz: rimbaud) bu görsel için “esaret” dedi. yine nokta atışı yaptı.
10. edit: ve sözlüğün güler yüzlü moderatörü (bkz: eyluling) bu görsel için “bir olmak” dedi. yine tüm yazarları bir’leştirdi.
11. edit: sözlüğün asi ve zeki yazarı (bkz: aidenjude) bu görsel için “gözü kapalı sevmek” dedi. gözüm kapalı ekledim.
12. edit: sözlüğün en yaratıcı nickli yazarı (bkz: belki üstümüzden bir tır geçer) bu görsel için “özlem” dedi. hasreti anlattı.
13. edit: sözlüğün format kraliçesi, tanımların özü, sözü yazarı (bkz: mahlassızım) bu görsel için “var olmak” dedi. katkısıyla bu entry var oldu.
not: katkı veren tüm dostlara teşekkür ediyorum. birlikte bir entry içinde 15 tanım yaparak sanırım bir ilki başardık. ilk sözü ben söylemiştim, kapanışı yine ben yapayım. bu görsel bana o güzel şarkıyı hatırlatmıştır. “nefesim nefesine”
“bütünleşmek” “tutku” “paylaşmak” “körü körüne” “biz olmak” “birlikte yanmak” “sonsuz” “efsunkâr” “esaret” “bir olmak” “gözü kapalı sevmek” “özlem” “var olmak” “nefesim nefesine”
1. edit: bir yazar “eymir’in güzeli” (bkz: thedansözkiller) bu görsele “bütünleşmek” dedi. bu söze kayıtsız kalamazdım.
2. edit: sözlüğün “sarrafı” madalya canavarı (bkz: ateist kaplumbağa) bu görsel için “tutku” dedi. ne de güzel dedi.
3.edit: sözlüğün felsefecisi, kelimelere dans ettiren yazarı (bkz: kuzguncuktaki vişne) bu görsel için “paylaşmak” dedi. ekleyip paylaşıyorum.
4. edit: sözlüğümüzün editörü, benim kılavuz kaptanım (bkz: evernevergreen) bu görsel için “körü körüne” dedi. kör oldum!
5. edit: sözlüğe bahar getiren yazar, eski bir dost (bkz: bahargözlükız) bu görsele “bir iken biz olmak” dedi. bana eklemek düştü.
6. edit: sözlüğün piri, kelimelere rövaşata çakan yazarı (bkz: domestic hıyar) bu görsel için “birlikte yanmak” dedi. yine yaktı beni!
7. edit: sözlüğün şiir dilli yazarı, kafa’mızın demi (bkz: yedinci dem) bu görsel için “sonsuz” dedi. aşkı tarif etti.
8. edit: sözlüğün gizemli yazarı (bkz: evcil cadi maki civcivi) bu görsel için “”efsunkâr” dedi. yine efsunladı bizi.
9. edit: sözlüğün romantik yazarı, kelime avcısı (bkz: rimbaud) bu görsel için “esaret” dedi. yine nokta atışı yaptı.
10. edit: ve sözlüğün güler yüzlü moderatörü (bkz: eyluling) bu görsel için “bir olmak” dedi. yine tüm yazarları bir’leştirdi.
11. edit: sözlüğün asi ve zeki yazarı (bkz: aidenjude) bu görsel için “gözü kapalı sevmek” dedi. gözüm kapalı ekledim.
12. edit: sözlüğün en yaratıcı nickli yazarı (bkz: belki üstümüzden bir tır geçer) bu görsel için “özlem” dedi. hasreti anlattı.
13. edit: sözlüğün format kraliçesi, tanımların özü, sözü yazarı (bkz: mahlassızım) bu görsel için “var olmak” dedi. katkısıyla bu entry var oldu.
not: katkı veren tüm dostlara teşekkür ediyorum. birlikte bir entry içinde 15 tanım yaparak sanırım bir ilki başardık. ilk sözü ben söylemiştim, kapanışı yine ben yapayım. bu görsel bana o güzel şarkıyı hatırlatmıştır. “nefesim nefesine”
“bütünleşmek” “tutku” “paylaşmak” “körü körüne” “biz olmak” “birlikte yanmak” “sonsuz” “efsunkâr” “esaret” “bir olmak” “gözü kapalı sevmek” “özlem” “var olmak” “nefesim nefesine”
devamını gör...
helin
en sevdiğim isimlerden biri,kulağa hoş geliyor.
devamını gör...
bipolar duygudurum bozukluğu
manik ve depresif olarak isimlendirilen iki aşırı uç arasında gidip gelinen bir duygudurum bozukluğudur. nedenleri arasında beyindeki kimyasal dengesizlikler, genetik aktarım ve tetikleyici faktörler yer almaktadır. mani anormal bir şekilde aşırı neşeli, enerjik olma durumudur. bu dönemdeyken aşırı para harcama, yerinde duramama, uyku bozuklukları, özgüvende aşırı artışla karakterizedir. depresif dönem ise bunun tam tersi belirtilere sahiptir. kişi manik dönemdeyken büyüklük sanrıları ile kendini peygamber, başbakan, ermiş zannedebilir. klinikte bir hocamız "her ay kliniğe bir allah ya da peygamber olduğunu iddia eden kişi yatırıyoruz" demişti. manik dönemde kişi kendini o olduğuna o kadar inandırıyor ki bu amaç için kendisine ya da başkasına zarar verebilir. tedavi için ilaçla birlikte doktor gözetiminde tutulması da istenebiliyor. kısa bir süre yaptığım stajda isa'yı doğuracağını iddia eden hamile bir kadın vardı, hamile olduğu için ilaç da kullanamıyordu. zor hastalık gerçekten, fark etmesi daha da zor olabiliyor.
devamını gör...
astral seyahate çıkmak üzereyken odaya dalıp pişmaniye alır mısın abi iki kutu beş lira diyen adam
dün gece başıma gelen rezalet olay.
böyle tam akşam egzersizlerimi yapmışım, detoks suyumu içmişim, bir güzel duşumu alıp kremlenmişim, 5 dakika meditasyon sonrası yatağa geçmişim ki, bu sesle irkildim. abi inanır mısın tam böyle transa geçmişim vücudum karıncalanmaya başlamış, dayı başımda dikildi:
"abi pişmaniye alır mısın, izmit pimaniyesi bak yemeyen bin pişman"
"ya abii gitsene artıkk kurtulamayacak mıyım sizden ya?? her yolculukta başımda dikiliyorsunuz!!"
"bak iki kutu beş lira tek alırsan yedi lira."
"abicim istemiyorum pişmaniye falan. ben yemiyorum öyle şeylerr. gider misin artıkk!"
"tamam gülüm, bu kadar kızma biz de ekmek parası...."
"gittt!!! artık!!!"
bir daha uzun bir süre transa geçemedim. aradaki gümüş kordon da koptu. tekrar mars saatinin ay'a 1.3 derece orb'ta geçmesini bekleyeceğiz.
böyle tam akşam egzersizlerimi yapmışım, detoks suyumu içmişim, bir güzel duşumu alıp kremlenmişim, 5 dakika meditasyon sonrası yatağa geçmişim ki, bu sesle irkildim. abi inanır mısın tam böyle transa geçmişim vücudum karıncalanmaya başlamış, dayı başımda dikildi:
"abi pişmaniye alır mısın, izmit pimaniyesi bak yemeyen bin pişman"
"ya abii gitsene artıkk kurtulamayacak mıyım sizden ya?? her yolculukta başımda dikiliyorsunuz!!"
"bak iki kutu beş lira tek alırsan yedi lira."
"abicim istemiyorum pişmaniye falan. ben yemiyorum öyle şeylerr. gider misin artıkk!"
"tamam gülüm, bu kadar kızma biz de ekmek parası...."
"gittt!!! artık!!!"
bir daha uzun bir süre transa geçemedim. aradaki gümüş kordon da koptu. tekrar mars saatinin ay'a 1.3 derece orb'ta geçmesini bekleyeceğiz.
devamını gör...
çaylakların açmak istediği başlıklar
evet çaylaklar! açmak istediğiniz başlıkları söyleyin ve biz sizin yerinize açalım.
siz bize bir fikir vereceksiniz, biz de ekmeğini yiyeceğiz. gelsiin karmalar.
siz bize bir fikir vereceksiniz, biz de ekmeğini yiyeceğiz. gelsiin karmalar.
devamını gör...
tu m'as manqué
fransızcada özlemek kelimesi olmadığı için yerine kullanılan bu sözcük ;sen bende eksiksin manasına gelmektedir.düşünsenize seni özlemek beni eksiltiyor demek gibi bir şey.fransızlar gerçekten nazik insanlar.
devamını gör...
11 kere üst üste fake hesap açan yazar
kaç para lan bir doğukan dedirten durumdur.
parasını verelim salalım doğaya, o da rahatlasın biz de.
parasını verelim salalım doğaya, o da rahatlasın biz de.
devamını gör...
erkeklerin kaba olması
be de istisnayim kardeşim. sözlüğün tüm erkeklerini bu başlık altında istisna olduklarını deklare etmeye davet ediyorum. valla hepimiz öyleyiz.
devamını gör...
z kuşağı dili ve edebiyatı
içerisine her gün onlarca kelime ve kelime öbeği almaya devam eden bir daire.
örnekler:
- aga be
- aşko
- bro
- bruh
- boş yapmak
- boomer
- bullshit
- bi salın
- buna düşmeyen de ne bileyim
- cringe olmak
- dewamke
- yargı dağıtmak
örnekler:
- aga be
- aşko
- bro
- bruh
- boş yapmak
- boomer
- bullshit
- bi salın
- buna düşmeyen de ne bileyim
- cringe olmak
- dewamke
- yargı dağıtmak
devamını gör...
spontane radyo yayını
hayatta ‘dursun zaman’ı entellere kaptıramam. bu benim şarkım. tapusu bende. * 6 dakikalık başka dünyaya gidip geliyorum.
devamını gör...
sözler köşkü
tehlikeli, çok tehlikeli adamlar.
lan uyanmanız için illa hepinizi tek tek uyarmamız mı gerekiyor ? bu millet neden sürekli aynı katakulliye düşüyor ?
lan uyanmanız için illa hepinizi tek tek uyarmamız mı gerekiyor ? bu millet neden sürekli aynı katakulliye düşüyor ?
devamını gör...
film önerileri
little women (2019)
devamını gör...
richard estes
1932 doğumlu hiperrealist-fotogerçekçi akımın öncülerinden, amerikalı ressam.
eserlerinin konusunu şehirden alıyor. eserlerinde apartmanları, otobüsleri, vitrin camlarını, kısacası şehrin günlük manzaralarını resmediyor.
fotogerçekçi bir ressam demiştim. manzaraların fotoğrafını çekip fotoğrafın aynısını tüm detaylarıyla tuvale resmeden bir sanatçı kendisi. hemen bir örnek iliştiriyorum.
the plaza (1991)
fotoğraf değil resim bu. evet. çok küçük ve belli olmayan fırça darbeleriyle çizilen eserlerin tamamlanması aylar sürüyormuş. belli zaten. beynimin bunun bir resim mi yoksa fotoğraf mı olduğunu anlaması biraz uzun sürdü.
eserlerini incelemek isteyenler için buradan
kaynak
eserlerinin konusunu şehirden alıyor. eserlerinde apartmanları, otobüsleri, vitrin camlarını, kısacası şehrin günlük manzaralarını resmediyor.
fotogerçekçi bir ressam demiştim. manzaraların fotoğrafını çekip fotoğrafın aynısını tüm detaylarıyla tuvale resmeden bir sanatçı kendisi. hemen bir örnek iliştiriyorum.
the plaza (1991)fotoğraf değil resim bu. evet. çok küçük ve belli olmayan fırça darbeleriyle çizilen eserlerin tamamlanması aylar sürüyormuş. belli zaten. beynimin bunun bir resim mi yoksa fotoğraf mı olduğunu anlaması biraz uzun sürdü.
eserlerini incelemek isteyenler için buradan
kaynak
devamını gör...
can yücel
bugün dünyayı istediğin bir renge boya
rengârenk batan günü al karşına
bir renk de kendinden kat
çocuklar gibi saf, temiz ve berrak
kapat gözlerini bir hikâye yarat
vazgeçme hissedilir biraz da sıcaklığını kat
kalbindeki elleri bırakma sıkıca tut
çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt
yalnızlığın saltanatını sür, sür ama
birikmiş sevginden, herkese bir parça ver
bir tebrik, bir arama bin umuttur insana
mutlu yıllar, mutlu yıllar sana.
rengârenk batan günü al karşına
bir renk de kendinden kat
çocuklar gibi saf, temiz ve berrak
kapat gözlerini bir hikâye yarat
vazgeçme hissedilir biraz da sıcaklığını kat
kalbindeki elleri bırakma sıkıca tut
çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt
yalnızlığın saltanatını sür, sür ama
birikmiş sevginden, herkese bir parça ver
bir tebrik, bir arama bin umuttur insana
mutlu yıllar, mutlu yıllar sana.
devamını gör...
