roman okumak gereksizdir diyen tip
okumayanın hali karşımda denilerek savulacak tiptir.
devamını gör...
bildirim mutluluğu
gerçekten böyle bir şey var, bildirim gelince insan mutlu olur mu? oluyormuş.
devamını gör...
bir normal sözlük yazarına yürümek
herkesin ben yapmam deyip yaptığı (bazen farkında olmadan ) yaptığı eylemdir sonuçta hepimiz aynı gemideyiz, hava ve zemin müsaitse neden olmasın burası sosyal bir platform.
devamını gör...
kerpiçten yapılmış cenne ulu camii
mali'deki cenne ulu camiinin yapısını kerpiçle* iç içe geçmiş odunlar sağlıyor. 13. yüzyılda saray olan yapı, daha sonra camiiye dönüştürüldü.
gevşek yapısından dolayı her yıl yağmur ve rüzgardan dolayı aşınan camii halk tarafından her yıl çamurlarla sıvanmaktadır.
gevşek yapısından dolayı her yıl yağmur ve rüzgardan dolayı aşınan camii halk tarafından her yıl çamurlarla sıvanmaktadır.
devamını gör...
sevgi
sevgi mi? şaka yapmıyorum, sevmekten ve sevilmekten korkmalısın en kolay dönüşebilen duygu sevgidir. üstelik nefret gibi iğrenç bir şeye dönüşür sevgi. birinin sizden direkt nefret etmesi idare edilebilir bir şeydir ama sizi seven birinin sevgisinin şiddetini negatife yani nefrete dönüştürüp yansıtması gayet ağır bir şeydir. aslında çoğu şeyi kötü yapan şey potansiyelidir. sevgide bu yüzden tehlikelidir.
devamını gör...
hiçbir şeye tahammülü kalmayan insan
uzun uzun cümleler kurmak yerine kısa yazmayı da tercih eder aynı zamanda.
devamını gör...
sınıf başkanlığı
oylamada hep erkekleri sınıf başkanı yapan sınıfa isyan etmem sonucunda öğretmenimizin beni oylamasız başkan yardımcısı yapmasına sevinememiştim. güler misin ağlar mısın? ben bunu istememiştim ki. neyse hep erkekleri konuşanlar kısmına yazıp kendimce intikam almaya çalışmıştım. benden sonra da kızların oylamayı kazanması için çalışmalar yürütmüştüm hey gidi hey.
devamını gör...
avatar: the last airbender
ateş ulusunun sahip olduğu refahı tüm dünyaya yaymak için başlattığı savaşı bitirmeye çalışan, 13 yaşındaki bir çocuğun (bkz: aang) ve arkadaşlarının (bkz: sokka)(bkz: toph)(bkz: katara) (bkz: zuko) maceralarını anlatan çizgi dizi.
tüm elementleri bükmeyi belirli bir sıra ile öğrenmesi gerekir ki bu da avatar döngüsünün sırasıdır. ateş, hava, su, toprak. avatar her öldüğünde sıradaki ulusta tekrar hayat bulur. ateş kralı ozai bu döngüyü bozmak için tüm hava ulusunu katletmiş sadece bir hava bükücü kurtulmuştur. zaten dizinin adı da bu yüzden last airbender dır.
legend of korra serisinde tüm avatar döngüleri, iki kadim ruh raava ve vaatu, ilk avatar detaylıca anlatılsa da mavi ruhlar konusuna pek değinilmemiştir. merak edenler için sorası spoiler;
--! spoiler !--
avatarın ne zaman doğacı hangi ulusta doğacağı bilindiği gibi ona yolculuğunda eşlik edip element bükmeyi öğretecek bir de mavi ruhlar vardır. bu kişiler de avatarın doğumuyla doğar, hayatlarını sahip olduğu ulusun en iyisi olmak için harcar ve avatarı geliştirirler. avatar bir buz kütlesinde 100 yıl kalınca onun dönemi için kader tarafından seçilen mavi ruhlar değişen kader karşısında işe yaramaz duruma düşmüştür. örnek vermek gerekirse kral bumi bu mavi ruhlardan toprak bükmeyi öğretecek kişiydi ama onun öğretileri avatarın ortaya çıktığı döneme uygun olmadığından avatarı eğitmeti reddetmiş, avatara "toprağı dinlemeyi bilen" bir toprak bükücüye yönlendirmiştir. bumi barış zamanının hocası iken şartlar savaşa yönelik hoca bulmayı gerektirmekteydi. (savaş ve barış durumu mavi ruhlarını daha sonra detaylıca açıklarım)
--! spoiler !--
tüm elementleri bükmeyi belirli bir sıra ile öğrenmesi gerekir ki bu da avatar döngüsünün sırasıdır. ateş, hava, su, toprak. avatar her öldüğünde sıradaki ulusta tekrar hayat bulur. ateş kralı ozai bu döngüyü bozmak için tüm hava ulusunu katletmiş sadece bir hava bükücü kurtulmuştur. zaten dizinin adı da bu yüzden last airbender dır.
legend of korra serisinde tüm avatar döngüleri, iki kadim ruh raava ve vaatu, ilk avatar detaylıca anlatılsa da mavi ruhlar konusuna pek değinilmemiştir. merak edenler için sorası spoiler;
--! spoiler !--
avatarın ne zaman doğacı hangi ulusta doğacağı bilindiği gibi ona yolculuğunda eşlik edip element bükmeyi öğretecek bir de mavi ruhlar vardır. bu kişiler de avatarın doğumuyla doğar, hayatlarını sahip olduğu ulusun en iyisi olmak için harcar ve avatarı geliştirirler. avatar bir buz kütlesinde 100 yıl kalınca onun dönemi için kader tarafından seçilen mavi ruhlar değişen kader karşısında işe yaramaz duruma düşmüştür. örnek vermek gerekirse kral bumi bu mavi ruhlardan toprak bükmeyi öğretecek kişiydi ama onun öğretileri avatarın ortaya çıktığı döneme uygun olmadığından avatarı eğitmeti reddetmiş, avatara "toprağı dinlemeyi bilen" bir toprak bükücüye yönlendirmiştir. bumi barış zamanının hocası iken şartlar savaşa yönelik hoca bulmayı gerektirmekteydi. (savaş ve barış durumu mavi ruhlarını daha sonra detaylıca açıklarım)
--! spoiler !--
devamını gör...
vişneizm
hiç üşenme'den, zevk ile okuduğum, her okuduğum satırda bana bir bilgi daha katan değerli yazar, yazdığı her satırda emek ve bilgi var ilim var, teşekkür eder yazılarının devamını diliyorum.
devamını gör...
türkiye covid 19 aşılama hızı
(bkz: speedy gonzales)
devamını gör...
zenci erkeklerin çekici bulunma sebepleri
buyurun faşist bir başlık daha.. siz kötüledikçe biz öveceğiz!..*
bi kere bi'tarzları var. öyle her şeyi, aman üzerimde kıyafet olsun diye giyinip çıkmıyorlar. özenle seçiyorlar.
kasıntı değiller; hayatı, yerine göre ipliyorlar.
laçka değiller; hayatın ciddi yanlarını ti'ye almıyorlar.
atletikler; basketbol ve hiphop en çok onlara yakışıyor.
ve tabi gelelim benim en önem verdiğim özelliğe: ağırlar, sakinler: bi'şeyleri yeni öğrenmiş ergen hareketleri, yaşı büyüse de kendi olgunlaşamamış ebleh tavırları yok...
bu da başıboş başlıklara armağanımdır.dileyen üzerine giyer dolaşır*
bi kere bi'tarzları var. öyle her şeyi, aman üzerimde kıyafet olsun diye giyinip çıkmıyorlar. özenle seçiyorlar.
kasıntı değiller; hayatı, yerine göre ipliyorlar.
laçka değiller; hayatın ciddi yanlarını ti'ye almıyorlar.
atletikler; basketbol ve hiphop en çok onlara yakışıyor.
ve tabi gelelim benim en önem verdiğim özelliğe: ağırlar, sakinler: bi'şeyleri yeni öğrenmiş ergen hareketleri, yaşı büyüse de kendi olgunlaşamamış ebleh tavırları yok...
bu da başıboş başlıklara armağanımdır.dileyen üzerine giyer dolaşır*
devamını gör...
dahi olan insanların melankolik olması
bunun sebebi zekayla ilintili genlerin aynı zamanda depresyonu da tetiklemesidir. yani başka bir deyişle o genler olmazsa depresyon olmaz, ama deha da olmaz. yani dahi insanlar genellikle melankoliktir evet. mesela patronlarının öylesine söylediği bir cümleyi aşırı derece analiz edip kafaya takarlar ve bu onları üzebilir. kısaca sıradan insanları pek üzmeyen durumlar, olaylar onlar için yeterince kalp kırıcı olabilir. bu yüzden zeki olduğunu düşündüğünüz insanlarla konuşurken biraz daha empatiyle yaklaşırsanız onları çok mutlu edemezsiniz belki ama en azından üzmezsiniz.
edit: dahiler genellikle melankoliktir demek, melankolik insanlar genelde dahidir demek değildir arkadaşlar.
edit: dahiler genellikle melankoliktir demek, melankolik insanlar genelde dahidir demek değildir arkadaşlar.
devamını gör...
fiyat performans olarak en ideal kitap alışveriş sitesi
bkm değildir efendim. zira ellerinde olmayan kitapların durumunu güncelleme zahmetine bile girmiyorlar. aldığım ona yakın kitaptan iki ya da üçü geldi. ben kitaplarımı idefix babil ve kitapyurdunu karşılaştırarak alıyorum. en ucuzu hangisiyse. genellikle kitapyurdu oluyor. bugüne kadar herhangi bir problem de yaşamadım.
devamını gör...
sözlüğe 90'lardan bir şarkı bırak
ayşegül aldinç
beni hatırla.
hakan peker,
kaldı anıların.
nazan öncel,
geceler kara tren.
beni hatırla.
hakan peker,
kaldı anıların.
nazan öncel,
geceler kara tren.
devamını gör...
dine hakaret edenlerin saygı beklemeleri
(bkz: okumayın zaman kaybı)
edit: başlığı açan sıkıcı nickine sahip yazar topuklamış başlık başa kalmış. saçmalamıştı işte.
edit: başlığı açan sıkıcı nickine sahip yazar topuklamış başlık başa kalmış. saçmalamıştı işte.
devamını gör...
kızılötesi
ya üzgünüm ama benim aklıma hep serdar ortaç'ın poşet şarkısı geliyor.
aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem.
aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem.
devamını gör...
pontiac
pontiac, 1720 - 1769. fransa ve kızılderili savaşı'nda, fransa'nın britanya imparatorluğuna yenilmesi ve o zamanlar new france diye anılan kanadaya, ingiliz ordusu ve göçmenlerin gelmesi üzerine, 1763'te isyan başlatan ottawa kabilesinin reisidir.
büyük göller bölgesindeki ottawa, ojibwe, potawatomi, miami, shawnee, sauk, kickapoo, menominee, winnebago ve huron... kabilelerini birleştirmiş ve her kabileyi en yakın kale yada yerleşim yerlerine saldırtmıştır. pontiac'ın planı iyi uygulandı ve birçok yerde askerleri ve yerleşimcileri yok edebildiler. ama sonu gelmeyen ingiliz ordularına karşı 1766'da barış yapmak zorunda kaldı.
1769'da peoria kabilesini ziyaret ederken bir kızılderili tarafından öldürülmüştür. onu öldüren kızılderilinin, yeniden isyan edeceğine dair şüphelenen ingilizler tarafından tutulduğu söyleniyor.
büyük göller bölgesindeki ottawa, ojibwe, potawatomi, miami, shawnee, sauk, kickapoo, menominee, winnebago ve huron... kabilelerini birleştirmiş ve her kabileyi en yakın kale yada yerleşim yerlerine saldırtmıştır. pontiac'ın planı iyi uygulandı ve birçok yerde askerleri ve yerleşimcileri yok edebildiler. ama sonu gelmeyen ingiliz ordularına karşı 1766'da barış yapmak zorunda kaldı.
1769'da peoria kabilesini ziyaret ederken bir kızılderili tarafından öldürülmüştür. onu öldüren kızılderilinin, yeniden isyan edeceğine dair şüphelenen ingilizler tarafından tutulduğu söyleniyor.
devamını gör...
ilyada roman olsun
".... ister çamurdan olsun" diye devam eden homeros eseri. bu dava uğruna çok mücadele vermiştir. saygıyla anıyorum.
devamını gör...
adalet
çok ikircikli bir kavram. özellikle sosyal açıdan.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
devamını gör...

