varoluş sancısı çektiği halde insanın bu dünyadan gitmek istememesinin sebebi
başlık "son singapur vapuru" tarafından 28.01.2021 18:45 tarihinde açılmıştır.
121.
kirilov cevap verdi buna. çay var mı çay?
devamını gör...
122.
çünkü acı bile, hiçlikten daha tanıdık.
insan bazen sadece bildiği karanlığa tutunur, bilinmeyen bir aydınlıktansa.
insan bazen sadece bildiği karanlığa tutunur, bilinmeyen bir aydınlıktansa.
devamını gör...
123.
varoluş sancısı çektiğim gün cevaplayacağım, söz.
devamını gör...
124.
bilinmezliktir. insan bilmediği şeyden korkar ya. öbür taraflarda ne var bilmez. ya acı çekerse ya daha kötüsü olursa. sonuçta bu dünyada bir şekilde yaşıyor. yemek yiyor sigara içiyor barınıyor.
sevdikleri var . tabi bir de umudu var her şeye rağmen. amacı var .
sevdikleri var . tabi bir de umudu var her şeye rağmen. amacı var .
devamını gör...
125.
çünkü gakko, hölmek de zor yaşamakda.
devamını gör...
126.
yeterince ıkındığımız gün gideceğiz nasılsa.
devamını gör...
127.
genetik kodlama kaynaklı işletim sistemi. (bkz: beyin)
beyin köşeye sıkıştığında travma, geçici ya da belirsiz süreli uyku modlarını kullanır.
bilinç bölgesi, köşeye sıkıştığı ya da sıkıştığını zannettiği zaman çıkış modu olarak intiharı seçebilir.
bu bir hatadır ama bilinç özgür olabilme gibi bir denge unsuru oluşturduğu için, insan, bir hatanın (düşünsel/mantıksal hastalanmanın) sonucu olarak değil de kendisi için belirlediği misyonların ortadan kalktığı sonucuna vararak intihar edebilir.
konu intihar değil aslında değil mi! varoluş sancısı demek yerine, insanın kendini yaşama sıkı sıkı bağladığı iplerin kopması halinden bahsedilseydi, ben de camus gibi yaklaşmayacaktım başlığa. hatta tanım da girmeyecektim..
beyin köşeye sıkıştığında travma, geçici ya da belirsiz süreli uyku modlarını kullanır.
bilinç bölgesi, köşeye sıkıştığı ya da sıkıştığını zannettiği zaman çıkış modu olarak intiharı seçebilir.
bu bir hatadır ama bilinç özgür olabilme gibi bir denge unsuru oluşturduğu için, insan, bir hatanın (düşünsel/mantıksal hastalanmanın) sonucu olarak değil de kendisi için belirlediği misyonların ortadan kalktığı sonucuna vararak intihar edebilir.
konu intihar değil aslında değil mi! varoluş sancısı demek yerine, insanın kendini yaşama sıkı sıkı bağladığı iplerin kopması halinden bahsedilseydi, ben de camus gibi yaklaşmayacaktım başlığa. hatta tanım da girmeyecektim..
devamını gör...
128.
129.
çoğu insanın ölmeyi değil, öldükten sonra kim arkasından ne yapacak onu merak etmesinden dolayı sanırım. ölürsek göremeyeceğiz çünkü. ölmeden de göremiyoruz gerçi. alkol fiyatları düşmeli.
devamını gör...
130.
umut etmekten vazgeçemeyiz
o da giderse ölüm gelmiş oluyor zaten
o da giderse ölüm gelmiş oluyor zaten
devamını gör...
131.
lan similasyondasın diyoz, adam var oluş diyo.
ben ne diyom davulum ne çalıyo? yok öyle sancı,
böbrek taşı falan dır olsa olsa ya da safra kesesine bi şi oluyodur, filan.
az ye, düz sıç, bok iç. bi şi olmaz ozman.
ben ne diyom davulum ne çalıyo? yok öyle sancı,
böbrek taşı falan dır olsa olsa ya da safra kesesine bi şi oluyodur, filan.
az ye, düz sıç, bok iç. bi şi olmaz ozman.
devamını gör...
132.
“insanın en büyük talihsizliği, yaşamaya devam etme yeteneğidir.”
ama bir bakima da en büyük mucizesi budur. büyük çogunluğumuzun, üzerine iki beden bol gelen ilk travmada intihar etmemiş olması gibi.
en ilkel haliyle canlılar, öncelikle "yaşama" dürtüsü ile hareket eder. bu, evrimsel açıdan, milyarlarca yıl öncesinden genlerimize kazıdığı bir dürtüdür. yani bir bakıma yaşamak, doğanın bize en katı komutudur; nefes almak ve acıkmak gibi.
yaşamına devam etmek için bir hayvan avından ve avcısından hızlı olmaya, bitkiler güneşe uzamaya meyleder. ancak insan sadece biyolojik bir canlı değil; düşünen, sorgulayan, anlam arayan bir zihne sahiptir. bu yüzden de yaşama içgüdüsü ile bilinç arasındaki çatışma insana mahsustur.
bu durumda, varoluş sancısı çeken biri hâlâ yaşamaya devam ediyor ise, bir noktada bu ilkel yaşama dürtüsü galip geliyor olabilir. zihnin zifiri karanlık, sisli katları arasına sızan bir damla ışık, bedenine yaşaması gerektiğini fısıldıyor olabilir. belki de bu anlamsız cendereyi kabullenmiş, işten eve dönerken bir kedinin sırnaşması, bir çocuk ile göz göze gelmesi, bir yağmur damlasının yüzüne dokunması "hâlâ devam edebilirim"e inanmasina sebep olabilir. bağ kurmaya meyilli yapımız, bu etkenlerin arasında sayılabilir. sonuç olarak, evrimsel kodlarımız, zihinsel boşlukta bile bedenin yaşamaya devam etmesini sağlar. bu ilkel dürtü, yalnızca bir içgüdü değil; aynı zamanda belki de insanlığın en büyük trajedisi ve en büyük umududur.
yani evet, anlam bulamayan zihin yenilebilir; ama bedende kayıtlı yaşam arzusu, tuhaf bir şekilde her sabah bizi yeniden yüzeye çıkarabilir. bu bazen bir galibiyet gibi görünür, bazen de kaderin bir cilvesi. ama her iki durumda da, bu çatışma insan varlığının en dramatik sahnelerinden biridir.
ama bir bakima da en büyük mucizesi budur. büyük çogunluğumuzun, üzerine iki beden bol gelen ilk travmada intihar etmemiş olması gibi.
en ilkel haliyle canlılar, öncelikle "yaşama" dürtüsü ile hareket eder. bu, evrimsel açıdan, milyarlarca yıl öncesinden genlerimize kazıdığı bir dürtüdür. yani bir bakıma yaşamak, doğanın bize en katı komutudur; nefes almak ve acıkmak gibi.
yaşamına devam etmek için bir hayvan avından ve avcısından hızlı olmaya, bitkiler güneşe uzamaya meyleder. ancak insan sadece biyolojik bir canlı değil; düşünen, sorgulayan, anlam arayan bir zihne sahiptir. bu yüzden de yaşama içgüdüsü ile bilinç arasındaki çatışma insana mahsustur.
bu durumda, varoluş sancısı çeken biri hâlâ yaşamaya devam ediyor ise, bir noktada bu ilkel yaşama dürtüsü galip geliyor olabilir. zihnin zifiri karanlık, sisli katları arasına sızan bir damla ışık, bedenine yaşaması gerektiğini fısıldıyor olabilir. belki de bu anlamsız cendereyi kabullenmiş, işten eve dönerken bir kedinin sırnaşması, bir çocuk ile göz göze gelmesi, bir yağmur damlasının yüzüne dokunması "hâlâ devam edebilirim"e inanmasina sebep olabilir. bağ kurmaya meyilli yapımız, bu etkenlerin arasında sayılabilir. sonuç olarak, evrimsel kodlarımız, zihinsel boşlukta bile bedenin yaşamaya devam etmesini sağlar. bu ilkel dürtü, yalnızca bir içgüdü değil; aynı zamanda belki de insanlığın en büyük trajedisi ve en büyük umududur.
yani evet, anlam bulamayan zihin yenilebilir; ama bedende kayıtlı yaşam arzusu, tuhaf bir şekilde her sabah bizi yeniden yüzeye çıkarabilir. bu bazen bir galibiyet gibi görünür, bazen de kaderin bir cilvesi. ama her iki durumda da, bu çatışma insan varlığının en dramatik sahnelerinden biridir.
devamını gör...
133.
bütün gün uyudum şimdi daha iyiyim.
devamını gör...
