enteresan kimse yazmamış. vefat etti.
devamını gör...

istanbul sözleşmesini okumamış kişi cümlesi. okusanız anlayacaksınız da işte. neyse...
devamını gör...

sevgili robnaja'nın bir tanımında bahsettiği klişedir.

üzerime alınıp yazıyorum. bahsedilen kişi benim ama belirmek isterim ki benim ruhum hala değil hep çocuk. hiç büyümek gibi bir çabam olmadı olmayacakta. hayat zaten istediği zaman seni o kıvama getiriyor. acele etmenin çaba harcamanın gereksiz olduğunu düşünenlerdenim. bahsettiğim olgun olmak değil. bahsettiğim şey kafa olarak büyükler gibi düşünüp, bazı şeylerden vazgeçip, bazı durumlardan utanmak. mesela asansörde sesim yankı yapıyor diye şarkı söylüyorum "komşular duyar, kocaman kız oldum" demiyorum. park boş olunca gidip sallanıyorum. sokakta çocuklarla seksek oynuyorum. hala pamuk şeker yiyorum ama gizli gizli değil. bulutları bazı şekillere benzetiyorum, yıldızları sayıyorum, kapı aralıklarına tırmanıyorum. kimin ne dediği gram umurumda değil. bırak senin de olmasın, hep çocuk kal, onlar gibi gülümse ve yaşa. kısaca "kalbini hep çocuk tut."
devamını gör...

bestecisi mike oldfield olup, 25 dakikalık enstrümantal bir müziktir. oldfiled'ın 17 yaşında bestelemeye başlayıp 19 yaşında bitirdiği müziktir. 1973 yapımı the exorcist filminin main themedir. oldfield enstrümanların çoğunu kendisi çalmıştır.

ne zaman duyulsa bu filmi hatırlatır,bir zamanlar cep telefonu zil sesi olarak çok kullanılırdı.
devamını gör...

grammar pedantry, dil bilgisi kurallarına hakim ve takıntılı olan bireylerin, dil bilgisi hatalarından aşırı derecede rahatsız olması anlamına geliyor. dil bilgisi ukalalığı olarak da biliniyor. aslında buraya kadar biraz tanıdık geliyor.* bu sendromdan muzdarip olan bireyler, dil bilgisi hatası görünce ciddi derecede rahatsız oluyor ve hatayı yapanı da düzeltme yoluna gidiyor. ve bunu bazen kabaca ve aşırı bir tepkiyle yapıyorlar. bu noktada işte düzelteyim derken başka bir hataya doğru yol alınıyor.
grammar pedantry sendromunun nedeni tam olarak bilinmediği zamanlarda karşı tarafı kızdırmak veya alay etmek için böyle takıntılı davranıldığı sanılıyordu. ama daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda obsesif-kompulsif bozukluk olarak görülüyor.
dilbilimci dennis baron tarafından yapılan bir araştırma ile bu sendromun genetik nedenlerden kaynaklı olduğu ve beyindeki konuşma ve ses üretme bölümünde de diğer bireylere göre farklılık olduğu saptanmış.
devamını gör...

albert caraco'nun şaheseri. sert, provokatif bir realizmle yazdığı tamamen doğanın yasalarını aktararak insanlığa edilen bir lanet. çirkin yapıtlarımıza ve putperest cinlenmiş yaşamlarımıza edilen haklı bir küfür. gökten firar eden tanrılara bir lanet. ışık ergüden'in takdir edilesi çabasıyla yayınlanan bu şaheser; şantiyeye dönen şehirlerimizde insanın varlığını sorgulatan bir kitap.

milyarlarca gereksiz akkarınca uğultusunun arasında kendi benliğini kaybederek sadece bir üretim aracı haline gelen sapiens'in nasıl da spermatik bir uyurgezere dönüştüğünü anlatır sayfalarında. çoğalmayı kötülüğün kaynağı olarak görür. üremek bütün melanetlerin başında gelir. oysa ki dünya sodomistler ve otuzbircilerle dolu olsaydı şimdikinden çok daha az sefil çok daha az gülünç olurdu diye haykırır caraco.

paragrafları arasında insanlığın tutmayan ölçülerinden ve yozlaşmış kültürlerinin yarattığı çirkin metropolitan kalıntılarından tiksintiyle söz eder. tüm bu tutarsızlık ve durmadan üretim çılgınlığının devasa bir savaşla son bulacağını bir kahin gibi görür. sorunlarımız çözümsüz kaldıkça savaşa gidiyoruz der, tıpkı ölüme doğru gittiğimiz kesinliği gibi.

üçer beşer üreyen böcek kitlesinin devamlılığını isteyen sahtekar ruhban kesimine olanca öfkesini kusarak tanrının varlığı ile yokluğunun eşit derecede önemsiz olduğunu savunur. sunaklarından dumanlar tüten acı ölüm ve deliliğin artık cinlenmiş insanın, üreyip her şeyi kirleten insanın tapındığı küçük korkunç dehşetli putlar olduklarını anlatır.

işte atalarımız bu cehennem sirkine bizi umursamazca atan kültür despotlarıydı. tarihi kendi üzerine bir döngüyle döndürmenin yaşamak olduğunu sandılar ve gelecek nesillere çirkinliklerini aktararak inlemeler içinde eciş bücüş hücrelerde ölüme kurban verildiler.

her gün yaşadığımız kollektif cinneti ve esasında buradan çıkışın yollarını anlatan "son peygamber"in bu sert,karanlık ve son derecede gerçekçi eseri; hakikate yaklaşmak için okunması gereken bir başucu kitabı niteliğinde.
devamını gör...

sevdiğiniz insanlarla iletişim kurup gülüyorsanız değerdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o kadar yavaş ölüyoruz ki, yaşadığımızı sanıyoruz.
devamını gör...

nâzım hikmet her gün sevgilisi vera'yı ziyaret edermiş ve çikolata, şekerleme götürürmüş. bir gün vera'nın arkadaşı onu uyarmış; "vera çikolata sevmez."

"ne sever?

" salatalık turşusu!"

nâzım bunu öğrendikten sonra her gün elinde bir kavanoz salatalık turşusuyla vera'nın kapısını aşındırmaya devam etmiş.
devamını gör...

bulundugu ortamlarda surekli dikkat cekmeye calisan dikkati uzerinde tutmak icin sekilden sekile giren insandir
devamını gör...

işte cehalet, işte ot beyinlilik, işte koyunluk!
devamını gör...

kendim.
bunun arayacak kimsem olmaması ile alakası yok, sorunlarımı, dertlerimi yalnızca kendim çözebiliyorum. bir başkasına anlatmak daha karmaşık hâle getiriyor her şeyi.
devamını gör...

(bkz: su çok güzel gelsene)
devamını gör...

bazıları unutulmaz.uzun yıllar geçince kişilikler de oturunca artık paylaşacak bir şeyiniz kalmamıştır.
devamını gör...

dünyanın en çok okunan romanlarından, (bkz: charles dickens) eseri. fransız devrimi öncesinde paris-londra ekseninde geçen hikaye, edebiyat dünyasının klasikleri arasında yer alır.

--- alıntı ---

zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü... akıl çağıydı, akılsızlık çağıydı... inanç devriydi, kuşku devriydi... mevsimlerden aydınlık'tı, mevsimlerden karanlık'tı... umudun baharını, çaresizliğin kışını yaşıyorduk. elimizde hem her şeyimiz vardı, hem de hiçbir şeyimiz yoktu. hepimiz ya cennete gidecektik, ya da doğruca öteki tarafa.

--- alıntı --- (handan ünlü haktanır çevirisinden)
devamını gör...

söyleyenin kim olduğuna göre değişir. iki gün önce tanışılan biri lan derse tabii ki garipsenir, hatta kınanır ama gel gelelim söyleyen(şaka babında, arkadaşça) kişi yakın olunca garip karşılanmaz.

arkadaşlar arasında birçok kelimenin yeri ayrıdır ve söylenmesi uygunsuz olmaz. başlığın ne kast ettiğini bilmiyorum ama düşüncem bu yönde.
devamını gör...

zirve yapacaktır muhtemelen. ağşama gadar döt büyütüp sözlüğe yazacağız holley...benjamin bittin olm sen.
devamını gör...

porta aurea ya da yaldızlı kapı ya da yedikule kapısı olarak bilinen, ii. theodosius tarafından 413 yılında yaptırılan, yedikule'de bulunan istanbul sur kapılarından biri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
altın kapı, ortada bulunan büyük kemerli kapı ile iki yanında bulunan iki küçük kemerli kapıdan oluşur. bu kapı savaştan dönen imparatorlar için tören yapmak ve imparatorların alayıyla şehre girmesi için kullanılmış. imparatorlar şehre girerken orta kapıdan zafer elde ettikleri zaman geçerlerdi. küçük kemerli kapılar halk içindi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kapının üzerinde ''avea saecla gerit qui portam constrvit auro''* ve ''haec loca thevdosivs decorat post fata tyranni”* yazan kitabeler bulunuyordu. buradan altın kapı'nın bir zafer takı olduğunu, imparatorun bu kapıyı bir zaferin ardından inşa ettirdiğini anlıyoruz.
altın kapının iki tarafında kuleler bulunuyor. kulelerin üzerinde yine günümüze ulaşmamasına rağmen nike heykellerinin bulunduğu, kapının üzerinde ise fil heykelleriyle beraber ii. theodosius'un heykeli bulunduğu düşünülüyor. ilk fotoğrafta görebiliyoruz.
altın kapı adını gerçekten altından yapılmış kapılardan alıyor ama 1204 latin istilasıyla beraber kapılar kaçırılmış ve günümüze ulaşamamış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
altın kapıdan şehre girdiğinizde, önünüzde uzanan fotoğraftaki yolu takip ettiğinizde sizi osmanlı'daki divan yoluna (günümüzdeki eminönü'ne giden tramvay yolu) bağlanarak sultanahmet'e kadar götürüyor.
istanbul'un fethinden sonra altın kapı ve kulelere üç kuleli bir sur eklenerek yedikule hisarı inşa edildi. bugün yedikule hisarı açık hava müzesine dönüştürülmüş durumda. randevu alarak rehber eşliğinde restorasyonu bitmiş iki kuleyi gezebilir, surlara çıkarak istanbul'u seyredebilirsiniz. çok bina var ama. evet.

paylaştığım bilgileri yedikule hisarı rehberinden öğrendim, kaynak olarak şurayı bırakayım.
görsel kaynak: birinci fotoğraf için kaynak
diğer iki fotoğraf için kaynak: ben.
devamını gör...

herkese ve her şeye karşı acımasız bir insan olmayı düşünmeme sebep olan bir durum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim