sözlüğe fotoğraf yüklemek
işi şakaya vuracaktım ama vuranlar öldürmüş o yüzden direkt bilgi gireyim. *
şahsımın nasıl yaptığını söyleyeyim efendim; imgyukle sitesine girip seçtiğim resmi siteye yüklüyorum, ardından hakkımızda yazan yere tıklıyorum ve karşıma embed paylaşım kodları yazan bir buton çıkıyor. ona da basıyorum ve ikinci linki kopyalıyorum. sonra direkt entry'e yapıştırıyorum kopyaladığım linki, bu kadar. anlatırken uzun ama yapmak iki saniye.
örnek; (bkz: ceset çiçeği), (bkz: baykuş kelebeği)
şahsımın nasıl yaptığını söyleyeyim efendim; imgyukle sitesine girip seçtiğim resmi siteye yüklüyorum, ardından hakkımızda yazan yere tıklıyorum ve karşıma embed paylaşım kodları yazan bir buton çıkıyor. ona da basıyorum ve ikinci linki kopyalıyorum. sonra direkt entry'e yapıştırıyorum kopyaladığım linki, bu kadar. anlatırken uzun ama yapmak iki saniye.
örnek; (bkz: ceset çiçeği), (bkz: baykuş kelebeği)
devamını gör...
tası tarağı toplayıp gitmek istenen yerler
klasik olacak ama sakin bir beldede bahçeli, yeşillikler içinde bir kır evi.
devamını gör...
29 nisan 17 mayıs arası tam kapanma
ıssız adada bile 3 hafta önce değişiklikler bildiriliyor.
asıl survivor türkiye'de!
3 gün önceden öğreniyoruz 3 haftalık kapanmayı!
survivor başlasın
asıl survivor türkiye'de!
3 gün önceden öğreniyoruz 3 haftalık kapanmayı!
survivor başlasın
devamını gör...
z kuşağının siyasi tercihinin ak parti olması
anket cami çıkışında mı yapılmış?
devamını gör...
anneler günü
2007 yılından beri annesizim.
alışılmıyor, kanıksanmıyor, unutulmuyor.
öylece orada duruyor.
canım yansa, başım sıkışsa kullanabileceğim bir kelimem yok, her halimle beni seven tek insan artık yok.
güzel, değişik, hafif deli bir kadındı, çok güçlü, çok inat, çok korumacı.
kardeşler arasından onun o çoğu zaman boğucu korumasından ilk ve tek kurtulan ben oldum, o yüzden bana hem çok kızar hem de alttan alta saygı gibi bişi duyardı, şimdi hayatta olsa "aferin lan hıyar" derdi bak, ondan da eminim..*
özledim kız seni be anne, bu yaşta hem de?
neyse..
sözlükteki tüm annelerin, tüm kadınların anneler gününü kutlarım.
çok yaşayın!
alışılmıyor, kanıksanmıyor, unutulmuyor.
öylece orada duruyor.
canım yansa, başım sıkışsa kullanabileceğim bir kelimem yok, her halimle beni seven tek insan artık yok.
güzel, değişik, hafif deli bir kadındı, çok güçlü, çok inat, çok korumacı.
kardeşler arasından onun o çoğu zaman boğucu korumasından ilk ve tek kurtulan ben oldum, o yüzden bana hem çok kızar hem de alttan alta saygı gibi bişi duyardı, şimdi hayatta olsa "aferin lan hıyar" derdi bak, ondan da eminim..*
özledim kız seni be anne, bu yaşta hem de?
neyse..
sözlükteki tüm annelerin, tüm kadınların anneler gününü kutlarım.
çok yaşayın!
devamını gör...
ucemak
son derece saygılı, efendi ve gerçek bir hızlı tanım girme uzmanı. kendisini daima destekliyor ve başarılarının devamını diliyorum.*
devamını gör...
dersim alevileri ile türkmen alevileri arasındaki farklılık
ırkçılıkta sınır tanımayan bir başlık daha, hastalıklı zihniyetler yapacak bir şey yok. ayrıştırmayı çok seviyorsunuz değil mi ama alevilerin arasında hiçbir fark yoktur hiçbir insanın birbirinden farkı yoktur.
devamını gör...
depresyon
hissedilen her duygu bir şeyler anlatır. o duyguyu okumayı bilmek lazım. nasıl ki vücutta bir anormallik olduğunda vücut bunu çeşitli belirtilerle belli ediyorsa (örneğin; ağrı, ateş vs gibi), ruh da duygularla bir şeyleri anlatmaya çalışır. duygu denen şey zaten ruhumuzun sinyal sistemidir. işte depresyon da bunlardan biri. ancak korkmamak lazım, çünkü eğer kendinizi tanır, duygularınızı okumayı başarır ve kendi kendinizin yöneticisi olursanız üstesinden de rahatlıkla gelebilirsiniz. üstesinden gelmek tabiri de doğru değil aslında. çünkü sorun denen şeyin üstesinden gelinir. depresyonsa sorun değildir aslında. dediğim gibi, ruhunuzun size anlatmak istediği bir şeyleri iletme yoludur. eğer kendinizle iletişime geçebilirseniz, zaten onun da ortadan kaybolduğunu görürsünüz. ve inanın, hayata depresyondaki biri olarak gelmediğiniz gibi, depresyona girdiğinizde de çıkma şansınız var. sonuçta hayata o şekilde gelmediniz ve yaşam sırasında depresyona girersiniz. çıkması da kesinlikle mümkün.
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
devamını gör...
türkiye ne zaman rahat bir nefes alacak sorunsalı
kendini geliştirmeye, düşünmeye, kalbini dinlemeye direnmekten vazgeçtiğimiz zaman,
haksızlıklara boyun eğmediğimiz, söylenmek yerine çatır çatır hakkımızı aramayı öğrendiğimiz zaman,
ülkece rahat bir nefes alacağız.
haksızlıklara boyun eğmediğimiz, söylenmek yerine çatır çatır hakkımızı aramayı öğrendiğimiz zaman,
ülkece rahat bir nefes alacağız.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
devamını gör...
son feci mars
ben ve biricik minik kuşumuz ile birlikte yakın zamanda kurmuş olduğumuz komando timinin üç daimi üyesinden biri.
has bir angara bebesi.* lord of the kebaps.
la bebe, burayı okuyorsan şunu bil ki biz sensiz simidi olmayan çay ve üçgen peynir gibiyiz.* varlığın her daim bizimle olsun. kebap tanrısı seni kutsasın gardaşım.

*
has bir angara bebesi.* lord of the kebaps.
la bebe, burayı okuyorsan şunu bil ki biz sensiz simidi olmayan çay ve üçgen peynir gibiyiz.* varlığın her daim bizimle olsun. kebap tanrısı seni kutsasın gardaşım.

*
devamını gör...
anormal sözlük haber ajansı
olayları sorunları bana söyleyin diyorum..
haber ajansında aktaralım..
var ortada kaos işte...
hayır muhabiri yolluyoruz kapıyı açmıyorsunuz..
davet mektuplarına bakmıyorsunuz...
sonra sesimi duyan var mı tripleri..
geç metnini.. illa vatsap mesaj hattımı kuralım..
taş mı yesin bu millet..
haber ajansında aktaralım..
var ortada kaos işte...
hayır muhabiri yolluyoruz kapıyı açmıyorsunuz..
davet mektuplarına bakmıyorsunuz...
sonra sesimi duyan var mı tripleri..
geç metnini.. illa vatsap mesaj hattımı kuralım..
taş mı yesin bu millet..
devamını gör...
ilk göz ağrım
bu deyimi duydukça aklıma hep gözümün ilk kez ağrıdığı zaman gelir. 1. sınıf olmalı. aile yadigarı astigmat sebep olmuştu bu ağrıya. sonra “bak güneş ışığının açısına göre pembe ve mor tonlarına dönüşüyor.” diyerek beni kandırmış ve gözlük almışlardı. takmadım tabii ki.
insanlara tarla tapan kalır, hiç olmadı köstekli saat. bize de astigmat kalıyor işte.
insanlara tarla tapan kalır, hiç olmadı köstekli saat. bize de astigmat kalıyor işte.
devamını gör...
sözlük kulüpleri
kafa sözlük sevişme kulübü olarak yerimizi alıyoruz.
devamını gör...
albatros
kumun üzerinde eşelenerek açılmış küçük bir çukura sahip basit bir yuvaları vardır.
devamını gör...
en güzel gülen insan
gülüşüyle yaşam verendir.
annemdi.
annemdi.
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
an itibariyla 500 küsür olan yazarlardır.
devamını gör...
milyon dolarlar kazanıldığında alınacak ilk şey
yurtdışı uçak bileti. en müsaitinden.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
"σαν απόκληρος γυρίζω" diyen bir şarkı duyduğum ilk zamanın tadı çoktan kaçtı, sürüden ilk ayrıldığım zamanlardı, daha doğrusu sürüden ayrıldığımı sanacak kadar saf zamanlardı.
şimdi o şarkının izi yine üstümde tepiniyor, o çok iyi bildiği sol tarafımın en tutmaz yerini mesken ediniyor, öylece, kıpırtısızca duruyor.
"bu dünya sana da kalmaz" diyorum, gözlerinin en mavimsi rengi ile gülüyor, öyle bir mavi ki bu, arşipel ardından koşsa yetişemez..
uçuyor sonra, yılgın bir şarkının yılgın sözü paşalimanı'ndan çıkıyor, tüm pire halkını selamlıyor, orada yenilgi yüzü görmüş her insan ve ikonanın içine siniyor, ikonaların çinko kaplı kenarları bile ısınıyor, halkın sol tarafında bir ayazma beliriyor, onları her zaman yalnız bırakan, en iyi zamanlarında bile yanlarına uğramayan panagia'ları bir anda oradaymış gibi davranıyor, halk ona inanıyormuş gibi yapıyor, ben de bu halkı tanıyormuş gibi yazıyorum, çark tamamlanıyor..
şimdi o şarkının izi yine üstümde tepiniyor, o çok iyi bildiği sol tarafımın en tutmaz yerini mesken ediniyor, öylece, kıpırtısızca duruyor.
"bu dünya sana da kalmaz" diyorum, gözlerinin en mavimsi rengi ile gülüyor, öyle bir mavi ki bu, arşipel ardından koşsa yetişemez..
uçuyor sonra, yılgın bir şarkının yılgın sözü paşalimanı'ndan çıkıyor, tüm pire halkını selamlıyor, orada yenilgi yüzü görmüş her insan ve ikonanın içine siniyor, ikonaların çinko kaplı kenarları bile ısınıyor, halkın sol tarafında bir ayazma beliriyor, onları her zaman yalnız bırakan, en iyi zamanlarında bile yanlarına uğramayan panagia'ları bir anda oradaymış gibi davranıyor, halk ona inanıyormuş gibi yapıyor, ben de bu halkı tanıyormuş gibi yazıyorum, çark tamamlanıyor..
devamını gör...
