1041.
1042.
kültürel olarak türkiye'nin en güzel şehri.
devamını gör...
1043.
özlemiş ve biraz unutmuşum. buradayken evden; çayyolu ümitköy hattından pek çıkmadığım için kopuyorum.iki gündür ankara'dayım hatırladım. üstelik hastane ortamı, hayata ve halka karışmak için çok uygun. hava serin, yağışlı olduğundan mütevellit gökyüzü parlak ışıklı bir gri. la gardaş herkes sıraya girmiş. dolmuşlarda değişen bir şey yok. ayrıca ankaralıların hakkı yeniyor. herkes gayet kibar ve yardımsever.tıkır tıkır gidiyor işler. şehir temiz, hastane temiz. her yerde iyi hizmet alıyoruz. insanlar ciddi, small talk falan yok. lüzum varsa konuşuyoruz yoksa boş yapmıyoruz. diğer yandan her tarafta sohbet var. kimse sessizce karşıya bakmıyor, deniz olmadığından herhalde. bolca siyaset konuşuluyor. kulak misafiri olduğum bir sohbette meclis dedikodusu duydum ve bir başka sohbetten tl'nin aslında ülkemizde basılmadığını, darphanede sadece hologramların basıldığını öğrendim. ankara böyle işte; yeni bir şey öğrenmeyeyim, gelişmeyeyim diyemezsin bu şehirde. sonuç olarak özlemişim hem sehri hem bebelerini.
devamını gör...
1044.
herkesin aksine, seviyorum ben burayı..
devamını gör...
1045.
niceleri gibi, ben de seviyorum.
eski günlerine dönmez. çünkü türkiye'nin en yaşanacak yeriydi, depremden sonra bu, 100 kat fazla vatandaş tarafından farkedildi.
hani bir ev vardır, gösterişli değildir, onun 10 katı, komple beyaz instagram evleri vardır millet onları över. bunun yerleri hala klasik cilalı ince parkedir. ama yaşayınca anlarsın, sapasağlamdır. dolapları kaplama değil yek ahşaptır. rutubet sıfırdır, izolasyon tamdır, dışarıdan gelince insan nefesinin açıldığını hisseder. kombiyle, dandik dunduk şeylerle değil sapasağlam kaloriferle ısınır. 19 hertz frekansın altında ses yoktur, insan huzursuz olmaz.
ama kağıt üzerinde hava atman mümkün değildir o evle.
ankara dostlukları böyledir. ankara da böyledir.
tek tek sorunlarını döşeyebilirsiniz, bu sorunların olmadığı şehir gösteremeyeceğiniz için anlamı yok.
he he deniz. haftanın üç günü içindesin ya, onu arıyorsun.
eski günlerine dönmez. çünkü türkiye'nin en yaşanacak yeriydi, depremden sonra bu, 100 kat fazla vatandaş tarafından farkedildi.
hani bir ev vardır, gösterişli değildir, onun 10 katı, komple beyaz instagram evleri vardır millet onları över. bunun yerleri hala klasik cilalı ince parkedir. ama yaşayınca anlarsın, sapasağlamdır. dolapları kaplama değil yek ahşaptır. rutubet sıfırdır, izolasyon tamdır, dışarıdan gelince insan nefesinin açıldığını hisseder. kombiyle, dandik dunduk şeylerle değil sapasağlam kaloriferle ısınır. 19 hertz frekansın altında ses yoktur, insan huzursuz olmaz.
ama kağıt üzerinde hava atman mümkün değildir o evle.
ankara dostlukları böyledir. ankara da böyledir.
tek tek sorunlarını döşeyebilirsiniz, bu sorunların olmadığı şehir gösteremeyeceğiniz için anlamı yok.
he he deniz. haftanın üç günü içindesin ya, onu arıyorsun.
devamını gör...
1046.
yazın kısmetse gideceğim lise arkadaşlarımı görmek için.
çok sevdiğim, en bir sevdiğim.
çok sevdiğim, en bir sevdiğim.
devamını gör...
1047.
41 senelik hayatımın 13 senesini geçirdiğim şehir. hayatımın en güzel, ve en kötü zamanlarını burada yaşadım.
bir istanbul'lu olarak söylüyorum; yeri ayrıdır.
bir istanbul'lu olarak söylüyorum; yeri ayrıdır.
devamını gör...
1048.
vay be, herkes sevdiğini yazıyor. bu beni mutlu etti.
ben de toplam 11 senemi ankara'da geçirdim. bu şehri çok sevenlerden biriyim ben de.
valla egeliyim, hayatımın çoğu da deniz(ler)in dibinde geçti, ama "burada/ankara'da deniz yok yeaaaa" diye hiç ağlamadım. haha.
2020'de ayrıldık ankara'dan tamamen, işte korona patladıktan sonra. yani o ara en mantıklı karardı. sonra da ekonomi iyiden iyiye bozulunca dönmedik, oradaki evimizi de kiraya verdik. yani başta sağlık tedbiri ile ilgili—zira oradaki evimiz kolej gibi gayet kalabalık bir semtte ve koronavirüs kapmak bayağı olasıydı orada—sonra dönmememiz bağlamında da aslen ekonomik sebepli bir karardı ankara'dan tamamen ayrılmak. hoş, artık senelerimi dönüşümlü olarak geçirdiğim kuşadası/davutlar ve buca/izmir'i de çok seviyorum. yani kendi açımdan bir problem yok.
"tamamen" dedim ama belli olmayabilir de. bakmışsın bir gün ankara'ya dönmüşüm gene...
ben de toplam 11 senemi ankara'da geçirdim. bu şehri çok sevenlerden biriyim ben de.
valla egeliyim, hayatımın çoğu da deniz(ler)in dibinde geçti, ama "burada/ankara'da deniz yok yeaaaa" diye hiç ağlamadım. haha.
2020'de ayrıldık ankara'dan tamamen, işte korona patladıktan sonra. yani o ara en mantıklı karardı. sonra da ekonomi iyiden iyiye bozulunca dönmedik, oradaki evimizi de kiraya verdik. yani başta sağlık tedbiri ile ilgili—zira oradaki evimiz kolej gibi gayet kalabalık bir semtte ve koronavirüs kapmak bayağı olasıydı orada—sonra dönmememiz bağlamında da aslen ekonomik sebepli bir karardı ankara'dan tamamen ayrılmak. hoş, artık senelerimi dönüşümlü olarak geçirdiğim kuşadası/davutlar ve buca/izmir'i de çok seviyorum. yani kendi açımdan bir problem yok.
"tamamen" dedim ama belli olmayabilir de. bakmışsın bir gün ankara'ya dönmüşüm gene...
devamını gör...
1049.
hayatınızda yaşadığınız veya yaşamaktan korktuğunuz en büyük fiziksel acınızı hayal edin, işte bu şehirdeki güzel anıları tek bir gün bile yeniden yaşamak için gözümü kırpmadan bir an düşünmeden ve zerre tereddüt etmeden o fiziksel acıları kabul ederim.
devamını gör...
1050.
seni sevmeyen ölsün.
an itibariyle ayaklarımın altında. ışıl ışıl. keşke bir helinopterim olsaydı da geceleri üzerinde gezinseydim.
an itibariyle ayaklarımın altında. ışıl ışıl. keşke bir helinopterim olsaydı da geceleri üzerinde gezinseydim.
devamını gör...
1051.
.
devamını gör...
1052.
en sevdiğimi emanet etmeye hazırlandığım şehir. en güvenli, korunaklı yer gibi geliyor. öğrenciyi de sever, onlar tarafından da sevilir hem.
devamını gör...
1053.
1054.
gordion avm’nin kavşağındaki ışıklarda bekliyorum arkadan bi araç vurdu. normalde hikayenin burada bitmesi lazım. çünkü hukuk oluştu. çünkü devletin ışıklarına uymayan o. arkadaki suçlu. medeniyet bunu çözmüş yıllar önce. üstüne konuşmaya gerek var mı? var.
ufak çapta bişey zaten, tamponlara bakıp geçmiş olsun diyip dağılacağız sandım. arabadan 4 farklı renkte 4 abla indi. hepsi fevkalade sarışın, altlı üstlü aynı renkte tayt atlet falan giymişler. mavi tayt, sarı tayt, pembe tayt, beyaz tayt. direkt ss aldım gözlerimle. ulan dedim bunlar ayrı ayrı range’lerden inmeliydi nolmuş bunlara kriz ümitköy’ü de vurmuş.
arka koltuktan görece yaşlı olan ama en fazla 40 gösteren abla direkt kollarımdan tuttu. hayatım bu bir enerji aktarımı, belki biz seni düzelttik belki sen bizi düzelttin dedi. onu bi de tampona sormak lazım diyemedim çok güzel kokuyordu. doğrudur hanımım dedim. hanımım???
eczaneden çıkan bi amca geldi. elinde şeffaf bi poşet içinde de balık var. yanımda bekleyen kurye de diyor ki abi bu mevsimde sazanı nereden buldun? bu çipura dedi. ben niye orayı dinledim bilmiyorum.
neyse kadınları gören arabadan iniyor. biri lastiği tekmeliyor biri tamponları elliyor biri tavanda göçük olabilir diyor ama herkes kadınların arabaya odaklanmış sanki lahey’de savaş suçu inceliyorlar salın babalar şunları mağdurum lan ben burası türkiye mi yav dedim. içimden.
tesadüfen yaklaşan polis aracından iki memur indi. trafik polisi değiller. yoga kampı mı lan burası dedi birisi. içinden. önce araçlara baktılar sonra birbirlerine baktılar sonra bana baktılar. polislerden birisi ne iş yapıyorsun dedi, çalışmıyorum dedim. kafasını salladı diğer polise dönüp tamamdır dedi. işte o “tamamdır” neyi çözdü anlamadım ama otoritenin sezgisine sığınmaktan başka çarem yok. yaşanan her şey çılgın bir mantıkla ilerliyor.
polis tutanak tutalım dedi. kesinlikle tutmalıyız. kadına döndü anlat dedi, kadın da spiritüel frekans kaynaklı temasta bulunduk dedi. dikkatsizlik sonucu çarpma yazdı. okuma yazman varsa iki sayfaya da olayı kuş bakışı çiz dedi. battı çıktının batığında olduğumuzdan kuş ne kadar görebilirse o kadar çizdim. polisin telefonu çaldı, iki grup arasında yaşanan arbedenin ortasındayız ayırıp geleceğiz diyor. arbedeler full estetik, benim grupta cam silen suriyeli var. kadınlara geçmiş olsun demek için döndüğümde çakralarımız hizalandı hiç endişe etme dediler. çiğneyin beni abla nefesimi falan terapi edin kahrolsun ankara renksiz diyenler.
ufak çapta bişey zaten, tamponlara bakıp geçmiş olsun diyip dağılacağız sandım. arabadan 4 farklı renkte 4 abla indi. hepsi fevkalade sarışın, altlı üstlü aynı renkte tayt atlet falan giymişler. mavi tayt, sarı tayt, pembe tayt, beyaz tayt. direkt ss aldım gözlerimle. ulan dedim bunlar ayrı ayrı range’lerden inmeliydi nolmuş bunlara kriz ümitköy’ü de vurmuş.
arka koltuktan görece yaşlı olan ama en fazla 40 gösteren abla direkt kollarımdan tuttu. hayatım bu bir enerji aktarımı, belki biz seni düzelttik belki sen bizi düzelttin dedi. onu bi de tampona sormak lazım diyemedim çok güzel kokuyordu. doğrudur hanımım dedim. hanımım???
eczaneden çıkan bi amca geldi. elinde şeffaf bi poşet içinde de balık var. yanımda bekleyen kurye de diyor ki abi bu mevsimde sazanı nereden buldun? bu çipura dedi. ben niye orayı dinledim bilmiyorum.
neyse kadınları gören arabadan iniyor. biri lastiği tekmeliyor biri tamponları elliyor biri tavanda göçük olabilir diyor ama herkes kadınların arabaya odaklanmış sanki lahey’de savaş suçu inceliyorlar salın babalar şunları mağdurum lan ben burası türkiye mi yav dedim. içimden.
tesadüfen yaklaşan polis aracından iki memur indi. trafik polisi değiller. yoga kampı mı lan burası dedi birisi. içinden. önce araçlara baktılar sonra birbirlerine baktılar sonra bana baktılar. polislerden birisi ne iş yapıyorsun dedi, çalışmıyorum dedim. kafasını salladı diğer polise dönüp tamamdır dedi. işte o “tamamdır” neyi çözdü anlamadım ama otoritenin sezgisine sığınmaktan başka çarem yok. yaşanan her şey çılgın bir mantıkla ilerliyor.
polis tutanak tutalım dedi. kesinlikle tutmalıyız. kadına döndü anlat dedi, kadın da spiritüel frekans kaynaklı temasta bulunduk dedi. dikkatsizlik sonucu çarpma yazdı. okuma yazman varsa iki sayfaya da olayı kuş bakışı çiz dedi. battı çıktının batığında olduğumuzdan kuş ne kadar görebilirse o kadar çizdim. polisin telefonu çaldı, iki grup arasında yaşanan arbedenin ortasındayız ayırıp geleceğiz diyor. arbedeler full estetik, benim grupta cam silen suriyeli var. kadınlara geçmiş olsun demek için döndüğümde çakralarımız hizalandı hiç endişe etme dediler. çiğneyin beni abla nefesimi falan terapi edin kahrolsun ankara renksiz diyenler.
devamını gör...
1055.
bugün (2 haziran) 26 dereceyi görmüş şehir. ne güzel serin serin takılıyorduk, her güzel şey bitermiş.
kutsal vantilatörü depodan çıkarttırdı.
kutsal vantilatörü depodan çıkarttırdı.
devamını gör...
1056.
küçükesat pazar yeri civarında teyzem oturuyor. 4 gün kaldım ankara’da tam 4 gün. dershaneye giden bi arkadaşımı ziyaret etmek için sanırım 60 km yol ve 4 şehir değiştirdikten sonra sincan’a ulaştım. ben gelene kadar kız işe girmiş. orada başka arkadaşlıklar edindim. düğünler yapıldı, ayrılıklar yaşandı, bir pandemi, bir kalkışma, iki ekonomik kriz, bir iç savaş ve 17 akaryakıt zammı gördüm 4 günde. bitmek bilmedi o 4 gün. taytlı erkekler görene kadar renkli olduğuna inanmam.
devamını gör...
1057.
insanların çocuklarına yani evlatlarına bebe dediği şehir. ben bunu kola çiko veya bazen de kova yapanların kullandığı bir kelime sanıyordum ama değilmiş. adam gelmiş diyor ki bizim bebeler bayramda şunu yaptı. bebelerin yaşları 22,17 ve 12. bebek desin değil bebe desen gön-lün rızası olmayabilir.
devamını gör...
1058.
ülkenin en nezih şehri.
devamını gör...
1059.
neden bilmiyorum, semt isimleri dolayısıyla bağ kurmakta zorluk çektiğim bir şehir.
o isimleri koymak/vermek için ne düşündüler bilmiyorum ama değiştirmemek için ne düşünmediklerini çok iyi biliyorum.
hayatımın bir noktasında kaçınılmaz olarak yolum buraya düşecek, hissediyorum. bir yıl önce bu zamanlar en yakın arkadaşım, kcf senin istanbul'da işin bitti, okeye dönüyorsun artık dediğinde kabullenememiştim. ama zaman içinde yaşadıklarım ve o zamanlar kabul etmeye henüz hazır olmadığım bazı şeyleri sindirmeye başlamamla artık daha net hissediyorum.
yine de kendimi yalnız hissedeceğimden eminim.
bu arada şimdiye kadar buraya sadece bir kez hayırlı bir şey için gittim onun dışında hep sıkıntı stres.
o isimleri koymak/vermek için ne düşündüler bilmiyorum ama değiştirmemek için ne düşünmediklerini çok iyi biliyorum.
hayatımın bir noktasında kaçınılmaz olarak yolum buraya düşecek, hissediyorum. bir yıl önce bu zamanlar en yakın arkadaşım, kcf senin istanbul'da işin bitti, okeye dönüyorsun artık dediğinde kabullenememiştim. ama zaman içinde yaşadıklarım ve o zamanlar kabul etmeye henüz hazır olmadığım bazı şeyleri sindirmeye başlamamla artık daha net hissediyorum.
yine de kendimi yalnız hissedeceğimden eminim.
bu arada şimdiye kadar buraya sadece bir kez hayırlı bir şey için gittim onun dışında hep sıkıntı stres.
devamını gör...
1060.
başkent olmasa idi
yozgattan çorumdan farkı olmayacaktı
atam yine medeniyeti anadoluya taşıyayım demiş ama
anadolu medeniyete karşı çok dirençli
yozgattan çorumdan farkı olmayacaktı
atam yine medeniyeti anadoluya taşıyayım demiş ama
anadolu medeniyete karşı çok dirençli
devamını gör...

