ilkokuldan akılda kalanlar
başlık "örnek vatandaş" tarafından 21.11.2020 20:26 tarihinde açılmıştır.
281.
hocalar canları ev yemeği istediğinde yerli malı veya veli toplantısı yapardı.
devamını gör...
282.
gri demirlere sahip olan bir kulübe vardı okulun içinde, kooperatif derdik. kırtasiye ürünleri satılır, her teneffüste bir öğrenci dururdu satış yerinde. ben henüz 3. sınıftım ve üst sınıflara geçince ben de orada satış yapmak istiyordum. ama sonra taşındık, o kooperatiften yalnızca silgi aldım, üzerinde arı maya resmi olan ve güzel kokan bir sürü silgim oldu. bir süre sonra da hepsi birer birer kayboldu.
okulun dışında kocaman yuvarlak bir taş vardı. kantinin hemen karşısındaydı. kantinden bir şeyler alır, sırayla o taşın tepesine çıkmaya çalışır, ancak her seferinde kayardık aşağıya. tepeye çıkıp oturana 'vaaay' derdik, 'nasıl da çıktı taşın tepesine'. okulun kapısına yakın olan bu yuvarlak taşın karşısında da okul kapısından girenleri deftere yazan nöbetçi öğrenci dururdu. sınıfın camından yağmurlu havalarda nöbetçi öğrencileri izlerdim. nöbetçi öğrenci yağmur yağınca bazen kantine giderdi ama ıslanarak bekleyen bir öğrenci görmüş, anlam verememiştim.
kantinde değişik şekerler satılırdı. ordan bir şeyler alır, kaydırağın altındaki kareyi oluşturan dört demire oturur, bazen elimizdeki şekerleri tutması için birbirimize vererek demirde takla atardık. ben de atardım, bir gazla başlamış ve bunun çok eğlenceli olduğunu görmüştüm. muhtemelen yanımızda bir büyük olsaydı bunu asla tadamazdım.
bir keresinde biz o demirlerdeyken okulun duvarlarına yaklaşan bir pamuk şekerci bahçedeki çocuklara bedava pamuk şeker dağıtmıştı. tanımadığınız insandan bir şeyler almayın dedikleri için terddüt yaşadığımı hatırlarım ama aldım mı almadım mı, işte bunu hatırlamıyorum.
okulun parkında kedi merdiveni vardı. orda asılı kalmaya çalışırken avuçlarımızın içleri acırdı, ama bu bir vazgeçişe yol açmazdı. öğle arası olunca yaşı daha büyük olanlar salıncak veya tahterevallide yarışırlardı, tüm okul kim kazanacak diye izlerdik. bu işi herkes çok ciddiye alırdı. kazanacak olanı merak eden ve uzaktan izleyen öğretmenleri de görmüştüm, yarış bitince yaklaşır 'hadi sınıflara der' ve yarışa müdahale etmiş gibi yaparlardı.
okulun bahçesinin arkasında çam ağaçları vardı. orda ağaçların yapraklarını birbirine geçirerek uzun zincirler oluşturmaya, teneffüslerde okulun bahçesinden atlayıp karşıdaki marketten bir şeyler almaya giderdik. market daha çeşitli değildi, kaçmak ve kaçan kişiyi beklerken öğretmen geliyor mu diye bakmak güzeldi.
andımızı okuyan okul girişindeki yükseltiye çıkardı. birkaç kere ben de çıkmıştım ve kendimi okulun sahibi gibi hissetmiştim. ama bayrağı göndere çekmek için de büyük olmamız bekleniyordu. hiç bayrağı göndere çekemedim, hiç bana denk gelmedi.
okulun girişinde bisiklet koymak için demirler vardı. zil çalınca herkes oraya yığılır, hızlı hızlı bisikletini alırdı. kimisinin vitesli oluşu kimisinin ise yeni duruşu çok havalıydı, herkes onun bisikletine bakardı. birkaç kere bisiklet çalınmıştı o yüzden ben götürmek istemezdim. zaten önlükle bisiklet kullanmak, evdekileri yoldan geçerken dikkat edeceğine inandırmak da epey zordu. bir kere heveslenip tekerleri patlak bir bisikleti elimle sürerek okula getirmiştim, yani baya baya bisiklet taşımıştım. bunun evdekilerle bir inatlaşma sonucu olduğunu tahmin etmekte ancak nedenini hatırlamamaktayım.
okulda saçları sarı ve kıvırcık bir kız vardı. herkes ona bonus diyerek dalga geçerdi. bisikletlerin olduğu yerde bu kızı ağlattıklarınnı hatırlıyorum. ağlama nedeni ise kendisine çok fazla insanın bonus demesiydi çünkü kız 'bonus değilim' diyerek ağlamış, gözlüğünü biraz yukarı kaldırıp elleriyle yüzünü kapatmıştı.
bahçedeki diğer binada daha büyükler vardı, ortaokul olabilirler. onların kıyafetleri bizim gibi mavi önlük değildi, ceketleri vardı. ben yeşilay koluna girmiştim ve bir kere ayrı olan binada toplantı yapılmıştı. sınıftaki panolarda farklı resimler vardı, sonradan farkediyorum ki baya evrimle ilgili görsellermiş bunlar. sonraları bunu farkettiğim zaman hele ki şimdiyi düşününce içimden 'vay be' demeden edememiştim.
çok büyük geliyordu o zamanlar okulun bahçesi ve binası. yıllar sonra baktım, hem küçükmüş hem de o demir park yıkılmış ve yerine her yerde olan plastik oyuncaklar dikilmiş. yuvarlak taşa istesem çıkarım, istemiyorum bu yüzden artık.
okulun dışında kocaman yuvarlak bir taş vardı. kantinin hemen karşısındaydı. kantinden bir şeyler alır, sırayla o taşın tepesine çıkmaya çalışır, ancak her seferinde kayardık aşağıya. tepeye çıkıp oturana 'vaaay' derdik, 'nasıl da çıktı taşın tepesine'. okulun kapısına yakın olan bu yuvarlak taşın karşısında da okul kapısından girenleri deftere yazan nöbetçi öğrenci dururdu. sınıfın camından yağmurlu havalarda nöbetçi öğrencileri izlerdim. nöbetçi öğrenci yağmur yağınca bazen kantine giderdi ama ıslanarak bekleyen bir öğrenci görmüş, anlam verememiştim.
kantinde değişik şekerler satılırdı. ordan bir şeyler alır, kaydırağın altındaki kareyi oluşturan dört demire oturur, bazen elimizdeki şekerleri tutması için birbirimize vererek demirde takla atardık. ben de atardım, bir gazla başlamış ve bunun çok eğlenceli olduğunu görmüştüm. muhtemelen yanımızda bir büyük olsaydı bunu asla tadamazdım.
bir keresinde biz o demirlerdeyken okulun duvarlarına yaklaşan bir pamuk şekerci bahçedeki çocuklara bedava pamuk şeker dağıtmıştı. tanımadığınız insandan bir şeyler almayın dedikleri için terddüt yaşadığımı hatırlarım ama aldım mı almadım mı, işte bunu hatırlamıyorum.
okulun parkında kedi merdiveni vardı. orda asılı kalmaya çalışırken avuçlarımızın içleri acırdı, ama bu bir vazgeçişe yol açmazdı. öğle arası olunca yaşı daha büyük olanlar salıncak veya tahterevallide yarışırlardı, tüm okul kim kazanacak diye izlerdik. bu işi herkes çok ciddiye alırdı. kazanacak olanı merak eden ve uzaktan izleyen öğretmenleri de görmüştüm, yarış bitince yaklaşır 'hadi sınıflara der' ve yarışa müdahale etmiş gibi yaparlardı.
okulun bahçesinin arkasında çam ağaçları vardı. orda ağaçların yapraklarını birbirine geçirerek uzun zincirler oluşturmaya, teneffüslerde okulun bahçesinden atlayıp karşıdaki marketten bir şeyler almaya giderdik. market daha çeşitli değildi, kaçmak ve kaçan kişiyi beklerken öğretmen geliyor mu diye bakmak güzeldi.
andımızı okuyan okul girişindeki yükseltiye çıkardı. birkaç kere ben de çıkmıştım ve kendimi okulun sahibi gibi hissetmiştim. ama bayrağı göndere çekmek için de büyük olmamız bekleniyordu. hiç bayrağı göndere çekemedim, hiç bana denk gelmedi.
okulun girişinde bisiklet koymak için demirler vardı. zil çalınca herkes oraya yığılır, hızlı hızlı bisikletini alırdı. kimisinin vitesli oluşu kimisinin ise yeni duruşu çok havalıydı, herkes onun bisikletine bakardı. birkaç kere bisiklet çalınmıştı o yüzden ben götürmek istemezdim. zaten önlükle bisiklet kullanmak, evdekileri yoldan geçerken dikkat edeceğine inandırmak da epey zordu. bir kere heveslenip tekerleri patlak bir bisikleti elimle sürerek okula getirmiştim, yani baya baya bisiklet taşımıştım. bunun evdekilerle bir inatlaşma sonucu olduğunu tahmin etmekte ancak nedenini hatırlamamaktayım.
okulda saçları sarı ve kıvırcık bir kız vardı. herkes ona bonus diyerek dalga geçerdi. bisikletlerin olduğu yerde bu kızı ağlattıklarınnı hatırlıyorum. ağlama nedeni ise kendisine çok fazla insanın bonus demesiydi çünkü kız 'bonus değilim' diyerek ağlamış, gözlüğünü biraz yukarı kaldırıp elleriyle yüzünü kapatmıştı.
bahçedeki diğer binada daha büyükler vardı, ortaokul olabilirler. onların kıyafetleri bizim gibi mavi önlük değildi, ceketleri vardı. ben yeşilay koluna girmiştim ve bir kere ayrı olan binada toplantı yapılmıştı. sınıftaki panolarda farklı resimler vardı, sonradan farkediyorum ki baya evrimle ilgili görsellermiş bunlar. sonraları bunu farkettiğim zaman hele ki şimdiyi düşününce içimden 'vay be' demeden edememiştim.
çok büyük geliyordu o zamanlar okulun bahçesi ve binası. yıllar sonra baktım, hem küçükmüş hem de o demir park yıkılmış ve yerine her yerde olan plastik oyuncaklar dikilmiş. yuvarlak taşa istesem çıkarım, istemiyorum bu yüzden artık.
devamını gör...
283.
esra diye bir kızdan yumruk yemiştim. dudağım patlamıştı.
ah esra nasıl kıydın bana.
ah esra nasıl kıydın bana.
devamını gör...
284.
kaybolan silgiler
devamını gör...
285.
sınıfta uygar diye bir çocuk vardı. zeynep diye bir arkadaşımla kalem kutusunu birbirimize fırlatırdık "uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor. her gücü o aşıyor." diye de bir yandan şarkı söylerdik. çocuk da kalem kutusunu almaya çalışırdı. normalde de hiç kötü davranmam insanlara bu çocuğa niye kötü davrandım hatırlamıyorum. küçükken genelde hoşlandıklarıma vururdum vs. belki de o yüzdendir... uygar'a yine üzüldüm.
devamını gör...
286.
içinde yaşarken normal sandığım ama şimdi geri dönüp bakınca bir öğretmenin küçücük bir çocuğu ayaklarından tutarak dördüncü kat camından sallandırmasını yirmili yaşlarımda bile unutmaya çalıştığım anılardır.
devamını gör...
287.
hiç unutmuyorum birinci sınıftayım ve o gün sınıf nöbetçisiyim. masa örtüleri diktirilmişti ve çalınmasın diye kilitli bir dolapta tutuyorduk, sınıf nöbetçisinin görevi ise sabah erkenden örtüleri çıkartıp yerleştirmek, son dereten önce de hepsini toplayıp yine dolaba yerleştirmekti. tabii başka görevler de vardı ama en önemlisi buydu. her neyse, bütün gün kontrol manyağı olan ben için çok zor geçti ve ters gidebilecek her şey ters gitti. artık son derse girmek üzereydik ve masa örtülerini toplamaya başlarken bir yandan bir bitse de gitsek modundaydım. adını vermeyeceğim bir sınıf arkadaşım gözümün içine bakarak ayakta dururken altına yaptı ve bütün koku bir anda sınıfa yayıldı. o kadar gerilmiştim ki oturup ağlamaya başlamıştım. ilkokul denilince aklıma gelen ilk hikaye bu ne yazık ki...
devamını gör...
288.
havanın ısınması güneşin buram buram yakması ve cuma günü son ders beden eğitiminde hocanın bizi serbest bırakması ve ve okuldan kaçıp okulun karşısındaki kırtasiyeden meybuz alıp yemek inanılmaz zevkliydi.
devamını gör...
289.
290.
cuma günleri öğle arası tüm kızlar toplanıp boş boş dedikodu yapmak.
devamını gör...
291.
ilkokulun ilk günü etrafıma saftirik saftirik bakinirken ben adımın okunduğunu duymamışım. herkes sınıfa girmiş hattta annem bile *
devamını gör...
292.
1. sınıftayken bizim kara tahtamız vardı. her gün istisnasız cetvelle* tahtaya üçer çizgi çekilirdi çünkü biz el yazısı öğreniyorduk. o kalmış aklımda.
devamını gör...
293.
her cuma yemek günü olurdu.
o da ya lahmacun ya da dürüm...
o da ya lahmacun ya da dürüm...
devamını gör...
294.
aşırı atatürkçü(!) takılan, yaşlı ilkokul öğretmenimiz bir çocuğu dövmüştü, çocuğun gömleği kan olunca da ailene düştüm dersin demişti. şirret kadın. onun yüzünden hala daha otorite gördüğüm kişilerin yanında gerilirim. yani onun yüzünden olduğunu düşünmekteyim.
devamını gör...
295.
okulun ilk günü kreş arkadaşımla aynı sınıfta olmanın verdiği heyecanı ve mutluluğu vardı. sınıfa girdik, herkes sıralarına oturdu. arkadaşım iri yarı olduğu için en arka sıraya oturdu. bende ufak tefeğim ama kimseyi tanımıyorum diye arkadaşımın yanına oturdum. sonra öğretmen geldi. herkesin sıra düzenini yeniden yapmaya başladı. sonra sıra bana geldi, ufak tefeğim diye öğretmen beni en ön sıraya oturtmaya çalıştı. yerimden kalkmadım, öne oturmak istemedim burada oturacağım dedim. öğretmen buraya oturacaksın dedikçe inat ettim bende oturmayacağım dedim. sonra öğretmen yanıma gelip kulağımdan çekerek beni zorla en ön sıraya oturttu. bütün sınıfın önünde rezil olmuştum. gururum incinmişti. öğretmenden nefret etmeye, okuldan nefret etmeye başladım. sonra ağlaya ağlaya anneme anlattım. okula bir daha gitmek istemiyorum dedim. annem okul çıkışında öğretmenle konuştu böyle böyle yapmışsınız diye tersledi. ne oldu ne bittiyse annem konuştuktan sonra, öğretmen bana çok iyi davranmaya başladı. bana cimcime diyerek sevmeye, şakalar yapmaya başladı. bende tabii zamanla öğretmeni sevmeye başladım ama yaptığı o hareket hala ara ara aklıma gelir. tamam biraz inatçı biriyim, inat etmemeliydim ama nasıl kıydın bana hocam. bak iyi anılmak varken, yıllar sonra bile kötü anılmayı başarıyorsunuz.
devamını gör...
296.
fatih isimli arkadaşımızın sürekli soyulan ellerinin kokusu.bilerek burnumuza dayardı bazen avuç içlerini.bozuk peynir benzeri berbat bir kokuydu.ellerindeki hastalık neydi bilemiyorum.düşündükçe alıyorum aynı kesifliği.
(bkz: hayata küstüren kokular)
(bkz: hayata küstüren kokular)
devamını gör...
297.
sanırım ilkokul bir yada ikideydik, ön iki dişleri kocaman bir çocuk vardı derste silgisini yiyordu, öğretmen hep silgini ısırma diye bağırıyordu, kocaman bir silgiyi kolye gibi iple boynuna asmıştı.
devamını gör...
298.
akılda kalması gereken o kadar çok şey varken kafamda büyütmedim bunları.
dayağımızı yer sonraki ders unuturduk. çünkü her yeni ders ve yeni gün yeni bir dayağa ve şiddete gebeydi. dikkatli, temkinli olmak gerekirdi. böyle geldi geçti yahuuu...
biz de gönülden affeyledik canımız aysel'imizi.
beni ne kadar üzse de kırsa da dövse de seviyordum onu... ve hep seveceğim. olsun.
insan sevdiğini affediyor.
ama lisedeki din hocasını hala daha unutmuyorum.
defterimizi kitabımızı kaplamadık diye defterle kafamıza kafamıza geçiriyordu. defterler, kitaplar kafamızda parçalanıyor ya da patlıyordu...
evet o kadar sert vuruyordu ki defterlerin patladığına şahit oluyorduk.
iki kere kafama defter yemiştim. beynim uyuşmuştu.
şerefsizin evladı! ya içimizden biri beyim kanaması geçirseydi?
senin ben vicdanını, insanlığını, eğitmenliğini...
şerefsiz! ulan şimdi olacak var ya...
dayağımızı yer sonraki ders unuturduk. çünkü her yeni ders ve yeni gün yeni bir dayağa ve şiddete gebeydi. dikkatli, temkinli olmak gerekirdi. böyle geldi geçti yahuuu...
biz de gönülden affeyledik canımız aysel'imizi.
beni ne kadar üzse de kırsa da dövse de seviyordum onu... ve hep seveceğim. olsun.
insan sevdiğini affediyor.
ama lisedeki din hocasını hala daha unutmuyorum.
defterimizi kitabımızı kaplamadık diye defterle kafamıza kafamıza geçiriyordu. defterler, kitaplar kafamızda parçalanıyor ya da patlıyordu...
evet o kadar sert vuruyordu ki defterlerin patladığına şahit oluyorduk.
iki kere kafama defter yemiştim. beynim uyuşmuştu.
şerefsizin evladı! ya içimizden biri beyim kanaması geçirseydi?
senin ben vicdanını, insanlığını, eğitmenliğini...
şerefsiz! ulan şimdi olacak var ya...
devamını gör...
299.
sıra arkadaşım zeynep vardı babası oto tamircisiydi çok güzel kızdı bembeyaz biblo misali. pek kimseyle de konuşmazdı uzaylı gibiydi de denebilir.
bir de bi kız daha vardı her sabah okula yumurta getirirdi kokardı o geldi aklıma aw
bir de bi kız daha vardı her sabah okula yumurta getirirdi kokardı o geldi aklıma aw
devamını gör...
300.


