yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
başlık "silinmiş hesap 414" tarafından 12.11.2020 14:41 tarihinde açılmıştır.
161.
başından geçen diyince gerçekten de kaldırımda yürürken başımdan geçen bir kuş vardı aklıma o geldi. beni tebessüm ettirmemişti ama sanırım etrafta gören birkaç kişiyi tebessüm ettirdi.
sıradan bir günde sıradan bir kaldırımda sıradan bir yürüyüş yapmaktaydım. büyük ihtimalle ekmek almaya falan gidiyordum hatırlamıyorum.
neyse yürürken bir anda ileriden bana doğru büyüyen bir karartı belirdi. inceden savunma pozisyonuna geçerken bunun bir kırlangıç olduğunu anladım fakat tüm bu kavrayış süreci max beş saniye içinde oluyor. ardından aptal kuşun adeta bir mermi gibi istifini bozmadan kafamı hedeflediğine emin olarak ellerimi başımın üstüne kapatıp yere eğildim. tabi etrafta insanlar kafama bomba atılmışçasına girdiğim savunma halini görünce durup baktılar falan. bir iki ihtiyarın tieeheh diye gülüş sesini duyduğuma eminim. sanki kendi kafalarına kuş atak yapsa keriz gibi bekleyecekler de buna şaşırıyorlar. kuş lan bu! şakası olmaz. deler geçer kafanı.
her neyse saldırıyı atlattım derken kuşların en ahmağı, kırlangıçların en hasedi olan o kuş geri dönerek çok seri hamlelerle önce arkadan bacağıma ve bir daha geri dönerek kafama çarptı. adeta el kadar kırlangıçtan dayak yemiş olan 1.83 lük adam oradan apar topar uzaklaştı. bu şehirde bir daha onu kimseler görmedi.
yıllar sonra bu olaydan esinlenerek batman hikayesini yarattılar. kırlangıcı yarasa yapıp olaya karizma eklediler.
sıradan bir günde sıradan bir kaldırımda sıradan bir yürüyüş yapmaktaydım. büyük ihtimalle ekmek almaya falan gidiyordum hatırlamıyorum.
neyse yürürken bir anda ileriden bana doğru büyüyen bir karartı belirdi. inceden savunma pozisyonuna geçerken bunun bir kırlangıç olduğunu anladım fakat tüm bu kavrayış süreci max beş saniye içinde oluyor. ardından aptal kuşun adeta bir mermi gibi istifini bozmadan kafamı hedeflediğine emin olarak ellerimi başımın üstüne kapatıp yere eğildim. tabi etrafta insanlar kafama bomba atılmışçasına girdiğim savunma halini görünce durup baktılar falan. bir iki ihtiyarın tieeheh diye gülüş sesini duyduğuma eminim. sanki kendi kafalarına kuş atak yapsa keriz gibi bekleyecekler de buna şaşırıyorlar. kuş lan bu! şakası olmaz. deler geçer kafanı.
her neyse saldırıyı atlattım derken kuşların en ahmağı, kırlangıçların en hasedi olan o kuş geri dönerek çok seri hamlelerle önce arkadan bacağıma ve bir daha geri dönerek kafama çarptı. adeta el kadar kırlangıçtan dayak yemiş olan 1.83 lük adam oradan apar topar uzaklaştı. bu şehirde bir daha onu kimseler görmedi.
yıllar sonra bu olaydan esinlenerek batman hikayesini yarattılar. kırlangıcı yarasa yapıp olaya karizma eklediler.
devamını gör...
162.
her şeye rağmen yaşayabiliyor, gülebiliyor hatta mutlu oluyoruz lan.. sizce de komik değil mi.?
devamını gör...
163.
çok küçüğüm, ilk defa benden küçük bir çocukla hatta bebekle karşılaşmıştım. komşumuzun çocuğu doğmuş biz de annemle onlara bebek görmeye gitmişiz elimde cipsimle fnfjgj.
bebeği bir gördüm. minicik. beşiğinde mışıl mışıl uyuyor. annemler otururken ben bebeği tekrar görmek için odasına gittim ve uyandığını fark ettim. çocukken çok paylaşımcıydım. bencillik sonradan yüklendi.
olmayan ablalık duygusu bir anda yüklendi bana. beşiğin başında cips yiyorum. bebekse çipil çipil bana bakıyor. lokmam boğazımdan geçmedi. bir tane de ona uzattım. yemedi. tüm anaçlığım örselendi. anneme koştum ve bebek cips yemiyor, küstüm dedim.
lafımdan sonra herkes koştu bebeğin yanına gjfjgj. neyse ki bebek gerçekten de reddetmişti cips teklifimi. kendi kaybetti. cipsimi onunla paylaşacak kadar sevmiştim onu.
bebeği bir gördüm. minicik. beşiğinde mışıl mışıl uyuyor. annemler otururken ben bebeği tekrar görmek için odasına gittim ve uyandığını fark ettim. çocukken çok paylaşımcıydım. bencillik sonradan yüklendi.
olmayan ablalık duygusu bir anda yüklendi bana. beşiğin başında cips yiyorum. bebekse çipil çipil bana bakıyor. lokmam boğazımdan geçmedi. bir tane de ona uzattım. yemedi. tüm anaçlığım örselendi. anneme koştum ve bebek cips yemiyor, küstüm dedim.
lafımdan sonra herkes koştu bebeğin yanına gjfjgj. neyse ki bebek gerçekten de reddetmişti cips teklifimi. kendi kaybetti. cipsimi onunla paylaşacak kadar sevmiştim onu.
devamını gör...
164.
balkonumda sadece seyirlik olsun diye diktiğim ayçiçeklerin, çiçeklenip çekirdeğe durmasından sonra bir grup serçe tarafından talan edilmesi. kuş seslerini duyunca balkona çıkmam. beni görünce kaçışmaları ama karşı evin balkon demirinde durmaları. gelin yiyin lan şerefsizler deyip geri çekilince de hemen geri gelmeleri. şimdi balkona bir de onlar için su koyuyprum
devamını gör...
165.
yaklasik birkac ay once izbanda sapik dedigim kisinin aslinda oyle bi niyetinin olmadigini sadece tanismak istedigini ogrenmistim. yanima gelip konusmak yerine surekli takip edip durdugu ve degisik degisik baktigi icin onu kotu biri sanip cok korkmustum. sonrasinda da ben onu dinlemedigim icin bagirip rezil etmistim herkese ama simdi onunla konusmaya basladik. insanin sapigiyla konusmasi gercekten cok ilgincmis* sapik dedigime cok icerlemis ama kotu bi niyetinin olmadigini ogrendim. bi daha tanismak istedigi kisilere boyle yapmamasi gerektigini de ogrettim* eger konusmamiz ilerlerse ilerde anlatabilecegim tanisma hikayemizle ask yasiyor olucam*
devamını gör...
166.
167.
bir arkadaşımın 3-4 yaşlarındaki yeğeniyle birbirimize whatsapptan ses kayıtları atıyorduk. keratanın sesi kulağıma bir başka tatlı gelince, "bak oraya gelirsem senin poponu yerim çocuk" dedim. gelen cevap ise; "ben de şenin poponu yeyim" oldu. öyle tatlı bir olay.
devamını gör...
168.
garsonluk yaptığım bir otel'de sabah geç kahvaltı bitimine doğru sorumlu olduğum alanın masaları temizlerken, masanın birinde kahvaltı tabağı gördüm. herhalde dedim biri bırakmış ve yemeden gitmiş diye çöpe döktüm.
2 dk sonra yabancı turist misafir elinde çay ve bir tabakla bana kahvaltı tabağının nerde olduğu sordu!
özür dileyerek kusura bakmayın göremedim sizi, biri bırakmış sandım ve çöpe döktüm.
kadın, neyse diyip içeri girdi. biraz sonra masanın birinde başka 2 tabak gördüm etrafa baksam da kimseyi göremedim ve yine çöpe dökdüm.
az sonra aynı kadın sesini yükselterek kahvaltım nerde? diye sordu.
ben suçlu bir sesle sizi içeride oturuyorsunuz sandım ve çöpe döktüm ama isterseniz size kahvaltı alabilirim desem de kabul etmedi ve gitti.
az sonra en son uç masada bir tabak ve bir çay gördüm! yaw yine aynı kadın olmasın mı acaba diye kendime sorsam da şüpheyle alıp çöpe dökerken kadın yine geldi.
lütfen bu döktüğüm tabakların size ait olmadığını söyleyin dedim!
kadın: otele geleli daha 1 saat olmadı tatilim başlamadan mahvettin sen benden ne istiyorsun diyip elindeki son tabağı bana uzatıp, al bunlarıda çöpe at da mutlu ol diyip ağlayarak çıkmıştı restaurant'tan.
sonraki 7 gün boyunca çalıştığım bölüme oturmamıştı.
2 dk sonra yabancı turist misafir elinde çay ve bir tabakla bana kahvaltı tabağının nerde olduğu sordu!
özür dileyerek kusura bakmayın göremedim sizi, biri bırakmış sandım ve çöpe döktüm.
kadın, neyse diyip içeri girdi. biraz sonra masanın birinde başka 2 tabak gördüm etrafa baksam da kimseyi göremedim ve yine çöpe dökdüm.
az sonra aynı kadın sesini yükselterek kahvaltım nerde? diye sordu.
ben suçlu bir sesle sizi içeride oturuyorsunuz sandım ve çöpe döktüm ama isterseniz size kahvaltı alabilirim desem de kabul etmedi ve gitti.
az sonra en son uç masada bir tabak ve bir çay gördüm! yaw yine aynı kadın olmasın mı acaba diye kendime sorsam da şüpheyle alıp çöpe dökerken kadın yine geldi.
lütfen bu döktüğüm tabakların size ait olmadığını söyleyin dedim!
kadın: otele geleli daha 1 saat olmadı tatilim başlamadan mahvettin sen benden ne istiyorsun diyip elindeki son tabağı bana uzatıp, al bunlarıda çöpe at da mutlu ol diyip ağlayarak çıkmıştı restaurant'tan.
sonraki 7 gün boyunca çalıştığım bölüme oturmamıştı.
devamını gör...
169.
otobüste kalkacağım sıra, yanımda oturan amcanın izin istememi duymaması nedeniyle tekrar geri oturmam ve bana hayretler içinde bakan bir kızla göz göze geldiğimizde ikimizin de içten bir şekilde gülmesi. yıllar geçse de halen ufak bir tebessüm ettirir.
devamını gör...
170.
tahlil sonuçlarımı öğrenmek için doktora gitmiştim. doktorum bir sorun yok çok sağlıklısınız dedi ben de buna karşılık bir anlık boşlukla teşekkürler demiştim. iyi ki maskem vardı da gülmek ve ağlamak arasındaki yüzümü görmedi.
devamını gör...
171.
kimine tebessüm ettirebilecek, kimine de burnundan kola püskürttürebilecek bir anımla karşınızdayım.
üniversitedeki ilk senem, 1999 sonları herhalde, 2000'in başları da olabilir. (1999-2000 eğitim-öğretim yılı)
bu senede özel yurtta kalmıştım.
oda arkadaşımla tatlıcıya gideceğiz, canımız çok çekmiş.
benim de yemek kültürü, anne yemekleriyle sınırlı bu dönemler, büyük ölçüde. tatlı kültürüm de vasat.
yolda keşkül yiyelim diye konuştuk, ben daha önce yediysem de hatırlamıyordum. ben de yiyeyim dedim keşkülden.
keşkül ismini duymuştum ama bi anda ağzımdan, "abi bize iki kahkül." çıkıverdi.
adam garip garip bakınca, "a pardon, beyti." diye düzelttim, telaşla.
düzeltmeye bakınız. tatlıcı abi de, "valla ben sadece tatlı satıyorum ama canın çok beyti çektiyse yandan söyleyeyim." dedi, ama sırıtarak, yani alaya alarak.
arkadaşım da, keşkül dedi ve böylece rezil olmaktan kurtuldum.
şaka lan, bayağı rezil, kepaze oldum o gün. hahahs.
üniversitedeki ilk senem, 1999 sonları herhalde, 2000'in başları da olabilir. (1999-2000 eğitim-öğretim yılı)
bu senede özel yurtta kalmıştım.
oda arkadaşımla tatlıcıya gideceğiz, canımız çok çekmiş.
benim de yemek kültürü, anne yemekleriyle sınırlı bu dönemler, büyük ölçüde. tatlı kültürüm de vasat.
yolda keşkül yiyelim diye konuştuk, ben daha önce yediysem de hatırlamıyordum. ben de yiyeyim dedim keşkülden.
keşkül ismini duymuştum ama bi anda ağzımdan, "abi bize iki kahkül." çıkıverdi.
adam garip garip bakınca, "a pardon, beyti." diye düzelttim, telaşla.
düzeltmeye bakınız. tatlıcı abi de, "valla ben sadece tatlı satıyorum ama canın çok beyti çektiyse yandan söyleyeyim." dedi, ama sırıtarak, yani alaya alarak.
arkadaşım da, keşkül dedi ve böylece rezil olmaktan kurtuldum.
şaka lan, bayağı rezil, kepaze oldum o gün. hahahs.
devamını gör...
172.
geçen hafta bir pazarcı, elindeki bıçağı şakasına boğazına dayıyormuş gibi yaparak bir müşteriye kayısının tadına bak yoksa kendimi keserim dedi. gülme krizine girdik haliylen. bize şen şakrak böyle insanlar lazım. aklımda kalması tebessüm ettiren anı olarak anmama sebep oldu. yakın tarih olması da mutlu etttirdi. maalesef bazı zamanlar bu anılar çok geride kaldığı için hatırlayamıyoruz. bol bol tebessüm ettiren anılarımız olsun da başlıklara sığmayalım inşallah.
muziplik yapmadan hayat çekilmez anısı..
muziplik yapmadan hayat çekilmez anısı..
devamını gör...
173.
rahmetli anneannemle yaşadığım bir anı...
bir yere gittik, dönüşte teyzem "size döner alayım, siz bekleyin dışarıda oturup" dedi. oturduk ikimiz, bekliyoruz.
ben o zamanlar çok agresif ve asık suratlı bir liseliyim. anneannem de beni güldürmek için elinden geleni yapıyor, sıkıldı kadıncağız suratımdan belli ki.
yan masada genç, yakışıklı bir çocuk tek başına çay içiyor. yaşça benden büyük ama anneannemle arasında herhalde 30 yaş falan var. anneannem bana "bak şimdi" dedi, çocuğa döndü göz kırptı cilveli cilveli. çocuk bir an yanlış görüyormuş gibi dikkatle baktı. anneannem yine göz kırptı. gerdan kırıyor çocuğa hafiften falan... öpücük de attı bir ara. çocuk ne yapacağını şaşırdı. kızardı bozardı, bizim masaya bakmamaya çalışıyor falan. azıcık yan döndü oturduğu yerde. o ara teyzem geldi, kalktık. çocuk rahat bir nefes almıştır "nihayet gitti yaşlı sapık" diyerek. oysa her şey ben azıcık güleyim diyeydi. epey de gülmüştük teyzeme de anlatıp.
huzur içinde yatsın canım kadın.
bir yere gittik, dönüşte teyzem "size döner alayım, siz bekleyin dışarıda oturup" dedi. oturduk ikimiz, bekliyoruz.
ben o zamanlar çok agresif ve asık suratlı bir liseliyim. anneannem de beni güldürmek için elinden geleni yapıyor, sıkıldı kadıncağız suratımdan belli ki.
yan masada genç, yakışıklı bir çocuk tek başına çay içiyor. yaşça benden büyük ama anneannemle arasında herhalde 30 yaş falan var. anneannem bana "bak şimdi" dedi, çocuğa döndü göz kırptı cilveli cilveli. çocuk bir an yanlış görüyormuş gibi dikkatle baktı. anneannem yine göz kırptı. gerdan kırıyor çocuğa hafiften falan... öpücük de attı bir ara. çocuk ne yapacağını şaşırdı. kızardı bozardı, bizim masaya bakmamaya çalışıyor falan. azıcık yan döndü oturduğu yerde. o ara teyzem geldi, kalktık. çocuk rahat bir nefes almıştır "nihayet gitti yaşlı sapık" diyerek. oysa her şey ben azıcık güleyim diyeydi. epey de gülmüştük teyzeme de anlatıp.
huzur içinde yatsın canım kadın.
devamını gör...
174.
üniversite okurken (ingiliz dili ve edebiyatı) biraz para kazanayım diye bir çeviri bürosuna gittim ve yapabileceğim işler var mı falan diye sordum oranın sahibine. adam var falan dedi, hatta şimdi vereyim dedi. bilkent üniversitesi'nden tiki bir kızın bir proje ödevi varmış. çeviri ödevi değil, "essay" yazma ödevi. şöyle bi konusuna baktım, yaparım dedim. özellikle sordum ama, kendi seviyemde mi yapayım çeviriyi yoksa alt bir seviyede mi yapayım diye. zira benim bölümüm zaten ingilizce üzerine kurulu ve ingilizcem zaten üst bir seviyede o zamanlar. patron da, yapabildiğinin en iyisini kendi seviyende yap dedi. öyle yaptım ve teslim ettim işte bir hafta sonra falan. bu arada ödevin konusu da fazla süslenen püslenen kızlar ve ödevini yaptığım kız da öyle biriydi (fotosunu gördüm). konu olarak bu tip şeylerin, hem de derince ve entelektüelce eleştirildiği bir mahiyetteydi ödev. tam ironik bir durum. ilk işim olduğu için müthiş özendim, cidden kendimi tamamen verdim ve yapabileceğimin en iyisini yaptım.
neyse, yolumun üstüydü, bir zaman sonra büroya gene gittim ve durum nedir diye sorayım dedim. zaten ben gitmesem patron beni arayacaktı bir iki gün sonra, öyle sözleşmiştik. bu arada adamla da süper muhabbet kurmuştuk. iş olmasa bile uğrayıp sohbet edebilirdim kendisiyle. kıza, "bu ödevi senin yapmadığın acayip belli, git kendin yap öyle getir." demiş hocası. kız gene çeviri bürosuna gelip, bir daha yaptırın ama bu sefer kötü olsun falan demiş. bizim patron da kendi kıytırık ingilizcesiyle yapıp kıza vermiş. bu sefer olmuş. hahahs. bu arada patronla olaya güldük karşılıklı. ben, "sen bana öyle yap dedin," dedim, "evet, senin suçun değil." dedi patron ve gülüştük; sonra da paramı aldım.
sanırım bir kere daha, bu sefer önemli bir proje almıştım buradan. o güzel gitmişti, çok sağlam da para kazanmıştım. sonra ilgimi kaybettim, paraya pek de ihtiyacım yoktu zaten.
neyse, yolumun üstüydü, bir zaman sonra büroya gene gittim ve durum nedir diye sorayım dedim. zaten ben gitmesem patron beni arayacaktı bir iki gün sonra, öyle sözleşmiştik. bu arada adamla da süper muhabbet kurmuştuk. iş olmasa bile uğrayıp sohbet edebilirdim kendisiyle. kıza, "bu ödevi senin yapmadığın acayip belli, git kendin yap öyle getir." demiş hocası. kız gene çeviri bürosuna gelip, bir daha yaptırın ama bu sefer kötü olsun falan demiş. bizim patron da kendi kıytırık ingilizcesiyle yapıp kıza vermiş. bu sefer olmuş. hahahs. bu arada patronla olaya güldük karşılıklı. ben, "sen bana öyle yap dedin," dedim, "evet, senin suçun değil." dedi patron ve gülüştük; sonra da paramı aldım.
sanırım bir kere daha, bu sefer önemli bir proje almıştım buradan. o güzel gitmişti, çok sağlam da para kazanmıştım. sonra ilgimi kaybettim, paraya pek de ihtiyacım yoktu zaten.
devamını gör...
175.
çocukken çıktığımız gezmede köpekten korkup koşturarak kaçmam ve o gazla mısır tarlasına dalıp çamura kamyon misali saplanmam. rahmetli babam çeke çeke zor çıkarmıştı. hatırladıkça gülerim
devamını gör...
176.
soğuk bir kış günü... kar yağıyor, meb bursunu almak için elleri ceplerinde yürüyordu infrared. birkaç adım önde ise yine aynı burs için giden -kuşkusuz infrared'in tanıdığı- iki hanım öğrenci kol kola yürüyorlar, sohbet ediyorlardı. infrared'in üzerinde lacivert bir palto vardı. hanımlardan birinde de yine lacivert bir kaban bulunuyordu. havanın soğukluğu hepsinin ayaklarını uyuşturmuştu. ayaklarını sürüyerek yürüyorlardı. yine üçü de bir çeşit penguen gibi sağa sola sallanıyorlardı ve bu yürüyüş, uyuşmuşluğun getirdiği monoton bir ritme dönüşmüştü.
her ne sebepten olduysa -ki infrared bu ayrıntıyı hatırlamıyor şu an- lacivert kabanlı hanımın koluna girmiş olan diğer hanım arkadaşından geri kaldı. kışlık giysilerin ikisi de lacivert olduğu için gelip infrared'in koluna giriverdi. o zamanlar biraz mistik ahlakının biraz da hümanist düşüncelerinin etkisinden olacak ki infrared sesini çıkaramadı. fakat koluna giren hanım laciver elbisenin içinde bir erkek görünce ilk şaşkınlık geçer geçmez bütün caddenin işiteceği şiddette kahkahayı bastı ve burs binasına kadar da hiç susmadı.
her ne sebepten olduysa -ki infrared bu ayrıntıyı hatırlamıyor şu an- lacivert kabanlı hanımın koluna girmiş olan diğer hanım arkadaşından geri kaldı. kışlık giysilerin ikisi de lacivert olduğu için gelip infrared'in koluna giriverdi. o zamanlar biraz mistik ahlakının biraz da hümanist düşüncelerinin etkisinden olacak ki infrared sesini çıkaramadı. fakat koluna giren hanım laciver elbisenin içinde bir erkek görünce ilk şaşkınlık geçer geçmez bütün caddenin işiteceği şiddette kahkahayı bastı ve burs binasına kadar da hiç susmadı.
devamını gör...
177.
daha yeni yeni ergen olmuşum. atari salonunda önümdeki, benden birkaç yaş büyük abiler sohbet ediyorlardı. ben de boştaydım; gruba gireyim de bişeyler dinleyeyim dedim. briyantin konusu açıldı. herkes birbirine, "senin biryantinin ne" falan diyor ama muhabbet biraz tuhaf. böyle kızlar beğeniyo falan gibisinden. ben de herhalde cinsellike ilgili bişey sandım tabii ama o ara cinsellikten pek çakmıyorum. abiler büyük; kız bile götürmüştür kimisi. bi abi bana senin biryantinin hangisi? diye sordu. saçlarım da jöleliydi ama soft jöle, herhalde "biryantin" gibi görünüyordu. bu arada briyantin'in saça sürülen bir şey olduğunu bile anlayamamıştım tüm muhabbette. valla ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama pek de rezil olmamıştım. bu olayı komik hatırlarım hep. briyantin, ingilizcedeki "brilliant"tan geliyordur herhalde. parlak, malum.
devamını gör...
178.
telefonda arkadaşımla konuşurken kendisine telefonu almayı unuttuğumu söylemiştim.
devamını gör...
179.
dün ofisteyken iki üç yaşlarında küçük bir erkek çocuğu geldi. ailesinin işlemleriyle ilgilenirken göz göze geldik . bir süre öpücük attı. bence çok tatlı.
devamını gör...
180.
metrodaydım , karşımda oturan kadın oğlunun kulağına kulaklığının tekini taktı ve birkaç saniye sonra "bak oğlum bu metallica" dedi. o an "nasip olur mu" diye hayal kurdum, hayal kurarken de tebessüm ettim. cocuguna kaliteli birseyler dinleten bir ebeveyn görmek beni mutlu etti.
devamını gör...
