risalet
bazı peygamberlere özel bir sıfattır. yeni hükümler getiren ve özel bir durumun muhattabı olan peygamberlere özgü bir sıfattır. nübüvvet ile karıştırılmamalıdır.
örneğin; hz. musa, resul ve nebi dir. hz. harun ise; sadece nebi dir.
hz. musa şeriat* sahibidir. hz. harun ise bu şeriatin uygulayıclarından olan peygamberdir.
her peygamber nebi dir. ancak her peygamber resul değildir.
örneğin; hz. musa, resul ve nebi dir. hz. harun ise; sadece nebi dir.
hz. musa şeriat* sahibidir. hz. harun ise bu şeriatin uygulayıclarından olan peygamberdir.
her peygamber nebi dir. ancak her peygamber resul değildir.
devamını gör...
tutuklular çemberi
ünlü ressam vincent van gogh'un gustave doré tarafından yapılmış gravürünü referans alarak çizdiği yağlı boya tablosudur.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
han sarhoş hancı sarhoş türküsünü isteyen yoldaş acaba bize bi mesaj mı vermek istemektedir?
nerden mi çıktı? e bakın. aylar öncesinden konuşuldu bu konu! (bkz: yoldaş benjamin'in alkolik olması).
nerden mi çıktı? e bakın. aylar öncesinden konuşuldu bu konu! (bkz: yoldaş benjamin'in alkolik olması).
devamını gör...
porno
zihin kirletici sektör. uzun süre izledikten sonra sosyal hayatta kendinizi bile rahatsız edecek bilinçaltınıza yerleşen iğrenç çağrışımlar yapacaktır. uzak durulmalıdır.
ek:
evrim ağacının hakkında şu makaleyi paylaştığı konudur
ek:
evrim ağacının hakkında şu makaleyi paylaştığı konudur
devamını gör...
madalyasız yazarların boş beleş tipler olması
yav he he.
devamını gör...
çok konuşan insan
bazı mesleklere özgü deformasyonlara bağlı olarak, yıllar içinde az konuşan hatta dürtsen konuşmayan insandan evrilerek çok konuşan insana dönüşmüş kişi olabilmektedir. çok konuşan her zaman boş konuşmaz, genelleme yapmak yanlış olabilir.
devamını gör...
fransızcadan türkçeye geçmiş kelimeler
devamını gör...
çok fazla biralı başlık açmak
durduramıyoruz efendim. sanki kendi kendine konuşan tip gibi. yine de eğlenceli aktivite.
devamını gör...
metropoll araştırma şirketinin aralık 2020 seçim anketi
ne geliyorsa başımıza 'karaktersiz ameleler' yüzünden geliyor dediğim sonuçlar. yıl olmuş 2021, kararsız olacak ne var daha a* koyayım ya. kendini nereye koyacağını bilemeyen seçmen adam olup kendini chp'ye koysa bitecek olay. bu rezalet partinin %30'larda bile olması saçmalıktır. ancak yedirip içirip doyurup beslediği milyonlara gelecek olursak, bir açıdan başarısız da bir hezeyandır. bu saatten sonra karaktersizlik, hiçbir testiye su götüremez. herkes aklını başına almalıdır.
ayrıca akp'ye 30, chp'ye 20 veren seçmen nasıl oluyor da olası cumhurbaşkanlığı seçiminde mansur'u tayyip'le başa baş getiriyor ve hatta onu geçiriyor, anlamak güç. mansur'a okey verecek insan chp'yi otomatik desteklemelidir zaten. ne karaktersiz, kimliksiz, aidiyetsiz, bölünmüş, paramparça olmuş zavallı insanlarsınız.
biri bu megapoll ne kadar güvenli bir kurumdur, söylesin. yoksa bu sonuçlarda bir bit yeniği arayacağım.
mansur gerçekten geçebilecek olduğu için mi seçimde önde yoksa tayyip kendisini yenebilecek olduğu için mi, hangisi doğru teori? ekşi'de, mansur başlıkları öne çıktığı zaman bazı kurmanistler vardı, aktroller bilerek mansur'u öne çıkartıyor, oylar bölünsün diye diyorlardı, imam'ın oyları azalsın diye falan, imam tayyip'i yener ama mansur zorlanır filan.
yazdım bu kadar, doğru cevap okumak istedim. sinirlendim sabah sabah.
doğruluğu tartışmalı sonuçlardır.
ayrıca akp'ye 30, chp'ye 20 veren seçmen nasıl oluyor da olası cumhurbaşkanlığı seçiminde mansur'u tayyip'le başa baş getiriyor ve hatta onu geçiriyor, anlamak güç. mansur'a okey verecek insan chp'yi otomatik desteklemelidir zaten. ne karaktersiz, kimliksiz, aidiyetsiz, bölünmüş, paramparça olmuş zavallı insanlarsınız.
biri bu megapoll ne kadar güvenli bir kurumdur, söylesin. yoksa bu sonuçlarda bir bit yeniği arayacağım.
mansur gerçekten geçebilecek olduğu için mi seçimde önde yoksa tayyip kendisini yenebilecek olduğu için mi, hangisi doğru teori? ekşi'de, mansur başlıkları öne çıktığı zaman bazı kurmanistler vardı, aktroller bilerek mansur'u öne çıkartıyor, oylar bölünsün diye diyorlardı, imam'ın oyları azalsın diye falan, imam tayyip'i yener ama mansur zorlanır filan.
yazdım bu kadar, doğru cevap okumak istedim. sinirlendim sabah sabah.
doğruluğu tartışmalı sonuçlardır.
devamını gör...
delaware
1787 yılındaki abd anayasasını diğer eyaletlerden önce kabul ettiği için 'birinci eyalet' özelliğine sahiptir.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
eksik
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
devamını gör...
alkollü araç kullanmak
cinayete teşebbüstür.
devamını gör...
sözlükteki tüm inançsızları engellemek
başlığa baktım islam'a tek bir saldırı bile yok. yazarlar sorular sormuş. sorulara cevap yok ama bol bol laf ebeliği var. belli, canınız epey sıkılmış zira sizin de bir cevabınız yok. benden size tavsiye, sadece sözlüktekileri değil ülkedeki tüm inanmayanları komple engelleyin. kendiniz çalın, kendiniz oynayın. artık recm cezası mı getirirsiniz, günah diye ayasofya'daki görselleri mi kazırsınız, tüm kadınları tesettüre mi sokarsınız... dış güçlerin piyonları olan ateistlerin eleştirilerini dinlemek yerine kendi kendinize eminim ülkeyi daha iyi bir yere çevirirsiniz.
hadi kolay gelsin. *
hadi kolay gelsin. *
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
"zevkten mi?" diye sormamak için kendimi zor tuttuğum talep.
...ya da * soruyorum, evet.
...ya da * soruyorum, evet.
devamını gör...
normal sözlük'te doğru düzgün tespit yapan yazar olmaması
olmayan şeydir.
(bkz: ateist kaplumbağa)-> kendisi düşünsel yöntem konusunda örnek alınmalı.buradan
(bkz: boop)-> genelde siyasi ve sosyal konularda tanımlar yazıyor, bir çok tanımına imzamı atarım açıkçası.buradan
(bkz: güneş) son zamanlarda edebi eserler kaleme alsa da psikolojik tespitleri yüksek kıymettedir->buradan
(bkz: meja)-> genelde fen bilimlerine ilişkin tanımlar yazıyor fakat sosyal ve sözlük içi konularda da çok kıymetli tespitleri var.buradan
(bkz: petit prince de paris)-> hukuk, siyaset, eğitim ve bir çok konuda çok değerli tespitleri olan yazarımız.buradan
tespit deyince kafada illa ki bir siyaset bilimci falan canlanıyor galiba. bu görüşe de katılmıyorum.
açıkçası benim takip ettiğim yazarların hepsi de tüm samimiyetimle söylüyorum güzel tespitler yapıyorlar.
nice yazarlar da var ancak henüz keşfetmemiş olabiliriz.
(bkz: ateist kaplumbağa)-> kendisi düşünsel yöntem konusunda örnek alınmalı.buradan
(bkz: boop)-> genelde siyasi ve sosyal konularda tanımlar yazıyor, bir çok tanımına imzamı atarım açıkçası.buradan
(bkz: güneş) son zamanlarda edebi eserler kaleme alsa da psikolojik tespitleri yüksek kıymettedir->buradan
(bkz: meja)-> genelde fen bilimlerine ilişkin tanımlar yazıyor fakat sosyal ve sözlük içi konularda da çok kıymetli tespitleri var.buradan
(bkz: petit prince de paris)-> hukuk, siyaset, eğitim ve bir çok konuda çok değerli tespitleri olan yazarımız.buradan
tespit deyince kafada illa ki bir siyaset bilimci falan canlanıyor galiba. bu görüşe de katılmıyorum.
açıkçası benim takip ettiğim yazarların hepsi de tüm samimiyetimle söylüyorum güzel tespitler yapıyorlar.
nice yazarlar da var ancak henüz keşfetmemiş olabiliriz.
devamını gör...
en çabuk unuttuğumuz şey
ölüm.
devamını gör...
şaka ise komik değilse daha da komik olan şeyler
devamını gör...
sanal arkadaşlığı reel hayata taşımak
sosyal medya, oyun siteleri, paylaşım siteleri ve çeşitli internet ortamları, bir çok nedenden dolayı günlük hayatımızda artık önemli bir rol oynamaya başladığı aşikar.
bir şekilde kendimizi bu platformun içinde buluyoruz. buradaki insanların karakterini bize yansıtılan şekilde görüyoruz. kimi hasta ruhlular, kendini süsleyip püsleyip mükemmel bir karaktere dönüştürerek polyanna oluyorlar. toplum olarak ilgiye, alakaya, güzel sözler duymaya alışmış olduğumuz için duygusallık ağır basıyor ve o an ne olduğu sorgulamadan inanılıyor. zaman ilerledikçe ikili ilişkiler kadın ya da erkek farketmez başka boyutlara ulaşıyor. onlar artık polyanna olmanın verdiği sevinçle kötülüğü yaymaya başlıyor. amaç bellidir, kötülük ruhlarına işlediği için vicdan yoksunu olurlar. sonuç, bir taraf gurur duyarak kendi ile övünürken ,diğeri duygusal çöküntünün vermiş olduğu acıyla hayattan kopma noktasına bile gelebiliyor.
etrafımızda böyle olan çok insan var. acı ama gerçek bu ki, saf duygular kötülükle tüketilmeye başladıkça merhamet kayboluyor.
tabi ki iyi insanlar ile de doğru zamanda tanışılabiliyor. o şansı bulabilenlerdenim. kimi ile uzun süren arkadaşlığım oldu. herkes yerini ve haddini bilmiştir.aşırı değer ve samimiyetle gösteriş yapmadığımız için değerli insanlar ile arkadaşlığımız devam etmektedir. onlar iyi kilerden.
bir şekilde kendimizi bu platformun içinde buluyoruz. buradaki insanların karakterini bize yansıtılan şekilde görüyoruz. kimi hasta ruhlular, kendini süsleyip püsleyip mükemmel bir karaktere dönüştürerek polyanna oluyorlar. toplum olarak ilgiye, alakaya, güzel sözler duymaya alışmış olduğumuz için duygusallık ağır basıyor ve o an ne olduğu sorgulamadan inanılıyor. zaman ilerledikçe ikili ilişkiler kadın ya da erkek farketmez başka boyutlara ulaşıyor. onlar artık polyanna olmanın verdiği sevinçle kötülüğü yaymaya başlıyor. amaç bellidir, kötülük ruhlarına işlediği için vicdan yoksunu olurlar. sonuç, bir taraf gurur duyarak kendi ile övünürken ,diğeri duygusal çöküntünün vermiş olduğu acıyla hayattan kopma noktasına bile gelebiliyor.
etrafımızda böyle olan çok insan var. acı ama gerçek bu ki, saf duygular kötülükle tüketilmeye başladıkça merhamet kayboluyor.
tabi ki iyi insanlar ile de doğru zamanda tanışılabiliyor. o şansı bulabilenlerdenim. kimi ile uzun süren arkadaşlığım oldu. herkes yerini ve haddini bilmiştir.aşırı değer ve samimiyetle gösteriş yapmadığımız için değerli insanlar ile arkadaşlığımız devam etmektedir. onlar iyi kilerden.
devamını gör...