içsel çatışma ya da iç çatışma da denilebilinir; id, ego, süperego arasındaki uyuşmazlıktır. bir nevi benlik kavgası. yaşamımızın sonuna kadar edeceğimiz benim kavgam diyebileceğimiz bir sorunsal.
ne istiyorum?
ne söylüyorum?
ne yapıyorum?
eğer bu soruların cevapları birbirine uymuyor ve tutarsızlık yaşanıyorsa içsel çatışmanın kapısına dayandınız demektir. her zaman o kapının önündeyiz gerçi o da ayrı bir konu.

şöyle örneklendirelim;
patronunuza kızdınız. istifa edip üzerinede ağzınıza geleni söyleyeceksiniz. ama paraya ihtiyacınız var, çalışmanız gerekiyor. hadi o gün patlamadınız ama bir gün bunu yapacağınıza eminsiniz. ego'nuz başka bir iş bul sonra istediğini yap der. ama öfke nöbetleri buna engel olur. çok tanıdık geldi bu hikaye değil mi? söylediniz gitti. e ne oldu içinizle yaptınız hesap çarşıya uymadı. işsiz kalıp zor durumda kaldınız. o zaman şöyle yapalım. bir yandan iş arayıp bir yandan patronu idare edelim off böyle uzayıp gidiyor işte bu düşüncelerin hepsi bir iç çatışma örneği oldu bize. bir olay karşısında ne istiyorumu iyi analiz etmek ve doğru hareket etmek. verilen ani kararı kestirememek bazen ahlaki normları yıkar vicdan azabı çektirir. evett bende az sövmedim o patrona ne fena adam.

id sol taraftaki melek, süperego sağ taraftaki ikiside omuzunda fısır fısır konuşuyor seslerini duyuyorsunuz değil mi?
ilk akla gelen dürtü'nün ağır sonuçları göz önüne alınarak, bilinçdışına bastırılarak gönderilmesi gerekliliğinin altı çizilir. bastırılma iyi yapıldığında dürtü ortadan kaybolur. tabii bu her zaman iyi sonuç vermez. içine ata ata ne hâle geldin öyle denilir sonra. offf burada da ben çatışmaya girdim iyi mi?
devamını gör...

10 yaş ennes api diyen veletlerin gelmesinden iyidir.en azından tartışabiliyorum.
devamını gör...

sevdiğim bir deyimdir.
bokunu çıkarmamak ile aynı anlama gelir.
devamını gör...

eyfel kulesi'ne çıkan insanlar üstlerinde durdukları demir yığınını değil, yukarıdan paris'i izliyor. e tabi birde eyfel'e çıktım diye hava atanlarda var. o yüzden turist bol oluyor.
devamını gör...

bunu eleştirenlerle, yolda hamile gördüğünde “vay be sevişiyor, hem de çıplak sevişiyor, demek çıplak olabiliyor ohş” diye aklına düştüğünden dolayı hamilelerin sokağa çıkmasını engellemeye çalışan güruh aynı kafadadır zannımca.
güruhdan örnek
devamını gör...

sith lorduyum. evet.
devamını gör...

ölü doğmuş olmam gerekirdi, tıpkı bir nietzsche şiiri gibi. beni kötü olmam için boyadılar ve şimdi neye dokunsam iz bırakıyorum.öyle yoruldum ki nefes dahi alsam bacaklarım titriyor. sanıyorum ki en çetrefilli savaş, insanın kendini öldürmeme savaşı.
devamını gör...

sözlükte başlık açtıracak kadar önemli bir eylem mi gerçekleştiriyor acaba diye düşündüren "hatun kişisi"dir.*
devamını gör...

aktivizm mağdur olan kesimler için yapıldığından dolayı olması mümkün olmayandır.

savaştan kaçıyoruz deyip bayramda, savaş olduğunu iddia ettiği ülkeye giden insanlar için neyin aktivizmi?

ülkenin şu koşullarında mültecilere karşı bir çeşit türk aktivizminin başlaması daha mantıklı.
devamını gör...

yine gelenler olmuş görüyorum
yazıyorlar çiziyorlar okuyorum
maalesef ki biraz işim var şimdi
bir izmirliden kötü dayak yiyorum

yoksa valla inanın yazardım
iş miş demez paso sallardım
okuyamadım bile çoğunu ama
vişne suyu içer tadına doyardım
devamını gör...

anlık tepkimedir o. kendimden biliyorum. mutluluk başka bi duygu durumu. uzun sürebilen.
devamını gör...

son zamanlarda izlediğim en güzel şeylerden bir tanesi... bu film hakkında şunu fark ettim, filmdeki her oyuncunun performansı o kadar iyi ki, bir zamandan sonra izlediğimiz şeyin bir film olmadığını düşünecek kıvama büründüm... filmdeki her repliği o kadar içlerine sinerek ve o kadar içtenleştirerek söylemişler ki, bir zamandan sonra o mağaranın içerisinde, o sınıfta... tamamen o filmin içerisinde bir yerde bulunmuş gibi hissettim...

devamı da var, çekilen her sahne çok özensiz gözükmesine rağmen o kadar özen ve hoş detaylar barındırıyor ki; misal çantanın içerisinden dökülen bi ton malzeme içerisinde itina ile kameraya yansımış elmalar ve vurgulanan ekmek...
dahası da, film tam çıkmaza girecek bir monotonluğa bürünecek olsa bir anda bambaşka bir şey olmuş ve ters köşe diye nitelendirdiğim o şaşırmayı yaşatmış bana.

filmin her sahnesinde, her repliğinde insanı düşündürüp bambaşka yerlere götüren detaylar var... dahası da insanı en çok eğitim sisteminin bizi ne hale getirdiği ve bambaşka şeyler olsa ne hoş bir detaya dönüştürebileceğini düşündürmüş bana, üzerine de bir sigara yaktırmış... beni en etkilemiş filmlerden birisi oldu, iyi ki izlemişim diyorum.
devamını gör...

inanılmaz derecede ilgimi çeken bir olaydır, olay 1966 yılında, 2 brezilyalı mühendisin şüpheli ölümlerinin ardındaki enteresan gizemle benim ilgimi inanılmaz çekmiştir. açıkçası bu tarz ölümlerin arkasında beşeri,insanı olaylardan çok daha çok fenomenlerin ihtimalini göz önünde bulundurmak eğlencelidir ama işin ucunda ölüm var, komplo teorileri güzel de olsa mantık çerçevesinde olayı açıklayıp yorumlayacağım.
iki mühendisin cesedi, bir tepede bir çocuk tarafından bulunuyor, cesetlerin gözlerinde kurşundan maskeler ve üstlerinden notlar çıkıyor,
notlar çok detaylı değil, belli bir yerde buluşma, kapsülleri alma ile ilgili. kapsüller derken muhtemelen bir takım ilaçlar, ama işin ilginç tarafı toksikolojide bir şey çıkmıyor, diğer bir garip tarafı ise bedenlerin dışında hiç bir zedelenme ve deformasyon olmamasına rağmen, iç organlarda çürüme tespit ediliyor, bu kadar kısa sürede organlar çürümez, önce beden çürür. sinirimi bozan kısımda bu.
siyah pantolon,siyah tişört ve siyah ayakkabılar bana heaven's gate tarikatını anımsatsa da tarikat ile ilgili bir ipuçu yok, mühendisler muhtemelen bir şekilde tehdit aldılar diye düşünüyorum, hiç bir alıkoymaya dair, blackmaile dair hiç işaret yok, polisler 0 noktasına geri dönüyor davada.
şimdi bu elemanların neden kurşun maskeleri vardı ? radyasyondan korunmak için falan yazıyormuş notlarda, neden ?
radyasyondan korunmalarının sebebi neydi ?
neden madem bir ilaç aldılar toksikolojide bir şey çıkmıyor ?
neden görgü tanıklarına göre heyecanlı ve gerginlermiş ilk buluştukları barda ?
çok acayip bir olay, gerçekten kafamı **kti.
edit:aslında tahmin etmek istemediğim bir ihtimali var, ama bu yol çok büyük bir aptallık olurdu.
kaynak

kendi teorim biraz uçuk ama şöyle, bu iki mühendis bir bilim tarikatı üyesiydi, muhtemelen inandıkları simülasyon teorisi argümanıydı, simülasyondan çıkmak için bir takım ritüellerle next level seviyesine geçmeyi inandırmışlardı kendilerine, tıpkı heavens gate tarikatı tarzı, ama daha singular ve dışa kapalı. brezilya'da bol bol yetişen digitalis adlı bir bitki var, çok güçlü ve sinsi bir zehir elde ediliyor bu bitkiden.
asıl amacı sakinleştirici, hatta bitki, kalp ilacı olarak tıpta kullanılmakta, farmakolojide baya yaygın. lakin doz aşımında inanılmaz güçlü bir zehir olduğu söylenir.
kapsül olarak üretilmiş, ekstra bir kaç toksik kimyasal ile de karıştırılıp kapsül haline getirilmiş olabilir, inandıkları tarikatın sözü geçen kimsesinden bu ilacı alıyorlar, barda buluşup simülasyondan çıkacaklarına inandıkları tepeye doğru gidip, yutuyorlar.
bitkinin özü organları çürütmez belki ama, esktra toksik kimyasallar organlara zarar vermiş olabilir, belli bi süre içerisinde de zehir örneği bulmak imkansız hale geliyor, çünkü bir reaksiyonla uçucu hale geliyor.

diğer bir teorim; dünya dışı yaşam formları ile bir şekilde iletişim kurmayı başardılar, yuttukları kapsüller bu dünyadan değil.
bir şeyler ters gitti.
devamını gör...

emanet ehline verilir.
gönlüyle bakan insana gönül verilirse kıymet bilir, sever, sayar.
kıymet görmek için de kıymetli olmak önemlidir.
devamını gör...

tebessümle seyrettiğim röportajdır.
vay vay sözlük büyüyor yahu tepkileriyle izledim çok güzel düşünülmüş.
devamını gör...

kordon, boyoz, midye.
devamını gör...

birkan keskin'in şiir kitabı.
2005 yılında yayımlanan kitap aynı zamanda şaire 2006 altın portakal şiir ödülünü kazandırdı.

her şiir kitabında hissettiğim: yoruma haddim yok. ancak kitaptan beni en çok etkileyen iki şiiri iliştireyim ki fikir versin. ilki ağrı. canımın yanmasını eskiden beri dillendirmeye çalışan bana, sözcülük ettiği için.



o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.

bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
bıraktın, unuttum, unutuldum.

seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.





ikincisi de biçimsel farklılığı ile dikkatimi çeken yüzüm: çölde bir şantiye, sarı. *



yüzüm: çölde bir şantiye, sarı.

:( durmuş, unutmuş kendini bende. kalakalmış
upuzun,
ipince bir sabır: suyunun yolunun uykusunun
uzağında
kör katman,
kör küme. bu çağda bu şehirde usulsüz
bir nota. si

yüzüm:

:( bulutlu şey, ağlamaklı akşam
soğuk iklim. içinde öfkelerinden habersiz
korkunç atlar gezdiren. sessiz
yıldızsız. biz onunla çöle gitmiştik.
çölü dinlemiştik. re

yüzüm:

:( dağlı leyla. kar kirpiği.
korkular tıngırtılar mutfağında tuzlu biber, een

devamını gör...

daaat yanlış cavap
doğrusu insanlar ölüyor olacaktı.
işte bu yüzden buradayız.
edit: başlığı ben açmadım.
devamını gör...

ey dilberi rana, ey tesadüf-ü müstesna, o mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım, niyetim acizane-i taciz etmek değildir, bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir, sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim.
devamını gör...

ursula k. le guin'in 1974 yılı çıkışlı bilim kurgu(?) olarak adlandırılan romanı. romanın adı tam anlamıyla ''mülksüzler''. bu bağlamda adı, ursula'nın tasvir ettiği anarşist toplumu nitelemek anlamında oldukça önemli. çünkü annares evreninde yaşayan odocuların en önemli özelliği mutlak mülksüzlük. (ayrıca marx işçi sınıfını tanımlarken de bu adı sık sık kullanmıştır)

roman olay örgüsü ve olguları bakımından hemen hemen diyalektik karşıtlık ilkesine dayanıyor diyebiliriz. anlatılanlarda her şey zıttıyla birlikte var olmaktadır: (bkz: annares) ve (bkz: urras) ya da gidiş ve dönüş... kitaptaki pek çok özel-kurgulanmış ismin aslında günümüz uluslararası devletler sisteminden ilham alınarak uydurulduğu aşikar. kelime oyunları oldukça başarılı. böylece iletilmek istenen mesaj daha doğrudan iletilmiş oluyor.

anarşizmi, devletçiliği, mülkiyetçiliği, kapitalizmi, doğayı, bilimi, felsefeyi, insanı, insanı ve insanı didik didik eden bir roman. son derece sorgulayıcı, şüpheci ve tüm bunlara rağmen yumuşak. brave new world'deki direkt dil yok mesela, sudan çıkmış balığa çevirmek yerine okuyucuyu yavaş yavaş yoruyor ve yoğuruyor. bu bakımdan son derece dikkatle okunması gerektiği kanısındayım. elbette brave new world ile içerik analizi bakımından kıyaslamak doğru olmaz, biri 20. yüzyılın en önemli distopyalarından biri iken diğerinin amacı bir distopya yaratmaktan öte iki ''olabilir'' evreni kendi içinde kıyaslayarak sınırları zorlamak... ikinci kez okuyuşumda farkında olmadığım ya da atladığım bir takım detaylar romanı kafamdaki yerden alıp başka bir noktaya oturtmamı sağladı. yani mümkünse birkaç yıl sonra tekrar okuyunuz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim