fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
şükürdür bence. burada dini vs eleştirdiğim yok. şükür etmek bir bakıma önemlidir ama yaşam kalitesi sıfır, günün yarısından çoğunu çalışarak geçiren sözde büyük adamların küçük kararlarıyla hayatı şekillenen, hayatta kalma mücadelesiyle sürekli meşgul olmak zorunda kalıp neden yaşadığını bile bilmeyen insanlara şükür tavsiyesi vermek kör birine şu güzelliğe baksana yahu demek kadar anlamsız.
devamını gör...
yazarların en sevdiği renk
kesinlikle siyah çünkü aşırı asil bir renk olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
yalçın nereye koşuyor
nazan ş. 'nin o dönemin eskortlarından olduğunu öğrendiğim kitaptır. adam taa o zamanlar uçak seyahatlerinde rakısını şalgam suyuyla içermiş.
eğlenceli bilgiler bir yana gerçekten son derece uyanık olan ve müthiş ticari zekaya sahip olan yalçın doğan' ın çaycılıktan bankerliğe ve zirveden batışa giden hikayesinin anlatıldığı otobiyografik kitaptır. banker kastelli gibi piyasadan yüksek faiz vaadiyle para toplayıp yatırım yaparak parayı işleten banker yalçın, para gelişi sekteye uğradığında önce faizleri sonra anaparaları ödeyemez hale gelerek batar ve yargılanacak ciddi hapis cezası alır. hayat hikayesini de hapishanede gazeteci emin çölaşan'a anlatır.
kitabın dili güzel, okuması kolay, öğrenilenler ilginçtir. ben çok şey öğrenmiştim kitaptan ama devletim öğrenmemiş olacak ki daha sonra imar bankası, impexbank, tyt bank, marmarabank falan da battı. imar bankasından sonra kuruldu sanırım bddk. neyse, çok da önemli değil zaten en son 2001'de ihlas finans battı. bankerlere para kaptıranlar neyse de bankalarda paraları batanlar, hesap başına üç kuruş tazminatlarla baştan savıldılar. birikimlerini kaybeden, iflas eden, intihar eden binlerce insan oldu. en son ihlaszedeler var. onlar da 20 yıldır paralarını almaya çalışıyorlar. az birikim sahibi müşerilerine, halı yıkama makinesiyle devremülk vermişler, çok yüksek mevduat sahipleri de bir şekilde ilişkilerini kullanarak paralarını almışlar. diğerleri hala bekliyor. şaka gibi ülkem.
eğlenceli bilgiler bir yana gerçekten son derece uyanık olan ve müthiş ticari zekaya sahip olan yalçın doğan' ın çaycılıktan bankerliğe ve zirveden batışa giden hikayesinin anlatıldığı otobiyografik kitaptır. banker kastelli gibi piyasadan yüksek faiz vaadiyle para toplayıp yatırım yaparak parayı işleten banker yalçın, para gelişi sekteye uğradığında önce faizleri sonra anaparaları ödeyemez hale gelerek batar ve yargılanacak ciddi hapis cezası alır. hayat hikayesini de hapishanede gazeteci emin çölaşan'a anlatır.
kitabın dili güzel, okuması kolay, öğrenilenler ilginçtir. ben çok şey öğrenmiştim kitaptan ama devletim öğrenmemiş olacak ki daha sonra imar bankası, impexbank, tyt bank, marmarabank falan da battı. imar bankasından sonra kuruldu sanırım bddk. neyse, çok da önemli değil zaten en son 2001'de ihlas finans battı. bankerlere para kaptıranlar neyse de bankalarda paraları batanlar, hesap başına üç kuruş tazminatlarla baştan savıldılar. birikimlerini kaybeden, iflas eden, intihar eden binlerce insan oldu. en son ihlaszedeler var. onlar da 20 yıldır paralarını almaya çalışıyorlar. az birikim sahibi müşerilerine, halı yıkama makinesiyle devremülk vermişler, çok yüksek mevduat sahipleri de bir şekilde ilişkilerini kullanarak paralarını almışlar. diğerleri hala bekliyor. şaka gibi ülkem.
devamını gör...
cahille tartışmak
tarihi badelendiklerinden öğrendiğini sananlarla çokça girdiğim diyalog.mübarek günlerde nifak tohumu ekip büyük işler başarmış insanları güya kanıtlarıyla alt ettiklerini sanırlar bilinçsiz kinlerle nefretlerle doludurlar. mevlananın dediği gibi "cahilin karşısında kitap gibi sessiz ol." salak olduğumu sanırlar ama huzurlusu budur.
devamını gör...
blackfoot
kendilerine niitsitapi diyen, ama kanada'nın blackfoot, a.b.d'nin blackfeet diye kaydettiği, büyük ovaların kuzey bölgesinde yaşayan, algonkin dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
bu kabile ismini, mokasenlerini siyaha boyadıkları için almıştır. atları, ilk defa kendilerine saldıran shoshone kabilesinde görmüş ve ondan sonra at ve silah sahibi olmak için beyazlarla ticaret yapmaya başlamışlar. at ve silah gücü sayesinde düşmanlarına karşı koyabilmişler ama beyazlarla kurulan bu yakınlık onlara nüfuslarının çoğunu kaybettikleri salgın hastalık olarak dönmüş. 1855'te a.b.d hükümetiyle, 1877'de kanada hükümetiyle antlaşma yapıp rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
a.b.d'deki piegan karaayakları, 23 ocak 1870 marias katliamında a.b.d ordusunun saldırısına uğradı ve 170'den fazla kadın, çocuk, yaşlı öldürüldü. yakılan köyden kaçabilen insanların bazılarıda soğuktan öldüler. oturan boğa 1877'de kanada'ya gittiğinde karaayak reisi karga ayak ile görüştü ve beraber beyazlara karşı savaşmayı teklif etti. karga ayak siouxlara yardım etsede savaşa girmeyi istemedi. zaten bu teklif duyulunca kanada hükümeti gelip karaayaklarla antlaşma imzaladı.
bugün karaayakların çoğu kanada'nın alberta eyaletinde ve bazılarıda a.b.d'nin montana eyaletinde yaşıyorlar.
bu kabile ismini, mokasenlerini siyaha boyadıkları için almıştır. atları, ilk defa kendilerine saldıran shoshone kabilesinde görmüş ve ondan sonra at ve silah sahibi olmak için beyazlarla ticaret yapmaya başlamışlar. at ve silah gücü sayesinde düşmanlarına karşı koyabilmişler ama beyazlarla kurulan bu yakınlık onlara nüfuslarının çoğunu kaybettikleri salgın hastalık olarak dönmüş. 1855'te a.b.d hükümetiyle, 1877'de kanada hükümetiyle antlaşma yapıp rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
a.b.d'deki piegan karaayakları, 23 ocak 1870 marias katliamında a.b.d ordusunun saldırısına uğradı ve 170'den fazla kadın, çocuk, yaşlı öldürüldü. yakılan köyden kaçabilen insanların bazılarıda soğuktan öldüler. oturan boğa 1877'de kanada'ya gittiğinde karaayak reisi karga ayak ile görüştü ve beraber beyazlara karşı savaşmayı teklif etti. karga ayak siouxlara yardım etsede savaşa girmeyi istemedi. zaten bu teklif duyulunca kanada hükümeti gelip karaayaklarla antlaşma imzaladı.
bugün karaayakların çoğu kanada'nın alberta eyaletinde ve bazılarıda a.b.d'nin montana eyaletinde yaşıyorlar.
devamını gör...
doktor randevusunu beş dakika ile sınırlamak
bence doktora kapıdan selam verip çıkalım, o bizim ses tonumuzdan ve surat ifademizden nasıl bir sorunumuz var tahmin etmeye çalışsın.
çok eğlenceli bence.
çok eğlenceli bence.
devamını gör...
normal sözlük yazarları
çok enteresan bir topluluğu oluşturan bireyler. ağırlıklı olarak sözelcilerden oluşuyor diye tahmin ediyorum. çünkü her taraf şiir, çiçek, böcek ve çok sanat annecim. yine de çoğunu severim. hatta sevmediğim yoktur belki de. ama özellikle sevdiklerim de var. arada sataşıp, omuz attıklarım olsa da seviyeme inen yok şükür.
devamını gör...
şeriat ile yönetilmek isteyen zihniyet
neyin ne olduğunu bilmeyen daha dinini bile bilmeyen kulaktan dolma güzellemerle hareket eden kimse. seküler kesime inat olsun diye isterler çoğunlukla. ama bu laik sisteme o kadar entegre olmuşlardır ki benim diyen müslüman bile bu yeni gelen sisteme alışamaz, kabul edemez. aksini iddia eden 2 hafta kendi evinde denesin.
öte yandan kendi inancını diğer insanlara dayatmaya çalışan bir zihniyet. seninle aynı topraklarda yaşıyoruz diye aynı hayat görüşüne sahip olmak zorunda değilim beybimsu :p kendi evinde istediğini yap benim evime karışma
öte yandan kendi inancını diğer insanlara dayatmaya çalışan bir zihniyet. seninle aynı topraklarda yaşıyoruz diye aynı hayat görüşüne sahip olmak zorunda değilim beybimsu :p kendi evinde istediğini yap benim evime karışma
devamını gör...
milliyetçilik
hakkında okuma yapmak isteyenler için muhteşem tespitlere imza atabilmiş bir tarihçi: (bkz: eric hobsbawm). hatta özellikle ilgili bir eserinin linkini de bırakmış olayım.
devamını gör...
kızlardaki sorumluluk sahibi ve ilgili erkek arama tutkusu
bi laf vardı sen kıza bakınca o günü düşünürsün kız sana bakınca 5 yıl sonrayı düşünür diye.herkes de kesin boyledir demiyorum ama belli bi yaştan sonra bu adamla evlenilir mi iyi bi eş iyi bi baba olur mu diye düşünürler.sorumluluk ve ilgi de maddiyatla birlikte en çok değer verilen özelliklerdendir.
devamını gör...
kız gibi yapmak
bir şey kız gibi yapılıyorsa çok iyi yapılıyor demektir.
devamını gör...
geçmişe özlem duymak
son birkaç gündür yoğun bir şekilde hissettiğim duygudur. herhangi bir kişi değil fakat o zamanları ve geçirilen güzel anıları çok özlüyorum.
devamını gör...
whatsapp gizlilik ilkesi değişimi
koskoca şirket sizin saçma sapan görüşmelerinizi ne yapacak ne işine yarayacak neden böyle bir riske girsin?
sadece daha güvenli bir iletişim sağlamak amacıyla yapılmış bir şey.
hayır keşke benim çirkin nude fotoğraflarımı alsalar da kullansalar dava açarım paramı alırım.
millet boşu boşuna galeyana geliyor.
sadece daha güvenli bir iletişim sağlamak amacıyla yapılmış bir şey.
hayır keşke benim çirkin nude fotoğraflarımı alsalar da kullansalar dava açarım paramı alırım.
millet boşu boşuna galeyana geliyor.
devamını gör...
tolgame
gündem başlıklarında denk geldiğim yazarımız. bazı başlıklarda denk gelince yorumlarını okumaktan keyif aldığımı da dile getirmek isterim.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
şöyle huzurlu mutlu bir hayat sürekli arıyorum ama bulamıyorum
devamını gör...
kitaplarda en sinir bozan durum
bitmesi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
takvim yapraklarından çıkarılması gereken gündür 2 eylül. hani biri, üçü kalsın ama takvim yapraklarından çıkarılması gereken gündür 2 eylül.
benim için son “bahar” bugün başlar. yapraklarımı döktüğüm, giden bir otobüsün arkasından canını, cananını uğurlarcasına gözyaşı döktüğüm gündür. bir türlü denize varamayan bir nehirin maviye hasreti, yavrusunu kaybetmiş bir turna’nın avaz avaz feryadı, bir kız çocuğunun gözünden süzülen yaştır...
“bugün çabuk geçse ya” derim hep içimden. geçmeyen bana geçit vermeyen gündür.
takvim yapraklarından çıkarılması gereken gündür.
ve eylül‘dür.
benim için son “bahar” bugün başlar. yapraklarımı döktüğüm, giden bir otobüsün arkasından canını, cananını uğurlarcasına gözyaşı döktüğüm gündür. bir türlü denize varamayan bir nehirin maviye hasreti, yavrusunu kaybetmiş bir turna’nın avaz avaz feryadı, bir kız çocuğunun gözünden süzülen yaştır...
“bugün çabuk geçse ya” derim hep içimden. geçmeyen bana geçit vermeyen gündür.
takvim yapraklarından çıkarılması gereken gündür.
ve eylül‘dür.
devamını gör...
gitme
2005 yapımı marc foster filmi. izleyen herkesin 'yoksa? david lynch?' doğal uyaranıyla irkildiğini biliyorum.
hayatımın belli dönemlerinde izlemem gerektiği dürtüsüne kapıldığım filmi az evvel izleyip bir leveli daha tamamlamış bulundum. başrollerde doyurucu oyunculuklarıyla ryan gosling, ewan mcgregor, newyork'tan manzaralar, massive attack'in angel'ı, animatrix'in who am i'ı bol yağmur, çok karanlık, gri bir balon, çarpık görüntüler, ikizler, sanat, sanat ve sanat bulunmakta.
kurgu tam anlamıyla şaşı bak şaşır. bir an karakterin biriyle kitapçıda iken aniden kendinizi trende buluyorsunuz ve geçişler normal değil. hiç değil. boğuk, kaygan, flu, son derece kararlı. filmin başlangıcından itibaren 'bir şey olacak, şimdi çok ilginç bir şey olacak' dürtüsü bırakmıyor yakanızı. hastalıklı ve haklı. film ilerledikçe beklenen şey gerçekleşiyor ancak hiçbir ipucu vermediği için aydınlanmak yerine adım adım geri çekilmek zorunda kalıyorsunuz. karakter zihinlerinin iç içe geçtiği, olağan dışı, mistik, sürreal ögeler sahnelere nesneler yardımıyla öyle başarılı yerleştirilmiş ki hayranlık duymamak elde değil. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. kendisini en baştan tekrarlayıp duran sahneler. tekrarlanan cümleler. zekice yerleştirilmiş metaforlar. fonda akan mekanik-trip müzikler. henry'nin sigarası, saplantıları, yaşamayan ama ısıran köpek, perşembe günü de orada duran piyano, tek taş yüzük. ve gözleri gören kör adam.
henry'nin kolundaki sigara yanıklarını gören sam onları neden yaptığını sorar ve henry ona cehennem için alıştırma yaptığını söyler.
lila yemek masasında sam'e döner ve ''yanına yedek bir jilet alacak kadar hayatından nefret ettiğini hayal edebiliyor musun?'' diye sorar.
ve yine film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi...
hepsinin; film boyunca görülen tüm objelerin, mantıksız gibi gelen ani cümlelerin, vurguların, figüran sanılan oyuncuların, sokakların, köprülerin... hepsinin orada olmalarının bir sebebi var ve bu sebep filmin en sonunda ortaya çıkıyor. bu yüzden her anını pür dikkat izlemek gerekiyor.
''zarif bir intihar sanatın en üst noktasıdır...''
- tristan reveur
eğer bir film olsaydım, 'stay' olurdum.
''galiba budistler haklıymış sam! bu dünya bir hayal!''
hayatımın belli dönemlerinde izlemem gerektiği dürtüsüne kapıldığım filmi az evvel izleyip bir leveli daha tamamlamış bulundum. başrollerde doyurucu oyunculuklarıyla ryan gosling, ewan mcgregor, newyork'tan manzaralar, massive attack'in angel'ı, animatrix'in who am i'ı bol yağmur, çok karanlık, gri bir balon, çarpık görüntüler, ikizler, sanat, sanat ve sanat bulunmakta.
kurgu tam anlamıyla şaşı bak şaşır. bir an karakterin biriyle kitapçıda iken aniden kendinizi trende buluyorsunuz ve geçişler normal değil. hiç değil. boğuk, kaygan, flu, son derece kararlı. filmin başlangıcından itibaren 'bir şey olacak, şimdi çok ilginç bir şey olacak' dürtüsü bırakmıyor yakanızı. hastalıklı ve haklı. film ilerledikçe beklenen şey gerçekleşiyor ancak hiçbir ipucu vermediği için aydınlanmak yerine adım adım geri çekilmek zorunda kalıyorsunuz. karakter zihinlerinin iç içe geçtiği, olağan dışı, mistik, sürreal ögeler sahnelere nesneler yardımıyla öyle başarılı yerleştirilmiş ki hayranlık duymamak elde değil. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. kendisini en baştan tekrarlayıp duran sahneler. tekrarlanan cümleler. zekice yerleştirilmiş metaforlar. fonda akan mekanik-trip müzikler. henry'nin sigarası, saplantıları, yaşamayan ama ısıran köpek, perşembe günü de orada duran piyano, tek taş yüzük. ve gözleri gören kör adam.
henry'nin kolundaki sigara yanıklarını gören sam onları neden yaptığını sorar ve henry ona cehennem için alıştırma yaptığını söyler.
lila yemek masasında sam'e döner ve ''yanına yedek bir jilet alacak kadar hayatından nefret ettiğini hayal edebiliyor musun?'' diye sorar.
ve yine film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi...
hepsinin; film boyunca görülen tüm objelerin, mantıksız gibi gelen ani cümlelerin, vurguların, figüran sanılan oyuncuların, sokakların, köprülerin... hepsinin orada olmalarının bir sebebi var ve bu sebep filmin en sonunda ortaya çıkıyor. bu yüzden her anını pür dikkat izlemek gerekiyor.
''zarif bir intihar sanatın en üst noktasıdır...''
- tristan reveur
eğer bir film olsaydım, 'stay' olurdum.
''galiba budistler haklıymış sam! bu dünya bir hayal!''
devamını gör...
olur olmaz akla gelen şeyler
serkan is my girl.
uçurumdan düşen ibo ve aşırı sakin arkadaşları.
yazar kasa ve bülent ecevit.
sevda demirel hande ataizi kavgası.
fesleğenin hırpalanma sevdası ukdesi.
uçurumdan düşen ibo ve aşırı sakin arkadaşları.
yazar kasa ve bülent ecevit.
sevda demirel hande ataizi kavgası.
fesleğenin hırpalanma sevdası ukdesi.
devamını gör...
