yeni nesil kızların yemek yapmaktan bihaber oluşu
yazan arkadaş beğenmiyorsa açsın kendisi yapsın dediğim başlıktır. yemek yapmak neden bir cinsiyete atfediliyor ki? yemek yapmak birçok şeyden inan daha kolay, internette tarifler, videolar, püf noktalar ne ararsan fazlası bile var. ilgisi olan saatlerce mutfaktan çıkmaz, ilgisi olmayan internetten açar bakar yapar, istemeyen hiç yapmaz. böyle bir zorunluluk yok sonuçta.
devamını gör...
ekşi sözlük'ten gelen yazarlar
benim de içlerinde bulunduğum yazar kitlesidir. uzun zamandır sadece okuyor ve içimden dua ediyorum, ekşinin ergenleri gelip burayı bozmasın diye.
temennim yeni sözlüğe sahip çıkıp bozmamalarıdır.
temennim yeni sözlüğe sahip çıkıp bozmamalarıdır.
devamını gör...
lokantada yemeğin yanına içecek bir şey almayan insan
para vardı da biz mi içmedik dediğim ve kendisine hak verdiğim insandır.
devamını gör...
birine geç kalmak
bu benim sayfalarca yazabileceğim bir konu olmasına rağmen hiç var olmamış gibi davranıyorum. yakında kendimi ikna edeceğim inanıyorum.
üzücü bir durum.
üzücü bir durum.
devamını gör...
yazarların cinsel olmayan fantezileri
yemek yerken tlc'nin ağır yaşamlar programını izlemek.
diyette değilim ama diyetteyseniz kesinlikle uygulayın, bir anda soğuyup yemeyi bırakıyorsunuz.*
diyette değilim ama diyetteyseniz kesinlikle uygulayın, bir anda soğuyup yemeyi bırakıyorsunuz.*
devamını gör...
normal sözlük'e veda
ya tamam da neden bu dramatize alüminyum hükümet istifa ediyormuş tarzı açıklamalara başlıklara gerek var mı? fazla zamanını almış bırakmıştır. gene beklerizdir, ellerine emeğine sağlıktır.
devamını gör...
sıkıntı
"daraltmak, sıkıştırmak" anlamına gelen sıkmaktan türemiş sözcük.
tdk anlamları
-ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet
-geçim darlığı
-bulunmama durumu
-sorun, mesele, sendrom, problem
akif'e "bülbül" yazdıran hafakandır sıkıntı, ruhun parmakların arasında boğulması, ne yerde ne gökte barınamamak. çölde su arayan hacer gibi, geride bırakılan o üç kişi gibi "olanca genişliğine rağmen yeryüzü dar gelmeye başlamış, vicdani sorumluluk ve rahatsızlıkları kendilerini sıktıkça sıkmış ve artık allah'tan başka sığınacak hiçbir makam ve barınak olmadığını iyice anlamışlardı." sıkılmak.
tdk anlamları
-ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet
-geçim darlığı
-bulunmama durumu
-sorun, mesele, sendrom, problem
akif'e "bülbül" yazdıran hafakandır sıkıntı, ruhun parmakların arasında boğulması, ne yerde ne gökte barınamamak. çölde su arayan hacer gibi, geride bırakılan o üç kişi gibi "olanca genişliğine rağmen yeryüzü dar gelmeye başlamış, vicdani sorumluluk ve rahatsızlıkları kendilerini sıktıkça sıkmış ve artık allah'tan başka sığınacak hiçbir makam ve barınak olmadığını iyice anlamışlardı." sıkılmak.
devamını gör...
elektro gitarın en güzel kullanıldığı parçalar
başlığı açan arkadaş, bir derdim var'ı örnek verdiği için reverb ve delaylı bir eserle başlıyorum.
joe satriani - the forgotten
aşağıdakiler de naçizane önerimdir;
yavuz çetin - grand cherokee
gary moore - still got the blues
ilter kurcala - treasure (bruno mars)
steve vai - for the love of god
bu da bonus olsun.
joe satriani - the forgotten
aşağıdakiler de naçizane önerimdir;
yavuz çetin - grand cherokee
gary moore - still got the blues
ilter kurcala - treasure (bruno mars)
steve vai - for the love of god
bu da bonus olsun.
devamını gör...
18 mart 1915 çanakkale zaferi
savaş sonrası mustafa kemal atatürk’ün seyit onbaşı’yı ziyarete geldiği anıyı paylaşmak istedim bende. hakan mengüç’ün “hiçbir karşılaşma tesadüf değildir” kitabında okumuştum.
cephaneliklerin iyice tükendiği, umutsuzluğun baş gösterdiği sırada hem arkadaşlarını kurtarmak hem de vatanını kanının son damlasına kadar savunmak için bir insanın tek başına yapamayacağı bir iş başarmış seyit onbaşı. 275 kiloluk önündeki top mermiyi sırtına vurup taşımış ve topun ağzına sürmeyi başarmış. o topla düşman gemilerinden biri batırılmış, bölgede savaşın kaderi değişmiş. sonra memleketine dönen seyit onbaşı, hiçbir zaman top mermisini kaldırıp savaşın seyrini değiştirdini anlatmamış kimseye yıllar boyunca. tam 11 yıl sonra atatürk havrana gelmiş ve nahiye müdürüne; “burada seyit onbaşı olacaktı. benim onu görmem lazım.” demiş. nahiye müdürü şaşkın tabi. seyit onbaşının hangi köyde oturduğunu bilmiyor, kim olduğundan emin değil. ertesi gün jandarmalarla birlikte aramalar başlıyor ama sonuç alınamıyor. seyit onbaşı kömür almaya gitmiş akşam evin önünde jandarmaları görünce korkuyor. kaçak kömür yüzünden ceza göreceğini düşünüyor. jandarma seyit onbaşıya kaçma diye sesleniyor. seyit onbaşı;” suçum ne ki? neden evimi bekliyorsunuz?” diye soruyor. “paşa seni çağırıyor” diyor jandarma. “hemen gidelim hadi” diye karşılık veriyor seyit onbaşı. ankara’ya nasıl gidecek bir an durup düşünüyor. ayağındaki çarık bile yırtık, üstü başı dökük. bu halde ankara’ya gidip paşa’nın karşısına çıkamaz, tren parası bile yok . “paşa havran da seni bekliyor” diyor jandarma. direk nahiye müdürünün yanına götürüyor seyit onbaşıyı. bakıyor ki koca seyit’in üstü başı perişan. gece vakti bir berber bulup traşını yaptırıyor, kendi ceketini üzerine giydiriyor ama kolları kısa kalıyor önü de kapanmıyor. bu halde çıkıyor seyit onbaşı atatürk’ün karşısına. “hoşgeldin paşam” diyor kocaseyit. “asıl sen hoşgeldin” diyor atatürk.” iki gündür seni bekliyorum. neredeydin?”,”paşam keçilerin yanındaydım.” ne iş yaparsın sen?”, “çobanlık ederim paşam.” atatürk;” ne istersin?” diye soruyor. “sen savaşın seyrini değiştirdin. bu millet sana borçlu. ne istediğini söyle? o zaman da sorduk sana, “çift yemek isterim” dedin ama iki gün sonra onu da istemedin. iade ettin, yemedin. o vakit sana maaş bağlıyım.” diyor atatürk. koca seyit cevap veriyor. “biz görevimizi yerine getirdik, maaş almak için yapmadık.”
cephaneliklerin iyice tükendiği, umutsuzluğun baş gösterdiği sırada hem arkadaşlarını kurtarmak hem de vatanını kanının son damlasına kadar savunmak için bir insanın tek başına yapamayacağı bir iş başarmış seyit onbaşı. 275 kiloluk önündeki top mermiyi sırtına vurup taşımış ve topun ağzına sürmeyi başarmış. o topla düşman gemilerinden biri batırılmış, bölgede savaşın kaderi değişmiş. sonra memleketine dönen seyit onbaşı, hiçbir zaman top mermisini kaldırıp savaşın seyrini değiştirdini anlatmamış kimseye yıllar boyunca. tam 11 yıl sonra atatürk havrana gelmiş ve nahiye müdürüne; “burada seyit onbaşı olacaktı. benim onu görmem lazım.” demiş. nahiye müdürü şaşkın tabi. seyit onbaşının hangi köyde oturduğunu bilmiyor, kim olduğundan emin değil. ertesi gün jandarmalarla birlikte aramalar başlıyor ama sonuç alınamıyor. seyit onbaşı kömür almaya gitmiş akşam evin önünde jandarmaları görünce korkuyor. kaçak kömür yüzünden ceza göreceğini düşünüyor. jandarma seyit onbaşıya kaçma diye sesleniyor. seyit onbaşı;” suçum ne ki? neden evimi bekliyorsunuz?” diye soruyor. “paşa seni çağırıyor” diyor jandarma. “hemen gidelim hadi” diye karşılık veriyor seyit onbaşı. ankara’ya nasıl gidecek bir an durup düşünüyor. ayağındaki çarık bile yırtık, üstü başı dökük. bu halde ankara’ya gidip paşa’nın karşısına çıkamaz, tren parası bile yok . “paşa havran da seni bekliyor” diyor jandarma. direk nahiye müdürünün yanına götürüyor seyit onbaşıyı. bakıyor ki koca seyit’in üstü başı perişan. gece vakti bir berber bulup traşını yaptırıyor, kendi ceketini üzerine giydiriyor ama kolları kısa kalıyor önü de kapanmıyor. bu halde çıkıyor seyit onbaşı atatürk’ün karşısına. “hoşgeldin paşam” diyor kocaseyit. “asıl sen hoşgeldin” diyor atatürk.” iki gündür seni bekliyorum. neredeydin?”,”paşam keçilerin yanındaydım.” ne iş yaparsın sen?”, “çobanlık ederim paşam.” atatürk;” ne istersin?” diye soruyor. “sen savaşın seyrini değiştirdin. bu millet sana borçlu. ne istediğini söyle? o zaman da sorduk sana, “çift yemek isterim” dedin ama iki gün sonra onu da istemedin. iade ettin, yemedin. o vakit sana maaş bağlıyım.” diyor atatürk. koca seyit cevap veriyor. “biz görevimizi yerine getirdik, maaş almak için yapmadık.”
devamını gör...
depresif ruh hali
bu ruh halindeyseniz; uzak durulması gereken insan olduğunuzu söylerler!!
hep şunu derim: herkesin ruh hastası olduğu bu ülkede ruh hastalarından kaçmak kendinden kaçmaktır.
hep şunu derim: herkesin ruh hastası olduğu bu ülkede ruh hastalarından kaçmak kendinden kaçmaktır.
devamını gör...
bir şehri tanımanın en iyi yolu
kesinlikle yürüyerek karış karış gezmektir.
mümkünse gezeceğiniz yerleri araştırmadan gidin daha büyüleneceğinizin garantisini verebilirim.
mümkünse gezeceğiniz yerleri araştırmadan gidin daha büyüleneceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...
gözlüklü şirin'in şirinler köyünün tek umudu olması
benim oyum somurtkan şirine.gözlüklü şirin'den nefret ederim.nefret etmektende nefret ederim.
devamını gör...
şoför
karayollarında ticari olarak tescil edilmiş bir aracı kullanan kişidir.
devamını gör...
balaklava
bir anda baklava diye okuyanlar burada mı?
devamını gör...
sait faik abasıyanık
bir insanı sevmekle başlar her şey, der sait faik ama sonra şöyle devam eder o cümleler; burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. şüphesiz denizdeki balığı öpecek kadar ince düşünceli bir adama bu cümleleri yazdıran senin benim yaşadığımız dünya. ardından bu havada ölünür mü hiç diye söylenilen 'durgun deniz bakışlı' öykücü. yky'den çıkma şimdi sevişme vakti ve diğer şiirleri'nde o ve ben isimli bir şiiri var ki durup düşündürüyor insanı dakikalarca, umulmadık kadar korkak olan en çirkin yanımı törpüleyip sevgiye inancımı baki kılıyor; çoğu zaman insanlar sevmekten pek bir şey anlamadığımı düşünse bile. şiirden bahsedip yazmamak olmaz hem zaten şüphesiz yazmasam deli olacaktım.*
sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak.
hayır değil, değil sıcak
dudaklarının hatırası
değil saçlarının kokusu
hiçbiri değil.
dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
ben onsuz edemem.
eli elimin içinde olmalı.
gözlerine bakmalıyım
sesini işitmeliyim
beraber yemek yemeliyiz
ara sıra gülmeliyiz.
yapamam, onsuz edemem
bana su, bana ekmek, bana zehir
bana tad, bana uyku
gibi gelen çirkin kızım
sensiz edemem.
sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak.
hayır değil, değil sıcak
dudaklarının hatırası
değil saçlarının kokusu
hiçbiri değil.
dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
ben onsuz edemem.
eli elimin içinde olmalı.
gözlerine bakmalıyım
sesini işitmeliyim
beraber yemek yemeliyiz
ara sıra gülmeliyiz.
yapamam, onsuz edemem
bana su, bana ekmek, bana zehir
bana tad, bana uyku
gibi gelen çirkin kızım
sensiz edemem.
devamını gör...
bülent onaran
yaşlanmayan, hayatını eğlenceye adamış, ileride olmak istediğim, rutkay aziz'in hayat verdiği avrupa yakası karakteri. idolümsün bülent abi.
devamını gör...
çocuğunu kurstan kursa sürükleyen anne
keşke annem beni çocukken kurstan kursa sürükleseydi; şimdi bir enstruman çalabiliyor, bir spor dalıyla uğraşıyor ve kodlama yapıyor olabilirdim. çocukluk dediğimiz on, on beş yıllık süre tüm hayata etki ediyor. mis gibi doldurulmaya hazır beynim sonradan işime yarayacak şeylerle dolsaymış.
devamını gör...
kadınların erkekleri tavlama sırları
bırah bırah bana palavere yapma... benim gibi çoklu cilve yetmezliği olan bir kazma bile birilerinin hoşuna gidebiliyor. kendisinin bile haberi yokken karşı tarafı tavlayabiliyorsa, burada yetenek değil; erkeğin buna teşne olması konuşulur.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
güleceğiniz, güldüreceğiniz, keyif alacağınız bir gün olsun.
güleceğiniz, güldüreceğiniz, keyif alacağınız bir gün olsun.
devamını gör...
