261.
yeni bir başlangıç.
devamını gör...
262.
"her fani bir gün ölümü tadacaktır"
ölüm üzerinde çok konuştuğumuz, çok düşündüğümüz, çok kafa patlattığımız bir konu.
neden ölümden korkarız? bence ölüm vakti geldiğinde ruhu yaşamın ağırlığından kurtaracak olan tek şeydir, korkmamızın sebebi ise tamamen bilinmez olmasından. ölüm nasıl bir şeydir bilemiyoruz, rüyalarda bile öldükten sonra uyandığımızdan büyük bir bilinmez var karşımızda. tanrıya inanmayan insanlar ölümden sonrasının boşluk olduğundan korkuyor olabilirler ama öyle bir şey yok fakat ölümden sonra yaptığımız kötülüklerden dolayı cezlandırılacağımızı söyleyebilirim. iyi ol olsun bitsin işte değil mi? öyle kolay olmuyor ama. adem ve havva'nın onlara yasak olan meyveyi yeme isteklerini bastıramadığı gibi bizde bazen içimizde olan kötülükleri bastıramıyoruz fakat bu sorun değil. ne kadar yoldan sapsak da yine bir şekilde o yola geri girme ihtimalimiz oluyor. hayat hakkında bir sürü şey söylenmiş olabilir ama ben şahsen hayatın bir yolculuk olduğuna inanıyorum. uzun ve engebeli bir yolculuk. o yüzden hayatı en ince ayrıntısına kadar yaşamalıyız tıpkı yaşlı bir bilgenin de dediği gibi: "sadece tek bir noktaya bakarsan hayatın akıp gider sen farkına varamazsın, ya da görebildiğin her güzelliğin ortasında hayatını yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır"
ölüm üzerinde çok konuştuğumuz, çok düşündüğümüz, çok kafa patlattığımız bir konu.
neden ölümden korkarız? bence ölüm vakti geldiğinde ruhu yaşamın ağırlığından kurtaracak olan tek şeydir, korkmamızın sebebi ise tamamen bilinmez olmasından. ölüm nasıl bir şeydir bilemiyoruz, rüyalarda bile öldükten sonra uyandığımızdan büyük bir bilinmez var karşımızda. tanrıya inanmayan insanlar ölümden sonrasının boşluk olduğundan korkuyor olabilirler ama öyle bir şey yok fakat ölümden sonra yaptığımız kötülüklerden dolayı cezlandırılacağımızı söyleyebilirim. iyi ol olsun bitsin işte değil mi? öyle kolay olmuyor ama. adem ve havva'nın onlara yasak olan meyveyi yeme isteklerini bastıramadığı gibi bizde bazen içimizde olan kötülükleri bastıramıyoruz fakat bu sorun değil. ne kadar yoldan sapsak da yine bir şekilde o yola geri girme ihtimalimiz oluyor. hayat hakkında bir sürü şey söylenmiş olabilir ama ben şahsen hayatın bir yolculuk olduğuna inanıyorum. uzun ve engebeli bir yolculuk. o yüzden hayatı en ince ayrıntısına kadar yaşamalıyız tıpkı yaşlı bir bilgenin de dediği gibi: "sadece tek bir noktaya bakarsan hayatın akıp gider sen farkına varamazsın, ya da görebildiğin her güzelliğin ortasında hayatını yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır"
devamını gör...
263.
proust’un söylediği gibi ölüme oldukça yaklaşmamış kişilerin ölümün gerçek mahiyetini anlamadığını ve ölüm fikri ile gerçekten yüzleşemediklerini düşünüyorum. ölüme oldukça yaklaşmaktan kastım epey yaşlanmak ve ömrün artık bittiğinin ayırdına varmak.
devamını gör...
264.
tarot sembolizmasının 13 numaralı karttıdır.
fotoğrafa bakıldığında, varlık alanında çok önemli olduğu addedilen bir çok kavramı, karşısında diz çöktüren bir konuma sahiptir.
bunlar; krallıklar, dini figürler ve soydan gelen üstünlük etiketleri olarak gösterilmiş.
onun sancağının altında, dağın, taşın, şatafatın hatta parlayan güneşim bile hükmü yok gibi görünmüş.
bu kart, psişenin yolundaki çarpıcı dönüm noktalarından birisini temsil eder.
..
bazen öyle bir an gelir ki, bir adım sonrasına eski b e n l e devam edemeyiz.
görünüşümüz, düşüncelerimiz, sahip olduklarımız, herşeyimiz..
varlık alanında b e n olmak için kendimizde tuttuğumuz tüm kanıtlardan vazgeçip yeniden başlamamız gerekir
işte o zaman haritada belirir ö l ü m kartı
korkulacak bir kart değildir bir adım sonrası 14 yani denge'dir.
fotoğrafa bakıldığında, varlık alanında çok önemli olduğu addedilen bir çok kavramı, karşısında diz çöktüren bir konuma sahiptir.
bunlar; krallıklar, dini figürler ve soydan gelen üstünlük etiketleri olarak gösterilmiş.
onun sancağının altında, dağın, taşın, şatafatın hatta parlayan güneşim bile hükmü yok gibi görünmüş.
bu kart, psişenin yolundaki çarpıcı dönüm noktalarından birisini temsil eder.
..
bazen öyle bir an gelir ki, bir adım sonrasına eski b e n l e devam edemeyiz.
görünüşümüz, düşüncelerimiz, sahip olduklarımız, herşeyimiz..
varlık alanında b e n olmak için kendimizde tuttuğumuz tüm kanıtlardan vazgeçip yeniden başlamamız gerekir
işte o zaman haritada belirir ö l ü m kartı
korkulacak bir kart değildir bir adım sonrası 14 yani denge'dir.
devamını gör...
265.
(bkz: game over)
devamını gör...
266.
sonsuzluğun başlangıcıdır.
devamını gör...
267.
boşluk.
devamını gör...
268.
kalanın daha fazla öldüğü bir şey. ölen kişi başkası ama toprağa giren yaşayanlar. kalan için zor şey. bütün her şey aynı ama koltuğa bakıyorsun artık o yok. bir şey eksik kalıyor. ölüm bizden sevdiklerimizi değil onlarla beraber hayatımızı da alıyor. hatta bizi de alıyor. eksik yaşamak yaşamaktan sayılamaz.
devamını gör...
269.
herkesin senin için toplandığı ama senin katılamadığın bir törendir cenaze. çünkü artık ölmüşsündür.
devamını gör...
270.
yeni bir başlangıç
devamını gör...
271.
ruhun, beden ile ilişiğini kesme durumudur.
devamını gör...
272.
kucuk kiyamettir diger adi. belki buyuk kiyametin de ilk asamasi. dunya hayati adina bir son'dur, yine belki baska bir hayatin baslangici... beserin korkunc sonu da olabilir, aslen dunya denilen zindandan kurtulusu da. bunlar hep muallaktir. lakin dunya hayati adina planlarin, hayallerin, hedeflerin, sahip olunan ne varsa sifirlandigi ve anlamsizlastigi bir gercektir. tapinilan bedenlerin artik birer "leşten" ibaret olmasi kadar soguk, buz gibi bir gercek.
devamını gör...
273.
herkesin başına geleceğini bildiği ama çoğumuzun ona hazırlık yapmadığı, dünyaya geliş amacı olan sınavın sona ermesi, sonsuz hayatın başlangıcı.
devamını gör...
274.
kimi zaman kaçılan, kimi zaman özlenilendir.
menfi ya da müspet bir hayata da başlangıcın noktasıdır.
menfi ya da müspet bir hayata da başlangıcın noktasıdır.
devamını gör...
275.
ölüm , uzan zamandır heyecanlandırıyor beni fakat intihar düşüncesi hic istemedigim bir davranış. nasıl bir bebek sezeryan ile anne karnindan zamansiz aliniyorsa ve o bebek belli bir sure memeden gelecek sütü beklerken çığlıklarla agliyorsa ,iste intihar etmekte buna benzetilebilir. ben gercek doğumu sabırsızlıkla bekliyorum. aşka kavusmayi bekler gibi. dogumumun acisiz ve huzurlu olmasini teminni ediyor ve diliyorum.
devamını gör...
276.
kimine göre hayatın sonu. bize göreyse mutluluğa açılan kapı. huzurlu bir hayatın başlangıcı. biz dediğim de mutsuzlar, yalnızlar.
devamını gör...
277.
sonlu hayatın bitip sonsuz hayatın başlaması. bir çeşit oda değişikliği.
devamını gör...
278.
ölüm düşünüldüğünde geriye kalan her şey anlamsızlaşır.
gerçekten de din ve ahlak felsefesi okumasını ve araştırmasını seviyorsanız belirli bir süre sonra bütün olayın "ölüm" kavramına tosladığını görürsünüz. her şeyin sonunda ölmek hayattayken yaptığımız hareketlerin ve bağlı olduğumuz yasaların geçerliliğini ortadan kaldırır. kısacası o, eğer teist biri değilseniz bağlı olduğunuz bütün değer yargılarını anlamsız kılar. yaşam dediğimiz şeye anlamı sadece dinler katabilir, sizler dinler olmadan sadece amaçlar edinebilirsiniz fakat anlam arayışınız dinler olmadan sonuçsuz kalır.
ölümün insana bir diğer etkisi de onu çıldırtıyor oluşudur. her insan ölüm üzerine kafa yormuştur, ölümünü hayal etmiştir, sonrasını düşünmüştür, korkmuştur. çünkü bilinmezdir. insanlığın hafızasında tamamen karanlıktır, hatta varsayımlar üzerine kuruludur bile diyebilirim.
ölümden korkmak kısmına gelirsek bu konuda en tatmin edici cevabı gördüğüm kadarıyla epikuros vermiştir.
ölümden korkmamalıyız çünkü ölümü deneyimleyemiyoruz. ben sadece ben olmayı bilirim. ben sadece ben olabilirim. ben asla sen olamam. ben sadece benim bilincimde olabilirim, beni hissedebilirim, beni tanımlayabilirim beni yaşayabilirim. seni de ancak kendi üstümden tanımlarım. sen canım acıyor dersin ben de kendi tecrübelerime dayanarak hissederek acıyı kendi üstümden tanımlar ve seni o şekilde anlayabilirim. sen bana benim bilmediğim bir hisle gelirsen ben onun ne olduğunu bilemem. mesela bana ölümün nasıl hissettirdiğini anlatabilir misiniz? veya ölümün nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz? daha önce hiç yaşamadığınız için bilmiyorsunuz. bana daha önce tatmadığım bir yemeğin tadını nasıl daha önce yediğim yemekler üzerinden anlatmaya ve o tatmadığım yemeğin tadını daha önce yediğim bir yemeği kast ederek "şuna benziyor" gibisinden açıklamaya başlayacaksanız bu, benim dış dünyayı kendi üzerimden ele alışımın bir kanıtıdır.
ölüm gerçekleştiğinde siz orada olmayacaksınız çünkü ölüm hayattaki bir olay değildir. bu da onu deneyimleme olanağını ortadan kaldırır, bilincinde olabileceğiniz bir şekilde "ölümü yaşama"nızı engeller.
ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum.
epikuros'un ve müritlerinin yaptığı şey gelecek hakkında hissettiklerimizle geçmiş hakkında hissettiklerimiz arasındaki farka işaret etmekti. biz bu iki zamandan sadece birini önemseriz. doğumumuzdan önceki zamanı düşünün, var olmadığınız dönemi. annenizin karnında geçirdiğiniz haftaları, hatta anne babanız için sadece bir ihtimal olduğunuz gebelik öncesi zamanı değil, dünyaya gelmeden önceki trilyonlarca yılı. doğumunuzdan önceki onca bin yıl oyunca var olmamakla ilgili endişemiz yoktur. niye biri var olmadığı tüm o zamanı önemsesin ki? fakat bu doğruysa, o zaman ölümden sonra var olmayacağımız tüm o sonsuz zamanı neden bu kadar çok düşünüyoruz ki? düşünme şekillerimiz asimetriktir. nedense doğumdan önceki dönemle ilgili değil de, ölümden sonraki dönemle ilgili endişelenmeye yatkınız. epikuros bunun bir hata olduğunu düşünüyordu. bunu gördüğünüzde ise ölümünüzden sonraki zamanı, doğumunuzdan önceki zamanla aynı şekilde düşünmeye başlarsınız. o zaman ölüm de büyük bir endişe olmaktan çıkar.*
epiküros, kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ölü bedende ne olursa olsun hissetmeye devam edecek bir parçamızın geride kaldığını düşünme hatası yaptığımızı söyler. kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ortama kendi bakış açımızdan bakarız, sanki orda bir yükseklikten mesela ağaçtan veya cenazeye katılanların arsından bakarız. o ortamı düşünüp hüzünleniriz; sevdiklerimiz ağlar, yalnızızdır, hayallerimizi gerçekleştirme olanağımız olmaz... oysa ölünce hayattayken hissettiğimiz duyguları hissedebilecek miyiz, hayattayken sahip olduğumuz duygulara sahip olabilecek miyiz, öldükten sonra tıpkı hayal ettiğimiz gibi gömülüşümüzü izleyebilecek miyiz? evet tüm bu soruların cevabı muğlak ve bilinmez. aslında korkumuzun sebebi de bir noktada burada yatar ve yaşama devam etmemizi sağlayan şey de bu bilinmezliktir.
gerçekten de din ve ahlak felsefesi okumasını ve araştırmasını seviyorsanız belirli bir süre sonra bütün olayın "ölüm" kavramına tosladığını görürsünüz. her şeyin sonunda ölmek hayattayken yaptığımız hareketlerin ve bağlı olduğumuz yasaların geçerliliğini ortadan kaldırır. kısacası o, eğer teist biri değilseniz bağlı olduğunuz bütün değer yargılarını anlamsız kılar. yaşam dediğimiz şeye anlamı sadece dinler katabilir, sizler dinler olmadan sadece amaçlar edinebilirsiniz fakat anlam arayışınız dinler olmadan sonuçsuz kalır.
ölümün insana bir diğer etkisi de onu çıldırtıyor oluşudur. her insan ölüm üzerine kafa yormuştur, ölümünü hayal etmiştir, sonrasını düşünmüştür, korkmuştur. çünkü bilinmezdir. insanlığın hafızasında tamamen karanlıktır, hatta varsayımlar üzerine kuruludur bile diyebilirim.
ölümden korkmak kısmına gelirsek bu konuda en tatmin edici cevabı gördüğüm kadarıyla epikuros vermiştir.
ölümden korkmamalıyız çünkü ölümü deneyimleyemiyoruz. ben sadece ben olmayı bilirim. ben sadece ben olabilirim. ben asla sen olamam. ben sadece benim bilincimde olabilirim, beni hissedebilirim, beni tanımlayabilirim beni yaşayabilirim. seni de ancak kendi üstümden tanımlarım. sen canım acıyor dersin ben de kendi tecrübelerime dayanarak hissederek acıyı kendi üstümden tanımlar ve seni o şekilde anlayabilirim. sen bana benim bilmediğim bir hisle gelirsen ben onun ne olduğunu bilemem. mesela bana ölümün nasıl hissettirdiğini anlatabilir misiniz? veya ölümün nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz? daha önce hiç yaşamadığınız için bilmiyorsunuz. bana daha önce tatmadığım bir yemeğin tadını nasıl daha önce yediğim yemekler üzerinden anlatmaya ve o tatmadığım yemeğin tadını daha önce yediğim bir yemeği kast ederek "şuna benziyor" gibisinden açıklamaya başlayacaksanız bu, benim dış dünyayı kendi üzerimden ele alışımın bir kanıtıdır.
ölüm gerçekleştiğinde siz orada olmayacaksınız çünkü ölüm hayattaki bir olay değildir. bu da onu deneyimleme olanağını ortadan kaldırır, bilincinde olabileceğiniz bir şekilde "ölümü yaşama"nızı engeller.
ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum.
epikuros'un ve müritlerinin yaptığı şey gelecek hakkında hissettiklerimizle geçmiş hakkında hissettiklerimiz arasındaki farka işaret etmekti. biz bu iki zamandan sadece birini önemseriz. doğumumuzdan önceki zamanı düşünün, var olmadığınız dönemi. annenizin karnında geçirdiğiniz haftaları, hatta anne babanız için sadece bir ihtimal olduğunuz gebelik öncesi zamanı değil, dünyaya gelmeden önceki trilyonlarca yılı. doğumunuzdan önceki onca bin yıl oyunca var olmamakla ilgili endişemiz yoktur. niye biri var olmadığı tüm o zamanı önemsesin ki? fakat bu doğruysa, o zaman ölümden sonra var olmayacağımız tüm o sonsuz zamanı neden bu kadar çok düşünüyoruz ki? düşünme şekillerimiz asimetriktir. nedense doğumdan önceki dönemle ilgili değil de, ölümden sonraki dönemle ilgili endişelenmeye yatkınız. epikuros bunun bir hata olduğunu düşünüyordu. bunu gördüğünüzde ise ölümünüzden sonraki zamanı, doğumunuzdan önceki zamanla aynı şekilde düşünmeye başlarsınız. o zaman ölüm de büyük bir endişe olmaktan çıkar.*
epiküros, kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ölü bedende ne olursa olsun hissetmeye devam edecek bir parçamızın geride kaldığını düşünme hatası yaptığımızı söyler. kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ortama kendi bakış açımızdan bakarız, sanki orda bir yükseklikten mesela ağaçtan veya cenazeye katılanların arsından bakarız. o ortamı düşünüp hüzünleniriz; sevdiklerimiz ağlar, yalnızızdır, hayallerimizi gerçekleştirme olanağımız olmaz... oysa ölünce hayattayken hissettiğimiz duyguları hissedebilecek miyiz, hayattayken sahip olduğumuz duygulara sahip olabilecek miyiz, öldükten sonra tıpkı hayal ettiğimiz gibi gömülüşümüzü izleyebilecek miyiz? evet tüm bu soruların cevabı muğlak ve bilinmez. aslında korkumuzun sebebi de bir noktada burada yatar ve yaşama devam etmemizi sağlayan şey de bu bilinmezliktir.
devamını gör...
279.
çok yakınlarımı sıkça yoklamış hadise. ne garip şey bu yahu diyorum bazen kimine şiirler kimine şarkılar yazdırmış, kimini büyütmüş kimini öldürmüş. herkeste farklı tezahür eden bu illet bana acıdan başka bir olayını göstermeyerek güzel kazık attı. hem de bu hadsizliği uzun aralıklarla üç kardeşi almış olmasına rağmen yaptı. velhasıl bu sebeple aramız biraz bozuk. ama hakkını da yiyemem misal yalnız olmaktan aldığım inanılmaz zevki ona borçluyum ama bu zevk için en çok ona sinirliyim. bu kabullenişi bana yaşatması da cabası. bu kadar haşır neşir olmakla birlikte kendisi oldukça nadir gelir aklıma, bu da o nadir anlardan birisi.
yok olma fikri... ne garip değil mi dün masanın sağ tarafındaki sandalyelerde oturan birisinin bugün olmaması. yokluk ölüm olmadığı zaman hiç bu sorgulanası gelmiyor insana, en azından şahsım adına konuşmak gerekirse. yarın buluşalım diye sözleşemiyorsun, sevinemiyorsun ondan gelen iyi bir habere, üzülemiyorsun, hepsinden mühimi kızamıyorsun. ama ben size çok kızdım çocuklar, o kadar çok kızdım ki yalnız başına bıraktığınız için beni. intikam almak için unutmayı denedim sonra kocaman kahkaha attım varoluşa karşı aciz bir bedenden okuduğum dandik meydana. unutamadım tabi ki ama kızmıyorum artık, kıyamıyorum, yaşamadıkları gençlik hatta çocukluk geliyor aklıma sonra ölüme kızmaya başlıyorum. ellerinden alınan bu şeyin zaten bir hak olmadığı geliyor aklıma, rastgele ortada duran taşlara tekme attığım geliyor ne farkı var deyip ona da kızmayı bırakıyorsun. sonra geçiyor, bakın çok samimi söylüyorum bunu, köreliyor bazı şeyler ve sen o zaman hiç vazgeçmemek üzere kendine kızmaya başlıyorsun. o geçmiyor
yok olma fikri... ne garip değil mi dün masanın sağ tarafındaki sandalyelerde oturan birisinin bugün olmaması. yokluk ölüm olmadığı zaman hiç bu sorgulanası gelmiyor insana, en azından şahsım adına konuşmak gerekirse. yarın buluşalım diye sözleşemiyorsun, sevinemiyorsun ondan gelen iyi bir habere, üzülemiyorsun, hepsinden mühimi kızamıyorsun. ama ben size çok kızdım çocuklar, o kadar çok kızdım ki yalnız başına bıraktığınız için beni. intikam almak için unutmayı denedim sonra kocaman kahkaha attım varoluşa karşı aciz bir bedenden okuduğum dandik meydana. unutamadım tabi ki ama kızmıyorum artık, kıyamıyorum, yaşamadıkları gençlik hatta çocukluk geliyor aklıma sonra ölüme kızmaya başlıyorum. ellerinden alınan bu şeyin zaten bir hak olmadığı geliyor aklıma, rastgele ortada duran taşlara tekme attığım geliyor ne farkı var deyip ona da kızmayı bırakıyorsun. sonra geçiyor, bakın çok samimi söylüyorum bunu, köreliyor bazı şeyler ve sen o zaman hiç vazgeçmemek üzere kendine kızmaya başlıyorsun. o geçmiyor
devamını gör...
280.
