81.
bir ingilizce hocamız vardı, renkli bir adamdı. hepimizi çok severdi. çekinmezdik ondan.
derste, yanımdaki arkadaşla kikir kikir bir şeyler konuşuyoruz.
birden öğretmen
-köylü, dedi
-efendim, dedim
ona baktım bir şey yapmıyormuş gibi kitabı açtım.
-sol profilin çok güzel, dedi.
herkes sustu.
o günden sonra adım sol profili güzel köylü diye kaldı.
derste, yanımdaki arkadaşla kikir kikir bir şeyler konuşuyoruz.
birden öğretmen
-köylü, dedi
-efendim, dedim
ona baktım bir şey yapmıyormuş gibi kitabı açtım.
-sol profilin çok güzel, dedi.
herkes sustu.
o günden sonra adım sol profili güzel köylü diye kaldı.
devamını gör...
82.
koca bir leğen kısır yapıp son sırada 4 kişi yemiştik üstünede türk kahvesi yapmıştık.hayatımda yediğim en güzel kısırdı ve içtiğim en güzel türk kahvesiydi.
devamını gör...
83.
lise son, tek sayısal sınıftık 5 erkek bir de ben. çok garip anılarım vardır.
gazoz içiyordum, pasif agresif arkadaşım şişe güzelmiş molotof yapalım mı dedi. yapalım dedik sakince. boş şişe, çamaşır suyu, biraz kurumuş ıslak mendil, çakmak ile yaptığımız molotofu okulun ilerisinde bulunan evin boş otoparkına attık. atan kişi şişeyi yanlış tutunca gözüne çamaşır suyu sıçradı. molotofumuz da patlamadı zaten. puff diye bir ses çıktı birazcık yandı sonra söndü. sessizce okula döndük sonra... gerilla anımız da böylece son buldu.
gazoz içiyordum, pasif agresif arkadaşım şişe güzelmiş molotof yapalım mı dedi. yapalım dedik sakince. boş şişe, çamaşır suyu, biraz kurumuş ıslak mendil, çakmak ile yaptığımız molotofu okulun ilerisinde bulunan evin boş otoparkına attık. atan kişi şişeyi yanlış tutunca gözüne çamaşır suyu sıçradı. molotofumuz da patlamadı zaten. puff diye bir ses çıktı birazcık yandı sonra söndü. sessizce okula döndük sonra... gerilla anımız da böylece son buldu.
devamını gör...
84.
lise 3'ün son gününe 10 arkadaş anlaştık. ben babamın dükkanına halden sebze getiren abiden arabasını rica etmiştim. araba da öyle iyi bir araba değil, anadol kamyonet. ben ve 1 arkadaş içeri oturduk, diğer 8 arkadaş kasada ayakta dikildi. o şekilde tam istiklal marşı okumaya hazırlanırken korna çala çala okulun bahçesine girdik. yediğimiz dayağın haddi hesabı olmadı tabi. ama bütün okulu güldürmüştük.
devamını gör...
85.
ilçe voleybol turnuvası yarı final maçının sonunda rakip takımın smaçörünü dövmem nedeniyle disiplin cezası almam ve okul takımından kovulmam.
finale ise yerime topa hiç vurmamış birinin yedek olarak alınması ve maça bile çıkmadan madalyayı* da onun alması.
finale ise yerime topa hiç vurmamış birinin yedek olarak alınması ve maça bile çıkmadan madalyayı* da onun alması.
devamını gör...
86.
kız arkadaşım ile yaşadığım anlardır.. dersin ortasında nöbetçi arkadaşıyla beni velim geldi ayağıyla kantine çağırıp doğum günümü kutlaması ve benim ise sürekli bu disiplin suçu diye söylenmem..
bir başka anım ise küs olduğumuz bir zamanda okulun spor salonunda öğlen arası basketbol antrenmanı yaparken saatin farkına varmayıp öğle arasından sonra beden eğitimi dersi olan kız arkadaşımın kapıyı hunharca tekmelerken kapıyı açmamla son bulan bağırışlarımız..
çok güzel anılarım oldu gerçekten bende bıraktığı duygular mükemmeldi şu an birlikte olmasak da iyi ki tanımışım dediğim kişilerden birisi..
bir başka anım ise küs olduğumuz bir zamanda okulun spor salonunda öğlen arası basketbol antrenmanı yaparken saatin farkına varmayıp öğle arasından sonra beden eğitimi dersi olan kız arkadaşımın kapıyı hunharca tekmelerken kapıyı açmamla son bulan bağırışlarımız..
çok güzel anılarım oldu gerçekten bende bıraktığı duygular mükemmeldi şu an birlikte olmasak da iyi ki tanımışım dediğim kişilerden birisi..
devamını gör...
87.
benim lisede öyle ahım şahım bir anım olmadı be. yanı kalk ders çalış okula git tekrar eve . hocalar desen ders anlatır arada bir hikaye anlatır öyle işte zaten pek fazla arkadaşım da yoktu daha doğrusu hiç yoktu yani dışarı çıkmazdım, dolaşmazdım, cafe ortamı zaten bana göre değil işte öylece geçti.
devamını gör...
88.
yok, pandemi sağolsun. (bkz: yıkık)
devamını gör...
89.
9. sınıftaydık, 4 kişi okuldan kaçmaya niyetlenmiştik. içlerinden bir tanesine de yanıktım. neyse sakin sakin tellere yürürken arkamızdan hocanın geldiğini görüp daha da hızlandık. tam tellerden atlarken ve benim de biraz tombiş olmamın etkisiyle tellere pantolonum takılıp yırtılmıştı...
devamını gör...
90.
okuduğumuz okulda tek yumurta ikizi kızlar var, acayip güzeller. allah överek yaratmış, çok zaman ve emek harcamış.
biz de iki kafadar sürekli beraber takılıyoruz, kızlardan da müthiş etkilenmişiz, kızlar da bunu biliyorlar.
punduna getirip sohbet etmek istiyoruz, bir gün fırsat yakaladık ve kızların yanına gittik, arkadaş söze girdi, biz sizlerden çok hoşlanıyoruz diye bağlama çekmeye başladı, kızlar kıkırdayarak dinliyorlar, nihayetinde birisi, hanginiz kimden hoşlanıyor dedi ve bizim salak arkadaş bombayı patlattı, "farketmez" dedi.
kızlar tabii siktiri çektiler.
olm niye öyle dedin manyak mısın dediğimde, ulan tek yumurta ikizi, tıpatıp aynılar, ne farkedecek, demişti.
hayatımın en rezil günüydü.
hangisi ayşe hangisi neşe bilmiyorduk tabi ama kızların bizden piç olduğunu anlamıştık.
biz de iki kafadar sürekli beraber takılıyoruz, kızlardan da müthiş etkilenmişiz, kızlar da bunu biliyorlar.
punduna getirip sohbet etmek istiyoruz, bir gün fırsat yakaladık ve kızların yanına gittik, arkadaş söze girdi, biz sizlerden çok hoşlanıyoruz diye bağlama çekmeye başladı, kızlar kıkırdayarak dinliyorlar, nihayetinde birisi, hanginiz kimden hoşlanıyor dedi ve bizim salak arkadaş bombayı patlattı, "farketmez" dedi.
kızlar tabii siktiri çektiler.
olm niye öyle dedin manyak mısın dediğimde, ulan tek yumurta ikizi, tıpatıp aynılar, ne farkedecek, demişti.
hayatımın en rezil günüydü.
hangisi ayşe hangisi neşe bilmiyorduk tabi ama kızların bizden piç olduğunu anlamıştık.
devamını gör...
91.
öğretmen merdivenlerden inerken düşmüştü.
devamını gör...
92.
matematikçi okul girişinde fare yiyen kediyi görünce ağlamıştı,kadını kolundan tutup içeri zor sokmuşlardı.
devamını gör...
93.
lisem o kadar güzel geçti ki duygu selleri içinde hangi anımı yazsam diye düşünüp karar veremedim
devamını gör...
94.
bir ara bilişim dersi öğretmenimizle - ki kendisi normalde biyolojiciydi- bilgisayar laboratuvarında counter oynuyorduk sınıfça. nasıl kaptırmışsak kendimizi okulda kıyamet kopuyor haberimiz yok çıktık bir baktık çocuğun biri intihar etmeye çalışıyor üçüncü kattan. bahçede de 4 tane çocuk ellerini birleştirmiş çocuk düşerse kolları kırılsa da çocuğa bir şey olmasın diye. neyse 2 saat sonra hocalar bunu yakalayıp indirdi. ha sonra bu çocuk canı sıkıldıkça yine çıktı aynı yere. atlamadı daha ama.
devamını gör...
95.
tüm haftanın yorgunluğu yetmiyormuş gibi, başınıza geçmekte olan güneş eşliğinde okul müdürlerinden tören öncesinde nasihat ve aidat vb. türevi ödemeler için uyarı dinlemenin ne kadar sıkıcı olduğunu pek çok kişi deneyimlemiştir muhtemelen. herkes bir an önce törene geçip evlere dağılma derdindeyken, müdür hafta sonu tatiline kavuşma sürecini geciktirmek için konuşmasını uzattıkça uzatır adeta. bazen işin içine servis şoförleri bile girer. "hocam, alacağımız başka okullar ve öğrenciler var." diye. ne kadar uzayabileceğini siz tahmin edin. yine böyle günlerden birindeydik. bahar aylarının oldukça sıcak geçen bir cuma günü yüzlerce öğrenci bahçede toplanmış, istiklal marşı töreni için bekliyoruz. normalde sert bir şekilde konuya giren müdürümüz, bu sefer oldukça sakin bir şekilde kıssadan hisse tadında bir olay anlatmaya başlıyor bize. yavru antiloba annelik yapan bir dişi aslanın merhametini dinliyoruz ondan. konunun nereye varacağını merakla bekliyoruz tabii, müdürümüzün bu haline alışkın değiliz neticede. en sonunda şu minvalde bir cümle kurdu: "hayvanlar bile birbirlerini böylesine kollarken, böylesi insani duyguları varken; hangi hayvan, erkekler tuvaletinin musluğunu kırdı?!?" herkesin boşluğuna denk gelmiş olacak ki, gülüşmeler sardı her yanı. ciddiyet falan kalmadı kimsede.
antilop? aslan? yavru? kırık musluk? bunlar arasında nasıl bir bağlantı kurduğunu aradan geçen yıllara rağmen çözemedim.
antilop? aslan? yavru? kırık musluk? bunlar arasında nasıl bir bağlantı kurduğunu aradan geçen yıllara rağmen çözemedim.
devamını gör...
96.
hiç unutmam lisedeydim.
devamını gör...
97.
kış ayı. uzun siyah bir montum ve yine uzun siyah çizmelerim var. sıcacık yatağımdan çıkmış, hava daha aydınlanmadan giyinmeye başlamışım, babam arada geliyor odama hazır değil miyim hala diye. yarı uyur vaziyette hazırlanmaya çalışıyorum söylene söylene, bezmişim zaten canımdan, çok vahim durumdayım çok... babam götürüyor beni okula arabayla, sıkı sıkıya sarınmışım montuma, kıçım donuyor çok affedersiniz! sınıfa çıkıyorum, sıra arkadaşım koymuş kafasını sıraya uyuyor, sınıfta o, ben ve bir arkadaşımız daha var, o da girmiş kaloriferin içine sızmış kalmış orada garibim. biz karga bilmem nesini yemeden ebeveynleri tarafından okula bırakılan garibanlar dersten önce bir yarım saat uyumak için vakit bulabiliyoruz çok şükür, neyse ben "günaydın" diyorum bunlara, arkadaki eleman -sevmezdik zaten- kafayı kaldırıp bakıyor bir, sonra yine aynı pozisyona dönüyor, arkadaşım bakıyor bana "günaydın" diyor, çantamı bırakıyorum, montumu çıkartmak için fermuarı açıyorum, bizimki kafasını koymuş yine çantanın üstüne yan vaziyette bana bakıyor, benim montumun fermuarını açmamla arkadaşımın yüz ifadesindeki değişimi görmem aynı ana tekabül ediyor, bir soğuk hava dalgası da gelip bacaklarıma temas edince "hasss" diyerek gözlerimi bacaklarıma doğru kaydırıyorum. bilin bakalım ne görüyorum?
hiçbir şey!
yok yok o kadar değil, dur!! tam tekmil giymişim formayı, gömlek, kravat kazak ve hatta çorap... amma velakin etek yok! eteği giymeden çıkmışım lan evden! yuh! oha! çüş! tevekkeli değil kıçım donuyordu benim arabadan inip okula yürürken!
dahası var; ilk ders coğrafya. dersin hocası okul müdürümüz. okulun her daim sıcak olduğunun altını özenle çizen, bu konuya takık sevgili hocamız... hangar gibi okul, o kaloriferleri ne kadar açarsan aç ısınmıyor. ama beyefendi okulun sıcak olduğunu kanıtlamak için kışın ortasında gömlekle geziyor bina içinde. bembeyaz suratında kıpkırmızı bir burun. palyaço seni, hey gidin!
geldi sınıfa dedi;
-kızım hayırdır neden montlasın?
-öhöm kem küm...
tutturdu "çıkart montu, sınıf sıcak" hocam yapmayın etmeyin, durum bildiğiniz gibi değil diyorum nuh diyor peygamber demiyor zat-ı muhterem. neyse ben diretmeye devam edince sanırım regl olduğumu ve bir kaza olduğunu düşündü ki gelmedi üstüme, teneffüs oldu dedi "mikocum sen gel bakayım... gittim;
-kızım hayırdır kötü bir durum mu var?
-yok hocam önemli değil.
-eve gitmen gerekiyorsa yazayım sana izin kağıdı.
diye ekleyince bir an düşündüm; ulan ev taa nerde, gitmeye gitsem donarım, ben en iyisi bugünü montla geçireyim...
-hocam yok sağ olun.
kıllandı tabii.
-madem öyle niye çıkartmıyorsun montu?
dedim ki; -ona değil tabi kendime- hayy ben senin...
-eteğimi giymeyi unutmuşum hocam!
getir o sahneyi gözünün önüne, düşün karşında bir adam, bir de üstüne okul müdürü ve sen diyorsun ki...
of off!
ben yarılmamıştım gerçi ama müdür ve arkadaşlar sağ olsunlar çok gülmüşlerdi. adam tek laf edemeden kahkahalarla koridorda uzaklaştı!
(bkz: bu da böyle bir rezilliğimdir)
hiçbir şey!
yok yok o kadar değil, dur!! tam tekmil giymişim formayı, gömlek, kravat kazak ve hatta çorap... amma velakin etek yok! eteği giymeden çıkmışım lan evden! yuh! oha! çüş! tevekkeli değil kıçım donuyordu benim arabadan inip okula yürürken!
dahası var; ilk ders coğrafya. dersin hocası okul müdürümüz. okulun her daim sıcak olduğunun altını özenle çizen, bu konuya takık sevgili hocamız... hangar gibi okul, o kaloriferleri ne kadar açarsan aç ısınmıyor. ama beyefendi okulun sıcak olduğunu kanıtlamak için kışın ortasında gömlekle geziyor bina içinde. bembeyaz suratında kıpkırmızı bir burun. palyaço seni, hey gidin!
geldi sınıfa dedi;
-kızım hayırdır neden montlasın?
-öhöm kem küm...
tutturdu "çıkart montu, sınıf sıcak" hocam yapmayın etmeyin, durum bildiğiniz gibi değil diyorum nuh diyor peygamber demiyor zat-ı muhterem. neyse ben diretmeye devam edince sanırım regl olduğumu ve bir kaza olduğunu düşündü ki gelmedi üstüme, teneffüs oldu dedi "mikocum sen gel bakayım... gittim;
-kızım hayırdır kötü bir durum mu var?
-yok hocam önemli değil.
-eve gitmen gerekiyorsa yazayım sana izin kağıdı.
diye ekleyince bir an düşündüm; ulan ev taa nerde, gitmeye gitsem donarım, ben en iyisi bugünü montla geçireyim...
-hocam yok sağ olun.
kıllandı tabii.
-madem öyle niye çıkartmıyorsun montu?
dedim ki; -ona değil tabi kendime- hayy ben senin...
-eteğimi giymeyi unutmuşum hocam!
getir o sahneyi gözünün önüne, düşün karşında bir adam, bir de üstüne okul müdürü ve sen diyorsun ki...
of off!
ben yarılmamıştım gerçi ama müdür ve arkadaşlar sağ olsunlar çok gülmüşlerdi. adam tek laf edemeden kahkahalarla koridorda uzaklaştı!
(bkz: bu da böyle bir rezilliğimdir)
devamını gör...
98.
çok başarılı bir ortaokul öğrencisi olmama rağmen, babamın çok başarısız bir baba olması nedeniyle; annemin iş garantili olsun diye düşünmesi sonucunda ben liseyi anadolu meslek lisesinde okudum. yani lise yıllarım vasat bir ortamda ciddi manada vasat bir şekilde geçti ancak daha da kötüsü ben bir meslek lisesi okumayacak kadar derslerde başarılı ama elinden iş gelmez adamdım buda beni kötü etkiledi şükür üniversite sınavında derece yaptım da kurtuldum nispeten bu durumdan.
gelelim anıma; ders atölye pano yapıyoruz bizim okuldan türkay hocada bizi izliyor, ama böyle gülümseme dolu bakışlar dedi oğlum sen bir şeyi yanlış yapıyorsun sanki o bakışlar ile ben yapacağım çalışmaya o esnada elimi sokmam ile hoca şalteri indirdi ve 220 v ile tanıştım. ama göreceksin hocayı diyor ki dersleri iyi diye bir adam zeki değildir bakınız örneği bu çocuk salak. eklektik çarptı ona mı yanayım salak olduğumun iddia edilmesine mi ...
gelelim anıma; ders atölye pano yapıyoruz bizim okuldan türkay hocada bizi izliyor, ama böyle gülümseme dolu bakışlar dedi oğlum sen bir şeyi yanlış yapıyorsun sanki o bakışlar ile ben yapacağım çalışmaya o esnada elimi sokmam ile hoca şalteri indirdi ve 220 v ile tanıştım. ama göreceksin hocayı diyor ki dersleri iyi diye bir adam zeki değildir bakınız örneği bu çocuk salak. eklektik çarptı ona mı yanayım salak olduğumun iddia edilmesine mi ...
devamını gör...
99.
3 kişi okul çıkışında önümü kesmişti. erkekseniz teker teker gelin diye bahtsız bir cümle kurdum. önce üçü bir tur dövdü, sonra ikiserden değişmeli olarak, en son da teker teker dövdüler. 3! dayak yemiş bulundum. artık kısa cümleler kuruyorum.
devamını gör...
100.
lisedeyken çok sıkıcı bir yaşantım olduğunu düşünürdüm, aslında hiç de sıkıcı değilmiş, hatta hayatımın en güzel yıllarıymış.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
devamını gör...