trajedi.
tragos'tan; teke demektir. tanrının simge hayvanıdır.
aiskhylos (mö 525-455) tragedyanın babasıdır. hak ve adalet sorunlarını insanın kader karşısındaki çaresizliğini ortaya koyar.
mö 534 ten itibaren tragedyalar ile komedyalar birbirinden ayrılmıştır.
devamını gör...

ben izlemem diyor. izleyeceksin. profesyonel ol biraz.
hayırlı cumalar.
devamını gör...

halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
devamını gör...

mantıklı bulmadığım uygulama.

başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.

sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.

hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.

ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.

tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.

bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.

iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.

tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.

hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.

beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.

şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.

ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.

clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.

sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.

işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
devamını gör...

beğenileriyle varlığıni keşfettim. öncelikle bu gecikmeden dolayı özür dilediğimi belirtmek isterim. sonra da bu bilgi denizi için kendisine teşekkürlerimi sunar, güneşin içini ısıttığı, ayın gecesini aydınlattığı günler diler ve giderim.
devamını gör...

etrafta hanzolarin olmasindan ötürü olabilir.
devamını gör...

rahmetli lucifer olsaydı koklayarak bütün kadın yazarların ismini tahmin ederdi.

eğlenceli başlıktır.
devamını gör...

gece gece güldüren başlık.*
devamını gör...

belli bir seviyeye ulaşamamış olmakla birlikte kendinden bihaber yaşayan ahmaklara özgü bir tavırdır kanımca .
devamını gör...

kolay gelsin.
devamını gör...
(tematik)

umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

(bkz: öneri) anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...

tekrarını sizlerle paylaşıyoruz sevgili kafa sözlük ailesi! keyifli dinlemeleriniz olsun! kaçıranlar koşsun. birazdan konu neydi sizlerle!
devamını gör...

doğrusu aldatmayan insanın olmamasıdır. herkes aldatır ve aldatılır. bazısı eyleme döker bazısı fikirde yaşar. arada fark yoktur, kim karşısındakinin fikrini öğrense aynı derece de kırılır. mesele hayatı dengede yürütmek ve irade kontrolünde yatmaktadır zannımca.
devamını gör...

franz kafka hiç yerine konulma duygusunu en iyi işleyen yazarlardan. dava'nın baş kahramanı joseph k. tek suçum insan olmak diyor. konunun adalet sistemiyle ilintili olmasıda ayrı bir ironi.

herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor..

dava, sisteme ve hayata karşı sitemkar yaklaşan bir insanın mücadelesinin hiç olması hikayesidir.kafka her ne kadar ümitsiz olsada ufacık bir umut kapısı aralar okuyucusuna teselli için.

çekinme ve sana doğru görüneni yap.
devamını gör...

sakın radyonuzun ayarlarıyla oynamayın sevgili dinleyenler!
birazdan kafa sözlük çocuk korosu harika şarkısıyla yeniden sizlerle olacak!
kaçıranlar, yeniden dinlemek isteyenler için hizmet ayağınıza geldi!
devamını gör...

ölen evladını kollarında taşıyan annedir ilk aklıma gelen. ama olsun ne önemi var? sonuçta topraklarını satmışlar,* ermeni soykırımını tanımışlar,* ayrıca araplardır.*

filistin; soykırıma uğrayan, diri diri yakılan, gaz odalarında öldürülen, aileleri gözlerinin önünde katledilen yahudilere insaniyetinden kapı açmıştır zamanında, onları kimse kabul etmezken onlar kabul etmiştir.* şimdi de insanlığının, merhametinin bedelini ödüyordur. her gün türlü sosyal medya, sözlük, blog ve benzerinde insanlara iyilik yapıp nankörlük bulduğundan yakınanlar bu halkı* fırsat buldukça yermekten geri kalmazlar.

yazıklar olsun denilecek nokta ise, hümaniteryenizmin dibine vurmuşların, çocukların kıyılmasına yalnızca sessiz kalmayıp aleyhlerinde konuşabilecek yüzü bulabilmeleridir. filistin'i savunmak için müslüman falan olmaya gerek yoktur, insan olmak yeterlidir. hiçbir şey yapamasan dahi üzüldüğünü belirtirsin, hadi diyelim o kadar ki tükendin, aleyhlerinde konuşmazsın.

aynı durum doğu türkistan için de geçerlidir. aynı durum dünyanın bilmem neresinde katledilen çocuklar, tecavüze uğrayan kadınlar için de geçerlidir. aynı durum, yarın bir gün; ateistler, deistler, budistler, şintolar haksız yere katlediliyorsa da geçerlidir. nitekim insan olmak bedavadır. bu katliamlardan sırf kendi dinine kendi ırkına kendi düşüncelerine mensup değil diye keyifle bahsedenler bir uzman desteği almalılardır, sosyopat olmaları hayli muhtemeldir.
devamını gör...

kozmolojide, uzak galaksilerin, uzaklıklarıyla doğru orantılı hızlarla, bizim bulunduğumuz yerden, yani samanyolu galaksisi'nden uzaklaştığını söyleyen yasa. bu keşif sayesinde, evrenin genişlediği bilgisine ulaşıldı.

her ne kadar edwin hubble tarafından tanımlandığı dile getirilip onun adıyla anılsa da, hubble'dan daha önce georges lemaitre tarafından keşfedilmiştir. bu nedenle hubble - lemaitre yasası olarak da bilinir.
devamını gör...

valla günümüzde yüzlerce meslek var hala bişey olamadım. orta çağı hayal dahi edemem. sanırım köle olurdum
devamını gör...

buradaki şehr, kent anlamında kullandığımız şehir sözcüğü değil, o farsça kökenli bir sözcük.
buradaki şehr arapça kökenli olup, bir ay, 30 günlük süre demektir. türkçe'de yalın anlamıyla da ramazan ayı demektir. ramazan geleneği boyunca da nesilden nesile aktarılmıştır.
devamını gör...

bir keresinde arkadaslarla oturuyoruz. hava kararmış ve eve gitmem gerekiyor. ama ortam nasıl güzel anlatmam. şakalar, espriler, kahkahalar havada uçusuyor. biz üç avanak sohbet ederken havanın karardığının farkına varmamışız tabii. bir de aydın'dan izmir' e döneceğim ve son otobüse kalmamam lazım çünkü daha aktarma yapacağım. annem aradı neredesin diye. ben de aklıma ilk gelen yalanı oldukça profesyonelce söylemiş bulundum. arkadaşlarım ben telefonu kapatır kapatmaz koyuverdiler kahkahayı ve o günden sonra lakabım* yalancı yarim'e çıktı. o günden beri arkadaşlarımın telefonunda dahi o şekilde kayıtlıyım ve yalandan nefret ettiğimi bildikleri için beni sinir etmek istedikleri zaman "yalancı yarim"derler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim