iki vuruşlu bir yürüyüş çeşididir. binek hayvanının, koşmaya yakın hızlı ve dikey olarak sarsıntılı yürüyüş şeklidir. süratli yürüyüş şekli ile aynı anlama gelir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yeni bir yazar arkadaşın mahlasıdır. hoş gelmiştir.*
devamını gör...

pek konforlu sayılmayan ama sabah çadırdan çıkıldığında doğanın mis gibi kokusu, kuşların cıvıl cıvıl ötüşü, hele bir de yanında bir akarsu/göl varsa huzur orgazmı yaşatabilecek aktivite. bayılırız.
devamını gör...

aynı kafadan oluşumuzun simgesidir.

şahsen mutlu eder. bu devirde insanlarla fikir ayrılıkları yaşamamak bile imkansizken sözlük gibi geniş çaplı bir ortamda nimettir.
devamını gör...

beypazarı elbette. mansur yavaş isminin ağırlığıyla, son düzlükte atağa kalkarak sarıkız'dan bir boy önce ipi göğüsler.
ithal markalarda perrier ve san pellegrino mücadelesinin sonucu foto finişe kalır.
devamını gör...

şiiri'de yazmadan olmaz.

“bir gün çok bunalırsan

denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz…

sakın unutma gökyüzüne bakmayı

gökyüzü senindir

gökyüzü herkesindir”
devamını gör...

aya benzer yüreğim
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bunca yıldır bazı kişilerce çözülememiş olması tuhaf olan "sorunsal".

anlatayım ne istediklerini.

- derdi sadece seks olan erkeğin istediği şey daha azdır. yani sizin derdiniz de buysa işiniz kolay: bakımlı ve hoş görünmek, çekicilik, temizlik vesaire... bir de tabii "iş" bitiminde adama askıntı olmadan dönüp kendi hayatına gitmek.

normal bir ilişki isteyenlere gelirsek...

- mesela adam "bugün konuşmayalım" derse üstüne gidilmesin, onun altından başka anlamlar çıkarılmasın ister. sizin hiç mi olmuyor kafa dinlemek istediğiniz anlar? erkek de bir insan olduğuna göre, onun da buna ihtiyacı olabilir. üzerine gitmeyin.

- ilk tanıştığınızda neyse o olarak kalabilmek ister. kafanızda "şu birkaç huyu hoşuma gitmiyor ama nasılsa değiştiririm ben" düşüncesi varsa bundan vazgeçin. bazı basit şeyler dışında insanlar kolay kolay değişmez. kendinizden pay biçin. birisi gelip bambaşka bir kişiliğe bürünmenizi istese bunu yapabilir misiniz, yapmak ister misiniz? onlar neden istesin? bırakın yanınızda rahat etsin, "böyle yapsam, şunu desem sıkıntı çıkar mı?" diye düşünmesin.

- her yapılan şeyi beraber yapmak, her dakika toto totoya olmak istemez. arada yalnız kalmak, arada arkadaş ortamında takılmak ister. sevgili hemcinslerimin bu konuda ne yazık ki kötü bir ısrarcılığı var. her yere beraber gidelim, her işi beraber yapalım, her dakika beraber olalım... öyle bir dünya yok arkadaşlar! sizin kendi hayatınız yok mu? niye adamınkine dahil olmaya çalışıyorsunuz her alanda? onu tanımadan önce ne yapıyordunuz?

- size nasıl davranırsa davransın bunu kabullenmenizi istemez. size göre "ama seviyorum, ne yaparsa yapsın affederim" olabilir durum ama karşınızdaki erkeğe göre durum "amma da şahsiyetsiz insanmış bu" şeklinde görünür. kişiliğinizden ödün vermeyin, kendinize güveniniz olsun.

- adama güvenin. ördek yavrusu gibi takipte olmayın her yaptığı hareketi. güvenmiyorsanız zaten durmayın o ilişkide.

son olarak; her şeye evet demeyin. bir de güler yüzlü ve neşeli biri olun. depresif insanlardan kimse hoşlanmaz.

özet: ilginizi, sevginizi esirgemeyin ama dozunu da kaçırmayın.

var mı başka şeyler? tabii ki var. var mı bunlara uymayan, başka şeylere önem veren erkekler? o da var. fakat ana hatlarıyla genel olarak erkeklerin istediği şeyler bunlar. genellikle belirli bir yaş altı kadınlar buradakilerin tam tersini yapıyor. o yüzden de hiçbir ilişkileri düzgün gitmiyor. yaşla beraber de işte bu noktaya geliyorsunuz yavaş yavaş. *

gayrı nasıl biliyorsanız öyle yapın bu bilgilerden sonra.

evet. çokbilmişlik mode: off

haklı olarak "kimseyle uğraşamam. ben sadece beni olduğum gibi kabul edenle beraber olurum" diyene de saygımız sonsuz.
devamını gör...

bugün sabahtan beri online olup bir şey yazmadım. yazasım gelmedi. biliyorum özlediniz.

yazmayıp gözlemlemeye başladım ve güzelim sözlüğün adeta bir lise sınıfına döndürüldüğünün farkına varmam zaman almadı.

bütün ketumluğumla gözlemeye devam edeceğim ve gerekirse asgarddan bütün çeteyi çağırıp burayı başınıza yıkacağım.
devamını gör...

1. adamın biri taksi çevirmiş hala dönüyor.
2. röntgen filmi çektirdik, yakında sinemalarda.
3. yeni yapılmış resimlere ne denir? - ‘nev’resim.
4. türkiye’nin en yeni şehri – nevşehir
5. acıkan var mı ya? -yok bizde tatlı kan var.
devamını gör...

hz. isa - babaya ben nasıl dünyaya geldim diye sormak
devamını gör...

kıyamam. tasma da takıyor mu?
devamını gör...

adam 1 dakika da 16 beğeni aldı. demek ki bu işten anlıyor.
devamını gör...

şahsımdır.

yakını görebiliyorum. ama uzak flu görülüyor. bigün karşıdan babam geliyormuş . tip tip bakıyor biri ben de uyuz oldum ne bakıyor bu diye. sonra iyice yaklaştık. babammış . yine de gözlük takmıyorum.

yaş 30
devamını gör...

evden çıkarken ütünün fişini kontrol et. yok bu o değildi. sağlıklı ve hareketli yaşa diyorum.
devamını gör...

halkların afyonu, ruhsuz dünyanın ruhudur.
devamını gör...

aklı başında bir muhalefet olsa, al da at dercesine yapılmış harekettir. ama meydanı boş bulan istediği gibi at koşturuyor.
devamını gör...

güzel bir fincan kahve yetiyor bazen be. tamahkar olmamız gereken zamanlardan geçmekteyiz sözlük. basitlik mutluluktur, hayata keyif katan.
devamını gör...

ne zaman evleniyorsun, senin şu iş vardı noldu ona? okulu naptın?
devamını gör...

temelde belki de insanlık tarihi boyunca mutluluğun üç şekilde sağlanabileceği varsayılmıştır. ilki haz, ikincisi statü, üçüncüsüyse bilgelik yani erdem. *

fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *

elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.

şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."

fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.

velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.

bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.

artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh

kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.

sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!

fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *

fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..

herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim