maniyerizm
bu üslübu diğer üsluplardan ayırmak için resime, heykele bakın,
eğer; insan vücudunu en güç hareketlerde bulyorsanız ve mükemmel kaslar ön plandaysa maniyerizm'dir.
resim hareketli görünür arkadaşlar. yada heykel
aşağıdaki; sabinli kadınların kaçırılışıbuna en iyi örnektir.
''
''
eğer; insan vücudunu en güç hareketlerde bulyorsanız ve mükemmel kaslar ön plandaysa maniyerizm'dir.
resim hareketli görünür arkadaşlar. yada heykel
aşağıdaki; sabinli kadınların kaçırılışıbuna en iyi örnektir.
''
''
devamını gör...
ay
bir ünlem kelimesidir. şaşırma, korkma gibi durumlarda kullanılır.
devamını gör...
babamın 4.evre kansere yakalanması
hayat bazen çekilmesi çok ağır bir yük gibi omuzlarına çöküyor insanın. geçen ekşi sözlükte en kötü kelime nedir diye başlık açılmıştı .ölüm diyemedim. çünkü ondan daha lanet bir sözcük var. kanser!!!! her şey bir boyun ağrısı ile başladı 63 yaşındaki babamın. tetkikler neticesinde ameliyata karar verildi. dil ca teşhisi sonrası hacettepe'de ameliyat.
işin garip tarafı küçük bir ameliyat olacak dendi. ama o işler öyle değil. 9.saat süren bir ameliyat sonrası radyoterapi ve kemoterapiye karar verildi. hacettepe'de radyoterapi alacaktı ama o meşhur yalan: tomografi cihazımız bozuldu. 1 ay sonraya gün verebiliriz denilince yolumuz ankara onkoloji'ye düştü. radyoterapi ve daha sonra yaşadıkları! allah'ım be nu sınav! ne acılar, ne ağrılar, 30 kilo verdi babam bu süreçte. ve korona bahanesiyle zaten harap bitap düşmüş adamı acile almadılar. acilden 2 kere döndük . başhekimliğe çıkarak ve araya adam sokarak ancak 3-4 gün acilde yatmasına izin verdiler. koronamanyakları şunu bilin. yılda 200.000 kişi kanserden ölüyor ülkemizde ve bu insanların çoğu pandemi bahanesiyle tedavi bile almadı. doktorlar rapor aldı, cihazlar bozuldu vs.
2 ay önce bütün tetkikler güzelken birde boyunda başlayan yaralar endişe ve istenen pet...
doktor şunları söyledi.: 1 sene yaşaması ihtimal dahilinde. ama kemoterapi versek de sonuç değişmeyecek. kötü senaryolara hazırlıklı olun. babanız boğularak ölecek!
ya dostlar !içime, yüreğime, boğazıma bir yumru oturdu. öyle bir yumru ki...
işin garip tarafı küçük bir ameliyat olacak dendi. ama o işler öyle değil. 9.saat süren bir ameliyat sonrası radyoterapi ve kemoterapiye karar verildi. hacettepe'de radyoterapi alacaktı ama o meşhur yalan: tomografi cihazımız bozuldu. 1 ay sonraya gün verebiliriz denilince yolumuz ankara onkoloji'ye düştü. radyoterapi ve daha sonra yaşadıkları! allah'ım be nu sınav! ne acılar, ne ağrılar, 30 kilo verdi babam bu süreçte. ve korona bahanesiyle zaten harap bitap düşmüş adamı acile almadılar. acilden 2 kere döndük . başhekimliğe çıkarak ve araya adam sokarak ancak 3-4 gün acilde yatmasına izin verdiler. koronamanyakları şunu bilin. yılda 200.000 kişi kanserden ölüyor ülkemizde ve bu insanların çoğu pandemi bahanesiyle tedavi bile almadı. doktorlar rapor aldı, cihazlar bozuldu vs.
2 ay önce bütün tetkikler güzelken birde boyunda başlayan yaralar endişe ve istenen pet...
doktor şunları söyledi.: 1 sene yaşaması ihtimal dahilinde. ama kemoterapi versek de sonuç değişmeyecek. kötü senaryolara hazırlıklı olun. babanız boğularak ölecek!
ya dostlar !içime, yüreğime, boğazıma bir yumru oturdu. öyle bir yumru ki...
devamını gör...
friends dizisine gülen insan
benim. kahkaha atarak gülüyorum.
starbucksta kahve içerken izleyip gülüyorum. müthiş güldürüyor.
starbucksta kahve içerken izleyip gülüyorum. müthiş güldürüyor.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yaşam akıp giderken insan sürüklenip gidiyor işte. aklımız da içimiz de yaşadığımız hayatta dinginliğin olmadığı zamanlar yaşıyoruz. bazen en çok ihtiyaç duyulan basit şeyleri bile olmadığı olduramadığımız gerçeğiyle yüzleşiyoruz. insanlar , ilişkiler o kadar yapay ve güvenden samimiyetten uzak ki . herkes birbiriyle bu konuda yarış halinde sanki. sessizliğe gömülüp ölmek bile lüks artık evet . insanların yüzleri , yüzlerinin ardından ki maskeleri bizi onlardan kendimizi korumak için zırhlar giydiriveriyor işte. güvenilmez bağlarla birbirine bağlı hayatlardan ibaret yaşamlar. kıstaslar, önyargılar, korkular, kendimize dahi itiraf edemediğimiz geçmiş yaşamdan kalma anılar. en çok da bunlar yormuyor mu bizi? güvenememek hasarlı bir ruhun mu zihnin mi desem onarılmaz yarası haline geliyor ve artık o eşik aşıldığında şüphe nüfuz ediyor tercihlerine. arkadaşlık, dostluk, sevgili olmak hepsi bittikten sonra ardından birer acı ders olarak olarak kalıyor. kendi olarak yaşayan insanı yaşamaktan alıkoymakdık mı hepimiz. belki farkında bile olmak istemedik/istemediniz. kangrene dönünce de kendi olmayı kesip atıp insanların , toplumun normları altında ezilip yok olmadı mı gerçek varlığı bir çok insanın. bilmiyorum aklımın düşündürdüğü belki yanlış belki doğru şeylerden bir kaçı bunlar.
donanımlı , bilgili, kültürlü vs gibi etiketlerle donanmış bir insan olduğumu hiç iddia etmemişimdir, değilim çünkü. aklıma gelenleri yazıyorum yazarken anlamlı bütünlüğünü koruyan cümleleri bir araya getirip bir kompozisyon halinde ortaya çıkaramıyorum belki. kendimle konuşuyor gibi yazmak istedim şunları ama yazamadım. ne olduğunu bilemediğim bir umudum var halen hayata dair . zihinimi hafızamı zaman çürütmeden birşeyler yazmak istedim belki de bilmiyorum. iyi bir insan olamadığımı biliyorum . iyi bir insan olmanın başlangıç noktası da kendine iyi davranmaktan geçmiyor muydu sahi? kendine iyi bakamayan kimseye de iyi bakamaz belki de bilmiyorum.
neyse.
ben bir şarkı kahve sigara eşliğinde biraz daha zamanımı eskiteyim.
donanımlı , bilgili, kültürlü vs gibi etiketlerle donanmış bir insan olduğumu hiç iddia etmemişimdir, değilim çünkü. aklıma gelenleri yazıyorum yazarken anlamlı bütünlüğünü koruyan cümleleri bir araya getirip bir kompozisyon halinde ortaya çıkaramıyorum belki. kendimle konuşuyor gibi yazmak istedim şunları ama yazamadım. ne olduğunu bilemediğim bir umudum var halen hayata dair . zihinimi hafızamı zaman çürütmeden birşeyler yazmak istedim belki de bilmiyorum. iyi bir insan olamadığımı biliyorum . iyi bir insan olmanın başlangıç noktası da kendine iyi davranmaktan geçmiyor muydu sahi? kendine iyi bakamayan kimseye de iyi bakamaz belki de bilmiyorum.
neyse.
ben bir şarkı kahve sigara eşliğinde biraz daha zamanımı eskiteyim.
devamını gör...
deniz benim değil kürdistan’ın kızıdır
şşş sakin. faşist kusmukların yeri burası değil. sakince oku. sakince yaz düşündüklerini. dene, hoşuna gidecek...
deniz poyraz türkiye cumhuriyeti devleti tarafından tanınan, mecliste temsil edilen -burası çokomelli- yasal olan bir siyasi partide; halkların demokratik partisinde görev alan, halkının; bu coğrafyadaki halkların sorunlarının siyasal enstrümanlar aracılığı ile çözüleceğine inanan gencecik bir kadın. parti binasını basıp bedenine 6 kurşun sıkan cani bir psikopat tarafından öldürüldü. buraya kadar tamam mıyız?
baba abdülilah poyraz'ın açıklamasına gelecek olursak, türkiye cumhuriyeti yasalarına göre suç teşkil eden bir açıklama.* hakkında işlem yapılacağı aşikar. bir parti binasında yasal yollardan mücadele eden kızının katlinin şoku, acısı, öfkesi ile ağzından çıkan cümleler... ama konu bu değil. şimdi 100 puanlık vicdan, muhakeme sorusu geliyor hazır mısınız? suç bireyseldir. tekildir. şahsidir. babanın açıklaması -görmezden gelmeye çalıştığınız ya da basitçe umursamadığınız- sebepleri de olsa kendisini bağlar. siz gencecik bir kadının, üstelik barışçıl yol tutmuş, siyasi mücadele içinde var olan bir kadının canice öldürülmesini makul bulup bunu neredeyse güzelleyecek kadar ne ara kötü oldunuz? yoksa hep mi kötüydünüz? buna cevap verin hele bi' önce.
deniz poyraz türkiye cumhuriyeti devleti tarafından tanınan, mecliste temsil edilen -burası çokomelli- yasal olan bir siyasi partide; halkların demokratik partisinde görev alan, halkının; bu coğrafyadaki halkların sorunlarının siyasal enstrümanlar aracılığı ile çözüleceğine inanan gencecik bir kadın. parti binasını basıp bedenine 6 kurşun sıkan cani bir psikopat tarafından öldürüldü. buraya kadar tamam mıyız?
baba abdülilah poyraz'ın açıklamasına gelecek olursak, türkiye cumhuriyeti yasalarına göre suç teşkil eden bir açıklama.* hakkında işlem yapılacağı aşikar. bir parti binasında yasal yollardan mücadele eden kızının katlinin şoku, acısı, öfkesi ile ağzından çıkan cümleler... ama konu bu değil. şimdi 100 puanlık vicdan, muhakeme sorusu geliyor hazır mısınız? suç bireyseldir. tekildir. şahsidir. babanın açıklaması -görmezden gelmeye çalıştığınız ya da basitçe umursamadığınız- sebepleri de olsa kendisini bağlar. siz gencecik bir kadının, üstelik barışçıl yol tutmuş, siyasi mücadele içinde var olan bir kadının canice öldürülmesini makul bulup bunu neredeyse güzelleyecek kadar ne ara kötü oldunuz? yoksa hep mi kötüydünüz? buna cevap verin hele bi' önce.
devamını gör...
majör depresyon
en sık görülen duygudurum bozukluğudur.tek uçlu(unipolar) depresyon olarak da bilinir.
klinik olarak en ağır depresyona verilen isimdir.2013'te son çıkan mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı olan dsm-5 kılavuzunda yer alan belirtilerin hemen her gün olması,en az iki hafta sürmesi* ve kılavuzda yer alan 9 belirtiden* en az 5'inin kişide mevcut olması gerekmekte.ayrıca tanı koşullarının sağlanması için bu belirtilerin günlük yaşamını engellemesi ve herhangi bir ilaca bağlı gelişmemiş olması gerekli.
bir majör depresif dönemin süresi 2 hafta ile 2 yıl arasındadır.
çoğu hastada akut dönemler iyi seyirlidir.ama mdb geçiren 3 hastadan birinde nüksler yaşam boyunca devam etmektedir.
mdb her yaşta sıktır ama özellikle 40-50'li ve orta yaşlarda en sıktır.
maalesef majör depresyonun ilaçsız tedavisi söz konusu değil. belirtiler mevcutsa en kısa sürede ilaçlı tedaviye başlamak üzere bir doktora başvurmak lazım.
klinik olarak en ağır depresyona verilen isimdir.2013'te son çıkan mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı olan dsm-5 kılavuzunda yer alan belirtilerin hemen her gün olması,en az iki hafta sürmesi* ve kılavuzda yer alan 9 belirtiden* en az 5'inin kişide mevcut olması gerekmekte.ayrıca tanı koşullarının sağlanması için bu belirtilerin günlük yaşamını engellemesi ve herhangi bir ilaca bağlı gelişmemiş olması gerekli.
bir majör depresif dönemin süresi 2 hafta ile 2 yıl arasındadır.
çoğu hastada akut dönemler iyi seyirlidir.ama mdb geçiren 3 hastadan birinde nüksler yaşam boyunca devam etmektedir.
mdb her yaşta sıktır ama özellikle 40-50'li ve orta yaşlarda en sıktır.
maalesef majör depresyonun ilaçsız tedavisi söz konusu değil. belirtiler mevcutsa en kısa sürede ilaçlı tedaviye başlamak üzere bir doktora başvurmak lazım.
devamını gör...
hayatının sonuna kadar tek bir kitap okuma şansın olsaydı
şeker portakalı.
devamını gör...
sapyoseksüel erkekleri çekici bulan kadınlar
dr.sigmund freud tarafından ortaya atılan teoriye göre kişiler, zeka gibi şeyleri değil; fiziksel özelliklere tav olurlar. bu konuda cinsiyet ayrımı yoktur. kadın da erkek de fiziksel görünüme bakar. fiziksel görünüm yoluyla açığa çıkan libido, doyumsuzluk içerisinde başka şeyler de aramaya başlar; çünkü tatmin olması zordur, bir süre sonra fiziksellik de işe yaramaz. bu noktada farklı şeyler aranmaya başlar. bu farklı şeylerin içerisinde de zeka, yetenekler, ses tonu gibi faktörler vardır. sapyoseksüel kadının bu aşamaya gelmesindeki temel sebep: tatmin olmak isteyen cinsel dürtüdür. bu aşamaya kadar kendi için harikulade ilişkiler yaşayan kadın, fiziksel doyuma ulaşmıştır. bilhassa türkiye'de bu (sapyoseksüel) tercihte olan kadınları bulmak zordur; çünkü fiziksel doyuma ulaşan kadın sayısı azdır; gerek ahlâkî gerek ırksal özellikler sebebiyle zaten sapyoseksüel kadınlar açısından olaya bakarsak bir müddet sonra spyoseksüellikten bir vazgeçme söz konusudur onlar için; nedeni şudur ki, ülkemizdeki erkeklerin entellektüel birikimi ve zekası, sapyoseksüel kadınlar için yeterli değildir. bu topraklarda erkeklerin egoları kadın ile savaş halindedir.
devamını gör...
sahibinden.com klişeleri
tavanda lahmacun kadar boya vardır.
devamını gör...
ekşi sözlük
troll başlıklar bolca olsa da, çok iyi tespitlerin de olduğu, kaliteli yazarlar barındıran, iyisiyle kötüsüyle severek takip ettiğim sözlük.
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak

dun gece yasadigim yerden bir fotograf... gece sehirde gokyuzu tamamiyla boyleydi. eksigi yok ama fazlasi vardi. yesil ve mavinin verdigi o renk cümbüşü ve kum tanesinden hallice yildizlar. sozluk hayran kalmalik, kafayi yemelik bir manzaraydi, muhtesem otesiydi.
(fotograf inst. sayfasindan alintidir. ben keyfini cikarmaktan, cekmeyi unuttusum)
www.instagram.com/p/CU8Gvq1...
devamını gör...
öksüren insanın sırtına vurmak
türk insanının çalışmayan bir şeyi vurarak çalıştıracağına olan inancının insan vücuduna yansımış halidir.
devamını gör...
varoluşçuluk
dinler, ideolojiler ve devletler "bireysel varoluşu" görmezler, görmek istemezler. bireyler feda edilebilir istatistik verilerdir.
"ibrahim'in imanı sınanırken babasından da, onun tanrı'sından da bir an bile şüphe etmeyen oğul ismail'in ve bireysel varoluşunun bir kıymeti yok muydu?" diye sorar hepimize kiergegard korku ve titreme ile...
"ibrahim'in imanı sınanırken babasından da, onun tanrı'sından da bir an bile şüphe etmeyen oğul ismail'in ve bireysel varoluşunun bir kıymeti yok muydu?" diye sorar hepimize kiergegard korku ve titreme ile...
devamını gör...
bir kadınla bir erkeği birbirine yakınlaştıran şey
zeka ve espri yaklaşım.
devamını gör...
kadınların araç kullanırken yaptıkları ufak tefek yanlışlar
annemden düşünürsem abartılı dikkatli kullanıyor buda trafikte diğer rahat şoförlere yanlış kullanım olarak yansıyor.
lütfen kadın şoförlere duyarlı olalım.
lütfen kadın şoförlere duyarlı olalım.
devamını gör...
turist
başlığı film olarak açtım çünkü “force majeure” aynı zamanda bir hukuk terimi olarak kullanılıyor. bizdeki “mücbir sebep” gibisinden fransızca terim. benim konum ise film.
film genelde bu isim ile anılsa da isveç’te “tourist” ismi ile de gösterilmiş. fransız-isveç ortaklığı olduğu için daha çok fransızca ismi ile biliniyor. 2014 yılında isveçli yönetmen ruben östlund tarafından yapılıyor. yönetmen bu filmden üç sene sonra da “the square” filmi ile altın palmiye’yi kaptı. film severler kendisini tanıyacaktır. kuzeyli komedisi unsurları taşıyan filmler yapar.
yazının devamı yorum ve haliyle bir miktar spoiler içeriyor.
basit ve sıradanmış gibi görünen konuları filmlerde görmeyi aşırı seviyorum. filmde, anne, baba, kız ve erkek çocuklardan oluşan çekirdek aile var. kayak tatiline gelmişler ve her şey yolunda görünüyor. aslına bakılırsa kabaca bakıldığında her şey yolunda görünüyor. ufak pürüzlerin olduğu dikkatli seyirciye hissettiriliyor fakat asıl olay patlak vermedi henüz.
aile güzel manzaralı otel restoranında yemek yedikleri sırada kontrollü gerçekleştirilen çığ ile karşılaşıyorlar. fakat çığ biraz kontrolden çıkıyor ve yemek yiyen insanların üzerine doğru geliyor. her şeyin kontrol altında olduğunu düşünen, olayı videoya alan baba tehlike karşısında kendi kontrolünü kaybederek tüm aile saadetini sarsacak hareketini gerçekleştiriyor. telefonunu ve eşyalarını kaptığı gibi çoluğu çocuğu, hanımı masada bırakıp topukluyor. tüm ekran bembeyaz oluyor. bir süre sonra sis dağılıyor. insanların üzerine çığ değil ancak onun tozu geliyor. baba tekrar masaya dönüyor. fiziken herkes iyi ancak ruhen artık iyi değiller. artık babaya biçilen “koruyup kollama” rolü sorgulanabilir.
film bu olay üzerinden ilişkilerdeki rolleri masaya yatırıyor. olay üzerine kadın ve adamın tartışmaları, başka insanların tartışmaya müdahil olmaları, o başka insanların ilişkilerine dair ipuçları ve nüanslar çok güzel ve naif! bir şekilde irdeleniyor.
belki bizim başımıza gelse “amma korktun ulan kardan, topukların götüne vurdu” diyerek geçiştireceğimiz olay bu kuzeyli aile içinde dev bir soruna dönüşüyor. dönüşmeli mi yoksa dönüşmemeli mi kısmı ise izleyiciye kalacaktır.
şunu iddia ediyorum. filmi izleyen kadın ve erkekler, karakterler hakkında bambaşka düşünecektir. ilişkilere dair konulara bakış cinsiyetler nezdinde çok başka olabiliyor.
filmin sonu da hafiften seyirciye bırakılıyor. olay net gösteriliyor ama sonu ile ilgili farklı düşünenler olacaktır. o kısım izleyenlere kalsın. iyi hissettiren bir son diyebilirim.
-baba sen sigara içiyor musun?
-evet içiyorum.
film genelde bu isim ile anılsa da isveç’te “tourist” ismi ile de gösterilmiş. fransız-isveç ortaklığı olduğu için daha çok fransızca ismi ile biliniyor. 2014 yılında isveçli yönetmen ruben östlund tarafından yapılıyor. yönetmen bu filmden üç sene sonra da “the square” filmi ile altın palmiye’yi kaptı. film severler kendisini tanıyacaktır. kuzeyli komedisi unsurları taşıyan filmler yapar.
yazının devamı yorum ve haliyle bir miktar spoiler içeriyor.
basit ve sıradanmış gibi görünen konuları filmlerde görmeyi aşırı seviyorum. filmde, anne, baba, kız ve erkek çocuklardan oluşan çekirdek aile var. kayak tatiline gelmişler ve her şey yolunda görünüyor. aslına bakılırsa kabaca bakıldığında her şey yolunda görünüyor. ufak pürüzlerin olduğu dikkatli seyirciye hissettiriliyor fakat asıl olay patlak vermedi henüz.
aile güzel manzaralı otel restoranında yemek yedikleri sırada kontrollü gerçekleştirilen çığ ile karşılaşıyorlar. fakat çığ biraz kontrolden çıkıyor ve yemek yiyen insanların üzerine doğru geliyor. her şeyin kontrol altında olduğunu düşünen, olayı videoya alan baba tehlike karşısında kendi kontrolünü kaybederek tüm aile saadetini sarsacak hareketini gerçekleştiriyor. telefonunu ve eşyalarını kaptığı gibi çoluğu çocuğu, hanımı masada bırakıp topukluyor. tüm ekran bembeyaz oluyor. bir süre sonra sis dağılıyor. insanların üzerine çığ değil ancak onun tozu geliyor. baba tekrar masaya dönüyor. fiziken herkes iyi ancak ruhen artık iyi değiller. artık babaya biçilen “koruyup kollama” rolü sorgulanabilir.
film bu olay üzerinden ilişkilerdeki rolleri masaya yatırıyor. olay üzerine kadın ve adamın tartışmaları, başka insanların tartışmaya müdahil olmaları, o başka insanların ilişkilerine dair ipuçları ve nüanslar çok güzel ve naif! bir şekilde irdeleniyor.
belki bizim başımıza gelse “amma korktun ulan kardan, topukların götüne vurdu” diyerek geçiştireceğimiz olay bu kuzeyli aile içinde dev bir soruna dönüşüyor. dönüşmeli mi yoksa dönüşmemeli mi kısmı ise izleyiciye kalacaktır.
şunu iddia ediyorum. filmi izleyen kadın ve erkekler, karakterler hakkında bambaşka düşünecektir. ilişkilere dair konulara bakış cinsiyetler nezdinde çok başka olabiliyor.
filmin sonu da hafiften seyirciye bırakılıyor. olay net gösteriliyor ama sonu ile ilgili farklı düşünenler olacaktır. o kısım izleyenlere kalsın. iyi hissettiren bir son diyebilirim.
-baba sen sigara içiyor musun?
-evet içiyorum.
devamını gör...
ivan pavlov
kalabalık bir ailenin çocuğu olarak 1849'da rusya’nın ryazan kentinde dünyaya geldi.
1860 yılında papazlığa hazırlanmak için, ryazan ilahiyat okulu’na gitti.
1864 yılında bu okuldan mezun oldu ve ryazan ilahiyat yüksek okulu’na başladı.
kilise tarihi ve öğretisi, rus ve dünya tarihi, edebiyat, mantık, doğabilimleri, dil, ve felsefe ile ilgili birkaç dersten oluşan bir eğitimi tamamladı.
teoloji eğitiminden fizyoloji bilimine yönelmesinde claude bernard etkili oldu.
refleksler üzerine çalıştı. 1870 yılında st. petersburg üniversitesi’ne girdi. burada mendeleyev, beketov ve seçenov’dan ders aldı.
uzmanlık olarak hayvan psikolojisini seçti.
st. petersburg’da aldığı eğitimden sonra askeri tıp akademisine girdi. 1879 yılında ortak arkadaşları aracılığı ile tanıştığı serafima ile 1881 yılında evlendi.
1883 yılında tezini yayınladı. yayınladığı tezinde, kalbin merkezden dağılan sinirleri üzerine yaptığı çalışmalarla zamanın bilim insanlarının ilgisini çekti.
1890 yılında st. petersburg’da askeri tıp akademisinde farmakoloji profesörlüğü görevine getirilene dek yoksulluk içinde yaşadı.
pavlov, köpeklerde salgı bezlerini incelemiş, bu bulgulardan elde ettiği sonuçlarla insan ve hayvan davranışlarıyla ilgili genel yasalara ulaşmıştır.
pavlov, köpeklerle yaptığı çalışmalar sonucunda, temel tepkileri üç şekilde açıkladı: birincisi, çevreden gelen her uyaran harekete geçirme veya engellemeye sebep oluyordu. ikincisi, harekete geçirme ve engellemeyle ilgili sinirlerle alakalı olan süreçler, beyinde bazı kurallara göre etkileşime giriyordu. üçüncüsü, sinir sistemlerinde doğuştan bireysel farklılık olduğuydu.
pavlov, yaptığı çalışmalardan ötürü 1904 yılında nobel fizyoloji ve tıp ödülü'nü kazandı.
1914 yılı ve sonrasında ülkesinde yaşananlar pavlov'un hayatını da etkiledi. rusya'daki millî felaketten ,kıtlıktan o da fazlasıyla etkilendi.yeni bolşevik yönetimi, ona ödül olarak verilen paraya dahi el koydu.çocuklarının biri öldü biri sürgün edildi.
27 şubat 1936'da yakalandığı zatürre nöbetini atlatamayarak öldü.
1860 yılında papazlığa hazırlanmak için, ryazan ilahiyat okulu’na gitti.
1864 yılında bu okuldan mezun oldu ve ryazan ilahiyat yüksek okulu’na başladı.
kilise tarihi ve öğretisi, rus ve dünya tarihi, edebiyat, mantık, doğabilimleri, dil, ve felsefe ile ilgili birkaç dersten oluşan bir eğitimi tamamladı.
teoloji eğitiminden fizyoloji bilimine yönelmesinde claude bernard etkili oldu.
refleksler üzerine çalıştı. 1870 yılında st. petersburg üniversitesi’ne girdi. burada mendeleyev, beketov ve seçenov’dan ders aldı.
uzmanlık olarak hayvan psikolojisini seçti.
st. petersburg’da aldığı eğitimden sonra askeri tıp akademisine girdi. 1879 yılında ortak arkadaşları aracılığı ile tanıştığı serafima ile 1881 yılında evlendi.
1883 yılında tezini yayınladı. yayınladığı tezinde, kalbin merkezden dağılan sinirleri üzerine yaptığı çalışmalarla zamanın bilim insanlarının ilgisini çekti.
1890 yılında st. petersburg’da askeri tıp akademisinde farmakoloji profesörlüğü görevine getirilene dek yoksulluk içinde yaşadı.
pavlov, köpeklerde salgı bezlerini incelemiş, bu bulgulardan elde ettiği sonuçlarla insan ve hayvan davranışlarıyla ilgili genel yasalara ulaşmıştır.
pavlov, köpeklerle yaptığı çalışmalar sonucunda, temel tepkileri üç şekilde açıkladı: birincisi, çevreden gelen her uyaran harekete geçirme veya engellemeye sebep oluyordu. ikincisi, harekete geçirme ve engellemeyle ilgili sinirlerle alakalı olan süreçler, beyinde bazı kurallara göre etkileşime giriyordu. üçüncüsü, sinir sistemlerinde doğuştan bireysel farklılık olduğuydu.
pavlov, yaptığı çalışmalardan ötürü 1904 yılında nobel fizyoloji ve tıp ödülü'nü kazandı.
1914 yılı ve sonrasında ülkesinde yaşananlar pavlov'un hayatını da etkiledi. rusya'daki millî felaketten ,kıtlıktan o da fazlasıyla etkilendi.yeni bolşevik yönetimi, ona ödül olarak verilen paraya dahi el koydu.çocuklarının biri öldü biri sürgün edildi.
27 şubat 1936'da yakalandığı zatürre nöbetini atlatamayarak öldü.
devamını gör...

