81.
“hâlâ geçmişte yaşıyorsan, geçmiş hâlâ geçmemiş demektir.” (bkz: kahraman tazeoğlu-simru)
devamını gör...
82.
83.
biraz anla biraz dinlee biraz da seeeevvv
devamını gör...
84.
üzülme, kaybettiğin her şey başka bir surette sana geri döner.
devamını gör...
85.
"yine uzak denizlere gitmek istiyorsun."
"senin gözlerine bakarken oralara gitmiş kadar oluyorum."
"senin gözlerine bakarken oralara gitmiş kadar oluyorum."
devamını gör...
86.
"yol basittir; insandır karmaşık olan."
frithjof schuon.
frithjof schuon.
devamını gör...
87.
"işler yolundayken allah’la ol. sonra işler kötüye gittiğinde allah da seninle olacaktır."
frithjof schuon.
frithjof schuon.
devamını gör...
88.
insanlar vardır, bilirsiniz, başkalarından sürekli bir şeyler bekler ya da isterler. aslında bu, bir insanın ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasından çok daha büyük bir çabayı gerektirir. üstelik onur kırıcıdır da. ama onlar için önemli olan, diğer bir insanın ya da insanların kendileri için bir şeyler yapmasıdır.
engin geçtan - insan olmak
engin geçtan - insan olmak
devamını gör...
89.
insan hislerini içinde saklamalı değil mi? garipliğini, kimsesizliğini sadece kendisiyle paylaşıp, içine hapsedenler vardır. onlar isterler ki her şey kendi içinde kalsın, hiç kimse ne halde olduğunu bilmesin, duymasın. orhan veli böyle gariplerden biridir:
istanbul'un orta yeri sinema,
garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama...
istanbul'un orta yeri sinema,
garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama...
devamını gör...
90.
"anlamayanlar icin dilimi,
degersizler için kalbimi yormadigim günden beri mutluyum."
kurt vonnegut
degersizler için kalbimi yormadigim günden beri mutluyum."
kurt vonnegut
devamını gör...
91.
her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir hakikattir. ( iki şehrin hikayesi)
devamını gör...
92.
gülümsemek ve sessiz kalmak iki güçlü silahtır;
gülümsemek bir çok sorunu çözer.
sessiz kalmak ise bir çok sorundan kurtarır..
paulo coelho
gülümsemek bir çok sorunu çözer.
sessiz kalmak ise bir çok sorundan kurtarır..
paulo coelho
devamını gör...
93.
94.
(tematik)
"... acımı bir daha göstermemeye karar verdim. hiç kimseye. sonsuza dek."
gözlerini sımsıkı kapat / john verdon
gözlerini sımsıkı kapat / john verdon
devamını gör...
95.
meclis oturum halindeydi, meclis üyeleri her zamanki gibi
kendi
çıkarlarını koruyan bir kanun maddesini tartışıyorlardı.
generali
salonda görünce kakofoni durmuştu, ağır adımlarla meclis
başkanının
kürsüsüne yaklaşan general tane tane seçilmiş kelimelerle
konuşmaya
başlamıştı:
'oturumunuzu sonlandırmaya geldim, meclisi yaptığınız her
icraat ile
kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son
vermeye
geldim, siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi
bir
hükümet olmak dışında ki her şey! kiralık sefil yaratıklar,
zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa
çıkaranlar,
judas gibi birkaç kuruş için tanrı'ya ihanet edenler, içinizde
bir
parça da olsun erdem kalmadı mı? bir parça vicdan da mı yok?
atım
kadar bile dindar değilsiniz! altın sizin yeni tanrı'nız
olmuş!
satılığa çıkarmadığınız bir değerde mi kalmadı? ulusunuzun
adına iyi
bir şey düşünemez misiniz? sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz
bu kutsal
meclisi varlığınızla kirletiyorsunuz! tanrı'nın kutsadığı bu
meclisi
ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline
çevirdiniz!
halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız, siz ki halkın
umutsuz
dertlerine çare olmalıydınız, kendiniz halkın en büyük dert
kaynağı
oldunuz! ama ülkeniz beni bu asırlardan beri temizlenmemiş
ahırı
temizlemeye çağırdı! ve bu gücü de bana tanrı verdi, bu şeytan
ocağını
yönetmeye geldim, ki vay halinize! şimdi derhal defolun! acele
edin
rüşvetin köleleri! acele edin gidin! süslü saltanat
eşyalarınızı alın
ve gidin!'
bazı parlamento üyeleri 'meclisin üstünlüğü' ya da 'halkın
iradesi'
falan gibi laflar edecek olmuştu. generalin insanı donduran
bakışları
karşısında hepsi susmuş, usulca ve ellerinden geldiği kadar
çabuk tüm
korkakların yaptığı ve yapacağı gibi meclisi terk etmişlerdi.
din adına ülkeyi yobazca yönetmenin bedeli bir süngünün veya
kılıcın
ucunda bertaraf edilmekti. bu dün nasıl böyle ise bu gün de
öyledir
yarın da öyle olacaktır. ha unutmadan yukarda ki hikaye
demokrasinin
beşiği diye bildiğimiz ingiltere de geçmişti, 1653 senesinin
20 nisan
günü oliver cromwell adındaki bir general idi yukarda ki
sözleri sarf
eden.
kendi
çıkarlarını koruyan bir kanun maddesini tartışıyorlardı.
generali
salonda görünce kakofoni durmuştu, ağır adımlarla meclis
başkanının
kürsüsüne yaklaşan general tane tane seçilmiş kelimelerle
konuşmaya
başlamıştı:
'oturumunuzu sonlandırmaya geldim, meclisi yaptığınız her
icraat ile
kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son
vermeye
geldim, siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi
bir
hükümet olmak dışında ki her şey! kiralık sefil yaratıklar,
zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa
çıkaranlar,
judas gibi birkaç kuruş için tanrı'ya ihanet edenler, içinizde
bir
parça da olsun erdem kalmadı mı? bir parça vicdan da mı yok?
atım
kadar bile dindar değilsiniz! altın sizin yeni tanrı'nız
olmuş!
satılığa çıkarmadığınız bir değerde mi kalmadı? ulusunuzun
adına iyi
bir şey düşünemez misiniz? sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz
bu kutsal
meclisi varlığınızla kirletiyorsunuz! tanrı'nın kutsadığı bu
meclisi
ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline
çevirdiniz!
halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız, siz ki halkın
umutsuz
dertlerine çare olmalıydınız, kendiniz halkın en büyük dert
kaynağı
oldunuz! ama ülkeniz beni bu asırlardan beri temizlenmemiş
ahırı
temizlemeye çağırdı! ve bu gücü de bana tanrı verdi, bu şeytan
ocağını
yönetmeye geldim, ki vay halinize! şimdi derhal defolun! acele
edin
rüşvetin köleleri! acele edin gidin! süslü saltanat
eşyalarınızı alın
ve gidin!'
bazı parlamento üyeleri 'meclisin üstünlüğü' ya da 'halkın
iradesi'
falan gibi laflar edecek olmuştu. generalin insanı donduran
bakışları
karşısında hepsi susmuş, usulca ve ellerinden geldiği kadar
çabuk tüm
korkakların yaptığı ve yapacağı gibi meclisi terk etmişlerdi.
din adına ülkeyi yobazca yönetmenin bedeli bir süngünün veya
kılıcın
ucunda bertaraf edilmekti. bu dün nasıl böyle ise bu gün de
öyledir
yarın da öyle olacaktır. ha unutmadan yukarda ki hikaye
demokrasinin
beşiği diye bildiğimiz ingiltere de geçmişti, 1653 senesinin
20 nisan
günü oliver cromwell adındaki bir general idi yukarda ki
sözleri sarf
eden.
devamını gör...
96.
"şunları her okuyuşumda titriyorum: "kuşlar nasıl sevişir? kediler nasıl sevişir? biliyorum. lakin, bu köy halkının nasıl seviştiklerini tahmin edemiyorum. bizim gibi, göz göze bakışırlar mı? el ele tutuşurlar mı? dudak dudağa gelirler mi? okşayışları nasıldır? kalbin bir süt çanağı gibi kabarıp taştığı dakikada, ağızlarından çıkan sesin anlam ve ahengi nedir? burada, bu son okuyuşumda beni titreten nedir, en çok..."
yalçın küçük, gizli tarih kitabından bir kesit.
yalçın küçük, gizli tarih kitabından bir kesit.
devamını gör...
97.
en değerli aydınlık, karanlıktan sonraki ve önceki aydınlıktır.
-oruç aruoba-
-oruç aruoba-
devamını gör...
98.
hayat işte . evde hayal kuruyor , sonra sokağa çıkıyor ve hepsini tek tek gömüyorsun bir yerlere . hayatın aklındakiyle alakası yok .
melisa kesmez / atları bağlayın geceyi burda geçireceğiz
melisa kesmez / atları bağlayın geceyi burda geçireceğiz
devamını gör...
99.
“her şey ölü, her yer cesetlerle dolu. insanlar yapayalnız, çevrelerini sessizlik sarmış, alın size dünya!”
uysal kız, fyodor dostoyevski
uysal kız, fyodor dostoyevski
devamını gör...
100.
"öyle gelir ki bana, uyumak yeğdir böyle yoldaşsız olmaktan, böyle beklemekten; ve ne yapmak ne söylemek gerek bu arada. bilmem; hem, neye yarar ozanlar yoksunluk zamanında? ama onlar, diyorsun şarap tanrısının kutsal rahipleri gibidir, kutsal gecede ülke ülke dolaşan."
avare tanrı, fabrizio dori
avare tanrı, fabrizio dori
devamını gör...

