501.
"arık fitil odam loş
savaş bitti koynum boş."
-ismet özel
savaş bitti koynum boş."
-ismet özel
devamını gör...
502.
beni sevmedi. bu mühim değil, kimseye
kendini sevdiremezdin. insanlar şanslı
olanlar ve şanssız olanlar diye ayrılır. kendini
şanssızlardan sayar, yaşamaya devam edersin.
beni sevmedi. bu önemli değil, zaten beni
kimler sevmedi saymaya vaktim yok. insanlar
mutlu olanlar ve mutsuz olanlar diye ayrılır.
kendini mutsuzların içine katar devam edersin.
beni sevmedi. bu tuhaf değil, acısı derin,
sorgusu uzun ama kabullenilir. insanlar aşık
olanlar ve aşık olunanlar diye ayrılır. kendini
aşık olanların en aptalı ilan eder devam
edersin. beni sevmedi, beni seviyormuş gibi
yaptı. bu mühim, bu önemli, bu tuhaf, bu
kabullenilemez ve katlanılamaz. bunun ağrısı
dinmez, bunun kırgınlığı unutulmaz. sevilmiyor
olmanın çaresizliğinden sağ çıkar da herkes
sevildim sanmamın düşüşünden kurtulamaz.
kendini sevdiremezdin. insanlar şanslı
olanlar ve şanssız olanlar diye ayrılır. kendini
şanssızlardan sayar, yaşamaya devam edersin.
beni sevmedi. bu önemli değil, zaten beni
kimler sevmedi saymaya vaktim yok. insanlar
mutlu olanlar ve mutsuz olanlar diye ayrılır.
kendini mutsuzların içine katar devam edersin.
beni sevmedi. bu tuhaf değil, acısı derin,
sorgusu uzun ama kabullenilir. insanlar aşık
olanlar ve aşık olunanlar diye ayrılır. kendini
aşık olanların en aptalı ilan eder devam
edersin. beni sevmedi, beni seviyormuş gibi
yaptı. bu mühim, bu önemli, bu tuhaf, bu
kabullenilemez ve katlanılamaz. bunun ağrısı
dinmez, bunun kırgınlığı unutulmaz. sevilmiyor
olmanın çaresizliğinden sağ çıkar da herkes
sevildim sanmamın düşüşünden kurtulamaz.
devamını gör...
503.
akıllı kadınlara da rastladım hatta onlarla dans bile ettim.
lu-ci-fer.
lu-ci-fer.
devamını gör...
504.
hiç'e açılan bir kapının önündeyim.
devamını gör...
505.
"sevgisiz yaşayanların ölülerden farkı kalmıyordu çünkü..."
iskender pala ~ şah ve sultan
iskender pala ~ şah ve sultan
devamını gör...
506.
devamını gör...
507.
çok mu ayıp hâlâ mutluluk istemek?
neyse zaten hiç halim yok...
neyse zaten hiç halim yok...
devamını gör...
508.
ne güzel adamlar var;
seven,
özleyen,
bekleyen,
ihanet nedir bilmeyen,
aşık olabilen
ve bir de kadınlar var,
böyle adamlara hiç denk gelmeyen..
devamını gör...
509.
ne güzel kadınlar var;
seven,
özleyen,
bekleyen,
ihanet nedir bilmeyen,
aşık olabilen
ve bir de adamlar var,
böyle kadınlara hiç denk gelmeyen..
devamını gör...
510.
insan, bir hayvanın can çekiştiğini görünce ürperti duyar. kendisi -kendi öz varlığı- gözlerinin önünde ölüyormuş, var olmaktan çıkıyormuş gibi gelir.
ya bu can çekişen, hayvan değil de insansa hem de sevdiği , üzerine titrediği biriyse, o zaman yaşamının sona ermesinden dolayı duyulan ürpertiye üstelik, onun üstünde, ruhu yaralanır, parçalanır. bu yara vücuttaki bir yara gibi kimi zaman öldürür, kimi zaman iyi olur, ama yine de acır, dokununca acıtacak şeylerden kaçınır.
lev tolstoy - savaş ve barış.
devamını gör...
511.
yaşımı gizlemeye hiç çalışmadım,
ya da genç görünmek için çabalamadım ...
soran olduğunda da yaşımı ufaltmadım
ben biliyorum gerçeği başkalarının bilmesi değiştirmez ki gerçeğimi
her yaşın ayrı bir güzelliği var,
lafıyla da kendimi kandırmadım ...
nereden bakıldığına bağlı aslında her şey,
gençlik bir yoldu yürüdüm bitti ...!
şimdi yol devam ediyor yürüdükçe yoruyor
yordukça insanın eline yüzüne yansıyor
yaşanmışlıklar...
ruhumda olduğu kadar tenimde de izler bırakıyor ...
minik çizgiler zamanla iyice belirginleşiyor ..
saçlar ağarıyor...
saçma sapan uçuk kaçık kıyafetler yerini daha ağır sade göz yormayan türden kıyafetlere bırakıyor. ..
yoksa genç görüneceğim derken
komik bir görüntü ortaya çıkıyor...
hoş kimse ortaya çıkıp kral çıplak da demiyor kimseye
her söylenene inanmayacaksın bu hayatta...
çok güzel olmuş diyor sorulunca ...
o yüzden her şeyin bir yakışırı var
yaşanmışlıklara yakışır giyinmek ve hal tavır içinde olmak da bir meziyet ...
çok konuşmak yerini daha bir sessizliğe bırakıyor ,
ve daha birçok şey yaşla yaşanılanlarla beraberinde getiriyor....
ve ben yaşlanmak istiyorum ,
çocukken büyük annem hep
allah sağlıklı hayırlı yaş büyüklüğü versin inşallah derdi ,
ne demek derdim anlam veremezdim ...
büyüdükçe ne demek istediğini gayet iyi anladım ...
şimdi sadece sağlıklı yaşamaya çalışıyorum ve her insan her an ölecek yaştadır biliyorum...
yaşıyoruz şimdi diye
sonsuza dek yaşayacağız anlamına gelmiyor...
sapıtmadan
saçmalamadan yolumu bitireyim
kendime yakışır şekilde diye çaba sarfediyorum...!
ya da genç görünmek için çabalamadım ...
soran olduğunda da yaşımı ufaltmadım
ben biliyorum gerçeği başkalarının bilmesi değiştirmez ki gerçeğimi
her yaşın ayrı bir güzelliği var,
lafıyla da kendimi kandırmadım ...
nereden bakıldığına bağlı aslında her şey,
gençlik bir yoldu yürüdüm bitti ...!
şimdi yol devam ediyor yürüdükçe yoruyor
yordukça insanın eline yüzüne yansıyor
yaşanmışlıklar...
ruhumda olduğu kadar tenimde de izler bırakıyor ...
minik çizgiler zamanla iyice belirginleşiyor ..
saçlar ağarıyor...
saçma sapan uçuk kaçık kıyafetler yerini daha ağır sade göz yormayan türden kıyafetlere bırakıyor. ..
yoksa genç görüneceğim derken
komik bir görüntü ortaya çıkıyor...
hoş kimse ortaya çıkıp kral çıplak da demiyor kimseye
her söylenene inanmayacaksın bu hayatta...
çok güzel olmuş diyor sorulunca ...
o yüzden her şeyin bir yakışırı var
yaşanmışlıklara yakışır giyinmek ve hal tavır içinde olmak da bir meziyet ...
çok konuşmak yerini daha bir sessizliğe bırakıyor ,
ve daha birçok şey yaşla yaşanılanlarla beraberinde getiriyor....
ve ben yaşlanmak istiyorum ,
çocukken büyük annem hep
allah sağlıklı hayırlı yaş büyüklüğü versin inşallah derdi ,
ne demek derdim anlam veremezdim ...
büyüdükçe ne demek istediğini gayet iyi anladım ...
şimdi sadece sağlıklı yaşamaya çalışıyorum ve her insan her an ölecek yaştadır biliyorum...
yaşıyoruz şimdi diye
sonsuza dek yaşayacağız anlamına gelmiyor...
sapıtmadan
saçmalamadan yolumu bitireyim
kendime yakışır şekilde diye çaba sarfediyorum...!
devamını gör...
512.
bir zen hikayesi şöyle anlatıyor…
gece yürüyen adamın ayağı kayar ve adam taşlı bir yolda düşer. metrelerce aşağı düşmekten korkar, çünkü yolun kenarının çok derin bir vadiye uzandığını biliyordur. o’da kenar da sarkan bir dala tutunur.
gecenin karanlığında, altında görebildiği tek şey, dipsiz bir uçurumdur. bağırır ve tek duyduğu kendi sesinin yankısı olur. onu duyacak kimse yoktur etrafta. bu adamı ve bütün bir gece yaşadığı işkenceyi hayal edebilirsin. ölüm sürekli altında bekler, elleri üşür, hakimiyetini kaybeder…
ama tutunmayı başarır ve güneş çıktığında, aşağı bakar…
ve güler!
uçurum falan yoktur. sadece on beş santim aşağıda kayalık bir düzlük vardır. tüm gece dinlenebilir, rahatça uyuyabilirdi -düzlük yeterince geniştir- ama bunun yerine, bütün gecesini kabus gibi geçirdi.
kendi tecrübelerimden yola çıkarak sana şunu söyleyeyim: korku on beş santimden daha derin değildir. şimdi ister bir dala tutunup tüm yaşamını kabusa çevir, istersen o dalı bırak ve ayaklarının üzerine bas, sana kalmış.
korkulacak hiç bir şey yok.
osho
devamını gör...
513.
"bir adama çıplak bir kaya parçasının mülkiyet hakkını verirseniz, onu bir bahçeye dönüştürecektir. bu adama bir bahçeyi dokuz yıllığına kiralarsanız, bahçeyi çöle dönüştürecektir... mülkiyetin büyüsü kumu altına çevirir"
arthur young
devamını gör...
514.
515.
"zaman değil de dünya geçiyormuş insanin üzerinden. bi
parçan yollarda hayal, bir parçan evlerde çürüme fotoğraf, bir parçan
çarşıların ipinde arzu. herkes kayip. insan ölülerine yetişemiyor. azicık
yavaşlasa, azıcık soluk alayım, hayal kurayım, yaramı seveyim.."
parçan yollarda hayal, bir parçan evlerde çürüme fotoğraf, bir parçan
çarşıların ipinde arzu. herkes kayip. insan ölülerine yetişemiyor. azicık
yavaşlasa, azıcık soluk alayım, hayal kurayım, yaramı seveyim.."
devamını gör...
516.
bir erkeğin kalbi fesat, habis bir şeydir, meryem. bir ananın rahmine hiç benzemez. kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.
devamını gör...
517.
akıl, yoktan düşünce yaratır. yoktan var etmek bir düşünce, yoktan var ettiğini düşünmek bir hayaldir. insan düşünmez, düşündüğünü hayal eder. akıl sadece tanrı, beyinse bir çocuk tarafından korunabilir. insanı koruyansa ölümdür. bir hayal organıyla yaşadığı sürece kendine zarar verecek olan insanı sonsuz acıdan kurtaran ölüm, doğumdan üstündür.*
devamını gör...
518.
iki kafadar iddiaya girer.
biri der ki:
“şu ampulü ağzıma sokarım.”
öbürü der ki:
“sokamazsın.”
sığardı, sığmazdı derken…
sokar.
çenesini olabildiğince açar, duya takılan metal bölümünden tutar, armut şeklindeki cam bölümünü ağzına gayet güzel oturtur.
ama…
küçük bi pürüz vardır.
geri çıkaramaz!
öbürü şaşar bu işe…
“nasıl çıkaramaz?” diye düşünür.
başka bir ampul bulur.
kendi ağzına sokar.
ı-ııh, o da çıkaramaz.
az daha zorlasalar…
ampul ağızlarında patlayacak.
ne dil kalacak, ne damak.
paramparça olacaklar.
n’aapsınlar?
biri kağıt-kalem bulur.
“hastaneye gidelim” yazar.
çıkarlar sokağa, taksiye atlarlar.
taksici gördüklerine inanamaz, iki kişi, ağızlarında ampul…
“hayrola?” der.
konuşamazlar.
dertlerini yazarak anlatırlar.
taksici gülmekten kırılır.
“yahu arkadaşlar” der, “çocuk musunuz insan böyle bir şeyi dener mi hiç!”
neyse…
bırakır ikisini hastaneye.
derhal ameliyathaneye…
tam acil müdahale başlayacakken, taksici acil servise geri gelir.
ağzında ampul!
bulaşıcıdır çünkü…
iki kafadarı görünce gülmekten karnına ağrılar giren taksici, “acaba hakikaten çıkmaz mı?” diye merak edip, ilk bakkala yanaşmıştır.
kıssadan hisse…
denemesi bedava.
deneriz, olmazsa çıkarırız dersiniz ama… girerse, çıkmaz....
biri der ki:
“şu ampulü ağzıma sokarım.”
öbürü der ki:
“sokamazsın.”
sığardı, sığmazdı derken…
sokar.
çenesini olabildiğince açar, duya takılan metal bölümünden tutar, armut şeklindeki cam bölümünü ağzına gayet güzel oturtur.
ama…
küçük bi pürüz vardır.
geri çıkaramaz!
öbürü şaşar bu işe…
“nasıl çıkaramaz?” diye düşünür.
başka bir ampul bulur.
kendi ağzına sokar.
ı-ııh, o da çıkaramaz.
az daha zorlasalar…
ampul ağızlarında patlayacak.
ne dil kalacak, ne damak.
paramparça olacaklar.
n’aapsınlar?
biri kağıt-kalem bulur.
“hastaneye gidelim” yazar.
çıkarlar sokağa, taksiye atlarlar.
taksici gördüklerine inanamaz, iki kişi, ağızlarında ampul…
“hayrola?” der.
konuşamazlar.
dertlerini yazarak anlatırlar.
taksici gülmekten kırılır.
“yahu arkadaşlar” der, “çocuk musunuz insan böyle bir şeyi dener mi hiç!”
neyse…
bırakır ikisini hastaneye.
derhal ameliyathaneye…
tam acil müdahale başlayacakken, taksici acil servise geri gelir.
ağzında ampul!
bulaşıcıdır çünkü…
iki kafadarı görünce gülmekten karnına ağrılar giren taksici, “acaba hakikaten çıkmaz mı?” diye merak edip, ilk bakkala yanaşmıştır.
kıssadan hisse…
denemesi bedava.
deneriz, olmazsa çıkarırız dersiniz ama… girerse, çıkmaz....
devamını gör...
519.
"yaşamadım.
çocukluğumu, gençliğimi, yaşamadım.
hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum.
seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli,
bir alay olarak bile muhatabı olmamak.."
cemil meriç - jurnal
çocukluğumu, gençliğimi, yaşamadım.
hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum.
seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli,
bir alay olarak bile muhatabı olmamak.."
cemil meriç - jurnal
devamını gör...
520.
dişarda çiçek bahçesisin, içeride çiçeklerden
mezarlık yapmışsın kendine
dişarıya umut veriyorsun, içeride umutlarını toprağa
veriyorsun. dışarıya gülüp mutluluk saçmaya
çalışıyorsun,içerde ağlayıp toprağı suluyorsun
ölüsün ama yaşıyorsun.
mezarlık yapmışsın kendine
dişarıya umut veriyorsun, içeride umutlarını toprağa
veriyorsun. dışarıya gülüp mutluluk saçmaya
çalışıyorsun,içerde ağlayıp toprağı suluyorsun
ölüsün ama yaşıyorsun.
devamını gör...

