261.
"meselenin hevesle ilgili olduğundan eminim. eksik olan bu.
onu bulmam gerek. geri almam gerek.
orada bir yerlerdedir mutlaka.
hakkında konuşmanın bir anlamı yok herhalde.
zen gibi.
çabaladığım sürece başarmam olanaksız.
yalnızca çabalamadığım zaman başarabilirim.
lanet olası budistler. kendilerini pek bir akıllı zannediyorlar."
naif.süper., erlend loe
onu bulmam gerek. geri almam gerek.
orada bir yerlerdedir mutlaka.
hakkında konuşmanın bir anlamı yok herhalde.
zen gibi.
çabaladığım sürece başarmam olanaksız.
yalnızca çabalamadığım zaman başarabilirim.
lanet olası budistler. kendilerini pek bir akıllı zannediyorlar."
naif.süper., erlend loe
devamını gör...
262.
yüzü güzel olana 40 günde doyarsın da, ayağı güzel olana bir ömür doyamazsın.
devamını gör...
263.
dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı ve tekrar yola dönerken, “şanslısın.”diye mırıldandı.
içimdeki ekim’in gözlerini devirdiğini hissettim. ne kadar çok duyuyordum bu kelimeyi. oysa ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
içimdeki ekim’in gözlerini devirdiğini hissettim. ne kadar çok duyuyordum bu kelimeyi. oysa ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
devamını gör...
264.
istediğin yerde değilsin. başka bir yerde olman gerekiyormuş gibi hissediyorsun. parmaklarını şıklattın ve istediğin yere gittin diyelim. bence yine böyle hissedersin, doğru yerde değilmiş gibi. nerede olmak istediğine çok fazla kafa yorarsan bulunduğun yerin tadını çıkarmayı unutursun. kontrol edemediğin şeylerden endişelenmeyi bırak ve biraz hayatını yaşa.
devamını gör...
265.
hatırladığın kadarını yaşarsın ~ anonim
devamını gör...
266.
mutlu olmak her şeyin yolunda olması demek değildir. mutlu olmak görmezden gelme konusunda ustalaşmak demektir.
devamını gör...
267.
her doğan gün yeni bir başlangıç,
her doğan gün yeni bir dünya.
her doğan gün yeni bir dünya.
devamını gör...
268.
269.
"mevlana'nın vaazına git. vaazının tam ortasında sözünü kes ve bağır. de ki 'sen yetmiş iki milletle beraberim' demişsin, doğru mu bu? diye sor. 'evet' der ve söylediğini kabul ederse, ağzına gelen bütün küfürleri söyle" diye tembihledi.
kadı siraceddin'in adamı, kendisine öğretildiği şekilde, mevlana'nın vaazına gitti. vaazın tam ortasında ayağa kalkarak:
"ey mevlana! sizden, bilmediğimiz, duymadığımız yeni şeyler duymaya başladık. geçen gün de, 'biz bir pergel gibiyiz. bir ayağımız şeriatte sıkıca durur. diğer ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır. yetmiş iki milletle beraberim' demişsin, doğru mu bu söylediğin? " dedi. mevlana," evet doğrudur." dedi. adam kendisine öğretildiği şekilde ağzına gelenleri sayıp söylemeye başkadı:
"seni müslüman bir alim sanıyorduk. nasıl olur da, yahudiyle, hristiyanla, mecusiyle, putperestle birlikteyim dersin. bir müslüman onlarla birlikte olabilir mi? utanmıyor musun? böyle müslümanlık olmaz. istiyorsan git onlarla ol ama müslümanım, deme hiç olmazsa. yahudiyim, hristiyanım veya şuyum, buyum' de. utan, utan, makamından utan! "
mevlana'yı sevenler adamın üzerine yürümek için yeltendiler. mevlana onlara işaret ederek susturdu. adamın hakaretlerini sonuna kadar dinledi. adam sustuktan sonra, kendinden emin bir şekilde gülümseyerek:
"söyleyeceklerin bitti mi?" diye sordu. adam "bitti" deyince:
"senin bütün söylediklerine rağmen, seninle ve senin gibilerle de beraberim." dedi. adam söyleyecek söz bulamamıştı. "yer yarılsa içine girsem de bu sözleri işitmeseydim." diye düşünerek camiden çıkıp gitti.
mevlana:
"bezen görünmeyen, gizli kalan, bazen görünen belli olan biziz. biz bazen mü'miniz, bazen musa' nın dinindeyiz. bazen de hristiyanız. bu gönlümüz her gönlün örneği olmak için, her gün başka suretle görünür, kendini gösterir." diyerek vahdet-i vücut sırlarından bir nükte hissettirdi.
vaaz bitmişti, vaazı dinleyenler iplikçi medresesi'nin önünde öbek öbek toplanmışlar, bu hassas konuyu kendi aralarında tartışıyorlar, yorumluyorlardı:
"mana denizinden yükselen her ruh, vahdet aleminden bu maddi aleme gelen her can, takdir rüzgarının önüne düşerek dünyanın çeşitli yerlerine giderek ana rahmindeki bebeğin gönlüne yerleşir. çocuk doğar, müslüman olan memlekette müslüman; hristiyan olan memlekette hristiyan; mecusi diyarı olan memlekette mecusi terbiyesi alır. hangi renkte, hangi dinde olursa olsun bütün insanlar aynı yerden gelmiş aynı emaneti taşımaktadır. böyle olduğumuz halde, şaşılığımız yüzünden aynı cinsten olduğumuzu unutuyor, birbirimizi ayrı görüyoruz. "
kadı siraceddin'in adamı, kendisine öğretildiği şekilde, mevlana'nın vaazına gitti. vaazın tam ortasında ayağa kalkarak:
"ey mevlana! sizden, bilmediğimiz, duymadığımız yeni şeyler duymaya başladık. geçen gün de, 'biz bir pergel gibiyiz. bir ayağımız şeriatte sıkıca durur. diğer ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır. yetmiş iki milletle beraberim' demişsin, doğru mu bu söylediğin? " dedi. mevlana," evet doğrudur." dedi. adam kendisine öğretildiği şekilde ağzına gelenleri sayıp söylemeye başkadı:
"seni müslüman bir alim sanıyorduk. nasıl olur da, yahudiyle, hristiyanla, mecusiyle, putperestle birlikteyim dersin. bir müslüman onlarla birlikte olabilir mi? utanmıyor musun? böyle müslümanlık olmaz. istiyorsan git onlarla ol ama müslümanım, deme hiç olmazsa. yahudiyim, hristiyanım veya şuyum, buyum' de. utan, utan, makamından utan! "
mevlana'yı sevenler adamın üzerine yürümek için yeltendiler. mevlana onlara işaret ederek susturdu. adamın hakaretlerini sonuna kadar dinledi. adam sustuktan sonra, kendinden emin bir şekilde gülümseyerek:
"söyleyeceklerin bitti mi?" diye sordu. adam "bitti" deyince:
"senin bütün söylediklerine rağmen, seninle ve senin gibilerle de beraberim." dedi. adam söyleyecek söz bulamamıştı. "yer yarılsa içine girsem de bu sözleri işitmeseydim." diye düşünerek camiden çıkıp gitti.
mevlana:
"bezen görünmeyen, gizli kalan, bazen görünen belli olan biziz. biz bazen mü'miniz, bazen musa' nın dinindeyiz. bazen de hristiyanız. bu gönlümüz her gönlün örneği olmak için, her gün başka suretle görünür, kendini gösterir." diyerek vahdet-i vücut sırlarından bir nükte hissettirdi.
vaaz bitmişti, vaazı dinleyenler iplikçi medresesi'nin önünde öbek öbek toplanmışlar, bu hassas konuyu kendi aralarında tartışıyorlar, yorumluyorlardı:
"mana denizinden yükselen her ruh, vahdet aleminden bu maddi aleme gelen her can, takdir rüzgarının önüne düşerek dünyanın çeşitli yerlerine giderek ana rahmindeki bebeğin gönlüne yerleşir. çocuk doğar, müslüman olan memlekette müslüman; hristiyan olan memlekette hristiyan; mecusi diyarı olan memlekette mecusi terbiyesi alır. hangi renkte, hangi dinde olursa olsun bütün insanlar aynı yerden gelmiş aynı emaneti taşımaktadır. böyle olduğumuz halde, şaşılığımız yüzünden aynı cinsten olduğumuzu unutuyor, birbirimizi ayrı görüyoruz. "
devamını gör...
270.
ağzımızdan çıkan kelimelerin
etkisi okadar büyük ki
1-yapamam = tüm yapabilme imkanlarınızı kısıtladınız. başaracak güce sahip olsanız da artık başaramazsınız.
2-olmaz = olabilecek olan tüm olasılıkların önüne bir set çektiniz. olabilecek olasılıkları da devre dışı bırakarak bloke ettiniz. artık ne yaparsanız ne kadar çabalarsanız çabalayın sistem devre dışı. yapamazsınız.
3- değişmez = böyle geldi böyle gider zihniyeti. yapacak hiçbir gücünüz de kalmadı. hatta daha da çektiniz negatiflikleri.
4-herşey çok kötü = ışte tüm iyi olasılıkları ve imkanları sildiniz. hepsi uçtu gitti.
5-güvenmem kimseye ve hiçbir şeye !!!!!!!!! = güvene dayalı tüm kapıları kapattınız. tüm güven veren şeyler sizden uzaklaştı gitti.
6- sevmem = kalp merkezi tüm sevgi iletişimine dayalı şeylere kapandı. kalp merkezi , duygular , hisler , sevgiye dair , sevgiye dayalı olan herşeye kapandı.
7- inanmıyorum = hiçbir şeyin dolduramayacağı bir boşluk oluşturdunuz.
8- şanssızım = talihsizlikler yakanızı bırakmaz. işleriniz ters gider , olacak işleriniz bir anda olmaz , herşey bozulur da bozulur. şanssızım diyerek kötü şansı da çektiniz. yani negatif çekim yasası çalıştı.
9- hep aynı insanlar / arızalar / kötüler beni bulur = yeni insanların ve yeni işlerin hayatınıza girmesini bloke ettiniz. yine negatif çekim yasasını çalıştırdınız.
10-hemen hastalanırım = işte yine kendi kendinizi hasta etmek için bağışıklık sisteminizi bloke ettiniz. ilaç şirketleri için potansiyel biri oldunuz.
11- korktuğum şey başıma gelıir /aklıma gelen başıma gelir = ben medyum gibiyim. falanca zaman rüya gördüm.kötü idi. bak işte çıktı. korkularınızın gerçekleşmesi için onu güçlendirdiniz.
12- bıktım usandım = olumsuz herşey sürekli olarak üstünüze üstünüze gelmeye başlayacak.
13- neye elimi atsam kurur = bereket kapılarını kapattınız. rızık yok.aşk yok.para yok.evlilik hayatı berbat. yolda yürürken ayakkabınızın topuğu kırılır ya da arabayla giderken kaza yaparsınız.
14- imkansız = ben asla başaramam. yine negatif çekim yasasını çalıştırdınız. ne kadar çalışırsanız çalışın başarılı olamazsınız.
15-bunu asla affetmeyeceğım = geçmişe takılı kaldınız ve artık özgür değilsiniz.
herşeyin tam tersini düşünün
herşey çok güzel olacak
devamını gör...
271.
önemli olan neye baktığın değil, ne gördüğündür.
/henry david threau
/henry david threau
devamını gör...
272.
nâdânı terk etmeden, yârânı arzularsın
"evet, biz, nadanı terk ettik, işte yaranı bulduk. farkımız bu. yaran burada ama bunlar bulamıyor. sıkıntıları orada"
(bkz: recep tayyip erdoğan)
"evet, biz, nadanı terk ettik, işte yaranı bulduk. farkımız bu. yaran burada ama bunlar bulamıyor. sıkıntıları orada"
(bkz: recep tayyip erdoğan)
devamını gör...
273.
“hani karanlık bir gecede, ıssız bir yolu tek başına yürürken bir köşeyi dönersin de deniz çıkar ya karşına. sonra o denizde bir gemi belirir. sevinirsin. hiç nedensiz ama. sonra için kıpırdar ya. seni tanıdığımdan beri bir gemi geçiyor içimden. hep ama.” *
devamını gör...
274.
275.
bir şeyi gerçekten istersen
bütün evren onu gerçekleştirmek için
işbirliği yapar.
paulo coello
bütün evren onu gerçekleştirmek için
işbirliği yapar.
paulo coello
devamını gör...
276.
“bazen kalbiniz atmaz ama karşınızdakinin doğru insan olduğunu bilirsiniz”
devamını gör...
277.
"bilgi sahibi olmayan fikir sahibi olamaz."
uğur mumcu.
uğur mumcu.
devamını gör...
278.
gözlerini mucizelerle doldur, hayatı on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa !
ray bradbury · fahrenheit 451
devamını gör...
279.
cinselliğin bastırıldığı toplumlarda kadınların samimi ve nazik davranışları erkekler tarafından ilişkiye davet olarak algılanıyor.
kadınlar acaba yanlış mı anlaşılırım? diye düşünmekten karşı cinsle dostça ve sağlıklı ilişkiler kuramıyorlar.
bu reel hayatta da böyle, sosyal medyada da böyle.
birbirimizi dişi ve erkek kimliklerimizden bağımsız önce insan olarak görmeyi öğrenmemiz lazım.
kadınların kendilerini korumak adına gösterdikleri erkeksi davranış biçimleri içlerindeki dişi enerjinin körelmesine ve eril enerjinin yükselmesine sebep oluyor.
kadınlar zerafetini yitirdikçe ve erkekleştikçe hayat zerafetini yitiriyor.
kadınların nezaketini ve zerafetini kuyruk sallıyor olarak görmekten vazgeçelim.
ve önce birbirimizle insani ilişkiler kurmayı öğrenelim, dişi ve erkek olmak sonraki aşama.!
kadınlar acaba yanlış mı anlaşılırım? diye düşünmekten karşı cinsle dostça ve sağlıklı ilişkiler kuramıyorlar.
bu reel hayatta da böyle, sosyal medyada da böyle.
birbirimizi dişi ve erkek kimliklerimizden bağımsız önce insan olarak görmeyi öğrenmemiz lazım.
kadınların kendilerini korumak adına gösterdikleri erkeksi davranış biçimleri içlerindeki dişi enerjinin körelmesine ve eril enerjinin yükselmesine sebep oluyor.
kadınlar zerafetini yitirdikçe ve erkekleştikçe hayat zerafetini yitiriyor.
kadınların nezaketini ve zerafetini kuyruk sallıyor olarak görmekten vazgeçelim.
ve önce birbirimizle insani ilişkiler kurmayı öğrenelim, dişi ve erkek olmak sonraki aşama.!
devamını gör...
280.
edip cansever demiş ya "bu düzen size insanlığınızı unutturacak" unutmayın.
devamını gör...

