441.
“türkiye de ki 525 şubesiyle türk halkına 80 liradan kahve satan starbucks ailesine tesekkurlerlerimi sunuyorum.!!
tüm avrupanın iki katı şube sayısına ulaşmış olmalarına rağmen, doğan görünümlü şahin müşterilerinin 20 dakikalığına olsada sınıf atlamalarına yardımcı olmaları ise takdirlerin en büyüğünü hakediyor...
minnettarız sana starbucks.!!
fakir delikanlı; sizin sayenizde ve 80 lira karşılığında bir süreliğine de olsa kendisini zengin hissetti...
karton bardağı eline alan bir gencin "bende sizdenim" dercesine gururlu ve mağrur bir şekilde ortalarda dolaşması,
kahvelerden alınan her yudumda yerine biraz daha oturan özgüvenler sayesinde hayatı daha yaşanabilir kıldığınız için mūteşekkiriz size starbucks...
üstelik bütün bunların bedeli sadece 80 lira...
ayşe kadın fasulye de 130 lira ama yediğinizde starbucks da ki etkinin binde biri bile oluşmuyor...”
tüm avrupanın iki katı şube sayısına ulaşmış olmalarına rağmen, doğan görünümlü şahin müşterilerinin 20 dakikalığına olsada sınıf atlamalarına yardımcı olmaları ise takdirlerin en büyüğünü hakediyor...
minnettarız sana starbucks.!!
fakir delikanlı; sizin sayenizde ve 80 lira karşılığında bir süreliğine de olsa kendisini zengin hissetti...
karton bardağı eline alan bir gencin "bende sizdenim" dercesine gururlu ve mağrur bir şekilde ortalarda dolaşması,
kahvelerden alınan her yudumda yerine biraz daha oturan özgüvenler sayesinde hayatı daha yaşanabilir kıldığınız için mūteşekkiriz size starbucks...
üstelik bütün bunların bedeli sadece 80 lira...
ayşe kadın fasulye de 130 lira ama yediğinizde starbucks da ki etkinin binde biri bile oluşmuyor...”
devamını gör...
442.
kayıp zamanın izinde sayfa/38
odama vardığımda, bütün çıkışları tıkamam, panjurları kapatmam, yatak örtüsünü açarak kendi mezarımı kazmam, gecelik biçimindeki kefenimi giymem gerekti.
t/ bir alıntı bırakılan başlık.
odama vardığımda, bütün çıkışları tıkamam, panjurları kapatmam, yatak örtüsünü açarak kendi mezarımı kazmam, gecelik biçimindeki kefenimi giymem gerekti.
t/ bir alıntı bırakılan başlık.
devamını gör...
443.
dünyada belli ve sabit sayıda mutluluk vardır
o yüzden birinin mutluluğu kesinlikle bir başkasının mutsuzluğudur.
devamını gör...
444.
"kolomb amerika'yı bulduğunda mutlu olmadı, ararken mutluydu"
budala- dostoyevski
budala- dostoyevski
devamını gör...
445.
yasamimizi sahiplenip ustlendikce bir seyi fark ederiz; biz yasama geldigimizde digerleri gitmislerdir, kökten yasamimizi… yalniz basimiza yasamak zorundayizdir ve ancak yalnizligimizla kendi gercegimize ulasiriz.
yasamimiz olan o caresiz kökten yalnizligin dibinden hep bir o kadar kökten eslik arayisiyla cikariz. yasami bizimkiyle bir potada eriyecek, girift olacak kisiyi arariz. bunun icin en degisik girisimlerde bulunuruz. bir tanesi dostluktur. ama en yucesi ask dedigimiz seydir. gercek ask iki yalnizligi degis tokus etme cabasindan baska bir sey degildir…
insan ve herkes/ortega y. gasset
devamını gör...
446.
geçen ömre
boşa demem
ben kendim buldum
üryan geldim
üryan gitmem
ben seni bildim
karacaoğlan
boşa demem
ben kendim buldum
üryan geldim
üryan gitmem
ben seni bildim
karacaoğlan
devamını gör...
447.
herkes farklı bir şekilde tükeniyor hayatta;
kimi doğru insanı beklerken,
kimi yanlış insana katlanırken.
ve herkes birşeyin bedelini ödüyor;
bazen seçimlerinin,
bazen seçemediklerinin ...
- özdemir asaf
kimi doğru insanı beklerken,
kimi yanlış insana katlanırken.
ve herkes birşeyin bedelini ödüyor;
bazen seçimlerinin,
bazen seçemediklerinin ...
- özdemir asaf
devamını gör...
448.
tanrı’nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir...
akıldır...
uygar dünyayı yöneten demokrasi kutsal kitaplarda yoktu...
sınıfların eşitliği, bedenin dokunulmazlığı, kadın hakları, insan hakları, laiklik, evrensel hukuk...
ne kullandığımız takvimler, ne de organ nakilleri, ne radyo dalgaları, ne antibiyotikler, ne bilgisayarlar...
hiçbirisi kitaplarla gelmedi...
akılla geldi...
*
tanrı’nın insana verdiği en mübarek şey:
akıl...
onu sana veren işlesin diye verdi ya...
*
şu haline bak...
dünyanın en en bereketli topraklarının üzerinde yarı tok, yarı açsın...
ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun...
üzerindeki ceketin modelinden...
ayağındaki pabucun astarından...
gözündeki gözlüğün çerçevesinden...
bindiğin arabadan...
bereket beklediğin traktöründen ununu veren değirmenine kadar...
bir teki olsun senin değil...
aklını kullananların eseri...
*
şeker şurubundan bal, patatesten tereyağı, benzinden votka yaptın da dünya kimyacıları şaşırdılar...
ama bir ağrı kesici yapamadın...
canın mı sıkıldı bu işlere, al bir alman hapı...
ve daya sırtını rus doğalgazlı peteğe, geçer...
*
en çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü...
en çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği...
en çok annenin doğumda can verdiği...
en çok kadının bıçaklandığı...
en çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin...
neden?..
*
dört yanın ateş...
kurşunlar vızır vızır...
kan gölü içindesin...
çocuklarını alıyorlar elinden...
aklın ermiyor...
*
ne diyeyim...
aç gözünü artık...
yol ver allah’ın verdiği akla...
takılma şu yobazların peşine, bin senedir geldiğin yeri artık gör...
*
niye evde öyle söylenip durduğunu biliyor musun?..
çünkü aklın dahi senden şikâyetçi...
akıldır...
uygar dünyayı yöneten demokrasi kutsal kitaplarda yoktu...
sınıfların eşitliği, bedenin dokunulmazlığı, kadın hakları, insan hakları, laiklik, evrensel hukuk...
ne kullandığımız takvimler, ne de organ nakilleri, ne radyo dalgaları, ne antibiyotikler, ne bilgisayarlar...
hiçbirisi kitaplarla gelmedi...
akılla geldi...
*
tanrı’nın insana verdiği en mübarek şey:
akıl...
onu sana veren işlesin diye verdi ya...
*
şu haline bak...
dünyanın en en bereketli topraklarının üzerinde yarı tok, yarı açsın...
ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun...
üzerindeki ceketin modelinden...
ayağındaki pabucun astarından...
gözündeki gözlüğün çerçevesinden...
bindiğin arabadan...
bereket beklediğin traktöründen ununu veren değirmenine kadar...
bir teki olsun senin değil...
aklını kullananların eseri...
*
şeker şurubundan bal, patatesten tereyağı, benzinden votka yaptın da dünya kimyacıları şaşırdılar...
ama bir ağrı kesici yapamadın...
canın mı sıkıldı bu işlere, al bir alman hapı...
ve daya sırtını rus doğalgazlı peteğe, geçer...
*
en çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü...
en çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği...
en çok annenin doğumda can verdiği...
en çok kadının bıçaklandığı...
en çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin...
neden?..
*
dört yanın ateş...
kurşunlar vızır vızır...
kan gölü içindesin...
çocuklarını alıyorlar elinden...
aklın ermiyor...
*
ne diyeyim...
aç gözünü artık...
yol ver allah’ın verdiği akla...
takılma şu yobazların peşine, bin senedir geldiğin yeri artık gör...
*
niye evde öyle söylenip durduğunu biliyor musun?..
çünkü aklın dahi senden şikâyetçi...
devamını gör...
449.
devamını gör...
450.
"tanrı tarafından insanlara bahşedilmiş en büyük nimet, hiç şüphesiz özgürlük. dünyada kazanılan hiçbir servet, insanın uğrunda can verdiği özgürlükle kıyaslanamaz."
miquel de cervantes- don kişot
miquel de cervantes- don kişot
devamını gör...
451.
islam vaizi zakir naik londra'da bir taksiye bindi ve taksi şoförüne yüksek sesle şöyle dedi:
- kardeşim lütfen radyoyu kapat çünkü kur'an-ı kerim'in buyurduğu üzere müzik dinlememe izin verilmiyor çünkü peygamber zamanında müzik yoktu özellikle batı müziği kafirlerin müziğidir.
taksi şoförü kibarca radyoyu kapattı, taksiyi durdurdu ve kapıyı açtı.
zakir ona sordu:
- ne yapıyorsun kardeşim... ;
taksi şoförü kibarca cevap verdi:
- peygamber devrinde:
hiç taksi yoktu.
bomba falan yoktu.
hiç kestirme yol yoktu.
camilerde yeni doğanları, yaşlıları ve hastaları ürkütücü saatlerde uyandırmak için hoparlör yoktu.
intihar bombalaması yoktu.
ak 47 yoktu.
her yerde huzur vardı...
yani kapa çeneni, dışarı çık ve bir deve bekle...
- kardeşim lütfen radyoyu kapat çünkü kur'an-ı kerim'in buyurduğu üzere müzik dinlememe izin verilmiyor çünkü peygamber zamanında müzik yoktu özellikle batı müziği kafirlerin müziğidir.
taksi şoförü kibarca radyoyu kapattı, taksiyi durdurdu ve kapıyı açtı.
zakir ona sordu:
- ne yapıyorsun kardeşim... ;
taksi şoförü kibarca cevap verdi:
- peygamber devrinde:
hiç taksi yoktu.
bomba falan yoktu.
hiç kestirme yol yoktu.
camilerde yeni doğanları, yaşlıları ve hastaları ürkütücü saatlerde uyandırmak için hoparlör yoktu.
intihar bombalaması yoktu.
ak 47 yoktu.
her yerde huzur vardı...
yani kapa çeneni, dışarı çık ve bir deve bekle...
devamını gör...
452.
bektaşi ve cami hocası karşılaşır hoca bektaşiyi sorguya çeker.
"söyle bakalım, müslümanlığın şartı kaç?!
bektaşi "dokuz..." diye cevap verir.
cami hocası kızar:
"be hey zındık! beşi nasıl dokuz yaptın?!... say bakalım. "
bektaşi saymaya başlar:
1 - allaha ve resul'üne inanmak!
2 - dürüst olmak, yalan söylememek.
3- adaletli olmak, haksızlık yapmamak!
4 - merhametli olmak, zulüm yapmamak...
5- helalinden yemek! çalmamak!
6 - aklı, ilmi kullanmak. tefekkür etmek.
7- hayatın geçici olduğunu bilerek, iyilik üzerine yaşamak!
8- kimsenin canına kıymamak!
9- çalışkan olmak, üretmek... helal kazancından yoksullara da pay vermek...
cami hocasi bu cevaplara bir yandan kızmış, diğer yandan afallamış.
-bre zındık. bu saydıklarından birincisi dışında, diğerleri hangi mezhepte var?!
peki, namaz, zekat, oruç, hac ne oldu?!
bektaşi:
-namaz, bu saydığım farzları yapan insanın secdeye giderek,
kendi varlığının geçici olduğunu idrak etmesidir.
yoksa "vay o namaz kılanların haline! " der allah...
-zekat, helal kazancından ihtiyaç sahiplerine verilen yardımdır.
yoksa, yetim malı yiyenin cenaze namazı kılınmaz! biliyorsun...
- oruç, kişinin bir beden olmadığını, şuur bir varlık olduğunu anlamasıdır.
yoksa, dünyayı gerçek zannedip haksızlık yapanların vay haline...
-hac, komşusu aç iken tok yatmayanların gitmeyeceği bir seyahattir.
bu şartları yerine getirmeyenler boşuna gitmiş olur...
cami hocasi,
"seni mezhepsiz zındık! "
deyip uzaklaşırken, bektaşi imamın arkasından bağırmış:
-imam efendi, bir tane daha aklıma geldi:
-dedikodu yapmamak.
mazallah, dedikodu yapmak, fesatlık çıkarmak, "ölmüş kardeşinin etini çiğnemek! der kuran....
hoca uzaklaşırken bektaşi bir daha seslenmiş:
hoca efendi, aklıma yeni farzlar gelirse sana söylerim...
" biz az söyledik sizler çok anlayın "
"söyle bakalım, müslümanlığın şartı kaç?!
bektaşi "dokuz..." diye cevap verir.
cami hocası kızar:
"be hey zındık! beşi nasıl dokuz yaptın?!... say bakalım. "
bektaşi saymaya başlar:
1 - allaha ve resul'üne inanmak!
2 - dürüst olmak, yalan söylememek.
3- adaletli olmak, haksızlık yapmamak!
4 - merhametli olmak, zulüm yapmamak...
5- helalinden yemek! çalmamak!
6 - aklı, ilmi kullanmak. tefekkür etmek.
7- hayatın geçici olduğunu bilerek, iyilik üzerine yaşamak!
8- kimsenin canına kıymamak!
9- çalışkan olmak, üretmek... helal kazancından yoksullara da pay vermek...
cami hocasi bu cevaplara bir yandan kızmış, diğer yandan afallamış.
-bre zındık. bu saydıklarından birincisi dışında, diğerleri hangi mezhepte var?!
peki, namaz, zekat, oruç, hac ne oldu?!
bektaşi:
-namaz, bu saydığım farzları yapan insanın secdeye giderek,
kendi varlığının geçici olduğunu idrak etmesidir.
yoksa "vay o namaz kılanların haline! " der allah...
-zekat, helal kazancından ihtiyaç sahiplerine verilen yardımdır.
yoksa, yetim malı yiyenin cenaze namazı kılınmaz! biliyorsun...
- oruç, kişinin bir beden olmadığını, şuur bir varlık olduğunu anlamasıdır.
yoksa, dünyayı gerçek zannedip haksızlık yapanların vay haline...
-hac, komşusu aç iken tok yatmayanların gitmeyeceği bir seyahattir.
bu şartları yerine getirmeyenler boşuna gitmiş olur...
cami hocasi,
"seni mezhepsiz zındık! "
deyip uzaklaşırken, bektaşi imamın arkasından bağırmış:
-imam efendi, bir tane daha aklıma geldi:
-dedikodu yapmamak.
mazallah, dedikodu yapmak, fesatlık çıkarmak, "ölmüş kardeşinin etini çiğnemek! der kuran....
hoca uzaklaşırken bektaşi bir daha seslenmiş:
hoca efendi, aklıma yeni farzlar gelirse sana söylerim...
" biz az söyledik sizler çok anlayın "
devamını gör...
453.
hamlet okurken aklım hep leyla ile mecnun'a kaydı zaten. bir de ezel'e.
devamını gör...
454.
kader;
iç içe geçmiş binlerce nedenin sonsuz, aralıksız zincirine bu adı veririz.
borges
alçaklığın evrensel tarihi
devamını gör...
455.
"evet, çiçeği saklıyorum," dedi kelsier. "neden olduğundan emin değilim. ama... sadece o sana ihanet etti diye birisini sevmeyi bırakır mısın? ben sanmıyorum. ihanetin bu kadar çok acıtmasının sebebi de bu; acı, hüsran, öfke... ben onu yine de seviyordum. hala seviyorum."
sissoylu
buradan
sissoylu
devamını gör...
456.
"dünya kuruldu kurulalı bilinir; aşk, derinliğinin farkına ancak ayrılık saati gelip çattığında varır."
(bkz: halil cibran)
tüm kayıplar ve ardında bıraktığı boşluklar gibi.
(bkz: halil cibran)
tüm kayıplar ve ardında bıraktığı boşluklar gibi.
devamını gör...
457.
emin olma dugusunu çok özledim.
nereye elimi atsam şüphe..
şeker portakalı
nereye elimi atsam şüphe..
şeker portakalı
devamını gör...
458.
benim şair orhan veli olduğumu da herhalde öğrenmemeliydi. gözünden fena düşerdim yoksa. hatta aleyhimde atıp tuttuğunu bile duysam kendimi tanıtmamalıydım. varsın o rahat konuşsun. desin ki orhan veli mi? onlar da mı şair? bırak şu hopstilleri allahaşkına! bu türlü maskaralıklar avrupa'da çoktan geçti. yazsalar ya vezinli, kâfiyeli, doğru dürüst şiir. yazsalar ya! sıkı mı? yazamayınca ne yapacaklar? tabii böyle bin bir şaklabanlıkla nazarı dikkati celbetmeye çalışacaklar. kolay iş bunlar, kardeşim, kolay iş. hâlbuki sanat o kadar kolay değil.”**
devamını gör...
459.
devamını gör...
460.
günün birinde hepimiz kendi yıldızımızı bulalım diye mi hepsi birbirinden uzak.
devamını gör...
