461.
elmayı daldan kızı merzifondan ~ bilge kagan
devamını gör...
462.
mahallede beyaz tenli, dalgalı saçlı tek veledim. tipim amerikan filmlerinde uyuşturu satan mahalleye yerleştirilmiş beyaz çocuk gibi.
yaşım 12, 13 falan.
hiç unutmam okullar kapanmış, temmuz ortaları gibi. bizim üst mahalleye yelda diye bi kız geldi. sap sarı saçlar, yem yeşil gözler..
mahalle maçında yelda izliyor diye ibo diye bir çocuk, bayramlık takım elbisesinle kalecilik yapmıştı. babası görüp sopayla dövdü. saklambaç oynuyoruz, yelda'yı bulan, herkesi söbeliyor yelda nerde, biz orda. yelda'yı söbeledi diye bebeklik arkadaşını döven bile oldu.
tam bir eve düşen yıldırım sendromu yaşıyoruz mahallenin erkekleri olarak. neyse mahallenin 13 yaş grubu erkeklerinin azmanlığını ve mahalleye gelen sarışın "ah ulan yelda" nın yaşattığı etkiyi anlamışsınızdır.
şimdi gelelim benim durumuma. evdeyim, hastayım. ama böyle yatmalı, matmalı değil. üzerinize afiyet motoru bozmuşum. evde tuvalete çadır kurdum, nefes alsam sıçıyorum, allah hiç bir delikanlıyı böyle sınamasın.
annem mutfakta yemek yapıyor, kapı çaldı. topladım donu koştum açtım, bi baktım yelda.
yelda bütün tasolarını çingen aykut'a kaybetmiş, gelip tasolarımı tekrar kazanır mısın diye soruyor. dedim yelda mahalleyi yakarım. ama önce içerde bana şans getirecek bir şey yapmam lazım.
yaaa çok tatlısın napıcaksın dedi. kız zannediyor ki dedemden kalma yadigar bir kolye falan takıcam.
gidip 1 posta daha yaptım. götün bağı çözülmüş diye kendimle kavga ediyorum.. neyse çıktım, elimi yüzümü yıkadım, giyindim.. anne dedim ben çıkıyorum.
ne sokağa çıkması hayvan, koltuklara sıçma diye banyoya soktum seni, dışarı çıkcam diyosun. anne dedim sus, yelda kapıda.
annem de sinirlendi mi kimseyi takmaz. sen sıç bak ben sana napcağımı çok iyi bilirim.. çıktım evden, gittik aykut'un yanına. tasolar üstüste dizildi, önce atmak için açık-kapalı yapıldı. ben hak kazandım. dedim hadi oğlum yap şu işi..
yelda yanımdan eğildi, pat öptü yanağımdan. o ana kadar popomu kollayarak yoluna devam eden ben, ishal misal her şeyi unuttum, tasolara yüklendim. abanmanın aksi şiddetine oranla oracıkta altıma bir sıçtım breh breh....
bunu size anlatamam. sanki sıçmak değil de özgürlüğünü kazanmış bir mahkumun gökyüzüne mutluluğu haykırması gibi bi şey... göt bi yana, millet bi yana, yelda bi yana, taso bi yana, ben bi yana gidiyoruz. mahallelede, sıçan bir çocuğun yarattığı kaos hakim....
bakın allah kimseye sevdiğinin yanında altına sıçma acısı vermesin. gerisi hallolur. acımı bi hayal edin. komşular falan camda. yengemin camdan ay, ay, ay paçasından akıyor ay, bulaşmasın üstünüze çığlıklarıyla irkildim, kendime geldim..
bi koluma çingen aykut, bi koluma yelda girdi, ben ağlıyorum, götte bok, beni eve getirdiler. zile basacaklar. dedim zile basmayın, annem ağzıma sıçar. aman sıçarsa sıçsın, sen mahalleye sıçıyorsun dedi yelda...
annem beni bi gördü, sinir krizi geçirdi kadın. beni neyle döveceğine karar veremiyor. neyle vursa yetinemeyecek gibi.
dedim ey ümmeti muhammed kıyamet bu gündür. hem hâlâ altıma sıçıyorum, hem ağlıyorum, önünü alamıyorum, kayış koptu.
gitti içeri fırçayla, hortumla geri geldi. dedim anne insan evladını bunlarla döver mi?
ne dövmesi, yıkıcam seni. giremezsin böyle içeri dedi. aykut da bi yandan kıza yürüyor. sen kaybettiğin tasoları neden benden istemiyorsun, bu lavuğu çağırıyorsun diyor, fırsatçı pezevenk.
hala unutmam, içimde hep yaradır; annem beni soydu, yelda hortum tuttu, aykut'da bi güzel fırçayla yıkadı.. bütün mahalle beni izliyor, az önce sevdası için dışarı çıkan bu yiğit çocuk, şimdi sokakta dal daş.....
o günden beri aşka küstüm, kendime küstüm. ve ne kadınlara inandım, ne de ishal olan g.tüme
alıntıdır..
yaşım 12, 13 falan.
hiç unutmam okullar kapanmış, temmuz ortaları gibi. bizim üst mahalleye yelda diye bi kız geldi. sap sarı saçlar, yem yeşil gözler..
mahalle maçında yelda izliyor diye ibo diye bir çocuk, bayramlık takım elbisesinle kalecilik yapmıştı. babası görüp sopayla dövdü. saklambaç oynuyoruz, yelda'yı bulan, herkesi söbeliyor yelda nerde, biz orda. yelda'yı söbeledi diye bebeklik arkadaşını döven bile oldu.
tam bir eve düşen yıldırım sendromu yaşıyoruz mahallenin erkekleri olarak. neyse mahallenin 13 yaş grubu erkeklerinin azmanlığını ve mahalleye gelen sarışın "ah ulan yelda" nın yaşattığı etkiyi anlamışsınızdır.
şimdi gelelim benim durumuma. evdeyim, hastayım. ama böyle yatmalı, matmalı değil. üzerinize afiyet motoru bozmuşum. evde tuvalete çadır kurdum, nefes alsam sıçıyorum, allah hiç bir delikanlıyı böyle sınamasın.
annem mutfakta yemek yapıyor, kapı çaldı. topladım donu koştum açtım, bi baktım yelda.
yelda bütün tasolarını çingen aykut'a kaybetmiş, gelip tasolarımı tekrar kazanır mısın diye soruyor. dedim yelda mahalleyi yakarım. ama önce içerde bana şans getirecek bir şey yapmam lazım.
yaaa çok tatlısın napıcaksın dedi. kız zannediyor ki dedemden kalma yadigar bir kolye falan takıcam.
gidip 1 posta daha yaptım. götün bağı çözülmüş diye kendimle kavga ediyorum.. neyse çıktım, elimi yüzümü yıkadım, giyindim.. anne dedim ben çıkıyorum.
ne sokağa çıkması hayvan, koltuklara sıçma diye banyoya soktum seni, dışarı çıkcam diyosun. anne dedim sus, yelda kapıda.
annem de sinirlendi mi kimseyi takmaz. sen sıç bak ben sana napcağımı çok iyi bilirim.. çıktım evden, gittik aykut'un yanına. tasolar üstüste dizildi, önce atmak için açık-kapalı yapıldı. ben hak kazandım. dedim hadi oğlum yap şu işi..
yelda yanımdan eğildi, pat öptü yanağımdan. o ana kadar popomu kollayarak yoluna devam eden ben, ishal misal her şeyi unuttum, tasolara yüklendim. abanmanın aksi şiddetine oranla oracıkta altıma bir sıçtım breh breh....
bunu size anlatamam. sanki sıçmak değil de özgürlüğünü kazanmış bir mahkumun gökyüzüne mutluluğu haykırması gibi bi şey... göt bi yana, millet bi yana, yelda bi yana, taso bi yana, ben bi yana gidiyoruz. mahallelede, sıçan bir çocuğun yarattığı kaos hakim....
bakın allah kimseye sevdiğinin yanında altına sıçma acısı vermesin. gerisi hallolur. acımı bi hayal edin. komşular falan camda. yengemin camdan ay, ay, ay paçasından akıyor ay, bulaşmasın üstünüze çığlıklarıyla irkildim, kendime geldim..
bi koluma çingen aykut, bi koluma yelda girdi, ben ağlıyorum, götte bok, beni eve getirdiler. zile basacaklar. dedim zile basmayın, annem ağzıma sıçar. aman sıçarsa sıçsın, sen mahalleye sıçıyorsun dedi yelda...
annem beni bi gördü, sinir krizi geçirdi kadın. beni neyle döveceğine karar veremiyor. neyle vursa yetinemeyecek gibi.
dedim ey ümmeti muhammed kıyamet bu gündür. hem hâlâ altıma sıçıyorum, hem ağlıyorum, önünü alamıyorum, kayış koptu.
gitti içeri fırçayla, hortumla geri geldi. dedim anne insan evladını bunlarla döver mi?
ne dövmesi, yıkıcam seni. giremezsin böyle içeri dedi. aykut da bi yandan kıza yürüyor. sen kaybettiğin tasoları neden benden istemiyorsun, bu lavuğu çağırıyorsun diyor, fırsatçı pezevenk.
hala unutmam, içimde hep yaradır; annem beni soydu, yelda hortum tuttu, aykut'da bi güzel fırçayla yıkadı.. bütün mahalle beni izliyor, az önce sevdası için dışarı çıkan bu yiğit çocuk, şimdi sokakta dal daş.....
o günden beri aşka küstüm, kendime küstüm. ve ne kadınlara inandım, ne de ishal olan g.tüme
alıntıdır..
devamını gör...
463.
son sürat sana doğru koşarken beni vurdular.
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular.
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular.
devamını gör...
464.
"aile fertleri tek tek kara toprağa girerek eksiliyor. ben satranç tahtasındaki boyu devrilesi şah misali orada öylece dikiliyorum."
devamını gör...
465.
466.
i never asked for a miracle i'll get things done myself.
-guts
devamını gör...
467.
duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa, kendimi parçalayacak değilim elbette. ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem.
(bkz: fyodor dostoyevski)*
devamını gör...
468.
devamını gör...
469.
adam 200 gramlık cihaz yapmış... cebimize koymuş...
hem radyo, hem televizyon, hem takvim, hem saat, hem telefon, hem müzik kutusu, hem pusula, hem fotoğraf makinesi, hem film oynatıcısı, hem navigasyon aleti vb...
hangi gün saat kaçta yağmur yağacak, sıcaklık kaç derece olacak, rüzgarlar hangi yönden esecek, ülke ülke, şehir şehir, ilçe ilçe bildiriyor.
sokağa çıktın diyelim, adımlarını sayıyor... geçen hafta şu kadar adım attın, bu hafta bu kadar, geçen ay şu kadar, hepsini söylüyor... iyi duyuyor musun, diye kulak muayenesi bile yapıyor.
borsa'yı dövizi, altını, gümüşü saniye saniye bildiriyor...
bankaya uğramadan para trafiğini yönetiyorsun.
binlerce sayfalık ansiklopediyi karıştırma zahmetine girmeden istediğin bilgiyi sana bir saniyede çıkarıp veriyor...
hepimizin cebinde birer tane var.
artık yolumuzu yönümüzü, bugünümüzü yarınımızı onunla buluyoruz...
sağlığımızı asrın mucizesi olan cihazlar ve ilaçlarla sürdürüyoruz
ne var ki bunların hepsi batı dünyasında keşfediliyor, orada geliştiriliyor.
ne biz, ne islam dünyası asrın keşiflerine katkıda bulunabiliyoruz...
çünkü biz bambaşka konularla meşgulüz...
göz damlası orucu bozar mı, şarkı dinlemek günah mıdır, deniz ürünü mekruh mudur?
telefonu icat eden adam cennete mi gider cehenneme mi?
seccade boyu halı kutsal mıdır, ayakkabı ile basan günaha girer mi?
biz ve alimlerimiz bu çetin sorunları çözmekle uğraştık bin yıldır.
ve hala oralardayız...
alıntı
hem radyo, hem televizyon, hem takvim, hem saat, hem telefon, hem müzik kutusu, hem pusula, hem fotoğraf makinesi, hem film oynatıcısı, hem navigasyon aleti vb...
hangi gün saat kaçta yağmur yağacak, sıcaklık kaç derece olacak, rüzgarlar hangi yönden esecek, ülke ülke, şehir şehir, ilçe ilçe bildiriyor.
sokağa çıktın diyelim, adımlarını sayıyor... geçen hafta şu kadar adım attın, bu hafta bu kadar, geçen ay şu kadar, hepsini söylüyor... iyi duyuyor musun, diye kulak muayenesi bile yapıyor.
borsa'yı dövizi, altını, gümüşü saniye saniye bildiriyor...
bankaya uğramadan para trafiğini yönetiyorsun.
binlerce sayfalık ansiklopediyi karıştırma zahmetine girmeden istediğin bilgiyi sana bir saniyede çıkarıp veriyor...
hepimizin cebinde birer tane var.
artık yolumuzu yönümüzü, bugünümüzü yarınımızı onunla buluyoruz...
sağlığımızı asrın mucizesi olan cihazlar ve ilaçlarla sürdürüyoruz
ne var ki bunların hepsi batı dünyasında keşfediliyor, orada geliştiriliyor.
ne biz, ne islam dünyası asrın keşiflerine katkıda bulunabiliyoruz...
çünkü biz bambaşka konularla meşgulüz...
göz damlası orucu bozar mı, şarkı dinlemek günah mıdır, deniz ürünü mekruh mudur?
telefonu icat eden adam cennete mi gider cehenneme mi?
seccade boyu halı kutsal mıdır, ayakkabı ile basan günaha girer mi?
biz ve alimlerimiz bu çetin sorunları çözmekle uğraştık bin yıldır.
ve hala oralardayız...
alıntı
devamını gör...
470.
öptüğümüz, sevdiğimiz, seviştiğimiz, bir sözüyle kalkıp gittiğimiz, bir sözümüzle kalkıp gelen, uyuduğumuz uyandığımız, dünyama güneştir diye bellediklerimiz hayatımızdan çıkıp yabancı oluyor, bu dünyanın en saçma şeyi değil mi?
kaynak
devamını gör...
471.
"adının anıldığı yerlerde
cezm olmak için yanasım gelir.
senli geçen sohbetlere
şedde şedde yağasım gelir."
cezm olmak için yanasım gelir.
senli geçen sohbetlere
şedde şedde yağasım gelir."
devamını gör...
472.
aslında başka bir alıntı vardı aklımda ama iran ile israil arasında ki sürtüşme, iii. dünya savaşı çıkar mı? çıkarsa ne yaparız? düşüncesi bu alıntı için tam anlamıylacuk oturacak. aklınızda ki deli sorulara cevap niteliğinde....
ıı. dünya savaşından hemen önce polonya'lı iki papaz barda otururken, biri diğerine:
"ne olacak bu memleketin hali" diye sormuş.
diğeri "iki mesele var" demiş:
ya savaş çıkacak, ya da çıkmayacak. savaş çıkmazsa mesele yok.
savaş çıkarsa iki mesele var:
bizi askere alırlar, ya da almazlar. almazlarsa mesele yok. alırlarsa iki mesele var:
ya piyade oluruz, ya da suvari. suvari olursak mesele yok.
piyade olursak iki mesele var:
ya ön cephede savaşırız ya da arkada. arkada savaşırsak mesele yok.
önde savaşırsak iki mesele var:
ya ölürüz ya da hitler'in eline esir düşeriz. ölürsek mesele yok.
esir düşersek iki mesele var:
ya sabun oluruz ya da kağıt. sabun olursak mesele yok. kağıt olursak iki mesele var:
ya gazete oluruz ya da tuvalet kağıdı. gazete olursak mesele yok. tuvalet kağıdı olursak:
işte o zaman *oku yedik!
meselesiz günler dilerim....
ıı. dünya savaşından hemen önce polonya'lı iki papaz barda otururken, biri diğerine:
"ne olacak bu memleketin hali" diye sormuş.
diğeri "iki mesele var" demiş:
ya savaş çıkacak, ya da çıkmayacak. savaş çıkmazsa mesele yok.
savaş çıkarsa iki mesele var:
bizi askere alırlar, ya da almazlar. almazlarsa mesele yok. alırlarsa iki mesele var:
ya piyade oluruz, ya da suvari. suvari olursak mesele yok.
piyade olursak iki mesele var:
ya ön cephede savaşırız ya da arkada. arkada savaşırsak mesele yok.
önde savaşırsak iki mesele var:
ya ölürüz ya da hitler'in eline esir düşeriz. ölürsek mesele yok.
esir düşersek iki mesele var:
ya sabun oluruz ya da kağıt. sabun olursak mesele yok. kağıt olursak iki mesele var:
ya gazete oluruz ya da tuvalet kağıdı. gazete olursak mesele yok. tuvalet kağıdı olursak:
işte o zaman *oku yedik!
meselesiz günler dilerim....
devamını gör...
473.
ben biraz "ertesi gün" gibiyim, eksiğim, unutkanım, öyleyim.
devamını gör...
474.
“iş bu hale gelince, yapacak bir şey kalmaz, en iyisi s.kt.r olup gitmek,” diyordum, ne de olsa, kendi kendime...
devamını gör...
475.
doğru'ları yanlış yapmak uğruna çırpınıyorsun. hayat, söze dayanmıyor. bunu bir kavrayabilsen..
(bkz: flu'es*)
devamını gör...
476.
ve burada acı çekmek için doğmuşuz. "bunu kabullenebilirseniz" diyor, "dünyada olup biten her şeyi kabullenebilirsiniz".
işin acı ama komik yanı ise, bunu kabullenirseniz bir daha asla acı çekmeyecek oluşunuzdur.
işin acı ama komik yanı ise, bunu kabullenirseniz bir daha asla acı çekmeyecek oluşunuzdur.
devamını gör...
477.
"doğruların hepsini söylememek yalan söylemek değildir "
devamını gör...
478.
keşke benim de karşımda her zorluğa rağmen dimdik duran ve beni sevebilen biri olsaydı.
insan tek başına dağ olamıyor bazen ...
nilgün marmara
insan tek başına dağ olamıyor bazen ...
nilgün marmara
devamını gör...
479.
beni gecenin ortasında ekmek istiyordu, en kestirmeden. işin raconu buydu. bu şekilde gecenin içine itile itile, insan eninde sonunda bir yerlere varıyordur herhalde, diyordum kendi kendime. teselliydi bu. cesur ol, ferdinand, diye yineliyordum kendi kendime, kendime destek çıkmak için, her yerden kapı dışarı edile edile, mutlaka hepsini, o pisliklerin topunu birden o kadar korkutan o numarayı bulacaksın ve o da gecenin sonunda olsa gerek. işte zaten onlar da bu yüzden gecenin sonuna gitmezler!
devamını gör...
480.
"asıl senin için fedakarlık yapmak bana en büyük saadeti verecektir. yalnız senin için yaşamak, hayatımdan senden başka her şeyi silip atmak istiyorum. fikirlerimi, gayelerimi seninle paylaşmak, doğru bulduğumuz şeylere beraber inanmak istiyorum."
devamını gör...