421.
yarın için baharın başlangıcı diyorlar :)
devamını gör...
422.
dürüst bir insan daima çocuk kalır demiş sokrates.
bu sıralar böyle sözlere sardım ama şey gibi değil büyük laflar öğreneyim edeyim. ne güzel demiş böyle düşünmemiştim doğru bak diye ufuk açtığı için.
bu sıralar böyle sözlere sardım ama şey gibi değil büyük laflar öğreneyim edeyim. ne güzel demiş böyle düşünmemiştim doğru bak diye ufuk açtığı için.
devamını gör...
423.
yağmur altında ne kadar güzel göründüğünün farkında değildi...
devamını gör...
424.
"ağzınızdan çıkanlara daima dikkat edin. çünkü bir sözü unutmak, bir yüzü unutmaktan çok daha uzun zaman alır."
devamını gör...
425.
gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar.
yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel
sorusuna yanıt vermektir.
- albert camus
yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel
sorusuna yanıt vermektir.
- albert camus
devamını gör...
426.
bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. kim dayanabilir zamanın kırbacına? zorlanan kahrına, gururun çiğnenmesine, sevginin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine. kötülere kul olmasına iyi insanın bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, kim ister bütün bunlara katlanmak.
william shakespeare
devamını gör...
427.
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu
devamını gör...
428.
"hayat herkesin yaşadığı,kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya"
-cemil meriç
-cemil meriç
devamını gör...
429.
"ah benim körler ülkesinde ayna satan kalbim.
devamını gör...
430.
yolun açık olsun...
ben bunu ilk kez yürekten söyledim. ve ben bunu ilk kez böyle yürekten
söyleyince;
"yolun açık olsun"
bir dua niteliği kazandı. kalbim barıştı seninle böylece
herkes ettiğini bulur; bu hep böyle.
ben de, sen de...
ne çıkar ben bir kapıyı açsam... açmasam ne çıkar?.. çarpıp gitsem? ardındaki odalar çoktan yitmiş, kapılar yansa, ne çıkar...
benim şu hayatta yaptığım en iyi ikinci iş; -ki beni bilirsin kendimle ilgili çok hoş düşüncelerim yoktur benim şu hayatta yaptığım en akıllıca iş; oltamın ucuna, uçurtma takip
gökyüzü avlamaktır.
benim şu hayatta yaptığım en iyi sonuncu iş
kafamı duvarlara çarpıp çarpıp,
nihayet anlamaktır. diyeceğim o ki;
kan revan bir ahmaklıktır...
benim şu hayatta yaptığım en iyi üçüncü iş.
ne çıkar sarsan yaramı?
sarmasan, öldürsen ne çıkar... ben çoktan tükürmüşüm ciğerimi. nefes olsan, ne çıkar...
benim şu hayatta yaptığım en berbat
berbat doksansekizinci iş
almak seni. çoğaltmak.
kendime katmaktır...
benim şu hayatta yaptığım en berbat doksandokuzuncu iş; tutup seni düşlerime yakıştırmaktır...
ne çıkar rüyalarıma girsen?
rüyalarımdan gitsen ne çıkar?
ben çoktan ağlamışım gözlerimi...
-görmüyorum artık seni
sen var olsan ne çıkar, olmasan ne çıkar.
devamını gör...
431.
devamını gör...
432.
"özgürlüğün temelinde itaatsizlik yatar.itaat edenlerden ancak köle olur."
henri david thoreau
henri david thoreau
devamını gör...
433.
''daha önce yıldızların altında güzel bir gece geçirdiyseniz, herkesin uyuduğu o saatlerde, yalnızlığın ve sessizliğin ortasında gizemli bir âlemin belirdiğini bilirsiniz.''
değirmenimden mektuplar & alphonse daudet
değirmenimden mektuplar & alphonse daudet
devamını gör...
434.
bilenler vardır, sunay akın çok güzel anlatır bunu ama oldu ya ilk defa duyacaklar da vardır.
[[alıntı]
1827 yılı..
almanya’nın magdeburg şehri…
bu şehirde ludwig carl friedrich dedloid adında bir erkek çocuğu dünyaya gözlerini açar.
büyüdükçe huzursuzluğun ne olduğunu anlar, çünkü annesi ve babası sürekli kavga etmektedir.
aileyi ve carl’ı çok seven yakınları, bu kavgalardan etkilenmesin diye carl’ı bir yetimhaneye verirler.
12 yaşına kadar bu yetimhanede kalır carl, çok eziyet çeker, dayak yer ve artık kaçmaya karar verir. bir gece çarşafları birbirine bağlar ve kaçarak hamburg’a gelir.
daha 12 yaşındaki carl, bir gemide miço olarak iş bulur. çok sıkıntılı bir 3 4 ay geçirir. miço olduğu gemi istanbul boğazından geçerken kız kulesini görür carl, denize atlar ve kız kulesine kadar yüzer.
o sıralar kız kulesi cüzzamlıların kapalı tutulduğu bir minik adadır. carl yakalanır ve emin ali paşa’nın yanına götürülür. paşa sorar niye kaçtın diye, dayaktan der, peki de 3 4 aydır denizlerdesin neden istanbul der paşa, çocuk kız kulesini gösterir, bu kule yüzünden, ben bu kuleyi çok sevdim…
tabi bu büyük bir haber olur, almanlar çocuğu ister ama emin ali paşa vermez ve himayesine alır.
adı mehmet ali olur, askeriyeye gönderilir. eğitimler alır ve sonunda paşa olur, artık adı carl dedloid değil, mehmet ali paşadır. çok başarılı bir asker olur, bir çok savaşta ve anlaşmada osmanlıyı temsil eder.
bu arada evlenir, dört tane kız çocuğu olur. evlatlarından birisinin adı leyla hanımdır, leyla hanımın da bir kızı olur, adını celile koyarlar. celile hanımın da bir oğlu olur.
adını nazım koyarlar, nazım hikmet.
yani nazım hikmet, 12 yaşında kız kulesine sığınan adı carl dedloid olan sonra da mehmet ali paşa’nın torunudur.
hikaye bitti mi …
hayır!
bundan sonrasını da dinleyin….
nazım malum selanik’te doğar, hayatını herkes biliyor, ona girmeyeceğim.
nazım hikmet 1938 yılında tutuklanır, neden?
orduda isyan çıkartmaktır suçu… bu suça da neden olan şey beyoğlu’nda bir sinema çıkışında ömer deniz adında bir askeri öğrencinin şiirlerini nazım hikmet’in okumasını istemesidir.
birlikte tutuklanırlar …
ömer deniz’i kimse tanımaz etmez ama nazım o günden sonra mahkumiyetten kurtulamaz.
peki ömer deniz’e ne olur?
7 sene hapis yatar, sonra ben der hukuk okuyacağım ama parası yok. fatih’te okul parasını çıkarmak için bir oyuncakçı dükkanı açar.
tahta oyuncaklar yapar, çocuklara satar, oradan gelen para ile de okulunun ödemelerini yapar, hayatını geçirir.
günlerden bir gün 7 8 yaşında bir çocuk dükkana girer ve ömer deniz’e yanında çalışıp çalışamayacağını sorar. ömer deniz çocuğu sever, gel der, çalış yanımda.
çocuk sevinir ve ömer deniz’in yanında çalışmaya başlar.
bir gün çocuk ömer amca der, benim hiç oyuncağım yok, bana da bir tane yapsana. ömer deniz ona da bir oyuncak yapar, her tarafı oynayan kuklalardır bu oyuncak.
ve bu çocuk o kuklaları alı, okula gider ve ilk gösterisini yapar.
bu çocuk ta müjdat gezen dir …
nasıl buldunuz, hayat ne garip değil mi, carl dedloid’ten mehmet ali paşaya, nazım hikmet’ten ömer cengiz’e, ömer cengiz’den müjdat gezen’e…
yaşam ağlarını kurmuş …
[[/alıntı]]
biliyorum uzun oldu ama umarım keyifli olmuştur…
[[alıntı]
1827 yılı..
almanya’nın magdeburg şehri…
bu şehirde ludwig carl friedrich dedloid adında bir erkek çocuğu dünyaya gözlerini açar.
büyüdükçe huzursuzluğun ne olduğunu anlar, çünkü annesi ve babası sürekli kavga etmektedir.
aileyi ve carl’ı çok seven yakınları, bu kavgalardan etkilenmesin diye carl’ı bir yetimhaneye verirler.
12 yaşına kadar bu yetimhanede kalır carl, çok eziyet çeker, dayak yer ve artık kaçmaya karar verir. bir gece çarşafları birbirine bağlar ve kaçarak hamburg’a gelir.
daha 12 yaşındaki carl, bir gemide miço olarak iş bulur. çok sıkıntılı bir 3 4 ay geçirir. miço olduğu gemi istanbul boğazından geçerken kız kulesini görür carl, denize atlar ve kız kulesine kadar yüzer.
o sıralar kız kulesi cüzzamlıların kapalı tutulduğu bir minik adadır. carl yakalanır ve emin ali paşa’nın yanına götürülür. paşa sorar niye kaçtın diye, dayaktan der, peki de 3 4 aydır denizlerdesin neden istanbul der paşa, çocuk kız kulesini gösterir, bu kule yüzünden, ben bu kuleyi çok sevdim…
tabi bu büyük bir haber olur, almanlar çocuğu ister ama emin ali paşa vermez ve himayesine alır.
adı mehmet ali olur, askeriyeye gönderilir. eğitimler alır ve sonunda paşa olur, artık adı carl dedloid değil, mehmet ali paşadır. çok başarılı bir asker olur, bir çok savaşta ve anlaşmada osmanlıyı temsil eder.
bu arada evlenir, dört tane kız çocuğu olur. evlatlarından birisinin adı leyla hanımdır, leyla hanımın da bir kızı olur, adını celile koyarlar. celile hanımın da bir oğlu olur.
adını nazım koyarlar, nazım hikmet.
yani nazım hikmet, 12 yaşında kız kulesine sığınan adı carl dedloid olan sonra da mehmet ali paşa’nın torunudur.
hikaye bitti mi …
hayır!
bundan sonrasını da dinleyin….
nazım malum selanik’te doğar, hayatını herkes biliyor, ona girmeyeceğim.
nazım hikmet 1938 yılında tutuklanır, neden?
orduda isyan çıkartmaktır suçu… bu suça da neden olan şey beyoğlu’nda bir sinema çıkışında ömer deniz adında bir askeri öğrencinin şiirlerini nazım hikmet’in okumasını istemesidir.
birlikte tutuklanırlar …
ömer deniz’i kimse tanımaz etmez ama nazım o günden sonra mahkumiyetten kurtulamaz.
peki ömer deniz’e ne olur?
7 sene hapis yatar, sonra ben der hukuk okuyacağım ama parası yok. fatih’te okul parasını çıkarmak için bir oyuncakçı dükkanı açar.
tahta oyuncaklar yapar, çocuklara satar, oradan gelen para ile de okulunun ödemelerini yapar, hayatını geçirir.
günlerden bir gün 7 8 yaşında bir çocuk dükkana girer ve ömer deniz’e yanında çalışıp çalışamayacağını sorar. ömer deniz çocuğu sever, gel der, çalış yanımda.
çocuk sevinir ve ömer deniz’in yanında çalışmaya başlar.
bir gün çocuk ömer amca der, benim hiç oyuncağım yok, bana da bir tane yapsana. ömer deniz ona da bir oyuncak yapar, her tarafı oynayan kuklalardır bu oyuncak.
ve bu çocuk o kuklaları alı, okula gider ve ilk gösterisini yapar.
bu çocuk ta müjdat gezen dir …
nasıl buldunuz, hayat ne garip değil mi, carl dedloid’ten mehmet ali paşaya, nazım hikmet’ten ömer cengiz’e, ömer cengiz’den müjdat gezen’e…
yaşam ağlarını kurmuş …
[[/alıntı]]
biliyorum uzun oldu ama umarım keyifli olmuştur…
devamını gör...
435.
"dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. insanların içyüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum."
devamını gör...
436.
"şüphe ediyorum. şüphe etmek, mükemmel olmamak. mükemmel olmadığını bilmek, ancak mükemmel olduğuna inandığım bir varlığın bana mükemmeliyet fikrini vermiş olmasına inanmaktır."
devamını gör...
437.
“aşırı mı hassasım yoksa hayat mı dayanılmaz bilmiyorum.”
van gogh
van gogh
devamını gör...
438.
evet, yüzyılımızda herkesin tekliğe kaçması, kendi kabuğuna çekilmesi, varını yoğunu başkalarından kaçırması insanları sadece hemcinslerinden uzaklaştırmak, karşılarındakini de kendinden nefret ettirmek sonucunu veriyor. biriktirdiği servetin miktarı arttıkça 'artık kudretliyim, hiçbir ihtiyacım kalmadı!' diye düşünür. akılsızın, ne kadar çok biriktirse kendisini o ölçüde ölüme götüren bir iktidarsızlığa güttüğünden haberi yoktur, çünkü yalnız kendine güvenmeye alışmıştır o. toplumda tek olarak sivrilmiş, ruhunu insanlara, insanların yakınlığına inanmamaya alıştırmıştır. elde ettiği parayla sağladığı hakları yitirmemekten başka derdi, tasası yoktur. insan zekâsı gitgide kişilerin güvenliği ile rahatının tek, özel çabalarla değil, toplumun birleşmesiyle sağlanabileceği konusunda alaycı bir anlayışsızlık göstermeye başladı. ama bu korkunç ruh yalnızlığının sonu mutlaka gelecektir, insanlar hep birden, kişilerin birbirinden ayrılmasının doğal yaşayışa ne kadar aykırı olduğunu anlayacaklardır. böylece herkes, bunca zaman nasıl karanlıkta yaşadıklarına şaşacaktır.
karamazov kardeşler
syf. 405
devamını gör...
439.
bir konuşma sırasında adamın biri kadının birine sormuş :
‘nasıl bir erkek arıyorsun?’
kadın bir süre sessiz kaldıktan sonra adamın gözlerinin içine
bakarak sormuş: ‘gerçekten bilmek istiyor musun?’
adam biraz isteksiz, ‘evet’ demiş.
ve kadın başlamış anlatmaya;
bugün ve bu yaşta bir kadın olarak, bir erkeğe onun benim için
benim kendime yapabileceğimden fazla ne yapabileceğini soracak
konumdayım.
kendi masraflarımı karşılayabiliyorum;
bir erkeğin yada bir başka kadının yardımına gerek duymadan evimi idare ediyorum.
böyle olunca,
sen masaya ne koyuyorsun?’ sorusunu sorma konumundayım.
adam kadına bakmış. paradan söz ettiğini düşünüyormuş.
kadın hemen bu düşünceyi düzeltmiş: ‘sözünü ettiğim, para değil.
ondan öte bir şey istiyorum.
hayatın her alanında mükemmeliyeti arayan bir erkeğe ihtiyacım var.’
adam arkasına yaslanıp kollarını kavuşturarak kadından biraz
daha açıklama istemiş.
kadın başlamış anlatmağa:
‘kendini zihnen mükemmelleştirmeye çalışan birini istiyorum,
çünkü sohbet ve zihnen uyarılma arıyorum.
basit bir adama ihtiyacım yok.
ruhen mükemmelleşmeye çalışan birini arıyorum, çünkü dengesiz
bir birleşmeye ihtiyacım yok.
inananlarla inanmayanların bir araya gelmesi felakete yol açar.
bir kadın olarak yaşadıklarımı anlayacak kadar duyarlı,
ayağımı sağlam basmamı sağlayacak kadar güçlü bir erkek arıyorum.
saygı duyabileceğim birini arıyorum.
ona boyun eğmem için
onu saymam gerekir. ben ona ne kadar dürüst ve açıksam,
onunda bana dürüst ve açık olması gerekir.
kendi işini , hayatını yürütemeyen adama boyun eğemem.
boyun eğme konusunda sorunum yok…
yeter ki buna değer biri olsun.
kendine yardım edemeyen adama ben yardım edemem.’
kadın aklından geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmış.
adam yüzünde şaşkın bir ifadeyle oturakalmış:
‘çok fazla şey istiyorsun.’ demiş.
' değerim çok fazla.’ diye yanıtlamış kadın..
değeri çok fazla olan bütün kadınlara selam olsun...
devamını gör...
440.
devamını gör...