81.
seni yaşamdan çok sevdiğimi söylesem, bu senin için bir şey ifade etmezdi, çünkü bildiğin gibi, yaşamaya çok hevesli biri değilim.
nişanlıya mektuplar /victor hugo 1820-1822
nişanlıya mektuplar /victor hugo 1820-1822
devamını gör...
82.
yanıldık...
tam da bu nedenle
yalnız kaldık...
tam da bu nedenle
yalnız kaldık...
devamını gör...
83.
84.
85.
eline bir harita tutuşturuyorlar, “nereye gidersen git, yeterki bu haritaya uy!” diyorlar. gözünü bozan bir gözlük takıp “dilediğin şeye bakabilirsin “diyorlar. kulaklarını tıkadıktan sonra “işitmene sınır yok” diyorlar. ayağına illede sıkan pabucu geçirir geçirmez, “koş!” diyorlar. önüne kopya koyuyorlar. “dilediğini yap genede bunun kopyası olsun” diyorlar. baldan tatlı, hoş yankılı, pırıl pırıl bir ad takmışlar tümüne birden bunlara da “yaşama” diyorlar.
devamını gör...
86.
''bilincinin biraz bulanık da olsa yerine geldiği bazı anlarda aklına garip, kısır endişeler, mücadeleler ve acılarla dolu, sonu olmayan bir rüya içinde yaşamaya mahkûm olduğu geliyordu. onu bunaltan uğursuz kaderine korku içinde karşı koymaya çalışıyor, ümitsiz bir kavgaya giriştiği bu zorlu dakikada meçhul bir güç ona yeniden vuruyordu ve tekrar bilincini kaybettiğini, önünde yeniden aşılmaz, dipsiz bir karanlığın oluştuğunu, keder ve ümitsizlik çığlığıyla bu karanlığa doğru koştuğunu hissediyordu.'' **
devamını gör...
87.
"intihar ettikten sonra, "şiir yazdığını bile bilmezdim. bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı" diyen eşine bir şiirinde; "yabancıların en yakınıydın sen!" diye seslenmişti nilgün marmara. anlatamamak değil ölüm. ölüm artık anlaşılamamak."
devamını gör...
88.
“onları (marslılar) sert bir şekilde yargılamadan önce, kendi türümüzün yalnızca dodo kuşları ve bizonlar gibi hayvanlar üzerine değil, kendinden aşağı gördüğü ırklara karşı da ne kadar acımasız olduğunu ve mutlak yıkım getirdiğini hatırlamalıyız. tazmanyalılar... elli yıl gibi bir sürede avrupalı göçmenler tarafından yok etme savaşında tamamen ortadan kaldırıldılar. marslılar da aynı ruhla savaşıyorlarsa şikayet edecek kadar merhamet havarileri miyiz?”
dünyalar savaşı(1897), h. g. wells
(bkz: dünyalar savaşı)
(bkz: herbert george wells)
dünyalar savaşı(1897), h. g. wells
(bkz: dünyalar savaşı)
(bkz: herbert george wells)
devamını gör...
89.
"rüya mıydı yoksa yağmurda yanmak
toprağa düşerken gökte uyanmak."
nurullah genç
toprağa düşerken gökte uyanmak."
nurullah genç
devamını gör...
90.
insan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. bunu yazan şair ne kadar haklıymış...
devamını gör...
91.
sen sen ol hayat devam ederken sende onunla birlikte ilerle...
devamını gör...
92.
"rastgele çekilen fotoğraflar daha güzel çıkar, tesadüfen tanışılan insanlarla daha mutlu oluruz, kıyıda köşede uyuya kalmak uykunun en keyiflisidir, plansız yapılan aktiviteler daha eğlencelidir. kısacası her şeyin kendiliğinden olanı güzel."
ara güler
ara güler
devamını gör...
93.
şimdi fotoğraf çekilsek gözlerimiz
bulutlu çıkar. baharın en hırpani
kadrosu arkamızda; uçurtmalar, kediler ve aşk.
şimdi her fotoğrafta defolu bir kelebek
uçar. şimdi her fotoğraf bizi dışlar,
nisansız ve insansız bir sabah. ne yapsa,
anlamaz insanın dilinden yağmur. ne yapar
açamaz kilitlenen aşkları bu zavallı çilingir,
ücra günler büyük harflerle başlar.
insan ıslansa biraz aklından kuş sürüleri mi
taşar?
bulutlu çıkar. baharın en hırpani
kadrosu arkamızda; uçurtmalar, kediler ve aşk.
şimdi her fotoğrafta defolu bir kelebek
uçar. şimdi her fotoğraf bizi dışlar,
nisansız ve insansız bir sabah. ne yapsa,
anlamaz insanın dilinden yağmur. ne yapar
açamaz kilitlenen aşkları bu zavallı çilingir,
ücra günler büyük harflerle başlar.
insan ıslansa biraz aklından kuş sürüleri mi
taşar?
devamını gör...
94.
güneşe gözlerini dikip bakarsan gözün bozulur.. gözlük takıp bakarsan güneş
bozulur.
özdemir asaf- kırılmadık bir şey kalmadı- s/ 33
bozulur.
özdemir asaf- kırılmadık bir şey kalmadı- s/ 33
devamını gör...
95.
kadını sen kendin şımartıyorsun.
sadık bir kadın istiyorsun, ama kendin kiminle ve nerede kayboluyorsun.
gerçek bir adamın yeminlerine sadık olduğunu düşünüyorsun kendin sağa ve sola sözler veriyorsun.
kadının ne olursa olsun beklemesi gerektiğini "sadık" olması gerektiği söylüyorsun ama ayrılınca yeni birini buluyorsun.
hareketlerinin güzel olduğunu söylüyorsun ama aramaya vakit bulamıyorsun.
gerçek ve dürüst kdın kalmadığını söylüyorsun ve onları kendin şımartıyorsun. senin nazik, sevecen, şefkatli birine ihtiyacın var, ama ona bir şey olursa, sorunlarıyla kendi başına ilgilenmesine izin veriyorsun. öfke nöbetlerinden nefret ediyorsun ama sakinleşmek istemiyorsun.
kendiniz aynısını veremeyecekken neden bir şeyi talep ediyor ve bekliyorsunuz?
unutma, sadece layık olanlar layık olana gider.
sevgi dolu ve şefkatli olana sadık.
(dimitri nagiyev)
devamını gör...
96.
ı̇nsan yıldızlara çıkmak istedi
tarihini yazmak
cama ya da taşa
tarihini yazmak
cama ya da taşa
devamını gör...
97.
canım kızım sana mektup yazacağım. çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. saçıma tutuyorum. bakın yakışmış mı diye soruyorum. sonra yaprakları havaya savuruyorum. ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! canım kızım, cehaletimden şair oldum… annesizlikten. sen sakın şair olma!
didem madak
didem madak
devamını gör...
98.
herkes birbirini kırarak anlıyor yaşadığını. kimsenin yüzünde bulut yok, yağmur yok, güneş yok. hatır bitti, tahammül bitti, kapı zilleri bitti, sevinçler bitti.
devamını gör...
99.
belki de biraz geç rastladım sana ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza?
cemal süreya
cemal süreya
devamını gör...
100.
“ bir insanın yaşayabileceği en korkunç aydınlanma anı , babasının da insan olduğunu , etiyle kemiğiyle insan olduğunu keşfettiği andır “
dune, frank herbert
dune, frank herbert
devamını gör...

