uzaylılar müslüman mı sorusu
bilemiyorum altan bilemiyorum uzaylılar var mı yok mu onu bile bilemiyorum. müslümanlarsa ne yaparız bilemiyorum kesin mezhep çatışmaları yine alevlenir. işte o zaman ne yaparız bilemiyorum altan
devamını gör...
yazarların kendini tanımlama şekli
yeni oyuncak alınınca hiç yüzüne bakilmayan ama hep yatağın üzerinde duran bez bebek gibiyim iyi , orta güzellikte , hiç bir fonksiyonu yok zor zamanda korkunca sarılacağın safın önde gideni.
devamını gör...
kasiyer kızın iyi günler demesi
kasada ödemeler yapıldıktan sonra, kasiyerle ''hayırlı işler'' demek suretiyle vedalaşmak üzereyken kasiyer kızın ağızdan çıkan güzel dilek.
neden o kadar güzel söyledin ki şimdi?
neden bunu yaptın ki? diye insanı düşündürür.
ben yol boyunca bunu düşünürken o yetmişbeş kere daha iyi günler demiş olabilir..
sanırım dünyadaki kadınların yarısıyla evlenmek istiyorum.
neden o kadar güzel söyledin ki şimdi?
neden bunu yaptın ki? diye insanı düşündürür.
ben yol boyunca bunu düşünürken o yetmişbeş kere daha iyi günler demiş olabilir..
sanırım dünyadaki kadınların yarısıyla evlenmek istiyorum.
devamını gör...
her şerde bir hayır vardır
fazlasıyla inandığım hadise. hepimiz bir bilinmezliğin içerisinde biraz yokuş aşağı, biraz yokuş yukarı ve biraz da yeşilliklerle dolu yollardan geçiyoruz. her günümüz aynı güzellikte olmadığı gibi, aynı kötülükte de olmuyor. şimdi bu konuşmanın arkasına "kötü günler geride kaldı, sırada daha kötü günler var." diyormuşum.* yok yok demeyeceğim, onun yerine "her şeyde bir güzellik gizlidir, o güzelliği görebilene de her şey güzel" diyorum. şimdi gelelim benim bu başlığa gelme sebebime. birkaç gündür sizi anılarımdan mahrum bıraktığımı fark ettim, az geleyim de travmalarıma ortak edeyim sizi dedim.*
mezuna kalıp üniversiteye hazırlandığım sene akşam vakti bilgisayarı kitapları toplayıp "çayı sizinle içeyim" diyerekten salona annemlerin yanına geldim. kulaklığı taktım dersi dinliyorum, bir anda etrafta bir hareketlenme oldu, baktım babam çırpınıyor. bir şeye gülüyorlarmış, o arada da babamın genzine çay kaçmış. annem ve abim babama seslenip bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, beynim işlevini yerine getiremediğinden ben de mutfağa koşup bir bardak su getiriyorum. gerçi o suyu da getirememiştim, içeriden sesler kesilince bulunduğum yere çökekaldım, elimdeki bardakta su kalmamış titremekten onu da dökmüşüm. hayatımın en kötü gecesiydi sanırım o gece, babam bir süre sonra çırpınmayı bırakıp bulunduğu yere yığılıvermiş. tam her şey bitti diyerek herkes ümidini kesmişken abim bir anda dağ gibi adamı kaldırıp o hayat kurtaran manevrayı yapıyor, ve babam kendine geliyor. öksürmeye nefes almaya çalışırken babam düzeliyor baya. ilerleyen saatlerde herkes uykuya çekiliyor ama benim gözler fal taşı gibi. durup durup ağlıyorum, o an gözümün önünden gitmiyor bir türlü. baktım olmayacak annem ile babamın odasına gidip yataklarının ayak ucuna yere çömüyorum. nefeslerini duyduğumdan olsa gerek biraz rahatlıyorum, ama bu sefer de "annemler karanlıkta beni fark etmeden üzerime basarlar burda" korkusu oluyor.* neyse ben en son karar kalkıp ikisinin arasına sokuluyorum.
babam bildim bileli horlar, hatta horlamaz ulusa seslenir. sadece horlamadığını ilk o gece fark ettim. gece boyunca bir kolunu kaldırıp indiriyor, uykusunda bir ara 20-25 saniye kadar nefesi duruyor, sonra kükrer gibi horluyor, bacakları seğiriyor. o güne kadar "kabus gördüm" ya da "gece tuvalet için çok uyandım" tarzı şeyler duyardım babamdan ama dikkatimi çekmemişti bunlar. meğer nefes alamamasından kaynaklanıyormuş hep. ay konuyu karıştırmadan olaydan devam edeyim hemen, o gecenin sabahında ben "horlamanın zararları" diye internetten araştırmalara başlıyorum. ilk çıkan sitedeki "horlama ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir" yazısı dikkatimi çekiyor, hastalığın adı uyku apnesi. %1 lik ölüm riski diyor, benim gözümde kocaman oluyor o risk. internette daha yoğun araştırmalara başlıyorum, ne iyi gelir, nereye gitmek gerekir diye. babama ne söylesem ikna edemiyorum doktora gitmeye, en son kendim gidiyorum sağlık ocağına. "hocam bana tuzlu damla yazar mısınız?" diyorum, "ne için istiyorsun?" diyor ben başlıyorum babamı anlatmaya. şeker ve tansiyonun da etkisiyle sanırım, "babanı balcalı'ya sevk ediyorum acil gitsin" diyor, ben koştur koştur babamın iş yerine gidip "doktor seni hastaneye sevk etti baba, mecbur gitmen gerekiyor" diyerek hastane fobisi olan adamı hastaneye mecbur bırakıyorum.* neyse biz gidiyoruz doktora doktor babama şikayetlerini soruyor ama babamın şikayeti yok, çünkü adam hiçbir belirtinin farkında değil. ben anlatıyorum tüm belirtileri, 5 yıldız atıp sizi erken çağıracağız şiddetli görünüyor diyor doktor. 3 hafta kadar sonra babamla uyku testine gidiyoruz. normalde benim gitmemem lazım, kimseyi almıyorlarmış. allah affetsin, "bu saatte gidebileceğim araba yok, evde de kimse yok, babam burada" diye yalan söyleyip çöküyorum hastaneye.* oradaki nöbetçi odasında elimde test kitabıyla sabah etmiştim, nöbetçi abi de portakal soymuştu bana. iyi adamdı, bir kez de bu yazı vesilesiyle teşekkür edeyim, kulakları çınlasın.* uyku testinin sonucunda babamda şiddetli uyku apnesi çıkıyor ve biz ilaç denemesi için tekrar hastanede kalıyoruz. gerçekleşen olaylar yine aynı, eve gidemem deyip hastaneye çöküyorum, ama bu defa hızımı alamayıp nöbetçi hemşirenin yatağına da çöküyorum.*
yani anlatmak istediğim bize kötü gelen çoğu olayın içerisinde ufakta olsa bir hayır var. mesela o akşam abim arkadaşlarıyla çıkacaktı, annem trip attı diye kalmıştı evde. normalde abim için kötü bir olay bu. ama eğer o akşam evde olmasaydı babama ilk yardım yapamazdık biz, gücümüz yetmezdi. yani abimin arkadaşlarıyla çıkamaması bir anda hayır oldu bizim için. aynı şekilde babamın genzine çay kaçması da kötü bir olay. ama bu olay olmasaydı ben babamdaki rahatsızlığı fark etmeyecektim. ve yukarıda belirtmediğim bir nokta daha var. gece babamın 20-25 saniye nefes duraklamalarında onu uyandırmak için babamın başında,elimde test kitabı ile test çözerdim. belki de o sabahlamalarım sayesinde kazanmışımdır üniversiteyi.* velhasıl kelam her şeyde bir hayır vardır efendim, önemli olan görmekte. e görmekte, görmek istemekte.*
mezuna kalıp üniversiteye hazırlandığım sene akşam vakti bilgisayarı kitapları toplayıp "çayı sizinle içeyim" diyerekten salona annemlerin yanına geldim. kulaklığı taktım dersi dinliyorum, bir anda etrafta bir hareketlenme oldu, baktım babam çırpınıyor. bir şeye gülüyorlarmış, o arada da babamın genzine çay kaçmış. annem ve abim babama seslenip bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, beynim işlevini yerine getiremediğinden ben de mutfağa koşup bir bardak su getiriyorum. gerçi o suyu da getirememiştim, içeriden sesler kesilince bulunduğum yere çökekaldım, elimdeki bardakta su kalmamış titremekten onu da dökmüşüm. hayatımın en kötü gecesiydi sanırım o gece, babam bir süre sonra çırpınmayı bırakıp bulunduğu yere yığılıvermiş. tam her şey bitti diyerek herkes ümidini kesmişken abim bir anda dağ gibi adamı kaldırıp o hayat kurtaran manevrayı yapıyor, ve babam kendine geliyor. öksürmeye nefes almaya çalışırken babam düzeliyor baya. ilerleyen saatlerde herkes uykuya çekiliyor ama benim gözler fal taşı gibi. durup durup ağlıyorum, o an gözümün önünden gitmiyor bir türlü. baktım olmayacak annem ile babamın odasına gidip yataklarının ayak ucuna yere çömüyorum. nefeslerini duyduğumdan olsa gerek biraz rahatlıyorum, ama bu sefer de "annemler karanlıkta beni fark etmeden üzerime basarlar burda" korkusu oluyor.* neyse ben en son karar kalkıp ikisinin arasına sokuluyorum.
babam bildim bileli horlar, hatta horlamaz ulusa seslenir. sadece horlamadığını ilk o gece fark ettim. gece boyunca bir kolunu kaldırıp indiriyor, uykusunda bir ara 20-25 saniye kadar nefesi duruyor, sonra kükrer gibi horluyor, bacakları seğiriyor. o güne kadar "kabus gördüm" ya da "gece tuvalet için çok uyandım" tarzı şeyler duyardım babamdan ama dikkatimi çekmemişti bunlar. meğer nefes alamamasından kaynaklanıyormuş hep. ay konuyu karıştırmadan olaydan devam edeyim hemen, o gecenin sabahında ben "horlamanın zararları" diye internetten araştırmalara başlıyorum. ilk çıkan sitedeki "horlama ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir" yazısı dikkatimi çekiyor, hastalığın adı uyku apnesi. %1 lik ölüm riski diyor, benim gözümde kocaman oluyor o risk. internette daha yoğun araştırmalara başlıyorum, ne iyi gelir, nereye gitmek gerekir diye. babama ne söylesem ikna edemiyorum doktora gitmeye, en son kendim gidiyorum sağlık ocağına. "hocam bana tuzlu damla yazar mısınız?" diyorum, "ne için istiyorsun?" diyor ben başlıyorum babamı anlatmaya. şeker ve tansiyonun da etkisiyle sanırım, "babanı balcalı'ya sevk ediyorum acil gitsin" diyor, ben koştur koştur babamın iş yerine gidip "doktor seni hastaneye sevk etti baba, mecbur gitmen gerekiyor" diyerek hastane fobisi olan adamı hastaneye mecbur bırakıyorum.* neyse biz gidiyoruz doktora doktor babama şikayetlerini soruyor ama babamın şikayeti yok, çünkü adam hiçbir belirtinin farkında değil. ben anlatıyorum tüm belirtileri, 5 yıldız atıp sizi erken çağıracağız şiddetli görünüyor diyor doktor. 3 hafta kadar sonra babamla uyku testine gidiyoruz. normalde benim gitmemem lazım, kimseyi almıyorlarmış. allah affetsin, "bu saatte gidebileceğim araba yok, evde de kimse yok, babam burada" diye yalan söyleyip çöküyorum hastaneye.* oradaki nöbetçi odasında elimde test kitabıyla sabah etmiştim, nöbetçi abi de portakal soymuştu bana. iyi adamdı, bir kez de bu yazı vesilesiyle teşekkür edeyim, kulakları çınlasın.* uyku testinin sonucunda babamda şiddetli uyku apnesi çıkıyor ve biz ilaç denemesi için tekrar hastanede kalıyoruz. gerçekleşen olaylar yine aynı, eve gidemem deyip hastaneye çöküyorum, ama bu defa hızımı alamayıp nöbetçi hemşirenin yatağına da çöküyorum.*
yani anlatmak istediğim bize kötü gelen çoğu olayın içerisinde ufakta olsa bir hayır var. mesela o akşam abim arkadaşlarıyla çıkacaktı, annem trip attı diye kalmıştı evde. normalde abim için kötü bir olay bu. ama eğer o akşam evde olmasaydı babama ilk yardım yapamazdık biz, gücümüz yetmezdi. yani abimin arkadaşlarıyla çıkamaması bir anda hayır oldu bizim için. aynı şekilde babamın genzine çay kaçması da kötü bir olay. ama bu olay olmasaydı ben babamdaki rahatsızlığı fark etmeyecektim. ve yukarıda belirtmediğim bir nokta daha var. gece babamın 20-25 saniye nefes duraklamalarında onu uyandırmak için babamın başında,elimde test kitabı ile test çözerdim. belki de o sabahlamalarım sayesinde kazanmışımdır üniversiteyi.* velhasıl kelam her şeyde bir hayır vardır efendim, önemli olan görmekte. e görmekte, görmek istemekte.*
devamını gör...
kitap alıntıları
"daha genç olduğum ve daha kolay etkilendiğim yaşlarda, babamın bana verdiği bir öğüt, o gün bu gündür hiç aklımdan çıkmaz. “birini eleştirmeye kalktığında” demişti, “herkesin seninle aynı imkânlarla dünyaya gelmemiş olduğunu aklına getir.”"
muhteşem gatsby
muhteşem gatsby
devamını gör...
üç kelimeyle üniversite hayatı
boşa geçen zaman.
devamını gör...
çamaşır makinesinin camında telefon görmek
görmüşlüğüm vardır.
otoparkta kedi beslemeye çalışan hayvanseverler(!) yüzünden oraya inmemiz ile pire istilasına yakalanıp eve dönmemiz bir olmuştu bir gün.
işte bu yüzden pantolonun arka cebinde bulunan sevgili telefonum artık makinada tur atmaya başlamış, dünyanın bütün pirinçleri arasında aylar geçirse de iflah olmamıştır.
*bu arada daha önce göle düşmüş ama ölmemiş bir telefonu da uzun süre kullandığımı da ekleyeyim.markası mı? tabii ki bu ayfon değil.ama bence o çok daha akıllıydı.
otoparkta kedi beslemeye çalışan hayvanseverler(!) yüzünden oraya inmemiz ile pire istilasına yakalanıp eve dönmemiz bir olmuştu bir gün.
işte bu yüzden pantolonun arka cebinde bulunan sevgili telefonum artık makinada tur atmaya başlamış, dünyanın bütün pirinçleri arasında aylar geçirse de iflah olmamıştır.
*bu arada daha önce göle düşmüş ama ölmemiş bir telefonu da uzun süre kullandığımı da ekleyeyim.markası mı? tabii ki bu ayfon değil.ama bence o çok daha akıllıydı.
devamını gör...
yeni türkü
sözleri murathan mungan’a, müziği minnoşum derya köroğlu’na ait fırtına şarkısının sahibi müzik grubu. gece gece canlar çekti.
geçse de yolumuz bozkırlardan
denizlere çıkar sokaklar.
geçse de yolumuz bozkırlardan
denizlere çıkar sokaklar.
devamını gör...
sevgi vs aşk
aşk dalgalı bir denizken, sevgi sakin bir liman.
devamını gör...
erkeklerin kadınları sinir eden özellikleri
cinsiyetlerinin ardına sığınarak şımarıklık yapmaları, nasılsa annem babam affeder, nasılsa çok seviliyorum, nasılsa erkeğim düşüncesiyle umarsızca hareket etmeleri.
kendilerini üstün tutmaları.
ayda yılda bir tanım girip takipçisi fazla olan ve çok yazan kadın yazarlara oturduğu yerden ben de kadın olsaydım keşke memeleri var diye takip ediliyorlar düşüncesinde olmaları.
bomboş birer insan oldukları halde gizemli takılmaları.
özgürlük kısıtlayıcı her hareketleri.
kaf dağı' nda yaşamaları.
kendilerini üstün tutmaları.
ayda yılda bir tanım girip takipçisi fazla olan ve çok yazan kadın yazarlara oturduğu yerden ben de kadın olsaydım keşke memeleri var diye takip ediliyorlar düşüncesinde olmaları.
bomboş birer insan oldukları halde gizemli takılmaları.
özgürlük kısıtlayıcı her hareketleri.
kaf dağı' nda yaşamaları.
devamını gör...
yakın arkadaştan bir anda soğutan şeyler
meşgulüm/meşguldüm
içeriğinde meşguliyet belirten cümleler kurmasıdır.
çünkü meşguliyet şu anlama gelir: vaktimi sana değil başkasına, başka bir şeye ayırmayı tercih ediyorum. kimse, olağanüstü koşullar dışında, dünyayı kurtarmıyor.
eğer rutininiz olan görüşme tarzınızın dışına bu şekilde çıkıyorsa ve makul bir açıklama yerine bahaneler sunuyorsa; “güle güle sana elveda, herkes kendi yoluna.”
en nihayetinde birine verebileceğiniz en değerli şey zamanınızdır.
içeriğinde meşguliyet belirten cümleler kurmasıdır.
çünkü meşguliyet şu anlama gelir: vaktimi sana değil başkasına, başka bir şeye ayırmayı tercih ediyorum. kimse, olağanüstü koşullar dışında, dünyayı kurtarmıyor.
eğer rutininiz olan görüşme tarzınızın dışına bu şekilde çıkıyorsa ve makul bir açıklama yerine bahaneler sunuyorsa; “güle güle sana elveda, herkes kendi yoluna.”
en nihayetinde birine verebileceğiniz en değerli şey zamanınızdır.
devamını gör...
öğrencisinin doğum gününü kutlayan öğretmenin işine son verilmesi
işin diğer tarafından bir göz olarak birkaç açıklama yapmak istiyorum. bu genç arkadaşımız anladığım kadarıyla bir devlet okulunda ücretli öğretmenlik yapıyor. devlet okulunda çocukların değil videosunun fotoğrafının bile paylaşılması yasaktır. bizler velilerden muvafakatname alıyoruz ancak sadece okulun sitesinde paylaşılmak üzere. değil kişisel sosyal medya hesabımız, okula ait sosyal medya hesabında bile paylaşamayız. bunu yapan kadrolu bir öğretmen olsaydı o da soruşturma geçirir ve hafif de olsa bi ceza alırdı muhakkak. burada arkadaş ücretli olmasından dem vurmuş ama konunun ücretli olmasıyla ilgisi yok.
videoda veli de var. velinin izni de varmış söylediğine göre ancak bu durumu değiştirmez. orası okul ortamı olduğu için paylaşım yapması yasak. kendi evinde ya da parkta bahçede tek başına paylaşabilir ama sınıf ortamını paylaşamaz. he diyeceksiniz ki herkes paylaşıyo. evet, yeri geldiğinde ben de paylaşıyorum ama bu yasak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
arkadaş doğrudan okul idaresini suçlamış fakat burada idarenin herhangi bir yaptırımı yok. ücretli öğretmenler okula değil ilçe milli eğitimlere bağlı çalışır. göreve başlaması ya da ayrılması milli eğitim tarafından yapılır. burada idarenin yaptığı ya da yapabileceği bişey yok.
kendisine geçmiş olsun diyorum, umarım en kısa zamanda o dahil tüm ücretli öğretmen arkadaşlarımın içinden hakeden hepsi atanır.
videoda veli de var. velinin izni de varmış söylediğine göre ancak bu durumu değiştirmez. orası okul ortamı olduğu için paylaşım yapması yasak. kendi evinde ya da parkta bahçede tek başına paylaşabilir ama sınıf ortamını paylaşamaz. he diyeceksiniz ki herkes paylaşıyo. evet, yeri geldiğinde ben de paylaşıyorum ama bu yasak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
arkadaş doğrudan okul idaresini suçlamış fakat burada idarenin herhangi bir yaptırımı yok. ücretli öğretmenler okula değil ilçe milli eğitimlere bağlı çalışır. göreve başlaması ya da ayrılması milli eğitim tarafından yapılır. burada idarenin yaptığı ya da yapabileceği bişey yok.
kendisine geçmiş olsun diyorum, umarım en kısa zamanda o dahil tüm ücretli öğretmen arkadaşlarımın içinden hakeden hepsi atanır.
devamını gör...
insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma
insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma david hume'un fikirlerin kökeninden özgür iradeye nedensellik ilkesine dair şüphelerden, mucizelere kadar en ünlü argümanlarını formüle ettiği eserdir. ayrıca döneminde tanrının varlığına karşı en güçlü kanıt olarak gösterilen " akıllı tasarım" argümanına da bu eserinde ciddi eleştiriler getirmiştir.
- birisi çıkıp da bana ölü bir adamın hayata geri döndürüldüğünü söylese, ben hemen şöyle düşünürüm: bu insanın kandırıyor ya da kandırılıyor olması mı, yoksa aktardığı olgunun gerçekten yaşanmış olması mı daha mümkün? mucizeleri iki kefeye koyar tartarım ve ulaştığım üstünlüğe göre kararımı veririm, ama her zaman mucizelerden daha büyük olanını reddederim. eğer tanıklığının yanlışlığı aktardığı olaydan daha mucizeviyse, o zaman ama ancak o zaman beni inandırdığına ya da ikna ettiğine hükmedebilir. sy 115
- dini meselelerde farklı olan her şey aykırıdır ve antik yunanın, türkiyenin, siyamın ve çinin dinlerinin hepsinin birden sağlam bir temele dayanıyor olması imkansızdır. dolayısıyla bu dinlerin herhangi birinde gerçek olduğu iddiasıyla ortaya atılan her mucizenin ( ki hepsinde de mucizeden bol bir şey yoktur.) doğrudan amacı, parçası olduğu sistemi kabul ettirmek olduğundan; diğer tüm sistemleri yıkma konusunda da, daha dolaylı olmakla birlikte, aynı güce sahiptir. her din rakip bir sistemi yok ederken, o sistemin dayandığı bu mucizelerin inanılırlığını da yok eder; böylece farklı dinlerin tüm olağanüstü olayları aykırı olgular olarak, bu olağanüstü olayların delilleri de ister zayıf ister güçlü olsun birbirine karşıt görülmelidir. bu muhakeme yöntemine göre, muhammedin ya da haleflerinin herhangi bir mucizesine inandığımızda, birkaç barbar arabın tanıklığı delil olarak gösterilir. diğer yandan, titus lıvıusun, plutarkhosun, tacıtusun otoritesini, demem o ki belirli bir dinle ilgili mucize aktarmış olan yunan, çinli ve roma katolik tüm yazar ve tanıkların otoritesini değerlendirirken, bu tanıklara muhammedin mucizelerinden bahsettiklerinde nasıl yaklaşacaksak öyle yaklaşmamız gerektiğini ve aktardıkları bu mucizeye nasıl kesin bir şekilde karşı çıkıyorlarsa bizim de aynı kesinlikle bunlara karşı çıkmamız gerektiğini söylüyorum. bu argüman aşırı incelikli ve zekice görünebilir; ama birine karşı suç işlendiğini savunan iki tanığın güvenilirliğinin, bu suçun işlendiğini iddia ettiği sırada o kişinin iki yüz fersah uzakta olduğunu doğrulayan başka iki insanın tanıklığıyla yok olduğunu varsayan bir hakimin muhakemesinden farkı yoktur. sy 121
- insanların üçkağıtçılığı ve aptallığı o kadar sık görünen durumlardır ki, doğa yasalarının böyle alenen çiğnenmesini kabul etmektense, bu iki özelliğin bir araya gelmesinin en olağanüstü olayları doğurabileceğine inanırım. sy 128
- birisi çıkıp da bana ölü bir adamın hayata geri döndürüldüğünü söylese, ben hemen şöyle düşünürüm: bu insanın kandırıyor ya da kandırılıyor olması mı, yoksa aktardığı olgunun gerçekten yaşanmış olması mı daha mümkün? mucizeleri iki kefeye koyar tartarım ve ulaştığım üstünlüğe göre kararımı veririm, ama her zaman mucizelerden daha büyük olanını reddederim. eğer tanıklığının yanlışlığı aktardığı olaydan daha mucizeviyse, o zaman ama ancak o zaman beni inandırdığına ya da ikna ettiğine hükmedebilir. sy 115
- dini meselelerde farklı olan her şey aykırıdır ve antik yunanın, türkiyenin, siyamın ve çinin dinlerinin hepsinin birden sağlam bir temele dayanıyor olması imkansızdır. dolayısıyla bu dinlerin herhangi birinde gerçek olduğu iddiasıyla ortaya atılan her mucizenin ( ki hepsinde de mucizeden bol bir şey yoktur.) doğrudan amacı, parçası olduğu sistemi kabul ettirmek olduğundan; diğer tüm sistemleri yıkma konusunda da, daha dolaylı olmakla birlikte, aynı güce sahiptir. her din rakip bir sistemi yok ederken, o sistemin dayandığı bu mucizelerin inanılırlığını da yok eder; böylece farklı dinlerin tüm olağanüstü olayları aykırı olgular olarak, bu olağanüstü olayların delilleri de ister zayıf ister güçlü olsun birbirine karşıt görülmelidir. bu muhakeme yöntemine göre, muhammedin ya da haleflerinin herhangi bir mucizesine inandığımızda, birkaç barbar arabın tanıklığı delil olarak gösterilir. diğer yandan, titus lıvıusun, plutarkhosun, tacıtusun otoritesini, demem o ki belirli bir dinle ilgili mucize aktarmış olan yunan, çinli ve roma katolik tüm yazar ve tanıkların otoritesini değerlendirirken, bu tanıklara muhammedin mucizelerinden bahsettiklerinde nasıl yaklaşacaksak öyle yaklaşmamız gerektiğini ve aktardıkları bu mucizeye nasıl kesin bir şekilde karşı çıkıyorlarsa bizim de aynı kesinlikle bunlara karşı çıkmamız gerektiğini söylüyorum. bu argüman aşırı incelikli ve zekice görünebilir; ama birine karşı suç işlendiğini savunan iki tanığın güvenilirliğinin, bu suçun işlendiğini iddia ettiği sırada o kişinin iki yüz fersah uzakta olduğunu doğrulayan başka iki insanın tanıklığıyla yok olduğunu varsayan bir hakimin muhakemesinden farkı yoktur. sy 121
- insanların üçkağıtçılığı ve aptallığı o kadar sık görünen durumlardır ki, doğa yasalarının böyle alenen çiğnenmesini kabul etmektense, bu iki özelliğin bir araya gelmesinin en olağanüstü olayları doğurabileceğine inanırım. sy 128
devamını gör...
ilber ortaylı’nın canlı yayında cansu canan’a yürümesi
bir kadın olarak beni çok rahatsız etti açıkçası. he şimdi şey diyenleriniz vardır '' beğenmiş ne var bunda?'' iyi de efendim beğeninin söyleniş tarzı çok önemlidir. cümlesi ve söyleyiş tarzı çok itici ve rahatsız edici. kendisini çok seviyordum ve bundan sonra bir anda tüm sevgim söndü. söylemek var söylemek var. cansu canan'a güzel olduğunu daha güzel bir dille söyleyebilirdi. o kadar bilgili, tarihçi, akademisyen biri de sokak arası tacizcileri gibi de kadının arkasından ''maşallah şuna bak'' dememeli bence. kullandığı kelimeler bile hoş değil, lütfen.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın. ama iç dünyan seni yine kurtaracak.*
friedrich hölderlin
friedrich hölderlin
devamını gör...
rio de janeiro
são paulo'dan sonra, brezilya'nın ikinci büyük şehridir. adını var olmayan bir nehirden -rio portekizcede nehir anlamına gelmektedir- almıştır. ocak 1502'de portekizli denizci gaspar de lemos, 1565 yılında şehrin resmen kurulacağı guanabara körfezi'ne gelmiştir. ve körfezi bir nehrin ağzıyla karıştıran kaşifler şehre rio de janeiro adını vermiştir. janeiro da portekizce'de ocak anlamına gelmektedir, ocak ayında bulunduğu için ismi böyle şekillenmiştir.
aynı zamanda dünyanın en mavi gökyüzüne sahip şehridir. araştırmacı anya hohnbaum, portatif bir spektrometre yardımıyla 72 gün boyunca dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden geçen yolculuğunda, rio'daki gökyüzünün en yoğun mavi tonuna sahip olduğunu tespit etmiştir.
ve dünyanın en büyük kentsel ormanına ev sahipliği yapar. bu bilgiler ışığında göze hitap eden, büyüleyici bir şehir olduğunu söyleyebiliriz sanırım.
bir de çoğunlukla brezilya'nın başkenti olduğu düşünülür, ancak değildir. sadece bulunduğu eyaletin başkentidir.
kaynak
ve son olarak, sanırım gitmeyi en çok istediğim şehirdir. küçükken daha hayalperesttim, dünyayı gezmek gibi büyük bir hayalim vardı. sonra tabii hayatın gerçekleriyle karşılaşınca o hayalleri tek tek kaybettim ama bu şehir hala içimde minik bir istek olarak varlığını sürdürüyor. açıklayamadığım, insanı kendine çeken büyüleyici bir yanı var bence.
aynı zamanda dünyanın en mavi gökyüzüne sahip şehridir. araştırmacı anya hohnbaum, portatif bir spektrometre yardımıyla 72 gün boyunca dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden geçen yolculuğunda, rio'daki gökyüzünün en yoğun mavi tonuna sahip olduğunu tespit etmiştir.
ve dünyanın en büyük kentsel ormanına ev sahipliği yapar. bu bilgiler ışığında göze hitap eden, büyüleyici bir şehir olduğunu söyleyebiliriz sanırım.
bir de çoğunlukla brezilya'nın başkenti olduğu düşünülür, ancak değildir. sadece bulunduğu eyaletin başkentidir.
kaynak
ve son olarak, sanırım gitmeyi en çok istediğim şehirdir. küçükken daha hayalperesttim, dünyayı gezmek gibi büyük bir hayalim vardı. sonra tabii hayatın gerçekleriyle karşılaşınca o hayalleri tek tek kaybettim ama bu şehir hala içimde minik bir istek olarak varlığını sürdürüyor. açıklayamadığım, insanı kendine çeken büyüleyici bir yanı var bence.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
bu başlığı her gördüğümde bir offf çekiyorum.istedigim nick eva idi,ama alınmış.o şahısı da ortada görmüyorum ayrı sinir bozucu,sonra bir arkadaşın taktığı ismi koydum.pişmanım hakim bey.
burada da dava açınca isim değişikliği oluyor mu?
burada da dava açınca isim değişikliği oluyor mu?
devamını gör...
sevgili günlük
bugün küçük bir kız çocuğunun gözyaşlarına şahit oldum. ilk ayrılık acısına, yalanla ilk kez tanışmasına, ilk hayal kırıklığına. aşka dair tüm inancının yerle bir oluşuna tanık oldum.
o anlatıp ağlarken nerden duyduğumu hatırlayamadığım bir söz geldi dilimin ucuna "ilk aşklar bahtsız olur." bahtsız oluyor ilk aşklar şüphesiz. ama geçiyor, küçük kızın acısı da geçecek. dünyası kaldığı yerden dönmeye devam edecek.
o anlatıp ağlarken nerden duyduğumu hatırlayamadığım bir söz geldi dilimin ucuna "ilk aşklar bahtsız olur." bahtsız oluyor ilk aşklar şüphesiz. ama geçiyor, küçük kızın acısı da geçecek. dünyası kaldığı yerden dönmeye devam edecek.
devamını gör...
robins (yazar)
devamlı spot tus bilgileri içeren tanımlar yazarak bazılarımız için adım adım yaklaşan tus'un çanlarını çalma görevini bir nevi üstlenmiş olan sözlük yazarıdır*. ayrıca kendisi hem kaliteli ve yardımsever bir meslektaş; hem de sohbetiyle insana çokça pozitif enerji veren nazik ve değerli bir arkadaştır.
kendisiyle satranç oynamak,film tartışmak ve sıradan konularda bile olsa muhabbet edebilmek gerçekten çok güzeldir*.
*
kendisiyle satranç oynamak,film tartışmak ve sıradan konularda bile olsa muhabbet edebilmek gerçekten çok güzeldir*.
*
devamını gör...
yumurtalı ekmek
bayatlamış tam buğday ekmeği ile yapılmasını tavsiye ettiğim müthiş kahvaltılık.
bazı kendini bilmezler french toast deme gafletinde bulunuyorlar ama siz onlara aldırış etmeyin. has anadolu yiyeceğidir.
bazı kendini bilmezler french toast deme gafletinde bulunuyorlar ama siz onlara aldırış etmeyin. has anadolu yiyeceğidir.
devamını gör...