bu konuda mütevazı olamayarak, gönül rahatlığıyla bu benim diyebilirim. çoğu zaman beğeni butonuna bastıktan sonra nicki görüyorum. genel geçer, çoğu kişiye aşinalık var tabii ama asla, bu eskiden şunu yazmıştı şimdi hak verdiğim bir şey yazmış beğenmeyim demem.
aslında bu yazılı olmayan bir sözlük görgüsüdür.
sadece yazdıklarımızla varız burada. o yuzden, adli sicil kaydı istemenin bir anlamı yok.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yoğun ve tempolu yaşayan günümüz insanının büyük keşiflerinden bir tanesidir.

genelde bunu yapmak için hazır çorbalar tercih edilirken keyfine düşkün çorbaseverler bu tip bir ayrıma girmez.gerek pratik oluşu gerekse bir şey okurken ya da bilgisayar kullanırken sağladığı konfor ile onlar için karşı konulamaz bir cazibe kaynağıdır. ayaküstü bir şeyler atıştırmayı seven insanlar için de can simidi görevi görebilmektedir.

tek olumsuz tarafı sabırsız insanların soğumasını beklemeden çorbayı tüketmeye çalışıp, sonrasında yandım anam nidalarıyla ortalığı velveleye vermesidir.biraz soğumadan içmeyiniz, içirmeyiniz.

edit: topak oluşumunu engellemek için önce çorba karışımını bardağa koyup , üstüne çok az kaynar su eklemek suretiyle iyicene eze eze karıştırmak ardından kalan suyu yavaş yavaş bardağa eklerken karıştırmaya devam etmek çözüm olabilir.
devamını gör...



*
devamını gör...

aşık olduğum dizi. hikayesini dinlemek isteyenlere şunu söyleyeyim, hayatta bazı şeylerin zamanı olduğunu düşünüyorum. bu zaman insanın lehine oluyor genelde. çünkü bazı şeylerin değerini anlamanız için vaktinden önce ona kavuşmamalısınız. eğer vaktinden önce elde ederseniz değerini bilemeyebilirsiniz, veyahut daha kötüsü hayatınıza etkisi olmayabilir.

bu dizi de benim için böyle bir hikayeye sahip. henüz fakültede bir lisans öğrencisiyken bir fakülte dersinde yunan hocamız bize iletişim ile ilgili bir ders veriyordu şimdi tam olarak ismini hatırlayamadım ancak dersin konuları arasında "etik" de vardı. dersin de bir asistanı var. hocamızın zor bir aksanı vardı anlaması biraz yorucu olabiliyordu, ders sırasında çoğu kişi dinlemiyordu. ben de biraz prensipli bir insan olarak asla ders kaynatmazdım, konuyu ve dersi sevmesem bile ilgilenirdim. çaba gösterirdim. derslerde bunalıyorduk ama asistan çok iyi birisiydi, oldukça da espirili bir kadındı. ders haricindeki "section" denen ek dersler vardı ve konu tekrarı, konuyla alakalı çeşitli uygulamalar vs yaptırıyordu ders harici bir gün 30-40 dakikalık ek derslerde.

neyse bir gün etik konusu gündemdeyken bu konu benim epey ilgimi çekmişti ve acaba bununla ilgili önereceğiniz bir şey var mı diye sormuştum, (dip not asistandan birazcık da hoşlanıyordum şimdi itiraf edeyim) o da bana aslında bununla ilgili bir dizi var ve çok eğlenceli izleyebilirsin diye bu diziyi önermişti.

sonrasında vize dönemi, dersler, iş güç ve üniversite hayatı derken bu diziyi netflix izlenecekler listesine ekleyip yüzüne bile bakmamış unutmuştum. zaman geldi geçti, üniversite bitti yüksek lisans dönemim başlamıştı, bir işim vardı, bir ders asistanı olmuştum yüksek lisansta ve sınıftaki ek derslerde ben ders anlatır olmuştum. ne kadar güzel gidiyor değil mi hikaye...

lanet olası pandemi başladı. korku, panik, hayatın sekteye uğraması, evlere kapanma, aile ile yaşanılan enteresan sorunlar derken ben hayattan bağımı ufak ufak koparıp derin bir depresyona düşmüşken (yüksek lisansı bıraktım, işsiz kaldım, asistanlık da mecburen bitti, pandemiye alıştım ama yakın zamanda ufukta askerlik var ve param yok.) listemde bu dizi ile karşılaştım. açtım, izlemeye başladım, ağladım da ağladım, güldüm de güldüm, düşündüm de düşündüm ve bu diziye aşık oldum.

diziyi duyup sonrasında izlemeye başlamam arasında tam 3 sene var arkadaşlar. koskoca 3 yıl. her şeyin çok güzel ilerlemeye başlaması ve yıkılması ile bu diziye başladım ve başladıktan sonra 7 gün içinde bitirdim bütün sezonları izledim. yeniden hayata bağlayan, mutluluk veren ve tekrar ayağa kalkıp mücadeleye sokan bu dizinin yeri benim için bambaşkadır.

edit: dizinin bendeki yerini yazdım ama giderken michael'a haksızlık ettiğimi hatırlayıp geri geldim. michael sen hayatta bir insanın başına gelebilecek en güzel şeysin, kalbine ölelim senin biz kalbine!
devamını gör...

daha geçenlerde 20 yaşında birisi atlamıştı galata'dan,şimdi de 18 yaşında birisi. söylenecek,sorgulanacak o kadar şey var ki..
sanırım bundan sonra galata kulesi'ne her gittiğimde kulenin ve istanbul'un güzelliğini değil ; acaba üstünde,yüreğinde nasıl bir yük ve acı vardı bu insanların onu düşüneceğim. içinde bulunduğumuz koşullar,yaşadığımız ülke,eğitim sistemi,ekonomi vs. derken umutsuzluk ele geçirdi birçok genci,ben de dahil. galata kulesi'nden atlamak, ki istanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde intihar etmek belki öldükten sonra beni duyun, görün deme şekli belki bir haykırış..
gencecik insanların ömrünün baharında istiklal'i boydan boydan gezip belki ilk aşkıyla tepesine çıkacağı galata kulesi'nden bundan sonra ölüme atlamalarından korkuyorum.
devamını gör...

geçici süreyle olmasa olunur da, süreli olunca değmez gibi geliyor bana. 5000 puan verip 1 aylığına değmez bence. bir de soyulmuş hıyar rengi olunca ister istemez soğuyorsun.*
devamını gör...

çok sevdiğim fantastik varlık.


tepegöz, türk mitolojisinde adı geçen tek gözlü devdir. değişik türk dillerinde tübegöz, töbököz, töpekös olarak da söylenir.

türleri:
eğegöz: iğegöz olarak da bilinir. başının üzerinde tek gözü olan canavardır. tek göz şeytaniliği simgelemektedir. tepegöz’ün bir türüdür.

yalgızgöz: yalgöz de denir. başının ortasında tek bir gözü vardır. tepegöz’ün bir türü olarak geçer.
devamını gör...

eski yazılımdan kalan kapatmayı unuttuğumuz bir özellik sebebiyle gerçekleşmiş, kasıtsız bir durumdur.

an itibariyle sorun giderilmiştir herkes oyları görebilmektedir.

(bkz: verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz)
devamını gör...

herkesin üzerinde gözü fakat içinde yaşayanların hepsi sinir küpü. güzelliklerinin yanında karanlık tarafı da var. ben anlayamadım istanbul'u. buradan gitsem belki başka yerde yapamam, gitmesem huzuru bulamam tuhaf bir ilişki bizim ki.
devamını gör...

daha çok abd, hong kong ve japonya'da kullanılmaktadır.
devamını gör...

çok uzun olması. diyalogların gereksiz olması.
devamını gör...

devamını gör...

nazım hikmet şiiri.

“tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.

meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.”
devamını gör...

savaş dinçel'in sait faik abasıyanık'ın öykülerinden, ve anılarından yola çıkarak yazdığı tiyatro oyunu.
iki perde olup tek kişilik bu oyunun kahramanı sait faik'tir. sait faik bu oyunda izleyicileri burgaz adası'ndan başlayarak karaköy, fatih, beyoğlu, taksim, haliç gibi istanbul semtlerini gezdirir ve her semtte öykülerinin kahramanlarıyla karşılaşır.

oyun ilk kez dinçel tarafından, macit koper rejisi ile 1993 yılında istanbul şehir tiyatroları'nda sergilendi.

oyun online olarak 1 mayıs 18:00’de trt2 ekranlarından yayınlanacaktır. kaçırılmayacak bir tiyatro oyunu.
devamını gör...

orta asya türklerinde göçebe yaşam tarzı nedeniyle sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel şartlar köleliğe uygun değildi. orta doğu toplumlarında her zaman kölelik vardı. türkler köleliği ilk olarak iran’a geldiklerinde görerek (kavram olarak önceden öğrenmişlerdi) 9. yy’da yerleşik yaşama geçmeyle paralel olarak uygulamaya başladılar.

türklerdeki kölelik grekoromen kölelikten farklıdır. grekoromen kölenin hiçbir hakkı yoktur. boyunluklarında “beni sahibime götür. sahibim şu” yazardı. abd’de 19. yy.’da bile kullanıldı. pompei’de* evlerin alt katlarında köle odaları bulundu. üstteki sefih hayatın aksine sıkıştırılmış toprak zeminli, duvarda halkaların zincirlerin olduğu ortamlarda kalıyorlardı. kırsal alanda ise yakılmasın diye taş yapılarda gece kapı üstlerine kilitlenerek kalıyorlardı. roma imparatorluğu’nun son dönemlerinde halkın %90’ı köleydi, tüm iş gücünü köleler oluşturuyordu. orta çağdaki serfler (köylüler) de korunma amaçlı derebeyine biat eden bir tür gönüllü köle insanlardı.
hristiyanlık romalılardan kölelik kurumunu devraldı. daha sonra gelecek islam’ın çok büyük bir hızla geniş alanlara yayılmasının bir sebebi de müslüman olan herkese eşitlik vaadi ve köle azad etmenin sevap olduğuna inanılmasıdır.

türkler’de iki tür kölelik vardı.
1. savaşlarda ele geçirilenler
2. satın alınanlar

savaşlarda ele geçirilenler müslümansa köle yapılamazdı, müslüman olurlarsa azad edilirlerdi. niteliksiz olanlar kürek mahkumu yapılıyor, belli bir süre çalıştıktan sonra azad ediliyordu. cervantes 7 yıl kürek mahkumluğu yaptırıldıktan sonra azad edilmiştir. savaşta ele geçirilen yetenekli zanaatkar gayrimüslimler ise köle yapılırdı. onlara gulam denilirdi. örneğin bir demirci köle yapıldığında günlük belli bir işi yapması beklenirdi. yaşam tarzı olarak grekoromen kölelerden farklılardı. ev sahibi olur, evlenirlerdi. ülkelerine gidemezlerdi.
tarımsal iş gücünü köleler değil reaya (halk) sınıfı denilen köylüler oluştururdu.

genellikle afrika’da köle tüccarları güzel ve sağlıklı gençleri yakalar, erkekler hadım edilir, bu köleler önce mısır’da sonra şam’a, halep’e ve en iyileri istanbul’a getirilerek satılırlardı. afrika’dan getirilen köleler evlerde (şehirde saray, yalı, konak; taşrada bey evi, çiftlik vb) özel hizmetlerde (yemek, giyim vb) çalıştırılır, bir süre sonra veya müslüman olurlarsa hemen azad edilirlerdi. azad edilenler genelde aynı yerde kalır, pozisyonları yükselir, maaş alarak çalışmaya devam ederlerdi. eski türk filmlerindeki karikatürize edilmiş arap bacı karakteri önce köle, sonra azad edilip halayık* olan, evin bir ferdidir. pargalı ibrahim rum çeteciler tarafından köle olarak manisa’da şehzade süleyman’a satılmış, gelir gelmez müslüman olduğu için azad edilmiş, italyanca ve latince bilen çok zeki bir genç olduğu için süleyman’ın müsahibi* olarak yaşamış ve yükselmiştir. osman hamdi bey’in* babası ethem paşa da çocukken köle olarak istanbul’da satılmış bir rum’du.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben yapamıyorsam sen de yapmayacaksın düşüncesinin dışa vurumudur.
devamını gör...

kötü ama sevdiğim bir karakterdi. en sevdiğim repliği ektedir.


i killed sirius black.
devamını gör...

"elimizi ayağımızı bağlayacak,bizi işimizden alıkoyacak tüm nostalji duygularını elimizin tersiyle itelim, demişti cipriano beklenmedik bir canlılıkla,değişimin yönü hep ileridir,bizim ona ayak uydurmaktan başka seçeneğimiz yoktur ve yolun kıyısında oturup bugünlerinden daha iyi olmayan bir geçmiş için gözyaşı dökenler, acınacak halde kalmaya mahkumdur." der jose saramago

değişmek zorundayız.
devamını gör...

meşhur olmak için değil; halktan insanların hayatını anlatmak için yazan şair. garip akımına öncülük etmesi ve halkın dilini şiirlerine yansıtması da bu yüzden.

sait faik, 7 gün mecmuaları’nda kendisinden şöyle bahsediyor:

“üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkar, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair vardır.

iki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen sırt, ergenlik bozuğu bir yüz. işte görünüşte orhan veli.”
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim