kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
üniversitedeyiz erkek yurdunun halı sahası var, 150-200 m ileride kız yurdu, onun da 100-150 m ilerisi tıp fakültesi idi. futbol maçı yaparken arkadaşın bacağı kırıldı, şurdan şuraya zaten ölmez zaten hadi sırtlayalım, omuzlayalım şunu da hemen götürelim dedik. kız yurdunun önünden geçerken kapıda 2 tane ambulans gördük. güvenlikleri kendi arasında konuşurken: yine biri sevgilisinden ayrıldı galiba falan diyordu.
bizler ambulansları gereksiz meşgul etmeyelim durumu daha acil olan hastalara yetişsinler diye düşünürken, babalarının prensesinin yurduna, ambulansın biri giriyordu biri çıkıyordu.
bizler ambulansları gereksiz meşgul etmeyelim durumu daha acil olan hastalara yetişsinler diye düşünürken, babalarının prensesinin yurduna, ambulansın biri giriyordu biri çıkıyordu.
devamını gör...
gelecekteki sevgiliye not
her şey başladığı olgunlukta devam etmeyecekse lütfen gelme, gücüm yok. sevme sanatında pişmemişsen hamsan gelme, gücüm yok. hislerini kendi içinde yaşayıp benle paylaşmamayı tercih edeceksen gelme, gücüm yok. ilişkimizin eksikliklerini gördüğünde çözüm odaklı değil de ayrılık odaklı yaklaşacaksan gelme, gücüm yok. keyfi yere benim duygularımı ve düşüncelerimi önemsemeden öylece önceliğinden çıkaracaksan gelme, gücüm yok. kendimi anlatmak için çaba sarfettiğim zaman beni görmemeyi tercih edeceksen gelme, gücüm yok. sana koşa koşa geldiğimde bir dahaki gelişim için içimdeki hevesimi kıracaksan gelme, gücüm yok. benim üzülmüş, incinmiş olmam senin yüreğine bir hüzün çöktürmeyecekse lütfen gelme...
devamını gör...
people are strange
evet, insanlar garip gelebilir jim'e. sonuçta adam insan üstü bir varlık. tuhaf gelmesin de nasıl gelsin?
devamını gör...
01 var dahası yok
gelir gelmez kafa sözlük’ü sahiplendiği kusursuz yazılarından belli olan tabiat dostu bir yazar. tanımlarını okurken kendimi meyve bahçesine girmiş hissediyorum. her tanımda farklı bir tat. her tanımda bir nasihat. daha çok yaz, daha çok faydalanalım 01 var dahası yok nickli saygıdeğer yazar.
devamını gör...
kötü espriler
sabah sabah otobüs şoföründen duyduğum, bende bir çeşit aydınlanmaya ve ermişliğe sebep olmuş bir espri:
"arkalara doğru ilerleyelim lütfen, arka taraf da aynı yere gidiyor."
"arkalara doğru ilerleyelim lütfen, arka taraf da aynı yere gidiyor."
devamını gör...
flamenko
endülüs romanlarıyla ortaya çıkan bir müzik ve dans türü diyebiliriz. ortaya çıkışı aslında pek çok kültürün bir araya gelişi ile olmuş. 9. ve 14.yüzyıllar arası kuzeybatı hindistan'dan ispanya'ya göç eden romanlar, tahta kastanyet ve tef gibi enstrümanlarla ile geliyorlar. bu kültür ispanya'daki seferad yahudilerinin kültürü ile seneler boyu iç içe geçince bu şahane kültür ortaya çıkıyor. yükseliş dönemi de 18-19.yy'da yaşanıyor.
flamenkonun pek çok makamında söylenen şarkılara "cante" adı veriliyor. bu makamlar 4/4'lük yahut 12'lik ritime sahip oluyorlar. makamlara göre şarkıların içerikleri değişiyor. örneğin 12'lik siguiriyas palosu aşk acısı, ölüm acısı gibi konuları işler. 4/4'lük tangos palosu ise aşk,sevgi gibi temaları daha coşkulu ve keyifli işler.
dans eden erkeklere bailaor, kadınlara ise bailaora adı verilir.
dansta topuk ve ayak ucu çivili ayakkabılar kullanılır ki teknik ayak hareketlerinde ritim ayaklar ile çıkarılabilsin.
müzisyenlerin yanında ritim "compas" tutan kişiler olur. dansçılar şarkıya göre değil bu ritme göre dans ederler.
flamenko şarkı örneği için: buradan
flamenko dans örneği için: buradan
türkiye'nin başarılı flamenko dansçıları olarak eren ergene ve rasime öktem'i, başarılı flamenko gitaristleri de ceyhun güneş, doruk okuyucu ve burak altuni'yi örnek gösterebiliriz.
hocam diye söylemiyorum ama eren ergene ispanya çıkışlı olmayan en iyi flamenko kareograf ve dansçılarından biridir.*))
flamenkonun pek çok makamında söylenen şarkılara "cante" adı veriliyor. bu makamlar 4/4'lük yahut 12'lik ritime sahip oluyorlar. makamlara göre şarkıların içerikleri değişiyor. örneğin 12'lik siguiriyas palosu aşk acısı, ölüm acısı gibi konuları işler. 4/4'lük tangos palosu ise aşk,sevgi gibi temaları daha coşkulu ve keyifli işler.
dans eden erkeklere bailaor, kadınlara ise bailaora adı verilir.
dansta topuk ve ayak ucu çivili ayakkabılar kullanılır ki teknik ayak hareketlerinde ritim ayaklar ile çıkarılabilsin.
müzisyenlerin yanında ritim "compas" tutan kişiler olur. dansçılar şarkıya göre değil bu ritme göre dans ederler.
flamenko şarkı örneği için: buradan
flamenko dans örneği için: buradan
türkiye'nin başarılı flamenko dansçıları olarak eren ergene ve rasime öktem'i, başarılı flamenko gitaristleri de ceyhun güneş, doruk okuyucu ve burak altuni'yi örnek gösterebiliriz.
hocam diye söylemiyorum ama eren ergene ispanya çıkışlı olmayan en iyi flamenko kareograf ve dansçılarından biridir.*))
devamını gör...
kedi sevgisi
aile sevgisi gibidir. evladınıza dönüşen bir kediye sahip olmak sorumluluk gerektiren bir meseledir. o sorumluluk bilincini hissetmediğim için beslemiyorum. ayrıca başlığı görünce şahsiyet dizisindeki sahne aklıma geldi. münir bey.
devamını gör...
alınan en yanlış karar
bir başkası için yaşamak.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
denizde açılmak.
devamını gör...
akhilleus'un şarkısı
kesinlikle olağanüstü bir şekilde truva savaşını anlatan romandır. çevirmen seda çıngay mellor"u da ayriyeten tebrik etmek istiyorum muhtesem bir çeviri.
kitap akhillus ve patraklos adında iki prensin aşkı üzerinden truva savaşını ve yunan mitolojisini anlatıyor. kitabı okurken mitolojik karakterleri, kralları, efsaneleri anlıyorsunuz. eğer ilgileniyorsan kesinlikle okumalısın.
( simdiki kısım biraz benim boş dusuncelerim )
1. kitaptaki herkesin iyi bir şekilde hatırlanmak istemesi çok ilginc bir şey. bu iyi hatirlanma isteği insanları bir tür etik kuralları içine sokuyor. bir şekilde yunanlar hatıra dini icat etmiş gibi. ilginc geldi burası biraz araştıracam.
2. yazar kesinlikle bir roman anlatısına neyin eklenmesi ve neyin eklenmemesi gerektiğini çok iyi biliyor. asla fazlalık bir satır bile eklememiş. örneğin prens paris'in helen'i kaçırması olayını "işte efenim bir güzellik yarışması var da paris afrodit'i seçiyor. afrodit'in de vaadi bilmem neymiş..." falan demek yerine bir paris'in ihaneti olarak geçmiş. bu şekilde konuyla alakasız bir yeri uzatmadığı için de okura -ya da en azından bana- çok fazla bir yük yüklememiş oldu. yazar kesinlikle anlatısına nerede fren vuracağını biliyor.
-spoiler alert-
kitabın en muhteşem kısmı bence sonuydu. patraklos öldükten sonra hala onun gözünden olayı dinlemeye devam ediyoruz. patraklos öldükten sonra dahi hala konuşuyor, hissediyor ve arzuluyor. bu çok ayrı bir hava katıyor romana. örneğin bence en çarpıcı kısım: odysseus'un pyrrhus'un yanına gidip (akhillus'un vasiyeti üzerine) akhillus ve patraklos'un mezar taşlarının ortak olması gerektiğini söylediğinde pyrrhus reddeder. odysseus ısrar eder fakat işe yaramaz. en sonunda pyrrhus'un yanından ayrılırken "elimden geleni yaptım.elimden geleni yaptığım hatırlansın" der. ardından patraklos "hatırlıyorum." der. kesinlikle çok çarpıcı ve anlamlı.
edit: en sonunda akhillus'un mezar taşının yanına thetis'in "patraklos" yazması ve patraklos'un akhillus ile öbür dünyada karşılaşması.
aglicam galiba
kitap akhillus ve patraklos adında iki prensin aşkı üzerinden truva savaşını ve yunan mitolojisini anlatıyor. kitabı okurken mitolojik karakterleri, kralları, efsaneleri anlıyorsunuz. eğer ilgileniyorsan kesinlikle okumalısın.
( simdiki kısım biraz benim boş dusuncelerim )
1. kitaptaki herkesin iyi bir şekilde hatırlanmak istemesi çok ilginc bir şey. bu iyi hatirlanma isteği insanları bir tür etik kuralları içine sokuyor. bir şekilde yunanlar hatıra dini icat etmiş gibi. ilginc geldi burası biraz araştıracam.
2. yazar kesinlikle bir roman anlatısına neyin eklenmesi ve neyin eklenmemesi gerektiğini çok iyi biliyor. asla fazlalık bir satır bile eklememiş. örneğin prens paris'in helen'i kaçırması olayını "işte efenim bir güzellik yarışması var da paris afrodit'i seçiyor. afrodit'in de vaadi bilmem neymiş..." falan demek yerine bir paris'in ihaneti olarak geçmiş. bu şekilde konuyla alakasız bir yeri uzatmadığı için de okura -ya da en azından bana- çok fazla bir yük yüklememiş oldu. yazar kesinlikle anlatısına nerede fren vuracağını biliyor.
-spoiler alert-
kitabın en muhteşem kısmı bence sonuydu. patraklos öldükten sonra hala onun gözünden olayı dinlemeye devam ediyoruz. patraklos öldükten sonra dahi hala konuşuyor, hissediyor ve arzuluyor. bu çok ayrı bir hava katıyor romana. örneğin bence en çarpıcı kısım: odysseus'un pyrrhus'un yanına gidip (akhillus'un vasiyeti üzerine) akhillus ve patraklos'un mezar taşlarının ortak olması gerektiğini söylediğinde pyrrhus reddeder. odysseus ısrar eder fakat işe yaramaz. en sonunda pyrrhus'un yanından ayrılırken "elimden geleni yaptım.elimden geleni yaptığım hatırlansın" der. ardından patraklos "hatırlıyorum." der. kesinlikle çok çarpıcı ve anlamlı.
edit: en sonunda akhillus'un mezar taşının yanına thetis'in "patraklos" yazması ve patraklos'un akhillus ile öbür dünyada karşılaşması.
aglicam galiba
devamını gör...
asla sözcüğünü yanlış kullanan insanlar
umurumda olmayan insanlardır.
isteyen istediği şekilde kullanır kardeşim.
millet ne kadar meraklı birbirinin yanlışını düzeltmeye yahu?
isteyen istediği şekilde kullanır kardeşim.
millet ne kadar meraklı birbirinin yanlışını düzeltmeye yahu?
devamını gör...
didem madak
"ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
ah'lar ağacı gibi bir şiirin şairidir.
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
ah'lar ağacı gibi bir şiirin şairidir.
devamını gör...
mehmet demirkol
futbol yazarı ve yorumcusu. tvdeki ilk yıllarında ısrarla fenerbahçe'li olduğunu inkar ediyor, "gençlerbirliği'ne daha yakınım" diyordu. sonra bu hatasından döndü. futbolun içinden gelmeyip bu kadar iyi yorumlaması saygıdeğer. öncesinde de zekidir mutlaka ama galatasaray lisesi tedrisatından geçmesi hasebiyle, bildiği/bilmediği hemen tüm konularda ufuk açıcı yorumları vardır. televizyon cenderisinden kurtulmuş, internet mecrası özgürlüğünde (bkz: socrates dergi) yorumlarını severek dinliyoruz.
devamını gör...
kokusu yaşam sevincini artıran şeyler
sevilenin kokusu.
tanım: kokusu yaşam sevincini artıran şeylerin paylaşıldığı başlık.
tanım: kokusu yaşam sevincini artıran şeylerin paylaşıldığı başlık.
devamını gör...
sözlük yazarlarını şaşırtan şeyler
ayni baslik altinda ayni tanimlari tekrar tekrar okumak zorunda kalmak. keske ustte yazilanlar okunup oyle tanim girilse, hayat bayram olsa.
devamını gör...
anın fotoğrafı
atatürk, “gidip, toros dağları'na bakınız, eğer orada bir tek yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”bu canları unutup kaderine terk edersek önce insanlığımızı sonra da vatan sevgimizi sorgulamalıyız…
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
mesajlaşırken aniden üstsüz fotoğraf atan erkek
memelerini falan göstermek istiyordur. bakın, puanlayın. ben bir de "oynatabiliyor musun" diye sormak isterim.
devamını gör...
sevginin yaş büyüdükçe anlamının değişmesi
bundan yıllar önce sevgi denen hassas duygunun, iki insanı birbirine ölümüne bağlayabilecek kadar güçlü olduğunu; sevginin bir kadının, bir adama bakan gözlerinin içinde sanki güçlü bir ejderhanın alevleriymiş gibi parıldadığını; onun kilometrelerce öteden bile hissedebileceğini; dili, dini, ırkı olmadığını; bazen yüksek, bulutlara erişen binalar kadar büyük, bazense tek bir kum tanesi kadar küçük olabildiğini; bazen kitap sayfalarında, bazense çiçek yapraklarında bulunabileceğini gördüm !
evet. sevgi, bir kadın ve bir adamı güçlü bir sarmaşık gibi birbirlerine bağlayabiliyordu. yuvarlak, dış çehresi beyaz, içi ela bir döngü olan ve o ela döngüyü sarıp sarmalayan kara ince bir çizgı üzerinden alevler gibi parıldayabiliyor, sizi kendine fizik kurallarına aykırı bir kuvvetle çekebiliyordu. sevgiyi hissedebilmek için kilometrelerin hiçbir anlamı yoktu; onu bir kedinin kısık gözlerinde, bir kitabın ilk sayfasının ikinci cümlesinde, bir çiçeğin fare kulaklı tek yaprağında bile bulabiliyordunuz üstelik...
sonra bir gün ne mi oldu?
her şeyin birden soluklaşabileceğini (sevgi dahil), yapayalnız kalınabileceğini öğrendim.
bu kez sevginin anlamı değişti.
sevgi bazense acı demek olduğunu gösterebiliyordu bizlere.
sevgi ne kadar büyükse, acısı da o kadar büyük olacaktır. -spinoza
şimdilerde ise sevgi bir çocuğun atabildiği ilk adımdır.
evet. sevgi, bir kadın ve bir adamı güçlü bir sarmaşık gibi birbirlerine bağlayabiliyordu. yuvarlak, dış çehresi beyaz, içi ela bir döngü olan ve o ela döngüyü sarıp sarmalayan kara ince bir çizgı üzerinden alevler gibi parıldayabiliyor, sizi kendine fizik kurallarına aykırı bir kuvvetle çekebiliyordu. sevgiyi hissedebilmek için kilometrelerin hiçbir anlamı yoktu; onu bir kedinin kısık gözlerinde, bir kitabın ilk sayfasının ikinci cümlesinde, bir çiçeğin fare kulaklı tek yaprağında bile bulabiliyordunuz üstelik...
sonra bir gün ne mi oldu?
her şeyin birden soluklaşabileceğini (sevgi dahil), yapayalnız kalınabileceğini öğrendim.
bu kez sevginin anlamı değişti.
sevgi bazense acı demek olduğunu gösterebiliyordu bizlere.
sevgi ne kadar büyükse, acısı da o kadar büyük olacaktır. -spinoza
şimdilerde ise sevgi bir çocuğun atabildiği ilk adımdır.
devamını gör...
