herkes mahlasına yakışanı yapsın
bugün işe gitmeyeceğim, yeter artık.
devamını gör...
2000 tanım yazan yazara at hediye edilmesi
mümkünse ingiliz atı reca edeceğim sayın benjamin beyefendi.
devamını gör...
iki çocuğun kediyi bayıltana kadar dövmesi
bir çocukluk yapmışlar.
ama bilin bakalım ne çocukluğu yapmışlar?
ama bilin bakalım ne çocukluğu yapmışlar?
devamını gör...
aşırı düşünmek
(bkz: efkar) efkâra sebebiyet verir. efkâr, fikrin çoğuludur. fikir, düşünce demektir. çoğalan düşünceler de sizi efkâra sürükler.
aklıma selda bağcan'ın ayrılık şarkısı geldi:
...fikrimden geceler yatabilmirem
bu fikri başımdan atabilmirem...
aklıma selda bağcan'ın ayrılık şarkısı geldi:
...fikrimden geceler yatabilmirem
bu fikri başımdan atabilmirem...
devamını gör...
ağız lehçe ve şive ayrımı
lehçe - dil makro tartışmasının alt konusudur. bu ayrımı ne kadar yaparsanız yapın. bir sonuca ulaşmış olmazsınız. bu tartışma türkçe var olduğu sürece devam edecek. bilimsel bir tarzda söylersek, sonuca ulaşılması imkansız bir mesele. aslında bu sınıflandırmanın net bir şekilde yapılamaması, bütün genellemelerin yanlış olmasından kaynaklı.
sonuç olarak, bizim gördüğümüz, kabul ettiğimiz sınıflandırma şudur: türkiye t. azerbaycan t. kazak t. kırgız t. çuvaş t. vs... lehçedir. (çuvaş t. vs gibi daha uzak olanlara uzak lehçe de diyoruz, kimi zaman)
şive, sınıflandırmalarımızda artık kullanılmıyor.
ağız ise alt lehçe olarak kullanılmakta yurdumuzda. yani, ölçünlü dilin birleştirdiği lehçe içinde birbirine benzeyen konuşma biçimleri. örnek olarak: kırşehir ağızı, erzurum ağızı, kerkük ağızı, edirne ağızı vs. bu ağızları, belli başlı ağız gruplarında toplamak mümkündür anadolu ağızları> doğu anadolu ağızları> erzurum ağzı
dünya'nın gördüğü ve kabul ettiği ise şudur: türkiye t. azerbaycan t. kazak t. çuvaş t. vs... dildir. bunlar türk (turkic) dilleri adlı dil ailesine bağlıdırlar.
lehçe olarak ise dünyanın anladığı diyalektolojidir. bizim ağız çalışmalarımızı, onlar kendi dillerinde diyalekt çalışması olarak adlandırırlar. yine bizim ağız sınıflandırmamız gibi sınıflandırırlar. western anatolian dialects> kırşehir dialect
sonuç olarak, bizim gördüğümüz, kabul ettiğimiz sınıflandırma şudur: türkiye t. azerbaycan t. kazak t. kırgız t. çuvaş t. vs... lehçedir. (çuvaş t. vs gibi daha uzak olanlara uzak lehçe de diyoruz, kimi zaman)
şive, sınıflandırmalarımızda artık kullanılmıyor.
ağız ise alt lehçe olarak kullanılmakta yurdumuzda. yani, ölçünlü dilin birleştirdiği lehçe içinde birbirine benzeyen konuşma biçimleri. örnek olarak: kırşehir ağızı, erzurum ağızı, kerkük ağızı, edirne ağızı vs. bu ağızları, belli başlı ağız gruplarında toplamak mümkündür anadolu ağızları> doğu anadolu ağızları> erzurum ağzı
dünya'nın gördüğü ve kabul ettiği ise şudur: türkiye t. azerbaycan t. kazak t. çuvaş t. vs... dildir. bunlar türk (turkic) dilleri adlı dil ailesine bağlıdırlar.
lehçe olarak ise dünyanın anladığı diyalektolojidir. bizim ağız çalışmalarımızı, onlar kendi dillerinde diyalekt çalışması olarak adlandırırlar. yine bizim ağız sınıflandırmamız gibi sınıflandırırlar. western anatolian dialects> kırşehir dialect
devamını gör...
yagmur
birkaç tanımıyla içimin yağlarını eriten, kokpit resmiyle tebessüm ettiren yazar.
devamını gör...
mutfakta sinir eden durumlar
yeni giyilen tişörtün üstüne başta bulaşık suyu olmak üzere bilimum sıvı sıçraması. dünyanız zindan olur.
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
her işte bir hayır vardır. kader, gayrete aşıktır. umut var ol. dene. bir daha dene. olmaz deme bir olduran vardır. sabret.dayan.daha güzel günler yakın.
devamını gör...
ak-pandemi
akp’nin lebaleb kongreleri ve haritanın kızıla dönen yüzünü eşleyen 54 saniyede sorum/n/lunun 84 milyondan başka bir yerlerde olduğunu gösteren enfes çalışma.
virüsten ampul logosu ayrıca keyif verdi.
izleyin izlettirin.
virüsten ampul logosu ayrıca keyif verdi.
izleyin izlettirin.
devamını gör...
kandırıldık
saf ve masum bir burukluğun kelimesi. ancak biraz özeldir, çünkü yalnız mevki sahiplerinin kandırılma hakkı vardır, dünya o mevkiler hatrına dönüyor.
devamını gör...
uykusuzkahve
cok mu tatlis ne?profil resmindeki kizin buyumus versiyonu olabilir. bir de kahvesini bol sutlu sevdigini dusunuyorum.
devamını gör...
bu kadar insan aptal olamaz
geçen bir arkadaş yazmıştı , siz bu ülkenin cahilliğini hafife alıyorsunuz diye.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
devamını gör...
kill bill
nakış gibi işlenmiş bir tarantino harikasıdır.tek bir kare,diyalog yoktur gereksiz ya da fazla olan.
devamını gör...
spontane radyo yayını
asla sıkılmamışlardır*.
birlikte aynı topa vurmaya çalışan çocuklar burada mı?
birlikte aynı topa vurmaya çalışan çocuklar burada mı?
devamını gör...
yaşamın anlamının olmaması
hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...
kısa şiirler
kalbimi göğsümden çekip çıkarıyorlar
çıplak, acımasız, gaddar ellerinde
senin verdiğin bileyli bıçak.
çıplak, acımasız, gaddar ellerinde
senin verdiğin bileyli bıçak.
devamını gör...
küçüktür işareti
küçüktür işareti.
devamını gör...
olmak istenen cansız varlık
güzel manzarası olan bir uçurumda dev bir kaya parçası olmak isterdim. 7/24 manzara ne hoş.
devamını gör...
mesafeli insan
peşin peşin çevresindeki herkesi 100 olarak puanlayıp değeri düşenleri kendinden uzaklaştırmak yerine, herkes için sıfırdan başlayacakları, topladıkları puanlar kadar kendisine yaklaşabilecekleri bir düzen kuran, bu kadarına izin veren kişidir.
doğal olarak bu yapısı, soğuk, suratsız, sinameki vb. yaftalar yemesine sebep olsa da, uzaktan uzağa gözlemleyerek, kendi süzgecinden geçirerek edindiği çevre, daha sağlıklı, uzun ömürlü ve güvenilir olacaktır.
doğal olarak bu yapısı, soğuk, suratsız, sinameki vb. yaftalar yemesine sebep olsa da, uzaktan uzağa gözlemleyerek, kendi süzgecinden geçirerek edindiği çevre, daha sağlıklı, uzun ömürlü ve güvenilir olacaktır.
devamını gör...
