vavien
bir taylan biraderler filmidir.
filmin senaryosunu başrolleri binnur kaya ile paylaşan ve çok yetenekli olmasına rağmen bu yeteneğini cıvık dizilerde vıcık vıcık rollerle heba ettiğini düşündüğüm engin günaydın yazmıştır.

dedemin iki katlı evinde geçirdiğim yazlarda en sevdiğim şeylerden biri üst kata çıkan ahşap merdivendi. bu merdiveni gümbürdeyerek çıkıp yukarıdan ışığı kapatır sonra aynı gümbürtü ile aşağı iner ve tekrar ışığı yakardım. bunun vavien olduğunu bilmezdim. bu filmi izlemesem vavien’in ne olduğunu da asla öğrenemeyecektim.
vavien’in ne olduğunu öğrendikten sonra film benim için daha anlamlı bir hale geldi aslında. filmdeki kusurlu cinayet planı ise kusursuz bir zihnin ürünü gibiydi. bütün karakterlerin tam anlamıyla gerçekçi olması ve engin günaydının canlandırdığı karakterin ivana fukalot sevdası filmin inandırıcılığını katladı.
darbeye alkış tutulan sahnede ergenlerin dünyasına devrimci bir bakış niteliğinde idi. film engin günaydın’ın deyimliyle komik bir film değildi ama beni çok güldürdü.
şimdi bu tanımı bir kenara bırakalım, ben üst kattan ışığı açıyorum siz de tanımı okuduktan sonra alt kattan kapatın ışığı. bu karanlık böyle güzel.
filmin senaryosunu başrolleri binnur kaya ile paylaşan ve çok yetenekli olmasına rağmen bu yeteneğini cıvık dizilerde vıcık vıcık rollerle heba ettiğini düşündüğüm engin günaydın yazmıştır.

dedemin iki katlı evinde geçirdiğim yazlarda en sevdiğim şeylerden biri üst kata çıkan ahşap merdivendi. bu merdiveni gümbürdeyerek çıkıp yukarıdan ışığı kapatır sonra aynı gümbürtü ile aşağı iner ve tekrar ışığı yakardım. bunun vavien olduğunu bilmezdim. bu filmi izlemesem vavien’in ne olduğunu da asla öğrenemeyecektim.
vavien’in ne olduğunu öğrendikten sonra film benim için daha anlamlı bir hale geldi aslında. filmdeki kusurlu cinayet planı ise kusursuz bir zihnin ürünü gibiydi. bütün karakterlerin tam anlamıyla gerçekçi olması ve engin günaydının canlandırdığı karakterin ivana fukalot sevdası filmin inandırıcılığını katladı.
darbeye alkış tutulan sahnede ergenlerin dünyasına devrimci bir bakış niteliğinde idi. film engin günaydın’ın deyimliyle komik bir film değildi ama beni çok güldürdü.
şimdi bu tanımı bir kenara bırakalım, ben üst kattan ışığı açıyorum siz de tanımı okuduktan sonra alt kattan kapatın ışığı. bu karanlık böyle güzel.
devamını gör...
ingilizlerin müzikten anlaması
evet ingilizlerin mizahtan anladığı gibi müzikten de anlaması ve müzik dünyasına büyük katkıda bulunmaları
kanıtlar:
(bkz: pink floyd)
(bkz: radiohead)
(bkz: king crimson)
(bkz: beatles)
(bkz: queen)
(bkz: archive)
(bkz: gorillaz)
(bkz: massive attack)
(bkz: the rolling stones)
(bkz: deep purple)
(bkz: anathema) ve daha niceleri...
kanıtlar:
(bkz: pink floyd)
(bkz: radiohead)
(bkz: king crimson)
(bkz: beatles)
(bkz: queen)
(bkz: archive)
(bkz: gorillaz)
(bkz: massive attack)
(bkz: the rolling stones)
(bkz: deep purple)
(bkz: anathema) ve daha niceleri...
devamını gör...
10 yıl önceki kendimize söylemek istediklerimiz
ne yap et para bul bir yerden bitcoine yatır.
devamını gör...
güne bir kedi bırak
alın size en az dört tane yepiş yeni kedi.
arkadaşın kedisi yavrulayacak.
yavrular akşam sabah doğar.
bana teklif edildi en önce.
hiç benlik iş değil dedim.
kedi severim, ama kediyle yaşayacak kadar değil.
ankaralı kedi severler
ya da ülkenin her yerindeki kedileri sevenler.
ne dersiniz bu işe?
önce alın, sonra da resmini atarsınız bu başlığa.
arkadaşın kedisi yavrulayacak.
yavrular akşam sabah doğar.
bana teklif edildi en önce.
hiç benlik iş değil dedim.
kedi severim, ama kediyle yaşayacak kadar değil.
ankaralı kedi severler
ya da ülkenin her yerindeki kedileri sevenler.
ne dersiniz bu işe?
önce alın, sonra da resmini atarsınız bu başlığa.
devamını gör...
kadınların tartışmalarda mantıklı argümanlar sunmaması
meriç diyen birini ciddiye alamıyorum, o yüzden bu başlığım okurken anlamaya çalışmadım. kadınlar sizin onları sürekli ayrıştırmanızdan, sınıflandırmanızdan sıkılmış olabilir mi acaba. ben ne kadınlar tanıyorum, karşılarında iki çift laf edemezsiniz.
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
tarkan-şımarık.
devamını gör...
kitap alıntıları
bugün
ortak bazı değerler varlığını hâlâ sürdürse de, giderek artan sayida insan, (cemaattcilikten marjinallige kadar uzanan bir yelpaze üzerinde) durabilecekleri bir zeminin arayışıyla
nasıl yasayabilecegini sorgulama
konusunda neredeyse tek başına birakılmış durumda. **
ortak bazı değerler varlığını hâlâ sürdürse de, giderek artan sayida insan, (cemaattcilikten marjinallige kadar uzanan bir yelpaze üzerinde) durabilecekleri bir zeminin arayışıyla
nasıl yasayabilecegini sorgulama
konusunda neredeyse tek başına birakılmış durumda. **
devamını gör...
ur-nammu
ur-namma olarak da bilinen, yeni sümer imparatorluğu kralı. günümüze ulaşan en eski yazılı hukuk metni olan ur-nammu kanunlarının sahibidir anlaşılacağı üzere. gerçi bazı tarihçiler bu kanunların ur-nammu'nun oğlu şulgi'ye ait olduğunu söyler. yine de bu pek fazla kabul edilmez. yani ur-nammu da şöhretini bu kanunların geçtiği tablete borçludur aslında. bilinen en büyük başarısı bir nevi yeni devlet kurmuş olmasıdır. çünkü eski devlet düzenini falan hepten değiştirmiş, yeni kanunlar koymuş, fetihler yapmıştır. ur köpek demek olup, ur-nammu/namma, nammu/namma'nın köpeği demektir. bu muhtemelen bir nevi tanrıya olan sadakati simgeler. nammu/namma, günümüzde neredeyse unutulmuş bir sümer mitolojisi tanrıçasıdır. sümer krallar listesi isimli antik metne göre, ur-nammu, 18 yıl boyunca hüküm sürmüştür.
ur-nammu, kendisini sadece sümer kralı değil, bunun yanı sıra akad kralı olarak da tanımlardı. ur zigguratının yapımından da sorumluydu. fakat bu zigguratın inşasını oğlu şulgi tamamladı. ayrıca bu şulgi'nin bilinen en büyük başarılarından biridir. ur-nammu dindar bir kraldı, halk kendisine hayrandı. bundan olsa gerek, öldükten sonra tanrılaştırıldı.
ayrıca alttaki resimde, ur-nammu dönemine ait bir tablet görülüyor. 4000 yıl önce bir köpek, muhtemelen kazayla daha kurumamış olan tabletin üzerinden geçince, ayak izleri tablette kalmış ve günümüze kadar gelmiş.
ur-nammu, kendisini sadece sümer kralı değil, bunun yanı sıra akad kralı olarak da tanımlardı. ur zigguratının yapımından da sorumluydu. fakat bu zigguratın inşasını oğlu şulgi tamamladı. ayrıca bu şulgi'nin bilinen en büyük başarılarından biridir. ur-nammu dindar bir kraldı, halk kendisine hayrandı. bundan olsa gerek, öldükten sonra tanrılaştırıldı.
ayrıca alttaki resimde, ur-nammu dönemine ait bir tablet görülüyor. 4000 yıl önce bir köpek, muhtemelen kazayla daha kurumamış olan tabletin üzerinden geçince, ayak izleri tablette kalmış ve günümüze kadar gelmiş.
devamını gör...
domestic hıyar
bu saatte yazıyorum ki ortalık karışmasın abi. *
ben de senin yazdıklarında kendimden bulduğum her tanımı içtenlikle beğeniyorum, takip etmekten keyif alıyorum.
gözlerin arkasında bir hayat olduğuna inananlardanım abi. herkes nasıl gözükür ama içinde neler vardır, az çok tahmin ederim.
sen de muhabbet adamısın, sen de içten yazanlardansın. yazdıkların için teşekkürler abi. sağlıcakla kal, neşen bozulmasın hiç.
ben de senin yazdıklarında kendimden bulduğum her tanımı içtenlikle beğeniyorum, takip etmekten keyif alıyorum.
gözlerin arkasında bir hayat olduğuna inananlardanım abi. herkes nasıl gözükür ama içinde neler vardır, az çok tahmin ederim.
sen de muhabbet adamısın, sen de içten yazanlardansın. yazdıkların için teşekkürler abi. sağlıcakla kal, neşen bozulmasın hiç.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevdiği içki türü
margarita.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
hani her dönem müfettiş okula gelirdi.kafasına göre bir sınıfa girerdi.
olay yeri; sınıf
ders; ingilizce
konu; simple present tense
hiç gelmiyecekmiş gibi kaynattığımız derse, ansızın müfettiş ve yanında müdürümüz derse girdi.sonra müfettiş en arka sıraya geçti.hocamız kaldığı yerden anlatmaya devam etti.oysaki dersin bitmesine son 10 dakika kalmıştı.müfettiş ayağa kalktı.iki adım yürüdü.bana nişan alarak;
"do you like ......?" diye sordu.
ne sorduğunu daha hatırlamıyorum.
bi halt anlamıyorum ki cevaplayayım.sustukça tekrar tekrar, yavaş yavaş sormaya başladı.soruyu tekrar ettikçe, müdürün ve hocanın bakışları sertleşti.en sonunda müfettiş şöyle sordu.
"yes or no"
cevap verdikten sonra müfettiş kahkaha atarak çıktı.
rahatlamıştım.oysaki eyşan hocamın "aferim sana.kimsenin veremeyeceği cevabı verdin salak."diyene kadar.
(bkz: or)
olay yeri; sınıf
ders; ingilizce
konu; simple present tense
hiç gelmiyecekmiş gibi kaynattığımız derse, ansızın müfettiş ve yanında müdürümüz derse girdi.sonra müfettiş en arka sıraya geçti.hocamız kaldığı yerden anlatmaya devam etti.oysaki dersin bitmesine son 10 dakika kalmıştı.müfettiş ayağa kalktı.iki adım yürüdü.bana nişan alarak;
"do you like ......?" diye sordu.
ne sorduğunu daha hatırlamıyorum.
bi halt anlamıyorum ki cevaplayayım.sustukça tekrar tekrar, yavaş yavaş sormaya başladı.soruyu tekrar ettikçe, müdürün ve hocanın bakışları sertleşti.en sonunda müfettiş şöyle sordu.
"yes or no"
cevap verdikten sonra müfettiş kahkaha atarak çıktı.
rahatlamıştım.oysaki eyşan hocamın "aferim sana.kimsenin veremeyeceği cevabı verdin salak."diyene kadar.
(bkz: or)
devamını gör...
szondi kişilik testi
basit bir kişilik testi. ben demiyorum uzmanlar diyor. aslında onlar itibarsız diyorda ben öyle diyi verdim.
biraz onedio testlerini andırıyor bu test. hatta bence leopold szondi kesin onedio içerik üreticisi. kendisi bir psiyatr.
hangisi sana en korkutucu geliyor? ıssız bir yerde karşılaşsan seni korkutacak yüz şu gördüklerinden hangisi? sorularına muhattap olan kişinin, kişilik analizini yapıyor test. illa ki dayandığı bir gerçeklik vardır diyorum. insanın korkularının kişiliğinin en azından bir bölümünü yansıttığı bir gerçek. fakat bu kadar basit mi? işte gülmelik eğlenmelik, kıkırdamalık bir şeyler diyelim. insan beyni ve kişiliği daha karışık bir yapı ve tek görselle neyi nasıl ele versin?
yine de ben 3'ü seçtim. vay beni beni... kontrolcü, soğuk, basma kalıp fikirler... dur bir bakayım. vallahi ben.
böyle gülen bir insanın beni rahatsız etmesi için bir neden var aslında. henüz çok küçüktüm. okuldan çıkmış durakta bekliyordum. derken iri yarı kapkara suratlı bir adam fark ettim. tam karşımda duruyor saçmasapan hareketler yapıyordu. arada bir yol vardı fakat bana yaptığı çok açıktı. elini pantlonuna götürüyor, gülüyor falan. kafamı çevirdim hemen. kayboldu ortadan sonra bir anda yeniden belirdi ve bana doğru geliyordu. kalp atışlarımın yükselişi bugün bile aklımda. yanımdan geçti bana aynen böyle sırıttı ve bir kağıt fırlattı kucağıma. neye uğradığımı şaşırdım. durağın hemen arkasında arkadaşımın babasının ayakkabı boyama dükkanı vardı. küçük bir baraka diyelim. içeri girdim, arkadaşımın yanına oturdum. gerginliğim anlaşıldı ki arkadaşım ne oldu dedi? fısır fısır anlatmaya çalışırken babası girdi içeri ve 'o adam sana bir şey mi dedi?' dedi. meğer kahvede oturuyormuş ve adamı fark etmiş. ne olduğunu anlamaya çalışmış ve yanımıza gelmiş.
o güne kadar hiç o kadar korktuğumu hatırlamıyorum. gevrek gülüşü, mimikleri, el kol hareketleri...
o gün eve gittim. hemen yattım. ablama ve anneme bir şeyler anlattım ama o kadar korkmuştum ki babama anlatmaya cesaret edemedim. ertesi gün babamı jandarma komutanı aradı. 'banu diye kızın var mı?' demiş. evet cevabını alınca 'onu da al gel' demiş. gittik. tüm günümüz orada geçti. şahsın 47 yaşında olduğunu isminin ismail tepe olduğunu söyledi. 'ismail tepe' akşam üzeri 'siz köyde ikamet ediyorsunuz fakat olay ilçede olduğu için polis bakıyor karakola geçmeniz gerekiyor. şahıs yakalandı teşhis orada yapılacak' dedi.
hemen gittik karakola. biz içeri girince 'banu mu?' dediler babama. babam evet derdemez. polisler alkışlamaya başladı. aklım çıktı. dedim ne oluyor. aferin kızım bu yaşta susmamışsın dediler. halbu ki alakası yok. arkadaşımın babası şaban amca suç duyurusunda bulunmuş ve numarayı vermiş jandarmaya. sonra esnaf toplanmış adamı aramış ama bulamamış. sarı çizmeli mehmet ağa nereden bulacaksın.
buarada karakola giderken yanımızda bizle beraber hiç tanımadığım insanlarda geldi. esnafmışlar olayı duyup gelmişler. karakola alınmadılar tabi.
neyse efem o gün bana seçimlik teşhis yaptırıldı. yani ben bir camın arkasında durdum ve karşıma 7, 8 kişi dizdiler. şu dedim. sonra oradan savcılık, oradan mahkeme falan filan. elle temas olmadığından kısa bir süre ceza verdiler o da paraya çevrildi.
ilk duruşmada karısıyla ve 3, 5 arkadaşıyla gelmişti. hakim sordu bu kız çocuğunu tanıyor musun diye yok dedi. bana sordu yok dedim. avukatı tam söze karışacak tı ki sus sus diye azarladı ve kararı okudu.
o gülüş hala zihnimde bir yerde kazılı. yukarıdaki fotoğraflardan o adamı seçmem benim karakterimi ne kadar yansıtır bilemem? travmamı yansıttığı bir gerçek.
biraz onedio testlerini andırıyor bu test. hatta bence leopold szondi kesin onedio içerik üreticisi. kendisi bir psiyatr.
hangisi sana en korkutucu geliyor? ıssız bir yerde karşılaşsan seni korkutacak yüz şu gördüklerinden hangisi? sorularına muhattap olan kişinin, kişilik analizini yapıyor test. illa ki dayandığı bir gerçeklik vardır diyorum. insanın korkularının kişiliğinin en azından bir bölümünü yansıttığı bir gerçek. fakat bu kadar basit mi? işte gülmelik eğlenmelik, kıkırdamalık bir şeyler diyelim. insan beyni ve kişiliği daha karışık bir yapı ve tek görselle neyi nasıl ele versin?
yine de ben 3'ü seçtim. vay beni beni... kontrolcü, soğuk, basma kalıp fikirler... dur bir bakayım. vallahi ben.
böyle gülen bir insanın beni rahatsız etmesi için bir neden var aslında. henüz çok küçüktüm. okuldan çıkmış durakta bekliyordum. derken iri yarı kapkara suratlı bir adam fark ettim. tam karşımda duruyor saçmasapan hareketler yapıyordu. arada bir yol vardı fakat bana yaptığı çok açıktı. elini pantlonuna götürüyor, gülüyor falan. kafamı çevirdim hemen. kayboldu ortadan sonra bir anda yeniden belirdi ve bana doğru geliyordu. kalp atışlarımın yükselişi bugün bile aklımda. yanımdan geçti bana aynen böyle sırıttı ve bir kağıt fırlattı kucağıma. neye uğradığımı şaşırdım. durağın hemen arkasında arkadaşımın babasının ayakkabı boyama dükkanı vardı. küçük bir baraka diyelim. içeri girdim, arkadaşımın yanına oturdum. gerginliğim anlaşıldı ki arkadaşım ne oldu dedi? fısır fısır anlatmaya çalışırken babası girdi içeri ve 'o adam sana bir şey mi dedi?' dedi. meğer kahvede oturuyormuş ve adamı fark etmiş. ne olduğunu anlamaya çalışmış ve yanımıza gelmiş.
o güne kadar hiç o kadar korktuğumu hatırlamıyorum. gevrek gülüşü, mimikleri, el kol hareketleri...
o gün eve gittim. hemen yattım. ablama ve anneme bir şeyler anlattım ama o kadar korkmuştum ki babama anlatmaya cesaret edemedim. ertesi gün babamı jandarma komutanı aradı. 'banu diye kızın var mı?' demiş. evet cevabını alınca 'onu da al gel' demiş. gittik. tüm günümüz orada geçti. şahsın 47 yaşında olduğunu isminin ismail tepe olduğunu söyledi. 'ismail tepe' akşam üzeri 'siz köyde ikamet ediyorsunuz fakat olay ilçede olduğu için polis bakıyor karakola geçmeniz gerekiyor. şahıs yakalandı teşhis orada yapılacak' dedi.
hemen gittik karakola. biz içeri girince 'banu mu?' dediler babama. babam evet derdemez. polisler alkışlamaya başladı. aklım çıktı. dedim ne oluyor. aferin kızım bu yaşta susmamışsın dediler. halbu ki alakası yok. arkadaşımın babası şaban amca suç duyurusunda bulunmuş ve numarayı vermiş jandarmaya. sonra esnaf toplanmış adamı aramış ama bulamamış. sarı çizmeli mehmet ağa nereden bulacaksın.
buarada karakola giderken yanımızda bizle beraber hiç tanımadığım insanlarda geldi. esnafmışlar olayı duyup gelmişler. karakola alınmadılar tabi.
neyse efem o gün bana seçimlik teşhis yaptırıldı. yani ben bir camın arkasında durdum ve karşıma 7, 8 kişi dizdiler. şu dedim. sonra oradan savcılık, oradan mahkeme falan filan. elle temas olmadığından kısa bir süre ceza verdiler o da paraya çevrildi.
ilk duruşmada karısıyla ve 3, 5 arkadaşıyla gelmişti. hakim sordu bu kız çocuğunu tanıyor musun diye yok dedi. bana sordu yok dedim. avukatı tam söze karışacak tı ki sus sus diye azarladı ve kararı okudu.
o gülüş hala zihnimde bir yerde kazılı. yukarıdaki fotoğraflardan o adamı seçmem benim karakterimi ne kadar yansıtır bilemem? travmamı yansıttığı bir gerçek.
devamını gör...
maskeye alışmak
inat ettim alışmayacam.
basıyor beni.
basıyor beni.
devamını gör...
pastanın ortasına bardak batırmak
ilk defa duyduğum korkunç, dehşet verici, barbarik eylem.
devamını gör...
hasan can kaya
para kazanmak için exxen platformuna geçti diye küfür edilen komedyen.
ne yapsın adam? sizi mutlu etmek için karın tokluğuna gösteri mi yapsın?
ulan ne acayip insanlarla beraber yaşıyoruz bu ülkede.
ne yapsın adam? sizi mutlu etmek için karın tokluğuna gösteri mi yapsın?
ulan ne acayip insanlarla beraber yaşıyoruz bu ülkede.
devamını gör...
telefonla konuşurken evi turlamak
uzun sürmesi muhtemel görüşmeler esnasında dışarıya çıkıp market filan ihtiyaçlarımı görüyorum .
devamını gör...
babacan döneminde bakanlar boş kağıt imzalıyormuş
sorun şu ki, kimse bulunduğu yerden ayrılmadan önce konuşmuyor. doğal olarak artık ne kadar doğru söylerlerse söylesinler, ne kadar önemli itiraflarda bulunurlarsa bulunsunlar, ayrıldıkları partilere oy verenler tarafından inanılırlıkları sorgulanıyor. zamanında konuşacaksınız ki seçmen de gözünü açsın. böyle geç söylüyorsunuz doğruları, birileri çıkıp "partide yer edinemedi diye iftira atıyor" diye dinlemiyor bile.
yazık be bize! filler tepişsin, biz arada ezilelim değil mi hep? hoooff!
yazık be bize! filler tepişsin, biz arada ezilelim değil mi hep? hoooff!
devamını gör...
arby's
bazı şubeleri öyle bir yapar ki o hamburgeri cennette yapıldığını ve tanrılarca yere indirilip arby's isimli firmadan sana ulaştırıldığını düşünürsün. o etin ve ekmeğin tadı ağızda birleşince öyle bir haz uyandırır ki içinde düşüp bayılmamak mümkün değil! diğer firmalar gibi bitirdikten sonra ağızda boş bir tat bırakmaz. saatlerce oturup izleyebilirim hatta o hamburgeri. üstelik patatesleri vardır bunun yanında. en az hamburgeri kadar harikadır o patatesler. diğer firmalardaki gibi tatsız bir şey olmaz. şekli farklı olur. eğer büyük boy isterseniz gerçekten büyük bir şey getirirler. kazan gibi görünür bardak. fiyatı fena değildir üstelik. dışarıda ne yeseniz hemen hemen o hamburgerin fiyatı kadar oluşacaktır ama tat olarak o müthiş pişmiş, kusursuz hamburgere ulaşamaz. ev yapımı şeyler o hamburgere karşı vız gelir. üstelik paketlemeleri bile harikadır. tam olarak ismini bilmiyorum ama o hamburgerin etrafına sardıkları şey diğer firmaların kağıt şeyleri gibi değildir. açtığında o şekilde durur. hamburgeri yerken gelip koluna falan sürtmez nasıl açtıysan öyle kalır. gerçekten her detayıyla, her inceliğiyle beni kendine hasta etmiştir bu firma. birde nişantaşı şubesindeki bir kasiyere aşık olmuştum. şimdi bunu yazarken sipariş ettim bir hamburger.
devamını gör...

