para
para için herşeyi yaparım diyen, kimileri için ilahtır ama kimileri için paradan daha önemli şeyler vardır.
amerika birleşik devletlerinin yüksek mahkemesine başvuran sioux, lakota kabilesi, atalarının öldürülerek, katliama uğrayarak black hills, kara tepeler bölgesini beyazlara veren antlaşmayı kabul ettiğini ve bu yüzden bu toprakların sioux'lara geri verilmesini istediler.
a.b.d yüksek mahkemesi kızılderilileri haklı buldu ama toprakların verilmeyeceğini onun yerine 100 milyon dolar para verilmesi gerektiğini söyledi.
1980'deki 100 milyon dolar, şimdiki 1 milyar dolara denk geliyor.
sioux'lar bunu kabul etmediler ve bu parayı hâla bankadan çekmediler. eğer parayı alırsak, atalarımızın uğruna savaşıp öldüğü topraklarımızı satmış oluruz diyorlar.
amerika birleşik devletlerinin yüksek mahkemesine başvuran sioux, lakota kabilesi, atalarının öldürülerek, katliama uğrayarak black hills, kara tepeler bölgesini beyazlara veren antlaşmayı kabul ettiğini ve bu yüzden bu toprakların sioux'lara geri verilmesini istediler.
a.b.d yüksek mahkemesi kızılderilileri haklı buldu ama toprakların verilmeyeceğini onun yerine 100 milyon dolar para verilmesi gerektiğini söyledi.
1980'deki 100 milyon dolar, şimdiki 1 milyar dolara denk geliyor.
sioux'lar bunu kabul etmediler ve bu parayı hâla bankadan çekmediler. eğer parayı alırsak, atalarımızın uğruna savaşıp öldüğü topraklarımızı satmış oluruz diyorlar.
devamını gör...
yaşından büyük göstermek
annemin kardeşi mi sanmadilar? şöför öğrenci olduğuma mi inanmadi? beni üst sınıf sananlar mi olmadı? neler gördü bu gözler, neler duydu bu kulaklar a dostlar. he işime yarayan noktalar oldu mu? çok ama insan bi üzülmuyor da değil.
devamını gör...
ailenin ne kadar inkar etse de evlat ayrımı yapması
evet bazı aileler kıyas yapar,eleştirir,görmezden gelir hatta küçümser.genellikle bunları bilmeyerek veya iyilik için yapar.
bazen de yanlış anlaşılma, öfke veya bazı problemler kişinin ailede değersiz olduğunu zannettirir.
bu konuya güzel bir anektod:
bir anneye "hangi çocuğun daha çok seviyorsun?"
---> küçüğünü büyüyene kadar,
hasta olanı iyileşene kadar,
gurbette olanı eve dönene kadar
diye cevap vermiş.
bazen de yanlış anlaşılma, öfke veya bazı problemler kişinin ailede değersiz olduğunu zannettirir.
bu konuya güzel bir anektod:
bir anneye "hangi çocuğun daha çok seviyorsun?"
---> küçüğünü büyüyene kadar,
hasta olanı iyileşene kadar,
gurbette olanı eve dönene kadar
diye cevap vermiş.
devamını gör...
cehennem boş tüm şeytanlar burada
şeytan şimdiki insanları cehennemde önünü ilikleyip hoş geldiniz üstad, diye karşılıyor.
devamını gör...
sinirliyken rahatlamak için yapılanlar
ağlamazsam çatlarım.bakınca duygusal zannederler bir de aslında sinirliyim ve sinirden ağlarım.
devamını gör...
yakın arkadaşının sözlükte hangi yazar olduğunu bulmak
birbirlerini çok iyi tanıyan yakın arkadaşların tabi ki kolaylıkla gerçekleştirebileceği eylem.
devamını gör...
anneler günü
herkesin annesinin anneler gününü kutlarım, anneler bir gün yok, her gün ve hep varlar.
abartmadan, şova dökmeden yaşayalım. annesi vefat etmişlerin de başları sağ olsun, allah rahmet eylesin.
abartmadan, şova dökmeden yaşayalım. annesi vefat etmişlerin de başları sağ olsun, allah rahmet eylesin.
devamını gör...
güzelliğin göreceli bir kavram olmaması
güzellik insanın kendi ile alakalı olmayan bir durumdur. güzellik karşıdan bakan gözün sizi nasıl gördüğüdür. biri dünyalar güzeli görür, diğeri dünyanın en çirkini olduğunuzu söyleyebilir. o yüzden görecelidir.
haa derseniz ki büyük çoğunluğun güzel dediği güzeldir. ona lafım yok. ama ona da güzel demeyen biri çıkarsa kesinlik bozulur. dolayısıyla göreceli olmuş olur.
hepinizin karşısına size güzel bakan biri çıkar umarım. *
haa derseniz ki büyük çoğunluğun güzel dediği güzeldir. ona lafım yok. ama ona da güzel demeyen biri çıkarsa kesinlik bozulur. dolayısıyla göreceli olmuş olur.
hepinizin karşısına size güzel bakan biri çıkar umarım. *
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
alıştırma sürecinde olduğum muhabbet kuşuma bir süredir kafesin karşısına geçip garip sesler eşliğinde dans edercesine hem hareketler yapıp hem kafa sallayarak dikkatini cekip öğretmeye çalışıyordum. bugün oylece yerde yuvarlanirken kuşun kafeste kafasını acayip komik şekilde salladigini farkettim. mutlu oldum. aferin cicikus.
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
her sene bir kızın bir erkek için bayıldığını ve ambulansın geldiğini biliriz. bunun goygoyunu yurtta çok yapardık. (bizim erkek yurduna kadar haberi gelirdi)
devamını gör...
tüketim çılgınlığı
bilinçli tüketici, alışveriş öncesinde alınacak şeyin istek mi, ihtiyaç mı olduğunu düşünür ve önceliği her zaman ihtiyaçlarına verir ve ihtiyaçlarından sonra isteklerini de satın alabileceği geliri varsa, isteklerini de satın almaya başlar. şuanda bunu ilkokul çocukları bile biliyor ama bu konuyu dikkate almadan alışveriş yapmayı alışkanlık haline getiren yetişkinler (!) var maalesef...
devamını gör...
jakob van gunten
bir robert walser kitabıdır.
robert walser pek tanınmaz nedense türkiye’deki okurlar arasında, bir kafka değildir mesela; birj.m.coetzee, bir robert musil, bir alfred döblin de değildir. ama size iyi bir haberin var, walser bu isimlerini hepsini etkilemiş dev bir yazardır. yakın zamanda bu yazarımızın tanınması için yeni bir tanım yazmaya karar verdim.
şimdi ise jakob van gunten ile tanışmadan önce onunla ilgili bazı fikirler edinme zamanı. zira eğer okuyacağınız bir roman ile ilgili önceden bir bilginiz yoksa o romanın hakkını veremeyebilirsiniz. bunu hiç istemeyiz.
robert walser’den etkilenen ve onlarca büyük yazarı etkileyen franz kafka’nın bavulunu alıp amerika’ya gitmeye karar veren kahramanı karl rossmann henüz 16 yaşındadır. j.d.salinger’ın kalplerde taht kurmuş olmasına rağmen bir türlü insanlarla uyum içinde yaşamayı başaramayan kahramanı holden caufield da bir önce bahsettiğimiz kahramanla aynı yaştadır. mark haddon’ın özel bir çocuk olan harika dedektifi christopher boone ise henüz 15 yaşındadır. tabii ki benim edebiyat tanrı’larımdan biri olan mark twain’in gözlerimizin önünde, bir ırmak yolculuğu ile büyüyen kahramanı huckleberry finn ise 13 yaşındadır.
sanki jose saramago’nun bütün isimler kitabında kaybolmuş gibi bir girizgah yaptığımın farkındayım tanıma ama başka türlüsü elimden gelmiyor çünkü jakob van gunten’in bu dev kahramanlardan yaşça büyük olduğunu ve 17 yaşında olduğunu belirtmek için bu uzun paragrafa ihtiyacım vardı.
evet, jakob van gunten 17 yaşındadır ve uşak olmak için eğitim alınan bir erkek okuluna kendi isteği ile başvurup orda eğitim almaya başlar. isminden de anlaşılacağı üzere* jakob soylu bir aileye mensuptur.
gittiği okul başlarda çok disiplinli bir okul gibi görünür, okul müdürü otoriter bir figür gibidir ama kitabın derinlerine gömüldükçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktır okurlar.
jakob okuldaki çocuklara ne davranış ve düşünce tarzı olarak ne de kendine gelecek için koyduğu hedefler çerçevesinde benzerlik gösterir. jakob farklı bir çocuktur ve bu fark okul müdürü ile olan ilişkisinde de kendini göstermeye başlayacaktır zamanla.
diğer karakterlerle ilişkisi de çok yoğundur jakob’un. yakın arkadaşı kraus, okul müdür bay benjamenta’nın kız kardeşi ve romanda ortaya çıkan diğer karakterler; hepsi jakob’un kibirili duruşunu etkiliyor ya da bundan etkileniyor.
roman kesinlikle okunması gereken bir başyapıt.
robert walser pek tanınmaz nedense türkiye’deki okurlar arasında, bir kafka değildir mesela; birj.m.coetzee, bir robert musil, bir alfred döblin de değildir. ama size iyi bir haberin var, walser bu isimlerini hepsini etkilemiş dev bir yazardır. yakın zamanda bu yazarımızın tanınması için yeni bir tanım yazmaya karar verdim.
şimdi ise jakob van gunten ile tanışmadan önce onunla ilgili bazı fikirler edinme zamanı. zira eğer okuyacağınız bir roman ile ilgili önceden bir bilginiz yoksa o romanın hakkını veremeyebilirsiniz. bunu hiç istemeyiz.
robert walser’den etkilenen ve onlarca büyük yazarı etkileyen franz kafka’nın bavulunu alıp amerika’ya gitmeye karar veren kahramanı karl rossmann henüz 16 yaşındadır. j.d.salinger’ın kalplerde taht kurmuş olmasına rağmen bir türlü insanlarla uyum içinde yaşamayı başaramayan kahramanı holden caufield da bir önce bahsettiğimiz kahramanla aynı yaştadır. mark haddon’ın özel bir çocuk olan harika dedektifi christopher boone ise henüz 15 yaşındadır. tabii ki benim edebiyat tanrı’larımdan biri olan mark twain’in gözlerimizin önünde, bir ırmak yolculuğu ile büyüyen kahramanı huckleberry finn ise 13 yaşındadır.
sanki jose saramago’nun bütün isimler kitabında kaybolmuş gibi bir girizgah yaptığımın farkındayım tanıma ama başka türlüsü elimden gelmiyor çünkü jakob van gunten’in bu dev kahramanlardan yaşça büyük olduğunu ve 17 yaşında olduğunu belirtmek için bu uzun paragrafa ihtiyacım vardı.
evet, jakob van gunten 17 yaşındadır ve uşak olmak için eğitim alınan bir erkek okuluna kendi isteği ile başvurup orda eğitim almaya başlar. isminden de anlaşılacağı üzere* jakob soylu bir aileye mensuptur.
gittiği okul başlarda çok disiplinli bir okul gibi görünür, okul müdürü otoriter bir figür gibidir ama kitabın derinlerine gömüldükçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktır okurlar.
jakob okuldaki çocuklara ne davranış ve düşünce tarzı olarak ne de kendine gelecek için koyduğu hedefler çerçevesinde benzerlik gösterir. jakob farklı bir çocuktur ve bu fark okul müdürü ile olan ilişkisinde de kendini göstermeye başlayacaktır zamanla.
diğer karakterlerle ilişkisi de çok yoğundur jakob’un. yakın arkadaşı kraus, okul müdür bay benjamenta’nın kız kardeşi ve romanda ortaya çıkan diğer karakterler; hepsi jakob’un kibirili duruşunu etkiliyor ya da bundan etkileniyor.
roman kesinlikle okunması gereken bir başyapıt.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
ulan şurada kaç aydır mesai yapıyoruz hiç mi biri nikimizi kullanmaz anasını keseyim ya üfff! e tabi black rose immortal’ı öyle her cümlede kullanamazsınız. atarımı yaptım gidiyorum ben.
edit: mehpare gel öpücem kız seni, utanın lan, bak şerefsiz evladı olayım ki ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. *
edit: mehpare gel öpücem kız seni, utanın lan, bak şerefsiz evladı olayım ki ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. *
devamını gör...
insanın kendini çaresiz hissettiği anlar
kafa store da cama ekmek bandığınız andır.
devamını gör...
salatalık
güzelleşmek isteyen kadınların portföylerinde default bulunan sebze *
devamını gör...
fularlı tipler sözlükten şutlansın kampanyası
"libido tavan"lar şutlansın karşı kampanyası ile cevaplayacağım çağrı. *
kusura bakmayın ama bir yere gitmem ve fularımı birilerini boğmak için kullanıp kirletmek istemiyorum. o yüzden hepimiz kendi kulvarımızda uslu uslu oynayalım bence. arka odaya gidip kaynaşmaya kalkınca sıkıntı çıkıyor.
edit: ilim irfan grubunu da fularlılara dahil ettiğinizi varsayarak konuştum.
kusura bakmayın ama bir yere gitmem ve fularımı birilerini boğmak için kullanıp kirletmek istemiyorum. o yüzden hepimiz kendi kulvarımızda uslu uslu oynayalım bence. arka odaya gidip kaynaşmaya kalkınca sıkıntı çıkıyor.
edit: ilim irfan grubunu da fularlılara dahil ettiğinizi varsayarak konuştum.
devamını gör...
vitor pereira
elindeki kadroya göre gayet başarılı olan fakat bu başarının, başını yakması muhtemel hoca. teknik direktör, elindeki oyuncuyu değerlendirmeli ve bir üst seviyeye çıkmasını sağlamalıdır. geldiğinden beri bunu gayet iyi yaptığı, hatta birçok oyuncuyu da başka mevkilere devşirip -ferdi, novak, osayi- verim aldığını gördük. sıkıntı da burada başlıyor zira bu oyuncuların performansı ve gayretleri sezon başından beri olumlu olsa da, yeni bir mevkide oynamak için o alışma sürecinden geçmek zorundalar.
transfer sezonuna dönelim, fenerbahçeliler gayet yakından takip ettiğinden medyadaki isimleri biliyorlardı fakat ben burada da telaffuz edeyim. bu isimler; orta saha olan eustaquio ve morita, kanat-bek rolünde olan bustos ve forvet için ismi geçen keita balde. fenerbahçe kadrosunun stoper tandemi hariç -onların da yedekleri soru işareti- orta saha ve 3'lü formasyonun can damarı olan kanat-bek pozisyonlarında ciddi eksiklikleri var. bunun üstüne bir de forvet hattının bitiricilik problemi eklendiğinde can sıkıcı puan kayıpları kaçınılmaz oldu. orta sahanda gustavo'nun muadili olarak hoca morita istiyor, crespo alınıyor. eustaquio isteniyor, geçen sene 15 maça bile çıkmamış olan max meyer alınıyor. hadi orta saha şişik anladık, kanat-bek mevki? 10 numara orijinli ferdi ile o mevkiyi götürüyorsun şu an. özetle, baştan aşağı yanlış kurulan ve yanlış takviye edilen bir kadro.
hocaya gelelim. öncelikle, puan kaybettiğimiz maçlarda -sivas, başakşehir, oly- görüldüğü üzere, oyun sete döndüğünde gol atamıyoruz. bu puan kaybettiğimiz maçların da ortak noktası, hepsinde topa sahip olma oranında %60 hatta daha fazlasını görmemiz. topu rakibe verdiğimiz maçlarda ise -altay, antalya, hatay- sezonun en rahat maçlarını oynadık. bunun sebebi ise, geçiş oyununu iyi oynamamız. tisserand ve zajc'ın eksiklikleri çok farkediyor zira tisserand'ın defans hattından topla katetmesi, zajc'ın ise orta sahadan oyun kurması ve ceza sahası içine yaptığı koşular ile gol tehdidi oluşturmasını mum ile arıyoruz. bu iki oyuncunun -sosa da dahil edilebilir- mevcut çekirdek korunma şartı ile pamuklara sarılması lazım. hocanın da kapanan rakiplere karşı bir formül üretmesi, geçiş oyunundaki başarıyı set oyununa da yansıtması gerekiyor. devre arasına kadar minimum puan kaybı ile gemiyi limana yaklaştırırsa, transfer sezonu ile yapılacak takviyeler bizi rahatlatacaktır.
ali koç'un başkanlığı boyunca verdiği en iyi kararlardan biri vitor pereira'yı geri getirmesi oldu. türk futbol iklimi, türk futbolunun gün geçtikçe geriye gitmesi, medya ve döviz kurları sebebiyle artık donanımlı hocalar göremeyeceğimizi düşünürken, fenerbahçelilerin ve ali koç'un, hocayı -erol bulut faciasından sonra- pamuklara sarması lazım. bu sene istenen başarılar elde edilemese bile kendisiyle devam edilmesi de gerek zira yukarıda saydığım sebepler artık kariyerli ve üst seviye hocaların bu topraklarda vahadan ibaret olduğunu gün geçtikçe yüzümüze vuruyor.
transfer sezonuna dönelim, fenerbahçeliler gayet yakından takip ettiğinden medyadaki isimleri biliyorlardı fakat ben burada da telaffuz edeyim. bu isimler; orta saha olan eustaquio ve morita, kanat-bek rolünde olan bustos ve forvet için ismi geçen keita balde. fenerbahçe kadrosunun stoper tandemi hariç -onların da yedekleri soru işareti- orta saha ve 3'lü formasyonun can damarı olan kanat-bek pozisyonlarında ciddi eksiklikleri var. bunun üstüne bir de forvet hattının bitiricilik problemi eklendiğinde can sıkıcı puan kayıpları kaçınılmaz oldu. orta sahanda gustavo'nun muadili olarak hoca morita istiyor, crespo alınıyor. eustaquio isteniyor, geçen sene 15 maça bile çıkmamış olan max meyer alınıyor. hadi orta saha şişik anladık, kanat-bek mevki? 10 numara orijinli ferdi ile o mevkiyi götürüyorsun şu an. özetle, baştan aşağı yanlış kurulan ve yanlış takviye edilen bir kadro.
hocaya gelelim. öncelikle, puan kaybettiğimiz maçlarda -sivas, başakşehir, oly- görüldüğü üzere, oyun sete döndüğünde gol atamıyoruz. bu puan kaybettiğimiz maçların da ortak noktası, hepsinde topa sahip olma oranında %60 hatta daha fazlasını görmemiz. topu rakibe verdiğimiz maçlarda ise -altay, antalya, hatay- sezonun en rahat maçlarını oynadık. bunun sebebi ise, geçiş oyununu iyi oynamamız. tisserand ve zajc'ın eksiklikleri çok farkediyor zira tisserand'ın defans hattından topla katetmesi, zajc'ın ise orta sahadan oyun kurması ve ceza sahası içine yaptığı koşular ile gol tehdidi oluşturmasını mum ile arıyoruz. bu iki oyuncunun -sosa da dahil edilebilir- mevcut çekirdek korunma şartı ile pamuklara sarılması lazım. hocanın da kapanan rakiplere karşı bir formül üretmesi, geçiş oyunundaki başarıyı set oyununa da yansıtması gerekiyor. devre arasına kadar minimum puan kaybı ile gemiyi limana yaklaştırırsa, transfer sezonu ile yapılacak takviyeler bizi rahatlatacaktır.
ali koç'un başkanlığı boyunca verdiği en iyi kararlardan biri vitor pereira'yı geri getirmesi oldu. türk futbol iklimi, türk futbolunun gün geçtikçe geriye gitmesi, medya ve döviz kurları sebebiyle artık donanımlı hocalar göremeyeceğimizi düşünürken, fenerbahçelilerin ve ali koç'un, hocayı -erol bulut faciasından sonra- pamuklara sarması lazım. bu sene istenen başarılar elde edilemese bile kendisiyle devam edilmesi de gerek zira yukarıda saydığım sebepler artık kariyerli ve üst seviye hocaların bu topraklarda vahadan ibaret olduğunu gün geçtikçe yüzümüze vuruyor.
devamını gör...
burada yaşarsam çok huzurlu olurum denilen yerler
(bkz: norveç)
devamını gör...
