karanlıkta yürüyordu adam. küçük bir ışık gözlerine değdi. tanıdık bir melodiyi duydu.
"sen, özgür dingin başın, yine artmış yaşın
uzakta yalnız tek arkadaşım"
sözlerini duydu, can bonomo'dan. severdi bu şarkıyı. ensesinde hissettiği nefesle yürümeye devam etti. kadın konuşuyordu bir yandan "lütfen hazır diyene dek açma." gülümsedi onun bu çocuksu telaşına.

            kadın biraz heyecanlıydı çünkü günlerdir düşünmüş ve birlikte oldukları, ilk doğum gününde her şeyi listelemiş; anlattıklarından, okuduklarından yola çıkıp çok çaba göstermişti. yine de tedirgindi. içten içe yeterli olamayacağını düşünüyordu. adam, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru yaşatmıştı. sonunda yeniden birine güvenmişti.
sesi, gülüşü, kelime seçimi, konuşmasındaki üslup. kimi zaman saran sarmalayan kimi zaman okşayan...
her iki yanına da dokunuyordu adam. kırılgan ve kadınsı. etkilenmişti kadın. belki de haklıydı adam, sesine aşık olmuştu da her şey, o söylediğinde farklı bir renge bürünüyordu. hayattan uzak, hayale yakın.
             nihayet "hadi aç artık."dedi kadın. adam masaya baktı. edip'in sesini duydu 'masa da masaymış ha'...
kadın; masaya çocukluğunun anılarını, en çok kırıldığı yerlerden öptüğü yara izlerini, şefkatsiz kaldığı her gün için bir sarmalanmayı, anlaşılmak istediği her bir gün için telakkiyi, tutkuyu, arzuyu, sevgiyi, mutluluğu bırakmıştı. ha bir de çok sevdiği limonlu cheesecake ile portakallı keki. bir de tam ortada yüreğini gördü kadının.
"iyi ki doğdun sevgili." dedi kadın.
çevirdi adamın yüzünü tuttu parmak uçlarıyla. gözlerine baktı.
devamını gör...

utanırsa yanaklarından anlarsınız utandığını. zaten utangaçsa kalbi gibi cildi de hassas olduğundan kızarıyordur.
devamını gör...

mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza siyah güller, ak güller

ulur aya karşı kirli çakallar
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
mona roza, bugün bende bir hal var
yağmur iğri iğri düşer toprağa
ulur aya karşı kirli çakallar

açma pencereni perdeleri çek
mona roza seni görmemeliyim
bir bakışın ölmem için yetecek
anla mona roza, ben bir deliyim
açma pencereni perdeleri çek...

zeytin ağaçları söğüt gölgesi
bende çıkar güneş aydınlığa
bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
seni hatırlatıyor her zaman bana
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur
bir mumun ardında bekleyen rüzgar
ışıksız ruhumu sallar da durur
zambaklar en ıssız yerlerde açar

ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi
ellerinden belli oluyor bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin, ellerin ve parmakların

zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman ne de çabuk geçiyor mona

akşamları gelir incir kuşları
konar bahçenin incirlerine
kiminin rengi ak, kimisi sarı
ahh! beni vursalar bir kuş yerine
akşamları gelir incir kuşları

ki ben mona roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar su kenarında
ki ben mona roza bulurum seni

kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım uymaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza

artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı
artık inan bana muhacir kızı

yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak

altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
bir tüy ki can verir bir gülümsesen
bir tüy ki kapalı gece ve güne
altın bilezikler o kokulu ten

mona roza siyah güller, ak güller
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
mona roza siyah güller, ak güller

sezai karakoç'un bu değerli şiirini bana (bkz: podos) armağan etmişti. ona tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mustafa kemal atatürk.
devamını gör...

kadınlarda ki doğum bölgesi, leğen kemiğinin iç kısmı.
devamını gör...

genelde başkaları yüzünden sonu hüsran olacak durumdur.
devamını gör...

devlet kendi vatandaşını ötekilerden ayırırken tarafları karıştırmış
devamını gör...

tasavvufta, insanın hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya aşırı bir şekide bağlanmasıdır.
bitmek bilmez güçlü arzuların peşinde koşmak, kendine çok büyük hedefler koymak, arzularına gem vurmamak, tamahkar olmak demektir.
devamını gör...

m. ö bile insanların harır harır bilimle uğraştığını, dünyanın yuvarlak olduğunu keşfettiğini, güneşin ne kadar uzakta olduğunu hesaplayan kanıtların bulunması, m.s 7. yyda gerçekleştiğine inanılan bir olgunun hiçbir bilimsel veya tarihi kaynakta geçmemesi olağanüstü şüphelidir. evet, inanç meselesine girersek bir tanrının olduğuna inanırsak bu olayın sadece bir kesimin görmesi için eyleme konulduğunu, diğerlerinin görmemesi için tanrısal bir gücün müdahele ettiğini söyleyebiliriz. ben de derim ki; o inanmıyorsa, onlar inanmıyorsa neden somut bir kanıtı onlara peygamber vasıtasıyla gösterdin de başka insanların senin varlığına inanması için gerekli olan o mücizeyi görmesine engel oldun. kuntu kenze hadisine göre bilinmek istenen bir tanrı bunu somut olarak çok kolay başarabilecekken neden inanmalarını ister de bilmelerini istemez.
devamını gör...

ağırlık. 6.50 miyop gözlüğü istersen nasa'dan al, o gözlük burnuna kulaklarına oturacak. sırf bu yüzden lens kullanıyorum.
başka problemleri de şöyle sıralayabiliriz:
görüş açısı
buğulanma
düşürüp kırma ihtimali
devamını gör...

bir john carpenter filmidir.

john carpenter’ın filmleri için gördüğü geç kalmış takdirin örneklerinden biridir. 1988 yılında yayınlandığında çok küçük bir başarı kazanıp olumsuz eleştirilen filmin daha sonra efsaneler arasına girmesi belki yönetmenin kendi zamanının çok ötesinde yaşıyor ve düşünüyor oluşundan kaynaklanıyor olabilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dünyayı yönetmek için gerekli olan şey insanlara statükonun devam ettirilmesinin önemini kabul ettirmektir. bundan sonra da onları tüketmeye, üremeye ve uyum sağlamaya alıştırınca artık toplum tam da muktedirlerin istediği gibi akar gider.

tüketim en büyük güçtür muktedirlerin elinde. siz tüketim bağımlısı oldukça yönetilmemiz daha kolay olacak ve denetim altında tutulmanız için fazladan bir çabaya gerek kalmayacaktır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yönetici, hükmeden sınıf başlarda size yalanlar söyleyerek ürünler satmaya çalıştı. örneğin erken dönem sigara reklamlarında sigaranın sağlığa ne kadar faydalı olduğundan, akciğerleri temizlediğinden ve nefes almayı kolaylaştırdığından bahsetmekte idi. ama bu işe yarasa da yeterli değildi.

o zaman subliminal mesajlar yoluyla tüketimi arıtmak daha mantıklı gelmeye başladı. böylelikle buruşturulmuş sigara paketleri şehrin dört bir yanına atıldı. insanlar sürekli aynı marka sigaranın boş paketlerini gören insanlar bundan etkilenerek sigara, özellikle o marka sigara tüketmeye başlar. elbette bu sa tüketim çılgınlığının artışına yol açar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
john carpenter çok farklı bir bakış açısıyla uzaylı bir grup tarafından tüketmek, üremek, uyum sağlamak ve sonunda da itaat etmek için gizlice baskı altında tutulan bir şehrin hikayesini anlatır. her şey bir güneş gözlüğü ile ortaya çıkar.
devamını gör...

porta aurea ya da yaldızlı kapı ya da yedikule kapısı olarak bilinen, ii. theodosius tarafından 413 yılında yaptırılan, yedikule'de bulunan istanbul sur kapılarından biri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
altın kapı, ortada bulunan büyük kemerli kapı ile iki yanında bulunan iki küçük kemerli kapıdan oluşur. bu kapı savaştan dönen imparatorlar için tören yapmak ve imparatorların alayıyla şehre girmesi için kullanılmış. imparatorlar şehre girerken orta kapıdan zafer elde ettikleri zaman geçerlerdi. küçük kemerli kapılar halk içindi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kapının üzerinde ''avea saecla gerit qui portam constrvit auro''* ve ''haec loca thevdosivs decorat post fata tyranni”* yazan kitabeler bulunuyordu. buradan altın kapı'nın bir zafer takı olduğunu, imparatorun bu kapıyı bir zaferin ardından inşa ettirdiğini anlıyoruz.
altın kapının iki tarafında kuleler bulunuyor. kulelerin üzerinde yine günümüze ulaşmamasına rağmen nike heykellerinin bulunduğu, kapının üzerinde ise fil heykelleriyle beraber ii. theodosius'un heykeli bulunduğu düşünülüyor. ilk fotoğrafta görebiliyoruz.
altın kapı adını gerçekten altından yapılmış kapılardan alıyor ama 1204 latin istilasıyla beraber kapılar kaçırılmış ve günümüze ulaşamamış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
altın kapıdan şehre girdiğinizde, önünüzde uzanan fotoğraftaki yolu takip ettiğinizde sizi osmanlı'daki divan yoluna (günümüzdeki eminönü'ne giden tramvay yolu) bağlanarak sultanahmet'e kadar götürüyor.
istanbul'un fethinden sonra altın kapı ve kulelere üç kuleli bir sur eklenerek yedikule hisarı inşa edildi. bugün yedikule hisarı açık hava müzesine dönüştürülmüş durumda. randevu alarak rehber eşliğinde restorasyonu bitmiş iki kuleyi gezebilir, surlara çıkarak istanbul'u seyredebilirsiniz. çok bina var ama. evet.

paylaştığım bilgileri yedikule hisarı rehberinden öğrendim, kaynak olarak şurayı bırakayım.
görsel kaynak: birinci fotoğraf için kaynak
diğer iki fotoğraf için kaynak: ben.
devamını gör...

pek bi' sevdiğim ingiliz şarkıcı. womanizer konser performansı da ayrı güzeldir.

devamını gör...

kafiyeli olmasına rağmen yine de zor ezberlenen dualardır. küçük tatlı bir mümin adayı iken kuran kursunda bu duaları ezberleyene kadar alnımın damarı çatlamıştı. oysa ezberim iyiydi tabii kunut dualarını görene kadarmış meğer.
devamını gör...

tercih etmeyenlere çok kırgınım!!!
fetö zamanı, bilekten 3 parmak yukarı erkek mayoları vardı, güneşlenirken sık sık kusardım. gittikleri, bittikleri günden beri kusmuyorum fakat çevremi keserken keyif de almıyorum...
uzun zamandır deniz dibindeyim, hepi topu üç* adet slip mayo tercih eden adam gördüm.
yangınlar belimizi büktü, turist gelmedi bu sene, ahhhh ingilizler ahhh nerelerdesiniz!!!
araplar semizotu yaprağı misali her yerde bitiyorlar. peştemali bacaklara dolayıp oturuyorlar. habibi, yallah yallah diyorum, bön bön bakıyorlar. habibi hamam filmini mi izledin diye sorasım geliyor, soramıyorum.
ne zaman bitecek bu şekilci ahlakçılık? erkek baldırlarına özellikle kalın erkek baldırlarına hastayım. hele bir de file çorap giyindiklerinde!!!
slip mayo giyinmekten çekinmeyin, zira yiğidin malafatı meydanda olur!
devamını gör...

george orwell tarafından yazılmış kitap. siyasi bir hiciv romanıdır, bir stalinizm eleştirisidir.




çiftlikte koca reis isminde bir bilge domuza çiftlikteki herkes saygı duyardı. koca reis insanların çiftlikten kovulmasını, yönetimin işçi (hayvan) sınıfına kalması gerektiğini düşünüyordu. bu fikrini çiftlikteki hayvanlara yaptığı konuşma ile aşılamayı başarmıştır. koca reis konuşmasından birkaç gün sonra uykusunda ölür.

hayvanların en zekileri olarak bilinen domuzlardan en yeteneklileri olan snowball ve napoleon örgütlenmek için harekete geçerler. bir gün bay jones’un hepsini aç bırakması ve birkaç işçinin hayvanları kırbaçlaması sonucunda hayvanlar isyana başlarlar. ayaklanma başarıyla sonuçlanmış, jones çiftlikten kovulmuştur. artık çiftliğin adı beylik çiftliği değil, hayvan çiftliği'dir.

domuzlar bu olaydan sonra çalışmalar yapar ve hayvancılığın temel ilkelerini 7 emir altında toplar.


7 emir şöyledir:
iki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin
dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin
hiçbir hayvan giysi giymeyecek, yatakta yatmayacak, içki içmeyecek
hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecektir
bütün hayvanlar eşittir

zamanla napoleon ile snowball'ın arası bozulmaya başlar. snowball'ın fikri ile yel değirmeni yapmaya karar verilir. yel değirmeni sayesinde hayvanların çalışma süresi kısalacak, sadece 3 gün çalışılacaktı. napoleon ile snowball yel değirmeni hakkında hayvanların önünde konuşma yaparlar. snowball'ın konuşması sırasında napoleon'un kendi özel eğittiği köpekleri snowball'a saldırır, bu saldırı snowball'ın çiftlikten kaçmasına sebep olur.

bu saatten sonra snowball her kötü şeyin üzerine atıldığı bir günah keçisi hâline gelir, napoleon ise tek adam olmuştur.
napoleon yaptırdığı propagandalar ile hayvanları kendine hayran bırakmayı başarmış, napoleon çiftlik halkının kahramanı olmuştu.
napoleon yel değirmeni fikrini hayata geçirmeye çalışır, bu sırada hayvanlara yel değirmeni fikrnin aslında napoleon'a ait olduğu anlatılır. yel değirmeni inşası sırasında başlarına gelen her talihsizliği kaçtığı günden beri ortalıklarda olmayan snowball'ın üzerine yıkıarlar.

yönetimi eline alan domuzlar 7 emir üzerinde oynama yapmaktan geri kalmazlar, birkaç hayvan bir domuzu 7 emir üzerinde değişiklik yaparken görmüşlerdir. bu değişiklikler sonucunda 7 emir o kadar yozlaşmıştır ki artık tüm hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir halini alır .artık domuzlar insan gibi davranıyor, bay jones'in evinde kalıyor, içki içiyor, giysi giyiyorlardır. devrimin olduğu günün üzerinden uzun zaman geçmiştir, artık o günü yaşayan hayvanlar yaşlanmış, sayıları azalmıştır. hayvanlar artık bay jones'in yönetiminde olduğundan daha zor şartlar altında yaşıyor, daha az yemek yiyor ve daha çok çalışıyordur. ancak artık o eski dönemleri hatırlayan neredeyse kimse kalmamışltır.

bir akşam çiftliğe gelen çiftçiler her şeye özellikle yel değirmenine hayran kalmışlardı. akşam kahkahalar şarkılar yükselirken diğer hayvanlar evin bahçesinden gizlice izlemeye başladılar. bay pilkington masada esprisini yaptı: “sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız bizler de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız.” espri masayı kahkahaya boğmuştu. bazı kararlar alınmıştı: bugüne kadar çiftlikteki hayvanlar arasında birbirlerine “yoldaş” demek salakça bir alışkanlıktı, bu alışkanlığa son verilecekti. çiftlik yeniden beylik çiftlik adıyla bilinecekti.
diğer hayvanlar artık domuzlar ile insanları birbirinden ayırt edemiyorlardı.
devamını gör...

kendisine engel atmadım ve mesajlarım da kapali değil ama ben kimseye nedense mesaj atamıyorum. bişey oldu benim sözlüğe galiba.

edit : kapalıymış ben açtım :d kusura bakma
devamını gör...

baya bir güldüğüm başlık. ben sanat tarihi ile epey yakından ilgili biri olarak, şu ana kadarki ilişkilerimden sadece birinde partnerim benim belki yarım kadar ilgiliydi ressamlarla fakat hiçbiri ile iletişimsizlik, sessiz ve sıkıcı bir ortama maruz kalma gibi bir durum yaşamadım.
hiç kimse tek bir alana ilgi duymaz.
partnerim ressam adı sayamıyor olabilir ama ben de beş futbolcu adı sayamam.
yine de konuşabilecek çok fazla ortak ilgi alanımız var. hatta farklı ilgi alanlarımız olması birbirimizden çok fazla şey öğrenebilmemizi sağlıyor. ben onu ilgiyle dinliyorum, o da beni.
t: birden fazla kez yaptığım eylem.
devamını gör...

an itibari ile serbest bırakılan koyunlardır. arkadaşlar gündemde tutalım. böyle giderse bu koyunlar her istediği yerde otlamaya başlayacak. bu gün tigem arazisinde otlayan, mazallah yarın öbür gün birilerinin sarayının bahçesinde otlar. bu ülkede anayasa var kurallar var. bu kanun nizam tanımayan koyunların yaptıklarının bir karşılığı olması gerekli.


chp'li mahmut tanal'ın meclis'te gündeme getirdiği, tarım işletmeleri genel müdürlüğü'nün arazisinde otladıkları gerekçesiyle gözaltına alınan koyunlar serbest bırakıldı.

güvenlik soruşturması teklifinin meclis’teki görüşmeleri sırasında chp’li vekil mahmut tanal, ceylanpınar’da tarım işletmeleri genel müdürlüğü'nün (tigem) arazisinde otladıkları gerekçesiyle çok sayıda koyunun gözaltına alındığını duyurdu. tanal'ın "hayvanları serbest bırakın" çağrısı üzerine içişleri bakan yardımcısı gerekli işlemlerin ardından 35 koyunun serbest bırakıldığını bildirdi.

muhalefetin eleştirilerinin odağındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kanun teklifi’nin görüşüldüğü meclis genel kurulu birleşimine, “koyunların gözaltına alındığı” tartışması gündeme geldi. chp istanbul milletvekili avukat mahmut tanal, urfa'nın ceylanpınar ilçesinde kurulu bulunan, tarım ve orman bakanlığı bünyesindeki tigem ceylanpınar tarım işletmesi müdürlüğü arazisinde otladıkları gerekçesiyle çok sayıda küçükbaş hayvanın alıkonularak, kurumun “hayvan gözaltı merkezlerine” götürüldüğünü belirtti.

tanal: ceylanpınar’da koyunlar gözaltında
komisyon sıralarında oturan içişleri bakan yardımcısı mehmet ersoy’a çağrıda bulunan tanal, "şanlıurfa ili ceylanpınar ilçesinde 100 tane koyunu bugün gözaltına almışlar. sayın bakan yardımcım. koyun gözaltına alınır mı? bu koyunların gözaltına alınması hem hayvancılığın geliştirilmesine hem de üretimin geliştirilmesine aykırı, anayasa'ya aykırı” dedi.

“türkiye'de insanlar gözaltına alınıyor da koyun ve kuzular da şu anda gözaltına alınıyor başkanım” ifadelerini kullanan tanal, “yani türkiye içişleri bakan yardımcısısınız, bu konuda gereğini yapın, hayvanları serbest bırakın!” diye konuştu.

akp grubu adına söz isteyen kırıkkale milletvekili ramazan can’ın kürsüye çıktığı esnada da tepkisini sürdüren tanal, “başkanım, bu koyunların terörle iltisakı mı var, bağlantısı mı var? ya, bu koyun, kuzu allah'ın yarattığı o merada ot yiyor, ot! orada allah'ın verdiği suyu içiyor” dedi.

bakan yardımcısı: 35 koyun serbest bırakıldı!
meclis başkanvekili haydar akar ise içişleri bakan yardımcısı mehmet ersoy’un kendisine ilettiği bilgi notunu, “mahmut bey, sayın bakan yardımcısı gerekli görüşmeleri yaptı. tigem arazisinde kendilerine tahsis edilen alanın dışında çıkarak hayvan otlatan ve araziye zarar veren hayvan sahiplerinin 35 koyun için kabahatler kanunu'nun 68'inci maddesi gereğince tigem tarafından işlem yapılmış ve koyunlar serbest bırakılmış. sahiplerine iade edilmiş” şeklinde okudu.


link
devamını gör...

bir anton çehov öyküsüdür.

yazarın bu öyküsü 1894 yılında bir dergide yayımlanmış. felsefi, psikolojik bir öykü. bu öykü lev tolstoy abinin övgüsünü kazanan bir eser.
hakikatten övülecek bir kitap. keyifle elime aldım ve bitirdim. zaten elli sayfalık bir öykü. hemen eriyip bitiyor.

öyküye gelecek olursak kovrin isimli karakter kendisini dahi olarak görüyor. tanrının bunu seçtiğini ve özel bir kul olduğunu düşünüyor. manyağın teki esasında.
yazar bu karakter üzerinden delilik ve dahilik arasındaki ilişkiyi inceliyor.

çehov bu hikayeyi yazarken kendisinden ve gördüğü bir rüyadan esinlenmiş. çehov bir gün uyurken rüyasında tarlaların üzerinde uçan bir kara keşiş görüyor ve uyandığında bu hikayeyi yazmaya karar veriyor. kitapta zaten karakterimiz kara keşişle bol bol muhatap oluyor.

çehov zaten kendisi bir hekim olduğu için böyle hikayeleri müthiş gözlem yeteneğiyle beraber çok iyi yazıyor. ister istemez bir çehov eseri olunca hemen "altıncı koğuş" kitabıyla karşılaştırdım. bence "altıncı koğuş" kitabı daha güzeldi daha çarpıcıydı. bu eseri onun kadar olmasa bile güzel bir eser.
tavsiye ederim. kısa ve güzel bir öykü.


kitabı okurken bol bol şunu düşündüm. karakterimiz kovrin bol bol kara keşişle sohbet ediyor ve mutlu hissediyor. tamam bu normal bir şey değil hayali biriyle konuşuyor ama mutlu oluyor. sonra tedavi olduktan sonra kara keşişle karşılaşmıyor ve mutsuz bir hayat sürüyor. yazar bu ikilemi insana düşündürtüyor.
karakter sürekli bu duruma sitem ediyor. kendisine üzüldüm. yazarın bunları okuyucuya düşündürtmesi hoşuma gitti.
okuyucuya soru sorduran ve düşündürten eserleri seviyorum. çehov bunu iyi yapıyor. sağ olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim