bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
kapalı kapılar ardında da rahat yok. senkronize laf soktular bak hele bak.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
sabahtan akşama kadar hayatımı yazıyorum. sonrada yazdıklarımı oynuyorum sahneye çıkıp.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın canlarım, ciğerlerim, bal peteklerim. içinizden biri bana bugünün güzel geçeceğini söylesin de inanayım. şaka şaka, hayat güzel. *
bugünü dolu geçirmeye karar verdim. sevdiğim fakat kadın düşmanı olduğundan gözüme batan italyan yazar cesare pavese'in kitabı geçti elime. okuyup okuyup sizleri de bilgilendireceğim. *
kitap bilgilendirme editi: #511516.
güncelenen eklemelerle birlikte.
bugünü dolu geçirmeye karar verdim. sevdiğim fakat kadın düşmanı olduğundan gözüme batan italyan yazar cesare pavese'in kitabı geçti elime. okuyup okuyup sizleri de bilgilendireceğim. *
kitap bilgilendirme editi: #511516.
güncelenen eklemelerle birlikte.
devamını gör...
namaz kılmak
islamın ilk şartıdır.
kuran'da birçok ayet, namaz kılmayanın münafık ve şirk ehli olduğunu bildirir.
ayrıca, yine birçok ayet namaz kılanların da müşrik olduğunu bildirir.
enteresan bir durum? müslüman olduğunu iddia edenlerin, kuranı tekrar tekrar ve dikkatlice tekrar okuması gerekiyor (türkçe mealiyle)
kuran'da birçok ayet, namaz kılmayanın münafık ve şirk ehli olduğunu bildirir.
ayrıca, yine birçok ayet namaz kılanların da müşrik olduğunu bildirir.
enteresan bir durum? müslüman olduğunu iddia edenlerin, kuranı tekrar tekrar ve dikkatlice tekrar okuması gerekiyor (türkçe mealiyle)
devamını gör...
tüm eş cinsellerin kendisine yürümek istediğini sanan hetero erkek
bazıları vardır ki sırf bu yüzden eşcinsel biriyle arkadaş olmak istemezler ki kendi tercihleridir ama her erkeği kendisine yürüyor sanan kadınlara da kezban sıfatını yapıştırmaktan çekinmezler. işte bu iki yüzlülüktür.
devamını gör...
bildirim ve mesaj butonları çalışmayanlar için alternatif
ben de diyorum bugün 30-40 tane mesaj almam gerekiyordu.
meersem çalışmıyormuş.
meersem çalışmıyormuş.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
(bkz: yoldaş yoldaşa yürümez)
devamını gör...
yazarların en büyük eksikliği
benim için kesinlikle özgüvendir.
bazı işleri yapamam diyorum, başkaları koyuluyor yapmaya fakat bakıyorum ben daha iyi yaparmışım onlar kadar kendime güvenmiyormuşum sadece.
bazı işleri yapamam diyorum, başkaları koyuluyor yapmaya fakat bakıyorum ben daha iyi yaparmışım onlar kadar kendime güvenmiyormuşum sadece.
devamını gör...
beni vur
bir ahmet kaya şarkısıdır. ayrıca deniz tekin de muhteşem bir şekilde coverlamıştır. bir de benden dinleyiniz efenim...
kendi sesimden
kendi sesimden
devamını gör...
eskiden daha pahalı olan şeyler
emeğimizin karşılığı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
insanlığımın, utanmaz yüzleri.
yüzülsün derileriniz.
küçücük bir kız çocuğu,
kırlarda gezinirken,
şarkılar söylerdi.
ruhumun, kirli yüzleri.
kan emiciler, emsin ruhlarınızı
on iki yaşında bir melek,
koşturup oynarken,
mutluluktan uçardı.
beynimin örümcek ağları.
süpürgeler koparsın etlerinizi.
minicik bir yürek,
hayaller kurarken,
saçlarına çiçekler takardı.
yüreğimin karanlık odaları.
kendi kanlarınız, bassın yuvalarınızı.
geleceğimiz, prensesimiz,
bir yaratığın ayak seslerini duyarken,
ayağına taşlar takıldı.
umutlarımın katilleri.
hücreler paklasın benliğinizi.
canımız ciğerimiz,
çirkin sesler yakınlaşırken,
panikten düşeyazdı.
yazımı kışa çevirenler.
fırtınalar boğsun sizi.
insanımız, kardeşimiz,
üstüne çöken vahşetle,
mücadele bile edemedi.
canı çok yanarken,
eli bir taşa çarptı.
canı acıdıkça,
tırnaklarını taşa geçiriyordu.
kahrolan taş dile geldi de,
meleğin tırnaklarına yön vererek,
neler yaşadığını anlattı bize.
ciğerimizi yaktı çığlıkları.
gökyüzü; karardı, şimşeklerini saldı üzerimize.
acıyla karışık, koca koca dolular yağdırdı.
umutlarımın katilleri.
vicdanlarınız boğsun sizi.
yüzülsün derileriniz.
küçücük bir kız çocuğu,
kırlarda gezinirken,
şarkılar söylerdi.
ruhumun, kirli yüzleri.
kan emiciler, emsin ruhlarınızı
on iki yaşında bir melek,
koşturup oynarken,
mutluluktan uçardı.
beynimin örümcek ağları.
süpürgeler koparsın etlerinizi.
minicik bir yürek,
hayaller kurarken,
saçlarına çiçekler takardı.
yüreğimin karanlık odaları.
kendi kanlarınız, bassın yuvalarınızı.
geleceğimiz, prensesimiz,
bir yaratığın ayak seslerini duyarken,
ayağına taşlar takıldı.
umutlarımın katilleri.
hücreler paklasın benliğinizi.
canımız ciğerimiz,
çirkin sesler yakınlaşırken,
panikten düşeyazdı.
yazımı kışa çevirenler.
fırtınalar boğsun sizi.
insanımız, kardeşimiz,
üstüne çöken vahşetle,
mücadele bile edemedi.
canı çok yanarken,
eli bir taşa çarptı.
canı acıdıkça,
tırnaklarını taşa geçiriyordu.
kahrolan taş dile geldi de,
meleğin tırnaklarına yön vererek,
neler yaşadığını anlattı bize.
ciğerimizi yaktı çığlıkları.
gökyüzü; karardı, şimşeklerini saldı üzerimize.
acıyla karışık, koca koca dolular yağdırdı.
umutlarımın katilleri.
vicdanlarınız boğsun sizi.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
kafa sözlük'ün sıradan bir interaktif sözlükten ziyade bir sivil toplum örgütü gibi fonksiyona sahip olduğunu gözler önüne bir kez daha seren yardım kampanyasıdır. güzel gönüllü insanlar var olduğu sürece bu dünyada yaşamak için bir neden vardır demektir.
gezegenimizin sadece biz insanlara ait bir yer olmadığını ve doğrudan ya da dolaylı olarak yaşam alanlarını istila etmek mecburiyetinde kaldığımız hayvanlara da bir vefa borcumuz olduğunu daima hatırlamalıyız. zaten iyi insanlar bunu hiç göz ardı etmiyor. bu da bunun nişanesi.
teşekkürler güzel insanlar!
gezegenimizin sadece biz insanlara ait bir yer olmadığını ve doğrudan ya da dolaylı olarak yaşam alanlarını istila etmek mecburiyetinde kaldığımız hayvanlara da bir vefa borcumuz olduğunu daima hatırlamalıyız. zaten iyi insanlar bunu hiç göz ardı etmiyor. bu da bunun nişanesi.
teşekkürler güzel insanlar!
devamını gör...
aykut (yazar)
ismini aşırı merak ettiğim yazar artı mod.
bence aykut değil, ciddiyim.
edit: doğum günüymüş. yanlışlıkla bir erkeğin doğum gününü kutlayacağım için şu an üzgünüm..
doğum günü kutlu olması gereken yazar..
bence aykut değil, ciddiyim.
edit: doğum günüymüş. yanlışlıkla bir erkeğin doğum gününü kutlayacağım için şu an üzgünüm..
doğum günü kutlu olması gereken yazar..
devamını gör...
the best of youth
* bana, dünyadaki hovarda ömrünü tamamlamak için 7 saatin kaldı derlerse eğer, 50 dakika içinde sevdiğim birkaç insanın sesini son kez dinleyip bir de bu dünyaya son kez çabucak unutulacak afili birkaç cümleden oluşan bir veda mektubu savurduktan sonra kalan 6 saat 10 dakika her anın tadına vara vara izleyeceğim filmdir.
zaten bir gün çaat diye bana son 7 saatin var derlerse ne yapacağım bilemem, en azından bu filmi izlemiş olmak bana bu fikri verdi.
peki ben bu abartılı cümleleri az evvel filmi bitirmiş ve onun sarsıcı etkisi altında mı yazıyorum? elbette hayır. nerden baksam üç yıl olmuştur bu filmi izleyeli. ama öyle güzel öyle içten öyle sıcaktı ki halen bu mübalağalı satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
1960’lardan 2000lere kadar iki kardeşin hayatını ele alan bu filmde, aile, kardeşlik, idealler, tercihler, değişen fikir yapıları gibi meselelere dair çok güzel ipuçları ediniyor insan. yine bu filmle beraber insanın hayatı boyunca yaşaması muhtemel birçok duyguyu altı saat içinde güçlü şekilde tecrübe ediyoruz. senaryosu ile birçok ödül almasının yanında bu kadar uzun bir filmi tatlı tatlı seyretmemizde yönetmenin çok büyük başarısı olduğunu düşünüyorum. italyanların bize benzeyen özellikleri de filmi sıcak bulmak için bir etken. ayrıca italya’nın sosyal, kültürel, siyasi yapısı ve yıllar içindeki değişimine dair de güzel çıkarımlar yapabiliyoruz.
yönetmen koltuğunda marco tullio giordana’nın oturduğu bu film 2003 yapımı. italya’nın en önemli ödüllerinden biri olan david di donatello ödüllerinin 2004 yılındaki en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu gibi bütün ödüllerini süpürmüştür. 2003 cannes film festivalinde belirli bir bakış ödülünü almıştır. film iki ayrı bölüm olarak gösterime girdiği için birçok yerde iki part şeklinde karşılaşılması mümkündür. nerede okuduğumu hatırlayamadığım için teyit edemediğim bir bilgiye göre de dizi olarak planlandıktan sonra film olarak çekilmeye karar verilmiştir.
genel olarak ağır bir tempoda ilerliyor gibi görünse de ilk başından itibaren kendi içine çeken bir yapısı var filmin. sıcak bir anlatım tarzı ile beraber uzun sürmesi nedeniyle de film biterken boşluktan düşme hissini bu filmin sonunda daha belirgin yaşayabilirsiniz. bu kadar uzun olmasına rağmen farklı blog veya film izleme sitelerinde, izleyenlerinin filmi favori filmleri arasına almaları da filmin etkisi hakkında fikir veriyor. kısacası evde geçirdiğiniz bir cumartesi akşamı yahut hayattan sıyrılmayı dilediğiniz bir gün bu filme vakit ayırmakla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.
ayrıca hasta bir karakteri canlandıran jasmine trinca, sen bu dünya için biraz fazlasın.
zaten bir gün çaat diye bana son 7 saatin var derlerse ne yapacağım bilemem, en azından bu filmi izlemiş olmak bana bu fikri verdi.
peki ben bu abartılı cümleleri az evvel filmi bitirmiş ve onun sarsıcı etkisi altında mı yazıyorum? elbette hayır. nerden baksam üç yıl olmuştur bu filmi izleyeli. ama öyle güzel öyle içten öyle sıcaktı ki halen bu mübalağalı satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
1960’lardan 2000lere kadar iki kardeşin hayatını ele alan bu filmde, aile, kardeşlik, idealler, tercihler, değişen fikir yapıları gibi meselelere dair çok güzel ipuçları ediniyor insan. yine bu filmle beraber insanın hayatı boyunca yaşaması muhtemel birçok duyguyu altı saat içinde güçlü şekilde tecrübe ediyoruz. senaryosu ile birçok ödül almasının yanında bu kadar uzun bir filmi tatlı tatlı seyretmemizde yönetmenin çok büyük başarısı olduğunu düşünüyorum. italyanların bize benzeyen özellikleri de filmi sıcak bulmak için bir etken. ayrıca italya’nın sosyal, kültürel, siyasi yapısı ve yıllar içindeki değişimine dair de güzel çıkarımlar yapabiliyoruz.
yönetmen koltuğunda marco tullio giordana’nın oturduğu bu film 2003 yapımı. italya’nın en önemli ödüllerinden biri olan david di donatello ödüllerinin 2004 yılındaki en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu gibi bütün ödüllerini süpürmüştür. 2003 cannes film festivalinde belirli bir bakış ödülünü almıştır. film iki ayrı bölüm olarak gösterime girdiği için birçok yerde iki part şeklinde karşılaşılması mümkündür. nerede okuduğumu hatırlayamadığım için teyit edemediğim bir bilgiye göre de dizi olarak planlandıktan sonra film olarak çekilmeye karar verilmiştir.
genel olarak ağır bir tempoda ilerliyor gibi görünse de ilk başından itibaren kendi içine çeken bir yapısı var filmin. sıcak bir anlatım tarzı ile beraber uzun sürmesi nedeniyle de film biterken boşluktan düşme hissini bu filmin sonunda daha belirgin yaşayabilirsiniz. bu kadar uzun olmasına rağmen farklı blog veya film izleme sitelerinde, izleyenlerinin filmi favori filmleri arasına almaları da filmin etkisi hakkında fikir veriyor. kısacası evde geçirdiğiniz bir cumartesi akşamı yahut hayattan sıyrılmayı dilediğiniz bir gün bu filme vakit ayırmakla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.
ayrıca hasta bir karakteri canlandıran jasmine trinca, sen bu dünya için biraz fazlasın.
devamını gör...
istiklal caddesi
artık bırak geçmeyi, üzerine yazılıp çizilenleri bile okumaktan imtina ettiğim yer haline gelen caddedir. (eski ismiyle cadde-i kebir)
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.
ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.
zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.
bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.
istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.
galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.
ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.
zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.
bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.
istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.
galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
devamını gör...
alttaki yazara sor
-ben içmiyorum, afiyet olsun..
ne zamandır sözlüktesin?
ne zamandır sözlüktesin?
devamını gör...
binbir zahmetle ulaşılan eski yakın arkadaşın buz gibi davranması
üzücü bir durum. değişenin sadece zaman olmadığı, insanların da zamanla değişeceğini bir kez daha hatırlarız.
devamını gör...