bak şuradan sektir git
bu bence kanuna karşı hile yolu oluyor. sözlük istiyor ki güzel türkçemizi düzgün kullanalım. ısrarla küfür yasağını delmek adına etrafından dolaşmaya çalışmanın mantığını anlamıyorum.
yasak olanı yaparak bir çeşit tatmin duygusu mu bilmiyorum ama ben olsam şekil olarak küfür olmasa da küfüre gönderme yapan tanımları da küfür diye kabul ederim.
yasak olanı yaparak bir çeşit tatmin duygusu mu bilmiyorum ama ben olsam şekil olarak küfür olmasa da küfüre gönderme yapan tanımları da küfür diye kabul ederim.
devamını gör...
ot gibi yaşadığı halde günlük tutan birey
hadi yine iyisin elem kız bugünde ot olmuşsun.
günlük tutmak benim için kendime anı hediye etmek demek.
dedemi kaybettiğimde, amcalarım gittiğinde küçük zihnimin bana neler düşündürdüğünü, annem yanımda değilken evsiz ocaksız hissettiğimi hatırlamak, unutmamak istedim.
ilk aşık olduğum günü, ilk yalnız geçirdiğim geceyi, hastalandığımda yanımda yanımda kimse yok diye 4 sene sonra ilk kez anne diye ağladığımı bilmek demek.
hele şimdi daha değerli biliyor musunuz? annem hatırlamıyor bazı şeyleri ameliyattan sonra, komşumuz nasılsın diye seslendi geçen balkonda görünce bizi. hal hatır, hoş beş derken komşumuz ben de böyle olmuştuk dedi ameliyattan sonra. anacağım aa sen ne ameliyatı oldun dedi. komşucum şok! ee nasıl bilmezsin geldin ya geçmiş olsuna dedi, annem yok gelmedim filan derken... annem dedim hatırlamıyor bıdı bıdı abla ondan öyle dedi dedim.
şimdi ben bu güzel günlerimi, hislerimi, adımlarımı "ot" diyerek kendime çöpe mi atayım?
insan anılarından ne kolay vazgeçer olmuş.
hayreti mucip!
günlük tutmak benim için kendime anı hediye etmek demek.
dedemi kaybettiğimde, amcalarım gittiğinde küçük zihnimin bana neler düşündürdüğünü, annem yanımda değilken evsiz ocaksız hissettiğimi hatırlamak, unutmamak istedim.
ilk aşık olduğum günü, ilk yalnız geçirdiğim geceyi, hastalandığımda yanımda yanımda kimse yok diye 4 sene sonra ilk kez anne diye ağladığımı bilmek demek.
hele şimdi daha değerli biliyor musunuz? annem hatırlamıyor bazı şeyleri ameliyattan sonra, komşumuz nasılsın diye seslendi geçen balkonda görünce bizi. hal hatır, hoş beş derken komşumuz ben de böyle olmuştuk dedi ameliyattan sonra. anacağım aa sen ne ameliyatı oldun dedi. komşucum şok! ee nasıl bilmezsin geldin ya geçmiş olsuna dedi, annem yok gelmedim filan derken... annem dedim hatırlamıyor bıdı bıdı abla ondan öyle dedi dedim.
şimdi ben bu güzel günlerimi, hislerimi, adımlarımı "ot" diyerek kendime çöpe mi atayım?
insan anılarından ne kolay vazgeçer olmuş.
hayreti mucip!
devamını gör...
tanrıça günlüğü
natsuo kirino kitabıdır.
kadınla erkek arasında her dönemde, her çağda, zamanın her diliminde, dünyanın her bir köşesinde büyük farklılıklar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. bu farklılıklar hep erkek cinsinin lehine işlemektedir. ancak insanlar arasında sürekliliği hiç kesintiye uğramayan bu cinsiyetçi yaklaşımlar bir sona erer mi ermez mi diye düşünürken tanrılar ve tanrıçalar arasında da böyle cinsiyet ayrımcılığını göğe çıkaran yaklaşımlar olduğunu öğrenince umudum biraz kırılmadı desem yalan olur.
gözyaşı şeklinde bir ada düşünün. adanın içinde sürüp giden yaşamı. ama bu sıradan bir yaşam değil. kadınların mitolojik bir dünyada olsalar bile akıl almaz bir şekilde, sanki yüceltiliyormuş gibi gösterilip aşağılandığı bir yaşam.
kahinlik sırası bekleyen bir kız ve onun me olacağını bile bilemen kız kardeşinin yer altındaki kapkara dünyaya uzanan, ölülerle kol kola gezen, hapşırdığında bile yeni tanrılar ortaya çıkan büyük tanrılara şaşkınlıkla bakan hikayesi.
ne olursa olsun, kadın bir şekilde bedel ödemekle yükümlü. japon mitolojisine dokunarak bizi çağdaş dünyanın haksızlıklarına taşıyan bu roman tam da şu dönemde okunmalı.
kadınla erkek arasında her dönemde, her çağda, zamanın her diliminde, dünyanın her bir köşesinde büyük farklılıklar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. bu farklılıklar hep erkek cinsinin lehine işlemektedir. ancak insanlar arasında sürekliliği hiç kesintiye uğramayan bu cinsiyetçi yaklaşımlar bir sona erer mi ermez mi diye düşünürken tanrılar ve tanrıçalar arasında da böyle cinsiyet ayrımcılığını göğe çıkaran yaklaşımlar olduğunu öğrenince umudum biraz kırılmadı desem yalan olur.
gözyaşı şeklinde bir ada düşünün. adanın içinde sürüp giden yaşamı. ama bu sıradan bir yaşam değil. kadınların mitolojik bir dünyada olsalar bile akıl almaz bir şekilde, sanki yüceltiliyormuş gibi gösterilip aşağılandığı bir yaşam.
kahinlik sırası bekleyen bir kız ve onun me olacağını bile bilemen kız kardeşinin yer altındaki kapkara dünyaya uzanan, ölülerle kol kola gezen, hapşırdığında bile yeni tanrılar ortaya çıkan büyük tanrılara şaşkınlıkla bakan hikayesi.
ne olursa olsun, kadın bir şekilde bedel ödemekle yükümlü. japon mitolojisine dokunarak bizi çağdaş dünyanın haksızlıklarına taşıyan bu roman tam da şu dönemde okunmalı.
devamını gör...
ücretli öğretmenlik
devletin kendi elleri ile yaptığı emek sömürüsü. benim ile aynı öğretmenler odasında birlikte çalışan emekçi eğitimci kardeşimin emeğini sömüren sistem utansın.
tamam tüm boş kadrolara atama yapamazsın her sene mezun verdiğin bir çok öğretmen var ama en azından 10 aylık sözleşme imzala asgari ücreti taban yap üzerine ders başı ekders ver mağduriyet bu denli büyük olmasın.
tamam tüm boş kadrolara atama yapamazsın her sene mezun verdiğin bir çok öğretmen var ama en azından 10 aylık sözleşme imzala asgari ücreti taban yap üzerine ders başı ekders ver mağduriyet bu denli büyük olmasın.
devamını gör...
evren
evren hepimizin büyük evi. yaşam alanımız... keşfedilmiş milyarlarca sır ve keşfedilmeyi bekleyen belki de yine milyarlarca sır barındırıyor.
evren’in büyüklüğünü kelimelerle anlatmamız pek de mümkün değil. haliyle böylesine devasa büyük bir olgu, en az kendisi kadar devasa büyük olasılıkları da içerisinde barındırıyor. bizler insan olarak henüz görmediğimiz bir şeyin varlığını inkar edebilir miyiz ? yokluğuna kesin kanaat getirebilir miyiz ? işte evren; büyüklüğü sebebiyle keşfedilmesi hem kolay hem de zor olan bir yapıdır.
ilk olarak beyaz deliklerden başlayalım. adından da anlaşılacağı üzere var oluş şekli kara deliklerin tam tersi şekilde olduğu söylenebilir. hepimizin bildiği üzere kara delikler nesneyi, ışığı, aklınıza gelebilecek her şeyi içine çeker. beyaz delik ise kara deliklerine tam aksine dışarı iter. yani kara delik çekerken, beyaz delik itiyor. bahsetmiş olduğumuz beyaz delik yapısı henüz hiç kimse tarafından hiç bir yerde görülmedi, kayıt altına alınmadı. buna rağmen beyaz deliklerin de uzayda var olabileceği düşünülüyor. şöyle bir şey söylemek de gayet mümkün, madem kara delik içine bir şeyleri çektikçe büyüyorsa, beyaz delikler var olursa yuttuklarını aksi taraftan iteceği için hiçbir zaman büyüyemeyecekti ve yok olacaktı zamanla. ancak var olduğu ve büyüdüğü düşünülüyor yalnızca. yine de beyaz delik yapısının varlığı ihtimali bir hayli azalmış durumda.
solucan delikleri ise uzay-zaman düzlemini bir nevi delerek içinde bulunan cismi yalnızca bir kaç saniyede evren’in öteki ucuna, bilmediği başka bir tarafına gönderdiği düşünülen yapılardır. öbür ismi einstein-rosen köprüsü olan bu köprülerin var oluşunun gerekliliğini ünlü fizikçi albert einstein savunmuştur. yapılan araştırmalarda da sabit olduğu üzere halen görülmemiş veya yaşanılmamış olsa dahi bu yapının varlığının kuvvetli bir ihtimal olduğu düşünülmektedir. anlayacağınız ışınlanma işlemi gerçekleşiyor. fakat nereye gideceğimiz henüz bilinmiyor. nereye ışınlanacağımız kontrol edilebildiği taktirde insanlık için büyük fayda sağlayabilir. tabii önce var oluşunun kanıtlanması gerekli.
çoklu evrenler kuramı ise içinde yaşadığımız evren’den sonsuz çoklukta ve aynı, farklı, benzer, alakasız, alakalı, sınırlı ve sınırsız evrenin var olduğunu savunuyor. bunun tezden çıkıp kanıtlanması ise hepimizin az çok anlayabileceği gibi çok çok zor bir durum. fakat kimse kesin olarak yoktur diye bir şey söyleyemiyor. konu bir evrenken bile sonsuz ihtimaller barındırıyorsa, çoklu evrenlerdeki ihtimallerin sonsuz kere sonsuz olduğu aşikar.
evrende var olduğu düşünülen, filmlere konu olan, bir çok tez yazılan, bir çok araştırması yapılan konulardan bir diğeri ve sonuncusu olarak bahsedebileceğimiz şey ise uzaylıların varlığı. bu soru ve bu düşünce belki de insanlık tarihinin en büyük konusu.
yalnız mıyız ?
bir bakıma uzaylıların varlığı kesin. çünkü dünyamızda uzayda bulunan bir gezegen. bizler de dünyada yaşayan canlılar olduğumuza göre; uzaylılar vardır diyebilir miyiz ? bence diyebiliriz...
evren’in büyüklüğü ve durumu göz önüne alındığında, en küçük ihtimallerle de olsa hesaplamalar yapılarak, sadece samanyolu galaksisinde dahi yaşayan binlerce canlı olduğu malumumuz. fakat dünya dışındaki yaşam konusu ne yazık ki hesaplamalar ile kanıtlanabilecek bir ihtimal değil.
başka bir evrende, başka bir galakside, başka bir gezegende, küçüklü büyüklü bir yaşamın bulunması çok da şaşırtıcı olmayacaktır esasında. belki şu an da bile yakınlardaki bir gezegenden izleniyor olabiliriz, kim bilir...
evren’in büyüklüğünü kelimelerle anlatmamız pek de mümkün değil. haliyle böylesine devasa büyük bir olgu, en az kendisi kadar devasa büyük olasılıkları da içerisinde barındırıyor. bizler insan olarak henüz görmediğimiz bir şeyin varlığını inkar edebilir miyiz ? yokluğuna kesin kanaat getirebilir miyiz ? işte evren; büyüklüğü sebebiyle keşfedilmesi hem kolay hem de zor olan bir yapıdır.
ilk olarak beyaz deliklerden başlayalım. adından da anlaşılacağı üzere var oluş şekli kara deliklerin tam tersi şekilde olduğu söylenebilir. hepimizin bildiği üzere kara delikler nesneyi, ışığı, aklınıza gelebilecek her şeyi içine çeker. beyaz delik ise kara deliklerine tam aksine dışarı iter. yani kara delik çekerken, beyaz delik itiyor. bahsetmiş olduğumuz beyaz delik yapısı henüz hiç kimse tarafından hiç bir yerde görülmedi, kayıt altına alınmadı. buna rağmen beyaz deliklerin de uzayda var olabileceği düşünülüyor. şöyle bir şey söylemek de gayet mümkün, madem kara delik içine bir şeyleri çektikçe büyüyorsa, beyaz delikler var olursa yuttuklarını aksi taraftan iteceği için hiçbir zaman büyüyemeyecekti ve yok olacaktı zamanla. ancak var olduğu ve büyüdüğü düşünülüyor yalnızca. yine de beyaz delik yapısının varlığı ihtimali bir hayli azalmış durumda.
solucan delikleri ise uzay-zaman düzlemini bir nevi delerek içinde bulunan cismi yalnızca bir kaç saniyede evren’in öteki ucuna, bilmediği başka bir tarafına gönderdiği düşünülen yapılardır. öbür ismi einstein-rosen köprüsü olan bu köprülerin var oluşunun gerekliliğini ünlü fizikçi albert einstein savunmuştur. yapılan araştırmalarda da sabit olduğu üzere halen görülmemiş veya yaşanılmamış olsa dahi bu yapının varlığının kuvvetli bir ihtimal olduğu düşünülmektedir. anlayacağınız ışınlanma işlemi gerçekleşiyor. fakat nereye gideceğimiz henüz bilinmiyor. nereye ışınlanacağımız kontrol edilebildiği taktirde insanlık için büyük fayda sağlayabilir. tabii önce var oluşunun kanıtlanması gerekli.
çoklu evrenler kuramı ise içinde yaşadığımız evren’den sonsuz çoklukta ve aynı, farklı, benzer, alakasız, alakalı, sınırlı ve sınırsız evrenin var olduğunu savunuyor. bunun tezden çıkıp kanıtlanması ise hepimizin az çok anlayabileceği gibi çok çok zor bir durum. fakat kimse kesin olarak yoktur diye bir şey söyleyemiyor. konu bir evrenken bile sonsuz ihtimaller barındırıyorsa, çoklu evrenlerdeki ihtimallerin sonsuz kere sonsuz olduğu aşikar.
evrende var olduğu düşünülen, filmlere konu olan, bir çok tez yazılan, bir çok araştırması yapılan konulardan bir diğeri ve sonuncusu olarak bahsedebileceğimiz şey ise uzaylıların varlığı. bu soru ve bu düşünce belki de insanlık tarihinin en büyük konusu.
yalnız mıyız ?
bir bakıma uzaylıların varlığı kesin. çünkü dünyamızda uzayda bulunan bir gezegen. bizler de dünyada yaşayan canlılar olduğumuza göre; uzaylılar vardır diyebilir miyiz ? bence diyebiliriz...
evren’in büyüklüğü ve durumu göz önüne alındığında, en küçük ihtimallerle de olsa hesaplamalar yapılarak, sadece samanyolu galaksisinde dahi yaşayan binlerce canlı olduğu malumumuz. fakat dünya dışındaki yaşam konusu ne yazık ki hesaplamalar ile kanıtlanabilecek bir ihtimal değil.
başka bir evrende, başka bir galakside, başka bir gezegende, küçüklü büyüklü bir yaşamın bulunması çok da şaşırtıcı olmayacaktır esasında. belki şu an da bile yakınlardaki bir gezegenden izleniyor olabiliriz, kim bilir...
devamını gör...
tekerrür
tekrar eden, tekrar edilen.
devamını gör...
kürtçe
kulağa kötü gelir.
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
nerede haklı bir muhalif hareket olsa yırtık dondan çıkar gibi çıkarak haklılığı haksızlığa dönüştüren üstün çabalarının takdir edilmesi gerekenlerdir.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
devamını gör...
miralem pjanic
ahmet nur çebi ne yapmak, nereye varmak istemektedir? şaka gibi bir transfer dönemi geçiriyoruz. bana göre istikrar abidesi bir adam. lyon yıllarından beri takip ederim. roma'da da inanılmaz işler yaptı. juventus kariyeri ronaldo'nun gelmesinden sonra biraz sıkıntıya girdi zira bu adam bence ronaldo'dan çok daha iyi frikik kullanan bir adam ve en meziyetli olduğu konulardan birinde, sırf ronaldo ismi yüzünden geri adım atmak zorunda kaldı. duran top konusunda beşiktaş'a resmen nefes aldıracaktır. bakın elimizde ghezzal gibi bir kadife ayak var ama bu frikik işi başka bir uzmanlık alanı. bildiğiniz bu işin uzmanı geliyor. hiç yoksa ligde 5-6 frikik golü yazar bu adam. şampiyonlar liginde de sıkıntılı bir maçta araya bir tane frikik sıkıştırsa tadından yenmez. joseph-pjanic-alex üçlüsü ciddi anlamda umut veren bir orta saha görünümü veriyor. türkiye ligi içinse dengeleri bozacak bir orta saha. şampiyonlar liginde ise iş yapar. zaten pjanic, alex ve batman şampiyonlar ligi tecrübesi üst düzey oyuncular ve işin iyi tarafı kafalarında futbolu bitirmemiş adamlar. bunu gerek batman'in gerekse alex'in hırsından ve kendilerini gösterme çabalarından anlıyorsunuz zaten. dinamik, tecrübeli ve kendilerini yeniden ispat etmek isteyen kaliteli ayaklar bunların hepsi. böyle bir kadro mühendisliği sonrasında tek sıkıntı lig için ortaya atılan saçma yabancı kuralı. sergen bey bu işin altından nasıl kalkacak? göreceğiz bakalım.
böyle adamları bizim ligde izlemek büyük keyif olur. o yüzden şunun altını çizeyim zamanında hagi geldi hepimiz keyifle izledik. alex'i herkes keyifle izledi. rakip takım taraftarları adam daha uçaktayken adama nasıl sallarız modundan çıkıp, gerçek bir merkez orta saha oyuncusu izlemenin vereceği keyfe odaklansınlar derim. birde elbarto'nun söylediğine binaen bir şey yazmak istiyorum. necip bu camiada iyisiyle kötüsüyle ciddi emek vermiş bir adam. herhalde bir tek soyunma odasına pas pas atmamıştır. hatta onu bile yapmış olabilir.* o tarz espri kasan gariplere şunu hatırlatmak lazım; mario gomez, adriano, pepe, quaresma, guti, simao falan hep necip'le takım arkadaşlığı yaptı. necip'in alışık olduğu şeyler bunlar. gerçek bir beşiktaş emekçisi ile elbette takım arkadaşı olacaklar aksi bile düşünülemez. necip, beşiktaş'ın hatası ile sevabı ile kırmızı çizgisidir *
son olarak beni şaşırtmış transferdir. beşiktaş'a faydalı olur umarım. ha şu notu da düşmek lazım; beşiktaş şu an kadro kalitesi olarak ciddi anlamda rakiplerinin önünde gözüküyor lakin bu şampiyonluğun cepte olduğu anlamına gelmez. kadro kalitesi sahaya yansırsa ezer geçer lakin dikiş tutmadığında neler olduğunu en iyi beşiktaş taraftarı bilir. o yüzden temkinli olmakta fayda var. yalnız o değil de, pjanic geldi şimdi öyle mi? vallahi enteresan.
böyle adamları bizim ligde izlemek büyük keyif olur. o yüzden şunun altını çizeyim zamanında hagi geldi hepimiz keyifle izledik. alex'i herkes keyifle izledi. rakip takım taraftarları adam daha uçaktayken adama nasıl sallarız modundan çıkıp, gerçek bir merkez orta saha oyuncusu izlemenin vereceği keyfe odaklansınlar derim. birde elbarto'nun söylediğine binaen bir şey yazmak istiyorum. necip bu camiada iyisiyle kötüsüyle ciddi emek vermiş bir adam. herhalde bir tek soyunma odasına pas pas atmamıştır. hatta onu bile yapmış olabilir.* o tarz espri kasan gariplere şunu hatırlatmak lazım; mario gomez, adriano, pepe, quaresma, guti, simao falan hep necip'le takım arkadaşlığı yaptı. necip'in alışık olduğu şeyler bunlar. gerçek bir beşiktaş emekçisi ile elbette takım arkadaşı olacaklar aksi bile düşünülemez. necip, beşiktaş'ın hatası ile sevabı ile kırmızı çizgisidir *
son olarak beni şaşırtmış transferdir. beşiktaş'a faydalı olur umarım. ha şu notu da düşmek lazım; beşiktaş şu an kadro kalitesi olarak ciddi anlamda rakiplerinin önünde gözüküyor lakin bu şampiyonluğun cepte olduğu anlamına gelmez. kadro kalitesi sahaya yansırsa ezer geçer lakin dikiş tutmadığında neler olduğunu en iyi beşiktaş taraftarı bilir. o yüzden temkinli olmakta fayda var. yalnız o değil de, pjanic geldi şimdi öyle mi? vallahi enteresan.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
bedava yazarlık eğitimi almak gibi bir şey.. çünkü ancak yazdıkça yazma kabiliyeti gelişiyor, zihin berraklaşıyor, daha net düşünebilir hale geliyorsun.. yazmak, terapi etkisi yapıyor. yazıyorum, iyileşiyorum, çok şükür..
edit: (bkz: ziegarnik etkisi)nden kurtulmaya yardımcı oluyor çünkü yarım kalan, tamamlanmamış olayları yazınca olay zihinde tamamlanmış oluyor, artık eskisi kadar rahatsız etmiyor. mesela kızgın olduğunuz, affedemediğiniz kişileri, olayları vb. yazın, zamanla o duyguların hafiflediğini fark edeceksiniz..
edit: (bkz: ziegarnik etkisi)nden kurtulmaya yardımcı oluyor çünkü yarım kalan, tamamlanmamış olayları yazınca olay zihinde tamamlanmış oluyor, artık eskisi kadar rahatsız etmiyor. mesela kızgın olduğunuz, affedemediğiniz kişileri, olayları vb. yazın, zamanla o duyguların hafiflediğini fark edeceksiniz..
devamını gör...
konduit
içme suyunun kalitesini gösteren en önemli verilerden biri içindeki oksijen miktarıdır. şişe su alırken bile içinde oksijen miktarı en fazla olanı alın.
her neyse, konumuza dönecek olursak; sevgili arkadaşlar her hangi sebeple oksijeni azalmış su kirlenmiş sudur. sudaki oksijen miktarını arttırmak havalandırma yapma yoluyla mümkündür. sudaki havalandırmayı sağlayarak, oksijen miktarını artırmaya yönelik düzeneğe konduit denir.
bu düzenek, içme şebekesine de kurulabilir, içindeki oksijen miktarının azalması sebebiyle ekolojik dengenin bozulmasına neden olabilecek bir gölün, oksijen miktarının artırılması içinde uygulanabilir.
akvaryumlarda kullanılan, fişe taktığınız müddetçe, balıkların yaşamasını sağlayan düzenekte budur.
daha önce su kirliliği konusunda, oksijensiz solunum ve musilaj mevzuna değinmiştik. #1055119
nasıl çalıştığını göstermek için, internette bir fotoğrafını aradım ama, adam akıllı bir şekil, grafik neyin bulamadım.
su hızlandırılır ve hava ile çarpıştırılır. böylelikle oluşan basınç sebebiyle, havadaki oksijenin bir bölümünü absorbe eder. akvaryumdaki oluşan kabarcıkların verdiği mesaj aslında şudur: hızlanarak havayla çarpışan suyun içinde çok miktarda oksijen gazı var. kabarcık oluşturacak kadar.
conduit
her neyse, konumuza dönecek olursak; sevgili arkadaşlar her hangi sebeple oksijeni azalmış su kirlenmiş sudur. sudaki oksijen miktarını arttırmak havalandırma yapma yoluyla mümkündür. sudaki havalandırmayı sağlayarak, oksijen miktarını artırmaya yönelik düzeneğe konduit denir.
bu düzenek, içme şebekesine de kurulabilir, içindeki oksijen miktarının azalması sebebiyle ekolojik dengenin bozulmasına neden olabilecek bir gölün, oksijen miktarının artırılması içinde uygulanabilir.
akvaryumlarda kullanılan, fişe taktığınız müddetçe, balıkların yaşamasını sağlayan düzenekte budur.
daha önce su kirliliği konusunda, oksijensiz solunum ve musilaj mevzuna değinmiştik. #1055119
nasıl çalıştığını göstermek için, internette bir fotoğrafını aradım ama, adam akıllı bir şekil, grafik neyin bulamadım.
su hızlandırılır ve hava ile çarpıştırılır. böylelikle oluşan basınç sebebiyle, havadaki oksijenin bir bölümünü absorbe eder. akvaryumdaki oluşan kabarcıkların verdiği mesaj aslında şudur: hızlanarak havayla çarpışan suyun içinde çok miktarda oksijen gazı var. kabarcık oluşturacak kadar.
conduit
devamını gör...
kitap okumuyorum eksikliğini de hissetmiyorum diyen tip
sahiden böyle tipler var mı çevremizde? ya da ne kadar varlar? hepimiz asıp kesmişiz ama mesela benim çevremde, bir yıl içinde okuduğu kitap sayısı bir elin parmağını geçen birkaç kişi ancak vardır. çevremin geniş de olduğunu düşünüyorum. ama hiçbirinden okumamanın eksikliğini hissetmediğine dair bir şey duymadım. kaldı ki bu insanların arasında fikirlerine son derece önem verdiğim, muazzam bakış açılarına sahip insanlar var, muhabbet etmekten çok keyif alıyorum açıkçası. bunun yanında yine bu pek kitap okumayan arkadaşların neredeyse tamamı sosyal ilişkileri kuvvetli, çevresine, hayvanlara, doğaya asla kötü davranmayan insanlar. yani dönüp onlara bakıyorum ve kitap okumamalarının eksikliğini ne onların ne de benim hissettiğim bir şey göremiyorum.
bence çok yaygın tipler değildirler. ben kitap okumayan kocaman bir yığın içinde bu cümleyi sarf edenlerin azınlık olduğunu düşünüyorum. illaki bunda ısrar edenler var ise bize düşen neden eksik hissetmeleri gerektiğini izah etmektir. bunu da anlamıyorsa gülüp geçilmelidir.
bence çok yaygın tipler değildirler. ben kitap okumayan kocaman bir yığın içinde bu cümleyi sarf edenlerin azınlık olduğunu düşünüyorum. illaki bunda ısrar edenler var ise bize düşen neden eksik hissetmeleri gerektiğini izah etmektir. bunu da anlamıyorsa gülüp geçilmelidir.
devamını gör...
geceler düşman
2004 yil çıkışlı, seslendirilmesi gülay sezer tarafindan yapilmis sarki. oldukca anlamli, deyim yerindeyse sarap misali eskimeyecek, zaman gectikce guzellesecek bir parca. gulay'in yorumlamasini bir kenara, sarkinin sozleri cok derin, cok manali gelir bana.
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden
kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar
vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman
takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
devamını gör...
ikna kabiliyeti
sevemediğim bir kabiliyet. şöyle ki, her konuşma bir yerde iknadır. ikna kısa sürede ve kolayca gerçekleştiğinde değersizleşir. nihayetinde karşı tarafın belli bir düşünce yapısı ve düşünsel birikimi olduğunu kabul edersek, bunlardan kolay bir şekilde cayması, ne kendinde var olan düşünceyi ne de var olacak düşünceyi aslında benimsememiş olduğuna işarettir. son olarak karşındaki kişinin bir anda senle aynı düşünceye gelmesini beklemek de hoş değil. karşındakini yok saymaktır bu. özgürlükten yana bazı şeylerden bahsedip, karşıdaki kişinin de hemen bu noktaya gelmesini beklemek de ironik bir durum. önce kendisi muhakeme etsin sonra versin kararını. sen en azından kendi görüşünden bahsedip bir tohum ekmiş, tohum da değil, bir alternatif göstermiş olup karşıdakini özgür bir seçim yapma noktasına getirebilirsin ancak.
ayrıca ikna için kişinin kendinden de ödün vermesi gerekir. belki yaptırmak veya düşündürmek istediğiniz şeyden ödün vermezsiniz ama her durumda kişiliğinizden ödün verirsiniz. böyle olunca karşılıklı durumlar dengeleniyor, hem sizden hem ondan gidiyor. ne gerek var oysa eğip bükmek için eğilip bükülmeye. boş vermek gerek. aksi halde dışı güzel içi çirkin bir şeye dönüyoruz.
ayrıca ikna için kişinin kendinden de ödün vermesi gerekir. belki yaptırmak veya düşündürmek istediğiniz şeyden ödün vermezsiniz ama her durumda kişiliğinizden ödün verirsiniz. böyle olunca karşılıklı durumlar dengeleniyor, hem sizden hem ondan gidiyor. ne gerek var oysa eğip bükmek için eğilip bükülmeye. boş vermek gerek. aksi halde dışı güzel içi çirkin bir şeye dönüyoruz.
devamını gör...
eski türk dizilerinin yenilere bin basması
avrupa yakası, ekmek teknesi, 7 numara... ve daha niceleri.
aah ah televizyon izlemeyi özledim yahu! bin değil, on bin yüz milyon milyar basar.
aah ah televizyon izlemeyi özledim yahu! bin değil, on bin yüz milyon milyar basar.
devamını gör...
bağırarak üste çıkmak
valla mis gibi yöntem. kimse kusura bakmasın.
ben mesela çok uzatmam. varsa konuşulması gereken bir şey oturur konuşuruz, aynı fikirde oluruz olmayız mühim değil, sakince dağılırız. bir insanla karşılıklı bağıracak noktaya gelmem sahiden zordur. bu nedenle hep ortamda bi çıkıntının hedefi olmuşumdur. sessizliğim korkaklık olarak algılandı hep ya da uzatmıyorum diye umursamaz zannedildim. çok az insan duygularım olduğunun farkına varmış şekilde davrandı. oysa duygularım var. yüz üstü yatıp ağlıyorum.
ama mesela dikkat ediyorum, böyle çok kolay bağıran, hakaretler eden insanlar her zaman daha çok saygı görüyor. korkunun getirdiği o saygı ile besleniyor ve net güçleniyor. korku imparatorluğu kuruyor ve istediği gibi domine ediyor ortamı. sonra olan benim gibi en ufak saygısızlık gördüğü zaman sabrı taşıp savaş başlatan insanlara oluyor. başka insanların korktuğu için güçlendirdiği insanlar ile savaşmak zorunda kalıyoruz. sadece onunla değil, onu o hale getiren insanlar ile yine savaşıyoruz. ınsanlar sonsuz güç verdiği insanların başarısızlığını kişisel algılıyor. siyasetin cogunluk için bu denli yıkıcı olmasının altında yine bu psikoloji yok mudur?
iş yaşamında bile böyle. bir ortamda 3 yönetici var, ikisi bağırarak, hata kabul etmeden, otoritesini nefret kusarak gösteriyor, personel ve iş yaptığımız herkes onlara çok dikkatli davranıyor ve hata yapmadan çalışmaya özen gösteriyorlar. merhaba adil bey nasılsınız? eğer her şey uygunsa belirttiğim adrese yönlendirme sağlamanızı rica edebilir miyim dediğin o kişi her şeyi baştan savma yerine getiriyor. evet ona nasılsın dediğin için seni çok seviyor ama profesyonel davranmıyor. nasıl olsa hata yaparsak ses çıkarmaz diyor. bağırarak haklılığını göstermez güveni orada çok sabit duruyor.
taksiciye merhaba rica etsem bilmem nereye gidebilir miyiz dedim, resmen yalvarmana gerek yok götürürüm dedi. hizmet satın alıyorum, parası ile götürüyorsun, ben sana yalvarmam. niye gururumu kırıyorsun hayvan? ufacık bir kibarlık sonrası bile böyle orası burası oynayan o kadar çok tip var işte.
bu nedenle işte o bağıran, kaba, nezaketsiz tiplere özeniyorum ben. büyüyünce bunlardan biri olacağım. hatta belki bu tipler bir zamanlar nezaketinin sonucu olarak bu hale gelmiştir. bilebilir miyiz? bence bilemeyiz.
ben mesela çok uzatmam. varsa konuşulması gereken bir şey oturur konuşuruz, aynı fikirde oluruz olmayız mühim değil, sakince dağılırız. bir insanla karşılıklı bağıracak noktaya gelmem sahiden zordur. bu nedenle hep ortamda bi çıkıntının hedefi olmuşumdur. sessizliğim korkaklık olarak algılandı hep ya da uzatmıyorum diye umursamaz zannedildim. çok az insan duygularım olduğunun farkına varmış şekilde davrandı. oysa duygularım var. yüz üstü yatıp ağlıyorum.
ama mesela dikkat ediyorum, böyle çok kolay bağıran, hakaretler eden insanlar her zaman daha çok saygı görüyor. korkunun getirdiği o saygı ile besleniyor ve net güçleniyor. korku imparatorluğu kuruyor ve istediği gibi domine ediyor ortamı. sonra olan benim gibi en ufak saygısızlık gördüğü zaman sabrı taşıp savaş başlatan insanlara oluyor. başka insanların korktuğu için güçlendirdiği insanlar ile savaşmak zorunda kalıyoruz. sadece onunla değil, onu o hale getiren insanlar ile yine savaşıyoruz. ınsanlar sonsuz güç verdiği insanların başarısızlığını kişisel algılıyor. siyasetin cogunluk için bu denli yıkıcı olmasının altında yine bu psikoloji yok mudur?
iş yaşamında bile böyle. bir ortamda 3 yönetici var, ikisi bağırarak, hata kabul etmeden, otoritesini nefret kusarak gösteriyor, personel ve iş yaptığımız herkes onlara çok dikkatli davranıyor ve hata yapmadan çalışmaya özen gösteriyorlar. merhaba adil bey nasılsınız? eğer her şey uygunsa belirttiğim adrese yönlendirme sağlamanızı rica edebilir miyim dediğin o kişi her şeyi baştan savma yerine getiriyor. evet ona nasılsın dediğin için seni çok seviyor ama profesyonel davranmıyor. nasıl olsa hata yaparsak ses çıkarmaz diyor. bağırarak haklılığını göstermez güveni orada çok sabit duruyor.
taksiciye merhaba rica etsem bilmem nereye gidebilir miyiz dedim, resmen yalvarmana gerek yok götürürüm dedi. hizmet satın alıyorum, parası ile götürüyorsun, ben sana yalvarmam. niye gururumu kırıyorsun hayvan? ufacık bir kibarlık sonrası bile böyle orası burası oynayan o kadar çok tip var işte.
bu nedenle işte o bağıran, kaba, nezaketsiz tiplere özeniyorum ben. büyüyünce bunlardan biri olacağım. hatta belki bu tipler bir zamanlar nezaketinin sonucu olarak bu hale gelmiştir. bilebilir miyiz? bence bilemeyiz.
devamını gör...
en gurur duyulan yazarlık ilkesi
ilkesizim
devamını gör...



