günaydın sözlük
günaydın,
çocuklarımı kreşe bırakıp eve dönerken bizim apartmanın girişinde bi dolmuş gördüm. bagajı açıktı, içerisi metal duvarlı. diğer dolmuşlar gibi kumaşlı yada plastik görünümlü değil. belki biri corona olmuştur onu almaya geldiklerinde ki dolmuşlara benziyor dedim kendime. bir yandan yürüyorum apartman girişine doğru. düşüncemin üstünden saniye geçmeden bir sedye getiriyorlar. üzerinde lacivert, muşamba gibi bi şey bağlı. evet, tahmin ettiğin gibi...
bi ceset torbası.
sedyenin ayaklarını büküp, dolmuşa bindiriyorlar. yanlarından geçip merdivenlere çıkıp, arkama baktım. gri dolmuşun üzerinde bir yazı var.
ein letztes abschied. ein letztes licht.
son bir veda, son bir ışık.
asansöre doğru ilerliyorum. ölümü düşünüyorum. ne kadar yanımda olduğunu, apartmandan bir kişinin öldüğünü, o kişi hastaneye bile değil, direkt olarak torbalanıp götürüldüğünü, ve dün gece hararetli tartışmalar yaşayan, beni sesleri ile uyutmayan komşularımla bi alakası olup olmadığını.
aklım cesette. kim bilir belki yalnız yaşıyordu. belki bir ay önce öldü ve dairesinin önünden geçenler kokusundan dolayı fark edip bildirdi.
yapayalnız.
benimde başıma gelebilir, bende tekim. bir gün ölüp, bir ay sonra bulunabilirim.
bu düşünce bana çok ağır geldi. güne böyle başlamak istemezdim.
çocuklarımı kreşe bırakıp eve dönerken bizim apartmanın girişinde bi dolmuş gördüm. bagajı açıktı, içerisi metal duvarlı. diğer dolmuşlar gibi kumaşlı yada plastik görünümlü değil. belki biri corona olmuştur onu almaya geldiklerinde ki dolmuşlara benziyor dedim kendime. bir yandan yürüyorum apartman girişine doğru. düşüncemin üstünden saniye geçmeden bir sedye getiriyorlar. üzerinde lacivert, muşamba gibi bi şey bağlı. evet, tahmin ettiğin gibi...
bi ceset torbası.
sedyenin ayaklarını büküp, dolmuşa bindiriyorlar. yanlarından geçip merdivenlere çıkıp, arkama baktım. gri dolmuşun üzerinde bir yazı var.
ein letztes abschied. ein letztes licht.
son bir veda, son bir ışık.
asansöre doğru ilerliyorum. ölümü düşünüyorum. ne kadar yanımda olduğunu, apartmandan bir kişinin öldüğünü, o kişi hastaneye bile değil, direkt olarak torbalanıp götürüldüğünü, ve dün gece hararetli tartışmalar yaşayan, beni sesleri ile uyutmayan komşularımla bi alakası olup olmadığını.
aklım cesette. kim bilir belki yalnız yaşıyordu. belki bir ay önce öldü ve dairesinin önünden geçenler kokusundan dolayı fark edip bildirdi.
yapayalnız.
benimde başıma gelebilir, bende tekim. bir gün ölüp, bir ay sonra bulunabilirim.
bu düşünce bana çok ağır geldi. güne böyle başlamak istemezdim.
devamını gör...
saç uzatan erkeklere tavsiyeler
çok dikkatli bir şekilde eğer bulabilirseniz "entele otu" kullanabilirsiniz.
devamını gör...
imbolc
1 şubat'da yer alan baharın gelişi kutlamalarına verilen ad. neopaganlar için olan dini anlam ve önemine ve yaygın olan çeşitli ritüellere değineceğim.
imbolc adını irlanda bölgesinin kelt dilindeki oimelc kelimesinden alır, bu da koyun sütü demektir. bağlantılı olarak, kış sonunda yeni doğan koyunların beslendiği zamanlardan hemen önce gelir bu.
en basitinden, imbolc'un en temel noktası: şubat geldiğinde, çoğumuz karlı, soğuk mevsimden bıkmış oluruz. imbolc bize baharın geldiğini, kışın kısa bir süre sonra ortadan kaybolacağını hatırlatır. güneş biraz daha açık olur, etrafımızdaki dünya biraz daha sıcaklaşır ve toprağın altında hayat parlamaya başlar. yani bu öncelikli olarak da doğurganlığın kutlanışıdır. imbolc arınma, ilham bulma ve iyileşme vaktidir.
(bkz: paganizm) yalnızca şemsiye bir terim olduğundan, bu gün farklı pagan geleneklerinde farklı şekillerde kutlanabilir, bazı insanlar brighid'e, onun ateş ve doğurganlık tanrıçası olması gibi yönlerine odaklanırlar. diğerleri ritüellerini daha çok mevsim döngülerine ve tarımsal öğelere adarlar.
altar. geleneksel olarak ve yaygın olarak, bir imbolc altarında kırmızı, beyaz ve yeşil renklerde öğeler bulunur. beyaz ve kırmızı brighid ile bağdaştırılır, beyaz karın, kırmızı da yükselen güneşin rengidir. ayrıca bazı gelenekler için kırmızı hayatın kaynağı olarak görülen kan ile bağlantılıdır. yeşil ise brighid'in yeşil örtüsünü ya da toprağın altında büyüyen hayatı simgeleyebilir. genellikle beyaz bir altar örtüsü kullanılır, üzerine bir parça kırmızı örtü uzatılır, mumlar da yeşil olur. mevsime uygun çiçekler de altarda yer alabilir, isteğe bağlı olarak bir pentacle, bir brighid biblosu ve tütsüler eşliğinde.
ritüeller. öncelikle ve en çok ilham alınan ritüellerden birisi, yedi mum ritüelidir. mumlardan birisi aile ocaklarının saflaştırıcı sıcaklığını, başka birisi hayatındaki negatif ve pozitif şeyler arasında bulunan bariyeri simgeler. bir diğeri bilgeliğin ve ilhamın büyüsünü, aşk hayatımıza girdiğinde kalbimizde yanan ışığı temsil eder. geri kalanlar kış gittiğinde hayatımıza giren ışık ve sıcaklığı simgeler. ritüele başlamadan önce, ritüele odaklanarak saflaştırıcı bir duş alınır, duş sırasında saflaşma konsepti üzerinde meditasyon yapılır. bunun ardından eğer kişinin geleneği bunu gerektiriyorsa uygun ritüel kıyafetleri giyilir ve ritüele başlanır. tekrardan kişinin geleneği gerektiriyorsa koruyucu ve arındırıcı çember uygulanır ve altarın üzerindeki yedi mumdan ilki yakılır. ilk mum yandığı gibi, bu veya benzeri bir söz söylenir: "şimdi karanlık olsa da, ben ışığı aramaya geldim. kışın soğukluğunda, ben hayatı aramaya geldim." ikinci mum yakılır ve bu sözler söylenir: "karı eriten ve aile ocağını ısıtan ateşi çağırıyorum. ışığı getiren ve yeni hayat yaratan ateşi çağırıyorum. beni saflaştırması için ateşi çağırıyorum." üçüncü mum yakılır: "ışık, negatif ve pozitif arasındaki bir sınırdır. dışarıda olan, dışarıda kalmalıdır. içeride olan, içeride kalmalıdır." dördüncü mum yakılır ve ilk mumda söylenenler tekrarlanır. beşinci mum yakılır: "ateş gibi, aşk ve ışık daima büyüyecektir. ateş gibi, ilham ve bilgelik daima büyüyecektir." altıncı mum yakılır ve birincide söylenen şeyler tekrarlanır. final olarak, yedinci mum yakılır. yedinci mum yakılırken, yedi mumun bir olmak üzere birleştiği gözde canlandırılır. bir araya gelen ışıklar büyüdükçe, onlardan çıkan temizleyici parlama görülür. "aile ocağının ateşi, güneşin yangını, beni parlayan ışığında koru. senin parlaklığında yıkandım ve bu gece temizlenip saflaştırıldım." bir süre beklenilir ve mumların ışığına odaklı meditasyon yapılır. arınma, ilham bulma ve iyileşme olarak günün önemi hakkında düşünülür. bir şeyden zarar gördüğümü mü düşünüyorsun? hayatında eksiklik, isteksizlik mi var? hayatının belirli yönlerinden rahatsız mısın? bu noktada ışığı büyüyen ve seni saran bir enerji olarak canlandır, zarar görmüş bulunan her yanını arındırıyor ve sana yaratıcılık kıvılcımlarını veriyor.
imbolc adını irlanda bölgesinin kelt dilindeki oimelc kelimesinden alır, bu da koyun sütü demektir. bağlantılı olarak, kış sonunda yeni doğan koyunların beslendiği zamanlardan hemen önce gelir bu.
en basitinden, imbolc'un en temel noktası: şubat geldiğinde, çoğumuz karlı, soğuk mevsimden bıkmış oluruz. imbolc bize baharın geldiğini, kışın kısa bir süre sonra ortadan kaybolacağını hatırlatır. güneş biraz daha açık olur, etrafımızdaki dünya biraz daha sıcaklaşır ve toprağın altında hayat parlamaya başlar. yani bu öncelikli olarak da doğurganlığın kutlanışıdır. imbolc arınma, ilham bulma ve iyileşme vaktidir.
(bkz: paganizm) yalnızca şemsiye bir terim olduğundan, bu gün farklı pagan geleneklerinde farklı şekillerde kutlanabilir, bazı insanlar brighid'e, onun ateş ve doğurganlık tanrıçası olması gibi yönlerine odaklanırlar. diğerleri ritüellerini daha çok mevsim döngülerine ve tarımsal öğelere adarlar.
altar. geleneksel olarak ve yaygın olarak, bir imbolc altarında kırmızı, beyaz ve yeşil renklerde öğeler bulunur. beyaz ve kırmızı brighid ile bağdaştırılır, beyaz karın, kırmızı da yükselen güneşin rengidir. ayrıca bazı gelenekler için kırmızı hayatın kaynağı olarak görülen kan ile bağlantılıdır. yeşil ise brighid'in yeşil örtüsünü ya da toprağın altında büyüyen hayatı simgeleyebilir. genellikle beyaz bir altar örtüsü kullanılır, üzerine bir parça kırmızı örtü uzatılır, mumlar da yeşil olur. mevsime uygun çiçekler de altarda yer alabilir, isteğe bağlı olarak bir pentacle, bir brighid biblosu ve tütsüler eşliğinde.
ritüeller. öncelikle ve en çok ilham alınan ritüellerden birisi, yedi mum ritüelidir. mumlardan birisi aile ocaklarının saflaştırıcı sıcaklığını, başka birisi hayatındaki negatif ve pozitif şeyler arasında bulunan bariyeri simgeler. bir diğeri bilgeliğin ve ilhamın büyüsünü, aşk hayatımıza girdiğinde kalbimizde yanan ışığı temsil eder. geri kalanlar kış gittiğinde hayatımıza giren ışık ve sıcaklığı simgeler. ritüele başlamadan önce, ritüele odaklanarak saflaştırıcı bir duş alınır, duş sırasında saflaşma konsepti üzerinde meditasyon yapılır. bunun ardından eğer kişinin geleneği bunu gerektiriyorsa uygun ritüel kıyafetleri giyilir ve ritüele başlanır. tekrardan kişinin geleneği gerektiriyorsa koruyucu ve arındırıcı çember uygulanır ve altarın üzerindeki yedi mumdan ilki yakılır. ilk mum yandığı gibi, bu veya benzeri bir söz söylenir: "şimdi karanlık olsa da, ben ışığı aramaya geldim. kışın soğukluğunda, ben hayatı aramaya geldim." ikinci mum yakılır ve bu sözler söylenir: "karı eriten ve aile ocağını ısıtan ateşi çağırıyorum. ışığı getiren ve yeni hayat yaratan ateşi çağırıyorum. beni saflaştırması için ateşi çağırıyorum." üçüncü mum yakılır: "ışık, negatif ve pozitif arasındaki bir sınırdır. dışarıda olan, dışarıda kalmalıdır. içeride olan, içeride kalmalıdır." dördüncü mum yakılır ve ilk mumda söylenenler tekrarlanır. beşinci mum yakılır: "ateş gibi, aşk ve ışık daima büyüyecektir. ateş gibi, ilham ve bilgelik daima büyüyecektir." altıncı mum yakılır ve birincide söylenen şeyler tekrarlanır. final olarak, yedinci mum yakılır. yedinci mum yakılırken, yedi mumun bir olmak üzere birleştiği gözde canlandırılır. bir araya gelen ışıklar büyüdükçe, onlardan çıkan temizleyici parlama görülür. "aile ocağının ateşi, güneşin yangını, beni parlayan ışığında koru. senin parlaklığında yıkandım ve bu gece temizlenip saflaştırıldım." bir süre beklenilir ve mumların ışığına odaklı meditasyon yapılır. arınma, ilham bulma ve iyileşme olarak günün önemi hakkında düşünülür. bir şeyden zarar gördüğümü mü düşünüyorsun? hayatında eksiklik, isteksizlik mi var? hayatının belirli yönlerinden rahatsız mısın? bu noktada ışığı büyüyen ve seni saran bir enerji olarak canlandır, zarar görmüş bulunan her yanını arındırıyor ve sana yaratıcılık kıvılcımlarını veriyor.
devamını gör...
metot
semaver kumpanya'nın metot isimli oyunundan uyarlanan 4 bölümlük mini dizidir. gain'de yayınlanmıştır.
oyun yazarı ispanyol jordi galceran tarafından kaleme alınan bu eser, köklü bir şirketin satış direktörlüğü gibi önemli varsayılan pozisyonu için işe alım esnasında uyguladığı sıradışı mülakat metodunu konu almaktadır.
fazla sıkmadan gelelim bizdeki versiyonuna.
aynı zamanda serkan keskin'in ilk yönetmenlik tecrübesi olan mini dizide kendisi de başrol olarak çıkıyor karşımıza.
diğer oyuncular ise;
mustafa kırantepe
sarp aydınoğlu
şebnem hassanisoughi
spoiler mpoiler dinlemeden jordi ne verdiyse anlatacağım bu bölümde o yüzden öncesinde izlemek isterseniz okumanızı tavsiye etmem. * )
insan psikolojisi ne değişik ve değişken şeydir ya hu dedirten bir yapım olmuş, dizinin ilk bölümünde iş başvurusunda bulunmuş birçok insan arasından elene elene son 4'e kalmış ve işi kapmak için gözünü karartmış adaylar görüyorken işlemeye başlayan metot ilk olarak salonda bulunan dört adaydan birinin aslında insan kaynaklarında görevli personel olduğu bilgisini vererek ufak çaplı bir kriz oluşturuyor zira bu kişiyi 10 dakika içinde bulmaları gerekiyor.
olay örgüsünü tamamen anlatmadan durum üzerinden birkaç şeye değineceğim.
verilen veriler ve oluşturulan yapay krizler sırasında istediğini almak isteyen bir insanın ne derece gözünü karartabileceğine, telaşına, vicdan muhakemesine yahut umursamazlık derecesindeki kararlılığına şahit oluyoruz izlerken. adaylar arasında yer yer ağızlar bozuluyor, yıldırma politikası uygulanıyor, duygu sömürüleri yapılıyor ve daha bir sürü şey.
oynanan son hedef oyununda erkek adayımız kadın adayımızı görevi bu olduğu için yaşadığı trajediyi kullanarak ağlatıyor ve oyunu kazandığını zannediyoruz taa ki başrolümüz haricindeki 3 kişininde aslında insan kaynakları departmanında görevli psikolog olduğunu öğrenene kadar...
evet bu tür ters köşelerle sıkça karşılaştım izlerken ve evet hep o ters köşe gelmeden önce sezdim ama bu durum heyecanımı kaybetmeme yetmedi. oyunculuklar son derece doğal ve gerçekçi derece saçma, zaten karakterlerimizden biri oyun esnasında tam olarakta bunu söylüyor aslında "bu kadar saçma olduğuna göre gerçektir, ancak gerçek hayat bu kadar saçma olabilir."
son dönemeçte yediğimiz son ters köşe ise tüm kurgulanan oyunun aslında adayımızın araştırılmış geçmişinden alıntılanmış ve gerçekten yaşadığı olaylar olduğunu öğreniyoruz.
ve evet yine öğreniyoruz ki adayımız baştan sona kendine biçtiği sahte bir kişilik ile yürütmüş oyun boyunca işlerini.
açıkçası 4 bölüm süresince 'ulan bu nasıl bi insan! ' dediğim adam nihayetinde iyi, zaafları olan, incinmiş ve sevilesi biri çıkıyor. ancak bu işi almasına yetmiyor tabi ki. asıl mesaj şimdi geliyor.
psikologlardan biri adayımızı işe alamayacaklarını açıklarken şu cümleyi kuruyor;
"biz or.... çocuğuna benzeyen iyi bi adam aramıyoruz, bizim iyi bi adama benzeyen or.... çocuğuna ihtiyacımız var."
hah işte aynen böyle yürüyor işler! dedim tabii. iyiler bu yüzden kazanamıyor da dedim iç çekerek ve serkan keskin'le aynı anda yaktım sigaramı. dur bi dakika. biz kadınlarda bunu yapmıyor muyuz farkında olmadan? neyse bunu sonra konuşuruz.
dizi güzel, tavsiye ederim. dijital platformlarda bu denli kaliteli işler görmek ayrıca güzel. serkan keskin'in yapmış olması da apayrıca ballı lokma tatlısı.
içerik ve dizi sonu müziği şöyle, klibi izlemenizi de tavsiye ederim.
oyun yazarı ispanyol jordi galceran tarafından kaleme alınan bu eser, köklü bir şirketin satış direktörlüğü gibi önemli varsayılan pozisyonu için işe alım esnasında uyguladığı sıradışı mülakat metodunu konu almaktadır.
fazla sıkmadan gelelim bizdeki versiyonuna.
aynı zamanda serkan keskin'in ilk yönetmenlik tecrübesi olan mini dizide kendisi de başrol olarak çıkıyor karşımıza.
diğer oyuncular ise;
mustafa kırantepe
sarp aydınoğlu
şebnem hassanisoughi
spoiler mpoiler dinlemeden jordi ne verdiyse anlatacağım bu bölümde o yüzden öncesinde izlemek isterseniz okumanızı tavsiye etmem. * )
insan psikolojisi ne değişik ve değişken şeydir ya hu dedirten bir yapım olmuş, dizinin ilk bölümünde iş başvurusunda bulunmuş birçok insan arasından elene elene son 4'e kalmış ve işi kapmak için gözünü karartmış adaylar görüyorken işlemeye başlayan metot ilk olarak salonda bulunan dört adaydan birinin aslında insan kaynaklarında görevli personel olduğu bilgisini vererek ufak çaplı bir kriz oluşturuyor zira bu kişiyi 10 dakika içinde bulmaları gerekiyor.
olay örgüsünü tamamen anlatmadan durum üzerinden birkaç şeye değineceğim.
verilen veriler ve oluşturulan yapay krizler sırasında istediğini almak isteyen bir insanın ne derece gözünü karartabileceğine, telaşına, vicdan muhakemesine yahut umursamazlık derecesindeki kararlılığına şahit oluyoruz izlerken. adaylar arasında yer yer ağızlar bozuluyor, yıldırma politikası uygulanıyor, duygu sömürüleri yapılıyor ve daha bir sürü şey.
oynanan son hedef oyununda erkek adayımız kadın adayımızı görevi bu olduğu için yaşadığı trajediyi kullanarak ağlatıyor ve oyunu kazandığını zannediyoruz taa ki başrolümüz haricindeki 3 kişininde aslında insan kaynakları departmanında görevli psikolog olduğunu öğrenene kadar...
evet bu tür ters köşelerle sıkça karşılaştım izlerken ve evet hep o ters köşe gelmeden önce sezdim ama bu durum heyecanımı kaybetmeme yetmedi. oyunculuklar son derece doğal ve gerçekçi derece saçma, zaten karakterlerimizden biri oyun esnasında tam olarakta bunu söylüyor aslında "bu kadar saçma olduğuna göre gerçektir, ancak gerçek hayat bu kadar saçma olabilir."
son dönemeçte yediğimiz son ters köşe ise tüm kurgulanan oyunun aslında adayımızın araştırılmış geçmişinden alıntılanmış ve gerçekten yaşadığı olaylar olduğunu öğreniyoruz.
ve evet yine öğreniyoruz ki adayımız baştan sona kendine biçtiği sahte bir kişilik ile yürütmüş oyun boyunca işlerini.
açıkçası 4 bölüm süresince 'ulan bu nasıl bi insan! ' dediğim adam nihayetinde iyi, zaafları olan, incinmiş ve sevilesi biri çıkıyor. ancak bu işi almasına yetmiyor tabi ki. asıl mesaj şimdi geliyor.
psikologlardan biri adayımızı işe alamayacaklarını açıklarken şu cümleyi kuruyor;
"biz or.... çocuğuna benzeyen iyi bi adam aramıyoruz, bizim iyi bi adama benzeyen or.... çocuğuna ihtiyacımız var."
hah işte aynen böyle yürüyor işler! dedim tabii. iyiler bu yüzden kazanamıyor da dedim iç çekerek ve serkan keskin'le aynı anda yaktım sigaramı. dur bi dakika. biz kadınlarda bunu yapmıyor muyuz farkında olmadan? neyse bunu sonra konuşuruz.
dizi güzel, tavsiye ederim. dijital platformlarda bu denli kaliteli işler görmek ayrıca güzel. serkan keskin'in yapmış olması da apayrıca ballı lokma tatlısı.
içerik ve dizi sonu müziği şöyle, klibi izlemenizi de tavsiye ederim.
devamını gör...
hapşırınca çok yaşa yerine yerhakemüllah denmesini isteyen tip
ezberlesem de anında unutuyorum yine.çok yaşa varken kim uğraşacak.
devamını gör...
neyzen tevfik
katranı kaynatsan olur mu şeker..... diyerek genetiğin önemini farklı bir anlatımla ortaya koymuş bir şairimiz
devamını gör...
komilik yaptığı para ile aldığı bilgisayarı annesi işsiz kalınca iade etmek zorunda kalan kişi
yeni türkiyeden insan manzaraları. umarım mutludur malum yönetim.
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
her şeyi karşı taraftan bekleyenleri almayayım.ne özelliğin var ki hep ben arayacağım.
her sözün altında farklı anlam aramak da büyük eksi ve sabrımı taşırıyor.
herkes senin gibi düşünecek ve yaşayacak da değil.saygı duyman gerekli.
benim ne hatam varmış diyen yaklaşma.
kimse kimsenin kaprisini,kahrını çekmez.
ne diye idare edeyim seni.beni yormaktan başka bir şey yapmıyorsun.
kim olursan ol uzağımda ol.
her sözün altında farklı anlam aramak da büyük eksi ve sabrımı taşırıyor.
herkes senin gibi düşünecek ve yaşayacak da değil.saygı duyman gerekli.
benim ne hatam varmış diyen yaklaşma.
kimse kimsenin kaprisini,kahrını çekmez.
ne diye idare edeyim seni.beni yormaktan başka bir şey yapmıyorsun.
kim olursan ol uzağımda ol.
devamını gör...
dolu kadehi ters tut
her yıl çıkardıkları yaş serisi (21-22..) şarkılarıyla yaşımı hesaplamama gerek kalmamasını sağlayan, kaliteli müzik yapan grup. isimleri gayet orijinal..
devamını gör...
sonradan yazar olanların yalnızlığı
herkesin birbirini tanıdığı, çılgınca eğlendiği partide tek başına takılmak gibidir.
eski yazarlara bakıyorum da muhabbetler, şakalar havada uçuşuyor. yazarlar mod'a laf çakıyor, mod yazara cevap veriyor, samimiyet gırla.
ya biz yeni yazarlar? boynu bükük, bir köşede acaba yazdığımı gören var mı diye merak ediyoruz.
bilmiyorlar
edit: siz beni mutluluktan ağlatacak mısınız? neden bu kadar iyisiniz?
eski yazarlara bakıyorum da muhabbetler, şakalar havada uçuşuyor. yazarlar mod'a laf çakıyor, mod yazara cevap veriyor, samimiyet gırla.
ya biz yeni yazarlar? boynu bükük, bir köşede acaba yazdığımı gören var mı diye merak ediyoruz.
bilmiyorlar
edit: siz beni mutluluktan ağlatacak mısınız? neden bu kadar iyisiniz?
devamını gör...
günaydın sözlük
bu sabahların bir anlamı olmalı
bu sabah bir umut var içimde
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı
bu sabah bir umut var içimde
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı
devamını gör...
teksir
''çoğaltma'' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
hayata dair gülümseten detaylar
yazım yayınlanınca, ne güzel yazmışsınız diye yazan dostlar.
sadece gülümsemekle kalmıyorum ağzım kulaklarıma varıyor.
sadece gülümsemekle kalmıyorum ağzım kulaklarıma varıyor.
devamını gör...
mesaj atıp engelleyen yazar
devamını gör...
40 yaşında adamsın sözlükte ne işin var sözü
40 yaşına bastıkları gün hayattan elini eteğini çekip bir köşede, sessizce, aldığı nefese şükretmesini önereceğim cahil beyanı.
devamını gör...
diyanet'in allah yerine tanrı denilmesini onaylaması
tanrı kelimesi düşmanlığı yıllarca izlediğimiz dublajlı filmlerdeki ''aman tanrım, oh tanrım, tanrı aşkına!'' gibi replikleri duyunca ''la demek ki bu tanrı gevurların allah'ı'' diye çıkarım yapabilenler yüzündendir.
devamını gör...
hail and kill
her manowar şarkısı gibi gaz ötesi olan şarkıdır. çalındığı mekanlarda istemsiz karmaşaya sebep olur. bradddırs ay em kolling dendiği anda zaten gelmekte olan gelmeye başlamıştır, durduramazsınız. bu şarkıyı her duyduğumda düşmanı denizine dökmeye giden bir ordunun ön saflarında olduğumu hissediyorum. hail and kill ile şarkıya katıldığınız bölümlerde açıkçası güzeldir.
şarkıda bilhassa şurasının olduğu yerde kopar gidersiniz, hele ki rape their women as they cry dedikten sonraki erol taş kahkası akıllara zarardır. (kadın yazarlardan özür diliyorum, şarkının sözleri öyle.)
rip their flesh
burn their hearts
stab them in the eyes
rape their women as they cry
kill their servants
burn their homes
till there's no blood left to spill
hail and kill
power and dominion are taken by the will
by divine right hail and kill
hail, hail, hail, hail and kill, hail and kill
şarkıda bilhassa şurasının olduğu yerde kopar gidersiniz, hele ki rape their women as they cry dedikten sonraki erol taş kahkası akıllara zarardır. (kadın yazarlardan özür diliyorum, şarkının sözleri öyle.)
rip their flesh
burn their hearts
stab them in the eyes
rape their women as they cry
kill their servants
burn their homes
till there's no blood left to spill
hail and kill
power and dominion are taken by the will
by divine right hail and kill
hail, hail, hail, hail and kill, hail and kill
devamını gör...
boğazlı kazak
görünce bile içimi sıkıntı basan kazak çeşidi.v yaka olmalı.bana yapılacak işkencelerden biri bunu giydirmektir.
devamını gör...

