ben ayrı eve cikicam.
devamını gör...

çevredekilerin sürekli öğüt vermesinden dolayı savunma mekanizması olarak benimsediğimdir sözdür. herkes akıl veriyor. ama ne yardım eden var. ne para veren. madem aklınız çok gidin kendi işiniz için kullanın.
devamını gör...

son günlerde ufak çaplı bir kafa izninde gibi görünen en sevdiğim yazarlardan biri. tanımlarından tanıdığım kadarıyla etrafını güzelleştiren biri. umarım kendi gibi insanlarla karşılaşır ve toksik insanları kafasına takmaz.
devamını gör...

gününüz renkgarenk olsun
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir soru.

herhangi yeni bir şey öğreneceğim türden ne varsa seviyorum.
devamını gör...

gen bencildir kitabı ağır bir kitap ama bu konularla ilgilenenlere tavsiye ederim. ben arada açıp tekrar okuyorum. değişik bir karizması var adamın aynı zamanda.
devamını gör...

insanı hayatın acımasız yüzüyle yüzleştirir bir kez daha. her zaman konuştuğunuz, hayatının bütün detaylarını bildiğiniz ve çok sevdiğiniz insan artık yoktur. insan önce boşluğa düşer, ona mesaj atmak ister, aramak ister lakin artık cevaplayacak kimse yoktur. yıllar geçse dahi acısı hep bir yerlerde durur, anıları zihinden hiç gitmez çünkü sevgi ölen arkadaşınızdır oysa sevgi ölmez, siz ölene kadar devam edecektir. bütün ölen sevdiklerimizin ruhları şad olsun, günün birinde tekrar görürsek birbirimizi belki bir sarılırız her şeyin ardından.
devamını gör...

kuralları öğrenmeden oynanmaması gereken oyun.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanı yavaş öldüren zehir gibidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadınların oturuşu kalkışı kıyafeti konuşması yiyişi yemeyişi...
ulan kadınlar kadar taş düşsün kafanıza.
möge ablanın da dediği gibi ben seni doğurabiliyorum lan bu neyin egosu.

(bu kitleye kadınlarla uğraşan hemcinsleri de dahil)
devamını gör...

en unutamadığımı yazayım.
bir yerde denk gelmiştim, bir ses kaydı. baba oğlunu aramış telefonla ama nasıl telaşlı. böyle kaygıyla, korkuyla karışık bir ses tonu var, lan sıçtık nasıl toparlayacağız gibisinden. oğluna durumdan sıyrılmak için bir şeyler anlatıyor ama garibim işte, hayattaki en büyük imtihanı belki de oğlu, anlamıyor,
bıbıcım diyor sadece, kapasitesii sınırlı. en son tam hatırlamıyorum adamcağız baktı olmayacak ablan gelecek falan diyordu. hiç unutmam. sonra kurtulmuşlar ama öğrendim.
devamını gör...

edebi bir başlık açtığımın ve soruyu düzgün bir şekilde soramadığımın farkındayım ama anladığınızı umarak affınıza sığınarak açıyorum başlığı.
küçük bir kız çocuğuyken denize, denizin mavisine aşıktım. denize girdiğimde çıkmak istemezdim; denizin kızıydım ben, deniz kızı...
ama büyüdükçe ve ben kendi içimde tutsak yaşadıkça ulaşamadığım şeye hasret olduğumu fark ettim; gökyüzüne.
şimdi ne çok dilerdim gökyüzünde özgürce uçabilen bir kuş olmayı... istediğim yerde durmayı, istediğim yerden uçup, kaçıp ayrılmayı.
deniz kızı olmak bir isim gerektiriyor ama kuş olmak öyle mi? belirli süre bir yerde durup oraya bağımlı kalmadan, hiç varolmamışçasına gidebiliyorsun.
kimse seni tanımıyor, bir ismin yok, konuşmak zorunda da değilsin.
velhasıl denizi de seviyorum ama artık gökyüzüne aşık bireyim ben. deniz, gökyüzünün sadece bir yansıması bana göre. tıpkı aynada gördüğüm aksim gibi.
devamını gör...

son günlerde entel vs troll konulu başlıkların ayyuka çıktığı sözlük.

ne yapacağımı şaşırdım sizin yüzünüzden. bakıyorum, domestic hıyar'ın da dediği gibi, burada entel takılıp geceleri at kafasıyla köpeklere dans ettiğim için entel olmadığım sonucuna varıyorum. sonra tam "tamam, demek ki trollüm ben." diyecekken bir anda içim sayfalar dolusu fizik tanımı girme, birilerine romantik yazılarla ilanıaşk * etme isteğiyle fokurduyor. enerjimi hangi yöne boşaltacağımı şaşırdım.

ne meleğim ne şeytan; arafta kaldım. her dakika açtığınız başlıklardan hangisine dahil olduğumu artık anlayamıyorum. geceleri dans faslından sonra gizlice ağlamaya başladım. domestic'in şaraplarını aşırıyorum üstelik, ağlarken iyi gidiyor. kaç kadeh kırıldı bu "minnoş" gönlümde, haberiniz yok.

biriniz çıkıp söylesin: neyim ben ulan? hiçliğin ortasında, boşlukta sürükleniyorum sizin yüzünüzden. tüm hayatım altüst oldu. mutlu musunuz şimdi? yazıklar olsun be!

edit: vaaay! ne çabuk unutuldu birlikte sarhoş olup hayvanat bahçesinden lama çaldığımız günler... * bir daha ihtiyacın olduğunda sana rakun getirirsem iki olsun *
devamını gör...

varoluşçu felsefenin en önemli isimlerinden jean paul sartre’ın heybetli romanıdır.

modern zamanın içinde azgın bir nehrin kucağında sırılsıklam sürüklenirken ve bu hıza, bu gidişata, bu kargaşaya ayak uyduramazken ve de kendi içimizde bile çok kuvvetli, bir o kadar da etkili dalgaları zapt etmeye çalışırken hissettiğimiz, hissedebileceğimiz duygu bulantıdır.

yaşamaya başladığımız, o acı veren ilk nefesi aldığımız andan itibaren bulantı kendini göstermeye başlar. düşünme yetimiz kuvvetlenmeye başladıktan sonra ise dünyayı daha saydam bir halde görmeye başlarız. kazandığımız bu şeffaf bakış içimizde ağır ağır baş gösteren bir varoluş sancısına neden olur. bulantı artar, arttıkça artık yadsınamaz bir gerçekliğe dönüşür, nerdeyse elle tutulabilir bile hale gelir.

jean paul sartre dünyaya karşı hissedebileceğimiz tek duygunun bulantı olduğunu söyler.

romanın baş kişisi roquentin sadece dünyaya karşı hissetmekle kalmaz bulantıyı, kendine karşı da derin bir bulantı hissi ile kıvranmaktadır. ve kendine karşı duyduğu bulantı sadece ruhsal değil aynı zamanda da fizikseldir de.

roquentin günlüğüne her şeyi tek tek not eder, bireysellik arayışı içinde toplumdan kopuşunu gün be gün izleriz. roquentin çağdaş insanın bir prototipidir belki de, belki de çağdaş insanın ta kendisi.
devamını gör...

süleyman soylu ve akıllara zarar ifadesinin muhteşem uyumu. şaşırdık mı? yooo.
devamını gör...

çünkü aşk; yaralıyken asla bulamayacağınız garip bir kan grubudur.

küçük iskender
devamını gör...

sıfır, zero, нуль.
devamını gör...

sevmeye bayılırım sevgiye her daim en aç olanlardır en hor görülen.
devamını gör...

koskoca bir boşluğun ağırlığı altında eziliyorum gün be gün, o ağırlığın altında nasıl nefessiz kaldığımı anlatmayacaktım aslında. hayat elbette devam ediyor. o boşluğu görmezden gelerek değil, o boşluğu kabullenerek. düşünmediğim anlarda bile orada olduğunu, geceden başlayıp tüm güne yayıldığını, beni nasıl sarıp sarmaladığını, bir güç ayaklarımı yere çivilemese sanki o boşluğun içinde kaybolup gideceğimi, sancılarımı, kızgınlığımı, kırgınlığımı...
fakat hayır bunları da anlatmayacaktım.

noktadan sonra... acı ve haz aynı şeydi. ne dallarımızda titreyen gün ışığı ne de gövdemizi kemiren kurt...
çocukların tomurcuk ellerine susamış genç bir ağaçtı alnımız.


başka şeyler yazmak istiyordum. yazamıyorum. birkaç cümleden fazlasını okuyamıyorum bile. ölüm her cümlemin baş köşesine oturuyor maalesef. geçecek. her şey geçer. fakat hiçbir şey eskisi olmayacak. temelde acılar sıkıntılar yer ve zaman değiştiriyor. biz ise azalarak ve çoğalarak, gülerek ve ağlayarak yaşamın bize sunduğu her şeyi çaresizce kabullenerek, hayat düz bir çizgiymiş gibi devam ediyoruz yolumuza.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim