nisa bölükbaşı
niye takip ediliyor diye çokça sorguladığım isim.
devamını gör...
pascal'ın kumarı
hazreti ali'nin ağzından anlatılan versiyonu daha çok bilinir. pascal'a ait olduğunu öğrenince, daha sonrasında hazreti ali'ye uyarlanmış olduğunu düşünüp gerçekte hazreti ali'nin böyle bir argümanda bulunmadığını düşünmüştüm ama sanırım bu manaya gelen bir sözü var.
pascal olaya pragmatist bir şekilde yaklaşmış. inanç ile pragmatizm yan yana geldiğinde ortaya pek hoş bir şey çıkmıyor bence. bu yolla inanan insanın samimiyetini önce kendi kafamda sorgular sonra da boş verirdim muhtemelen.
son olarak inanç ile ilgili tartışmalarda vazgeçilmez argümanlardan biridir. her tartışmada illa ki "ya varsa..." ile başlayan bir cümle kurulur. cümleyi kuran her ne hikmetse haklı olduğunu düşünüp buna uygun bir tavır takınır. karşı tarafa da ya korkuyla karışık hesap kitap işlerine girer ya da işin samimiyetini sorgular.
pascal olaya pragmatist bir şekilde yaklaşmış. inanç ile pragmatizm yan yana geldiğinde ortaya pek hoş bir şey çıkmıyor bence. bu yolla inanan insanın samimiyetini önce kendi kafamda sorgular sonra da boş verirdim muhtemelen.
son olarak inanç ile ilgili tartışmalarda vazgeçilmez argümanlardan biridir. her tartışmada illa ki "ya varsa..." ile başlayan bir cümle kurulur. cümleyi kuran her ne hikmetse haklı olduğunu düşünüp buna uygun bir tavır takınır. karşı tarafa da ya korkuyla karışık hesap kitap işlerine girer ya da işin samimiyetini sorgular.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
2-3 senedir ben de dijital sanatla uğraşıyorum diyerek artırdığım hede. dergi kapaklarıyla ressamların çizdiği portre ve resimleri manipüle edip modern bir şeyler çıkartmaya çalışıyorum.
ps:link hazırlayıp size de göstereceğim.
sonradan gelen edit: linki bıraktım, kaçıyorum.
ps:link hazırlayıp size de göstereceğim.
sonradan gelen edit: linki bıraktım, kaçıyorum.
devamını gör...
flört
tabiri itici gelen, sevginin içini boşalttığını düşündüğüm söylem.
t: flört başlığı.
t: flört başlığı.
devamını gör...
malazgirt savaşı başlarken meydanı bulamayınca komutanım whatsapp'tan konum atar mısınız diyen asker
whatsapp güvenli değildi diye savaş sonrası dayak yemiştir.
devamını gör...
rimbaud
canım güzel yazar, didem madak diyor ya "ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz." işte tam olarak bunu yapmak istedim. hayatın inişleri olduğu gibi çıkışları da bulunuyor. inişinde bize öğrettiği illaki güzel şeyler olur. insanız karamsarlık sarıyor illaki ama lütfen siz bu durumdayken beni ne iyi eder, diye düşününüz. biz sizi seviyoruz, şu an kocaman sarılmak istiyorum. iyi ki varsınız. lütfen her şeye rağmen gülümseyiniz, ağlayınız ama canınız size emanet. sevgiler, kocaman öpücükler gönderdim.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
unutma ki dünya fâni, veren allah alır canı, ben nasıl unuturum seni? can bedenden çıkmayınca.
devamını gör...
kuran mucizeleri
olmayan mucizedir. onu bir dini kitap olarak değil de, bütün dogmalarını bir kenara bırakıp hiç korkmadan, şirke girdiğini düşünmeden normal bir kitapmış gibi okursanız mucize denilen şeylerin pek de öyle olmadığını görürsünüz.
devamını gör...
yapılan en güzel kahvaltı
köyde yapılan kahvaltıdır.
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
bazen laf lafı açar bir türlü noktalayamazsınız ya böylelikle garip bir döngüye giren eylem.
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
evlendiğiniz kişinin annesine anne, babasına baba demek.
devamını gör...
birine bir şey yedirirken senin de ağzının o lokmayı yer gibi açılması
bunu iğneden iplik geçirirken büzülen dudaklar takip eder
devamını gör...
amasra
eski dönemlerde kalma el yazmalarının ve kaynakların ne kadar önemli olduklarını biliriz. bu mektuplar, fermanlar, resimler, şiirler ve müzikler dönemin atmosferini, toplumu ve insanların yaşamını bizlere iyisi ve kötüsü ile anlatırlar. bunlardan birinin örneğine yakın zamanlarda denk geldiğim için paylaşmak istedim:
amasra (antik amastris kenti) homeros'un ilyada'sından itibaren yazılı kaynaklarda geçen bir kasabadır. izmit (nikomedia) ile birlikte roma çağında bitinya'nın (mö 377 ve mö 64 yıllarında arasında hüküm sürmüş iznik merkezli bir devlet) metropollerinden birisidir.
tarihini geçmişe kadar inceleyebildiğimiz amasra'ya milattan sonra 1-2. yüzyıllarda yaşamış romalı yazar gaius plinius caecilius secundus'un, imparator ile arasında geçen mektuplaşmalarda bile görebiliriz. dayısı (gaius plinius secundus) ile karışmaması için genç plinius denen yazar 247 tanesi günümüze ulaşmış mektupları ile bilinir ve tarihin aydınlatılmasında bu mektupların önemi büyüktür.
gelelim bahsettiğimiz mektuba: ilk mektup genç plinius tarafından roma imparatorun'a yazılıyor:
"amastris'in (çok iyi planlanmış ve bakımlı bir kent) başlıca özelliklerinden biri çok güzel, uzun bir caddedir. bu cadde boyunca adına dere denilen, ancak berbat bir lağımdan farksız olan bir su akmaktadır. görünüşü ne kadar kötüyse, yaydığı kokular da o kadar sağlığa zararlıdır. halk sağlığı kadar şehrin güzelliği de bu suyun üzerinin kapatılmasını gerektirmektedir; ve izniniz olursa, bu yapılacaktır. bu kadar önemli bir işte, para sıkıntısının çekilmeyeceğini görüyorum.''
plinius ilk yüzyıllarda bile kentin bakımlı ve planlı bir şekilde büyüdüğünden fakat toplumsal bir sorunundan bahsettiği bu mektuba imparatordan bir başka mektup ile yanıt alıyor:
''amastris kentinin sağlığına zarar verecek bu suyun örtülmesi için her türlü neden mevcut, sevgili plinius. her zamanki becerikliliğinizle bu işin yapılması için gerekli parayı sağlayacağınızdan eminim.''
1930'lu yılların başına kadar sağlam kalan ve şu an da kısmen görülebilen; amasra'nın içindeki küçük limana dökülen derenin içinde aktığı kesme taştan yapılmış tünel sanıyoruz ki mektupta bahsedilen kapatma işleminin mirasıdır. mektuplardaki bilgiler bir tarihi eserin tarihini ve ne amaçla yapıldığını kesin olarak ortaya çıkarıyor. bu da eski dönemlerden günümüze kalan eserlerin geçmişi aydınlatmak açısından ne kadar değerli kaynaklar olduklarını ve neden önemsenmeleri gerektiğini gözler önüne seriyor.
kaynakça: antik anadolu coğrafyası / strabon-geographika
amasra (antik amastris kenti) homeros'un ilyada'sından itibaren yazılı kaynaklarda geçen bir kasabadır. izmit (nikomedia) ile birlikte roma çağında bitinya'nın (mö 377 ve mö 64 yıllarında arasında hüküm sürmüş iznik merkezli bir devlet) metropollerinden birisidir.
tarihini geçmişe kadar inceleyebildiğimiz amasra'ya milattan sonra 1-2. yüzyıllarda yaşamış romalı yazar gaius plinius caecilius secundus'un, imparator ile arasında geçen mektuplaşmalarda bile görebiliriz. dayısı (gaius plinius secundus) ile karışmaması için genç plinius denen yazar 247 tanesi günümüze ulaşmış mektupları ile bilinir ve tarihin aydınlatılmasında bu mektupların önemi büyüktür.
gelelim bahsettiğimiz mektuba: ilk mektup genç plinius tarafından roma imparatorun'a yazılıyor:
"amastris'in (çok iyi planlanmış ve bakımlı bir kent) başlıca özelliklerinden biri çok güzel, uzun bir caddedir. bu cadde boyunca adına dere denilen, ancak berbat bir lağımdan farksız olan bir su akmaktadır. görünüşü ne kadar kötüyse, yaydığı kokular da o kadar sağlığa zararlıdır. halk sağlığı kadar şehrin güzelliği de bu suyun üzerinin kapatılmasını gerektirmektedir; ve izniniz olursa, bu yapılacaktır. bu kadar önemli bir işte, para sıkıntısının çekilmeyeceğini görüyorum.''
plinius ilk yüzyıllarda bile kentin bakımlı ve planlı bir şekilde büyüdüğünden fakat toplumsal bir sorunundan bahsettiği bu mektuba imparatordan bir başka mektup ile yanıt alıyor:
''amastris kentinin sağlığına zarar verecek bu suyun örtülmesi için her türlü neden mevcut, sevgili plinius. her zamanki becerikliliğinizle bu işin yapılması için gerekli parayı sağlayacağınızdan eminim.''
1930'lu yılların başına kadar sağlam kalan ve şu an da kısmen görülebilen; amasra'nın içindeki küçük limana dökülen derenin içinde aktığı kesme taştan yapılmış tünel sanıyoruz ki mektupta bahsedilen kapatma işleminin mirasıdır. mektuplardaki bilgiler bir tarihi eserin tarihini ve ne amaçla yapıldığını kesin olarak ortaya çıkarıyor. bu da eski dönemlerden günümüze kalan eserlerin geçmişi aydınlatmak açısından ne kadar değerli kaynaklar olduklarını ve neden önemsenmeleri gerektiğini gözler önüne seriyor.
kaynakça: antik anadolu coğrafyası / strabon-geographika
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
26 şubat 1954 kasımpaşa doğumlu siyasi...
1976 milli selamet partisi beyoğlu gençlik kolu başkanlığı yaparak siyasi hayatına başlamıştır.
daha sonrasında refah partisinde aktif görevler alan erdoğan, 1994 istanbul belediye seçimlerinde partisinden aday gösterilip, cüzi bir oy fark ile bu seçimi kazanarak belediye başkanı olmuştur.
ertesinde, üyesi olduğu fazilet partisi anayasa mahkemesi tarafından kapatıldıktan sonra adalet ve kalkınma partisi adı altında yeni bir oluşuma abdullah gül ile beraber öncülük etmiştir.
2002 genel seçimlerinde çoğunluğu sağlayıp hükümete geçmiş olup, o tarihten beri ülkeyi yönetmektedir.
1976 milli selamet partisi beyoğlu gençlik kolu başkanlığı yaparak siyasi hayatına başlamıştır.
daha sonrasında refah partisinde aktif görevler alan erdoğan, 1994 istanbul belediye seçimlerinde partisinden aday gösterilip, cüzi bir oy fark ile bu seçimi kazanarak belediye başkanı olmuştur.
ertesinde, üyesi olduğu fazilet partisi anayasa mahkemesi tarafından kapatıldıktan sonra adalet ve kalkınma partisi adı altında yeni bir oluşuma abdullah gül ile beraber öncülük etmiştir.
2002 genel seçimlerinde çoğunluğu sağlayıp hükümete geçmiş olup, o tarihten beri ülkeyi yönetmektedir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
sevince . . .
devamını gör...
kalprotektin
gaitada(dışkı) bakılan bir markerdır.
ülseratif kolit ve crohn hastalığında hastalığın aktivitesinin belirlenmesinde yardımcıdır.
ülseratif kolit ve crohn hastalığında hastalığın aktivitesinin belirlenmesinde yardımcıdır.
devamını gör...
epidemic
lars von trier'in avrupa üçlemesinin ikinci filmi. diğeri (bkz: forbrydelsens element) en son diğeri (bkz: europa)
önceki film baz alınıp sürekli gömülür epidemic. oysaki epidemic element'ten daha derli topludur. gerçeklik-kurgusallık dümenlerini yansıtmada da element'ten daha başarılıdır.
makara gırgır ve ciddiyet dengesinin de boku çıkmamıştır. element'te bu denge ciddiyetten yanaydı. bu da sıkıyordu açıkçası. bu filmdeki özellikle priest abinin ilk priest olduğu vakitleri anlattığı sahne fena makaraydı:
"they gave me a book and tell me you are a priest. i open the book. it was goddamn latin. i told him 'this book is goddamn latin'.
they told me 'you are a catholic priest, what the hell?'" fena troll yerler de vardı.*
dünyayı bi salgının esir alması kurgudur, trier abide, en azından avrupa üçlemesinde kurgu gerçekliğe gerçeklik kurguya hizmet ediyor, dolayısıyla filmde salgın kurgusundan bahsedildiği an, aslında bir şekilde bunun gerçeğe dönüşeceği kesindi. ama gerçek gerçek mi, orası zaten sıkıntılı olan yer.
çıldırış sahnesinde (final) çalan zafer müziği tınısı acaba "he bakın işte salgını verdim avrupa'ya, ebesininkini gördüler" deme şekli miydi trier'in emin olamadım. bence öyle.. yine priestımız bi sahnede bi felaket senaryosu anlatırken şöyle bi cümle kuruyor: "alevler katedralden üniversitelere sıçradı." trier'in kafaya girmek zor ama bu sahnede ve özellikle bu cümlede kastettiği muhtemelen basitçe avrupa'da dinin bir zamanlar eğitimin odağında olmasına karşı bi eleştiri.
we all fall down sonuyla müsemma şarkı seçimi. adamsın reyiz.
önceki film baz alınıp sürekli gömülür epidemic. oysaki epidemic element'ten daha derli topludur. gerçeklik-kurgusallık dümenlerini yansıtmada da element'ten daha başarılıdır.
makara gırgır ve ciddiyet dengesinin de boku çıkmamıştır. element'te bu denge ciddiyetten yanaydı. bu da sıkıyordu açıkçası. bu filmdeki özellikle priest abinin ilk priest olduğu vakitleri anlattığı sahne fena makaraydı:
"they gave me a book and tell me you are a priest. i open the book. it was goddamn latin. i told him 'this book is goddamn latin'.
they told me 'you are a catholic priest, what the hell?'" fena troll yerler de vardı.*
dünyayı bi salgının esir alması kurgudur, trier abide, en azından avrupa üçlemesinde kurgu gerçekliğe gerçeklik kurguya hizmet ediyor, dolayısıyla filmde salgın kurgusundan bahsedildiği an, aslında bir şekilde bunun gerçeğe dönüşeceği kesindi. ama gerçek gerçek mi, orası zaten sıkıntılı olan yer.
çıldırış sahnesinde (final) çalan zafer müziği tınısı acaba "he bakın işte salgını verdim avrupa'ya, ebesininkini gördüler" deme şekli miydi trier'in emin olamadım. bence öyle.. yine priestımız bi sahnede bi felaket senaryosu anlatırken şöyle bi cümle kuruyor: "alevler katedralden üniversitelere sıçradı." trier'in kafaya girmek zor ama bu sahnede ve özellikle bu cümlede kastettiği muhtemelen basitçe avrupa'da dinin bir zamanlar eğitimin odağında olmasına karşı bi eleştiri.
we all fall down sonuyla müsemma şarkı seçimi. adamsın reyiz.
devamını gör...


