t: iki kez en iyi rock albümü grammy'si ve bunların dışında birçok ödül almış ingiliz grup. şahsım devletinin en sevdiği gruptur.
ilk olarak fifa 2007'deki supermassive black hole parçalarıyla tanımıştım. kendileri showbiz albümlerini pek beğenmeseler de, benim en sevdiğim albümleri odur, yeri ayrıdır. albüm adını taşıyan parça dinlediğim en muazzam şarkılardan biridir. kusursuz bir rock grubu örneğidir. hiç yaşlanmayıp sürekli üretseler keşke* ayrıca, "popüler olan kötüdür" önyargısını yıkan gruplardandır.
devamını gör...

ben izlerken cidden çok eğlendim demet akbağ oyunculuğu harika..
devamını gör...

çok sık karşılaştığım anketördür.

hatta eski eşimle böyle tanışmıştık.
bana 1 dakikanızı alabilir miyim demişti cevap olarak ömrümü alabilirsin demiştim.
tabi mutsuz bir evlilik yaşadık ve boşandık.
devamını gör...

olmazsa olmazıdır sofranın, sade pilav, makarna yesem bile masadaki ekmeğin yerini boş bırakmak bende hüzün yaratır.
yemesem bile karşımda durup, arada bir abi benlik birşey varmı!
abi şu pilav tanelerini kaşığı gıcırdata gıcırdata toplayıp hanzpluk yapmada kap beni sıyır tabağın dibini diyerek didyumin çakar yedirir kendini.
devamını gör...

‘i want to kiss you’ diyerek , muhteşem ingilizcesiyle beni mest etmiş antalyalı bir beydir mürsel. o güzel ingilizceyle, amerikalı bir kadın ile bile evlenmiştir.

kadıncağız da pek tatlı. belli acılar çekmiş geçmiş ilişkilerinde, mutluluk arıyor. bula bula da bizim adamı bulmuş. adam ingilizce bilmez; kadın tartıştığında anlamadığı için mutlu bir şekilde susar.

hala beraberlermiş. mutlular ise ne ala.
devamını gör...

külotla yarışında güç geçtikçe arayı açan ancak araya kaçtığı zaman insanı zora sokan don çeşididir.
her şeye rağmen, insanı bilhassa yazın oldukça rahatlatır.
devamını gör...

john katzenbach’a ait roman.

john katzenbach’ın şu ana kadar 2 kitabını okudum. farklı bir tür deneme maksatlı , kitapçımın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum kitaplardan biri. öncelikle , bu türden kitapları çok sevmiyorum. yazarın aynı türden psiko analist kitabı daha başarılı olsa da bu kitabı da okunur kitaplardan. daha önce bu türe yakın okuduğum kitaplardan , bu yazarın bu iki kitabını bir üste koyabilirim.

adı üstünde kitabımızda bir şizofren var. ismi de francis petrel. konuya girmeden, şizofren karakteri yaratmanın gerçekten zor olduğunu ve özellikle kitaplarda bunun bir misli zor olduğunu belirteyim. filmlerde, şizofrenin o anlık düşüncelerine çok odaklanmadığı ve direkt hayal dünyası yansıtıldığı için daha kolay karakter oluşturulabiliyor. ama romanlarda,hikayelerde bu gerçekten zor. daha önce gogol’un şizofren karakterinde de bu zorluk anlaşılıyor. karakteri sırf şizofren diye saçma sapan komik düşüncelerin içine atabiliyorlar. bu kitapta da biraz öyle ama gogol’dan daha iyi bir karakter oluşturduğunu söylemeliyim. tabi sayfa sayısı , gogol’un kısa öyküsüne göre daha fazla; bu nedenle katzenbach daha avantajlı oluyor. yine de yazar, gerçek-hayal geçişlerini iyi yapmış. hatta francis’i neredeyse normalleştirmiş.

konusu ise, kafasında seslerle mücadele etmekte ve kimi zaman da saldırganlık göstermektedir. ailesinin zoruyla akıl hastanesine yatırılır. buradaki alışma süreci sonrası hastaneye yeni bir hasta gelir: itfaiyeci peter. aslında peter hasta değildir, sadece hasta numarası yapmaktadır. o da mantıksız geldi, hasta olmadığı alenen ortada. doktorlar hasta olmadığını biliyorlar ve neden görüş bildirmiyorlar ilgili birimlere o da anlaşılmıyor. neyse efendim, bizim peter aslında iyi bir adam, bakmayın böyle yazdığıma. kilisede çıkardığı yangından ve bir rahibin ölümüne neden olmaktan orada. ama yangını neden çıkardığını okuyacaklara bırakıyorum.

neyse efendim, hastanede bir cinayet işleniyor. katilin seçtiği kurbanlar da sarışın kısa saçlı. bir hemşire öldürülünce hastaneye bir dedektif gönderiliyor. bu dedektif de bu katilin kurtulan kurbanlarından. sonra melek adını verdikleri katili bulmaya çalışıyorlar.


kitap aslında beni ters köşe yaptı. katili hep tanıdık biri diye düşünmüştüm. ama sonu sürpriz oldu. belki yazar da şaşırtmak, tahmin edilebilirlikten sıyrılmak istemiştir.


bu türü sevenler bu kitabı da severler diye düşünüyorum. dediğim gibi beni çok etkileyen bir kitap değildi ama merak uyandırıyor ve okutuyor kendini.

katzenbach’ın bir kaç kitabı sinemaya uyarlandı. bu da uyarlanır mı bilemem.
devamını gör...

tek kelimeyle lebalep yayılıyor.
devamını gör...

bir istek.
i s t e m i y o r u m

ülkemizin kültürel değerlerini bile bozan bu güruhu ülkemde istemiyorum. her geçen saniye artıyorlar. yarın öbür gün durum çok ciddileşecek.

kilis'in yüzde 81'i suriyeli. türkler ufak bir azınlık olarak varlar artık bu şehirde. bakmayın büyük şehirlerde de çoklar ama nüfus fazla olduğu için oransal olarak düşük görünüyorlar. böyle polis, asker, hükümet, medya gibi destekçileri olduğu sürece umudum yok artık.

ülkemde türk vatandaşı olarak ikinci sınıfız. alırsınız oy benden ve çevremden!
gerçi bunlar seçimi kaybetse artık plan belli. bunlara verecekler silahı, sopayı destekle beraber muhalif türk halkını katledecekler.
devamını gör...

anonim kalmayacaksam buranın instagram,twitter gibi sosyal medyalarımdan ne farkının olacağını düşündüğüm başlık.

anonimim çünkü düşüncelerimi daha rahat ifade ediyor,dilediğim gibi tanım yapabiliyor ve eş dost ile sözlükte karşılaşma riskine güvenlik çemberimle savabiliyorum. burda kara kaşıma kara gözüme, cinsiyetime bakmayan insanlarla muhabbet edebiliyorum. beni ben olduğum için tanımak istiyorlar, seviyorlar, yazdıklarımı okuyorlar.

yoksa bir fotoğraf koyup beni daha da sevmenizi sağlayabilirim ama bu kadarı kafi *
devamını gör...

şiir denir mi bilmiyorum ama karaladım bir şeyler ;
şiir bu fotoğrafa bakılarak yazıldı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel




•hala ayakta durabilen bir enkazım
senden sonra
mahallenin başındaki ev gibi
camları tıpkı kalbim gibi kırık
o evin boyası eskimiş ya hani
aynı yıpranan bedenim gibi rengi solmuş
sen deprem miydin
yoksa duyarsız ev sahibi miydin
gittin
gelmedin
bi başına kaldı gönül evim
terk ettiğinden beri
depremler oldu
yokluğun kadar korkutucu
varlığın kadar sarsıcı
senden sonra yağmurlar yağdı  damla damla
gözlerimden göğsüme düşen damlalar gibi
çok güneş açtı
ama dedim ya mahallenin başındaki enkaza dönmüş ev gibiyim
güneş açsa
her yanım bahar olsa
ne fayda
kimsesiz kimseler uğruyor merdivenlerime
beni sevdiklerinden değil sevgilim.
sensiz,
kimsesiz oluşumdan.
enkaz oldum
harabeyim sevgin yüzünden
senin yüzünden.*
devamını gör...

alman, romantik beste yazarı richard wagner’in 1849 yılında yazdığı uzun deneme.

wagner, 1849 yılındaki dresden devriminde bakuninci anarşistleri desteklediği için almanya’dan sürgün edilmiş ve bu denemeyi paris’te yazıp yayınlamıştır.

wagner, 1848 devrimleri‘ni sanata zarar verdiğini iddia ederek eleştiren sanatçıları eleştirmektedir. wagner’e göre sanat endüstriyel bir hale gelmiş; sanatçıdan çok satıcı olan sanatçıların elinde, para kazanmak için bir enstrümana dönüşmüştür. burjuvazi ise parası sayesinde bu endüstrinin efendisi olmuştur.

wagner’e göre günümüz toplumunda gerçek bir sanat eseri yaratmak mümkün değildir çünkü toplum, sanatı sanat olarak değil, bir eğlence olarak görmektedir. wagner, sanatı eski şanına kavuşturmanın tek yolunun ise devrim olduğunu savunur. lakin sanatsal bir devrim yeterli değildir. gerçek sanat, sosyal devrimin omuzlarında yükselecektir.

wagneryen devrim, medeniyeti reddeder ve insanın, doğaya dönmesi gerektiğini savunur. ancak bu “doğaya dönüş” bir ilkelleşme değil, gelişimdir. wagner, proletaryayı kölelikten kurtarıp bütün üretimi makinelere devrederek toplumu yaratıcı olmayan bir iş yapmaktan kurtaracaktır. böylece insan, yaratıcı özüne geri dönecek ve zamanını, gerçek sanat eserini yaratmaya ayırabilecektir.

wagner’in devrim fikri çok ütopist olarak yargılansa da, 20. yüzyıldaki komünist sanatçıları derinden etkilemiştir. özellikle de sovyetler birliği’nde.
devamını gör...

anima grubu. solisti tanıdık geldi mi?
ceylan ertem'i taaa o zamanlardan bilirim ve bu tarzını çok beğenirim.

bilin bakalım ben kimim?
hem senin hem onun yerine geçerim ama kendim olamam, olamam hiç kendim.
bulmak istiyorsan beni önce bir gör kendini, içindeki haylazın sesi...
ben aslında hep senim.
ben jokerim.
devamını gör...

2011 yapımı bir nadine labaki filmidir. nadine hanımın enfes oyunculuğunu izleme fırsatı da sunar bize. en sevdiğim filmlerden biridir. dram ve komedi filme o kadar güzel yedirilmiştir ki normalde yabancı komediye pek gülemem fakat bu film beni güldürürken hüzünlendirdi. film farklı din ve mezheplerden gelen kadınların; din nedeniyle ortaya çıkan savaşın köylerinde düşmanlığa sebebiyet vermesinden korkmalarını ve bu düşmanlığı engellemeye çalışmalarını konu alır. kimse ölmesin kimse düşman olmasın diye köyde el birliğiyle erkekleri savaştan bihaber bırakmaya ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışırlar fakat bu o kadar da kolay olmayacaktır. köydeki kadınların bu çabası esnasında başlarına gelen komik olaylar ve yer yer hüzünlü sahneler ortaya çıkar. bulmuş oldukları çözümler o kadar zekicedir ki senarist nadine labaki'nin zekasına hayran olmamak elde değildir. filmde geçen olayların hepsi gerçektir, insanlığın içindendir. izlediğimde dünya keşke kadınlardan ibaret olsaydı belki de daha güzel bir yer olurdu diye düşünmeme neden olmuştu. nadine labaki'nin kefernahum filminin yanında çok fazla ünlenmemiş olsa da şans vermenizi öneririm.

her tarafta çılgın bir savaş devam ederken huzuru bulmuş bir köydeyiz. derin bir uykudan yeni bir barışa uyanmış erkekler burada. çocuklarını korumak için silah ve fişek yerine dua ve çiçeklerle savaşan siyahlı kadınlar burada. onların kaderleri kendi ellerinde ve artık yepyeni bir yol buldular.
bu cümleler filmde geçiyordu ve çok etkilendiğim için not almıştım. kaç sene geçti defterleri karıştırırken buldum ve yine çok etkilendim. harika bir filmdir, izleyin izlettirin.

köyün kadınları filmin bir yerinde eşlerine ve erkek çocuklarına haşhaşlı çörekler yaparak onları uyuşturup savaşmalarını engellemeye çalışıyorlar. çok eğlenceli bir şarkı söyleyerek haşhaşlı çörekleri hazırlıyorlar bu kısmı paylaşmak istedim sahneyi izleyebilirsiniz çok da spoiler sayılmaz. şarkı da güzeldir ayrıca.buradan
devamını gör...

"başucu kitabım" diyebileceğim, albert camus'un denemelerden oluşan kitabıdır.

hayata ne kadar anlam yüklersek yükleyelim, istediğimiz anlamı asla bulamayız diyor camus. varoluş sancımızı bir nebze de olsa dindiriyor ve bizi kabullenişe davet ediyor. tıpkı sisifos'un sırtındaki yükünü kabul ettiği gibi.

sisifos camus'un kahramanıdır. camus kitabını şöyle bitiriyir: “tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerek.”
devamını gör...

ölen kişiye hitaben "amel defteri kapanmış"
devamını gör...

on numara fotoğraf neyi beğenemediniz yine. yemin ederim bu insanoğlu güzel olan her şeye karşı siz çevrenizde sizden başka herhangi bir insanın mutlu olmasını kaldıramıyorsunuz. yayın anasını satayım her yere negatifliğinizi.
devamını gör...

roma mitolojisi'nde tanrıların kralıdır. yunan mitolojisi'nde zeus'dur.satürn'ün oğludur.bir gök tanrısı olarak şimşek ve yıldırımı yapan ve savaşta zaferi getiren olarak bilinir.
devamını gör...

günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz.
son kuşlar, sait faik abasıyanık.
devamını gör...

sözlükte yazmayan bir yazarın bile benden daha fazla nick altı almasına şahit olmamla bütün sözlüğe küsmeme sebep olan başlık.

namkörler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim