porno sitelerinin yasaklanması
siz ciddi misiniz ya? olum porno izlenmezse asıl sapıklık azalır. porno insanı yavaş yavaş doyumsuzlaştırır ve her seferinde daha iğrenç seviyelere varan fantezilerle sapıklaştırır. milf, matur, tecavüz, trans, gay, pedofili diye yolunu kaybedenlerle dolu memleket. acıcık bilim ya...
devamını gör...
20 kağıt ateşle işlemini yapayım diyen moderatör
mastor ukdesi.
afedersiniz ama hem liyakatsiz hem de vizyonsuz moderatördür.* 20 lira ne yav? kaç dolares ediyor? püüü. isteyecekseniz değeriniz en az 10 dolar olsun sevgili modlar. 1,45 dolar ne kjhdgjk.
afedersiniz ama hem liyakatsiz hem de vizyonsuz moderatördür.* 20 lira ne yav? kaç dolares ediyor? püüü. isteyecekseniz değeriniz en az 10 dolar olsun sevgili modlar. 1,45 dolar ne kjhdgjk.
devamını gör...
gerçekbirgangsta
yaptigi usulsuz tanimlar sebebi ile uzaklastirma almis yazarimsi.
edit: ucuruldu bile.
edit: ucuruldu bile.
devamını gör...
kalbe dokunan şarkı sözleri
müslümden nilüfer dicektim de herkes yabancı yazmış nskfnskdjdkdk. çok garip kalcak şimdi bu şarkı.
"zamanın eli değdi bize çoktan değişti her şey aynı değiliz ikimiz de zaaflarına bir gece hatalarına bir nilüfer sevgisizliğine bir kalp verdim artık geri ver geri veremezsin aldıklarını artık geri ver
geri verilmez hiçbir yanılgı yokluğuma emanet et sende benden kalanları
her şeyi al bana beni geri ver bir şansım olsun başka yer başka zaman sensiz ömrüm olsun...." sizi bilmem ama benim bundan başka bi şarkı dokunur mu yüreğime sanmam.. sensiz ömrüm olsun diyor adam...
"zamanın eli değdi bize çoktan değişti her şey aynı değiliz ikimiz de zaaflarına bir gece hatalarına bir nilüfer sevgisizliğine bir kalp verdim artık geri ver geri veremezsin aldıklarını artık geri ver
geri verilmez hiçbir yanılgı yokluğuma emanet et sende benden kalanları
her şeyi al bana beni geri ver bir şansım olsun başka yer başka zaman sensiz ömrüm olsun...." sizi bilmem ama benim bundan başka bi şarkı dokunur mu yüreğime sanmam.. sensiz ömrüm olsun diyor adam...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
benim bir dayım var. herkesin korktuğu, karşısında zangır zangır titrediği, aman bağırmasın da tadımız kaçmasın dediği. herkese ağzına geleni sayar, bağırır çağırır, kırar döker. hani şu saygı göstermeyip saygı bekleyen tiplerden biri. herkesin keyfini kaçırmaya, güzel ortamları mahvetmeye bayılır. kendi annesi bile çekinir bir şey demeye. la havle diyemezsiniz yani. ben geçen gün böyle birine başkaldırdım. bir münakaşa yaşandı ve kendisi her zamanki gibi haddini aştı. ben de gözlerimi diktim, aynı onun yaptığı gibi tehditkar bir tonla konuştum. aile meclisimiz bir anda buz kesti ama gördüğüm o şeye değdi. ben onun bağıracağını biliyordum ama o benim karşısında dimdik duracağımı tahmin edememişti. ilk kez birinden korktuğunu gözlerinde gördüm. yalnızca başlangıçtı bu benim için. bundan sonra susmayacağım. şimdiye dek hep annemin ve babamın hatırını gözetiyordum lakin artık hatır gönül falan kalmadı. kendimle de çok gurur duyuyorum bu terbiyesizliğe koskoca sülalede dur demeye çalışan tek kişi olduğum için. el mi yaman bey mi yaman göreceğiz.
devamını gör...
sürekli isyan eden çilekeş tip
bazen çıkıp bir tane ağzına vurmak istediğim tiptir. bu kişi, her zaman hakkının yendiğini düşünmektedir. ufak veya büyük ayırt etmeden her olayı kendine yorup, acıların çocuğu'nu oynamaktadır.
kimsenin merak etmediği derdini, karşısındakine zorla anlatıp kendi derdine ortak olmasını amaçlayan kişidir ayrıca. asla tavsiye kabul etmez, çünkü en iyi o bilir. ne haddimize zaten.
eyy, sürekli isyan eden çilekeş tip, lütfen görüşmeyelim. seni gördüğüm yerde yolumu değiştirmekten sakınmam.
(bkz: benim derdim bana yeter)
kimsenin merak etmediği derdini, karşısındakine zorla anlatıp kendi derdine ortak olmasını amaçlayan kişidir ayrıca. asla tavsiye kabul etmez, çünkü en iyi o bilir. ne haddimize zaten.
eyy, sürekli isyan eden çilekeş tip, lütfen görüşmeyelim. seni gördüğüm yerde yolumu değiştirmekten sakınmam.
(bkz: benim derdim bana yeter)
devamını gör...
insanların rengini görmek
larktwain_123_ güzelce giriş yapmış ben de kendi zihnimde olanlardan bahsedeceğim biraz.
karşımda belli bir duygusal yakınlık hissettiğim birisi varsa eğer ruh hali direkt renk olarak görünüyor bana. yani biraz aura muhabbeti gibi, ama tam olarak değil. eğer muhabbet ettiğim kişi karşımdaysa gördüğüm şey aurası oluyor, ama mesajlaşıyorsam farklı bir şekilde hissediyorum bunu. yani gözüme görünen bir renk yok, ama aynı zamanda renk var. garip garip işler anlayacağınız.*
akrabalar arasında en yakın hissettiğim kişi amcamın oğlu, kendisi karşımda otururken çoğu zaman sarı ışık saçar. "ay gözüme bir şey oluyor, ışık aldı heralde" deyip gözümü öfelediğim çok olmuştur.* gördüğüm şeyin aurası olduğunu varsayarsak bu; zeki ve analitik düşünme yeteneklerinin gelişmiş olduğu ve düşünmeyi çok sevdiği anlamına gelirmiş. e baya tutuyor bu, kendisi düşünmekten kafayı yiyecek insanlar arasında. neresi olduğunu hatırlamadığım bir ortamda, bir kişinin yeşil ışık saçtığını görmüştüm. yeşil koyulaştıkça kişinin güvensizliği artıyor anlamına gelirmiş. ya da belki her şey anlamsızdır ben kafayı yiyorumdur, bu da yüksek bir ihtimal.*
mesajlaştığım insanlarla da "içime öküz oturdu" tabiri gibi hisler geliyor, o sayede anlayabiliyorum. negatif konuşmasına gerek yok, gerekirse kahkaha atsın, eğer ortada oturacak bir öküz varsa gelip oturuyor muhakkak. yani uzun lafın kısası her insanın bir rengi var. çok güzel rol de yapsa ardından parlayan ışıklar ele veriyor.
güzel güzel renklendirin kendinizi, dilerim "auranız" hiç kararmasın.*
karşımda belli bir duygusal yakınlık hissettiğim birisi varsa eğer ruh hali direkt renk olarak görünüyor bana. yani biraz aura muhabbeti gibi, ama tam olarak değil. eğer muhabbet ettiğim kişi karşımdaysa gördüğüm şey aurası oluyor, ama mesajlaşıyorsam farklı bir şekilde hissediyorum bunu. yani gözüme görünen bir renk yok, ama aynı zamanda renk var. garip garip işler anlayacağınız.*
akrabalar arasında en yakın hissettiğim kişi amcamın oğlu, kendisi karşımda otururken çoğu zaman sarı ışık saçar. "ay gözüme bir şey oluyor, ışık aldı heralde" deyip gözümü öfelediğim çok olmuştur.* gördüğüm şeyin aurası olduğunu varsayarsak bu; zeki ve analitik düşünme yeteneklerinin gelişmiş olduğu ve düşünmeyi çok sevdiği anlamına gelirmiş. e baya tutuyor bu, kendisi düşünmekten kafayı yiyecek insanlar arasında. neresi olduğunu hatırlamadığım bir ortamda, bir kişinin yeşil ışık saçtığını görmüştüm. yeşil koyulaştıkça kişinin güvensizliği artıyor anlamına gelirmiş. ya da belki her şey anlamsızdır ben kafayı yiyorumdur, bu da yüksek bir ihtimal.*
mesajlaştığım insanlarla da "içime öküz oturdu" tabiri gibi hisler geliyor, o sayede anlayabiliyorum. negatif konuşmasına gerek yok, gerekirse kahkaha atsın, eğer ortada oturacak bir öküz varsa gelip oturuyor muhakkak. yani uzun lafın kısası her insanın bir rengi var. çok güzel rol de yapsa ardından parlayan ışıklar ele veriyor.
güzel güzel renklendirin kendinizi, dilerim "auranız" hiç kararmasın.*
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
kapıdaki yediveren gülü nerdeyse 24 saatte 2 misli çiçek açmış yarısı kırmızı yarısı beyaz, lucifer bana balım dedi, meja bilardo biliyormuş, havalar ısınınca "ya bu kedilere soğukta bişi olmasın?" derdim sona erdi, tavuklu pilav var, sigara mebzul, gece pame radyo yayını var, izmir'in en kış rengi sokağına bahar gelmiş, dimitri forever, hanım iyi.
devamını gör...
1 haziran 2022 günün özeti
aşı bahanesiyle vücudumuza ne enjekte ettilerse artık sanırım bugün deneme yaptılar.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
herşeyi çok kafama takıyorum.
devamını gör...
antibiyotik direnci
biz antibiyotik kullanıyoruz ama bakterilerin eli armut toplamıyor. çeşitli mekanizmalarla direnç kazanıyorlar. 2 çeşit direnç var birisi doğal direnç yani bakterinin yapısı nedeniyle bakteride en baştan beri var olan direnç birde sonradan kazanıyorlar. bu mekanizmalardan bazıları:
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
devamını gör...
kadın yazarların nickaltının 15 sayfadan fazla olması
kadınlıktan değil, bir nedenden dolayı göze batmaktan kaynaklı durum. her kadın yazarın nick altı dolu değil ve her erkek yazarın nick altı boş değil.
var mı böyle sırf kadın olduğu için nick altı girilen? evet var ve daha çok çaylaklara ya da yeni yazarlara yapılıyor bu. nick altının sayfalarca dolması için biraz buranın eskilerinden olması ve bir şekilde çok fazla yazıyor olması gerek.
girin bakın, kadın yazarların en çok nick altı girilenleri ya çok kişinin ilgisini çekecek şeyler yazıyor ya da birileri sürekli laf sokmak için yazıyor. şekli şemali, fotoğrafı yüzünden yazılan istisnaları saymıyorum.
ben nick altı girmeyip dm'lerde sinsice hatun kovalayanlardan korkarım esas.
var mı böyle sırf kadın olduğu için nick altı girilen? evet var ve daha çok çaylaklara ya da yeni yazarlara yapılıyor bu. nick altının sayfalarca dolması için biraz buranın eskilerinden olması ve bir şekilde çok fazla yazıyor olması gerek.
girin bakın, kadın yazarların en çok nick altı girilenleri ya çok kişinin ilgisini çekecek şeyler yazıyor ya da birileri sürekli laf sokmak için yazıyor. şekli şemali, fotoğrafı yüzünden yazılan istisnaları saymıyorum.
ben nick altı girmeyip dm'lerde sinsice hatun kovalayanlardan korkarım esas.
devamını gör...
helios'un kainatın en iyi sözlük yöneticisi olması
bunca yıldır binbir çeşit uluslararası şirket yöneticisi gördüm, ama böylesine bir yöneticiyi hiç görmedim; hem cevval hem kuzu; hem merhametli, hem astığım astık. bize böyle yönecilerle gelin sayın sözlük, ne o öyle her mesaj atanın isteğini anlamaya çalışan ve sözlüğün kalitesini düşüren saçma moderatörler öyle. kırbacımı aldım, bekliyorum.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
belirli bir yaştan sonra insanın canını sıkan olay.
ergenlik vs. zamanlarında belki iş görür ama diğer türlüsü hep bir kafada soru işaretleri, ne yapıyor, ne ediyor, kimle vs. diye sordurtur.
malum güven artık günümüzde altın değerinde. kimsenin birbirine güveni kalmamış. ımkansiz yani. bir de mesafe mi? nereye kadar? anca ayrilanana kadar çünkü asıl mesafeler o zaman başlıyor.
uzak mesafe ilişkisi yürümüyor, yürüyemez kafadorlar. değil yürümek emeklemez bile. "güven ve sevgimizin karşısında ilişkimiz de mesafe olması asla sorun değil" demiyorlar mi birde * o zaman bir gülesim geliyor bir yerimle,anladiniz siz.
uzak mesafesi ilişkisinde yapılacaklar:
1) ilişkiye başlamamak.
2) birinci madde.
3) ikinci madde.
ergenlik vs. zamanlarında belki iş görür ama diğer türlüsü hep bir kafada soru işaretleri, ne yapıyor, ne ediyor, kimle vs. diye sordurtur.
malum güven artık günümüzde altın değerinde. kimsenin birbirine güveni kalmamış. ımkansiz yani. bir de mesafe mi? nereye kadar? anca ayrilanana kadar çünkü asıl mesafeler o zaman başlıyor.
uzak mesafe ilişkisi yürümüyor, yürüyemez kafadorlar. değil yürümek emeklemez bile. "güven ve sevgimizin karşısında ilişkimiz de mesafe olması asla sorun değil" demiyorlar mi birde * o zaman bir gülesim geliyor bir yerimle,anladiniz siz.
uzak mesafesi ilişkisinde yapılacaklar:
1) ilişkiye başlamamak.
2) birinci madde.
3) ikinci madde.
devamını gör...
mcdonald's'ın afet bölgesine 50 bin menü göndermesi
global markaların depremden az önce haberi oldu herhalde... alooooo bugün üçüncü gün... şimdiye kadar neredeydiniz? millet aç, soğukta sersefil yaşadı.
devamını gör...
herkes çıplak dolaşsa muhtemel olacaklar listesi
çıplaklığa duyarsızlaşılır tabii ki.
lakin hepimiz hasta oluruz, ölürüz, üreyemeyiz, varoluşumuz sonlanır. insanoğlu, daha doğrusu atalarımız homo sapiens, buzul çağındaki ani sıcaklık değişimlerinde nasıl hayatta kaldı sanıyorsunuz. sıcak yerlere göç ettiler tabii, o ayrı. ama göç ettikleri yerlerin de hava koşulları çok zorluydu.
ilk insanlar yaklaşık 45.000 yıl önce göç etmeye başladıklarında kendilerini soğuktan korumak için ilkel giysiler tasarladılar. uyku tulumları, bebek taşıyıcıları ve bol kesimli postlarla bedenlerini örttüler. 30.000 yıl önce iğnenin bulunmasıyla insanlar “örtünmenin” yerine giyinmeye başladı. 30.000 yıl öncesinin iğneleri tıpkı bugünkü iğnelere benziyordu. iğne sayesinde insanlar, kendi bedenlerine uygun kıyafetler tasarlamaya başladılar.
insanları donmaktan koruyan bu kıyafetlerdi. kıyafet deyip geçmeyin. su geçirmez pantolonlar, nemi emen iç çamaşırları, şapkalar, parkalar/pelerinler... kat kat giyilen çeşit çeşit giysiler.
eş zamanlı olarak, yine soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunmak için kaya kovuklarına sığınmak, çadırlar yapmak ve dev ateşler yakmak da varoluşu destekliyordu.
sonuç olarak diyebiliriz ki "giyinmek" bugünkü modern insana dönüşebilmemizde ve soyumuzu devam ettirmemizde önemli bir basamaktır.
--------
yukarıdakilerden bağımsız olarak utanma/haya duygusunun temelleri de o zamanlarda mı atıldı acaba? çıplaklıktan kaynaklı üşüme ve korunamama durumu "utanç" a mı evrildi?
lakin hepimiz hasta oluruz, ölürüz, üreyemeyiz, varoluşumuz sonlanır. insanoğlu, daha doğrusu atalarımız homo sapiens, buzul çağındaki ani sıcaklık değişimlerinde nasıl hayatta kaldı sanıyorsunuz. sıcak yerlere göç ettiler tabii, o ayrı. ama göç ettikleri yerlerin de hava koşulları çok zorluydu.
ilk insanlar yaklaşık 45.000 yıl önce göç etmeye başladıklarında kendilerini soğuktan korumak için ilkel giysiler tasarladılar. uyku tulumları, bebek taşıyıcıları ve bol kesimli postlarla bedenlerini örttüler. 30.000 yıl önce iğnenin bulunmasıyla insanlar “örtünmenin” yerine giyinmeye başladı. 30.000 yıl öncesinin iğneleri tıpkı bugünkü iğnelere benziyordu. iğne sayesinde insanlar, kendi bedenlerine uygun kıyafetler tasarlamaya başladılar.
insanları donmaktan koruyan bu kıyafetlerdi. kıyafet deyip geçmeyin. su geçirmez pantolonlar, nemi emen iç çamaşırları, şapkalar, parkalar/pelerinler... kat kat giyilen çeşit çeşit giysiler.
eş zamanlı olarak, yine soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunmak için kaya kovuklarına sığınmak, çadırlar yapmak ve dev ateşler yakmak da varoluşu destekliyordu.
sonuç olarak diyebiliriz ki "giyinmek" bugünkü modern insana dönüşebilmemizde ve soyumuzu devam ettirmemizde önemli bir basamaktır.
--------
yukarıdakilerden bağımsız olarak utanma/haya duygusunun temelleri de o zamanlarda mı atıldı acaba? çıplaklıktan kaynaklı üşüme ve korunamama durumu "utanç" a mı evrildi?
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
her gün aynı saatte otobüse bindiğim bir hanımefendi var. otobüse bindiğim de gözüm direkt oturduğu yeri arıyor. yaşça belki benden büyük belki akran. ben ona bakıyorum o bana bakıyor her gün. sonra otobüsten inince usul usul arkasından yürüyorum, o pastanede duruyor ben devam ediyorum.
devamını gör...
yaşar kemal
ince memed serisini okuduğum için kendimle gurur duyduğum, buna sebep olan yazardır kendileri. mekanı cennet olsun.
devamını gör...
evlenmeyeceksek neden favladı
zaten insanlar beğeni,favori yapmıyor diye şikayet ediyoruz bir de bunu diyelim millet iyice elini eteğini çeksin ha orada duran işaretlerden.
devamını gör...
