geceye bir şarkı bırak
*
devamını gör...
israil
her şehirde arabalar gelin alayı gibi tura çıkmış...
konsolosluğun önüne bakıyorum, skandal.
akıllanmaz efendim bu toplum. akıllanmaz.
yarın bir gün uzun biri çıkacak ve diyecek ki ''biz mi eylem yapın dedik''....
birazzzz yakın tarih yolculuğuna çıkalım.
mavi marmara saldırısı, bu olayın sonuçlarından bahsetmek istiyorum. gerçekten insani yardım için çıkıp giden bir çok insan katledildi. ölüm hiç bir şekilde hak edilmiyordu, fakat uluslarası hukuktan, ilişkilerden bihaber kesim yine ve yeniden mağdur oldu, şu allahın işine bakın sonunda israil özür diledi ve öyle eften püften bir özürle kalmadı. o günün parası ile hayatını kaybeden insanlar için toplamda 20 milyar dolar para ödemesi gerçekleştirdi.
para burada çok ama çok önemsizdir, bir ölünün arkasından verilen meblağ değersizdir benim için öyle, aklı-selim herkes için öyledir,
lakin kiiiiii
akp hökkkümeti ne yaptı dersiniz?
israilin ödediği paranın eşit bir şekilde ailelere dağıtılmasının haksız kazanç olacağını öne sürdü ve her bir aileye 300 milyar verdi.
toplamda 9 insanımız vefat etmişti. ışıklar içinde uyusunlar. vah ki gidene, sabırlar kalanlara....
bakınız giderken bana mı sordunuz cümlesi, dönemin başbakanı tarafından kameraların önünde dile getirildi.
siz en iyisi hemen gaza gelmeyin, hem gaza gelip demiröreni neden zengin ediyorsunuz ki?*
ortadoğu kanseri mi? ortadoğuyu anlamadan, sadece haritaya bakıp, oradan buradan duyduğunuz bilgilerle ahkam kesemezsiniz.
kefenle sınıra filan gitsenize ya siz.....
hem buradan klavye delikanlılığı, kahrolsun israiller, aynn knk aynn kahrolsun israil. smiley was here!!!!!
konsolosluğun önüne bakıyorum, skandal.
akıllanmaz efendim bu toplum. akıllanmaz.
yarın bir gün uzun biri çıkacak ve diyecek ki ''biz mi eylem yapın dedik''....
birazzzz yakın tarih yolculuğuna çıkalım.
mavi marmara saldırısı, bu olayın sonuçlarından bahsetmek istiyorum. gerçekten insani yardım için çıkıp giden bir çok insan katledildi. ölüm hiç bir şekilde hak edilmiyordu, fakat uluslarası hukuktan, ilişkilerden bihaber kesim yine ve yeniden mağdur oldu, şu allahın işine bakın sonunda israil özür diledi ve öyle eften püften bir özürle kalmadı. o günün parası ile hayatını kaybeden insanlar için toplamda 20 milyar dolar para ödemesi gerçekleştirdi.
para burada çok ama çok önemsizdir, bir ölünün arkasından verilen meblağ değersizdir benim için öyle, aklı-selim herkes için öyledir,
lakin kiiiiii
akp hökkkümeti ne yaptı dersiniz?
israilin ödediği paranın eşit bir şekilde ailelere dağıtılmasının haksız kazanç olacağını öne sürdü ve her bir aileye 300 milyar verdi.
toplamda 9 insanımız vefat etmişti. ışıklar içinde uyusunlar. vah ki gidene, sabırlar kalanlara....
bakınız giderken bana mı sordunuz cümlesi, dönemin başbakanı tarafından kameraların önünde dile getirildi.
siz en iyisi hemen gaza gelmeyin, hem gaza gelip demiröreni neden zengin ediyorsunuz ki?*
ortadoğu kanseri mi? ortadoğuyu anlamadan, sadece haritaya bakıp, oradan buradan duyduğunuz bilgilerle ahkam kesemezsiniz.
kefenle sınıra filan gitsenize ya siz.....
hem buradan klavye delikanlılığı, kahrolsun israiller, aynn knk aynn kahrolsun israil. smiley was here!!!!!
devamını gör...
antik çağ anadolu’sunda ana tanrıça tapınımı ve bereket kültü
ana tanrıça
anadolu’nun öz kültü (ana tanrıça) tarih öncesinin en gerilerinden tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan, hatta bu dinlerde de izleri görülebilen inancını, anadolu’nun kendi tarih akışı içinde yansıyan kişiliğinde izlemek gerekir. anadolu’nun en eski tanrı tasarımlarından olan ana tanrıça yaratma eyleminin özü, insanlar için bereket ve çoğalmanın simgesi olarak karşımıza çıkar. toprakların yüceltilmesi, bereketin ve vericiliğin simgesi hâline getirilen ana tanrıça düşüncesinin ilk ortaya çıkışının ilksel kültürlerdeki kadın egemen çağlara rastladığı saplanır.
ünlü bereket tanrıçaları, toprak ana simgeleri, bu çağların “büyük anasıdır". gerçeği mitler aracılığı ile kavrayan ilksel insanın inanışına göre ana tanrıça tüm doğayı kapsar. o, insanın dünyayla girdiği tüm ilişkileri düzenleyen bir ilkedir. ana tanrıça mitoslarında egemen olan döngüsel tanrı anlayışı tüm insana ilişkin eylemlerin ilk nedeni ve kökenidir ve ilerleyen süreçte, o ilk kökenden zaman bakımından ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın, kutsal eylem biçimleri bereket adına sürekli tekrar edilmelidir. ana tanrıça kısaca şöyle anlatılır:
“bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek hâldeymiş fakat birdenbire ortada bir musiki örmüş, gökler ve denizler yine bir kâinat teşkil etmiş, beraber birbirinden ayrılmış. o esrarengiz musiki, ürinom’un (yani kybele’nin) doğduğunu ilan ediyormuş. onun sembolü de aymış.”
inanç varlığı olarak dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan bu durumda doğum olayının nedenini bilemeyen eski çağ insanının gözünde, bu eyleme (doğurma işine) doğaüstü gizli güçlerin katıldığına inanmak da doğaldır. doğadaki bu yaratıcı, doğurucu güçlerin, özellikle insanların üreme organları üzerinde yoğunlaştığı ya da yoğunlaşmasını sağlayan inançların yeşerdiği çağlardır bu zamanlar. çağlar boyu egemen olan ana tanrıça’nın anlamsal boyutunun yanı sıra bir de imgesel boyutu vardır.
işte, bu boyut anadolu’daki çayönü, çatalhöyük, hacılar gibi yerleşim merkezlerinde rastlanan kadın heykelciklerinde somutlaşır. bu yerleşimlerde ortaya çıkarılan kadın heykelcikleri, ana tanrıça’ya daha bu dönemlerde tapıldığına işaret etmektedir. anadolu’da toprak ilk onunla sürülmüş, ilk tohum onunla atılmıştı.
tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde, akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı öz ve hep aynı inançta birleşen bir ana tanrıça ile karşılaşılır. kökeninin anadolu olduğu kesinlik kazanan bu tanrıçanın varlığı, hacılar ve çatalhöyük’te yapılan çalışmalar neticesinde m.ö. 6500-7000’lere kadar uzanmaktadır.ana tanrıça ayakta, oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.geniş kalçalı, karınlı, iri göğüslü ve daima çıplaktır. kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. ana tanrıça’nın bu özellikleri kybele’den artemis’e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır. ana tanrıça kültüne en eski çağlardan itibaren anadolu’nun her yöresinde rastlanmaktadır. her türlü bolluk ve bereketi sağlayan, bitkilerin ve hayvanların üzerinde büyük kuvvete sahip, tarımı koruyan bu tanrıçanın özellikleri doğal koşullara bağlı olarak gelişmiştir anadolu’nun birçok yerinde çeşitli yerli adlar altında eski ana tanrıça kültü devam etmiştir.

ana tanrıça’nın tapımı ve tarihi:yazılı kaynaklar bize kybele’nin pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. tanrıça’ya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. pessinus’taki tapınağı siyasal güçlerden büsbütün bağımsız bir din merkezi olarak yönetilirdi. bu dinsel yönetimin başında iki baş rahip bulunur, bunların biri attis adını taşır, megabyzos adıyla anılan ikincisi dışardan gelme olması şart koşulan bir yabancıydı. bu iki kral rahibin attis efsanesinde anlatıldığı gibi erkekliklerini tanrıçaya adamış olması gerekiyordu. galloi diye anılan öbür rahiplerin de vecit halinde hadım edilmeleri töredendi. frygia’da yerli bir kült olduğu bütün kaynaklardan belli olan bir rahip devleti özelliğini bölgeye gelip yerleşen bütün yönetimlere karşı korumuştur. tanrıça’nın tapımı ilk defa, yeni taş devri’nde ve sonrasında tanrı ana adını taşıyan ve insan için bereket ve çoğalımın sembolü olan tanrıdır. kybele anadolu’nun en önemli tanrıçasıdır. doğanın doğurucu ve besleyici niteliği onda dile getirilmiş, zamanla kybele doğurganlıktan bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmış ve daha sonraları karşılaşılan tanrıçaların öncüsü olmuştur. frygler bu tanrıçayı öyle benimsediler ki, tüm devlet ve ülkelerini pessinus kybelesi’nin mülkü saydılar. bunun sonucunda, aslında çok köklü bir anadolu tanrıçası olduğu halde kybele tarihe bir fryg tanrıçası olarak geçti; kral midas tanrıçanın oğlu ve pessinus’taki tapınağın kurucusu sayıldı. tapınımı roma imparatorluk çağı’nın içlerine değin sürdü.
kaynak buradan
anadolu’da bereket kültü:
insanoğlu 7 milyon yılı aşan evrimi boyunca çevresinde meydana gelen doğa olaylarını izlemiş ve onları anlamaya çalışmıştır. evriminin erken dönemlerinde insanoğlunun doğa karşısındaki tutumu hep edilgendir. doğayı etkilemeye, çevresini değiştirmeye yönelik bilinen herhangi bir çabası yoktur. günümüzden 1.5 milyon yıl önce ortaya çıkan homo erectus, ateşi kontrollü olarak kullanan ilk insandır. insan evrimi içinde ilk bilinçli avcılık da homo erectus döneminde gerçekleşir. avcılık ve ateşi kullanma, insanoğlunun doğayı değiştirmeye yönelik ilk somut hareketleridir. bu dönemden itibaren insan, doğa karşısındaki edilgen konumundan yavaş yavaş etken konuma doğru yükselir. bereket kültü bu dönüşüm serüveninin en önemli parçalarından birisidir.
anadolu’da bereket kültünün varlığına ilişkin en erken arkeolojik delillerden biri şanlıurfa yakınlarında fırat havzasında yer alan ve m.ö. 7000 yıllarına tarihlenen nevali çöri neolitik yerleşiminde bulunmuştur. kireç taşı kabartmalı bir kap parçasından oluşan bu eserin üzerindeki sahnenin merkezinde ellerini sevinç içinde yukarı doğru kaldırmış, adeta oynar ya da halay çeker pozda iki insan figürü, onların arasında ise çocuk olarak tanımlanabilecek bir figür bulunmaktadır. belki de burada kutsal bir birleşmenin bereketli sonucu olan ve başka bir değişle tanrıların insanlara bir hediyesi olarak değerlendirebileceğimiz çocuğun doğumu kutlanmaktadır. aynı sahnenin solunda boğa boynuzu kabartmasının yer alması da oldukça ilginçtir. özellikle çatalhöyük örneklerinden anladığımız kadarıyla boğa ve boğa boynuzu bereketle ilgili tapınımların ana öğelerinden birisidir.bu nedenle de söz konusu sahnede boğa boynuzunun varlığı eserin bereket kültüyle olan ilişkisini vurgulamaktadır.
neolitik çağ’da bereket kültüne ilişkin en zengin buluntu grubunu konya ili çumra ilçesi yakınlarındaki çatalhöyük yerleşimi verir. m.ö. 6500-5500 yıllarında yerleşime sahne olan çatalhöyük’te ele geçen bereketle ilişkili en tanınmış eser tahtta oturan ana tanrıça heykelciğidir. kol koyma yerleri aslan ya da kaplan kabartması şeklindeki tahtta oturan tanrıçanın bacakları arasında bir çocuk başı bulunmaktadır. bu eserde tanrıça yine bereketin simgesi olan çocuğu doğururken betimlenmiştir.
çatalhöyük’te bulunmuş, m.ö.6. binin ilk yarısına tarihlenen heykelcikte bu kez ana tanrıça bir fallus (phallus) biçiminde betimlenmiştir. burada da ana tanrıçaya fallus şekli verilerek erkeğin yaratma sürecindeki rolü vurgulanmış olmalıdır.
çatalhöyük’te bulunan bir kabartma ve hacılar’da ele geçen bir heykelcik neolitik çağ bereket kültünün başka bir yönüne ışık tutar. çatalhöyük’te bulunan kabartma tam ortasından geçen derin bir çizgiyle iki sahneye ayrılmıştır .soldaki birinci sahnede tanrı ve tanrıça olarak yorumlanan birbirine sarılmış iki yetişkin insan figürü, sağdaki ikinci sahnede ise, kucağında çocuk tutan bir kadın betimlenmiştir.
burdur yakınlarındaki hacılar yerleşiminde ele geçmiş geç neolitik döneme (m.ö. 5600) ait heykelcikte ise bir kadın ve bir erkek figür birbirlerine sarılmış halde yatar pozda betimlenmiştir. insanoğlu neolitik dönemin erken evrelerinden itibaren doğayı tanrı ve tanrıçanın kişiliğinde taklit ederek onun yaratma sürecini hızlandırmaya ve mevsimsel döngünün sürekliliğini garanti altına almaya çalışmıştır. bu uğraşın sonunda tanrı ve tanrıçanın cinsel birleşiminin doğa üzerinde olumlu bir etki yapacağı ve bu eylemin yardımıyla doğanın bereketi doğuracağı düşünülmüş, böylece hieros-gamos ritüeli bereket kültünün vazgeçilmez bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.
kalkolitik ve bronz çağlarda ana tanrıça heykelcikleri ve giderek artan sayıda erkek heykelciği görülmeye devam eder. afyonkarahisar’da bulunmuş m.ö.2. bin yılının ilk çeyreğine ait erkek biçimli tören kabı bu dönemde erkeğin bereket kültündeki rolünün giderek belirginleştiğine işaret etmektedir.
ancak bütün bu eserler bereket kültünün detaylarını vermekten uzaktır. bu kültün detaylarına ilişkin bilgiler yazının günlük hayatta kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. aşağı mezopotamya’da m.ö. 3000 yıllarında sümerler, dini törenlerini, bu törenler sırasında söylenen şiir ya da şarkıları tabletlere yazarak günümüze ulaştırmışlardır.
inandık’ta bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmış sahneler, hieros gamos ritüelini de içeren bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmışsahneler, bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. tören, en alt sahnede müzikli bir eğlence eşliğinde düğün yemeği ve sıvı adakların hazırlanmasıyla başlar. ikinci sahnede tören için hazırlanan adakların tanrı ve tanrıçaya sunuluşu betimlenmiştir. bu sahnede baş tanrı teşub’un boğa şeklindeki heykeli önünde yine bir boğa kurban edilmektedir. üçüncü sahnede tanrı ve tanrıça tapınak içindeki gerdek yatağında gösterilmiştir. son sahnede ise bir önceki sahnede gerçekleşmiş olan kutsal birleşmenin mutlu sonuçları bir festivalle coşku içinde kutlanmaktadır. bu sahnede bir yanda lir, çalpara ve saz benzeri bir müzik aleti eşliğinde akrobasi gösterileri yapılırken, diğer yanda bir dişi ve bir erkek figür, kutsal birleşmeyi temsili olarak canlandırmaktadır. yine
aynı döneme ait bitik vazosu üzerinde de benzer bir sahne vardır.
(bkz: inandık vazosu)
hititler’de bereket kültünün kutlandığı bir bayramı gösteren diğer bir örnek de alacahöyük kabartmalarıdır. kentin giriş kapısının iki yanındaki duvarları süsleyen kabartmalarda teşup’a kurban sunanlar, çeşitli müzik aletleri çalanlar ve akrobasi gösterileri yapanlar görülmektedir. anlaşılan çok sayıda kurban sunusunu da içeren bu bayramlar, müzik eşliğinde, çeşitli akrobasi gösterileri yapılan bir panayır havasında kutlanmaktaydı.
anadolu’da m.ö. 750’lerde büyük bir devlet olarak karşımıza çıkanfrigler’de de bereket kültü dini yaşamın odak noktasını oluşturur. burada kült frig ana tanrıçası kybele ile onun sevgilisi attis etrafında şekillenir. en yaygın kullanımı frig uygarlığındadır. frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.
kaynakburadan
anadolu’nun öz kültü (ana tanrıça) tarih öncesinin en gerilerinden tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan, hatta bu dinlerde de izleri görülebilen inancını, anadolu’nun kendi tarih akışı içinde yansıyan kişiliğinde izlemek gerekir. anadolu’nun en eski tanrı tasarımlarından olan ana tanrıça yaratma eyleminin özü, insanlar için bereket ve çoğalmanın simgesi olarak karşımıza çıkar. toprakların yüceltilmesi, bereketin ve vericiliğin simgesi hâline getirilen ana tanrıça düşüncesinin ilk ortaya çıkışının ilksel kültürlerdeki kadın egemen çağlara rastladığı saplanır.
ünlü bereket tanrıçaları, toprak ana simgeleri, bu çağların “büyük anasıdır". gerçeği mitler aracılığı ile kavrayan ilksel insanın inanışına göre ana tanrıça tüm doğayı kapsar. o, insanın dünyayla girdiği tüm ilişkileri düzenleyen bir ilkedir. ana tanrıça mitoslarında egemen olan döngüsel tanrı anlayışı tüm insana ilişkin eylemlerin ilk nedeni ve kökenidir ve ilerleyen süreçte, o ilk kökenden zaman bakımından ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın, kutsal eylem biçimleri bereket adına sürekli tekrar edilmelidir. ana tanrıça kısaca şöyle anlatılır:
“bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek hâldeymiş fakat birdenbire ortada bir musiki örmüş, gökler ve denizler yine bir kâinat teşkil etmiş, beraber birbirinden ayrılmış. o esrarengiz musiki, ürinom’un (yani kybele’nin) doğduğunu ilan ediyormuş. onun sembolü de aymış.”
inanç varlığı olarak dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan bu durumda doğum olayının nedenini bilemeyen eski çağ insanının gözünde, bu eyleme (doğurma işine) doğaüstü gizli güçlerin katıldığına inanmak da doğaldır. doğadaki bu yaratıcı, doğurucu güçlerin, özellikle insanların üreme organları üzerinde yoğunlaştığı ya da yoğunlaşmasını sağlayan inançların yeşerdiği çağlardır bu zamanlar. çağlar boyu egemen olan ana tanrıça’nın anlamsal boyutunun yanı sıra bir de imgesel boyutu vardır.
işte, bu boyut anadolu’daki çayönü, çatalhöyük, hacılar gibi yerleşim merkezlerinde rastlanan kadın heykelciklerinde somutlaşır. bu yerleşimlerde ortaya çıkarılan kadın heykelcikleri, ana tanrıça’ya daha bu dönemlerde tapıldığına işaret etmektedir. anadolu’da toprak ilk onunla sürülmüş, ilk tohum onunla atılmıştı.
tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde, akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı öz ve hep aynı inançta birleşen bir ana tanrıça ile karşılaşılır. kökeninin anadolu olduğu kesinlik kazanan bu tanrıçanın varlığı, hacılar ve çatalhöyük’te yapılan çalışmalar neticesinde m.ö. 6500-7000’lere kadar uzanmaktadır.ana tanrıça ayakta, oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.geniş kalçalı, karınlı, iri göğüslü ve daima çıplaktır. kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. ana tanrıça’nın bu özellikleri kybele’den artemis’e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır. ana tanrıça kültüne en eski çağlardan itibaren anadolu’nun her yöresinde rastlanmaktadır. her türlü bolluk ve bereketi sağlayan, bitkilerin ve hayvanların üzerinde büyük kuvvete sahip, tarımı koruyan bu tanrıçanın özellikleri doğal koşullara bağlı olarak gelişmiştir anadolu’nun birçok yerinde çeşitli yerli adlar altında eski ana tanrıça kültü devam etmiştir.

ana tanrıça’nın tapımı ve tarihi:yazılı kaynaklar bize kybele’nin pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. tanrıça’ya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. pessinus’taki tapınağı siyasal güçlerden büsbütün bağımsız bir din merkezi olarak yönetilirdi. bu dinsel yönetimin başında iki baş rahip bulunur, bunların biri attis adını taşır, megabyzos adıyla anılan ikincisi dışardan gelme olması şart koşulan bir yabancıydı. bu iki kral rahibin attis efsanesinde anlatıldığı gibi erkekliklerini tanrıçaya adamış olması gerekiyordu. galloi diye anılan öbür rahiplerin de vecit halinde hadım edilmeleri töredendi. frygia’da yerli bir kült olduğu bütün kaynaklardan belli olan bir rahip devleti özelliğini bölgeye gelip yerleşen bütün yönetimlere karşı korumuştur. tanrıça’nın tapımı ilk defa, yeni taş devri’nde ve sonrasında tanrı ana adını taşıyan ve insan için bereket ve çoğalımın sembolü olan tanrıdır. kybele anadolu’nun en önemli tanrıçasıdır. doğanın doğurucu ve besleyici niteliği onda dile getirilmiş, zamanla kybele doğurganlıktan bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmış ve daha sonraları karşılaşılan tanrıçaların öncüsü olmuştur. frygler bu tanrıçayı öyle benimsediler ki, tüm devlet ve ülkelerini pessinus kybelesi’nin mülkü saydılar. bunun sonucunda, aslında çok köklü bir anadolu tanrıçası olduğu halde kybele tarihe bir fryg tanrıçası olarak geçti; kral midas tanrıçanın oğlu ve pessinus’taki tapınağın kurucusu sayıldı. tapınımı roma imparatorluk çağı’nın içlerine değin sürdü.
kaynak buradan
anadolu’da bereket kültü:
insanoğlu 7 milyon yılı aşan evrimi boyunca çevresinde meydana gelen doğa olaylarını izlemiş ve onları anlamaya çalışmıştır. evriminin erken dönemlerinde insanoğlunun doğa karşısındaki tutumu hep edilgendir. doğayı etkilemeye, çevresini değiştirmeye yönelik bilinen herhangi bir çabası yoktur. günümüzden 1.5 milyon yıl önce ortaya çıkan homo erectus, ateşi kontrollü olarak kullanan ilk insandır. insan evrimi içinde ilk bilinçli avcılık da homo erectus döneminde gerçekleşir. avcılık ve ateşi kullanma, insanoğlunun doğayı değiştirmeye yönelik ilk somut hareketleridir. bu dönemden itibaren insan, doğa karşısındaki edilgen konumundan yavaş yavaş etken konuma doğru yükselir. bereket kültü bu dönüşüm serüveninin en önemli parçalarından birisidir.
anadolu’da bereket kültünün varlığına ilişkin en erken arkeolojik delillerden biri şanlıurfa yakınlarında fırat havzasında yer alan ve m.ö. 7000 yıllarına tarihlenen nevali çöri neolitik yerleşiminde bulunmuştur. kireç taşı kabartmalı bir kap parçasından oluşan bu eserin üzerindeki sahnenin merkezinde ellerini sevinç içinde yukarı doğru kaldırmış, adeta oynar ya da halay çeker pozda iki insan figürü, onların arasında ise çocuk olarak tanımlanabilecek bir figür bulunmaktadır. belki de burada kutsal bir birleşmenin bereketli sonucu olan ve başka bir değişle tanrıların insanlara bir hediyesi olarak değerlendirebileceğimiz çocuğun doğumu kutlanmaktadır. aynı sahnenin solunda boğa boynuzu kabartmasının yer alması da oldukça ilginçtir. özellikle çatalhöyük örneklerinden anladığımız kadarıyla boğa ve boğa boynuzu bereketle ilgili tapınımların ana öğelerinden birisidir.bu nedenle de söz konusu sahnede boğa boynuzunun varlığı eserin bereket kültüyle olan ilişkisini vurgulamaktadır.
neolitik çağ’da bereket kültüne ilişkin en zengin buluntu grubunu konya ili çumra ilçesi yakınlarındaki çatalhöyük yerleşimi verir. m.ö. 6500-5500 yıllarında yerleşime sahne olan çatalhöyük’te ele geçen bereketle ilişkili en tanınmış eser tahtta oturan ana tanrıça heykelciğidir. kol koyma yerleri aslan ya da kaplan kabartması şeklindeki tahtta oturan tanrıçanın bacakları arasında bir çocuk başı bulunmaktadır. bu eserde tanrıça yine bereketin simgesi olan çocuğu doğururken betimlenmiştir.
çatalhöyük’te bulunmuş, m.ö.6. binin ilk yarısına tarihlenen heykelcikte bu kez ana tanrıça bir fallus (phallus) biçiminde betimlenmiştir. burada da ana tanrıçaya fallus şekli verilerek erkeğin yaratma sürecindeki rolü vurgulanmış olmalıdır.
çatalhöyük’te bulunan bir kabartma ve hacılar’da ele geçen bir heykelcik neolitik çağ bereket kültünün başka bir yönüne ışık tutar. çatalhöyük’te bulunan kabartma tam ortasından geçen derin bir çizgiyle iki sahneye ayrılmıştır .soldaki birinci sahnede tanrı ve tanrıça olarak yorumlanan birbirine sarılmış iki yetişkin insan figürü, sağdaki ikinci sahnede ise, kucağında çocuk tutan bir kadın betimlenmiştir.
burdur yakınlarındaki hacılar yerleşiminde ele geçmiş geç neolitik döneme (m.ö. 5600) ait heykelcikte ise bir kadın ve bir erkek figür birbirlerine sarılmış halde yatar pozda betimlenmiştir. insanoğlu neolitik dönemin erken evrelerinden itibaren doğayı tanrı ve tanrıçanın kişiliğinde taklit ederek onun yaratma sürecini hızlandırmaya ve mevsimsel döngünün sürekliliğini garanti altına almaya çalışmıştır. bu uğraşın sonunda tanrı ve tanrıçanın cinsel birleşiminin doğa üzerinde olumlu bir etki yapacağı ve bu eylemin yardımıyla doğanın bereketi doğuracağı düşünülmüş, böylece hieros-gamos ritüeli bereket kültünün vazgeçilmez bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.
kalkolitik ve bronz çağlarda ana tanrıça heykelcikleri ve giderek artan sayıda erkek heykelciği görülmeye devam eder. afyonkarahisar’da bulunmuş m.ö.2. bin yılının ilk çeyreğine ait erkek biçimli tören kabı bu dönemde erkeğin bereket kültündeki rolünün giderek belirginleştiğine işaret etmektedir.
ancak bütün bu eserler bereket kültünün detaylarını vermekten uzaktır. bu kültün detaylarına ilişkin bilgiler yazının günlük hayatta kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. aşağı mezopotamya’da m.ö. 3000 yıllarında sümerler, dini törenlerini, bu törenler sırasında söylenen şiir ya da şarkıları tabletlere yazarak günümüze ulaştırmışlardır.
inandık’ta bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmış sahneler, hieros gamos ritüelini de içeren bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmışsahneler, bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. tören, en alt sahnede müzikli bir eğlence eşliğinde düğün yemeği ve sıvı adakların hazırlanmasıyla başlar. ikinci sahnede tören için hazırlanan adakların tanrı ve tanrıçaya sunuluşu betimlenmiştir. bu sahnede baş tanrı teşub’un boğa şeklindeki heykeli önünde yine bir boğa kurban edilmektedir. üçüncü sahnede tanrı ve tanrıça tapınak içindeki gerdek yatağında gösterilmiştir. son sahnede ise bir önceki sahnede gerçekleşmiş olan kutsal birleşmenin mutlu sonuçları bir festivalle coşku içinde kutlanmaktadır. bu sahnede bir yanda lir, çalpara ve saz benzeri bir müzik aleti eşliğinde akrobasi gösterileri yapılırken, diğer yanda bir dişi ve bir erkek figür, kutsal birleşmeyi temsili olarak canlandırmaktadır. yine
aynı döneme ait bitik vazosu üzerinde de benzer bir sahne vardır.
(bkz: inandık vazosu)
hititler’de bereket kültünün kutlandığı bir bayramı gösteren diğer bir örnek de alacahöyük kabartmalarıdır. kentin giriş kapısının iki yanındaki duvarları süsleyen kabartmalarda teşup’a kurban sunanlar, çeşitli müzik aletleri çalanlar ve akrobasi gösterileri yapanlar görülmektedir. anlaşılan çok sayıda kurban sunusunu da içeren bu bayramlar, müzik eşliğinde, çeşitli akrobasi gösterileri yapılan bir panayır havasında kutlanmaktaydı.
anadolu’da m.ö. 750’lerde büyük bir devlet olarak karşımıza çıkanfrigler’de de bereket kültü dini yaşamın odak noktasını oluşturur. burada kült frig ana tanrıçası kybele ile onun sevgilisi attis etrafında şekillenir. en yaygın kullanımı frig uygarlığındadır. frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.
kaynakburadan
devamını gör...
sokrates
soru soran kişiyi, sorularla yönlendirerek cevaba ulaştıran zeka.
--- alıntı ---
öğrenci:
eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.
bunun üzerine sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o öğrencisine önce sorar.
¦ bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.
sokrates:
¦ peki bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerede-nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?
öğrenci:
¦ eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.
sokrates:
¦ peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez, herkes bildiği yerde konuşmalı ve her iş ehline verilmeli?
öğrenci:
¦ pek tabi olması gereken budur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur… ''
--- alıntı ---
--- alıntı ---
öğrenci:
eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.
bunun üzerine sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o öğrencisine önce sorar.
¦ bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?
öğrenci:
¦ elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.
sokrates:
¦ peki bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerede-nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?
öğrenci:
¦ eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.
sokrates:
¦ peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez, herkes bildiği yerde konuşmalı ve her iş ehline verilmeli?
öğrenci:
¦ pek tabi olması gereken budur.
sokrates:
¦ peki o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur… ''
--- alıntı ---
devamını gör...
pdf kitap bulabileceğimiz siteler
devamını gör...
stephen hawking
stephen hawking'in gelecek ile ilgili korkuları nelerdi?
stephen hawking, yakın zamanın en ünlü, en başarılı, en azimli fizikçilerinden birisiydi.
hawking her ne kadar yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsa da gelecek ile ilgili bazı şeylerden endişe duyduğunu ifade etmişti ölmeden önce.
ilk olarak şu an bile çok tehlikeli bir seviyeye ulaşmış olan küresel ısınmadan korktuğunu söylemişti. küresel ısınma ne yazık ki şu an bile çok tehlikeli boyutlara ulaştı ve geri dönülemez durumda. yani dünyanın sıcaklığının arttığını her yerde duyabilirsiniz. öyle ki berber sohbetlerine bile malzeme çıkarır oldu bu bahis. hawking'in korkusunun sebebi ise küresel ısınma yüzünden insanlığın yok olabileceği düşüncesi. zaman haklı çıkarır mı bilinmez ama haklı çıkmamasını umuyorum.
bir diğer korkusu ve uyarısı ise her ne kadar komplo teorisi gibi gelse de ileride tehlikeli olabileceklerini söylediği yapay zeka konusuydu. yapay zeka şu an için insanlığa çok faydası olan bir alan, ancak birkaç yapay zekanın belirli bir süre geçtikten sonra insanların anlayamadığı bir dilde kendi aralarında yeni bir dil oluşturup konuşması gibi olaylar yapay zekanın eğer kötü kullanılırsa çok tehlikeli olabileceğini gözler önüne seriyor. bununla ilgili senaryolar kuruluyor ve filmler yapılıyor. her birimiz bunları her gün görüyor ve umursamıyoruz. umarız ki yanılır hawking...
dünya dışı yaşam veya uzaylıların pek arkadaş canlısı olmadığını düşünen hawking, onlara ulaşmaya çalışmanın tehlikeli olabileceği konusunda da endişeliydi ve bunu bir kaç kez dile getirmişti. yani ona göre arkadaş canlısı olanlar olsa da bir tane bile düşmanlık yapabilecek ırk varsa ve bizden üstün ise ne yazık ki insanlığın sonunu getirebilir. ve yine bununla da ilgili senaryolar ve filmleri oldukça fazla görmekteyiz.
en sonuncu endişesi ise dünya'nın 2600'lü yıllara kadar artan nüfus, artan enerji kullanımı, yüksek sıcaklık gibi etkenler yüzünden artık dayanamayıp bir nevi öleceğini söylemişti. bu da ne yazık ki insanlığın sonu anlamına geliyor.
buradaki tüm korkulan ve endişelerinin yanı sıra hawking, insanlığın başka alanlara yayılması gerektiğini, bu sayede toptan yok olmaktan kurtulabileceğimizi söylemiş ve bizlere en yakın yıldız sistemi olan alpha centauriye bir an önce insanların yerleştirilmesi gerektiğini ve bu tür projelere destek verilmesi gerektiğini söylemişti.
zaman hawking'i ne kadar haklı çıkarır bilinmez ancak şu da bir gerçek ki her insanın sonu kendi ölümünden ibaret...*
stephen hawking, yakın zamanın en ünlü, en başarılı, en azimli fizikçilerinden birisiydi.
hawking her ne kadar yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsa da gelecek ile ilgili bazı şeylerden endişe duyduğunu ifade etmişti ölmeden önce.
ilk olarak şu an bile çok tehlikeli bir seviyeye ulaşmış olan küresel ısınmadan korktuğunu söylemişti. küresel ısınma ne yazık ki şu an bile çok tehlikeli boyutlara ulaştı ve geri dönülemez durumda. yani dünyanın sıcaklığının arttığını her yerde duyabilirsiniz. öyle ki berber sohbetlerine bile malzeme çıkarır oldu bu bahis. hawking'in korkusunun sebebi ise küresel ısınma yüzünden insanlığın yok olabileceği düşüncesi. zaman haklı çıkarır mı bilinmez ama haklı çıkmamasını umuyorum.
bir diğer korkusu ve uyarısı ise her ne kadar komplo teorisi gibi gelse de ileride tehlikeli olabileceklerini söylediği yapay zeka konusuydu. yapay zeka şu an için insanlığa çok faydası olan bir alan, ancak birkaç yapay zekanın belirli bir süre geçtikten sonra insanların anlayamadığı bir dilde kendi aralarında yeni bir dil oluşturup konuşması gibi olaylar yapay zekanın eğer kötü kullanılırsa çok tehlikeli olabileceğini gözler önüne seriyor. bununla ilgili senaryolar kuruluyor ve filmler yapılıyor. her birimiz bunları her gün görüyor ve umursamıyoruz. umarız ki yanılır hawking...
dünya dışı yaşam veya uzaylıların pek arkadaş canlısı olmadığını düşünen hawking, onlara ulaşmaya çalışmanın tehlikeli olabileceği konusunda da endişeliydi ve bunu bir kaç kez dile getirmişti. yani ona göre arkadaş canlısı olanlar olsa da bir tane bile düşmanlık yapabilecek ırk varsa ve bizden üstün ise ne yazık ki insanlığın sonunu getirebilir. ve yine bununla da ilgili senaryolar ve filmleri oldukça fazla görmekteyiz.
en sonuncu endişesi ise dünya'nın 2600'lü yıllara kadar artan nüfus, artan enerji kullanımı, yüksek sıcaklık gibi etkenler yüzünden artık dayanamayıp bir nevi öleceğini söylemişti. bu da ne yazık ki insanlığın sonu anlamına geliyor.
buradaki tüm korkulan ve endişelerinin yanı sıra hawking, insanlığın başka alanlara yayılması gerektiğini, bu sayede toptan yok olmaktan kurtulabileceğimizi söylemiş ve bizlere en yakın yıldız sistemi olan alpha centauriye bir an önce insanların yerleştirilmesi gerektiğini ve bu tür projelere destek verilmesi gerektiğini söylemişti.
zaman hawking'i ne kadar haklı çıkarır bilinmez ancak şu da bir gerçek ki her insanın sonu kendi ölümünden ibaret...*
devamını gör...
sarılmak
kimi bünyelerde ağrı kesici etkisi olabilen güzel eylem.
devamını gör...
yok artık lebron james
murat murathanoğlu’nun bir dönem dilimize pelesenk ettiği şaşırma nidası. argo kullanılamayan ortamların kurtarıcısı olan tepki.
devamını gör...
jack london
12 ocak 1876 doğumlu amerikalı çok sevdiğim bir yazardır kendisi. martin eden, vahşetin çağrısı, beyaz diş vb. eserleriyle bilinse de elliden fazla kitap sığdırmıştır o kısa ömrüne. kısa ömrü diyorum çünkü daha 8 yaşındayken gazete satarak çalışmaya başlıyor. 14-15 yaşlarından başlayarak ömrünün sonuna kadar aşırı alkol ve tütün kullanıyor. 17-18 yaşlarında ise edebi çalışmalarını sürdürebilmek için günde 5 saat uyumaya başlıyor. zaten bir konuşmasında ''ben çocukluk nedir bilmedim'' diyor. tabii yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa belki de bedeni güçsüz düşüyor. aslında martin eden'ı okuyanlar bilir, otobiyografik bir eserdi martin eden ve tam da martin gibi bir hayat sürüyor. daha doğrusu martin, jack london gibi bir hayat sürüyor.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
devamını gör...
jacques derrida
dekonstrüksüyon ( yapısöküm) felsefe tarihinde diyalektisizme karşı geliştirilmiş en güçlü düşünce sistemidir fikrimce.
mevcudiyet/yokluk, ruh/beden, akıl/duygu, duyumsanan/kavranan, kadın/erkek, özne/nesne vs....tüm bu diyalektik süreç düşünme biçimimizi, karar mekanizmalarımızı kısaca yaşam tarzımızı belirlemekte ve hakikatle olan yüzleşmemizi zorlaştırmaktadır.
metin sökülür, sökülür, ta ki; ''metnin içinden'' gerçek ortaya çıkana kadar..
mevcudiyet/yokluk, ruh/beden, akıl/duygu, duyumsanan/kavranan, kadın/erkek, özne/nesne vs....tüm bu diyalektik süreç düşünme biçimimizi, karar mekanizmalarımızı kısaca yaşam tarzımızı belirlemekte ve hakikatle olan yüzleşmemizi zorlaştırmaktadır.
metin sökülür, sökülür, ta ki; ''metnin içinden'' gerçek ortaya çıkana kadar..
devamını gör...
metal müzik
koskocaman metal müzik arşivim mevcut.
evde,arabamda hala dinlerim mozambikli black metal gruplarına dahi hakimimdir.
ömür boyu dinlenesidir efenim \m/
evde,arabamda hala dinlerim mozambikli black metal gruplarına dahi hakimimdir.
ömür boyu dinlenesidir efenim \m/
devamını gör...
kazandığı parayı hak etmeyen meslek grupları
futbolcular ve siyasetçiler.
devamını gör...
lfbtlzsmsk
yazım kurallarına uymasını tavsiye edeceğim yazar. format dışı takılıyor, başına bir iş gelmesin sonra. tanımların sonuna nokta koyup klavyeyi düzgün kullanacak sadece zor da değil. de/ki/mi’leri yanlış yazabilir ona da kızmayız tamam söz, facebook dayısı gibi yazmasın yeter. şaka maka yazımıyla ilgimi çekmiş yazar, takibe alayım da bakayım yazar gibi yazar mıymış yoksa şansa yazar mı olmuş.
ve her şeyden önce hoş gelmiş, sefalar getirmiş. umarım sözlükte hep iyi şeyler geçirir, kötü anılar biriktirmez.
troll bence, bu kadar yazım yanlışını bilmeden yapması imkansız gibi bir şey. iyi güldürdü beni. umarım formattan dolayı moderatörler onu rahatsız etmez. ayrıca isterse trollüğünü yazım kurallarına uyarak da yapabilir. minik bir hatırlatma. *
ve her şeyden önce hoş gelmiş, sefalar getirmiş. umarım sözlükte hep iyi şeyler geçirir, kötü anılar biriktirmez.
troll bence, bu kadar yazım yanlışını bilmeden yapması imkansız gibi bir şey. iyi güldürdü beni. umarım formattan dolayı moderatörler onu rahatsız etmez. ayrıca isterse trollüğünü yazım kurallarına uyarak da yapabilir. minik bir hatırlatma. *
devamını gör...
sözlükte kim kadın kim erkek anlayamama sorunsalı
ben hesabı yaptım. bir kadın yazar tespit edip yürümeye çalışmaktansa, herkese yürüyüp aradan erkek olanları elemek daha verimli oluyor. ergonomi bizim işimiz.
devamını gör...
illuminati oyun kartları
1975 yılında yayımlanmış olan the illuminatus! trilogy isimli kitaptan esinlenen, steve jackson games tarafından piyasaya sürülmüş olan ve sınırlı sayıda üretilmiş oyun kartları.
piyasaya ilk sürülüşü 80'li yıllarda. 2-8 kişi ile oynana bir oyun.
esas ilginç olan versiyonu illuminati: yeni dünya düzeni adıyla 1994'te piyasaya sürüldü. ilginç olmasının nedeni, 11 eylül saldırılarından önce piyasaya sürülen versiyondaki şu 2 kart:

bu kadar da olmaz demeyin, olmuş. 11 eylül saldırılarından daha sonra piyasaya sürülen versiyonu da var, ancak bu kartlar o versiyonda değil, öncekinde bulunuyor.
cia sitesine bile konu olmuş.
diğer kartları internetten bulup incelemesi size kalmış.
piyasaya ilk sürülüşü 80'li yıllarda. 2-8 kişi ile oynana bir oyun.
esas ilginç olan versiyonu illuminati: yeni dünya düzeni adıyla 1994'te piyasaya sürüldü. ilginç olmasının nedeni, 11 eylül saldırılarından önce piyasaya sürülen versiyondaki şu 2 kart:

bu kadar da olmaz demeyin, olmuş. 11 eylül saldırılarından daha sonra piyasaya sürülen versiyonu da var, ancak bu kartlar o versiyonda değil, öncekinde bulunuyor.
cia sitesine bile konu olmuş.
diğer kartları internetten bulup incelemesi size kalmış.
devamını gör...
demagoji yapmak
üstün bir hitabet ve propaganda yeteneği gerektirir.
devamını gör...
normal sözlük öpüşmekten keyif alınacak yazarlar listesi
devamını gör...
bir insana ikinci şansı vermek
hak etseydi , ilk şansını adam gibi kullanırdı.
devamını gör...
40 yaş
kadınların ikinci kez doğduğu yaş.
bir kadın iki kere doğar ilki anasından, ikincisi kırkından sonra hatalarından.
bir kadın iki kere doğar ilki anasından, ikincisi kırkından sonra hatalarından.
devamını gör...
