ezberlenen en saçma şey
benim bir arkadaşım vapurda sanırım hani eskiden bir şeyler satan işportacılar vardı, onun söylediklerini ezberlemiş zamanında, o geldi aklıma. her bu taklidi yaptığında çok gülerdim. bir de sesini, konuşmasını da taklit ederdi...*
"vatandaş! çakı çakmak, ayna tarak, ustura bıçak, çek sündür don lastiği bi milyoon..."
"vatandaş! çakı çakmak, ayna tarak, ustura bıçak, çek sündür don lastiği bi milyoon..."
devamını gör...
türkiye’de edinilebilecek en ucuz hobi
hafta sonu avm gezmek. bir çok türk ailesinin hobisidir. hobi diyorum çünkü insana inanılmaz beceriler kazandırıyor. rol yapma, finansal kararlar verme,dolaylı yoldan spor yapma gibi.
devamını gör...
horror punk
punk rock'ın alt türlerinden bir tanesi.
şöyle ki, proto-punk olarak adlandırdığımız gerek stooges, gerek patti smith'in o nadide sound kısmını kaybetmeden üzerine biraz rockabilly eklenmiş gibi duran, klipleri ve şarkı sözleri genelde korku teması üzerinde yoğunlaşan, kült korku filmlerinden o filmlere ilham kaynağı olan öykülere ve hatta şehir efsanelerini işler.
gerek misfits, gerek ramones'un bir dönemi, frankenstein drag queens from planet 13 bu horror punk kısmını ortaya çıkaran ve devam etttirenşeylerden biridir.
bu arada, benim de bir horror punk projesi var kafamda, ama türk-islam kültürüyle bezeli olacak, al karısı, cinler, yecüc mecüc falan böyle saçma sapan, tuhaf şarkı sözleri ve klipleriyle turkish horror punk deneyeceğim. bu ülkede böyle absürt ve saçma bir şey tutar ne yazık ki.
şöyle ki, proto-punk olarak adlandırdığımız gerek stooges, gerek patti smith'in o nadide sound kısmını kaybetmeden üzerine biraz rockabilly eklenmiş gibi duran, klipleri ve şarkı sözleri genelde korku teması üzerinde yoğunlaşan, kült korku filmlerinden o filmlere ilham kaynağı olan öykülere ve hatta şehir efsanelerini işler.
gerek misfits, gerek ramones'un bir dönemi, frankenstein drag queens from planet 13 bu horror punk kısmını ortaya çıkaran ve devam etttirenşeylerden biridir.
bu arada, benim de bir horror punk projesi var kafamda, ama türk-islam kültürüyle bezeli olacak, al karısı, cinler, yecüc mecüc falan böyle saçma sapan, tuhaf şarkı sözleri ve klipleriyle turkish horror punk deneyeceğim. bu ülkede böyle absürt ve saçma bir şey tutar ne yazık ki.
devamını gör...
enver gökçe
toplumcu gerçekçi şiirin büyük ustalarındandır enver gökçe. hakkında hiç yazılmaması beni oldukça şaşırttı. yalnızca şair demek doğru olmaz elbette, kendisi aynı zamanda yazar ve çevirmendi. sanatını toplumdan ayrı tutmamış, dizelerinde ustaca aktarmıştır gördüğünü. ne yazık, birçokları gibi unutulmuş ve anlaşılmadan ölüp gitmiş.
nihat behram'ın kaleminden enver gökçe:
--- alıntı ---
yok edilmiş bir halk cevheri: enver gökçe
(bu yazı 30 yıl önce, gökçe’nin ölüm haberini aldığım kanlı, karanlık 12 eylül günlerinde sürgünde yazdığım ve ancak ölümünün 5. yılında almanya’da yayınlayabildiğim bir yazıdır. ölümünün 30. yılında enver ağabeyi saygıyla anarak...)
shekespeare, “belki kaderimi değiştiremem, fakat aklıma yatmayan şeylere de boyun eğecek değilim!” demişti. akla yatmayan şeylere boyun eğmemek, ‘kader’ diye nitelenen şeye başkaldırının kendisidir zeten. enver gökçe’nin acılar denizi olan hayatını düşünürken hep onun bu sözü dolaştı içimde: “hey benim karasevdam, kalleş kaderim!”
neydi e. gökçe’nin ‘karasevdam’ dediği şey? bıraktığı bir kitapçık şiirin ve acı yaşam öyküsünün her dizesinde, her anında açıkça görülüyor ki, halkına, yurduna sonsuz bir tutkuyla bağlıydı. halkının mutluluğu uğrunda her türden belaya ‘hoş geldin!’ dediği bir tutkuydu bu. kısaca, bir karasevdaydı halk deyimiyle. ve sevdası ve sevdasındaki kararlılığı ve kararlılığındaki direnci ‘kaderini’ çizmişti. kalleşçe çizmişti hem de. bütün dizelerinde kolayca görünüyor ki, aklına yatmayan bu kadere başkaldırısında karasevdası gibi kararlıydı.
enver gökçe, yazık ki yok edilmiş bir halk cevheridir. şiir dolu yüreği açmadan soldurulmuş bir çiçek gibidir. meyveye duracakken yolunmuş bir tomurcuk gibidir. daha çağlasında kırılmış bir dal gibidir. zehirlenmiş bir akarsu, yakılmış bir orman, ana rahminde öldürülmüş bir çocucuk gibidir. bala durmuş bir kovanın arıları nasıl dağıtılmışsa, öylece ziyan edilmiştir bu halk cevheri.
bir düzen ki, köylüsünü, işçisini, gençliğini kırbaç altında tutuyor... aynı günlerde gökçe’yi de hücrelere koymuşlar, zincirlere vurmuşlar. bir düzen ki, ahtapot gibi kollarıyla halkın kanını emiyor... aynı günlerde gökçe’yi de bir dilim ekmeğe muhtaç etmiştir.
ilk gençlik günlerinden, düşkünler evinde yoksulluk içinde öldüğü güne dek hayatının her anında teniyle, yüreğiyle acılarına ortak olmuş halkının. yani karasevdası kalleş kaderi olmuş!
enver gökçe, her şeyden önce onurlu bir hayat bıraktı geriye. acının iğnesi ipliğiyle dokunmuş onurlu bir hayat. bıraktığı şiirler bir elin parmakları, bir kitapçığın sayfalarıyla sayılacak denli az. az fakat her satırında yaşadığı acı denizinin destanı gizlidir. her satırı halkına duyduğu karasevdanın ışığıyla yazılmıştır. her satırı kalleş kaderine başkaldırının hıncıyla yazılmıştır. gökçe’nin şiirleri, katliamlardan kurtulmuş bir çocuk gibidir: her şeyi anlatan bakışlarıyla usul usul büyür. hıncını, öfkesini büyütür. sevdasını, dileğini büyütür. hesap sorulsun diye büyütür.
büyük kente geldiği ilk gençlik günlerinde halkın kültür hazinesi uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi onun için. üniversite eğitimini de bu konuda seçmişti. gerek öğrencilik döneminde gerekse sonraki yıllarında köy köy dolaştığı türkiye’de halk türküleri, halk sanatı içinde yoğruldu. üniversite bitirme tezi olarak ‘egin türküleri’ üstünde çalıştı. o dönemde halk kültürüne karşı düşmanca bir anlayış egemendi. büyük halk kültürü bilgini pertev naili boratav’ın üniversite kürsüsü lağv edilmişti. tıpkı kültürü gibi, halkın acılarıyla ilgilenenlerin de peşini bela bırakmıyordu.
gökçe’nin halk kültürüne olan derin tutkusu halkının acılarına duyduğu öfkeyle pekişti. bu birlikten gökçe şiiri doğdu. gökçe’nin şiiri bir halk danteli gibidir. şiirine dantel gibi işlediği türkiye’yi en ince güzelliklerine, en ince özelliklerine dek tanıyordu: “böğürtlen / köklerinden / yayla / çiçeklerinden / ve de / yarpuzlardan / pırıl / pırıl / cam gibi / serin / sulardan / doğar / çemişgezek / suyu.”
derin inceliklerine dek soluduğu bu tanışmayı, o doğanın üstündeki insanlarla olan tanışmasıyla pekiştirmişti: “ ve / yamada / allı / pullu / beyaz / peştemallı / başörtülü / üç / etekli / kadınlar / kimi / göbek / toplar / kimi / madımak / ve / keban / ile / elazığın / arası / un / uçmaz / kepek / kaçmaz / viranler / var...”
halkıyla bu tanışması sıradan bir tanışma değildi. onun görüntülerini acı gerçeğiyle tanımlıyordu: “sırtımda / alaca / mintan / boynumda / yazma / afilli / kasketim / düşmüş / yere / ayağımda / kar / kabar / ayağımda / soğuk / kuyu / lastiği / boynu / buruk / kalmışım / böyle / ah / len / ah.”
ve bu sentezi toplumcu gerçekçi sanat anlayışının ölçüleriyle bilincin danteline işliyordu: “anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar / sizlerle beraber herk ettik toprağı / beraber yattık hapiste, beraber teskere aldık / ve maniler yaktık hasret için / gülemediysek de boş verdik beraber... / halay mı çekmedik kol kola / horon mu tepmedik diz dize / cepken mi vermedik rüzgâra? / koyun koyuna yattık toprak duvarlarda / sıtmayla, sığırla, davarlarla... / daha da yatarız dostlarım daha da... / gün gelirse eğer / halay söyler, türkü söyler gibi yan yana / mavzer mavzere verip de / düşmana kurşun da atarız / sizlere kanım kaynıyor, yabancı değilsiniz bana...”
halkı her ulustan, her inançtan insanlar bütünlüğü içinde tanıyordu. gökçe’nin halk olgusuna bakışındaki bu boyutun örneği türkiye sanat dünyasında çok azdır: “ ve / kürtler / aleviler / çingeneler / yaşar / toprak / damlar / ve / çadırlarda...külli / topraksız / killi / arkasız / ve / horlanmış”
duygu, düşünce ve gözlemleriyle, doğasıyla, yaşamıyla tanışı olduğu halkı işlerken, sanatına çıkış noktasını da zengin halk kültürünün kaynağından alıyor, kaynağın damarlarından besliyordu. halk efsaneleri, masalları, türküleri, manileri, gökçe şiirinin rengini, tadını veriyordu: “zaman akar, zaman geçer / zaman zindan içinde / biz mapusta gürül gürül yatardık / yılan çıyan içinde / getirdiler ite kaka bir yiğit / ayak çıplak / ak bir mintan içinde / zaman zaman içinde / işık duman içinde...”
halk masallarının ‘masal başlangıcı’ ölçüleriyle yazılmış bu şiirde görülen biçim yani halk kültüründen esinlenme gökçe’nin tüm şiirlerinde değişik tadlarla kendini hissettirir. bu biçimin özüne işlediği devrimci düşünce, halkın güncel acılarından, çağsal boyutlara kadar bir yelpaze oluşturur şiirinde: “kore dağlarında tabakam kaldı”... acısını türküsüne ‘bayburt dağlarında mendilim kaldı’ diye işleyen bir halka, gökçe’nin şiirindeki öz hiç de yabancı değildir. bilir, duyar ne söylemek istediğini.
sevgisiyle, sevdasıyla, acısıyla halk denizine savrulmuş, o denizin bir parçası olmuş gökçe daha ilk gençlik günlerinden öldüğü güne dek sonu gelmez baskılara hedef oldu. sanatını hiçbir zaman satamadı. çünkü sanatı kendini satmayan bir adamın sanatıydı. sanatıyla yaşama olanağı bulabilmesi bir yana, yaptığı sanat, üstünde ezici baskılara neden oluyordu. açlıktan ölmemek için kimi zaman sıradan gazetelerde düzeltmenlik yapıyor, kimi zaman bir başka yerde karın tokluğuna çalışıyordu. binbir acıya ve zorluğa hedef olması yetmiyormuş gibi bir de horlanıyordu: “döğülmüşüm / söğülmüşüm / kovulmuşum / siktir çekilmişim yani / kendi öz yurdumda / bir meri keklik gibi / çeker giderim”
ölümünden kısa bir süre önce yayınladı bu şiirini. içine bir türlü sindiremediği 12 eylül darbesi’nin kanlı karanlık günlerinde, iç dünyası daha da örselendi. 19 kasım 1981 de yalnızlığına, acılarına sarınıp sessizce ayrıldı aramızdan. ölümü darbeci medyada ‘haber değeri’ taşımadı...
her birinde yüreğinin, onurlu bir hayatın gürültüsü duyulan şiirlerini bıraktı halkına. yaşadığı acı hayat nedeniyle, halkına armağan edebileceği zenginliğin çok azını başarabildi. yıkılıp yakılmış ormanların, talan edilmiş, peşkeş çekilmiş madenlerin, işkencelerin, katliamların, sömürünün, soygunun, ayrı düşürülmüş sevdalıların, gurbetin, zindanın hesabıyla birlikte gökçe’nin hesabı da sorulmalıdır. o, bir de bu mirası bıraktı halkına: “bir mermi de benden aslanım / bir mermi de benden / bir mermi de benden / zafer topları, mübarek namlular!”
halkı için düşünen beyin, çarpan yüreklerin yanı başında gökçe her zaman soluyacak....
nihat behram
16.11.2011 - 07:31
--- alıntı ---
"düştüm bir öylesi çekilmez derde,
ne ölümü düşünürdüm, ne yaşamak korkusu,
ne sır aradım herşeyde, ne gariplik var serde,
ne kara sevda, ne sevmek ne sevilmek arzusu
artık her şarkı dokunur bana bu şehirde."
nihat behram'ın kaleminden enver gökçe:
--- alıntı ---
yok edilmiş bir halk cevheri: enver gökçe
(bu yazı 30 yıl önce, gökçe’nin ölüm haberini aldığım kanlı, karanlık 12 eylül günlerinde sürgünde yazdığım ve ancak ölümünün 5. yılında almanya’da yayınlayabildiğim bir yazıdır. ölümünün 30. yılında enver ağabeyi saygıyla anarak...)
shekespeare, “belki kaderimi değiştiremem, fakat aklıma yatmayan şeylere de boyun eğecek değilim!” demişti. akla yatmayan şeylere boyun eğmemek, ‘kader’ diye nitelenen şeye başkaldırının kendisidir zeten. enver gökçe’nin acılar denizi olan hayatını düşünürken hep onun bu sözü dolaştı içimde: “hey benim karasevdam, kalleş kaderim!”
neydi e. gökçe’nin ‘karasevdam’ dediği şey? bıraktığı bir kitapçık şiirin ve acı yaşam öyküsünün her dizesinde, her anında açıkça görülüyor ki, halkına, yurduna sonsuz bir tutkuyla bağlıydı. halkının mutluluğu uğrunda her türden belaya ‘hoş geldin!’ dediği bir tutkuydu bu. kısaca, bir karasevdaydı halk deyimiyle. ve sevdası ve sevdasındaki kararlılığı ve kararlılığındaki direnci ‘kaderini’ çizmişti. kalleşçe çizmişti hem de. bütün dizelerinde kolayca görünüyor ki, aklına yatmayan bu kadere başkaldırısında karasevdası gibi kararlıydı.
enver gökçe, yazık ki yok edilmiş bir halk cevheridir. şiir dolu yüreği açmadan soldurulmuş bir çiçek gibidir. meyveye duracakken yolunmuş bir tomurcuk gibidir. daha çağlasında kırılmış bir dal gibidir. zehirlenmiş bir akarsu, yakılmış bir orman, ana rahminde öldürülmüş bir çocucuk gibidir. bala durmuş bir kovanın arıları nasıl dağıtılmışsa, öylece ziyan edilmiştir bu halk cevheri.
bir düzen ki, köylüsünü, işçisini, gençliğini kırbaç altında tutuyor... aynı günlerde gökçe’yi de hücrelere koymuşlar, zincirlere vurmuşlar. bir düzen ki, ahtapot gibi kollarıyla halkın kanını emiyor... aynı günlerde gökçe’yi de bir dilim ekmeğe muhtaç etmiştir.
ilk gençlik günlerinden, düşkünler evinde yoksulluk içinde öldüğü güne dek hayatının her anında teniyle, yüreğiyle acılarına ortak olmuş halkının. yani karasevdası kalleş kaderi olmuş!
enver gökçe, her şeyden önce onurlu bir hayat bıraktı geriye. acının iğnesi ipliğiyle dokunmuş onurlu bir hayat. bıraktığı şiirler bir elin parmakları, bir kitapçığın sayfalarıyla sayılacak denli az. az fakat her satırında yaşadığı acı denizinin destanı gizlidir. her satırı halkına duyduğu karasevdanın ışığıyla yazılmıştır. her satırı kalleş kaderine başkaldırının hıncıyla yazılmıştır. gökçe’nin şiirleri, katliamlardan kurtulmuş bir çocuk gibidir: her şeyi anlatan bakışlarıyla usul usul büyür. hıncını, öfkesini büyütür. sevdasını, dileğini büyütür. hesap sorulsun diye büyütür.
büyük kente geldiği ilk gençlik günlerinde halkın kültür hazinesi uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi onun için. üniversite eğitimini de bu konuda seçmişti. gerek öğrencilik döneminde gerekse sonraki yıllarında köy köy dolaştığı türkiye’de halk türküleri, halk sanatı içinde yoğruldu. üniversite bitirme tezi olarak ‘egin türküleri’ üstünde çalıştı. o dönemde halk kültürüne karşı düşmanca bir anlayış egemendi. büyük halk kültürü bilgini pertev naili boratav’ın üniversite kürsüsü lağv edilmişti. tıpkı kültürü gibi, halkın acılarıyla ilgilenenlerin de peşini bela bırakmıyordu.
gökçe’nin halk kültürüne olan derin tutkusu halkının acılarına duyduğu öfkeyle pekişti. bu birlikten gökçe şiiri doğdu. gökçe’nin şiiri bir halk danteli gibidir. şiirine dantel gibi işlediği türkiye’yi en ince güzelliklerine, en ince özelliklerine dek tanıyordu: “böğürtlen / köklerinden / yayla / çiçeklerinden / ve de / yarpuzlardan / pırıl / pırıl / cam gibi / serin / sulardan / doğar / çemişgezek / suyu.”
derin inceliklerine dek soluduğu bu tanışmayı, o doğanın üstündeki insanlarla olan tanışmasıyla pekiştirmişti: “ ve / yamada / allı / pullu / beyaz / peştemallı / başörtülü / üç / etekli / kadınlar / kimi / göbek / toplar / kimi / madımak / ve / keban / ile / elazığın / arası / un / uçmaz / kepek / kaçmaz / viranler / var...”
halkıyla bu tanışması sıradan bir tanışma değildi. onun görüntülerini acı gerçeğiyle tanımlıyordu: “sırtımda / alaca / mintan / boynumda / yazma / afilli / kasketim / düşmüş / yere / ayağımda / kar / kabar / ayağımda / soğuk / kuyu / lastiği / boynu / buruk / kalmışım / böyle / ah / len / ah.”
ve bu sentezi toplumcu gerçekçi sanat anlayışının ölçüleriyle bilincin danteline işliyordu: “anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar / sizlerle beraber herk ettik toprağı / beraber yattık hapiste, beraber teskere aldık / ve maniler yaktık hasret için / gülemediysek de boş verdik beraber... / halay mı çekmedik kol kola / horon mu tepmedik diz dize / cepken mi vermedik rüzgâra? / koyun koyuna yattık toprak duvarlarda / sıtmayla, sığırla, davarlarla... / daha da yatarız dostlarım daha da... / gün gelirse eğer / halay söyler, türkü söyler gibi yan yana / mavzer mavzere verip de / düşmana kurşun da atarız / sizlere kanım kaynıyor, yabancı değilsiniz bana...”
halkı her ulustan, her inançtan insanlar bütünlüğü içinde tanıyordu. gökçe’nin halk olgusuna bakışındaki bu boyutun örneği türkiye sanat dünyasında çok azdır: “ ve / kürtler / aleviler / çingeneler / yaşar / toprak / damlar / ve / çadırlarda...külli / topraksız / killi / arkasız / ve / horlanmış”
duygu, düşünce ve gözlemleriyle, doğasıyla, yaşamıyla tanışı olduğu halkı işlerken, sanatına çıkış noktasını da zengin halk kültürünün kaynağından alıyor, kaynağın damarlarından besliyordu. halk efsaneleri, masalları, türküleri, manileri, gökçe şiirinin rengini, tadını veriyordu: “zaman akar, zaman geçer / zaman zindan içinde / biz mapusta gürül gürül yatardık / yılan çıyan içinde / getirdiler ite kaka bir yiğit / ayak çıplak / ak bir mintan içinde / zaman zaman içinde / işık duman içinde...”
halk masallarının ‘masal başlangıcı’ ölçüleriyle yazılmış bu şiirde görülen biçim yani halk kültüründen esinlenme gökçe’nin tüm şiirlerinde değişik tadlarla kendini hissettirir. bu biçimin özüne işlediği devrimci düşünce, halkın güncel acılarından, çağsal boyutlara kadar bir yelpaze oluşturur şiirinde: “kore dağlarında tabakam kaldı”... acısını türküsüne ‘bayburt dağlarında mendilim kaldı’ diye işleyen bir halka, gökçe’nin şiirindeki öz hiç de yabancı değildir. bilir, duyar ne söylemek istediğini.
sevgisiyle, sevdasıyla, acısıyla halk denizine savrulmuş, o denizin bir parçası olmuş gökçe daha ilk gençlik günlerinden öldüğü güne dek sonu gelmez baskılara hedef oldu. sanatını hiçbir zaman satamadı. çünkü sanatı kendini satmayan bir adamın sanatıydı. sanatıyla yaşama olanağı bulabilmesi bir yana, yaptığı sanat, üstünde ezici baskılara neden oluyordu. açlıktan ölmemek için kimi zaman sıradan gazetelerde düzeltmenlik yapıyor, kimi zaman bir başka yerde karın tokluğuna çalışıyordu. binbir acıya ve zorluğa hedef olması yetmiyormuş gibi bir de horlanıyordu: “döğülmüşüm / söğülmüşüm / kovulmuşum / siktir çekilmişim yani / kendi öz yurdumda / bir meri keklik gibi / çeker giderim”
ölümünden kısa bir süre önce yayınladı bu şiirini. içine bir türlü sindiremediği 12 eylül darbesi’nin kanlı karanlık günlerinde, iç dünyası daha da örselendi. 19 kasım 1981 de yalnızlığına, acılarına sarınıp sessizce ayrıldı aramızdan. ölümü darbeci medyada ‘haber değeri’ taşımadı...
her birinde yüreğinin, onurlu bir hayatın gürültüsü duyulan şiirlerini bıraktı halkına. yaşadığı acı hayat nedeniyle, halkına armağan edebileceği zenginliğin çok azını başarabildi. yıkılıp yakılmış ormanların, talan edilmiş, peşkeş çekilmiş madenlerin, işkencelerin, katliamların, sömürünün, soygunun, ayrı düşürülmüş sevdalıların, gurbetin, zindanın hesabıyla birlikte gökçe’nin hesabı da sorulmalıdır. o, bir de bu mirası bıraktı halkına: “bir mermi de benden aslanım / bir mermi de benden / bir mermi de benden / zafer topları, mübarek namlular!”
halkı için düşünen beyin, çarpan yüreklerin yanı başında gökçe her zaman soluyacak....
nihat behram
16.11.2011 - 07:31
--- alıntı ---
"düştüm bir öylesi çekilmez derde,
ne ölümü düşünürdüm, ne yaşamak korkusu,
ne sır aradım herşeyde, ne gariplik var serde,
ne kara sevda, ne sevmek ne sevilmek arzusu
artık her şarkı dokunur bana bu şehirde."
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sınava gireceğim. yarın kimseyle iletişim kurmak istemiyorum. ayt çalışmadım. sözel kısmını yaparım. onu da okulda öğrendiklerimle. matematik de yaparım azcık. bakalım ne olacak. mezun gibi de hissediyorum ya da hissetmiyorum onu bilmiyorum. evet canım çalışmak istemedi. ama çok iyi biliyorum yine gireresem iyi bir sonuç yaparım. bu yıl neyin yapılmayacağını öğrendim. şunu keşfettim çok çalışınca vs çok para kazanmıyoruz öyle bir şey yokmuş. sahi başarı nedir ki? sınavda iyi bir sonuç mu yoksa çok para kazanmak mı yoksa kısa hayatta mutlu yaşamak mı? onu çözemedim. kişiden kişiye değişir tabi. sonuçlara göre hareket edeceğim. bu sıralamadan bi cacık olmaz dersem kalırım yine denerim. ailemle daha çok uzlaşmam gerekli. hem onlara yardım hem derslerime çok çalışırım. bilmiyorum aslında ne olur. hayat değişken. biz bu değişimde değişmemek için direnemeyiz ki direnmeyelim zaten. acaba şans yüzüme güler mi? gayem ekonomik özgürlüğümü kazanmak. sınavdan sonra da atraksiyonlu olacak. hadi bakalım. bilmiyorum hiçbşr şey. bizim planlarımız ve hayatın planları uyuşur mu bilmem. öyle durup gözümün önünden hayatın akışını izliyorum.
bu şarkıda dans da etmiştim iyi gelmişti ama bu sefer edemedim. ay da bugün ne güzel. onca dedim sevdiğime, 2 dk görüntülü konuşalım diye. konuşmadı. pazartesiye kadar görüşmicem. çok kısa konuşurum. nasıl olsa yanına gitme planlarım var inşallah gidebilirsem. kıyamıyorum o'na. ne biliyim seviyorum ben onu ya. onsuz hayatım da kara delik varmış gibi hissediyorum. gülüşü,sesi, sıcaklığı, sempatisi... çok tatlı bi de. öyle konuşsun ben onu dinlerim.
görüşmek üzere canım yazar arkadaşlarım. pazar gününe ışınlansak keşke.
bu şarkıda dans da etmiştim iyi gelmişti ama bu sefer edemedim. ay da bugün ne güzel. onca dedim sevdiğime, 2 dk görüntülü konuşalım diye. konuşmadı. pazartesiye kadar görüşmicem. çok kısa konuşurum. nasıl olsa yanına gitme planlarım var inşallah gidebilirsem. kıyamıyorum o'na. ne biliyim seviyorum ben onu ya. onsuz hayatım da kara delik varmış gibi hissediyorum. gülüşü,sesi, sıcaklığı, sempatisi... çok tatlı bi de. öyle konuşsun ben onu dinlerim.
görüşmek üzere canım yazar arkadaşlarım. pazar gününe ışınlansak keşke.
devamını gör...
ruh eşini bulamamak
yusuf abinin aylak adamda anlattığı gibidir benim gözümde ruh eşi muhabbeti.
yarımsındır, yarım olduğunu bilirsin. yarın olduğunu da bilirsin, hissedersin. içten içe beklersin, hatta bazen harekete bile geçersin.
bulmak istersin. ama kimseye söylemezsin, belki kendine bile.
çünkü iyi bilirsin, anlamazlar.
“sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.”
yarımsındır, yarım olduğunu bilirsin. yarın olduğunu da bilirsin, hissedersin. içten içe beklersin, hatta bazen harekete bile geçersin.
bulmak istersin. ama kimseye söylemezsin, belki kendine bile.
çünkü iyi bilirsin, anlamazlar.
“sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.”
devamını gör...
aşık olunan kızın sizi istememesi
ya benimsin ya kara toprağın kafa yapısındaki takıntılı insanlar için cinayet sebebidir. hiç kimsenin kalbine sevgi ekemezsiniz, istemiyorsa istemiyordur, yapacak bir şey yok... beni istemeyeni ben de istemem deyip aşkını kalbine gömüp * kendi yoluna bakmak lazım.
devamını gör...
espri yapamayıp çok iyi yaptığını zannetmek
o bunu yaparken suratına bakın bir kaç dakika seyredin sonra gözlerinizi devirip sağa doğru bakın ve gülün o arada elinizi de hey allahım der gibi kaldırın. yeterli olacaktır.
devamını gör...
toplu taşıma araçlarında gıcık olunan tipler
aslında görgü kurallarına uymayıp bacaklarını açarak oturan, yüksek sesle konuşan ve özel hayatın gizliliğinden bihaber olup telefonunuza gözlerini diken tipler diyecektim ancak hepsi dendiği için bir tip daha eklemek isterim;
özellikle ön sıralara oturduysanız size muavin gibi davranan tiplerdir.
"şuradan bir kişi uzatır mısın?"
"buradan da iki kişi bir öğrenci"
"şoför beye söyler misin köşede inicem"
"benim para üstü gelmedi neden acaba" (yedim çünkü)
özellikle ön sıralara oturduysanız size muavin gibi davranan tiplerdir.
"şuradan bir kişi uzatır mısın?"
"buradan da iki kişi bir öğrenci"
"şoför beye söyler misin köşede inicem"
"benim para üstü gelmedi neden acaba" (yedim çünkü)
devamını gör...
herkesin forum stili yazmak istemesi
yanlış bir tespit.
hiç öyle bir talebim ya da faaliyetim yok. bu nedenle "herkes" demesek iyi olurdu.
hiç öyle bir talebim ya da faaliyetim yok. bu nedenle "herkes" demesek iyi olurdu.
devamını gör...
eş cinselliğe karşı çıkanları aşağılamaya kalkmak
başlığı açan yazarın konuyla ilgili zerre bilgisi olmadığını sonuna kadar belli ettiği ve bunun farkında olmadan sözde "düşünce özgürlüğü" kavramı altına sığınarak saldırgan ve empati yoksunu olduğunu belli ettiği düşüncelerini ortaya saçtığı boş bir başlık ve dikkate alınmaması gereken boş düşünceler. ama ne yazık ki böyle düşünen sürüyle insan var.
eveet örnek verdiğin doğa kanunlarına ve doğada eşcinselliğe yer olmadığını söylediğin kısma gelirsek; martı, kuğu, penguen, ördek, akbaba gibi onlarca hatta yüzlerce türün eşcinsel davranışlar sergilediğini biliyor muydun? hayır dedim ya araştırma yapmadığın çok belli ve hiçbir halt bilmeden insanlara saldırmak daha kolayınıza geliyor. yok pilmiş yok fizikmiş. bırakın böyle hiçbir temele kondurulamayan bilimle desteklemeye çalıştığınız boş örnekleri. bilim bile eşcinselliğin varlığını kabul ediyor çünkü. rica ediyorum biraz saygı. istediğin kadar sevme zaten senin sevgini senin desteğini bekleyen de yok ama o çeneni kapalı tutup saygı duymayı öğren, zorundasın!
eveet örnek verdiğin doğa kanunlarına ve doğada eşcinselliğe yer olmadığını söylediğin kısma gelirsek; martı, kuğu, penguen, ördek, akbaba gibi onlarca hatta yüzlerce türün eşcinsel davranışlar sergilediğini biliyor muydun? hayır dedim ya araştırma yapmadığın çok belli ve hiçbir halt bilmeden insanlara saldırmak daha kolayınıza geliyor. yok pilmiş yok fizikmiş. bırakın böyle hiçbir temele kondurulamayan bilimle desteklemeye çalıştığınız boş örnekleri. bilim bile eşcinselliğin varlığını kabul ediyor çünkü. rica ediyorum biraz saygı. istediğin kadar sevme zaten senin sevgini senin desteğini bekleyen de yok ama o çeneni kapalı tutup saygı duymayı öğren, zorundasın!
devamını gör...
erbaş'tan zenginlere zekat çağrısı
kendisi içinde geçerli mi acaba?
devamını gör...
kürkünde kalp izi taşıyan kedi
dünyanın en enteresan görünümüne sahip kedi cinslerinden biridir. çeşitli yerlerinde doğal kalp simgeleri bulunur. cats with heart shaped "kalpte kemik yoktur ama en çok kırılan yer orasıdır, kırılmış kalbine teselli arıyorsan ben varım" diye miyavlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
k
küçük bir ateşim ben, küçük bir ateş
kendini ısıtabilmekten mahrum
kalbini avutabilmeye mahkum
kaybolmuş avucunda evrenin
karanlığında yitip gitmiş koyu gecenin
kara düşlerin büyük yangınıyım
közlerim yarışamaz rüzgarla
küllerim yollarla, aşılamaz dağlarla
kavuşur mu sanıyorsun, kavuşmaz !
kolum kanadım onulmaz yaralarla.
kaçıp gelebilsem dünden yarınlara
kıvılcım halinde ulaşsam sana
kaderim, kederim, kuruntum, tasam
kırçiçeğim, gelinciğim, yaban çileğim
küçük bir ateşim ben, küçük bir ateş
küçük bir ateş, senin'çin yanan.
-fıstıklıbörek-
küçük bir ateşim ben, küçük bir ateş
kendini ısıtabilmekten mahrum
kalbini avutabilmeye mahkum
kaybolmuş avucunda evrenin
karanlığında yitip gitmiş koyu gecenin
kara düşlerin büyük yangınıyım
közlerim yarışamaz rüzgarla
küllerim yollarla, aşılamaz dağlarla
kavuşur mu sanıyorsun, kavuşmaz !
kolum kanadım onulmaz yaralarla.
kaçıp gelebilsem dünden yarınlara
kıvılcım halinde ulaşsam sana
kaderim, kederim, kuruntum, tasam
kırçiçeğim, gelinciğim, yaban çileğim
küçük bir ateşim ben, küçük bir ateş
küçük bir ateş, senin'çin yanan.
-fıstıklıbörek-
devamını gör...
öğrenci işleri
okullarda öğrencilerle ilgili her türlü işleri - kayıt, kayıt yenileme, dosya oluşturma,
her türlü evrak işleri vsvs- yapan, takip eden kişilerin içinde bulunduğu odanın adıdır.
peki ama gerçekten 'öğrenci mi işleri?' diyebiliriz çoğu zaman.
genelleme doğru olmaya bilir ama kapısında öğrenci işleri yazan bir odaya girdiğinizde sizin işinizi halleden değilde sizi halleden birini illa bulursunuz.
asık surat, test bakış, her soruya terslenme...
aynısı personel işlerindede olur. hani tam insan kaynakları değilde personelin özlüğüyle, kartıyla cartıyla curtuyla ilgilenen personel vardır ya. heh işte onlardan bir ikisi kesin atarlı giderlidir. personel ya da personel adayı olmak için gelmiş kişiyi her türlü yerin dibine sokma hallerinde bulunur.
şimdi bu arkadaşlar bir takım komplekslerini kendinden zayıf gördükleri öğrenci ya da personel üzerinden atmaya çalışırlar. lakin anlamadıkları şudur o kişiler olmasa sen bir hiçsindir.* sen onların üstü değil direk onlar için çalışan bir görevlisindir. anlamamaları gerçekten ilginç. bu durumu kavrayamamışlıkları komik.
yani çok şirin ve ilgili insanlar da var tabi ama buralara konu olacak kadar vasat, görev bilincinden uzak, depresif tiplerde mevcut.
her türlü evrak işleri vsvs- yapan, takip eden kişilerin içinde bulunduğu odanın adıdır.
peki ama gerçekten 'öğrenci mi işleri?' diyebiliriz çoğu zaman.
genelleme doğru olmaya bilir ama kapısında öğrenci işleri yazan bir odaya girdiğinizde sizin işinizi halleden değilde sizi halleden birini illa bulursunuz.
asık surat, test bakış, her soruya terslenme...
aynısı personel işlerindede olur. hani tam insan kaynakları değilde personelin özlüğüyle, kartıyla cartıyla curtuyla ilgilenen personel vardır ya. heh işte onlardan bir ikisi kesin atarlı giderlidir. personel ya da personel adayı olmak için gelmiş kişiyi her türlü yerin dibine sokma hallerinde bulunur.
şimdi bu arkadaşlar bir takım komplekslerini kendinden zayıf gördükleri öğrenci ya da personel üzerinden atmaya çalışırlar. lakin anlamadıkları şudur o kişiler olmasa sen bir hiçsindir.* sen onların üstü değil direk onlar için çalışan bir görevlisindir. anlamamaları gerçekten ilginç. bu durumu kavrayamamışlıkları komik.
yani çok şirin ve ilgili insanlar da var tabi ama buralara konu olacak kadar vasat, görev bilincinden uzak, depresif tiplerde mevcut.
devamını gör...
başkan mansur yavaş'tan sokakta kalan vatandaşlar için çağrı
ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş, şahsi twitter hesabından sokakta kalan vatandaşlar için duyurunda bulunma hadisesi.
başkan yavaş'ın paylaşımı şöyle :
--- alıntı ---
ankara'mızda hava sıcaklıkları bir hayli düştü. kimsenin dışarıda kalmasına gönlümüz razı değil.
bu soğuk günlerde, sokakta kalan vatandaşlarımızı başkent 153 hattımızdan lütfen bize bildirin.
kalacak yeri olmayan hemşehrilerimizin abb çatısı altında daima yeri hazır olacak.
--- alıntı ---
ilgili tweet
kaynak
başkan yavaş'ın paylaşımı şöyle :
--- alıntı ---
ankara'mızda hava sıcaklıkları bir hayli düştü. kimsenin dışarıda kalmasına gönlümüz razı değil.
bu soğuk günlerde, sokakta kalan vatandaşlarımızı başkent 153 hattımızdan lütfen bize bildirin.
kalacak yeri olmayan hemşehrilerimizin abb çatısı altında daima yeri hazır olacak.
--- alıntı ---
ilgili tweet
kaynak
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
sözlüğün "o olmasa bir şeyler eksik kalır" yazarı. her profilini ziyaret edişimde aklıma perihan abla gelir. onun gibi sıcak, sanki kırk yıldır tanıyormuşum gibi. varlığı daim olur sözlükte umarım. bol bol sevgiler bırakıyorum ahanda buraya.* iyi ki doğdun sevgili yazar*
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar.
sinemaya gitmeye, el ele tutuşmaya falan kalkarız
işin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık
küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması...
|ali lidar
durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar.
sinemaya gitmeye, el ele tutuşmaya falan kalkarız
işin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık
küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması...
|ali lidar
devamını gör...

