"aa baksana bu ben, evet burada gözlerimin içi gülüyormuş "diye tanımlayacağım olaydır. zamanla gözlerimizin feri sönmüş yerini boşluk almıştır.
devamını gör...

bir diyaloğu verdiği cevapla çıkmaza sokan kişidir. bu insana artık ne derseniz deyin, nafiledir. bu noktadan sonra ettiğiniz kelam bir altın külçesi olsa dahi kıymeti yoktur.

yetişkin bir muhabbet katili, manidar cevabıyla o güzelim muhabbetinizi bertaraf etme kudretine sahip kişidir.

kaç! arkana bile bakmadan kaç!
devamını gör...

evet olurdum. kendimden daha iyisini mi bulacağım.
devamını gör...

feminizm denen alçak bir fraksiyonun müridi kişidir. yazıktır ona. ama yine de kendi bilirdir.
devamını gör...

yapmayın bak şöyle başlıklar açıp beni paranoyak ediyorsunuz. var aldatmayan erkek siz denk gelmemişsinizdir. yani vardır umarım. var ya.
var mı ki?
devamını gör...

t: biz onu yalnız üniversite sınavları hasebiyle tiyatroda yaptığı ilkler yönüyle biliyoruz fakat haldun taner'in mükemmel bir öykü yazarı olduğu eğitimimizde maalesef göz ardı ediliyor.
örneğin, şişhane'ye yağmur yağıyordu adlı öyküsüyle new york heral tribune ve yeni istanbul gazetelerinin düzenlediği uluslararası bir yarışmada birinci olmuştur. sancho'nun sabah yürüyüşü kitabıyla da uluslararası bordighera mizah hikâyeleri ödülünü kazanmıştır.

atatürk galatasaray'da adlı öyküsünden daha önce kitap alıntıları başlığı altına yazdığım kısa bir alıntıyı buraya bırakıyorum: #404550
devamını gör...

onlardan koleksiyonun yaptığım zamandı.
kilim desenli olanlarına bayılırdım.
tüm koleksiyonlarıma yaptığım gibi onu da evden birine kızıp atmıştım sonra.
devamını gör...

bakış açımızdan kaynaklanan durumdur. kimse kusursuz değildir ve kusur aramaya kalksan herkesin dolu çıkacaktır. bu gözle baktığında gözlerin bunlardan başkasını görmeyecektir. insanlar kendilerini kendileri yapan kusurlarıyla bir bütündür ve böyle kabul edilip sevilmelidir. istisnalar vardır tabii ki. ben kendim de dahil her şeye eleştirel bakabiliyorum bazen. ancak sevgiyle yaklaşmayı da ihmal etmiyorum. her zaman dediğim gibi sevgi eğer izin verirseniz çoğu şeyi düzeltecektir.
devamını gör...

başlık sahibinin ilk başlığını okuduktan sonra gündemi özellikle bakmaya başladım. *. relax gizli mod değilse eğer haber başlıkları hep gündemde. birkaç yazar daha var ama nicklerini doğru yazamadım.

haber başlıklarının gündemde olması sorun değil. çünkü gündeme bakınca haberlerden, gündemden haberdar olmak ister insan. bunun dışında gündem sekmesinde popüler forumsal tarzı başlıklar gırla. ki bunun özellikle yapıldığını düşünmüyorum hatta özellikle takip ettiğimde art arda tanımlar hep bu başlıklarda.
ki genelde başlığı açanı pek kimse önemsemez, tanıma bakar, tanımını yapar.

dikkatli bakarsanız doğruyu görürsünüz. yönetimin özellikle forumsal içerikleri uplayacağını düşünmüyorum. moderatörlere karşı sürekli başlık açılan bir yerde ön plana çıkartılıyor denmesi absürt.
devamını gör...

girizimin bendeki özel yeri, bengaripsengüzeldünyaumutluya ve programina olan sevgim, kafa sözlük ekibine katılma isteğim ve orkide sevdam bakidir arkadaşlar. herkes bir gün orkide edinecek.

gerçekten çok keyifli bir program oluyor ve bunlar hepinizin sayesinde (ama ismi uzun yazarımız en önemli faktör). hepinzii tek tek kucaklıyorum.
devamını gör...

zat-ı aliniz gibi müşfik bir muhteremle cima etmemek namümkün.
devamını gör...

bir kadın ismi.*

ayrıca burada ve diğer sosyal platformlarda adını bilmediğim kadınlara tek hitap kelimem. hepsine ayrı ayrı ad takacak halim yok ya, hepiniz ayselsiniz işte. alla alllaa yaaa..
devamını gör...

nazım hikmet'in yazdığı yaşamaya dair şiirinin ilk üç dizesini bırakıyorum şuraya.

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947
devamını gör...

upuzun ama her bir dizesi mükemmel olan cemal süreya şiiridir. okusanıza!*

kahkaha kesin bir sınırdır senin sesin için;
geçmezsin kahkahaya.
bu da gülümsemeyi,
senin tapulu malın yapar.
gülmek sende
gülümsemenin bir noktada taşkınlığı
oluyor daha çok.
bu bakımdan gülümsemenin
bütün öğelerini de birlikte getiriyor.
iş bu kadar da değil,
yeni bir takım öğeler de getiriyor.
ılıktır senin sesin.
güvenli olmaktan çok güven uyandırıcıdır.
konuşurken kimseyi dinlememene ne diyeceğiz peki?
buna karşılık sözcükleri sakıngan sakıngan kullanman var,
ona ne diyeceğiz?
alırken suçsuz, verirken duyarlı bir ses.
en büyük modaevini yönetecek olsa
sinirli tonlar kazanacağına
muhakkak nazarıyla bakılabilecek,
ama söz gelimi,
hiçbir belediye başkanı olamayacak bir sese.
sanırım, bakışlarla
sesler arasında bir bağıntı kurulabilir.
belki de yanlıştır bu varsayım.
ama doğru olsa,
senin sesinle bakışın arasında bir paralellik,
hatta bir özdeşlik olduğu görülebilir.
daha doğrusu sendeki bu özdeşlik
böyle bir varsayıma itiyor kişiyi.
kim bilir,
başka belirtiler gibi,
bakış ve ses de
aynı ruhun değişik planlardaki görünümleridir
belki de.
ruhun, özdeş yönlerini denediği
organlar olabileceği gibi,
çelişkin yönleriyle
belirdiği organlar da vardır.
olabilir.
söz bitince senin sesin de biter;
oysa
sözü tüketen sesler vardır;
söz tükenince de
sürüp giden sesler vardır;
söz tükendikten
sonra başlayan sesler vardır.
senin sesin sözle özdeş.
çığlık değil, düşünce senin sesin.
ama etin, kemiğin malı olmuş bir ses.
ömründe bir iki kez büyük ihanete dadanmak isteyebilir bu ses.
küçük ihanetler onun düşünceyle kurduğu ilkeleri aşmaz, aşamaz.
ah! razı olma sevgilim,
katıl.
katıl ama razı olma.
biraz da kendinden memnun bir ses.
en büyük eleştiriyi, yadsımayı son anda yaparsın sen:
sanırım sende bulduğum en doğru gözlem bu.
oysa eleştiriyi son anda yapmak,
razı oluşun ta kendisidir.
korkaklıktır da.
şu var:
fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz
güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz
mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
razı olma hiçbir sessizliğe
biliyorsun seni seviyorum
pencereden bakmayı
öğreteceğim sana
sesin
balkona asılı çamaşırmışcasına
havalansın, havalansın dursun
sokakta değil balkonda;
dışarı çıktığın zaman
romanını yastığın altına sakla;
şiirini mutfağa koy
boş bir deterjan kutusu vardır nasıl olsa,
öykünü yanına alabilirsin elbet
müziğini de, resmini de
niçin güvenmiyorsun bana?"
devamını gör...

"yine gaz buldular lan herhalde" diye istemsizce düşünmeme sebep olan klişe. sıkıştıkça gaz buluyor adamlar, ne zaman yeraltında kullanıma hazır benzin falan bulacaklar merak etmiyor değilim. iş oraya doğru gidiyor maşaallah.
devamını gör...

yol kenarlarında şeftali, karpuz, erik satılan yerler gibidir; o kadar kişi içinden birileri bazen uğrar.
devamını gör...

paris montmartre

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: dont feed the troll)

bu entry'i gördükten sonra başka entry yazmazsanız üstteki daha has ezik olacaktır. ricadır.
devamını gör...

“psikanaliz tarihiyle” yakından ilgilenen bir tarihçi olarak meseleyi en başından başlayarak kısaca anlatmaya çalışayım.

sigmung freud, viyanalı yahudi bir nörologtur. freud, psikanaliz kuramını ortaya atmadan önce hâlihazırda “psikoloji” adlı bir disiplin vardı. ancak “psikoloji” disiplini pek itibar görmüyordu dünyada. akli melekelerini yitirdikleri düşünülen varlıklı kimseler, özellikle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında isviçre’de bolca bulunan rehabilitasyon merkezlerine kaldırılıyorlardı. tıpkı tüberkülozdan muzdarip olanlar gibi. psikologlar da bu kişilere bir nevî “hasta bakıcı” olarak refakat ediyorlardı. hastalara uygulanan tedavi yöntemleri bilimsel temelden yoksundu, çoğunlukla alternatif yöntemlerdi. psikiyatri sözcüğü ise 19. yüzyılın başından beri bir ıstılah/terim olarak kullanılıyordu. fakat “psikiyatri” , akademik camialarının üzerinde fikir birliğine vardığı bir disiplin değildi.

psikanaliz kavramının isim babası ise freud’un hocalarından biri olan breuer’dir. ancak breuer yalnızca ismin mucididir, psikanalitik tekniğin değil. freud, psikanalitik kuramı geliştirdiğinde bütün dünyanın ilgisini çekmeye başladı. bu ilgi öylesine arttı ki, psikanalist olma hevesiyle yanıp tutuşan, 30’lu yaşlardaki genç entelektüeller freud’un evinde toplanmaya başladılar. bir süre sonra her çarşamba günü, akşam yemeğinden sonra freud’un evinde buluşmaya karar verdiler. buna da “çarşamba psikoloji toplantıları” denildi. freud’a büyük saygı duyduklar için ona “herr professor” diye hitap ediyorlardı, zamanla bir tür ulvi lakap haline geldi.

bu toplantılara katılanlar arasında: alfred adler, carl gustav jung, otto rank, ernest jones, karl abraham, max eitingon, sandor ferenczi gibi isimler vardır. bugün, büyük bir kitabevinin psikoloji kitaplığına baktığınızda göreceğiniz kült psikoloji kitaplarının yüzde doksanından fazlası bunların eserleridir. hepsi, freud’un eski öğrencileridir.
freud, bu toplantıları yeterli bulmadığı için 1907’de “wiener psychoanalytische vereinigung” (viyana psikanaliz derneği) kuruldu.

herkesin dilediğinde söz alabildiği, tatlıların yendiği, puroların içildiği, samimiyetin ön planda olduğu “çarşamba toplantıları” yerini hiyerarşinin apaçık hissedildiği ve ciddiyetin önem kazandığı dernek toplantılarına bıraktı. artık kimin ne kadar konuşacağına doğrudan doğruya freud karar veriyordu. bu toplantılar uzun süre devam etti.

kısa keserek, freud’un yaşamının son dönemine değinelim biraz. psikanalitik kuram abd ve ingiltere’de de fazlasıyla popülerlik kazanmış hatta yaratıcısı freud’un adı anılmadan tartışılmaya başlanmıştı. yaratıcısının adını gölgede bırakacak bir üne kavuşmuştu psikanaliz.
freud’un en küçük kızı anna freud da babasının izinden giderek psikanalist olmuştur. özellikle “çocuk psikolojisi” alanında hâlâ saygınlığını koruyan biridir. melanie klein ile girdiği uzun yıllar süren akademik tartışma meşhurdur.
yıllar içerisinde, bir sağaltım yöntemi olarak görülecek olan antidepresan ilaçların ortaya çıkışıyla beraber; edebiyatın, tıbbın, antropolojinin ve dinler tarihinin kıyılarında gezinen “psikanalitik kuram” unutulmaya yüz tutmuştur.

naziler, iktidarı tamamen ele geçirdiklerinde freud’un kitaplarını meydanlarda yakmışlar, yıllar evvel kurduğu yayınevini talan ettikten sonra kapatıp mühürlemişler ve freud’u da göç etmeye zorlamışlardır.
o dönemde oldukça iyi kazanmasına rağmen bütün ailesini gitmeyi karar verdiği londra’ya götürmesini sağlayacak parayı denkleştirememiştir. çünkü naziler, ülkeden çıkış parası istemişlerdir (yüklü miktarda) yani bir nevî haraç. bunun üzerine yakın dostu marie bonaparte’ın (napoleon bonaparte’ın yeğeni) maddi desteğiyle yaşlı kız kardeşleri hariç bütün yakınlarıyla beraber londra’ya hicret etmiştir. gitmeden evvel naziler ona bir evrak imzalatmışlardır. evraktaki metni paylaşıyorum.

erklärung. ıch bestätige gerne, dass bis heute den 4. juni 1938, keinerlei behelligung meiner person oder meiner hausgenossen vorgekommen ist. behörden und funktionäre der partei sind mir und meinen hausgenossen ständig korrekt und rücksichtsvoll entgegen gereten. wien, den 4. juni 1938
prof. dr. sigmund freud

türkçesi:
beyan. 4 haziran 1938’e değin, şahsıma ve hane halkına rahatsızlık verilmediğini kendi isteğimle teyit ediyorum. parti yetkilileri, bana ve aileme karşı her zaman düzgün, ölçülü davranmışlardır.
4 haziran 1938, viyana. prof. dr. sigmund freud
devamını gör...

avenged sevenfold - so far away
five finger death punch - gone away
five finger death punch - i apologize
him - wicked game
lord of the lost - annabell lee (edgar allan poe'nun şiirinden uyarlanmıştır.)
apocalyptica - i don't care
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim