penguen medyası olarak adlandırdığımız türk medyasının yapamadığı çok güzel işler basarmışlardır. herhangi bir siyasi parti veya lider propagandası yaptıklarını düşünmüyorum. toplumun her kesimini yansıtmaya ve dinlemeye çalışıyorlar. hoşunuza gitmeyen bir şey yaptıklarında kötü ve yandaş olduklarını iddia etmek doğru değildir. yeri geldiğinde ayasofyanın cami olmasını isteyen ve önünde sabah namazı kılan insanların da haberini yaptılar. lgbt topluluklarının da haberini yaptılar. hakkariden edirneye her yere ulaşmaya çalışıyorlar hem de başladıklarında hiçbir maddi destek almadan.
devamını gör...

başlığının açılıp açılamayacağını merak ettiğim yazarın mahlası.

edit: açılabiliyormuş. hoşgelmiştir.

edit 2: artık tanımlarınızın sonunda bu ifadeyi özgürce kullanabilirsiniz. moderasyon bir şey diyemez, öyle bir yazar da var sonuçta. tanımınızda yüzeysel bir bağlantı kurun yeter. ehhehehehehe.
devamını gör...

afrika'ya bin su kuyusu açtırırdım.
devamını gör...

masumlar apartmanı'nın aptal aşığı gülben'in esat'a söylediği de bunlardan biridir.

"evlenince karnını doyurmadan yollamayacağım seni, sıkı sıkı giydireceğim üşümeyesin diye."

(bkz: dünya hassas kalpler için cehennemdir)
devamını gör...

eğer birine küfür ediyorsan onun da sana ettiğine emin olabilirsin. etme.
devamını gör...

* bana, dünyadaki hovarda ömrünü tamamlamak için 7 saatin kaldı derlerse eğer, 50 dakika içinde sevdiğim birkaç insanın sesini son kez dinleyip bir de bu dünyaya son kez çabucak unutulacak afili birkaç cümleden oluşan bir veda mektubu savurduktan sonra kalan 6 saat 10 dakika her anın tadına vara vara izleyeceğim filmdir.
zaten bir gün çaat diye bana son 7 saatin var derlerse ne yapacağım bilemem, en azından bu filmi izlemiş olmak bana bu fikri verdi.
peki ben bu abartılı cümleleri az evvel filmi bitirmiş ve onun sarsıcı etkisi altında mı yazıyorum? elbette hayır. nerden baksam üç yıl olmuştur bu filmi izleyeli. ama öyle güzel öyle içten öyle sıcaktı ki halen bu mübalağalı satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

1960’lardan 2000lere kadar iki kardeşin hayatını ele alan bu filmde, aile, kardeşlik, idealler, tercihler, değişen fikir yapıları gibi meselelere dair çok güzel ipuçları ediniyor insan. yine bu filmle beraber insanın hayatı boyunca yaşaması muhtemel birçok duyguyu altı saat içinde güçlü şekilde tecrübe ediyoruz. senaryosu ile birçok ödül almasının yanında bu kadar uzun bir filmi tatlı tatlı seyretmemizde yönetmenin çok büyük başarısı olduğunu düşünüyorum. italyanların bize benzeyen özellikleri de filmi sıcak bulmak için bir etken. ayrıca italya’nın sosyal, kültürel, siyasi yapısı ve yıllar içindeki değişimine dair de güzel çıkarımlar yapabiliyoruz.

yönetmen koltuğunda marco tullio giordana’nın oturduğu bu film 2003 yapımı. italya’nın en önemli ödüllerinden biri olan david di donatello ödüllerinin 2004 yılındaki en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu gibi bütün ödüllerini süpürmüştür. 2003 cannes film festivalinde belirli bir bakış ödülünü almıştır. film iki ayrı bölüm olarak gösterime girdiği için birçok yerde iki part şeklinde karşılaşılması mümkündür. nerede okuduğumu hatırlayamadığım için teyit edemediğim bir bilgiye göre de dizi olarak planlandıktan sonra film olarak çekilmeye karar verilmiştir.

genel olarak ağır bir tempoda ilerliyor gibi görünse de ilk başından itibaren kendi içine çeken bir yapısı var filmin. sıcak bir anlatım tarzı ile beraber uzun sürmesi nedeniyle de film biterken boşluktan düşme hissini bu filmin sonunda daha belirgin yaşayabilirsiniz. bu kadar uzun olmasına rağmen farklı blog veya film izleme sitelerinde, izleyenlerinin filmi favori filmleri arasına almaları da filmin etkisi hakkında fikir veriyor. kısacası evde geçirdiğiniz bir cumartesi akşamı yahut hayattan sıyrılmayı dilediğiniz bir gün bu filme vakit ayırmakla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.
ayrıca hasta bir karakteri canlandıran jasmine trinca, sen bu dünya için biraz fazlasın.
devamını gör...

oldukça işe yarar bir hizmettir.

yalnızca bir defa kullandığım, giriş yaptığım sitelerden ve uygulamalardan sürekli mesaj alıyordum. hepsini kapattım.
devamını gör...

siyâset siyaset olsaydı konuşurduk. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mantıksız cümleleri ya da kelimeleri hayatımıza sokan, sözlükte de görmeye başladığımız jargondur.

- var bir hayalimiz
- bu şey değil mi ya
- bilmem nesi şöyle olmayan da kendine bilmem ne demesin.
devamını gör...

gece boyunca uykularınız kemiren sözlerdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

önyargılı oluşudur.
önyargı bir çok şeyi doğurabilir.
kıskançlığı,ölümleri...
devamını gör...

lovage adlı grubun şarkıları dinlenebilir. bazı şarkılarında orgazm çığlıkları kullanıyorlar, değişik.
devamını gör...

tam bir kara mizah örneğidir.
(bkz: ayçiçek yağı fiyatlarının uçması)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buradan
devamını gör...

once baskiyla elestiriyle fazla korumacilikla ya da hor davranarak kafayi yedirirler. sonra da sagda solda memnuniyetsizliklerini paylasip bu oglan/kiz bizi bitirdi derler. nesilden nesile gecen bir sey. kurbanlarin kurbaniyiz. dededimin dedesinin dedesine kufur ettigimi bilirim. bu donguyu kirmak elinizde.
devamını gör...

helal kesim ise neden olmasın? islam fıkıhına göre eti yenebilecek hayvanın müslüman biri tarafından kesim işlemine helal kesim deniliyor. bildiğim kadarıyla dinazor etinin haram olduğu ile ilgili bir bilgi yok. hatta osmanlı imparatorluğunda padişahlar tahta çıkarken bir adet dinazor kurban edilir ve o dinazorun kanı padişahın alnına sürülürmüş. rivayetlere göre alnına dinazor kanı sürülen padişah çıktığı her seferi kazanırmış. ıv. mehmet'in viyana'da bozguna uğramasının sebebinin kendisini kan tutması ve alnına dinazor kanı sürdürtmemesiymiş. tahta çıkacağı günün bir gece öncesinde örfi hukuk kurallarını güncellemiş ve dinazor kesimini yasaklamış ve osmanlı imparatorluğu böylece duraklama süreci ve ardından yıkıma kadar gitmiştir.
devamını gör...

allah rahmet eylesin.
sayesinde, üniversitede 3 yıl rahatça başımı örttüm. ne güzel karşı çıkmıştı evren'e.
devamını gör...

ağır otur da molla desinler gibi bir havası var yurdum insanının. kaba olmayı, gülmemeyi, şakalaşmamayı ya da ne bileyim en ufak ''teşekkür ederim''i bile söylememeyi ağırlık, hatta onların gözüyle ''erkek adamlık'' olarak görüyor çoğu kişi. gerçi yanlış anlaşılmasın, nezaketsizlik erkeklere özgü değil, kadınlarda da çok fazla görülüyor, dediğim gibi yurdum insanının yaygın özelliği bu.

ülkedeki kaba hareketlere, saygısızlığa, sıramın alınmasına falan o kadar alışmışım ki, en ufak teşekkür ederim sözü ya da ne bileyim gülümseyerek söylenen günaydın sözü bile içimi sıcacık yapıyor, tüm gün o olayı düşünüyorum. mesela bir keresinde aldığım kıyafeti yerine koyunca oradaki personel bana teşekkür etmişti. teşekkür edilecek bir şey yapmamıştım halbuki fakat belki de o personel o kadar kaba ve düşüncesiz hareketlerle karşılaşıyor ki, benim zaten yapmam gereken şeyi yaptığımı gördüğünde bunu bir kibarlık olarak algıladı ve teşekkür etme gereği duydu.
devamını gör...

akademisyen dr. bruce d. perry, bir bilim yazarı ve gazeteci olan maia szalavitz'in "bir kitap yazmalısınız" demesinin ardından, kendisinin de bunu çok istediğini ve fakat vakit bulamadığını söylüyor. sonrasında ise szalavitz'ın "size yardımcı olabilirim, kitabı birlikte yazabiliriz" teklifi ile ortaya altın değerindeki bu kitap çıkıyor.

kitabın ilk sayfalarını çevirdiğinizde "bu kitaptaki öykülerin tamamı gerçektir" notu ile karşılaşıyorsunuz ki kitabı okudukça "bunu yaşadılar bu çocuklar" düşüncesi ile yüreğimin nasıl ağırlaştığının bir tarifi yok. (elbette anonimliği garanti altına almak ve gizliliği korumak adına öyküler, kişilerin kimlik bilgileri değiştirilerek aktarılıyor)

kurumlarda ya da ebeveynlerinin elinde erken yaşlarda ciddi ihmallere maruz kalmış sayısız çocuk ile çalışan dr. perry, kitabında on öyküye yer veriyor ve travma sonrası tedavi metotlarını da her bir öykü için gayet bilimsel bir gözle, ajite etmeden ve anlaşılır bir biçimde açıklıyor.

ayrıca kitap, adını, içeriğinde anlatılan bir çocuğun öyküsünden alıyor.


annesi, justin henüz iki aylık iken onu anneannesine bırakarak bir daha dönmemek üzere terk eder. justin'in anneannesi iyi yürekli bir kadındır ancak ne yazık ki ölümcül derecede obezdir ve bu sebeple sağlık sorunları yaşamakta, sık sık hastaneye yatmaktadır.

justin 11 aylık kadar iken anneannesi vefat eder ve anneannesinin hastalığı sırasında onunla birlikte yaşamakta olan erkek arkadaşı arthur, justin'e bakıcılık yapmaya başlar. kendisi de yas tutmakta olan arthur, ağlayıp duran bebekle ne yapacağını bilemez. çocuk koruma hizmetleri ile görüşür ve çkh de justin için kalıcı bir yer ayarlanana kadar onun arthur ile kalmasında sakınca görmez. çkh tepkisel ve krize odaklı bir kurum olup yer bulma konusunda baskı görmediği için harekete geçmez.

çocukların ihtiyaçları konusunda bilgisiz olan arthur, bir köpek yetiştiricisi olarak hayatını kazanır ve ne yazık ki bu bilgiyi bebeğin bakımında da uygular, justin'i köpek kafesinde büyütür...


hem çocukların başına ne geldi, iyileştiler mi nasıllar şu an diye merakla okumak isteyeceğiniz, hem de yüreğiniz sızladıkça hiç okumasa, bilmese miydim diyeceğiniz bir kitap. yani en azından bana böyle karmaşık hissettirdi bu kitap diyebilirim.
ancak tavsiye ederim okumanızı elbette; bilhassa ebeveynler, öğretmenler ve psikolojiye ilgisi olan herkesin kitaplığında bulunması gereken bir kitaptır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim