sabah sabah gülmeme sebep olan olay. lan cok utanç verici. ınsallah görmemiştir.
devamını gör...

benim gibi bir münafık dahi 11 yaşında
merakından gitmiştir. hoca " merak ettiklerinizi sorun bakalım" dediğinde çocuk aklıyla ve evde okuduğumuz alevi kültürüne ait kitaplarında verdiği gazla '' allah bana kendi ruhundan üflediyse neden günah işliyoruz? benim ruhum allahtan bir parça değilmi" sorularını sordum, hoca '' sen bir daha gelme evladım" cevabını verdi. küçükten belliydi anarşik olacağım..
devamını gör...

ben kendi beynimden kurtulmuştum bi gün. rüzgar yüzüme vuruyordu, ılıktı ve yüzüme vuran rüzgar sahiden rüzgardı. daha önce karşılaştığım hiçbir esinti o kadar rüzgar değildi, öyle diyeyim. bir insanı hiçbir rüzgar o kadar mutlu edemezdi. öylesine güzel bir rüzgardı. beynim kendi kendine şarkı çalışıyordu, o da güzeldi. gülümsüyordum. hicbir endişe yoktu. beynimde çalan müzikten başka hiçbir ses yoktu. efsane anlar yaşamıştım.

kendimi en özgür hissettiğim gün oydu. hâlâ düşündükçe mutlu hissediyorum. sonra hiç o kadar özgür hissedemedim, o da üzücü bir şey bence.
devamını gör...

o zaman git ıssız adaya yerleş demek istediğim başlıktır. zararlı köpekler ehlileştirilmeli lakin onların da zararlı olmasının nedeni biziz.
devamını gör...

"yorulduysan, ara verebilirsin.
istemiyorsan, serbest bırakabilirsin.
içine sinmediyse, vazgeçebilirsin.
olmadıysa, yeniden deneyebilirsin."
devamını gör...

büyük olasılıkla kendisiyle evlenmek isteyen bir rus kadını olsa, bekaretine falan bakmadan evlenecek olan kişi. istisnalar her zaman konu dışı tabi.

kendi köyünün öpülmüşünü beğenmeyen, karşı köyün bakire olmayanını alırmış.

ne istiyorsanız isteyin, istemek hakkınız belki ama çifte standart yapmayın.
devamını gör...

psikolojimizi yerle bir eden olaydır. üniversitede sosyalleşmek varken dört duvar arasında geçti 1-2 yılımız.
devamını gör...

kudüs, filistin, israil ile ilgili tarihi bir belgesel, izlemeniz tavsiye olunur!!!
büyük felaket: nakba 1.bölüm

büyük felaket: nakba 2.bölüm

büyük felaket: nakba 3.bölüm

büyük felaket: nakba 4.bölüm
devamını gör...

ismi: yok, önerilere açığım*
postmodernist, uzun ve şaşaalı cümleler duymayı bekledikleri bir anda yalnızca “hiçbir şey” dedim. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler laf salatasından ibarettir. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler tıpkı şu an aynı sözcükleri tekrarlamam gibi hiçbir anlam ifade etmeyen, altı üstü ortası, her yeri bomboş olan cümlelerdir. bir iş görüşmesinde kendinizden bahsedin dediklerinde, sizden bekledikleri bu tarz cümlelermiş meğerse. hatta “genel” hayatın içinde bile herkesin istediği buymuş. “kendinizden bahseder misiniz?” diye sorduklarında aslında hakikatliği önemli olmayan, gösterişli bir hikâye uydurmanız yeterliymiş, maalesef, bunu çok sonradan fark ettim.

peki, neye “hiçbir şey” dediğimi soracak olursanız, ki sormadığınızı biliyorum, “mevcut yapımıza ne gibi katkılar sağlamayı düşünüyorsunuz?” sorusunaydı. oysaki benden bu soruya “almış olduğum eğitimle ve daha önceki deneyimlemerimle(kilit sözcüklerden biridir), eğer işe alınmam dâhilinde, mevcut yapıyı daha da ileri götürecek(adeta kaf dağına) projeler tasarlamayı ve bunları en faydalı şekilde üretimlemeyi(kilit sözcük iki) düşünüyorum.” minvalinde cevaplar vermemi bekliyorlarmış. dediğim gibi; bunu çok sonradan fark ettim. yanlış hatırlamıyorsam, onuncu görüşmeden sonraydı.

tabii, bu görüşmeye az biraz sarhoş olarak gitmem de yadsınamaz bir küstahsızlıktı. az birazdan kastım, görüşme bittikten sonra yerimden kalkıp yüzüm onlara dönük bir şekilde geri geri yürüyerek tam kapıdan çıkarken gözlerinin içine bakarak kapı eşiğine tükürecek kadar. bu da ayrı bir küstahlıksızdı. “niye böyle bir etik dışı harekete sebep olan sarhoşluğun miktarını çok düşükmüş gibi bir de “az biraz” şeklinde tanımlıyorsunuz?” diye soracak olursanız da, ki sormadığınızı biliyorum, çünkü dokuzuncudan sonra danışma masasındaki her şeyi yere fırlattığımı hatırlıyorum, ki bence bu daha etik dışı, emin değilim. o zaman önümü bile göremiyordum. gördüğüm şeyler de belgesellerdeki gibi, kayda alınan gökyüzünün hızlandırılmış hali misali sürekli feveran içindeydi. gerçekten, gücünün yeteceğini anladığı anda bir insanın yapamayacağı hiçbir çirkinlik ve kötülük yoktur. gücüm yetiyor muydu, orası tartışmaya açık. sonrasında kovalandığımı hatırlıyorum.

benden, üstün girift cümle performansı bekleyen başka kişiler de vardı: yeni tanıştığım insanlar, bir olay üzerine yorum yapmamı bekleyen insanlar… hepsi palavralara, abartılara ve romantizme bağlı yaşıyorlardı. önceden bu gibi şeyler bir dünyadan kaçış evreninde sığınılacak limanlardı, şimdi ise hakikatler sığınılacak limanlar haline geldi. o kadar uçuk kaçık zihinler gördüm ki şaşmamak elde değildi. aynı eylemi farklı mekânlarda eşzamanlı bir şekilde yapabileceklerini sanıyorlardı, bence inanıyorlardı. yukarıdaki işver(meyen)enlerin benden beklediği buydu, diye düşünmüş olabilirim, bilmiyorum. belki de tükürüğümün altında yatan neden buydu. freud’a sormak lazım, üstat bilecektir.

her görüşme öncesinde kendimi, duran topun başında elli saat plan kurup gol atacağını sanan bir futbolcu gibi görüyordum. bu görüşmelerin sonunda ise aynı futbolcunun vurduğu topun baraja çarpması sonucunda hayal kırıklığına bürünen ruh hali gibi hissediyordum. on girişimden sonra insan bir daha duran top kullanmak istemiyor. on birinciden sonra barajdan dönen top kalemin içindeydi.

tabii, bu görüşmeler hayatıma hiçbir şey katmadı diyemem, haksızlık etmiş olurum: on ikinciden sonra insanların ne kadar salak olduğunu, on üçüncüden sonra parfümün kilit rol oynadığını, on dördüncüden sonra karşı tarafın salaklığını mimiklerimle aşağılamamam gerektiğini, on beşinciden sonra bir daha hiçbir görüşmeye geç kalmamam, mümkünse bir saat önce gitmem gerektiğini (gereksiz yere), on altıncıdan sonra giyimin önemli olduğunu, on yedinciden sonra hiçbir şekilde doğru söylememem gerektiğini, on sekizinciden sonra üst düzey bir yalan söyleme genine sahip olduğumu, on dokuzuncudan sonra da her şeye rağmen umutlu olmanın, umutsuzluğun en zavallı hali olduğunu anladım ve nihayet iş görüşmesi mefhumunu hayatımdan çıkardım. zihnimdeki kabullenmek ve inkâr etmek arasındaki cinsel gerilimin galibi kabullenmek olmuştu. belki de ilkinden sonra olması gereken buydu, belki de yaşamla aynı kabağa üflemeliydik, bilmiyorum. bunu da camus’ye danışmak lazım. en azından üstadın kesin bir düşüncesi olurdu, eminim.
devamını gör...

çoğu dilde ''gece'' kelimesi n+8* biçiminde oluşuyor. hiç olmadı bir harf değişime uğruyor.
ingilizce: n+eight: night
almanca: n+acht: nacht
italyanca: n+otto: notte
ispanyolca: n+ocho: noche
portekizce: n+oito: noite
fransızca: n+huit: nuit
isveççe: n+åtta: natt
devamını gör...

bob crewe ve bob gaudio tarafından yazılan bir şarkıdır.

şarkı frank valli’nin 1967 yılında piyasaya sürdüğü teklisi için yazılmış ve sene boyu listelerde yerini almıştır. bob crewe ve bob gaudio’nun şarkısı frank valli’nin muhteşem yorumu ile birleşince ortaya enfes bir şarkı çıkmıştır. burada ufak bir uyarı yapmam lazım şarkı internette frank sinatra adıyla yayılmış durumda ancak bu tamamiyle yanlıştır. sinatra şarkıyı söylemedi.

frank valli

şarkının yolculuğu bu kadarla kalmadı elbette. 1997 yılında richard donner tarafından çekilen ve başrollerinde mel gibson ve julia roberts’ın oynadığı ve benim gerçekten çok beğendiğim* conspiracy theory filminde hem frank valli hem de lauryn hill versiyonu kullanılmıştır.

lauryn hill

elbette şarkımız yorulmak bilmez bir zaman yolcusu olduğu için bu sefer 1999 yılında gil junger tarafından çekilen 10 things i hate about*you filminde heath ledger’ın harika performansı ile karşımıza çıkıyor. heath ledger şarkıyı eğlenmeli bir koreografi ile de süsleyerek nasıl bir yetenek olduğunu hepimize gösteriyor.

heath ledger

daha sonra 2001 yılında sharon maguire tarafından sinemaya aktarılan ve bir helen fielding romanı olan bridget jones’s diary filminde andy williams versiyonu kullanılmıştır. çok beğendiğim bir kitap ve film olmasa da* filmde renee zellweger, colin firth ve hugh grant üçlüsü takdire şayandı.

andy williams

şarkı türkiye’ye de dolapdere big gang’in farklı ezgilerle donattığı ve bence çok başarılı olan cover’ı ile ulaşmıştır.

dolapdere big gang
devamını gör...

güüüünayyydınnnn aşklarrr!
ay istanbul soğuğu ile uyandırdı beni.. yatağı toplayıp, kahvaltı hazırlayıp, dışarı kaçmam yok mu? bence var hihihihihiih.
aman kalın giyinin, öpüyorum sizii!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel * )
devamını gör...

(bkz: ev temizliği)
(bkz: yemek yemek)
devamını gör...

indie rock türünde müzikler yapan teksaslı grup shearwater'ın * 2008 tarihli rook yani 'karga' isimli albümünde 2. sırada yer alan şarkıdır.

yer yer sitemin ön plana çıktığı hüzünlü bir hava hakimdir bu şarkıda. bahsedilen kuşlar ise aslında birer imge olup kastedilen şey; insanın hayatında kaçmak için hiçbir yerinin olmadığı, dünyamızın 'paralize' -felç- olduğudur.yani elimizden gelen hiçbir şey yok ve bize sunulana katlanmak durumundayız, anlamında.

kargalar yığıldığında
when the rooks were laid in piles
yolun kenarlarında
by the sides of the road
antenlere çarpıyor
crashing into the aerials
çamaşırhane hattında karışık
tangled in the laundery line
ve bir tarlada toplandı
and gathered in a field
tüy gibi bir ateşte yakıldılar
they were burned in a feathering pyre
soğuk siyah bir gözle
with a cold black eye
kırlangıçlar saçaklardan düştüğünde
when the swallows fell from the eaves
ve kulelerden gelen martılar
and the gulls from the spires
ve milyonlarca sığırcık
and starlings in the millions
yattıkları yerde beslenecekler
will feed on the ground where they lie

ambulans görevlileri dedi ki
the ambulance men said there's
hayatın için kaçacak hiçbir yer yok
nowhere to flee for your life
bu yüzden içeride kaldık
so we stayed inside
ve biz uyuyacağız
and we'll sleep until
insanın dünyası felç olana dek
the world of man is paralyzed

ah şahin varisi uyanır
oh the falcon heir awakes
çanların sesine
to the sound of the bells
güneye doğru ilerliyorlar
they're heading southbound
canlı bırakıyorlar
they're leaving it alive
ve her boş kafes sadece zil çalıyor
and each empty cage just rings
ve bir zil gibi duyulur
and is heard like a bell
bu soğuk yıldızların altında
underneath these cold stars
ve bu sıkıntılı gece
and this troubled night
ve insanın çığlıkları
and the cries of man
krallığın yaklaşmasına izin ver
let the kingdom come to nigh
bu hayalin gerçekleşmesine izin ver
let this dream be realized


devamını gör...

(bkz: ay ben gülerim)
devamını gör...

çünkü, insanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki gerçek tehlikelerden daha ürkütücüdür.
engin geçtan - insan olmak
devamını gör...

kalp kırıklığı.
zaman, o kırgınlığı geçirir belki ama kalbi iyileştirmeye yetmez.
devamını gör...

olm zaten şurası açılalı 1 ay oldu siz ne ara bu kadar kaynaştınız hasım edindiniz anlamıyorum.

hayat bu tabi olabiliyor artıla gitsin.
devamını gör...

sol frame'de "nickaltı şelalesi oluşması" *
devamını gör...

yunus emre’nin allah’ın verdiği cana kıymanın yanlışlığı, insanın özünü inkar etmemesi, insanın ne ederse kendine ettiğini ve kalp temizliğini konu alan şiiri.


“bugün sohbet bizim oldu, bize bizim diyen gelsin
bu aşk zehrin seve seve içübeni kanan gelsin
bugün meydan-ı aşk içre, çağırıp bir ün eyledim
müezzinlik bizim oldu, imam olduk uyan gelsin
kanaat hırkasın geydim, selamet başını çektim
melamet gömleğin biçtim, arif olup giyen gelsin
bu ummanda delim gevher;eğerçi var, ele girmez
bahası candır alınmaz, bugün cana kıyan gelsin
işit derviş bu sözümü, ne etmişem kendüzümü
hiçe satmışam özümü, bu cefaya doyan gelsin
suret nakşın yumak ile, gönül milki temiz olmaz
akıp rahmet suyu çağlar, gönül çirkin yuyan gelsin
yunus emre anı görmüş, eline bir divan almış
alimler okuyamamış, bu manadan duyan gelsin.”
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim