bim sözlük olsa alınabilecek nickler
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
ne istersen ye!
çünkü:
1- koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü
2- jimnastiğin mucidi 57 yaşında öldü
3- dünya vücut geliştirme şampiyonu 41 yaşında öldü
4- dünyanın en iyi futbolcusu maradona 60 yaşında öldü
bak şimdi:
1- kfc mucidi 94 yaşında öldü
2- nutella markasının yatırımcısı 88 yaşında hayata gözlerini yumdu
3- sigara üreticisi winston, 102 yaşında öldü
4- afyonun mucidi 116 yaşındayken ama afyondan dolayı değil bir depremde öldü️
5- hennessy (konyak içkisi) mucidi 98 yaşında öldü
6- afgan yemeklerinin mucitleri (qabeli, manto ve chapli kebab) hâlâ yaşıyor
şimdi soru şu:
"bu doktorlar, egzersizin yaşamı uzattığı sonucuna nasıl ulaştı?"
tavşanlar her zaman zıplar ama hepi topu 2 yıl yaşarlar.
ancak yaşamı boyunca hiç egzersiz yapmayan kaplumbağa familyası tamı tamına 125 yıl yaşıyor.
sonuç?
hayatın tadını çıkar yemene bak.!!!
çünkü:
1- koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü
2- jimnastiğin mucidi 57 yaşında öldü
3- dünya vücut geliştirme şampiyonu 41 yaşında öldü
4- dünyanın en iyi futbolcusu maradona 60 yaşında öldü
bak şimdi:
1- kfc mucidi 94 yaşında öldü
2- nutella markasının yatırımcısı 88 yaşında hayata gözlerini yumdu
3- sigara üreticisi winston, 102 yaşında öldü
4- afyonun mucidi 116 yaşındayken ama afyondan dolayı değil bir depremde öldü️
5- hennessy (konyak içkisi) mucidi 98 yaşında öldü
6- afgan yemeklerinin mucitleri (qabeli, manto ve chapli kebab) hâlâ yaşıyor
şimdi soru şu:
"bu doktorlar, egzersizin yaşamı uzattığı sonucuna nasıl ulaştı?"
tavşanlar her zaman zıplar ama hepi topu 2 yıl yaşarlar.
ancak yaşamı boyunca hiç egzersiz yapmayan kaplumbağa familyası tamı tamına 125 yıl yaşıyor.
sonuç?
hayatın tadını çıkar yemene bak.!!!
devamını gör...
the lord of the portakals
“tatlı olan her şeyi ekşitip yok edebilecek tek bir limon”
“sende burada turinçgilsin olum sende” bunlara bir sesli gülme efektide benden.
siz de benim gibi geç izleyenlerdenseniz vah ki vah halinize.
“sende burada turinçgilsin olum sende” bunlara bir sesli gülme efektide benden.
siz de benim gibi geç izleyenlerdenseniz vah ki vah halinize.
devamını gör...
geceleri uyutmayan dertler
uykumu alıp götüren dertler
ah şu sonu gelmeyen
iğrenç dertler
bilmiyorum neredeyim
belki de
şu dipsiz kuyunun en dibindeyim
dertler beni daha da derine çekiyor
gittikçe derinleşiyor
hiçbir şey göremiyorum
her taraf karanlıklaşıyor
gözlerime siyah bir perde çekmişler sanki
ya da
görme yetimi kaybettiğimi düşünmekten alıkoyuyorum sadece kendimi
derinleştikçe daha da kayboluyorum
gitgide yok oluyorum
hiçbir kimse mi yardım eli uzatmamış etrafıma bakıyorum
evet yanılmıyorum daha da kayboluyorum
olsun diyorum bunlar da geçecek diyorum
geçmiyor gitmiyor daha da üstüme geliyor
düşüncelerdir benim derya denizim diyorum sadece
tüm ruhumla o denize dalıyorum
elimden gelen bu kadar olabiliyor yalnızca
kayboluyorum
veya sadece yorganıma sarılıp uyumak için çabalıyorum
ah şu sonu gelmeyen
iğrenç dertler
bilmiyorum neredeyim
belki de
şu dipsiz kuyunun en dibindeyim
dertler beni daha da derine çekiyor
gittikçe derinleşiyor
hiçbir şey göremiyorum
her taraf karanlıklaşıyor
gözlerime siyah bir perde çekmişler sanki
ya da
görme yetimi kaybettiğimi düşünmekten alıkoyuyorum sadece kendimi
derinleştikçe daha da kayboluyorum
gitgide yok oluyorum
hiçbir kimse mi yardım eli uzatmamış etrafıma bakıyorum
evet yanılmıyorum daha da kayboluyorum
olsun diyorum bunlar da geçecek diyorum
geçmiyor gitmiyor daha da üstüme geliyor
düşüncelerdir benim derya denizim diyorum sadece
tüm ruhumla o denize dalıyorum
elimden gelen bu kadar olabiliyor yalnızca
kayboluyorum
veya sadece yorganıma sarılıp uyumak için çabalıyorum
devamını gör...
fast food fiyat paradoxu
insanlar fast foodları sebzelerden cok daha ucuza aldıkları için tüketiyorlar yabancı ülkelerde. en basit ve ekonomik şekilde karın doyurma şekli fast food yemek. ancak türkiye’ye gelince işler değişiyor, 5 birim paraya aldıkları şey bizde 25, 30 birim paraya geliyor. fakirleştik yıllar geçtikçe.
bu durumu anlatmak için siyahi bireyleri aşağı görür bir dil kullanmaya ne gerek vardı onu anlamadım. kimseyi aşağılamadan da anlatılabilecek bir durumun neden böyle ele alındığının mantık çerçevesinde açıklanamayacağını düşünüyorum.
bu durumu anlatmak için siyahi bireyleri aşağı görür bir dil kullanmaya ne gerek vardı onu anlamadım. kimseyi aşağılamadan da anlatılabilecek bir durumun neden böyle ele alındığının mantık çerçevesinde açıklanamayacağını düşünüyorum.
devamını gör...
afrodit
yunan mitolojisinde aşk tanrıçası.
mitolojiye göre insanlara güçlü ihtiras ilhamı vermek gibi büyük gücü olan afrodit, denizde oluşan bir girdaptan ortaya çıkmış, insan görünümüne bürünerek ateşin ve zanaatkarların tanrısı hephaistos'un sadakatsiz eşi olmuştur.
afrodit, anadolu'da da saygın bir tanrıça olmuş, ismine şehirler ve tapınaklar inşa edilmiştir. bunların en bilineni afrodisias isimli olanıdır. burada ve knidos'ta bulunan afrodit tapınakları, bu tanrıça için adanmış tapınma yerleriydi.
doğu sanatında afrodit heykelleri bazen giysili, bazen çıplak, bazen yarı çıplak, bazen de elleri göğsünü veya karnını kavramış şekilde tasvir edilmiştir. bu eserlerin orijinal olanlarına günümüzde ulaşılamamış. günümüzde yalnızca romalı heykeltıraşların yaptığı replikaları ulaşabilmiştir. bunlar venüs heykeli diye de isimlendirilir. hatta yunan medeniyetini sahiplenen, üzerinde ufak tefek rötuşlar yapan roma medeniyeti de, onların sembolü olmuş olan yıldız veya gezegen olan venüs'ün ismini koymuş.
doğu akdeniz kaynaklı olduğu için afrodit'in kıbrıs açıklarında doğduğu söylenir. helen uygarlığı, savaşmaktan ziyade sevişmek düsturuna sahip olduklarından afrodit, kadınlık, cinsellik, erotizm simgesi sayılmıştır.
mitolojiye göre insanlara güçlü ihtiras ilhamı vermek gibi büyük gücü olan afrodit, denizde oluşan bir girdaptan ortaya çıkmış, insan görünümüne bürünerek ateşin ve zanaatkarların tanrısı hephaistos'un sadakatsiz eşi olmuştur.
afrodit, anadolu'da da saygın bir tanrıça olmuş, ismine şehirler ve tapınaklar inşa edilmiştir. bunların en bilineni afrodisias isimli olanıdır. burada ve knidos'ta bulunan afrodit tapınakları, bu tanrıça için adanmış tapınma yerleriydi.
doğu sanatında afrodit heykelleri bazen giysili, bazen çıplak, bazen yarı çıplak, bazen de elleri göğsünü veya karnını kavramış şekilde tasvir edilmiştir. bu eserlerin orijinal olanlarına günümüzde ulaşılamamış. günümüzde yalnızca romalı heykeltıraşların yaptığı replikaları ulaşabilmiştir. bunlar venüs heykeli diye de isimlendirilir. hatta yunan medeniyetini sahiplenen, üzerinde ufak tefek rötuşlar yapan roma medeniyeti de, onların sembolü olmuş olan yıldız veya gezegen olan venüs'ün ismini koymuş.
doğu akdeniz kaynaklı olduğu için afrodit'in kıbrıs açıklarında doğduğu söylenir. helen uygarlığı, savaşmaktan ziyade sevişmek düsturuna sahip olduklarından afrodit, kadınlık, cinsellik, erotizm simgesi sayılmıştır.
devamını gör...
aşık olamama sebepleri
daha önce çok kırılmak. güvensizlik, bıkmışlık ve yorgunluk.
devamını gör...
misc radyo yayını
ey ahali, zombi mahali!
cenk beni evimden alacakmış. okurken de, yazarken de inanası gelmiyor insanın. ben edirneye kadar gelsem, geri kalan yolu da o gelse?.. canlandıramadım, yok. halbuki atla deve mi? her şey bir uçağa bakar eheh. bu yıl değil. bu yıl uçaklara ben bakıyorum, oturduğum çimenlerden. höffff sevgimi anlatırken vıcıklaşabilirim. affedin, cenku balım’ın da yan etkisi bu işte. insanı bi yumuşatıyor…
akşama gelince, biz böyle bir takım irezil anılarımızla karşınızdayız. * o kadar da prestij kastık, karizma, şekil şukul yaptık sözlükte. akşamdan sonra bağzılarımızı sidikli diye anacaklar, püh! ben şimdiden uyarımı yapayım;
yemek yerken dinlemeyin, dinlerken yemek yemeyin, yemeyin dinlerken yemek.
cenk beni evimden alacakmış. okurken de, yazarken de inanası gelmiyor insanın. ben edirneye kadar gelsem, geri kalan yolu da o gelse?.. canlandıramadım, yok. halbuki atla deve mi? her şey bir uçağa bakar eheh. bu yıl değil. bu yıl uçaklara ben bakıyorum, oturduğum çimenlerden. höffff sevgimi anlatırken vıcıklaşabilirim. affedin, cenku balım’ın da yan etkisi bu işte. insanı bi yumuşatıyor…
akşama gelince, biz böyle bir takım irezil anılarımızla karşınızdayız. * o kadar da prestij kastık, karizma, şekil şukul yaptık sözlükte. akşamdan sonra bağzılarımızı sidikli diye anacaklar, püh! ben şimdiden uyarımı yapayım;
yemek yerken dinlemeyin, dinlerken yemek yemeyin, yemeyin dinlerken yemek.
devamını gör...
çocuklarla çocuk gibi konuşan insan
özellikle çocukların konuşmayı öğrendikleri dönemde en büyük yanlışı yapan insanlardır. çocukların konuşmaları hoşumuza gittiği için onlarla aynı şekilde konuşmak dil gelişimini yavaşlatır. yetişkinler yetişkin gibi konuşmalı, çocuklara dil ve konuşma becerileri konusunda örnek olmalıdır.
bu kadar ciddi tanım benim için yeterli, değil mi?*
bu kadar ciddi tanım benim için yeterli, değil mi?*
devamını gör...
üniversitelerin açılmaması
psikolojimizi yerle bir eden olaydır. üniversitede sosyalleşmek varken dört duvar arasında geçti 1-2 yılımız.
devamını gör...
borderline kişilik bozukluğu
öncelikle border = sınır
borderline kişilik bozukluğu; uçlarla kendini gösteren bir kişilik bozukluğudur. en temel anlamıyla benlik algısında, duygulanımında, kişilerle olan ilişkilerinde tutarsızlık vardır. benlik algısında şöyle bir şey olur. kişi bir anda kendisini çok güvende hissederken bir anda (1 dk içerisinde) çok güvensiz hissedebilir. bir anda kendisini çok güzel bulurken bir anda çok çirkin bulabilir. bir anda çok başarılı bulurken bir anda çok başarısız, işe yaramaz bulabilir.
aynı şey duygulanım için de geçerlidir. bir anda çok mutlu hissederken, mutlu bir an yaşıyorken 1-2 dk içerisinde hoşuna gitmeyen bir şeyden dolayı aniden ciddi anlamda bir çöküş yaşayıp mutsuz hissedebilir. çok sevgi doluyken aniden nefret duygusu besleyebilir.
kişisel ilişkilerinde de karşısındaki kişiyi bir an göklere çıkarırken başka bir an yerin dibine sokabilir. karşısındaki kişi en sevdiği kişiyken bir davranış sonucunda en nefret ettiği kişiye dönebilir. genel olarak şöyle bir şey var: ya hep ya hiç. güzel-çirkin, iyi-kötü, başarılı-başarısız. bunlar arasında çok çok hızlı geçişler yaşanıyor. ortası yok.
ps: tanımda çok fazla bir anda kalıbını kullanmış olabilirim. mazur görün.*)
borderline kişilik bozukluğu; uçlarla kendini gösteren bir kişilik bozukluğudur. en temel anlamıyla benlik algısında, duygulanımında, kişilerle olan ilişkilerinde tutarsızlık vardır. benlik algısında şöyle bir şey olur. kişi bir anda kendisini çok güvende hissederken bir anda (1 dk içerisinde) çok güvensiz hissedebilir. bir anda kendisini çok güzel bulurken bir anda çok çirkin bulabilir. bir anda çok başarılı bulurken bir anda çok başarısız, işe yaramaz bulabilir.
aynı şey duygulanım için de geçerlidir. bir anda çok mutlu hissederken, mutlu bir an yaşıyorken 1-2 dk içerisinde hoşuna gitmeyen bir şeyden dolayı aniden ciddi anlamda bir çöküş yaşayıp mutsuz hissedebilir. çok sevgi doluyken aniden nefret duygusu besleyebilir.
kişisel ilişkilerinde de karşısındaki kişiyi bir an göklere çıkarırken başka bir an yerin dibine sokabilir. karşısındaki kişi en sevdiği kişiyken bir davranış sonucunda en nefret ettiği kişiye dönebilir. genel olarak şöyle bir şey var: ya hep ya hiç. güzel-çirkin, iyi-kötü, başarılı-başarısız. bunlar arasında çok çok hızlı geçişler yaşanıyor. ortası yok.
ps: tanımda çok fazla bir anda kalıbını kullanmış olabilirim. mazur görün.*)
devamını gör...
rekabet kurumunun marketlere ceza yağdırması
aklımın almadığı olay.
serbest piyasa ekonomisinde böyle bir şey nasıl mümkün olabiliyor anlayamadım.
cezalar :
bim 958 milyon tl
carrefour 142 milyon tl
migros 517 milyon tl
şok 384 milyon tl
a101 646 milyon tl
serbest piyasa ekonomisinde böyle bir şey nasıl mümkün olabiliyor anlayamadım.
cezalar :
bim 958 milyon tl
carrefour 142 milyon tl
migros 517 milyon tl
şok 384 milyon tl
a101 646 milyon tl
devamını gör...
aşka inanmamak
kalbi kırılmıştır ve büyük konuşmuştur.
devamını gör...
burhan altıntop replikleri
bir burhan altıntop kolay yetişmiyi.
devamını gör...
soluk mavi nokta
bilimsel yanının öte tarafında kendimi ve çevremdekileri önemsizleştiren, en kibirli insanın bile gördüğünde kibrinden şüpheye duyabileceği bana göre 20. yüzyılın en önemli fotoğraflarından biridir.
--- alıntı ---
soluk mavi nokta, yaklaşık 6 milyar kilometre (3,7 milyar mil; 40,5 au) gibi rekor bir uzaklıktan, 14 şubat 1990 tarihinde voyager ı aracından kaydedilmiş fotoğraftır. fotoğrafta, dünya'nın görünen boyutu bir pikselden daha düşüktür ve gezegenimiz, uzayın yalnızlığında kameraya yansıyan güneş ışığı bantları arasında küçük bir nokta olarak görünür.
--- alıntı ---
carl segenin bu fotoğraf hakkında okunması gereken muhteşem yorumunu alta bırakıyorum. okumadan önce fotoğrafa bi bakın derimfotoğraf
--- alıntı ---
uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. eğer bu resme dikkatlice bakarsanız orada bir nokta göreceksiniz. o noktaya tekrar bakın. bu nokta bizim evimiz. o biziz. sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun içinde bulunuyor. tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji, ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, her umut dolu çocuk, her mucit, her kâşif, her ahlak hocası, yozlaşmış her politikacı, her şöhret yıldızı, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinin içinde.
dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün ... şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün ... anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar da yoğun!
bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. içinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.
dünya, şu ana kadar yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. evet, ziyaret ediyoruz. ama henüz yerleşemiyoruz. beğensek de beğenmesek de, dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer. gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
soluk mavi nokta, yaklaşık 6 milyar kilometre (3,7 milyar mil; 40,5 au) gibi rekor bir uzaklıktan, 14 şubat 1990 tarihinde voyager ı aracından kaydedilmiş fotoğraftır. fotoğrafta, dünya'nın görünen boyutu bir pikselden daha düşüktür ve gezegenimiz, uzayın yalnızlığında kameraya yansıyan güneş ışığı bantları arasında küçük bir nokta olarak görünür.
--- alıntı ---
carl segenin bu fotoğraf hakkında okunması gereken muhteşem yorumunu alta bırakıyorum. okumadan önce fotoğrafa bi bakın derimfotoğraf
--- alıntı ---
uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. eğer bu resme dikkatlice bakarsanız orada bir nokta göreceksiniz. o noktaya tekrar bakın. bu nokta bizim evimiz. o biziz. sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun içinde bulunuyor. tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji, ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, her umut dolu çocuk, her mucit, her kâşif, her ahlak hocası, yozlaşmış her politikacı, her şöhret yıldızı, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinin içinde.
dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün ... şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün ... anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar da yoğun!
bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. içinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.
dünya, şu ana kadar yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. evet, ziyaret ediyoruz. ama henüz yerleşemiyoruz. beğensek de beğenmesek de, dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer. gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.
--- alıntı ---
devamını gör...
fakirin bir şey aldığını gösterince başına bir şey gelmesi
katıldığım durum. negatif bakışın/enerjinin nesneleri ve insanları etkilediğine içten içe inanıyorum .
bu konudaki teorim ise şu ;
zenginin etrafındakiler zaten zengin yada gelir uçurumu fazla değil bu yüzden zenginin kendi çevresindekiler zengini fazla kıskanıp hasetlenmiyor.
örneğin zengin 100 birim paralık bir şey alıyor zenginin etrafındakilerin ekonomik durumu 80 -70 birimlik aynı şeyden almaya yetiyor bu yüzden kışkançlık ve nagatif enerjide düşük kalıyor. ancak fakir ordan burdan kısıp , borçla, krediyle 100 birim paralık bir şey aldığında etrafındaki insanların onun muadiline bile ulaşacak paraları yok ,belki hayatları boyuncada olmayacak bu yüzden kıskançlık ve negatif enerji daha fazla oluyor ve nazar değiyor.
bu konudaki teorim ise şu ;
zenginin etrafındakiler zaten zengin yada gelir uçurumu fazla değil bu yüzden zenginin kendi çevresindekiler zengini fazla kıskanıp hasetlenmiyor.
örneğin zengin 100 birim paralık bir şey alıyor zenginin etrafındakilerin ekonomik durumu 80 -70 birimlik aynı şeyden almaya yetiyor bu yüzden kışkançlık ve nagatif enerjide düşük kalıyor. ancak fakir ordan burdan kısıp , borçla, krediyle 100 birim paralık bir şey aldığında etrafındaki insanların onun muadiline bile ulaşacak paraları yok ,belki hayatları boyuncada olmayacak bu yüzden kıskançlık ve negatif enerji daha fazla oluyor ve nazar değiyor.
devamını gör...



