gece 03.07 sularında bütün entrylerimi beğenen yazar
"gelsin bana istediği kadar sapıklık yapsın" dediğim türde sapkın yazardır.
devamını gör...
15 mayıs 2021 israil'in haber ajansları binası vurması
bazı yahudi aşıkları var yok işte kazaydı yok haberli vurdular. aga size denecek hiç bir söz yok ilk olarak sorgulamanız gereken şey filistin topraklarını nasıl bombalar? hamas 100 füze fırlatıyor biri denk geliyor. bunlar f16 lar ile kadınları çocukları paramparça ediyor. uluslararası hukuktan doğan hakları yıllardır filistin’e tanımıyor. tüm dünya bu haksızlığı görüp müslümanların yanında dururken sizin böyle söylemeniz akıl alır şey değil.
edit : yukarıda bitanesi 1000 füze demiş isterse 2000 atsın kaç tanesi hedefi buluyor 1 ya da 2 tane. her devlet kendi meşru topraklarını korumalıdır diyor gördüğüm en mantık dışı önermelerden. kendisi sanırım birleşmiş milletlerin de net şekilde ifade ettiği gibi israil’in işgalci konumda olduğunun farkında değil. keza mantıklı düşünen, insan olan yahudiler bile israil zulmünü protesto ederken bazıları islam düşmanı olduğunu göstermek için akla hayale gelmeyecek şekilde israil’i savunabiliyor. şahsım adına hangi millet, hangi din, hangi renk olursa olsun bir yerde insanlara bunlar yüzünden zulüm edilirse karşısında duracak kadar insanlığımız var çok şükür. kalbi kararanlardan değiliz.
edit : yukarıda bitanesi 1000 füze demiş isterse 2000 atsın kaç tanesi hedefi buluyor 1 ya da 2 tane. her devlet kendi meşru topraklarını korumalıdır diyor gördüğüm en mantık dışı önermelerden. kendisi sanırım birleşmiş milletlerin de net şekilde ifade ettiği gibi israil’in işgalci konumda olduğunun farkında değil. keza mantıklı düşünen, insan olan yahudiler bile israil zulmünü protesto ederken bazıları islam düşmanı olduğunu göstermek için akla hayale gelmeyecek şekilde israil’i savunabiliyor. şahsım adına hangi millet, hangi din, hangi renk olursa olsun bir yerde insanlara bunlar yüzünden zulüm edilirse karşısında duracak kadar insanlığımız var çok şükür. kalbi kararanlardan değiliz.
devamını gör...
bisküvili pasta
fakir pastası olarak da geçer. pötibör bisküvi ve puding kullanılarak yapılır. dolapta bekletmek esastır.
devamını gör...
ünlülerin türkçeyi katletmesi
ilkokul öğretmeniyle görüşmek isterdim dediğim biri; demet akalın. ay durun temed aklıan* evet oldu şimdi.
devamını gör...
instagram’da kendini ünlü sanan arkadaş
bir tane var öyle. sabah akşam soru soruyor anket yapıyor yeni post diye hikaye paylaşıyor. beni rahatsız etmiyor ama. aman canım nasıl mutlu oluyorlarsa öyle yapsınlar bu kadar küçük bir şeye gıcık olacak değilim. kendini ünlü gibi hissetmek istiyordur öyle mutlu oluyorsa bozmam ayak uydururum.
devamını gör...
kadınların çoğundaki erkekler basittir algısı
türler kendi cinsleri içinde kayıtsız bir alfa karakter belirler.
ancak hiç bir türde okumadım duymadım ki,
kendi türündeki karşı cinsine basitlik yada üstünlük gayreti içine girsin.
düşünebilen canlılar olmak ,
ne güzel,ne hoş...
düşüncenin icraatları nasıl da zengin..
neyseki her türün özel olduğunu biliyoruz,
ve neyseki düşüncede hala beyhude bir gayretle mantık aramak istiyoruz.
ancak hiç bir türde okumadım duymadım ki,
kendi türündeki karşı cinsine basitlik yada üstünlük gayreti içine girsin.
düşünebilen canlılar olmak ,
ne güzel,ne hoş...
düşüncenin icraatları nasıl da zengin..
neyseki her türün özel olduğunu biliyoruz,
ve neyseki düşüncede hala beyhude bir gayretle mantık aramak istiyoruz.
devamını gör...
saç döken üniversite bölümleri
mühendislik!!!! 4. sınıf erkeklerinin %85 ini kel gören benim ilk yıl şaşkınlığım. sonradan biz kadınlar için de dökülmenin normal olması şoku. saç dökmeden müh bitiren bordo berelilere selam olsun.
devamını gör...
cuma namazının ardından basın mensuplarına konuşmak
yaptıkları ibadeti kör göze parmak hesabı cümle aleme göstermek için yapılan eylemdir.
ayrıca reklam kokan hareketlerden biridir.
ayrıca reklam kokan hareketlerden biridir.
devamını gör...
geceye güzel bir erkek görseli bırak
devamını gör...
sirke ile yıkanmak
nazara iyi geldiği söylenen uygulama.
bense saçlarımı yumuşatmak için bazen yapıyorum. banyodan çıkmadan önce dökülen sirkeli su karışımı şampuan kalıntılarını alıyor, saçların yumuşak ve parlak olmasını sağlıyor. kısa süre sonra kokusu da geçiyor.
(bkz: no poo) akımı takipçileri geçiş döneminde (şampuan, sabun vb.yi tamamen bırakmadan önce) saç temizliği için sabun veya karbonatlı su kullanıyorlar (ikisi de bazik), duruladıktan sonra sirkeli suyla (asidik) yıkıyorlar. ben kafa derimin ph derecesini bozmak istemediğim için karbonat denemedim, kefil değilim, direkt tüm temizleme malzemelerini bırakıp no poo yapmıştım bir dönem, o da ayrı bir hikaye.
sirkeli suyu gözlere dikkat ederek deneyebilirsiniz. ama doğal her şey faydalı değil bence. doz ayarlamak falan problem. kimyasallara az maruz kalmak, saçları korumak ve doğal yağlanma mekanizmasını bozmamak için: her banyoda şampuan kullanmayın (haftada iki yeter), banyoda şampuan kullandığınızda bir kere şampuanlamak yeter (saç kirliyse az köpürür, temizse çok köpürür, ikinci şampuanlamada çok köpürmesi saçın zaten temiz olduğunu ve boşuna şampuanladığınızı gösteriyor), şampuanı saçta bekletmeyin, köpürtüp hemen durulayın, çok sıcak su saçın doğal yağını götürür, ılık su tercih edin.
not: #1189515 numaralı giride bahsedilen “sirkeli suyla ıslatılan bezin ateşi alması”na dair şu bilgiyi eklemek isterim. aslında şarapla ıslatılmış bez ateşi düşürüyor. şaraptaki alkol hızla buharlaşırken (buharlaşma ısısı sudan düşük) cildin ısısını emip ateşin düşmesine yardım ediyor. şarap kullanmayanlar bunu sirke ile yapmışlar. sirke ve su alkol kadar olmasa da elbette fayda sağlıyor (ıslak havlu sarılan karpuz da soğuyor bildiğiniz gibi, suyun karpuzdan ısı alarak buharlaşması nedeniyle)
bense saçlarımı yumuşatmak için bazen yapıyorum. banyodan çıkmadan önce dökülen sirkeli su karışımı şampuan kalıntılarını alıyor, saçların yumuşak ve parlak olmasını sağlıyor. kısa süre sonra kokusu da geçiyor.
(bkz: no poo) akımı takipçileri geçiş döneminde (şampuan, sabun vb.yi tamamen bırakmadan önce) saç temizliği için sabun veya karbonatlı su kullanıyorlar (ikisi de bazik), duruladıktan sonra sirkeli suyla (asidik) yıkıyorlar. ben kafa derimin ph derecesini bozmak istemediğim için karbonat denemedim, kefil değilim, direkt tüm temizleme malzemelerini bırakıp no poo yapmıştım bir dönem, o da ayrı bir hikaye.
sirkeli suyu gözlere dikkat ederek deneyebilirsiniz. ama doğal her şey faydalı değil bence. doz ayarlamak falan problem. kimyasallara az maruz kalmak, saçları korumak ve doğal yağlanma mekanizmasını bozmamak için: her banyoda şampuan kullanmayın (haftada iki yeter), banyoda şampuan kullandığınızda bir kere şampuanlamak yeter (saç kirliyse az köpürür, temizse çok köpürür, ikinci şampuanlamada çok köpürmesi saçın zaten temiz olduğunu ve boşuna şampuanladığınızı gösteriyor), şampuanı saçta bekletmeyin, köpürtüp hemen durulayın, çok sıcak su saçın doğal yağını götürür, ılık su tercih edin.
not: #1189515 numaralı giride bahsedilen “sirkeli suyla ıslatılan bezin ateşi alması”na dair şu bilgiyi eklemek isterim. aslında şarapla ıslatılmış bez ateşi düşürüyor. şaraptaki alkol hızla buharlaşırken (buharlaşma ısısı sudan düşük) cildin ısısını emip ateşin düşmesine yardım ediyor. şarap kullanmayanlar bunu sirke ile yapmışlar. sirke ve su alkol kadar olmasa da elbette fayda sağlıyor (ıslak havlu sarılan karpuz da soğuyor bildiğiniz gibi, suyun karpuzdan ısı alarak buharlaşması nedeniyle)
devamını gör...
10 kasım 1938
dünyanın şahit olduğu en büyük insanlardan birinin vefat tarihi.
güneş gibi doğdu, yükseldi ve battı. lakin güneşten farklı olarak, batmasına rağmen aydınlatmaya devam ediyor ve sonsuza kadar edecek.
ruhu şad olsun.
güneş gibi doğdu, yükseldi ve battı. lakin güneşten farklı olarak, batmasına rağmen aydınlatmaya devam ediyor ve sonsuza kadar edecek.
ruhu şad olsun.
devamını gör...
bal
organik olduğu halde bozulmayan bir besindir.
devamını gör...
it's a wonderful life
1946 yılında yapılan bir frank capra filmi. başrolde james stewart var. siyah beyaz bir filmdir fakat renkli versiyonu da bulunmaktadır bazı film sitelerinde. bu filmi izlemek, yurt dışında yeni yıl planlarının olmazsa olmazlarından biridir. çok spoiler vermeden konusundan bahsedeyim;
george bailey, tüm çevresine iyilik yapmış, başkalarının hayallerinin gerçekleşmesi, hayatlarının rahat olması için kendi hayallerinden vazgeçmiş, dünya tatlısı bir adamdır. bir gün bazı terslikler sebebiyle, christmas günü, kendini köprüden aşağı atarak intihar etmeye karar verir. o sırada kanatlarını kazanmak için birisinin hayatına dokunması gereken bir melek, george'u kurtarır. george, melek clarice ile konuşurken laf arasında "hiç doğmamış olmayı dilerdim" der. clarice de bunu fırsat bularak george'a onsuz hayatın nasıl olduğunu gösterir. george hiç doğmamış gibidir. zamanında hayatına ciddi olumlu katkılar yaptığı kişiler, sırf o doğmadı orda yoktu diye, acınası hayatlar yaşamışlardır. bütün bunları gördükten sonra george eski hayatına dönmek ister. ve döndüğünde, tüm ailesi, sevdikleri ve onu sevenler george'un hayatını zora sokan sorunu çözmek için onun gelmesini bekliyorlardır.
en sevdiğim filmdir diyebilirim. bu film olmasaydı çoktan bedenen dünyadan ayrılmış olurdum dostlarım. kendimden ne zaman nefret etsem, ne zaman bir işe yaramadığımı hissetsem, filmi düşünürüm, izlerim bazen, işte o zaman herhangi birinin hayatına olumlu bir konuda dokunduğum gelir aklıma, bir anlığına kendimi, yaşamayı severim. ve bu filmi bana öneren kıvırcık saçlı, hafif ayrık dişli, müthiş gülüşlü adam; ne düşündüğümü sen çok iyi biliyorsun.
george bailey, tüm çevresine iyilik yapmış, başkalarının hayallerinin gerçekleşmesi, hayatlarının rahat olması için kendi hayallerinden vazgeçmiş, dünya tatlısı bir adamdır. bir gün bazı terslikler sebebiyle, christmas günü, kendini köprüden aşağı atarak intihar etmeye karar verir. o sırada kanatlarını kazanmak için birisinin hayatına dokunması gereken bir melek, george'u kurtarır. george, melek clarice ile konuşurken laf arasında "hiç doğmamış olmayı dilerdim" der. clarice de bunu fırsat bularak george'a onsuz hayatın nasıl olduğunu gösterir. george hiç doğmamış gibidir. zamanında hayatına ciddi olumlu katkılar yaptığı kişiler, sırf o doğmadı orda yoktu diye, acınası hayatlar yaşamışlardır. bütün bunları gördükten sonra george eski hayatına dönmek ister. ve döndüğünde, tüm ailesi, sevdikleri ve onu sevenler george'un hayatını zora sokan sorunu çözmek için onun gelmesini bekliyorlardır.
en sevdiğim filmdir diyebilirim. bu film olmasaydı çoktan bedenen dünyadan ayrılmış olurdum dostlarım. kendimden ne zaman nefret etsem, ne zaman bir işe yaramadığımı hissetsem, filmi düşünürüm, izlerim bazen, işte o zaman herhangi birinin hayatına olumlu bir konuda dokunduğum gelir aklıma, bir anlığına kendimi, yaşamayı severim. ve bu filmi bana öneren kıvırcık saçlı, hafif ayrık dişli, müthiş gülüşlü adam; ne düşündüğümü sen çok iyi biliyorsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
hayattaki tek başarımın onca sperm arasından birinci gelebilmek olduğunu yine yüzüme vurmuş olan başlıktır.
devamını gör...
istanbul'un fethi
bugün üzerinden 568 yıl geçmiş olan olay.
konstantinopolis zaten defalarca farklı milletler tarafından kuşatılmış ve alınamamıştı, çünkü halkın inancına göre tanrı ve theotokos* tarafından korunmaktaydı. bir efsaneye göre ayasofya'nın inşaası sırasında iustinianus bir meleğe ayasofya'yı koruyacağına söz verdirmişti ve o melek kenti koruyordu. avar kuşatması sırasında ise surlarda gezdirilen meryem ikonası avarlar'ı püskürtmüştü. bunların çok da doğru olmadığı 1204'teki latin işgali ve sonrasında kentin tekrar romalılar tarafından ele geçirilmesi sırasında anlaşıldı, çünkü şehir iki kez düşmüş oldu. bundan sonra 1453'e değin yine pek çok kuşatma olsa da şehir düşmedi ve 15. yüzyılda roma imparatorluğu'nun başkenti olarak varlığını sürdürmeye devam etti.
sultan ikinci mehmed'in ise belki diğer tüm kuşatmacılardan daha büyük bir ideali vardı: roma imparatorluğu'nun başkentini kendi başkenti yapmak ve yeni roma imparatoru olarak doğu ve batı'ya hükmetmek. çünkü antik imparatorluk anlayışına göre tek bir imparatorluk ve tek bir imparator vardır. bu önce pagan roma imparatorluğu, sonra bizim bizans dediğimiz hıristiyan roma imparatorluğu idi ve eğer mehmed konstantinopolis'i alırsa üçüncü imparatorluk müslüman bir roma imparatorluğu olacak, mehmed acem diyarından britannia ve hispania'ya kadar uzanan eski imparatorluk topraklarında hak sahibi olacaktı.
mehmed han bu idealini gerçekleştirmek için gözünü karartıp büyük bir donanma ve muhtemelen o dönemde görülmüş olan en büyük orduyu topladı, bilimsel yayınlar bu ordunun yaklaşık 80 bin askerden oluştuğunu söyler. konstantinopolis'i savunanlar ise bir avuç bizanslı, giovanni giustiniani komutasında bir ceneviz kumpanyası, papa'nın çok büyük yardım göndereceğim diye gönderdiği 200 napolili okçu ve osmanlı şehzadesi prens orhan'ın emrindeki hıristiyan türkler ile birlikte 8 bin kişiden ibaretti. mehmed han kentin teslim edilmesini ve halkın mora'ya gönderilerek imparatorun mora despotu olarak hüküm sürmesini birkaç kez teklif ettiyse de imparator konstantinos palaiologos "şehrin kaderinin kendi kaderiyle aynı olacağını ve tarihe şehrini teslim eden imparator olarak geçmeyeceğini" söyleyerek bu teklifleri reddetti. bu sırada kentte de pek çok bürokrat ve siyasi de imparatorun kentten kaçırılmasını ve başka bir yerde gücünü topladıktan sonra şehri geri almasını savunuyordu, tıpkı 1204'ten sonra nikaia'ya sürgüne giden ve sonra şehri geri alan iznik imparatorları gibi. ancak konstantinos bunların hepsini reddetti ve gücü yettiği kadar şehrini savunmaya karar verdi.
kuşatma uzadıkça iki taraf da yorgun düştü, bizanslıların ölenlerin yerine koyabilecekleri askerleri yoktu, türklerin büyük topları vardı ve sayıları çok fazlaydı. ancak çandarlı halil ve taifesi de kuşatmanın çok uzadığını ve kaldırılması gerektiğini söyleyerek türk tarafında huzursuzluk yaratmaktaydı. ne olacaksa bir an önce olmalıydı ve iki taraf da kanlarının son damlasına kadar dökmeye karar verdi.
29 mayıs günü bizanslılar bir avuç kalmış, haliç'teki zincir gemiler karadan yürütülerek geçilmiş; bir önceki gece de ayin sırasında ayasofya'dan yükselerek gökte kaybolan bir ışık huzmesi kenti koruyan meleğin gittiğini, şehrin düşeceğini haber vermişti. kentin kaderi çizilmek üzereydi ve türklerin son hücumu, romalıların son savunması başladı.
surlar birkaç yerden geçilse de türkler hala şehre girememiş, azapların hızla şehit düşmesiyle yeniçeriler bile gırtlak gırtlağa mücadeleye dahil olmuştu. mehmed elindeki tüm kozları kullanmakta kararlıydı. bu sırada giustiniani ise askerleriyle müthiş bir savunma vermekteydi, ta ki yaralanıp ceneviz gemilerinden birine taşınana dek. komutanlarının yaralanması ve hatta ölmüş olduğunun düşünülmesi ceneviz askerlerinin hızla dağılmasına ve yeniçerilerin kente girmesine sebep olmuştu. durumu gören imparator konstantinos, şehirden kaçma teklifini son bir kez reddederek tacını ve pelerinini çıkararak kılıcını çekmiş ve sıradan bir asker gibi kalan askerleriyle birlikte yeniçeri kalabalığının üzerine atılmıştı; bu son roma imparatorunun son görüldüğü andı. o gün şehir düştü, imparatorun cesedi bulunamadı. bazı efsanelere göre artık fatih sultan mehmed olan mehmed han imparatorun cesedini imparatorlara özgü kırmızı çizmelerinden teşhis ettirmiş ve bu yüce komutana yaraşır bir imparatorluk seremonisiyle defnetmişti. diğer bir efsane ise imparatorun cesedinin surlara asıldığı, ancak ilki çok daha dokunaklı ve fatih'in kişiliğine daha uygun bir davranış olurdu.
fethin ertesi günü sultan mehmed ayasofya'da patriğin elinden roma tacını giyerek doğu ve batı'nın basileosu oldu. dünyanın en uzun süre ayakta kalan imparatorluğu roma ise kimisine göre yok oldu, kimisine göre osmanoğullarına geçti.
bir de kuşatma sırasında yaşananlar arasındaki favori hikayelerimden birini anlatayım. batı'dan yardım gelip gelmediğini görmek için küçük bir bizans gemisi kuşatmayı yarar ve midilli açıklarında demirler. üç gün boyunca ufku gözleyip yardım gelmediğine kanaat getirince tornistan yapıp kente dönmeye karar verirler. bu sırada tayfadan birisi "aman abi deli miyiz, şehir düşecek, biz hazır kaçtık niye geri gidiyoruz" diye müthiş bir düşünce ortaya atar ve neticesinde direğe bağlanarak şehre geri gelene kadar dövülür.
konstantinopolis zaten defalarca farklı milletler tarafından kuşatılmış ve alınamamıştı, çünkü halkın inancına göre tanrı ve theotokos* tarafından korunmaktaydı. bir efsaneye göre ayasofya'nın inşaası sırasında iustinianus bir meleğe ayasofya'yı koruyacağına söz verdirmişti ve o melek kenti koruyordu. avar kuşatması sırasında ise surlarda gezdirilen meryem ikonası avarlar'ı püskürtmüştü. bunların çok da doğru olmadığı 1204'teki latin işgali ve sonrasında kentin tekrar romalılar tarafından ele geçirilmesi sırasında anlaşıldı, çünkü şehir iki kez düşmüş oldu. bundan sonra 1453'e değin yine pek çok kuşatma olsa da şehir düşmedi ve 15. yüzyılda roma imparatorluğu'nun başkenti olarak varlığını sürdürmeye devam etti.
sultan ikinci mehmed'in ise belki diğer tüm kuşatmacılardan daha büyük bir ideali vardı: roma imparatorluğu'nun başkentini kendi başkenti yapmak ve yeni roma imparatoru olarak doğu ve batı'ya hükmetmek. çünkü antik imparatorluk anlayışına göre tek bir imparatorluk ve tek bir imparator vardır. bu önce pagan roma imparatorluğu, sonra bizim bizans dediğimiz hıristiyan roma imparatorluğu idi ve eğer mehmed konstantinopolis'i alırsa üçüncü imparatorluk müslüman bir roma imparatorluğu olacak, mehmed acem diyarından britannia ve hispania'ya kadar uzanan eski imparatorluk topraklarında hak sahibi olacaktı.
mehmed han bu idealini gerçekleştirmek için gözünü karartıp büyük bir donanma ve muhtemelen o dönemde görülmüş olan en büyük orduyu topladı, bilimsel yayınlar bu ordunun yaklaşık 80 bin askerden oluştuğunu söyler. konstantinopolis'i savunanlar ise bir avuç bizanslı, giovanni giustiniani komutasında bir ceneviz kumpanyası, papa'nın çok büyük yardım göndereceğim diye gönderdiği 200 napolili okçu ve osmanlı şehzadesi prens orhan'ın emrindeki hıristiyan türkler ile birlikte 8 bin kişiden ibaretti. mehmed han kentin teslim edilmesini ve halkın mora'ya gönderilerek imparatorun mora despotu olarak hüküm sürmesini birkaç kez teklif ettiyse de imparator konstantinos palaiologos "şehrin kaderinin kendi kaderiyle aynı olacağını ve tarihe şehrini teslim eden imparator olarak geçmeyeceğini" söyleyerek bu teklifleri reddetti. bu sırada kentte de pek çok bürokrat ve siyasi de imparatorun kentten kaçırılmasını ve başka bir yerde gücünü topladıktan sonra şehri geri almasını savunuyordu, tıpkı 1204'ten sonra nikaia'ya sürgüne giden ve sonra şehri geri alan iznik imparatorları gibi. ancak konstantinos bunların hepsini reddetti ve gücü yettiği kadar şehrini savunmaya karar verdi.
kuşatma uzadıkça iki taraf da yorgun düştü, bizanslıların ölenlerin yerine koyabilecekleri askerleri yoktu, türklerin büyük topları vardı ve sayıları çok fazlaydı. ancak çandarlı halil ve taifesi de kuşatmanın çok uzadığını ve kaldırılması gerektiğini söyleyerek türk tarafında huzursuzluk yaratmaktaydı. ne olacaksa bir an önce olmalıydı ve iki taraf da kanlarının son damlasına kadar dökmeye karar verdi.
29 mayıs günü bizanslılar bir avuç kalmış, haliç'teki zincir gemiler karadan yürütülerek geçilmiş; bir önceki gece de ayin sırasında ayasofya'dan yükselerek gökte kaybolan bir ışık huzmesi kenti koruyan meleğin gittiğini, şehrin düşeceğini haber vermişti. kentin kaderi çizilmek üzereydi ve türklerin son hücumu, romalıların son savunması başladı.
surlar birkaç yerden geçilse de türkler hala şehre girememiş, azapların hızla şehit düşmesiyle yeniçeriler bile gırtlak gırtlağa mücadeleye dahil olmuştu. mehmed elindeki tüm kozları kullanmakta kararlıydı. bu sırada giustiniani ise askerleriyle müthiş bir savunma vermekteydi, ta ki yaralanıp ceneviz gemilerinden birine taşınana dek. komutanlarının yaralanması ve hatta ölmüş olduğunun düşünülmesi ceneviz askerlerinin hızla dağılmasına ve yeniçerilerin kente girmesine sebep olmuştu. durumu gören imparator konstantinos, şehirden kaçma teklifini son bir kez reddederek tacını ve pelerinini çıkararak kılıcını çekmiş ve sıradan bir asker gibi kalan askerleriyle birlikte yeniçeri kalabalığının üzerine atılmıştı; bu son roma imparatorunun son görüldüğü andı. o gün şehir düştü, imparatorun cesedi bulunamadı. bazı efsanelere göre artık fatih sultan mehmed olan mehmed han imparatorun cesedini imparatorlara özgü kırmızı çizmelerinden teşhis ettirmiş ve bu yüce komutana yaraşır bir imparatorluk seremonisiyle defnetmişti. diğer bir efsane ise imparatorun cesedinin surlara asıldığı, ancak ilki çok daha dokunaklı ve fatih'in kişiliğine daha uygun bir davranış olurdu.
fethin ertesi günü sultan mehmed ayasofya'da patriğin elinden roma tacını giyerek doğu ve batı'nın basileosu oldu. dünyanın en uzun süre ayakta kalan imparatorluğu roma ise kimisine göre yok oldu, kimisine göre osmanoğullarına geçti.
bir de kuşatma sırasında yaşananlar arasındaki favori hikayelerimden birini anlatayım. batı'dan yardım gelip gelmediğini görmek için küçük bir bizans gemisi kuşatmayı yarar ve midilli açıklarında demirler. üç gün boyunca ufku gözleyip yardım gelmediğine kanaat getirince tornistan yapıp kente dönmeye karar verirler. bu sırada tayfadan birisi "aman abi deli miyiz, şehir düşecek, biz hazır kaçtık niye geri gidiyoruz" diye müthiş bir düşünce ortaya atar ve neticesinde direğe bağlanarak şehre geri gelene kadar dövülür.
devamını gör...
allah'ın hikmetinden sual olunmaz
(1) pek çok ayette “düşünmez misiniz? akletmez misiniz? ibret almaz mısınız?” diye soran allah’ın hikmetleri “niçin” sual olunmaz?
(2) –ayetlerde yer almayan bu cümlenin- “nedensellik” bağlamında ortaya atılışının olası sebeplerini düşünülmeli/tartışılmalıdır.
(3) din, artık bilim alanının içindeyse (bkz: ilahiyat ya da islami bilimler fakülteleri), “küfür ve şirk” içermeyen her soruya “nasıllık” bağlamında bir cevap bulunmalıdır. pası sürekli imam ebu hanife’ye; imam şafi’ye atarak; razi’nin, teberani’nin tefsirinden kopyalayıp yapıştırarak, bilim adına “çağdaş” bir şey üretmeyerek, sorulan soruya da en kestirmesinden “sual olunmaz” diye cevap vererek işin içinden çıkılamaz.
(4) “allah’ın hikmetinden sual olunmaz” diyerek konuyu kapatmaya çalışmak “cahilliğin” sınırlarını zorlamaktır.
(5) bu bağlamda “allah’ın hikmetlerinin özünü anlamak her insan için işbu sınırlı iradelerle mümkün değildir” demek daha doğrudur. ancak merak, çoğu zaman önüne geçilebilir bir duygu değildir. nitekim kur’ân-ı kerim’de hz. ibrahim’in; “rabbim bana göster, ölüleri nasıl diriltiyorsun?” (bakara, 260) sorusu bu türden bir sorudur.
(6) burada mantık açısından kurulması gereken doğru cümle “allah’ın hikmetinden sual olunmaz” değil; “allah'ın amacının ne olduğu bilinemez”dir.
(2) –ayetlerde yer almayan bu cümlenin- “nedensellik” bağlamında ortaya atılışının olası sebeplerini düşünülmeli/tartışılmalıdır.
(3) din, artık bilim alanının içindeyse (bkz: ilahiyat ya da islami bilimler fakülteleri), “küfür ve şirk” içermeyen her soruya “nasıllık” bağlamında bir cevap bulunmalıdır. pası sürekli imam ebu hanife’ye; imam şafi’ye atarak; razi’nin, teberani’nin tefsirinden kopyalayıp yapıştırarak, bilim adına “çağdaş” bir şey üretmeyerek, sorulan soruya da en kestirmesinden “sual olunmaz” diye cevap vererek işin içinden çıkılamaz.
(4) “allah’ın hikmetinden sual olunmaz” diyerek konuyu kapatmaya çalışmak “cahilliğin” sınırlarını zorlamaktır.
(5) bu bağlamda “allah’ın hikmetlerinin özünü anlamak her insan için işbu sınırlı iradelerle mümkün değildir” demek daha doğrudur. ancak merak, çoğu zaman önüne geçilebilir bir duygu değildir. nitekim kur’ân-ı kerim’de hz. ibrahim’in; “rabbim bana göster, ölüleri nasıl diriltiyorsun?” (bakara, 260) sorusu bu türden bir sorudur.
(6) burada mantık açısından kurulması gereken doğru cümle “allah’ın hikmetinden sual olunmaz” değil; “allah'ın amacının ne olduğu bilinemez”dir.
devamını gör...
din istismarını önlemenin yolları
ülkemiz ve benzer durumdaki ülkeler için son derece güzel bir soru.
"dine inanmamak" diyen ve tüm dindarları aptal, ahlaksız ve bugün bu ülkede yapılanları onaylıyor sanan arkadaşlar biraz ayıp ediyorlar. profilim, yazdıklarım orada... birkaçını okursanız hepimizin sizin sandığınız gibi boş beleş işlerle uğraşan ahlaksızlar olmadığımızı anlarsınız diye umuyorum. neyse konu bu değil ama kırıcı olmamaya çalışın lütfen.
her şeyde olduğu gibi bu işin başı da eğitimdir. düzgün ve okumaya yönlendiren bir eğitim sisteminiz olursa, insanların büyük bir kısmı okumaktan ve araştırmaktan kaçmayacağı için, kur'an-ı kerim söz konusu olduğunda da "inandığım din ne anlatıyor?" diye merak edip mutlaka okuyacaklardır. onu okudukları zaman da, öyle başkasının maddi ya da manevi hakkını çalmanın, kafalarına göre her kızdıkları şeyde insan hayatına kıymanın, herkesin hakkı olan devlet malını yemenin, tek ayak üstünde kırk yalan söylemenin, yetimlere tecavüz etmenin, çalıntı malla hayır işlemenin, velhasıl gönül rahatlığıyla yaptıkları şeylerin çoğunun aslında ebedi cehennem anlamına geldiğini göreceklerdir. allah adıyla dini ve kutsal kitabı kendi çıkarı için kullanmanın ne anlama geldiğini anlayan kişi, elinde kur'an ile oy toplamaya çalışanların da iyi niyetli kişilerden ziyade şirke batmış tipler olduğunu görebilir.
...ama @otçul adlı yazar arkadaşın da dediği gibi; insanlar cehaletleriyle yaşamaktan en ufak bir rahatsızlık duymadığı sürece, yani büyük ihtimalle sonsuza dek, bu durumdan kurtulmamız pek de mümkün görünmüyor.
"dine inanmamak" diyen ve tüm dindarları aptal, ahlaksız ve bugün bu ülkede yapılanları onaylıyor sanan arkadaşlar biraz ayıp ediyorlar. profilim, yazdıklarım orada... birkaçını okursanız hepimizin sizin sandığınız gibi boş beleş işlerle uğraşan ahlaksızlar olmadığımızı anlarsınız diye umuyorum. neyse konu bu değil ama kırıcı olmamaya çalışın lütfen.
her şeyde olduğu gibi bu işin başı da eğitimdir. düzgün ve okumaya yönlendiren bir eğitim sisteminiz olursa, insanların büyük bir kısmı okumaktan ve araştırmaktan kaçmayacağı için, kur'an-ı kerim söz konusu olduğunda da "inandığım din ne anlatıyor?" diye merak edip mutlaka okuyacaklardır. onu okudukları zaman da, öyle başkasının maddi ya da manevi hakkını çalmanın, kafalarına göre her kızdıkları şeyde insan hayatına kıymanın, herkesin hakkı olan devlet malını yemenin, tek ayak üstünde kırk yalan söylemenin, yetimlere tecavüz etmenin, çalıntı malla hayır işlemenin, velhasıl gönül rahatlığıyla yaptıkları şeylerin çoğunun aslında ebedi cehennem anlamına geldiğini göreceklerdir. allah adıyla dini ve kutsal kitabı kendi çıkarı için kullanmanın ne anlama geldiğini anlayan kişi, elinde kur'an ile oy toplamaya çalışanların da iyi niyetli kişilerden ziyade şirke batmış tipler olduğunu görebilir.
...ama @otçul adlı yazar arkadaşın da dediği gibi; insanlar cehaletleriyle yaşamaktan en ufak bir rahatsızlık duymadığı sürece, yani büyük ihtimalle sonsuza dek, bu durumdan kurtulmamız pek de mümkün görünmüyor.
devamını gör...
nanoaraba
yakın gelecekte tıp alanında sıklıkla kullanılacağı tahmin edilen nanometre boyutlarındaki "moleküler cihaz".
nanoaraba gerçek bir araba değil. dolayısıyla bir arabanın sahip olduğu motor, direksiyon gibi bir aksamı yok. ancak uzaktan kumanda ile yönlendirilebilir. bu şekilde kumanda edilerek, hastalıkların tedavisinde kullanılan akıllı ilaçlar gibi, belirli hücre gruplarına yönelik işlemler yapabilir.
günümüzde, örneğin kanser tedavisinde, kanserli hücreleri öldüren bazı tedavi yöntemleri, sağlıklı hücrelere de zarar verebiliyor. bir nanoaraba ile bu durumun önüne geçilebilir. kanserli hücrelerin yeri tam olarak belirlendiğinde, ilaç taşıyan bu molekül, doğrudan o hücrelere yönlendirilerek ilacı sadece o hücrelere enjekte edebilir. bu da sağlıklı hücrelerin ilaçtan etkilenme olasılığını en aza indirir.
bu tür moleküler bir taşıyıcının önündeki en büyük engellerden biri, hareket için ihtiyaç duyacağı enerji kaynağını bulabilmek. motorlu bir araç için bu mümkün ama herhangi bir motoru ya da yakıtı olmayan biyolojik bir yapı için bu kolay bir iş değil.
enerji kaynağı için bazı çalışmalar var hâlihazırda. örneğin nanoaraba molekülü belirli bir kimyasalın içine yerleştiriliyor ve uç kısımlarında ortaya çıkan potansiyel fark hareketi sağlıyor. bir başka çalışma, nanoarabaları manyetik alanla yönlendirebilmek için, içlerine metal çubuklar yerleştirmek şeklinde. bir başka çalışma, ışık kullanarak oluşturulacak iyonlar aracılığıyla elektrik alanı yaratmak ve molekülün hareketini sağlamak üzerine.
çalışmalar içinde -bence- en ilginç olanı ise enerji kaynağı olarak bakterileri kullanmak. bakteriler, nanoarabanın arkasına yerleştirilir ve kamçılı yapıları aracılığıyla molekülü itmeleri sağlanır.
bir gün bu teknoloji tam olarak istendiği şekilde geliştirilebilirse, ameliyatları deriyi kesmeden yapmak ve hasta dokular dışındaki dokulara zarar vermeden hastalıkları tedavi edebilmek mümkün olacak.

görselin kaynağı
nanoaraba gerçek bir araba değil. dolayısıyla bir arabanın sahip olduğu motor, direksiyon gibi bir aksamı yok. ancak uzaktan kumanda ile yönlendirilebilir. bu şekilde kumanda edilerek, hastalıkların tedavisinde kullanılan akıllı ilaçlar gibi, belirli hücre gruplarına yönelik işlemler yapabilir.
günümüzde, örneğin kanser tedavisinde, kanserli hücreleri öldüren bazı tedavi yöntemleri, sağlıklı hücrelere de zarar verebiliyor. bir nanoaraba ile bu durumun önüne geçilebilir. kanserli hücrelerin yeri tam olarak belirlendiğinde, ilaç taşıyan bu molekül, doğrudan o hücrelere yönlendirilerek ilacı sadece o hücrelere enjekte edebilir. bu da sağlıklı hücrelerin ilaçtan etkilenme olasılığını en aza indirir.
bu tür moleküler bir taşıyıcının önündeki en büyük engellerden biri, hareket için ihtiyaç duyacağı enerji kaynağını bulabilmek. motorlu bir araç için bu mümkün ama herhangi bir motoru ya da yakıtı olmayan biyolojik bir yapı için bu kolay bir iş değil.
enerji kaynağı için bazı çalışmalar var hâlihazırda. örneğin nanoaraba molekülü belirli bir kimyasalın içine yerleştiriliyor ve uç kısımlarında ortaya çıkan potansiyel fark hareketi sağlıyor. bir başka çalışma, nanoarabaları manyetik alanla yönlendirebilmek için, içlerine metal çubuklar yerleştirmek şeklinde. bir başka çalışma, ışık kullanarak oluşturulacak iyonlar aracılığıyla elektrik alanı yaratmak ve molekülün hareketini sağlamak üzerine.
çalışmalar içinde -bence- en ilginç olanı ise enerji kaynağı olarak bakterileri kullanmak. bakteriler, nanoarabanın arkasına yerleştirilir ve kamçılı yapıları aracılığıyla molekülü itmeleri sağlanır.
bir gün bu teknoloji tam olarak istendiği şekilde geliştirilebilirse, ameliyatları deriyi kesmeden yapmak ve hasta dokular dışındaki dokulara zarar vermeden hastalıkları tedavi edebilmek mümkün olacak.

görselin kaynağı
devamını gör...
simbiyotik
diğer bir adı ortak yaşam olan, iki canlının fayda-fayda(mutualizme)/fayda-etkilenmeme(kommensalizm) ve fayda/zarar (parazitlik) ilişkisiyle birlikte yaşama durumuna verilen ad.
bu ilişki, bitkiler arasında olabileceği gibi bir bitki bir hayvan ile veya iki hayvan arasında da mümkündür.
insan vücudunda bulunan bakteriler ile insan, balıkların derisine yapışıp birlikte yaşayan balıklar, mantar ve algler, beğeniye beğeni yapan yazarlar gibi örnekler mutualizme örnek teşkil edebilir.
kuşlar ve ağaç, yengeç ve istiridye, avcı hayvanlar ve leş yiyiciciler kommensalizme örnek teşkil edebilir.
tenya ya da şerit ve canlılar, virüsler ve canlılar, otlakçı insanlar ve diğer insanlar arasındaki ilişki de parazitliğe örnek verilebilir.
çoğunlukla tarafların ihtiyaçları dahilinde, istemli ya da istem dışı olarak gerçekleşir.
bu ilişkiye bir başka örnek de marvel evreninden venom ve eddie brock arasında olan konak ilişkisi verilebilir.
eddie'nin karanlık hislerini tatmin ederek, kendi açlığını doyuran venom her iki tarafın da bu durumdan hoşnut olmasını sağlar.
marvel evreninde şimdiye kadar bilinen 40 kadar simbiyot vardır.
bu ilişki, bitkiler arasında olabileceği gibi bir bitki bir hayvan ile veya iki hayvan arasında da mümkündür.
insan vücudunda bulunan bakteriler ile insan, balıkların derisine yapışıp birlikte yaşayan balıklar, mantar ve algler, beğeniye beğeni yapan yazarlar gibi örnekler mutualizme örnek teşkil edebilir.
kuşlar ve ağaç, yengeç ve istiridye, avcı hayvanlar ve leş yiyiciciler kommensalizme örnek teşkil edebilir.
tenya ya da şerit ve canlılar, virüsler ve canlılar, otlakçı insanlar ve diğer insanlar arasındaki ilişki de parazitliğe örnek verilebilir.
çoğunlukla tarafların ihtiyaçları dahilinde, istemli ya da istem dışı olarak gerçekleşir.
bu ilişkiye bir başka örnek de marvel evreninden venom ve eddie brock arasında olan konak ilişkisi verilebilir.
eddie'nin karanlık hislerini tatmin ederek, kendi açlığını doyuran venom her iki tarafın da bu durumdan hoşnut olmasını sağlar.
marvel evreninde şimdiye kadar bilinen 40 kadar simbiyot vardır.
devamını gör...

