kızılderili flütü konusunda dünyada bir numara olarak gösterilen müzisyen. yememiş, içmemiş bunun yerine sedir ağacından yapılmış olan kızılderili flütünü yalayıp yutmuştur. çokları nakai'nin müzik hayatına ''kızılderili flütü'' çalarak başladığını düşünür lakin bu büyük bir yanılgıdır. bu yanılgıya düşenlere elbette kızmıyoruz, onları kınamıyoruz hatta onlara hak veriyoruz. *

zira adama bakıyorsunuz; geleneksel giysilerini üzerine geçirmiş, elinde kızılderili flütü var. native american müziği icra ediyor, artı navajo / ute melezi. hal böyle olunca geleneksel müzik tarzı ile yoğrulduğunu ve işe temelden koyulduğunu düşünüyorsunuz. oysa hikayesi bambaşka...

arizona üniversitesinde trompet ve müzik teorisi eğitimleri alıyor. sonrasında gidiyor donanmaya katılıyor. yani aklında kızılderili müziği yapmak gibi bir fikir yok. hatta köklerinden biraz uzaklaşmış. ona köklerini hatırlatan ne yazık ki bir trafik kazası oluyor. aslında iyi oluyor. tabi iyi olan trafik kazası geçirmesi değil, kazanın köklerini hatırlamasına vesile olması. * bu kaza sonrasında donanmadan ayrılmak zorunda kalıyor ve o da ne? kendisine bir kızılderili flütü hediye ediliyor. nakai için bu flüt bir dönüm noktası oluyor. ataları gibi rüzgara karşı at süremeyen nakai, bu flütle birlikte ruhunun derinliklerinde kalmış olan geçmişe özlemini bütün gücüyle mahmuzlayarak, dört nala koşmaya başlıyor. çok da iyi yapıyor. bu sayede biz de onun ruhumuzu dinlendiren ezgilerine kavuşmuş oluyoruz.

nakai'nin canyon trilogy ve earth spirit albümleri golden records ödülüne layık görüldü. sonrasında canyon trilogy albümü 1 milyon satışı da aşınca platinium records ödülünü de aldı. başlarda katıksız bir kızılderili müziği icracısıyken sonrasında tanınması ve dünya genelinde ciddi bir dinleyici kitlesine ulaşması, müziğini çeşitli kültürlerin müzikleri ile harmanlamaya başlamasına neden oldu. her koşulda dinlenesi bir adamdır.

şuraya en sevdiğim ezgisini bırakayım.

devamını gör...

günaydın sözlük...

ama öyle, bütün haftanın yorgunluğunu taşıdığın bir cuma akşamı, işten ayrılıp arabana atlamış, eve doğru takip ettiğin güzergahta arabanı sürmeye devam ederken yol çalışmasına denk gelmişsin de; trafik tam da o beynini delercesine gürültü çıkaran hiltinin yanında kilitlenmiş ve 17 dakika akmayan trafikte o olmaz olasıca sese maruz kalarak beklemişsin gibi bir günaydın değil elbette...

çaydanlıkta fokurdayan susun sesine, tavada eriyen tereyağıyla temas eden kavurmanın çıkardığı koku ve üstüne kırılan yumurtanın 'cızzzzzzzzz' sesinin karışmasıyla gözlerinizi aralamışsınız gibi bir günaydın...
yerli yapım dizilerdeki holding sahiplerinin kahvaltı sofralarındaki demli çayın yanında servis açılmış buz gibi portakal suyu gibi günaydın...

(açım evet, ne var?)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ortamdaki en sinir olduğum kişi. biz konuşup tartışırken telefonda gördüğü bir şeye gülünce bi sessizlik oluşuyor. bi de tam sohbetin ortasında " ne olmuş? " diye araya giriyor ya elinden telefonu alıp kafasında parçalayasın gelir.
devamını gör...

bir kadının topuğunun kırılıp üzerine ettiği küfrü yarım sayfa boyunca bıkmadan usanmadan 1568 farklı şekilde kurulmuş cümleyle anlatan yazar. *

sağdan soldan uzun cümleler kurarak laf kalabalığı yaptığı, bol bol tasvir yapıp bu yüzünden de anlaşılır olmanın uzağında gezindiği ile ilgili sık eleştiri alan bir insan olarak yine de kendisiyle ilgili böyle bir yorum yapabiliyorum utanmadan.

başkalarının beni dinlerken yaşadığı sıkıntı, benim kendisinin kitaplarını okurken bayılan içimle baş edebilir mi bilmiyorum ama söz veriyorum o vazgeçtiğinde ben de kendimi dizginlemek için daha çok çaba sarf ediyor olacağım.

edebiyat dünyasına bir balzac yeter.
devamını gör...

aşkın yaşı olmaz ama abartmayalım lütfen.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sabahattin ali'nin "aldırma gönül" diye seslendiği, "anadolu'nun alkatraz'ı" olarak da anılan 4000 yıllık bir yapıdır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sinop kalesi duvarları içinde yer alan bu yapı, 4000 yıl önce gaskalılar tarafından yapılmıştır. sırasıyla grek, pontus, roma, bizans, selçuklu ve osmanlı hakimiyetine geçmiştir. kale önce zindana daha sonra da cezaevine dönüştürülmüştür.

evliya çelebi seyahatnamesi'nde bu zindandan şöyle bahseder: "büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

10 dakika kadar önce eşimle koridorda basket oynayıp * saçma sapan şeylerden konuşup güldüğümüz andır.
devamını gör...

"içmeyiverin, beni ilgilendirmiyor, alkol alanlar yasakları delebilir, rö rör rö" şeklindeki tepkileri görmemizi sağlayan başlık. bu tepkileri verip de kendi yaşam tarzıyla ilgili saygı görmek isteyene bir yudum su vereni sevsinler.

alkoldeki yüksek verginin toplum sağlığını korumak ile ilgisi kalmamıştır. sadece “gelir odaklı” bir vergileme yaklaşımı oluşmuş hatta alkolden alınan ötv, bir vergi politikası aracı olmaktan çıkıp “yaşam tarzına müdahaleye” dönüşmüştür.
yasaklar da aynı sonuca hizmet etmektedir.

ozan bingöl demiş, ben de aynen, diyorum.
devamını gör...

çünkü sabah iş yok. ağır işsizlik benim sebebim.
devamını gör...

az önce açtığı başlığı kategorize ederken gördüm bu kişiyi. girdiği tanımı çok begenmem sonucu profiline girdim ve iyi ki de girdim. o kadar güzel tanımları var ki dostlar. kitaplara çok büyük sevgisi olan herkesin tanımlarına aşık olacağına eminim. editörlüğümun bana kazandırdığı en iyi şeylerden biri oldu bu yazarımızi keşfetmek. sadece yazdığı tanimlardan bile çokça saygımı kazanmış yazarımızdir insanolunbiraz. sevgilerimi saygılarımı iletiyor, tanimlarini büyük bir merakla takip ediyorum.
devamını gör...

efsane sinema ve tiyatro oyuncusu.

her gittiği köyde "burada okuma yazma bilmeyen var mı?" diye soruşturup öğretmesi de ayrı bir yüceliğidir. filmlerinde inceden anayasanın bilmem kaçıncı maddelerine atıfta bulunup ironi yapması da iyi bir sosyalist olduğunu gösterir.

meşhur ekmek şarap sen ve ben şiirini yazdıktan sonra bir köşeye attığını, mazlum çimen'in ortaya çıkardığı söylenir

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


edit: foto
devamını gör...

nasıl desem? sizi düşündüğüm zaman, tıpkı çöken bir imparatorluğun yıkılışı gibi gümbürtüyle çarpıyor yüreğim; çünkü, belki de var olmayan bir gülümseme çiziyor sevginizin gölgesi.
devamını gör...

şu anda ilk 3 kitabını okuduğum güzel seri.ilerleyen günlerde diğer kitapları da yazacağım ve dizisini de izlemeyi düşünüyorum.
aslında kitapların belirli bir olay örgüsü veyahut sürekli değişen olayları yok ama kitapları çok hızlı okudum . fazla bir beklentiyle okumazsanız çok keyif alırsınız. yazım dili ve olayların bağlanış şekli güzel olduğu için insanı sıkmıyor.
kitabın yazarı l.m montgomery hayatından alıntılar yaparak bu kitabı yazmış böylece kitapla daha fazla bağlantı kurdum.ayrıca o dönemin kanada'sı hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz.
karakterlere gelecek olursak şu anlık favorilerim davy ,marilla,gilbert ve anne .ayrıca anne'nin saçını sevmediğini söylediği her anda neden bir insan kızıl saç sevmez dedim?anne'nin yazarlık yapması ve ilk eserini diana'nın kabartma tozu reklamına satması da çok komik bir bölümdü.
tabii ki anne her özelliği ile muhteşem olan bir karakter değil genç ve tecrübesizliği ile bir çok hata yapıyor ve yazar bunları nasıl düzelttiğini anlatıyor.zaten bir karakteri sevdiren şey de gerçekçi olmasıdır.
mesela anne kızımız gittiği her yerde çöpçatanlık yaparak milleti evlendiriyor ama kendisi gözünün önünde duran şeyi göremiyor.aslında anne 'de gilbert'i sevdiğini biliyor.her kitapta anne'nin olgunlaştığını görüyoruz.önceleri kendini cordelia olarak görüyor ve yakışıklı romantik prensini bekliyordu. hatta hayallerindeki adamla da karşılaşsa da ona aşık olamadı. gilbert kızıl dedi diye çocuğu yıllarca beklettin anne.en sonunda gilbert 'e gitti de kurtulduk.
devamını gör...

#43008 ve #344872 de bahsedilen yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım arasındaki aşkın neticesinde yazılmış şiirdir, sanıldığı gibi ölüp giden insanlarla ilgili değil. orjinal kaynak aşağıdadır, linkin zamanla ölmesi ihtimaline karşı olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum ki bulunsun, ne aşklar varmış be:

www.musikidergisi.net/?p=1615

linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:

nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…

o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…

tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…

***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…

nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…

***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…

necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…

***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…

olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…

yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…

***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…

tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…

bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…

***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…

hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”

***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?

adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”

***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”

hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…

uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…

***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…

sessiz gemi…

yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…

***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…

rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…

biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…

dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…

birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
devamını gör...

kendini ingiltere kralı sanan bir deli ile tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir.
bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır.
sorgulayan denemeler
bertrand russell
devamını gör...

özgüvensiz olmakla hiçbir alakası yoktur. hiç kimseyi ilgilendirmez demek ki böyle keyif alıyoruz böyle daha rahat hissediyoruz. hadsizlik etmeye lüzum yok.
devamını gör...

keşfedilmemiş yazardır.
kendini gösterebilmek adına, ben burdayım dercesine bu başlık altına entry giren yazardır.
yeni açan bir gonca güldür.
okuyunuz efendim yeni yazarlarımızı, çaylaklarımızı ve nereden geldiğinizi, nereden geldiğimizi unutmayınız.
devamını gör...

kendine değer veren kendini ve zamanını önemseyen olmayacak duaya amin demeyen insandır
devamını gör...

içimdeki çocuğun dilini öğrenmek istiyorum ya bazen çok ağlıyor, zırlıyor, boğuk boğuk konuşuyor, ne dediğini anlayamıyorum..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim