sevilen şiirin en vurucu dizeleri
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
| özdemir asaf
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
| özdemir asaf
devamını gör...
yolda yürürken kitap okuyan insan
bile isteye, göstere göstere omuz attığım, elimle kenara doğru ittirdiğim insanlardır, telefon kullananlara da aynısını yaparım. senin yalandan romantizmlerin benim yürüyüş hızımı kesmemeli. o kitapları okuyorsa başkalarına karşı saygılı olmayı öğrenmesi gereken insandır.
devamını gör...
tartışmayı bilmeyen insan
bağıran insan, sesi daha gür olduğu için kendini haklı zanneder.
devamını gör...
pankreas kanseri
pankreas karın boşluğunun gerisinde yerleşik olduğu için çeşitli iltihap veya kanser gibi durumlarda semptom vermesi daha geç olur. pankreas başı kanserleri oniki parmak bağırsağı ile ilişkili olduğu için biraz daha erken bulgu verebilir ama kuyruk kısmındakiler için genellikle geç teşhis olmaktadır.
ortaya çıkan bulgular şöyledir; sarılık, camcı macunu dışkılama (beyaz dışkı) , çay rengi idrar ile önceleri karında belli bir noktada olmayan fakat sonradan sırta ve omuzlara yayılan ağrıdır.
ortaya çıkan bulgular şöyledir; sarılık, camcı macunu dışkılama (beyaz dışkı) , çay rengi idrar ile önceleri karında belli bir noktada olmayan fakat sonradan sırta ve omuzlara yayılan ağrıdır.
devamını gör...
burnun insanın kötü tasarlanmış organı olması
tam aksine tasarım harikasıdır.
devamını gör...
zeytindağı
türkçe şaheseri falih rıfkı atay eseri. ahmed'i kumarda kaybettik kısmı tekrar tekrar okunmalıdır.
--! spoiler !--
anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle
bakıyor. yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu
anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın
durmuş, gelene geçene:
- benim ahmed'i gördünüz mü? diyor. hangi ahmed'i?
yüz bin ahmed'in hangisini? yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin
gideceği yolun, istanbul yolunun aksini gösteriyor: - bu tarafa gitmişti, diyor.
o tarafa? aden'e mi, medine'ye mi, kanal'a mı, sarıkamış'a mı, bağdat'a mı?
ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? eğer
hepsinden kurtulmuşsa, ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- ahmed'imi gördün mü?
hayır... hiçbirimiz ahmed'ini görmedik. fakat ahmed'in her şeyi gördü.
allah'ın muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
şimdi anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun
haykırışarak esiyor. anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip
çömelmiş, oğlunu arıyor.
vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, anadolu'dan utanır gibi, hepsi
istanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.
anadolu ahmed'ini soruyor. ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha
ucuzlaşan ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş,
bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir
anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... fakat biz ahmed'i
kumarda kaybettik!
--! spoiler !--
--! spoiler !--
anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle
bakıyor. yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu
anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın
durmuş, gelene geçene:
- benim ahmed'i gördünüz mü? diyor. hangi ahmed'i?
yüz bin ahmed'in hangisini? yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin
gideceği yolun, istanbul yolunun aksini gösteriyor: - bu tarafa gitmişti, diyor.
o tarafa? aden'e mi, medine'ye mi, kanal'a mı, sarıkamış'a mı, bağdat'a mı?
ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? eğer
hepsinden kurtulmuşsa, ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- ahmed'imi gördün mü?
hayır... hiçbirimiz ahmed'ini görmedik. fakat ahmed'in her şeyi gördü.
allah'ın muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
şimdi anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun
haykırışarak esiyor. anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip
çömelmiş, oğlunu arıyor.
vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, anadolu'dan utanır gibi, hepsi
istanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.
anadolu ahmed'ini soruyor. ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha
ucuzlaşan ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş,
bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir
anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... fakat biz ahmed'i
kumarda kaybettik!
--! spoiler !--
devamını gör...
daddy (yazar)
bak ya hala gelmemiş... tamam, peki madem bunu sen istedin?
sayın yöneticimiz helios’tan bir istirhamım olacak. daddy gelmiyorsa kullanılabilir 15.000 bin filan karma puanı vardı, rica etsem onları benim hesabıma aktarabilir misiniz lütfen? boşa gitmesin yazık...
sayın yöneticimiz helios’tan bir istirhamım olacak. daddy gelmiyorsa kullanılabilir 15.000 bin filan karma puanı vardı, rica etsem onları benim hesabıma aktarabilir misiniz lütfen? boşa gitmesin yazık...
devamını gör...
sabah namazı
günün ilk ahitleşmesi. isra suresinde (78) allah (cc) bu namazı "şahitli namaz" diye niteler.
en kıymetli ibadetler arasındadır. müslüman ile münafık arasında ki en ince çizginin; sabah namazı alışkanlığı olduğu hadis yolu ile belirtilmiştir.
en kıymetli ibadetler arasındadır. müslüman ile münafık arasında ki en ince çizginin; sabah namazı alışkanlığı olduğu hadis yolu ile belirtilmiştir.
devamını gör...
göbeklitepe yakınlarında bulunan monolit
göbeklitepe yakınlarında, üzerinde göktürk alfabesiyle 'ayı görmek istiyorsan gökyüzüne bak' yazılı monolit bulunmuş. monoliti kimin ne amaçla diktiği bilinmiyor. bana kalırsa bir ihtimal göbeklitepe'ye dikkat çekmek için belediye tarafından konulmuş olabilir. bilemiyorum altan.

kaynak: tr.sputniknews.com/yasam/20...

kaynak: tr.sputniknews.com/yasam/20...
devamını gör...
tanrı'nın size verdiği en önemli yetenek
elimle ceviz kırabiliyorum. kendimde en çok gurur duyduğum şey bu. veriyorum mehteri sonra, dosta güven, düşmana korku salıyorum.
devamını gör...
işaret dilinin evrensel olmayışı
beni işaret dili öğrenmekten vaz geçiren olaydır. meğerse her dilden dileyi bırakın bölgeden bölgeye bile değişkenlik gösteriyormuş. aslında evrensel bir işaret dili olsaydı bu dili kullanmak zorunda olan insanların hayatı net daha kolaylaşırdı. bu bile engellilerin ne kadar ihmal edildiğini gösteriyor.
devamını gör...
anne kız diyalogları
görücü gelir, gelen kişiyi beğenirsem annem icin şölen olabilecek bir gündür.
mutfağa yanıma gelir. heyecanla sorar;
-beğendim ben, sen beğendin mi?
+hayır beğenmedim.
-nesini beğenmedin? boylu puslu,okumuş, dindar üstelik zengin.
+bir karış sakalı var.
-sünnet işte!*
+ben sünnetsiz istiyorum. *
-vay kafir vaaayyy!!!!
pata küte dalar, olmadık yerlerimi cimdikler...*
mutfağa yanıma gelir. heyecanla sorar;
-beğendim ben, sen beğendin mi?
+hayır beğenmedim.
-nesini beğenmedin? boylu puslu,okumuş, dindar üstelik zengin.
+bir karış sakalı var.
-sünnet işte!*
+ben sünnetsiz istiyorum. *
-vay kafir vaaayyy!!!!
pata küte dalar, olmadık yerlerimi cimdikler...*
devamını gör...
zina yeniden suç olarak ceza kanununa girebilir
uçkurumuza da karışılmasına az kalan iddia. pardon kürtaj meselesi ile karışılmıştı zaten.
dipp: sabah kapıma dayanmasalar bari.
dipp: sabah kapıma dayanmasalar bari.
devamını gör...
içine girilen şarkılar veri tabanı
devamını gör...
rehberde konuşacak insan aramak
pişman eder yapma! eylemidir. soğuk samimiyetsiz bir iki temenni ve kapanış ile sonuçlanacaktır.
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
huzur istiyorum.
karşımdakinin sebepsiz kıskançlıkları, kuruntuları, paranoyaları için akıtacak gözyaşı bitti bende, kalmadı yok.
karşımdakinin sebepsiz kıskançlıkları, kuruntuları, paranoyaları için akıtacak gözyaşı bitti bende, kalmadı yok.
devamını gör...
orhan veli dizeleri
basit ama derin anlamlı dizelerdir.
bedava yaşıyoruz,
bedava.
hava bedava, bulut bedava.
dere tepe bedava, yağmur çamur bedava.
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava.
peynir ekmek değil ama,
acı su bedava.
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava.
bedava yaşıyoruz, bedava.
bedava yaşıyoruz,
bedava.
hava bedava, bulut bedava.
dere tepe bedava, yağmur çamur bedava.
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava.
peynir ekmek değil ama,
acı su bedava.
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava.
bedava yaşıyoruz, bedava.
devamını gör...
death and the lady
xvii. yüzyıldan kalma ingiliz halk şarkısı. rönesans boyunca ki özellikle xiv, xv, xviii. yüzyılın popüler temalarından biri olan ölüm ve bilinmeyen kadın arasında geçen bir diyalog şeklinde yazılan balad döneminin ahlaki değerlerini - kalvinizm oldukça baskındır- bir öğreti olarak sunma çabası içinde yazılmış ve daha sonra sıkça the fashionable lady, a new year's ode gibi çeşitli operalarda da kendine yer bulmuştur. fransız yazar charles baudelaire'ın la mort des pauvres şiirinde de kendine yer bulan 'hangi sınıftan olduğunun bir önemi yok, ölüm karşısında zengin ve fakir eşittir.' düşüncesinin bir ürünüdür bu balad. incilde yer alan oldukça katı ve kısmen korkutmaya yönelik alıntılar ile açılan balad, devamında ölümün bilinmeyen kadına zenginliğinin ve rahat düşkünlüğünün geçiciliğini hatırlatması ile geçer ve kadının dönemine göre günahkar olarak adlandırılan yaşantısının hristiyan öğretileri ile sürdürülemeyecek kadar geç kalınmış olduğunu aktarır. dönemin düşünce yapısını kavramak için birebir olduğunu söylemekle birlikte james hogg'un the private memoirs and confessions of a justified sinner'ı ile üst üste okunması dahilinde ufuk açıcı etkisi yüksektir.
death
'fair lady, throw those costly robes aside,
no longer may you glory in your pride;
take leave of all your carnal vain delight,
ı'm come to summon you away this night.'
lady
'what bold attempt is this? pray let me know
from whence you come, and whither ı must go.
shall ı, who am a lady, stoop or bow
to such a pale-faced visage? who art thou?'
d. 'do you not know me? ı will tell you then:
ı am he that conquers all the sons of men,
no pitch of honour from my dart is free,
my name is death! have you not heard of me?'
l. 'yes; ı have heard of thee, time after time;
but, being in the glory of my prime,
ı did not think you would have come so soon;
why must my morning sun go down at noon?'
d. 'talk not of noon! you may as well be mute;
there is no time at all for vain dispute,
your riches, gold, and garments,jewels bright,
your house, and land, must on new owners light.'
l. 'my heart is cold; it trembles at such news!
here's bags of gold, if you will me excuse
and seize on those; and finish thou their strife,
who wretched are, and weary of their life.
are there not many bound in prison strong
ın bitter grief? and souls that languish long,
who could but find the grave a place of rest
from all their grief; by which they are opprest.
besides there's many with a hoary head
and palsied joints; from whom all joy is fled
release thou them whose sorrows are so great,
and spare my life until a later date!'
d. 'though thy vain heart to riches is inclined
yet thou must die and leave them all behind.
ı come to none before their warrant's sealed,
and, when it is, they must submit, and yield.
though some by age be full of grief and pain,
till their appointed time they must remain;
ı take no bribe, believe me,this is true.
prepare yourself to go; ı'm come for you.'
l. 'but if, oh! if you could for me obtain
a freedom, and a longer life to reign,
fain would ı stay, if thou my life wouldst spare.
ı have a daughter, beautiful and fair,
ı wish to see her wed, whom ı adore;
grant me but this, and ı will ask no more?'
d. 'this is a slender frivolous excuse!
ı have you fast! ı will not let you loose!
leave her to providence, for you must go
along with me, whether you will or no!
ıf death commands the king to leave his crown
he at my feet must lay his sceptre down;
then, if to kings ı do not favour give
but cut them off, can you expect to live
beyond the limits of your time and space?
no! ı must send you to another place.'
l. 'ye learned doctors, now exert your skill,
and let not death on me obtain his will!
prepare your cordials, let me comfort find,
my gold shall fly like chaff before the wind!'
d. 'forbear to call! that skill will never do;
they are but mortals here as well as you.
ı give the fatal wound, my dart is sure,
and far beyond the doctors' skill to cure.
flow freely you can let your riches fly
to purchase life, rather than yield and die!
but,while you flourished here with all your store,
you would not give one penny to the poor.
though in god's name they sue to you did make
you would not spare one penny for his sake.
my lord beheld wherein you did amiss,
and calls you hence, to give account of this!'
l. 'oh! heavy news! must ı no longer stay?
how shall ı stand at the great judgement day?'
down from her eyes the crystal tears did flow,
she says, 'none knows what ı now undergo!
upon my bed of sorrow here ı lie!
my selfish life makes me afraid to die!
my sins are great, and manifold,and foul;
lord jesus christ have mercy on my soul!
alas! ı do deserve a righteous frown!
yet pardon, lord, and pour a blessing down!'
then with a dying sigh her heart did break,
and did the pleasures of this world forsake.
thus may we see the mighty rise and fall,
for cruel death shews no respect at all
to those of either high or low degree.
the great submit to death as well as we.
though they are gay, their life is but a span,
a lump of clay, so vile a creature's man!
then happy they whom god hath made his care,
and die in god, and ever happy are!
the grave's the market place where all must meet
both rich and poor, as well as small and great;
ıf life were merchandise, that gold could buy,
the rich would live -- only the poor would die.
death
'fair lady, throw those costly robes aside,
no longer may you glory in your pride;
take leave of all your carnal vain delight,
ı'm come to summon you away this night.'
lady
'what bold attempt is this? pray let me know
from whence you come, and whither ı must go.
shall ı, who am a lady, stoop or bow
to such a pale-faced visage? who art thou?'
d. 'do you not know me? ı will tell you then:
ı am he that conquers all the sons of men,
no pitch of honour from my dart is free,
my name is death! have you not heard of me?'
l. 'yes; ı have heard of thee, time after time;
but, being in the glory of my prime,
ı did not think you would have come so soon;
why must my morning sun go down at noon?'
d. 'talk not of noon! you may as well be mute;
there is no time at all for vain dispute,
your riches, gold, and garments,jewels bright,
your house, and land, must on new owners light.'
l. 'my heart is cold; it trembles at such news!
here's bags of gold, if you will me excuse
and seize on those; and finish thou their strife,
who wretched are, and weary of their life.
are there not many bound in prison strong
ın bitter grief? and souls that languish long,
who could but find the grave a place of rest
from all their grief; by which they are opprest.
besides there's many with a hoary head
and palsied joints; from whom all joy is fled
release thou them whose sorrows are so great,
and spare my life until a later date!'
d. 'though thy vain heart to riches is inclined
yet thou must die and leave them all behind.
ı come to none before their warrant's sealed,
and, when it is, they must submit, and yield.
though some by age be full of grief and pain,
till their appointed time they must remain;
ı take no bribe, believe me,this is true.
prepare yourself to go; ı'm come for you.'
l. 'but if, oh! if you could for me obtain
a freedom, and a longer life to reign,
fain would ı stay, if thou my life wouldst spare.
ı have a daughter, beautiful and fair,
ı wish to see her wed, whom ı adore;
grant me but this, and ı will ask no more?'
d. 'this is a slender frivolous excuse!
ı have you fast! ı will not let you loose!
leave her to providence, for you must go
along with me, whether you will or no!
ıf death commands the king to leave his crown
he at my feet must lay his sceptre down;
then, if to kings ı do not favour give
but cut them off, can you expect to live
beyond the limits of your time and space?
no! ı must send you to another place.'
l. 'ye learned doctors, now exert your skill,
and let not death on me obtain his will!
prepare your cordials, let me comfort find,
my gold shall fly like chaff before the wind!'
d. 'forbear to call! that skill will never do;
they are but mortals here as well as you.
ı give the fatal wound, my dart is sure,
and far beyond the doctors' skill to cure.
flow freely you can let your riches fly
to purchase life, rather than yield and die!
but,while you flourished here with all your store,
you would not give one penny to the poor.
though in god's name they sue to you did make
you would not spare one penny for his sake.
my lord beheld wherein you did amiss,
and calls you hence, to give account of this!'
l. 'oh! heavy news! must ı no longer stay?
how shall ı stand at the great judgement day?'
down from her eyes the crystal tears did flow,
she says, 'none knows what ı now undergo!
upon my bed of sorrow here ı lie!
my selfish life makes me afraid to die!
my sins are great, and manifold,and foul;
lord jesus christ have mercy on my soul!
alas! ı do deserve a righteous frown!
yet pardon, lord, and pour a blessing down!'
then with a dying sigh her heart did break,
and did the pleasures of this world forsake.
thus may we see the mighty rise and fall,
for cruel death shews no respect at all
to those of either high or low degree.
the great submit to death as well as we.
though they are gay, their life is but a span,
a lump of clay, so vile a creature's man!
then happy they whom god hath made his care,
and die in god, and ever happy are!
the grave's the market place where all must meet
both rich and poor, as well as small and great;
ıf life were merchandise, that gold could buy,
the rich would live -- only the poor would die.
devamını gör...

