burjuvanın sanatı kapsaması sonucu oluşan görüngü, tıpkı zenginlerin ve büyük şirketlerin arkeolojiyi evlat edinmesi gibi bu da bir görüngü sadece. sanatı zenginler yaratmadı, tekniği, teknolojiyi, felsefeyi, ideolojileri.. aslında tüm nitelikli insan evrimi menşeili edevatları ekonomik (maddi) durumlarından soyutlayarak incelediğimizde - bir şeylerin - fakirleri, fukaraları geliştirdi, her şeye sahip olayazıp duran zenginler değildi bu yaratım dürtüsünün gerçek sahibi. evet kabiliyetli ve zeki insanlardı ve eskiden beri kabiliyet ve zeka zengin saraylarında koleksiyon niyetine biriktirilen bir şeydir. o kabiliyetli deha mühendislere, sanatçılara yakından bakarsanız çözüm bulmaya aç, fakir, üretkenliğin yoksulluğunu yenmeye çalışan, acılar içinde kıvranan kişiler görürsünüz genel olarak (istisnaları da vardır - yani uzmanlığı kişilik ve mental konular olan ya da bu konularda avantajlı durumda bulunan büyük zihinler de yaşamış-). sanatın bir işe yaramaması ve tekniğin, bilimin zengin, zeki ve soylu insanların emeği olduğu düşüncesi insanlık içerisinde kasıtlı olarak tutundurması yapılan ideolojik bir araçtır. varlık fakirdir, zenginleşmeye yönelir, zenginleşip zehirlenme fırsatı bulunca da arınmaya yönelme fırsatı (niyeti) bulursa da geriye dönmeye çalışır. canlılar da bir çeşit maddedir ve doğuştan fakirdirler, (oluşmuş yapısal ya da genetik yatkınlıkları kısmi buluyor ve kazanılmış bir zenginlik olarak görmüyorum, emek olmadan bir hiçtir bunlar, hatta bazen felakete sürükler varlığı)
daha zengin yaşayış için çözüm üretmek geliştirmek zorundadırlar. sanat bu şeyleri izah etmeye çabalayan toplumsal bir bilinçaltıdır, kim sahiplenirse onun için çalışır tıpkı zeka ve tekniğin krallar için, saraylar-beyler için çalışabileceği gibi sanat ta piç kalır ya da bırakılırsa onu sahiplenen burjuva için çalışır.

evet! teknik olarak 'entelijensiya' (akademik ileri gelenler) yöneticiliği bir mecburiyet değil ihtiyaçtır, ancak bu durumların mantığını insanların zihnini, - insansı - kabiliyetini, emeğini sömürmek için kullanan suistimalcilere karşı sorumsuz kişiler ve gruplar olarak varolunmamalı dünyada.
devamını gör...

“kemerleri bağlayın”

öncelikle bir festivalden bahsedelim. 2005 yılında almanya’da başlatılan morgenland festivali. farklı kültürlerde sanatsal faaliyetleri buluşturan festival tiyatro, resim gibi alanlarda ortak çalışmalar sunar. bu festivalin bir de orkestrası vardır ki, deyim yerinde olarak söyleyeyim müthiştir.

festival orkestrası batı müziğini, orta doğu ile sentezleyerek akıllara durgunluk verecek işler ortaya çıkarmıştır. kurucusu michael dreyer’dir.

bu festivalin bir manifestosu var. amaç, bölgesel çağdaş müzikleri, orta doğu coğrafyasının müzik kültürünü tanıtmak. bunu tiyatro, resim ve diğer sanat etkinlikleri ile insanlara sunuyorlar. festivalin orkestrası ise festivalin geniş kültür birikimine sahip özelliğine cevap verebilecek nitelikte olması sanırım. bu özelliği ile dünyaca tanınan bir orkstra olması şaşırtıcı değildir.

festivale azerbaycan'dan alim qasimov ve salman gambarov, türkiye'den aynur doğan, iran'dan kayhan kalhor, ermenistandan jivan gasparyan gibi sanatçılar katılıyor. sanatçıların arkasında duran orkestra üyelerinin ise haddi hesabı yok. vokalde aynur doğanla beraber ibrahim keivo, kinan azmeh klarnette, cemil qoçgiri sazda,rony barrak darbukada, hüseyin zahawi erbanede.

bir müzik şölenidir. yaylı çalgıların, perküsyonla dans etmesi izleyenleri nirvanaya çıkarır orada bırakır.

şimdi sizlere yaklaşık 17 dakikalık bir görüntü bırakıyorum. 5 dak. 30 saniyeden sonra uçuş başlıyor.

“kemerleri bağlayın”

uçuşagider

kaynak: bilgilerin bir kısmı ekte olan siteden alınmıştır.
kaynak
devamını gör...

ben daha çok kendi halinde okuyan yazar oluyorum.
pek yazdığım söylenemez, günde 1 tanım giriyorsam minimum 150 tanım da okuyorumdur.
başlıklarda yazar keşfine çıkarım genelde. güzel düşünceli, esprili yazarlara denk geldim mi okuyabildiğim tüm tanımlarını okuyup oylarım.
sözlüğe katkı konusunda ise, girdiğim 70 civarı tanım ile açtığım 15, 20 tane başlıkla pek bir katkım olduğunu sanmıyorum ama minnacıkta olsa bir katkım olduysa ne mutlu.
devamını gör...

dadaizm'in öncülerinden biri olan ve sürrealizm'in temellerini atan fransız şair ve yazar. gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya gelen aragon, kötü ebeveynlerin büyük kırgınlıklarla beraber bazı zamanlar büyük şairleri de inşa ettiğinin yansıması gibidir. zaman zaman babasının onu istemeyişi, bu uzak ve isteksiz tutumu onun şiirlerine yansımıştır. sanat hayatına da yön veren sol görüşlerinden dolayı ikinci dünya savaşı yıllarında faşizm'e karşı büyük bir tutku ile direnmiştir ve bu süreçte okurken insanın kanının akışını dahi hızlandıran eserler ortaya koymuştur. aragon'un şiirleri; aşk, direniş, başkaldırı, politika ve tutku üzerineydi ama yalnızca şiir yazmadı, onlarca kısa hikaye ve roman yazmıştır ve aynı zamanda uzun yıllar gazetede (l'humanité) denemeler yayımladığını da eklemek gerek.

aragon söz konusu olduğunda; o öldüğünde günleri bile saymayı bıraktığı ve bir çok şiirini adadığı elsa triolet'i anmamak olmaz. 40'lı yıllarda elsa ile evlenen aragon şiirlerinde elsa'dan sık sık bahseder ve zaten bilinen bir gerçek ki aragon elsa'yı daima ilham perisi olarak görmüş ve eserlerine bunu yansıtmaktan da çekinmemiştir.

"ne çok kişi olmuşum yazdıklarımda" der aragon ama bana kalırsa bana baktın gözlerinle şiiri onun aslıdır. sait maden çevirisi ile;

--- alıntı ---

bana baktın gözlerinle

bana baktın gözlerinle ıssız ufka dek
anılardan yıkanmış gözlerinle
bana baktın saf unutuş olan gözlerinle
bana baktın üzerinden belleğin
başıboş nakaratlar üzerinden
solmuş güller üzerinden
aldanmış mutluluklar üzerinden
yürürlükten kalkmış günler üzerinden
mavi unutuş olan gözlerinle baktın bana.


bir şeyler hatırlamıyorsun olan bitenden
ve ilk defa dolaşıyorsun göğü bir baştan bir başa
o lav ve yavaşlık gözlerinle
önündedir dünya tıpkı göz kapaklarının
altında düşündüğün gibi sen onu
başlıyormuş gibi seninle senin önünde
senin rahat bakışınla bitimsizcesine genç
ben de oradayım kıskana kıskana güzelliğini
zavallı sararmış resimlerimle
sen ki yüz çeviriyorsun bunlardan
yeni çayırlar görmek için


sana söz geçmişten konuşmayacağım bir daha
bugün adımlarından başlıyor her şey
elbisenin bir kıvrımıdır bana yaşamaktan kalan
başka şeyin yeri olmadı seni buluyorum en sonunda ben
sevgilim sevgilim inanıyorum sana.

--- alıntı ---

(bkz: le paysan de paris)
(bkz: le mouvement perpétuel)
(bkz: les yeux d'elsa)
(bkz: anicet ou le panorama)
(bkz: pour un réalisme socialiste)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zaman zaman çizimlerine denk geliyordum. sözlüğün hayvanlar alemini temsil eden üyeleri arasında resim ve müziğe olan ilgisi ile dikkatimi çekti. barajlarda set kurmak yerine kendisini sanata adamış. biraz değişik bir kunduz bu arkadaş, an itibarı ile doğal vazifelerini tamamen terk edip, eline almış gitarı, baraj setinin üzerine çıkarak, şarkı söylemeye başlamış. bu hareketi sonrası mühendisliği baba mesleği olarak benimsemiş olan kunduzlar arasında üzerine çizik yemesi olası gözüküyor. lakin doğru bildiğinden şaşma kunduz kardeş. onlar yığınla baraj yapar, malzeme de kunduzda bol. bizim sanatçıya ihtiyacımız var. çiz, çal, söyle gönlünce... tabi gitara biraz daha sıkı çalış ki, diğer kunduzların ağzını açacak hali kalmasın. * her şey gönlünce olsun genç kardeşim...
devamını gör...

bol sulu, ergin hali bordo, ermemiş hali kırmızı renkte olan, dal oyuğu içine göçkün, kalp şeklinde bir meyvedir. üreticisine çok para kazandırdığı için bu isim konmuştur. bu kiraz, en az 30 - 40 çap büyüklüğünde meyve veriyor. çapı 26'dan büyükse dış pazar, küçükse iç pazara satılıyor. diğer cinsler 10 gün dayanamazken, napolyon kirazı 15 gün bozulmadan durabilir.

her gösterişli ve parlak kırmızı kiraz, bu isimle pazarlanıyor. aslında bu türün ismi 0 900 ziraat diye de geçer. çıkış yeri ve tarihi de, 1975 yılında yalova toprakları. coğrafi işaret tescilinin yarıdan fazlası da bu kiraz cinsi. temelinde fransızlar'a ait bigarreau cinsi var ve geçmişi 17. yüzyıllara dayanıyor.

meyvenin dalında olgunlaşma süresi içinde çatlamaması, raf albenisinin yüksek oluşu, yol ve nakliye şartlarına dayanması avantajlı taraflarıdır. türkiye de, bu kirazın tedarikçisi durumunda, dünyaya kirazın beşte biri ülkemizden gidiyor. kirazdan fazla verim alabilmek için kışın sert geçmesi gerekir. kiraz toplama işi ağırlıklı olarak haziran ayı sonunda başlar temmuz ayı başlarına kadar devam eder.
devamını gör...

çünkü hayat eve sığmaz.
devamını gör...

adam küfür ede ede villa aldı.
devamını gör...

annemin ellerini hayal ederek uyuyacağım bu gece de. bazen içimdeki boşluk daha da büyüyor günlük. bazen o boşlukta bi basıma kalakalıyorum.

-annemin toprağına kar yağıyor günlük.
devamını gör...

huzursuz olan insanlar için kullanılan tabir. böyle bir şey olsa gerek;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yapıyorum bu işi.
devamını gör...

değildir tabii. insanın içinde bok varsa er ya da geç açığa çıkar. alkol bahane.
devamını gör...

babanneme sürpriz olsun diye o evde yokken banyosu için aldığım aynayı takmak için matkapla duvarı delmiştim. su borusunu patlatmıştım. banyoyu su basmıştı yetmemiş tüm su tesisatı değişmişti. ustayı çağırayım derken ayağım kaymış, kolum aynaya çarptığı için ayna da kırılmıştı.
devamını gör...

“belki yerlisiniz ama ancak bu kadar millisiniz...” yazılarak twitter üzerinden de paylaşılmış videodur.

edit: sürpriz sonludur.



kafa sözlük'ün adeta chp'nin arka bahçesi olması fikri ile bağdaştırılmamalıdır, sadece bir tesadüftür.*
devamını gör...

koji suzuki'nin ringu romanları serisinin "baasudei" isimli kitabındaki hikayelerinden uyarlanmış olan, norio tsuruta yönetimindeki 2000 yapımı korku filmi. ringu filminin 30 yıl öncesini konu almakta. haliyle sadako yamamura henüz kasedin içinde değil de günlük hayatta.

sadako yamamura, ailesinin yaşadığı felaketleri unutması için babası tarafından tokyo'ya gönderilmiştir. burada hem bir psikiyatrist -ki o da babasının arkadaşı- gözetminde tedavi olmakta, hem de bir tiyatro grubunun içinde tiyatro çalışmaları yapmaktadır. ama gruptaki herkes sadako'dan tırsmaktadır. grubun güzel kızı aiko da, "bu kız benden daha ilgi çekici" diyerek sadako'yu kıskanmakta ve sadako'yu ezmeye çalışmaktadır. zaten tüm tiyatro ekibi de sadako'ya kıl olduğu için aiko'nun hareketlerine bir şey diyen çıkmaz.

bu sıralarda da bir gazeteci, nişanlısının ölümünden sadako'yu sorumlu tuttuğu için sadako hakkında araştırma yapmaktadır. bir şekilde bu tiyatro grubuyla yolu kesişir ve olaylar gelişir.

aslında film güzel epey de; ben bu filmden önce, sadako'yu oynayan yukie nakama'yı gokusen'de izlemiştim. haliyle arada kafam oraya kaydı.* tamam film 2000 yapımı da, ben de 2000 yılında izlemedim sonuçta.

ben bu filmi yıllar önce kanal 7'nin ringu furyasında az da olsa izlemiştim. sonra l'arc en ciel'in muhteşem şarkılarından biri olan finale ile merakım daha da artmıştı. tamamını izlemek de 2021 yılına nasip oldu.

finale:

devamını gör...

arkadaşlar onu bunu geçtim, akrabalarınız sizi asla bulamaz bundan güzel fayda mı var
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şebnem paker'in 1997 yılında eurovision 3.lüğünü kazanmış güzel bir şarkısı.

devamını gör...

(bkz: yaprak sarma fan kılap) hayranları var sözlükte.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim