ludus duodecim scriptorum
antik roma'da oynanan, tavla'nın eski versiyonu gibi bir şey bu. hatta o zamanlar oyun tahtalarına rakiplerin sert mesajları de yazılırmış...
misal, "ludere nescis", yani "bu oyun hakkında bir şey bildiğin yok be" veyahut "idiota recede", yani "yaylan oradan budala!"
misal, "ludere nescis", yani "bu oyun hakkında bir şey bildiğin yok be" veyahut "idiota recede", yani "yaylan oradan budala!"
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
askerlik anıları.
%95'i yalan abartı.
%95'i yalan abartı.
devamını gör...
pnömotoraks
plevral efüzyonun sulu değil havalı olanı. viseral plevra ile parietal plevra arasına aşırı miktarda hava girerse tıpkı su fazlalığında olduğu gibi akciğere baskı yapar ve sıkıştırır. o da şöyle görünür.

belirtiler yine benzer, nefes darlığı ve göğüs ağrısı kesin var ama bu tablo daha ciddi olabilir. akciğerleriniz delinse viseral plevra ile parietal plevra arasına su kaçağı olmaz, ama hava kaçağı olur. ki pnömotoraksın en büyük sebeplerinden biri akciğer yırtıklarıdır. başka sebeplerle de olabilir tabi ama akciğer yırtıkları ciddi sorunlardır, şakaya gelmez.
şimdi burada bir fikir yürütüp topu siz değerli okuyucularıma atacağım. sigara bildiğiniz gibi akciğerin en büyük düşmanı. alveolar formasyonu bozup bu odacıkların birbirine kaynaşmasına ve daha büyük odacıklar oluşmasına neden oluyor, bu da nefes darlığına sebep oluyor. sigaranın akciğer üstünde böyle bir etkisinin olduğunu bildiğimize göre (odacıklar arası duvarları eritme yeteneği) bunu neden dış duvarlara da uygulayamasın? akciğer dış duvarını (viseral plevra) delen sigara, akciğerden göğüs boşluğuna hava kaçağına sebep olamaz mı? bal gibi de olur bence. zaten yaralanma, kavga, darbe vs gibi bir sebep yokken durduk yere olan akut pnömotoraksın sebebi ne, ben bilmiyorum. bence bu yani, sigara. hık diye gidiverirsiniz. boş da atmıyorum hani, bakın bilim de benim yanımda.
dipnot: bu bir nastenka isteğiydi. zorla yazdırılan entry no: #xj19, case closed.

belirtiler yine benzer, nefes darlığı ve göğüs ağrısı kesin var ama bu tablo daha ciddi olabilir. akciğerleriniz delinse viseral plevra ile parietal plevra arasına su kaçağı olmaz, ama hava kaçağı olur. ki pnömotoraksın en büyük sebeplerinden biri akciğer yırtıklarıdır. başka sebeplerle de olabilir tabi ama akciğer yırtıkları ciddi sorunlardır, şakaya gelmez.
şimdi burada bir fikir yürütüp topu siz değerli okuyucularıma atacağım. sigara bildiğiniz gibi akciğerin en büyük düşmanı. alveolar formasyonu bozup bu odacıkların birbirine kaynaşmasına ve daha büyük odacıklar oluşmasına neden oluyor, bu da nefes darlığına sebep oluyor. sigaranın akciğer üstünde böyle bir etkisinin olduğunu bildiğimize göre (odacıklar arası duvarları eritme yeteneği) bunu neden dış duvarlara da uygulayamasın? akciğer dış duvarını (viseral plevra) delen sigara, akciğerden göğüs boşluğuna hava kaçağına sebep olamaz mı? bal gibi de olur bence. zaten yaralanma, kavga, darbe vs gibi bir sebep yokken durduk yere olan akut pnömotoraksın sebebi ne, ben bilmiyorum. bence bu yani, sigara. hık diye gidiverirsiniz. boş da atmıyorum hani, bakın bilim de benim yanımda.
dipnot: bu bir nastenka isteğiydi. zorla yazdırılan entry no: #xj19, case closed.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
devamını gör...
türk televizyon tarihinde unutulmayan olaylar
acun firarda programında yaşanan abi ben türküm olayı.
yine ülkenin birinde disko disko gençler çılgınca eğlenmektedir. ama bir tanesi vardır ki tam apaçi ve dans adı altında karı kıza sulanıyor. acun bunu görüyor ve bi oh çekiyor. oh be diyor, bi tek türkler böyle sanırdım, her yerde varmış meğersem, tarzı bir laf ediyor.
bunu duyan delüanlı acun'a bağırıyor: "abi ben türk'üm ya "
acun mort..
yine ülkenin birinde disko disko gençler çılgınca eğlenmektedir. ama bir tanesi vardır ki tam apaçi ve dans adı altında karı kıza sulanıyor. acun bunu görüyor ve bi oh çekiyor. oh be diyor, bi tek türkler böyle sanırdım, her yerde varmış meğersem, tarzı bir laf ediyor.
bunu duyan delüanlı acun'a bağırıyor: "abi ben türk'üm ya "
acun mort..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
çok sevdiğim kitabın, insan neyle yaşar'ın baş karakteri.
devamını gör...
cinsellik
dünya açıkça üreme üzerine dönüyor. cinsellik dediğimiz kavram, aslında beslenme gibi çok doğal bir içgüdüdür.
şurada, şu küçük populasyonda kaçımız bir tolstoy, da vinci, tesla ya da büyük iskender?
peki biz bu insanlar gibi dünyanın gidişatını değiştiremiyor ya da farklı eserler bırakamıyorsak, o halde bizim görevimiz nedir?
insan neslinin devamını sağlamak.
birtakım inançlar ya da toplumsal tabular neticesinde konuşulması ayıp sayıldığından, insanların gözünde daha ulaşılmaz, daha değerli bir hal almıştır.
bu yüzden cinsellik içeren başlıklar daha çok yazı içerir, bu yüzden arama motorlarında daha çok cinsellik ile ilgili aramalar vardır.
şurada, şu küçük populasyonda kaçımız bir tolstoy, da vinci, tesla ya da büyük iskender?
peki biz bu insanlar gibi dünyanın gidişatını değiştiremiyor ya da farklı eserler bırakamıyorsak, o halde bizim görevimiz nedir?
insan neslinin devamını sağlamak.
birtakım inançlar ya da toplumsal tabular neticesinde konuşulması ayıp sayıldığından, insanların gözünde daha ulaşılmaz, daha değerli bir hal almıştır.
bu yüzden cinsellik içeren başlıklar daha çok yazı içerir, bu yüzden arama motorlarında daha çok cinsellik ile ilgili aramalar vardır.
devamını gör...
karanlıkta kahve içerken kahveye düşen sineği fark etmemek
güzel uçardı rahmetli.
devamını gör...
yüze kilo almak
devamını gör...
hayvan sahiplenmek
sahiplenme, bir şeye sahip çıkmak.
"sevdasını, bidayette kıyısından köşesinden paylaşırken, zamanla tamamen sahiplenmiş." - attila ilhan
acım çok tazeyken, dilimde bu kelime mühür olmuşken size bir hikaye anlatmak istiyorum.
serseri bir sokak köpeğinin sevgi dolu ancak başına buyruk hayatının hikayesi.
2016 yılının kasım ayında izmir sahil şeridinde yolculuk yaparken edremit çıkışında ramiz köftede bir mola verelim, dedik. içeriye girdik. kaskları, ekipmanı çıkartırken bir bey yaklaştı, eski motorcuymuş sohbete başladı. o esnada bir kutunun içinde mini minnacık iki yavru köpek gördüm. biraz sevdim. sohbet de ilerleyince yanımızdaki beyin işletme sahibi olduğunu, arka tarafta da terk edilmiş sokak hayvanlarına destek olduğunu öğrendim. bu, iki yaramaz da daha yeni gelmişler, annelerini kaybettikleri için sahiplendirmeye çalıştıklarını söyledi. biri de hastaymış bir süre evde kalması, iyi bir bakım görmesi gerekiyormuş. dedi bak bağınız oldu sana vereyim, sen de onun hayatını kurtarmış olursun. tamam da, dedim, motorda gidemez nasıl olacak?
ben size yollarım tedarikçilerim var oraya sık gidip gelen, dedi. numaraları aldık, iki gün sonra 'paşa' evimizdeydi.
bu arada o sıralarda anacaddede apartmanda yaşıyorum ve evde hayvanları kapalı tutmanın pek de vicdan işi olduğunu düşünmüyorum. bu köpeği sahiplenirken asıl niyetim ailemin bahçesinde bakmaktı. babamın dileğiydi. en azından yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı iyileştirmek ve yetiştirmek.
ama ufaklık için dışarıda yaşayabilecek gücü toplaması, aşılarının yapılması, bacağındaki eğriliğin düzelmesi için iki ay kadar evde kalmalı dedi veteriner.
yavru köpüş gerçekten bebek gibi oluyormuş. geceleri ağlıyordu kucağımda uyutuyordum. kucağımdan uzaklaşınca hüzünlü bir hale bürünüyordu. sabahları gözümü açana dek sessizce bekliyor ama o andan sonra çılgın gibi havlıyor, oyun istiyordu. bir de patisinin içi yumuşacık kadifemsi bir dokuya sahip olduğu için kucağımdayken hep elim patisinde oluyordu, okşuyordum. el ele dizi izliyorduk. o, eşim yanıma yaklaşınca hafiften hırlıyor, burnunun ucu ile itiyordu. ailemin yanına göndereceğim zaman yaklaşıyor ama ben kopmak istemiyordum. bu esnada taşındık güzel bir siteye geçtik; bahçeli, şehir gürültüsünden uzak bir yer. içten içe köpeğimi vermek zorunda kalmayacağımı düşünürken bir gün yönetici ile karşılaştım. elimde tasma, paşa'yı bahçeye bırakmışım özgürce sağa sola koşuyor. uzaktaki köpeği gösterip şu sizin mi dedi, evet dedim. sitede evcil hayvan yasak, geçen de birini mahkemeye verdiler vs.... konuştu, konuştu... eşim de evde olsun, pek istemediği için mecbur evladı bıraktım aileme , ağlaya ağlaya...
ailem 70 km uzakta bir ilçede yaşıyor. ayda bir, iki ayda bir geldiğimde bir kavuşmalarımız var sormayın. ben uzaktan seslenirim o bağrış çığrış kucağıma atlar. üstelik artık benden de büyük. eskisi gibi hemen elini uzatır patisinin altını seveyim diye. bahçeye girene dek üç ayağının üzerinde yürür asla bırakmaz, el ele yürümenin yolunu bulduk resmen. o hafif bana yaslanır, ben eğilirim iyice yavaşta olsa beraber alırız o yolu.
bana biri yaklaşınca, en ufak tehdit hissetsin çıldırır. uzak durmakta fayda olur. bizim serseri, sahipli sokak köpeği gibi özgür istediği gibi gezer tozar gelir.
pandemi sebebiyle aileme pek sık gelmiyorum. tatil vesilesi ile geldim. içeri girdim yarım saat sonra annem dedi ki, sana bir haberim var. paşa 15 gündür yok. sen üzülme diye söylemedim. belki de gelir diye ümit ettim ama yok.
tahmin ettiği gibi çok üzüldüm. gözlerim dolu dolu sokağa bakıyorum, belki çıkıp gelir diye. birileri zarar vermemiştir diye de dua ediyorum.
"sevdasını, bidayette kıyısından köşesinden paylaşırken, zamanla tamamen sahiplenmiş." - attila ilhan
acım çok tazeyken, dilimde bu kelime mühür olmuşken size bir hikaye anlatmak istiyorum.
serseri bir sokak köpeğinin sevgi dolu ancak başına buyruk hayatının hikayesi.
2016 yılının kasım ayında izmir sahil şeridinde yolculuk yaparken edremit çıkışında ramiz köftede bir mola verelim, dedik. içeriye girdik. kaskları, ekipmanı çıkartırken bir bey yaklaştı, eski motorcuymuş sohbete başladı. o esnada bir kutunun içinde mini minnacık iki yavru köpek gördüm. biraz sevdim. sohbet de ilerleyince yanımızdaki beyin işletme sahibi olduğunu, arka tarafta da terk edilmiş sokak hayvanlarına destek olduğunu öğrendim. bu, iki yaramaz da daha yeni gelmişler, annelerini kaybettikleri için sahiplendirmeye çalıştıklarını söyledi. biri de hastaymış bir süre evde kalması, iyi bir bakım görmesi gerekiyormuş. dedi bak bağınız oldu sana vereyim, sen de onun hayatını kurtarmış olursun. tamam da, dedim, motorda gidemez nasıl olacak?
ben size yollarım tedarikçilerim var oraya sık gidip gelen, dedi. numaraları aldık, iki gün sonra 'paşa' evimizdeydi.
bu arada o sıralarda anacaddede apartmanda yaşıyorum ve evde hayvanları kapalı tutmanın pek de vicdan işi olduğunu düşünmüyorum. bu köpeği sahiplenirken asıl niyetim ailemin bahçesinde bakmaktı. babamın dileğiydi. en azından yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı iyileştirmek ve yetiştirmek.
ama ufaklık için dışarıda yaşayabilecek gücü toplaması, aşılarının yapılması, bacağındaki eğriliğin düzelmesi için iki ay kadar evde kalmalı dedi veteriner.
yavru köpüş gerçekten bebek gibi oluyormuş. geceleri ağlıyordu kucağımda uyutuyordum. kucağımdan uzaklaşınca hüzünlü bir hale bürünüyordu. sabahları gözümü açana dek sessizce bekliyor ama o andan sonra çılgın gibi havlıyor, oyun istiyordu. bir de patisinin içi yumuşacık kadifemsi bir dokuya sahip olduğu için kucağımdayken hep elim patisinde oluyordu, okşuyordum. el ele dizi izliyorduk. o, eşim yanıma yaklaşınca hafiften hırlıyor, burnunun ucu ile itiyordu. ailemin yanına göndereceğim zaman yaklaşıyor ama ben kopmak istemiyordum. bu esnada taşındık güzel bir siteye geçtik; bahçeli, şehir gürültüsünden uzak bir yer. içten içe köpeğimi vermek zorunda kalmayacağımı düşünürken bir gün yönetici ile karşılaştım. elimde tasma, paşa'yı bahçeye bırakmışım özgürce sağa sola koşuyor. uzaktaki köpeği gösterip şu sizin mi dedi, evet dedim. sitede evcil hayvan yasak, geçen de birini mahkemeye verdiler vs.... konuştu, konuştu... eşim de evde olsun, pek istemediği için mecbur evladı bıraktım aileme , ağlaya ağlaya...
ailem 70 km uzakta bir ilçede yaşıyor. ayda bir, iki ayda bir geldiğimde bir kavuşmalarımız var sormayın. ben uzaktan seslenirim o bağrış çığrış kucağıma atlar. üstelik artık benden de büyük. eskisi gibi hemen elini uzatır patisinin altını seveyim diye. bahçeye girene dek üç ayağının üzerinde yürür asla bırakmaz, el ele yürümenin yolunu bulduk resmen. o hafif bana yaslanır, ben eğilirim iyice yavaşta olsa beraber alırız o yolu.
bana biri yaklaşınca, en ufak tehdit hissetsin çıldırır. uzak durmakta fayda olur. bizim serseri, sahipli sokak köpeği gibi özgür istediği gibi gezer tozar gelir.
pandemi sebebiyle aileme pek sık gelmiyorum. tatil vesilesi ile geldim. içeri girdim yarım saat sonra annem dedi ki, sana bir haberim var. paşa 15 gündür yok. sen üzülme diye söylemedim. belki de gelir diye ümit ettim ama yok.
tahmin ettiği gibi çok üzüldüm. gözlerim dolu dolu sokağa bakıyorum, belki çıkıp gelir diye. birileri zarar vermemiştir diye de dua ediyorum.
devamını gör...
yaşlıların gençlerin hayatına müdahale etme merakı
gençlerin canını oldukça sıkan bir durum, zaten ülkede yeteri kadar zorluklarla gençliğimizin baharında mücadele ederken, bir de bu tip insanların çıkıp, ''vay efendim bu yaşına kadar neden evlenmedin?'' ''vay sen neden dinsizsin neden alkol içiyorsun cima yapıyorsun ?'' gibi apptal saptal sorularına maruz bırakılmak, manevi açıdan gerçekten tüketiyor bizi.
size ne ulan size ne ? hem ateistim hem alkol kullanıyorum, ama sizin gibi tüm hayatımı başkaların hayatına müdahale etmeye adamıyorum. yeter be bıktık arkadaş, gerçekten koca içi boş boomerlar bu insanlar.
size ne ulan size ne ? hem ateistim hem alkol kullanıyorum, ama sizin gibi tüm hayatımı başkaların hayatına müdahale etmeye adamıyorum. yeter be bıktık arkadaş, gerçekten koca içi boş boomerlar bu insanlar.
devamını gör...
şaka maka normal sözlük’ün keyifli olması
iki tanım atıp kitabı alayım diye girdiğim bağımlılık yapan sözlük.
devamını gör...
allah bir yastıkta kocatsındaki yastık
eskiden evliliklerin uzun olmasının sebebiymiş, yani yastık tek olunca öyle yastığını alıp salondaki kanepeye gitme gibi durumlar olmazmış.. tartışmalar, uzatılmadan, araya fiziksel mesafe girmeden çözülürmüş. o yüzden evliler, bir yastıkta birlikte kocarlarmış...
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
ben yanlışlıkla sosis paketini dışarda unutmuş olabilirim ama sen gidip hepsinden birer ısırık alarak bırakmamalıydın.
devamını gör...
stardew valley
şu an deliler gibi oynadığım tek bir kişi tarafından geliştirilmiş çiftlik oyunu. müziği, pixel artı, kodlaması, hikaye örgüsü, planlaması vs. tek kişinin elinden çıkınca da kendine yeni bir evren yaratmış oluyor eric barone. yaklaşık 4 yılda biten bu oyunla da 34 milyon dolar kazanmış. hala oyuna ücretsiz eklentiler eklemeye devam ediyor. yolun açık olsun temiz kalpli adam bu millet seninle dik dur eğilme.
devamını gör...
akp devrinin bitmiş olması
he babam he yok yok. istanbul ve ankara’yı nasıl verdilerse, hükümeti de verecekler seve seve. ülkeyi batırdılar resmen.2023 de görüşürüz şekerim. tabi işiniz 2023 e kalırsa.
devamını gör...
alphonse mucha
1860-1939 yılları arasında yaşamış art nouveau akımının temsilcilerinden, çek ressam, illüstratör ve grafik sanatçısı.
tam adıyla alphonse maria mucha, önce moravya ve viyana'da tiyatrolar için çeşitli resim çalışmaları yapmış, daha sonra münih'te ve paris'te sanat eğitimi almıştır.
1894'te paris'in ünlü aktrislerinden sarah bernhardt'ın bulunduğu ''gismonda'' isimli tiyatro için poster hazırlama fırsatı eline geçmiş ve bu poster sayesinde adını duyurmuştur.
poster for ’gismonda’ (1894) kaynak
kariyerinin yükselişiyle beraber özellikle aktris için posterler hazırlamaya devam etti. bunun yanında ''mucha tarzı'' yani art nouveau popüler olduğu için bir çok poster, resim ve illüstrasyonlar hazırlamış ve bunlar çikolata, bisküvi ve şampanya gibi bir çok ürün ambalajında kullanılmıştır.
eserlerinde çiçeklerin, çeşitli bitkilerin ve motiflerin arasında güzel kadınların bulunduğu büyüleyici kompozisyonları görüyoruz. eserleri, gördüğünüzde mucha tarafından yapıldığını anlayabileceğiniz kadar orijinal. bir kaç tane iliştiriyorum.
the precious stones (series) (1900) kaynak
f. champenois imprimeur-editeur (daydream) (1897) kaynak
kaynak
daha fazla eserini incelemek için buradan
tam adıyla alphonse maria mucha, önce moravya ve viyana'da tiyatrolar için çeşitli resim çalışmaları yapmış, daha sonra münih'te ve paris'te sanat eğitimi almıştır.
1894'te paris'in ünlü aktrislerinden sarah bernhardt'ın bulunduğu ''gismonda'' isimli tiyatro için poster hazırlama fırsatı eline geçmiş ve bu poster sayesinde adını duyurmuştur.
poster for ’gismonda’ (1894) kaynakkariyerinin yükselişiyle beraber özellikle aktris için posterler hazırlamaya devam etti. bunun yanında ''mucha tarzı'' yani art nouveau popüler olduğu için bir çok poster, resim ve illüstrasyonlar hazırlamış ve bunlar çikolata, bisküvi ve şampanya gibi bir çok ürün ambalajında kullanılmıştır.
eserlerinde çiçeklerin, çeşitli bitkilerin ve motiflerin arasında güzel kadınların bulunduğu büyüleyici kompozisyonları görüyoruz. eserleri, gördüğünüzde mucha tarafından yapıldığını anlayabileceğiniz kadar orijinal. bir kaç tane iliştiriyorum.
the precious stones (series) (1900) kaynak
f. champenois imprimeur-editeur (daydream) (1897) kaynakkaynak
daha fazla eserini incelemek için buradan
devamını gör...
anaokuluna başlayacaklara tavsiyeler
gökyüzü mavi, çimenler yeşil olmak zorunda değil. boyama yaparken özgürce kullanın renkleri.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
(bkz: akıl ve ruh sağlığı)
devamını gör...
ay ışığında saklıdır
sözleri ve müziği demir demirkan'a ait, şebnem ferah tarafından aynı adı taşıyan sinema filmi için seslendirilen şarkı. sanırım hiçbir albümüne girmedi şebnem ferah'ın ve bence keşke bu tarzda devam etseydi.
film 90'larda yayınlandı. aydan şener ve toprak sergen başroldeydi.
o dönem bir kadının güzel olduğunu belirtmek için aydan şener'e benzediği söylenirdi. bence halen de öyle.
toprak sergen'in zaten ses tonu yeter, ama peruğu sanki olmamış gibiydi. senaryosu güzeldi ve en önemlisi kadına edilgen bir rol verilmemişti. beyaz atlı prensi beklemek yerine arabasına beyaz güvercin diyen güçlü bir kadın olması hoşuma gitmişti.
film 90'larda yayınlandı. aydan şener ve toprak sergen başroldeydi.
o dönem bir kadının güzel olduğunu belirtmek için aydan şener'e benzediği söylenirdi. bence halen de öyle.
toprak sergen'in zaten ses tonu yeter, ama peruğu sanki olmamış gibiydi. senaryosu güzeldi ve en önemlisi kadına edilgen bir rol verilmemişti. beyaz atlı prensi beklemek yerine arabasına beyaz güvercin diyen güçlü bir kadın olması hoşuma gitmişti.
devamını gör...

