861.
(bkz: barış bıçakçı) bizim büyük çaresizliğimiz'in giriş cümlesi
devamını gör...
862.

hep hatırla:

kusursuz olmanın yolu, kusurlarını kapatmak için uğraşman değil; kusurlu, kusursuz gördüğün her parçanla bir bütüm hissetmek. hepsini sevgiyle kabul etmek ve kucaklamak.

tuğçe sabaz-her gün 1 adım
hedeflerini gerçekleştirme rehberi
devamını gör...
863.
“münzevi […] kuşku duyacaktır, felsefecinin “en son ve gerçek” düşüncelerine sahip olabileceğinden, her mağaranın arkasında bir başka mağaranın bulunmasından, bulunması gerektiğinden -daha bir kuşatıcı, daha yabancı, daha zengin dünya yüzeyinin üstünde, bir uçurum her temelin altında, her “temellendirmenin”. her felsefe bir görüş felsefesidir- işte münzevi insan yargısı […]. her felsefe bir felsefeyi de saklar; her düşünce bir saklanırdır, her sözcük bir maske.”
devamını gör...
864.
“bir kez daha büyük bir dehşete kapılıyoruz. ama bilinmeyen, eskisi gibi, yeniden tanrılaştırmayı kim ister? bundan böyle bu bilinmeyene “bilinmeyen” olarak tapınmak isteyen kim? ah! bu bilinmeyende tanrısız yorum olanakları çok fazla; yorumun alıklığı, deliliği, şeytanlığı çok fazla…”
devamını gör...
865.
“kendinizden öte seveceksiniz bir gün! onun için önce sevmeyi öğrenin. sevginizin acı kadehini işte bu yüzden içmek zorunda kaldınız.

en iyi sevginin kadehinde dahi acılık vardır, üstinsana özlemi böyle uyarır sevgi, böyle uyarır sende susuzluğu, ey yaratıcı!”
devamını gör...
866.
ben serpilip gelişirken insanlık çöktü, derisi pörsüdü
empedokles'in dostları
devamını gör...
867.
"daha kendinizi aramamıştınız: beni buldunuz derken. bütün inananlar böyledirler, bütün inançların önemi bu yüzden bu kadar azdır."
devamını gör...
868.
düşünmeyi durdurabilsem iyi olacaktı. düşünceler her şeyden daha yavan. etten bile. uzayıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar. birde düşüncelerin içinde kelimeler var; tamamlanmamış kelimeler, eksik kalmış cümleler durmadan geri gelirler…..

bulantı, jean-paul sartre
devamını gör...
869.
“yalnızlığına kaç, dostum! seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş, küçüklerin iğneleriyle de delik deşik olmuş görüyorum.”

böyle büyürdü zerdüşt
devamını gör...
870.
hiç korkmamış olsaydım keşke.

hiçbir korkuyu tatmamış olsaydım bilincim ve bedenim.

korunmaya ve savunmaya gerek duymasaydım.

korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi davranıp, korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi konuşsaydım.

gerçekten nefes alabilseydim her an.

gerçekten yaşayabilseydim.

ben olsaydım sadece, en doğal halimle.

gerçekten yaşayabilseydim keşke.

öyle uyansaydım her sabah; öyle tat alsaydım, öyle dokunsaydım, öyle koklasaydım tüm kokuları, öyle duysaydım tüm sesleri…. öylece, kendime özgürlüğümle olsaydım bu dünyada, bu rüyada.

kendine özgü, özgün ve özgür.

var olsaydım.

olabilir miyim?

keşke…


(bkz: piraye seyir)
devamını gör...
871.
"küçük bir lafi bile gök gürültüsü kadar şiddetli hisseder,çıldıracak gibi olurdum."
insanlığımı yitirirken -osamu dazai
devamını gör...
872.
"belki," dedi yüksek sesle, "ölümün nasıl bir his olduğunu öğrenirim."

tanrı'nın çılgın planı
devamını gör...
873.
“tanrı bir düşüncedir, -her doğruyu eğer, her duranı döndürür. nasıl? zaman geçip gidecek de, her kalımsız şey yalan mı olacak?

bunu düşünmek kişiye sersemlik ve baş dönmesi, midesine dahi bulantı verir: gerçek, baş dönme sayrılığı derim buna, böyle sanmaya.”
devamını gör...
874.
bir süre fabrikayı düşündüm. onu hiç sevmiyordum. sabahki hüzünlü düdüğü akşamüstü saat beşte daha da fena gelirdi kulağıma. fabrika bir ejderhaydı; her sabah insanları yutan, akşamlarıyla yorgun insanlar kusan bir ejderha.

(bkz: şeker portakalı (kitap))
devamını gör...
875.
“çokları pek genç ölürler, kimi de pek erken ölür. şu öğreti yabancı geliyor daha: “vaktinde öl!”

vaktinde öl: bunu öğretir zerdüşt.

elbette hiçbir zaman vaktinde yaşamayan, nasıl vaktinde ölsün? keşke hiç doğmasaydı! — bunu salık veririm gereksiz kişilere!”

böyle buyurdu zerdüşt- f. w. nietzsche
devamını gör...
876.
insanların genelde yanlış kıstaslar kullandıkları; iktidar, başarı ve zenginlik için çabalayıp bunlara sahip olanlara hayranlık duyarken yaşamın gerçek değerlerini küçük
gördükleri izlenimine kapılmaktan kendimizi alamayız. ama böylesi genel yargılarda bulunurken, insan dünyasının ve onun ruhsal yaşamının renkliliğini unutma tehlikesine
düşeriz.

sigmund freud- uygarlığın huzursuzluğu
devamını gör...
877.
düşün hayri irdal,düşün aziz dostum bu ne sözdür.bu demektirki iyi ayarlanmış bir saat bir saniyeyi bile ziyan etmez.halbuki biz ne yapıyoruz.bütün şehir ve memleket ne yapıyor.ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz.herkes günde saat başına bir saniye kaybetse,saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz.günün asıl faydalı kısmını on saat addetsek,yüzseksen milyon saniye eder.bir günde yüzseksen milyon saniye yani üç milyon dakika,bu demektir ki günde ellibin saat kaybediyoruz.hesap et artık senede kaç insan ömrü birden kaybolur.

ahmet hamdi tanpınar-saatleri ayarlama enstitüsü.
devamını gör...
878.
"tekrar tekrar sorulan o gereksiz soru, tüm zamanların ve tüm bezginlerin birebir kelimeleri ile çıkmıştı karşıma o yaşta: hayat yaşamaya değer mi?"

bitik adam - giovanni papini
s. 56
devamını gör...
879.
"iki insan türü muhteşemdir; her şeyi bilenler ve hiçbir şeyi bilmeyenler."
dorian gray'in portresi, oscar wilde
devamını gör...
880.

yirmi yaşındaydım. yirmi yaşındakiler kendilerini pek beğenirler. ben de kendimi bir şey sanıyordum. sonra günün birinde trenle anadolu’dan geçerken, lokomotif bir ara durakladı. ve bir kulübenin önünde kendi yaşımda bir kız gördüm. kız, bir çeşit gururla başını kaldırmış, kayıtsız gözlerle trene bakıyordu. nerdeyse göz göze gelir gibi olduk bir saniye. işte o sırada sanki bir şimşek çaktı kafamda. “ben, o kulübenin önündeki kız olabilirdim; o kız da trende, benim şimdi durduğum yerde durabilirdi” diye düşündüm. benim ben olmam, onun o olması salt bir rastlantıydı. benim ben olmam, yabancı diller bilmem, üniversitede okumam, kültürlü sayılmam, kendi marifetim değil, bir rastlantının sonucuydu sadece. o talihsizdi, ben talihliydim, işte o kadar. kendimi bir şey sanan ben, toplumsal ve ekonomik düzenin korkunç haksızlığının bir ürünüydüm sadece: büyük bir kentte, çok aydın bir çevrede büyümüştüm, en iyi okullarda okutulmuştum; gümüş tepsilerde bana kültür sunulmuştu sanki. ama o kulübenin önündeki köylü kızı olsaydım, etrafımı saran yoksulluğun demir çemberini kıramayacaktım; kültürlü bir çevreden iyi bir eğitimden yararlanamayacaktım. dolayısıyla, ben “ben” olamayacaktım. o köylü kızı, bende çok daha akıllı, çok daha yetenekliydi belki de. ama o kulübenin önünde kalmaya mahkûmdu ömrü boyunca. bu haksızlığı ortadan kaldıracak yeni bir düzen arayışı, beni solculuğa yöneltti doğal olarak.


mina urgan bir dinozorun anıları
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"okuduğun kitaptan bir alıntı bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim