881.
12 eylül, türk solunu tamamen yok ederken, dinci- sağın olabildiğince önünü açmıştır .1950'lerde kesintiye uğramış olsa da , az çok devam eden laik eğitim sistemine darbe vurmuştur. imam- hatip okullarının sayısının ölçüsüzce arttırılması, cemaatlerin, tarikatların önünün açılması gibi uygulamalar hep 12 eylül'un eseridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
882.
“ruh yalnız gerçeği düşünürken dingindir; iyi işlerden sevinç duyar; gerçeğe ve iyi şeylereyse gülünmez. isa’nın gülmeyişinin nedeni buydu işte. gülme kuşkunun kışkırtıcısıdır.”

“ama kimi zaman kuşkulanmak doğrudur.”

“bunun nedenini anlamıyorum. kuşku duyunca bir yetkeye başvurmak gerekir, bir pedere ya da bilgine. o zaman kuşku nedenleri sona erer.”

umberto eco, gülün adı, can yayınları, 36. baskı, s. 196/197
devamını gör...
883.
"kopyalar ne kadar kuru ve tatsızsa, taklitler o kadar canlı ve sevimliydi. sonuç olarak realist romanlar, yazarların suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun, ve aslında gerçek dışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. çünkü bir mucize olan gerçeğin ta kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realist romandaki hemen her şeyin bu kadar tek düze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması başka nasıl açıklanabilirdi? dünyadaki her şey bir mucizeyken insan nasıl hayret etmeden durabilirdi?"

ihsan oktay anar - yedinci gün
devamını gör...
884.
"gelgelelim, silahtan kurşunun henüz çıkmadığı fakat çıkmak üzere olduğu o anda, orada,
nasıl yorumlamam gerektiğini bilmediğim
-yaşamdan arınma mı, sonsuzun açılması
mı?- bir hafiflik hissi kalmıştı geride. mutluluk
da değil, mutsuzluk da. korkusuzluk gibi de değil, belki şimdiden öteye bir adım. biliyorum; bu çözümlenemez his, onda varoluştan geriye ne kalmışsa değiştirdi, böyle düşünüyorum ben. sanki dışardaki ölüm bundan böyle yalnızca ondaki ölüme gelip toslayabilecekti. "hayattayım. hayır, sen bir ölüsün".

***

"bütün bir geriye kalan,
ölümün ta kendisi olan o hafifleme hissidir, ya
da daha doğrusu bundan böyle daima muallakta kalacak olan o ölüm anımdır."

- maurice blanchot, ölüm anım
devamını gör...
885.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cinayetin psikanalizi- jed rubenfeld
devamını gör...
886.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
887.
öyle yaralar vardır ki hayatta, ruhu cüzzam gibi yalnızlıkla yavaşça yiyip bitirirler. kimseye anlatılmaz bunlar; çünkü herkes bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve az rastlanılan şeyler olarak bakar.
devamını gör...
888.

... engels, kesin tanrıtanımazlığına karşın, felsefesinde, mantıksızca inancılığa kapıları açık bırakan dühring'e saldırmakta tamamen haklıydı. engels, hiç değilse 1870-1880 arasında tanrıbilimsel vargdar çıkarmadığı halde materyalist dühring'e bu konuda bin kez ve haklı olarak sitem etmiştir. evet, bizde marksist geçinmeye istekli olup da inancılığa çok yaklaşan bir felsefe yığınını yaymaya çalışanlar bulunuyor...


materyalizm ve ampiryokritisizm - v. i. lenin
devamını gör...
889.

"????? ?? ????? ??ℎ?????.?????? ???????? ???, ???? ????? ??ℎ?????? ?????????."


kerri maniscalco - kötülerin krallığı
devamını gör...
890.
"keşke insanlar da yunuslar kadar iyi olsaydı.."
devamını gör...
891.
"hiçbir meclis hiçbir cumhuriyeti asla kurtaramamıştır."

labirentindeki general
devamını gör...
892.
gecedir: özlemim artık içimde bir pınar gibi kaynıyor, -konuşmadır özlediğim.

gecedir: bütün fışkıran pınarlar daha gür konuşurlar şimdi.;benim gönlüm de fışkıran bir pınardır.

gecedir: sevenlerin bütün türküleri uyanırlar şimdi. benim gönlüm de seven birinin türküsüdür.

türküsü buydu zerdüşt'ün.

f. w. nietzsche, böyle buyurdu zerdüşt, çev: a. turan oflazoğlu, iz yayıncılık, istanbul, 2012, s.116
devamını gör...
893.
"sorun da buydu zaten.
herkese, başka hayatların roman gibi gelmesi. oysa sadece hayattı hepsi. anlatınca roman olmuyordu. belki en fazla, bir otopsi raporu... konulu...
kütüphaneler onlarla doluydu: konulu otopsi raporlarıyla. ciltli ya da ciltsiz, hepsi de solan ciltlerin hikâyesini anlatıyordu. ne de olsa, bir deri bir kemikti insan.
ya sonunda kırışacak ya da yolda kırılacaktı."


hakan günday-daha
devamını gör...
894.
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...
895.
"akılbaz "
sıkıntılı yüzüme farklı bir şefkatle baktı. farklı diyorum çünkü gözlerinde şefkati gördüm ama bu şefkat şeytanın insana günah işletmek için sunduğu şefkate benziyordu.
devamını gör...
896.
''seni suçlamıyorum, seni olduğun gibi seviyorum: sıcakkanlı, unutkan, fedakar ve sadakatsiz. seni her zaman olduğun ve hala olduğun halinle seviyorum.''

stefan zweig - bilinmeyen bir kadının mektubu
devamını gör...
897.
"insan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur."

(bkz: toplum sözleşmesi - jean jacques rousseau)
devamını gör...
898.
"ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişler ki kun-ı kainattan 7079 yıl, isa mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı..."

(bkz: puslu kıtalar atlası)
devamını gör...
899.
“ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması…
ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan…”

(bkz: insanın acısını insan alır)
devamını gör...
900.
koğuşta onlarca, yemekhanede ve sayım alanlarında yüzlerce hemcinsim ile beraberim. neydi sahi erkek? biyolojik bakarsak kromozomların bir kısmının diğerine galip gelmesi, sonra ise toplumun, geleneklerin, siyasetin etkin varlığı olmak, toplum tarafından belirlenen kuralların meydana getirdiği bir cins olmak. izlediğim bir filmde geçiyordu sanırım bu replik ya da okuduğum bir kitapta; borçlu olmadan, mahpusluk çekmeden, aşık olmadan ve baba olmadan erkek olamazsın diyordu. bu replikte sayılan her şey mevcut ben de. tam bir erkek miyim şimdi ben?
sınırları hep başkaları tarafından çizilenlere, yeter bu benim demeye çalışmak mı yoksa erkeklik? cinsiyetçi söylemlerden kaçınmak gerek belki de, kime ve neye göre erkeğiz? misal gündüzleri maskülen görünüp, homofobik olup, akşamları travestilerle iş tutmanın da adı erkeklik büyük şehirlerin algısına göre. biliyoruz ki, tabiattan ayrı olarak insanlarda, erkeklik ve kadınlık özelliklerini büyük oranda kişilerin yaşadığı toplum belirlemiyor mu? cinsiyet kavramları da böyle anlam buluyor. afrika / tanzanya örneğinden bahsetmiştim sana. o toplumdaki kadın ve erkek, bizim yaşadığımız toplumdakine benzemiyor. böyle olunca kavramın içini dolduran duygularda değişiyor. hemcinslerim kızacaktır bana şimdi, fakat böyle bir kalabalıktaki erkek algısı, bize gösterilene çok uzak değil. kasık ağrısı..

bu kadar erkek bir arada nasıl yaşar ki.. kadının varlığını bir kez daha önemsiyorum. kadın demek, estetik, güzellik, heyecanlı bıcır bıcır bir ses demek.. güler yüz, mutluluk, kıpır kıpır olmak, aşk demek.. kadın demek huzur demek.. çıktığımda erkekler kulübündeki mesaimi bir kez daha gözden geçireceğim.. kadın varsa huzur var.. renk var..
kadınım…

(bkz: turhan muharrem turhan) ayarsız dergi temmuz sayısı
yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanesi günlükleri
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"okuduğun kitaptan bir alıntı bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim