okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
başlık "shenanigans" tarafından 15.11.2020 12:53 tarihinde açılmıştır.
701.
"yan yana yürüdüler. ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler; bir ilişki kurulamıyordu aralarında."
(bkz: sineklerin tanrısı)
(bkz: sineklerin tanrısı)
devamını gör...
702.
yeşilin kızı anne okuyorum bu ara. normalde hep dünya klasikleri, hep rus edebiyatı ama bu sefer böyle denk geldi *.
“eğer bir süre yürürsek eminim evren bizi güzel bir yere çıkaracaktır.”
pek güzel değil mi?
“eğer bir süre yürürsek eminim evren bizi güzel bir yere çıkaracaktır.”
pek güzel değil mi?
devamını gör...
703.
çok sacma degil mi bu? acaba dünyadaki bunca erkek arasında baştan asagı kusursuz olan tekiyle evlenmis olabilir miyim ? ıcki içmez, geceleri dışarı cıkmaz, tek bir gününü bile arkadaslarıyla baş başa gecirmeye ayırmaz. hayatında ailesinden başka bir şey yoktur.
kabustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna cünkü ondan asagı kalmamak adına kendime yükledigim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.
kabustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna cünkü ondan asagı kalmamak adına kendime yükledigim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.
devamını gör...
704.
insan , annesi ölene kadar yaşlanmıyor. zamana karşı koruyorlar bizi. anne ölünce de , birden otuz yılsa otuz , kırk yılsa kırk.. o kadar yıl birden geçiyor.
içeride kalanlar / aslı akarsakarya
içeride kalanlar / aslı akarsakarya
devamını gör...
705.
... “bu işi ben istedim. başka bir iş elimden gelmediğimden değil, kendim istediğim, aslında kendimi aşağılamak istediğim için seçtim ve boğaz tokluğuna çalışıyorum. sabaha kadar havlıyor, bütün gün de uyuyorum. insan istediği bir işte çalışmalı değil mi? iş, iştir. her şeyden uzak kalmak istiyordum, buna çok ihtiyacım vardı. kaldım da. artık bol bol düşünecek zamanım var.
"aslında ben bir sahtekârım,” dedi. “çocukluğumdan beri bütün isteğim pilot olmaktı. sonsuz boşluklarda uçacak, kendimi bütünüyle özgür hissedecektim. ama akıl almaz engellerle karşılaştım. yeterince mücadele edemedim, karşı koyamadım. çünkü zayıftım! pilot olamayacağıma göre yaşamın da bir anlamı kalmamıştı benim için. yıkık dökük dolaşıyor, hiçbir şey yapmıyordum. bir gün kırlarda dolaşırken, büyük bir elma bahçesini çevrelemiş dikenli tellerin ardında iri bir köpek gördüm. daha fazla yaklaşmamam için havlayarak beni uyardı. bakışları dostça değildi. koruduğu sınırı geçmediğim sürece bir sorun yoktu. onun için hayat bu kadardı işte. hiçleşmek fikri o gün doğdu kafamda. bu öyle bir iş ki, her havlayışımda beni engelleyenlerin korkudan büyümüş gözlerini görüyorum. o zaman yattığım yerden hızla yükseliyor, gökyüzüne çıkıp yıldızlara doğru uçuyorum…”
— tasmalı güvercin
"aslında ben bir sahtekârım,” dedi. “çocukluğumdan beri bütün isteğim pilot olmaktı. sonsuz boşluklarda uçacak, kendimi bütünüyle özgür hissedecektim. ama akıl almaz engellerle karşılaştım. yeterince mücadele edemedim, karşı koyamadım. çünkü zayıftım! pilot olamayacağıma göre yaşamın da bir anlamı kalmamıştı benim için. yıkık dökük dolaşıyor, hiçbir şey yapmıyordum. bir gün kırlarda dolaşırken, büyük bir elma bahçesini çevrelemiş dikenli tellerin ardında iri bir köpek gördüm. daha fazla yaklaşmamam için havlayarak beni uyardı. bakışları dostça değildi. koruduğu sınırı geçmediğim sürece bir sorun yoktu. onun için hayat bu kadardı işte. hiçleşmek fikri o gün doğdu kafamda. bu öyle bir iş ki, her havlayışımda beni engelleyenlerin korkudan büyümüş gözlerini görüyorum. o zaman yattığım yerden hızla yükseliyor, gökyüzüne çıkıp yıldızlara doğru uçuyorum…”
— tasmalı güvercin
devamını gör...
706.
"delirmenin insanı yaşattığı söylenir; en azından bilinç kaybolduğu için daha az acı çekilir; ölü gibi uyunur."
bir idam mahkûmunun son günü
bir idam mahkûmunun son günü
devamını gör...
707.
708.
bir harita ya da bir pusula olmaksızın bilinmeyen denizlerde sürüklenen bir gemici gibiyim. artık yönümü bulup doğru rotada ilerlemek istiyorum. belki siz beni doğru yöne sevk edebilirsiniz.
martin eden
martin eden
devamını gör...
709.
#include <stdio.h>
#include <locale.h>
int main(){
setlocale(lc_all, "turkish");
printf("merhaba, dünya!");
return 0;
}
#include <locale.h>
int main(){
setlocale(lc_all, "turkish");
printf("merhaba, dünya!");
return 0;
}
devamını gör...
710.
"o gelmez artık."
"nerden biliyorsun?"
gidişinden belliydi!
...
~kuyucaklı yusuf
"nerden biliyorsun?"
gidişinden belliydi!
...
~kuyucaklı yusuf
devamını gör...
711.
kitaplarla,resimlerle, güzel şeylerle dolu olan, insanların alçak seslerle konuştukları, kendilerinin ve düşüncelerinin temiz olduğu bir havayı solumak istiyorum.
martin eden
martin eden
devamını gör...
712.
713.
hayat daha fazlasına değmez: ondan ötesi, erkeklerden ve kadınlardan, farazi aşklardan ve sahte gerçekliklerden, birbirimizi sindirmek ve unutmak için kurnazca oyunlardan, adına gökyüzü denen duygudan yoksun, soyut koca mavi kayanın altında -bir taşı kaldırınca kaçışıveren böcekler gibi-dört bir yana koşturup duran varlıklardan ibaret
(bkz: huzursuzluğun kitabı)
devamını gör...
714.
bilim ve fenin (sanat-teknoloji) geçemediği alan varsayım ve kuram alanıdır ki buna felsefe denir. şu halde dünün felsefesi bugünün bilim ve feni,yarının bilim ve feni bugünün felsefesidir.
devamını gör...
715.
716.
717.
"insanlar tuhaftır! kötü bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en önce vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar. kötü işler yapanlara sorunuz, hepsinde kendi kendilerine yaratılıp özenle pekiştirilmiş sebeplere rastlarsınız."
mai ve siyah- halit ziya uşaklıgil
mai ve siyah- halit ziya uşaklıgil
devamını gör...
718.
eskiye dair, zihinlerimizi canlandıracak, yaşanmış anıları sanki taptazeymiş gibi, sanki dün yaşanmış gibi hatırlamamızı sağlayacak iki alıntı paragraf:
ben okul hayatımda güzel bir sınıf, zevkli bir okul binası, iç açıcı bir bahçe görmedim. kirden kararmış, dayanan dirseklerle cilalanmış eski sıralar; sıraların üstüne, geçen yılların süleymanları, necdetleri, aykutları, zaman geçtikçe öztürkçeleşen isimlerini, adlarını çakıyla kazımışlar. duvarlarda, her yeni müdürün yeni zevksizliğini gösteren renkli badanalar üstüste: son müdür behçet beyin sidik sarısı badanasının altında yer yer eski müdür muhterem beyin türbe yeşili ve merhum sami beyin çingene pembesi renkleri sırıtıyor. kara tahtanın karalığı, sözde kalmış. öğretmen kürsüsünün ön tahtasında, kadın öğretmenlerin bacaklarına, kalem düşürmek bahanesiyle bakabilmek için açılmış koca bir delik. perdesiz büyük pencereler, yaldız boyası dökülmüş bir soba, kirli ellerimizden leke olmasın diye tokmağının çevresi siyaha boyanmış kül rengi kapı ve hepsinin varlığını ve neden öyle var olduğunu açıklayan beylik cümle: bu fakir millet bu kadarını verebiliyor.
...
tokmağı kopuk kapılar, kapanmayan kapılar, kapısına bozuk bir yazıyla ‘bozuk’ yazılmış helalar, duvarlara sürülmüş pislikler…
alaturka helalar, alafranga helalar; alaturka musiki, alafranga müzik… penceresiz helalar, muslukları kırık helalar… helalara, esas işimizi değil de çok daha başka marifetler yapmak için girerdik: sınıfın gediklileri sigara içer, tembeller tahtadan tebeşir yürütüp hemen ağızlarına atarlar ve üstüne musluktan su içerler -böylece ateşleri yükselirmiş- kadın öğretmenin dersinde kalem düşürmeyi becerip yeterli hayal sermayesi biriktirenler de kilidi bozuk olmayan helalarda, ‘suistimal’ yaparlardı. kadın öğretmenin hayali, sonuca varmadan kaybolsa bile, duvardaki resimler yardımcı olurdu helalarda.
oğuz atay- tutunamayanlar sayfa-79
ben okul hayatımda güzel bir sınıf, zevkli bir okul binası, iç açıcı bir bahçe görmedim. kirden kararmış, dayanan dirseklerle cilalanmış eski sıralar; sıraların üstüne, geçen yılların süleymanları, necdetleri, aykutları, zaman geçtikçe öztürkçeleşen isimlerini, adlarını çakıyla kazımışlar. duvarlarda, her yeni müdürün yeni zevksizliğini gösteren renkli badanalar üstüste: son müdür behçet beyin sidik sarısı badanasının altında yer yer eski müdür muhterem beyin türbe yeşili ve merhum sami beyin çingene pembesi renkleri sırıtıyor. kara tahtanın karalığı, sözde kalmış. öğretmen kürsüsünün ön tahtasında, kadın öğretmenlerin bacaklarına, kalem düşürmek bahanesiyle bakabilmek için açılmış koca bir delik. perdesiz büyük pencereler, yaldız boyası dökülmüş bir soba, kirli ellerimizden leke olmasın diye tokmağının çevresi siyaha boyanmış kül rengi kapı ve hepsinin varlığını ve neden öyle var olduğunu açıklayan beylik cümle: bu fakir millet bu kadarını verebiliyor.
...
tokmağı kopuk kapılar, kapanmayan kapılar, kapısına bozuk bir yazıyla ‘bozuk’ yazılmış helalar, duvarlara sürülmüş pislikler…
alaturka helalar, alafranga helalar; alaturka musiki, alafranga müzik… penceresiz helalar, muslukları kırık helalar… helalara, esas işimizi değil de çok daha başka marifetler yapmak için girerdik: sınıfın gediklileri sigara içer, tembeller tahtadan tebeşir yürütüp hemen ağızlarına atarlar ve üstüne musluktan su içerler -böylece ateşleri yükselirmiş- kadın öğretmenin dersinde kalem düşürmeyi becerip yeterli hayal sermayesi biriktirenler de kilidi bozuk olmayan helalarda, ‘suistimal’ yaparlardı. kadın öğretmenin hayali, sonuca varmadan kaybolsa bile, duvardaki resimler yardımcı olurdu helalarda.
oğuz atay- tutunamayanlar sayfa-79
devamını gör...
719.
"sabahları hasta uyanmanı istiyorum, hastaysan eğer yaşıyorsun demektir."
mavi saçlı kız. kanser olan bir kızın günlüklerinden oluşturulmuş bir kitap. yukarıdaki söz ise babasına ait. babası uyandığında kızını hayata veda etmiş bulmaktansa hasta yatağında görünce çok sevinirmiş. sanırım "ebeveynler evlatlarının ölümünü görmemeli" sözü çok geçerli bir söz.
mavi saçlı kız. kanser olan bir kızın günlüklerinden oluşturulmuş bir kitap. yukarıdaki söz ise babasına ait. babası uyandığında kızını hayata veda etmiş bulmaktansa hasta yatağında görünce çok sevinirmiş. sanırım "ebeveynler evlatlarının ölümünü görmemeli" sözü çok geçerli bir söz.
devamını gör...
720.




