öne çıkanlar | diğer yorumlar

(bkz: arı usun eleştirisi) kant'a göre felsefe araştırmaları birer değerlendirme(eleştiri) olmalıdır. felsefe us ile yapılıyor. öyleyse usun değerlendirilebilmesi için onun ne olup ne olmadığını iyice anlamak gerekir. örneğin felsefe nasıl bir usla yapılıyor, deneyden yararlanmayan bir salt us. öyleyse bu salt us dediğimiz nedir ? işte kant'ın üç büyük kritiğinden biri olan salt usun eleştirisi bu sorunun karşılığını arayarak bize salt usun sınırlarını göstermeye çalışır. salt us a priori (duyarlığın verilerinden alınmamış, deneyden önce kendiliğinden olan) bir bilgiyi gerçekleştirdiği iddiasındadır. bu nesneler düzenini aşarak düşünce düzenine yükselmeyle eş değerdir. öyleyse salt usun bilme yöntemi transandantal ( aşkınsal, salt düşüncenin sınırlarını aşarak mümkün olan verilerle senteze varan mantık) dır. peki salt us bu yöntemle gerçek bir bilgi edinebilir mi ? kant'a göre bilginin ne olduğunu kısaca söylemek gerekirse kant; her bilgi bir yargıdır der. ancak her yargı bir bilgi vermek zorunda değildir. bunu şöyle örneklendirebiliriz. "her cisim yer kaplar" yargısı bize hiç bir yeni bilgi vermez. cisim kavramı esasen kendiliğinden yer kaplamayı içerdiğinden dolayı burada sadece bir çözümleme yapılıyor. cisim kavramı çözümlenerek kendisinde bulunan bir bilgi hiçbir gereği yokken tekrar ortaya konuyor. ama " bu yük ağırdır" dediğimiz zaman, bu yargı aynı zamanda bize bilgide verir. çünkü "yük" kavramı kendiliğinden ağır yada hafif olduğunu bildirmez burada diğer örneğimizin tersine bir çözümleme değil birleştirme yapıyoruz. "yük" kavramı ile "ağır" kavramını birleştirerek yeni bir bilgi elde ediyoruz. demek ki bize bilgi veren yargılar çözümsel değil bireşimsel yargılardır. peki salt us bu bireşimsel yargıyı transandantal yöntemle deneyi aşarak gerçekleştirebilir mi ? kant'ın cevabı gerçekleştiremez oluyor. böylece metafiziği kesin olarak yıkıyor. salt us, deneyden yararlanmadan hiçbir bilgi gerçekleştiremez. öyleyse metafizik tasarımlar, insanların romantik düşüncelerinden başka bir şey değildir. ( engelsin kendisini utangaç materyalist olarak tanımlaması biraz da bu yüzdendir.) artık kant öncesi tanrılaştırılan transandantal us'a güvenilmeyecektir. peki salt us, bireşimsel yargı olan bilgiyi niçin gerçekleştiremez? çünkü us, sadece bir birleştirme işini gerçekleştirmektedir ve bu iş için gerekli gereçleri nesneler düzeninden almaktadır. örneğin elimizde tuttuğumuz taşı yere bırakınca onun düştüğünü görüyoruz ve ancak ondan sonra a posteriori (deneyim ve algılarla sonradan edinilen bilgi) "bırakılan taş düşer" bilgisini edinebiliyoruz. bize duyarlık(görüler sağlayan, insanda bilgiyi sağlayan yeti) bu bilgileri zaman ve mekan içerisinde veriyor. oysa nesneler dünyasında zaman ve mekan diye bir şey yoktur. demek ki bunlar duyarlığın dışarıdan deney yoluyla almadığı verilerdir. peki öyleyse usun verileri midir? hayır usun verileri de olamazlar. çünkü küçük çocuklar zaman ve uzayı düşünmeden ve hiçbir ussal işlem gerçekleştirmeden sevdikleri şeye yaklaşıp sevmedikleri şeylerden uzaklaşırlar. yani duyarlık ne nesneler düzeninden ne de düşünceler düzeninden alır bu bilgiyi. kant' ın bu soruya cevabı sezi oluyor. kant için bunlar bir biçimdir ve ancak duyarlığın sezisiyle elde edilebilir. zaman iç duyarlığın biçimidir, mekan dış duyarlığın. katılmadıkları hiçbir duyumun gerçekleşemeyeceği bu biçimler usun verileri olmadıkları halde deneyüstüdürler. deneyden çıkarılmamıştırlar ama bunlarsız deneyde yapılmaz. kant burada aşkın kavramından deneyüstü kavramına geçer. ona göre aşkın bilgi olamaz ama deneyüstü bilgi olabilir. demek ki kant'a göre bilgi gene de nesneler düzeninden değil usun düşünme düzeninde gerçekleşmektedir. böylelikle kant kendi düşünme yöntemini ortaya koyuyor deney üstü yöntem.( transandantal metod: kant için aşkının değil deney öncesinin bilgisidir. yani bilginin sınırlarını aşan değil bu sınırların içinde kalan bilgi dile getirilir. kendinden önce gelen düşünürlerin bilgi sınırlarının üzerine çıkardıkları deneyüstünü kant tam tersine bilginin temeline oturtur.)
kant'a göre us, deneyin verileriyle bağını koparıp metafizik yapamayacağı gibi deneyin verilerinin arkasına geçerek fizik de yapamaz. çünkü deney bize sadece görünenleri vermektedir. bizse bu görünürlerin ardında bir de kendilik hayal ediyoruz ve yukarı sınırı aşmaya çalıştığımız gibi bu aşağı sınırı da aşmaya çalışıyoruz. kant, bu her iki aşamayı da aynı aşma saymakta ve usun kalıplarının sadece fenomene uygulayıp şeyin kendisine uygulanamayacağını söylemektedir. kant, böylelikle, usun sınırını kesinlikle çizmiş oluyor. bu sınır şeyin kendiliğidir ve hiçbir zaman aşılmamalıdır, çünkü bilinemez.
devamını gör...
türkçe 'ye saf aklın eleştirisi olarak çevrilmiştir. bu kitabında, bizim dünya hakkındaki bilgimizin sadece duyularımızdan gelerek bilincimiz üzerine işleyen algılar grubu olamayacağını iddia etmiştir.bunun yerine, bilginin insan anlayışının deneyimlerden türemesi gerekmeyen kavramsal mekanizmasına bağlı olduğunu söylemektedir.
devamını gör...
"saf aklın eleştirisi " olarak da çevrilen kitap.

yalnız buradaki "eleştiri" kavramının "yerme" , "gömme", "şikayet etme" ," kusur bulma" anlamındaki "eleştiri" kelimesi ile hiç alakası yoktur. "gözden geçirme", "denetleme" ve ya "çözümleme" anlamındaki "eleştiri" kavramı olduğunu bilerek okumak lazım kitabı.

madem ki " akıl" en üst müracaat mercidir o halde bunu kendinden gayrı eleştirebilecek denetleyebilecek bir merci yoktur.

1871'de ortaya çıkışıyla düşünce dünyasının seyri değişmiştir. düşünce dünyasına etkisi aristoteles'in " fizik" ve "metafizik" kitaplarıyla aynı etkide olduğu söylenebilir.

aklı, en üst bilme merci olarak ele almış ve aklın kendisini hem hakim, hem savcı, hem de sanık olarak sorguya çekmiştir. bu sorguyu yaptığı yer de yine akıl mahkemesi olmuştur.

başta ingiliz deneycilerinden hume ve o'nun dümen suyundan giden fransız pozitivist akılcılarına karşı bir restleşme ve meydan okumadır bu.

kitapta temas edilen konuların hiçbiri kolayca çözümlenebilir, rahatça sonuca ulaşılabilir cinsten sorular değildir.

nasıl oluyor da deneysel bilgilerimizin kaynağını oluşturan doğa ile böyle bir kaynağı bulunmayan ahlak salt düşüncenin ortak paydasında buluşabiliyor? tabiatı yeterinden fazlaca farklı , özü itibarıyle de ayrı iki dünya aynı araç tarafından idare edilebiliyor. ortada bir tutarsızlık ve aymazlık var.salt aklın eleştirisi esas itibariyle bu tutarsızlığı aşma , bu aykırılığı çözümleyip arlarında bir uyuşma sağlamaya çalışmanın hikayesidir.

şimdi deney denen şey yaratıcı bir hayal gücünü gerektirmiyor mu? ve bu hayal gücünün at koşturduğu bir saha değil mi? o halde bu hayalgücü alanında nasıl oluyor da denetleyemediği bir alan olmasına rağmen , denetleyemediği bir nesneye ürettiği aklın yasalarını hakim kılmaya çalışıyor.

dinin, rasyonel akıl tarafından sorgulanamayacağını iddia etmesi de pozitivistleri sinir eden bir başka mevzudur. kant , felsefenin en temel ilkesi olan " şüphe" kavramının din alanında uygulanamayacağını iddia etmiştir.

tanrı ve dini akılaşkın bir kavram kabul edip "mantıkça" sorgulanamaycağını söyler. yani tanrı'yı mantık çerçevesinde kalarak "düşünmek" imkansızdır. bu konu düşünmeden ya kabul edilir yada reddolunur. zaten felsefi anlamda düşünülen doğrulanır ya da yanlışlanır. iman gibi konularda böyle bir imkan yoktur. kant tanrı'yı hume gibi bir korkuluk olarak görmez , bir hakikat olarak görür. ve hakiki varlık olduğunu söyler. tanrı insanın yaşadığı hiçlik korkusu karşısında bir umuttur ve ölüm gibi bir tragedya karşısında bu tragedyanın iptalidir.

felsefi anlamda şüphe ile sorgulanamayacak konuları "sorgulanamaz" alanda bırakır. çünkü tür sorular felsefi anlamda "şüphe" değil bir kuşkudur der. kuşku ise insanı eninde sonunda paronayak yapar. bu anlamda inancı öznel bir tecrübe olarak ayraç içine almıştır.çünkü kant aynı platon ve aristoteles gibi hiçliğe aşırı tepkilidir.

inanç konusunda akli melekeleri makul bir noktaya getirip durulmasını söyler. alabildiğince bir zincir uzantısıyla gersin geriye götürülmesine karşıdır. bir noktada gemiyi iskleye yanaştırarak ipi babaya bağlamak gerekir diyerek imanı felsefenin gündeminden düşürmüştür. bu tür şeylerin aklın özneler üstü ve transsendental vechesi olarak görür.

bu anlamda da akıl ile iman arasında ince duyarlı bir sistem kurmuştur.

tabi bu akıl ile imanı bağdaştırma çabası hume takipçilerinin eleştiri oklarına hedef olmuştur. akliliğin en bariz özelliği şüphe olmasına rağmen , nasıl olur da aklı dışlayan iman bir araya gelebilir şeklinde yoğun saldırılara maruz kalmıştır. kant takipçileri bu kant -hume zıtlaşmasında hume'yi tutmakla birlikte kant'ın bu çatallaşma fikrine çok sıcak bakıp kant'ın tarafında tavır almışlardır.

kant bu altından kalkılamaz gibi görünen meseleyi savuşturmayı çok iyi becermiştir. kant bilgiye dönüştürmediği imanı kendi halinde bırakmıştır. bilgiye dönüştürülemeyen inançlar insanın yaşama serüveninde hayati bir yere haiz olduğundan ötürü aklın ve felsefenin" şüphe" girdabına sokulamaz der.

zira kant akılcıların tersine akla tapmayıp aklı keşfe çıkan biridir. bu keşif yolculuğunda gördüklerinden gözleri kamaşsa bile o manzaranın büyüsüne kapılıp aklın tutsağı olmamıştır. aksine aklın eleştiricisi kesilmiştir. bu eleştirel bakış da o'na aklın sınırlı bir güce sahip olduğu hakikatine eriştirmiştir. sınırlı olan bir şeyin de mükemmel olamayacağına inanmıştır.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"arı usun eleştirisi" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim