çaylak
--! spoiler !--
bir gün smith ve john adında iki zenci new york sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: "zenciler beyazlaştırılır. fiyat 100 dolar." smith'in 101 doları, john'un ise 99 doları vardır. john, smith'e: "sende fazla olan 1 doları bana ver birlikte girelim" der. smith'se: "önce ben gireyim. eğer beyazlaşırsam sen de girersin" der ve içeri girer. az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar smith. john: "smith ne kadar beyazlaşmışsın. şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım." smith cevap verir: "defol burdan pis zenci!"
--! spoiler !--
herkesin durumu aynıdır.
sevin, sahiplenin çaylakları.
bir gün smith ve john adında iki zenci new york sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: "zenciler beyazlaştırılır. fiyat 100 dolar." smith'in 101 doları, john'un ise 99 doları vardır. john, smith'e: "sende fazla olan 1 doları bana ver birlikte girelim" der. smith'se: "önce ben gireyim. eğer beyazlaşırsam sen de girersin" der ve içeri girer. az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar smith. john: "smith ne kadar beyazlaşmışsın. şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım." smith cevap verir: "defol burdan pis zenci!"
--! spoiler !--
herkesin durumu aynıdır.
sevin, sahiplenin çaylakları.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
bu sarkiyi da sarkiyi hatirlatani da cok sevmem peki?
devamını gör...
bir başkadır
sabah 9 a sınav koyan sevgili hocamız nedeniyle ilk bir kaç bölümünü izledim. sabah uyanamam bari hiç uyumayayım diyerek filtre kahveye yaslanıp izlemeye başladım yoksa uyuyup hiç uyanmayacaktım. dizide de filtre kahve sohbeti olunca gülümsedim izlerken.
diziyi hem teknik açıdan hem de hikaye anlatma başarısı ve anlatım tarzı açısından süper buldum.
kamera açıları falan bu kadar kendini izlettirmese sıkılırdım ama sanat filmi çekmeye çalışmadan sanat filmi açıları göstermeleri hoş oldu.
oyunculuklar ve oyuncu seçimleri de efsane olmuş diye düşünüyorum. özellikle kuzey ve güney dizisinden beri ekmek banmak istediğim öykü karayel hanım kızımızı burada güzel bir kadından çok canlandırdığı karakteri yaşıyor izlenimi veren biri olarak görmek güzeldi.
dizinin basit detayları hoşuma gitti. ne güzel hiç kasmadan çukur izliyorlar esra erol var sabah diyor, rıza kocaoğlunun sevgilisi diyor vs.
bu tip detaylar anlatıyı gerçekçi kılıyor.
dizilerde bambaşka rollerde izlediğimiz insanları zıt karakterlerde görünce çok tatmin oldum. bir oyuncu için kalite kriteri olarak ne koyduysam yazan ve yönetmen mario nun mantar yediği gibi tek tek hepsini eklemiş.
görsel anlatımı bu kadar başarılı olduktan sonra ne olsa izlenir zaten.
diziyi hem teknik açıdan hem de hikaye anlatma başarısı ve anlatım tarzı açısından süper buldum.
kamera açıları falan bu kadar kendini izlettirmese sıkılırdım ama sanat filmi çekmeye çalışmadan sanat filmi açıları göstermeleri hoş oldu.
oyunculuklar ve oyuncu seçimleri de efsane olmuş diye düşünüyorum. özellikle kuzey ve güney dizisinden beri ekmek banmak istediğim öykü karayel hanım kızımızı burada güzel bir kadından çok canlandırdığı karakteri yaşıyor izlenimi veren biri olarak görmek güzeldi.
dizinin basit detayları hoşuma gitti. ne güzel hiç kasmadan çukur izliyorlar esra erol var sabah diyor, rıza kocaoğlunun sevgilisi diyor vs.
bu tip detaylar anlatıyı gerçekçi kılıyor.
dizilerde bambaşka rollerde izlediğimiz insanları zıt karakterlerde görünce çok tatmin oldum. bir oyuncu için kalite kriteri olarak ne koyduysam yazan ve yönetmen mario nun mantar yediği gibi tek tek hepsini eklemiş.
görsel anlatımı bu kadar başarılı olduktan sonra ne olsa izlenir zaten.
devamını gör...
müptelası olunan kokular
yeni yıkanmış çamaşır kokusudur efenim.
devamını gör...
ulusalcılık
türkiye'de milliyetçi ve merkez sol olarak nitelendirilen bir ideolojidir.
türkiye'de 2000'li yıllarda, atatürk'ün öngördüğü tam bağımsızlık, ulusal sanayinin gelişimi, dışa bağımlılıktan kurtulma gibi hedefleri savunan; cumhuriyet'in temel kuruluş ilkelerinin korunması ve ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğine inanan siyasi bir görüştür. görüşü paylaşan kişilere "ulusalcı" denir. genel olarak atatürkçü bir sol milliyetçilik şeklinde yorumlanabilir.
türkiye'de 2000'li yıllarda, atatürk'ün öngördüğü tam bağımsızlık, ulusal sanayinin gelişimi, dışa bağımlılıktan kurtulma gibi hedefleri savunan; cumhuriyet'in temel kuruluş ilkelerinin korunması ve ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğine inanan siyasi bir görüştür. görüşü paylaşan kişilere "ulusalcı" denir. genel olarak atatürkçü bir sol milliyetçilik şeklinde yorumlanabilir.
devamını gör...
çan hakkı
16. yüzyılda savaş ganimeti olarak savaşı kazanan kraliyet topçu birliğinin komutanına tanınan haktır. bu hak bazen de savaşı finanse eden şirket ve o şirketin topçu ustalarına tanınırdı.
bir savaşta en önemli silahlar olma payesini bir dönem elinde bulunduran toplara talep arttıkça bakır, kalay ve bronz fiyatları da doğru orantılı olarak artış gösterir. ve hammadde bulmak çok güçleşir. ayrıca topları hazırlamak uzun bir zaman aldığı ve bu hazırlığın hızı insanoğlunun öldürme tutkusuna yetişemediği için bariz bir kriz ortaya çıkar.
işte bu çaresizlik anlarında avrupalıların aklına harika bir fikir gelir. yaptıkları savaşların temel motivasyonu dinlerini yaymak olsa da kardeşi kanı döktükleri bu savaşlarda savaş ganimeti olarak kiliselerin ve katedrallerin çanlarına el koyarlar.
tanrısal bir mesaj iletmek için inşa edilmiş olan çanların verdiği mesajdan çok içinde barındırdığı madde ile ilgilenen savaşçılar bu çanları eritip top haline getirmek için çan hakkı diye bir fikir ortaya atarlar.
yani en nihayetinde tanrının mesajını ulaştırmak için yapılan çanlar birer ölüm makinesine dönüşür. belki de tanrının vermek istediği mesaj da buydu onlara göre.
öldürmeyeceksin emri her dönemde anlamını yitirmiştir nasıl olsa. bin yıldır aldığımız tek mesaj eline geçen her şeyle: öldüreceksin!
bir savaşta en önemli silahlar olma payesini bir dönem elinde bulunduran toplara talep arttıkça bakır, kalay ve bronz fiyatları da doğru orantılı olarak artış gösterir. ve hammadde bulmak çok güçleşir. ayrıca topları hazırlamak uzun bir zaman aldığı ve bu hazırlığın hızı insanoğlunun öldürme tutkusuna yetişemediği için bariz bir kriz ortaya çıkar.
işte bu çaresizlik anlarında avrupalıların aklına harika bir fikir gelir. yaptıkları savaşların temel motivasyonu dinlerini yaymak olsa da kardeşi kanı döktükleri bu savaşlarda savaş ganimeti olarak kiliselerin ve katedrallerin çanlarına el koyarlar.
tanrısal bir mesaj iletmek için inşa edilmiş olan çanların verdiği mesajdan çok içinde barındırdığı madde ile ilgilenen savaşçılar bu çanları eritip top haline getirmek için çan hakkı diye bir fikir ortaya atarlar.
yani en nihayetinde tanrının mesajını ulaştırmak için yapılan çanlar birer ölüm makinesine dönüşür. belki de tanrının vermek istediği mesaj da buydu onlara göre.
öldürmeyeceksin emri her dönemde anlamını yitirmiştir nasıl olsa. bin yıldır aldığımız tek mesaj eline geçen her şeyle: öldüreceksin!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başına gelmiş trajikomik olaylar
arkadaşla kendi arabamızı uçuruma itmiştik, erzurum'da, palandöken'de. kafalar votkalı.. saatlerce şarkı dinlemekten arabada akü makü hiçbir şey kalmamış. dedik ki: ''vurdururuz biz bunu, çalışır''.
ben arkaya geçtim, arkadaş şoför tarafına geçti, var gücümüzle itmeye başladık arabayı. ama nasıl itiyoruz.. kendimi o kadar odaklamışım ki araba itmeye, arkadaşın ayağı kaymış yere düşmüş, hiç farketmemişim. arabanın direksiyonu uçuruma doğru kırmış. ben hala arkada son gücümle itiyorum.. araba uçuruma doğru gidiyor.. sola bi baktım, arkadaşım yanımdan ''vınnnn'' diye uçarak geçti önüme, arabaya koşuyor, o an işte şok oldum bıraktım ellerimi.. öylece kaldım. arkadaş arabanın dışından uzanıp freni kökledi ve araba son saniyede durdu. uçurumda askıda kaldı. çekici çağırdık çıkarmak için. 1 saniye geç bassa frene, 50 metre yüksekten iterek atmıştık kendi arabamızı..
biraz uzakta çocuklar vardı yanımıza geldiler, ''abi'' diyorlar ''napıyorsunuz emenike?''
az daha kendi arabamızı uçurumdan atıyorduk..
ben arkaya geçtim, arkadaş şoför tarafına geçti, var gücümüzle itmeye başladık arabayı. ama nasıl itiyoruz.. kendimi o kadar odaklamışım ki araba itmeye, arkadaşın ayağı kaymış yere düşmüş, hiç farketmemişim. arabanın direksiyonu uçuruma doğru kırmış. ben hala arkada son gücümle itiyorum.. araba uçuruma doğru gidiyor.. sola bi baktım, arkadaşım yanımdan ''vınnnn'' diye uçarak geçti önüme, arabaya koşuyor, o an işte şok oldum bıraktım ellerimi.. öylece kaldım. arkadaş arabanın dışından uzanıp freni kökledi ve araba son saniyede durdu. uçurumda askıda kaldı. çekici çağırdık çıkarmak için. 1 saniye geç bassa frene, 50 metre yüksekten iterek atmıştık kendi arabamızı..
biraz uzakta çocuklar vardı yanımıza geldiler, ''abi'' diyorlar ''napıyorsunuz emenike?''
az daha kendi arabamızı uçurumdan atıyorduk..
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
dün dağlarda dolaştım evde yoktum *
güneş cebimde bir bulut peydahladı.
taş, kördür diye yazdım. ölüm, geleceksiz. şeylerin yalnız adı var.
ve: "ad evdir." (kim söyledi bunu?)
dün dağlarda dolaştım, evde yoktum.
bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. buydu bizim kendinde sonsuz olanı duyduğumuz.
nesneler ki zamanda vardır. terziler çıracısı hermüsül heramise'nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. yağmur yağmamazlık edemez. taş, düşmemezlik.
ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. otların canı sıkılmaz. kurşunkalem kendini ağaç sanır. ufuk, hüthüt kuşu. seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. onun için başka bir son yok. bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.
nerden başlasam yine oraya geliyorum.
ben gidiyorum.
ölüme, o büyük tümceye çalışacağım.
"bu kitabın elyazılarıyla yayımlanmasını istememin nedeni görsellik
değildir (görselliğin büyüsünü yadsımıyorum elbet, o nasıl yadsınır ki); bunun çok ötesinde bir şey: yazmak eylemi sırasında pek çok dize (şiir uçlan) asıl metnin dışına taşmıştır, atılmıştır. bunları işte göstermektir. okuyanları (okurları diyemiyorum, onları kendimle örtüşmeye götürmeye hakkım yok) bundan yoksun etmek istemedim.
ote yandan, gene okuyanlar elyazısında ikinci, üçüncü bir şiirin oluşumunu da bulgulayacaklardır. belki, son olarak da, yazmak denen cehennemin serüvenini izleyecekler, o labirente inme olanağını bulacaklardır. hepsi bu." ilhan berk *
güneş cebimde bir bulut peydahladı.
taş, kördür diye yazdım. ölüm, geleceksiz. şeylerin yalnız adı var.
ve: "ad evdir." (kim söyledi bunu?)
dün dağlarda dolaştım, evde yoktum.
bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. buydu bizim kendinde sonsuz olanı duyduğumuz.
nesneler ki zamanda vardır. terziler çıracısı hermüsül heramise'nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. yağmur yağmamazlık edemez. taş, düşmemezlik.
ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. otların canı sıkılmaz. kurşunkalem kendini ağaç sanır. ufuk, hüthüt kuşu. seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. onun için başka bir son yok. bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.
nerden başlasam yine oraya geliyorum.
ben gidiyorum.
ölüme, o büyük tümceye çalışacağım.
"bu kitabın elyazılarıyla yayımlanmasını istememin nedeni görsellik
değildir (görselliğin büyüsünü yadsımıyorum elbet, o nasıl yadsınır ki); bunun çok ötesinde bir şey: yazmak eylemi sırasında pek çok dize (şiir uçlan) asıl metnin dışına taşmıştır, atılmıştır. bunları işte göstermektir. okuyanları (okurları diyemiyorum, onları kendimle örtüşmeye götürmeye hakkım yok) bundan yoksun etmek istemedim.
ote yandan, gene okuyanlar elyazısında ikinci, üçüncü bir şiirin oluşumunu da bulgulayacaklardır. belki, son olarak da, yazmak denen cehennemin serüvenini izleyecekler, o labirente inme olanağını bulacaklardır. hepsi bu." ilhan berk *
devamını gör...
yoğun bakım odası
çaresizlik, merhamet ve hayatı sorgulamak gibi insanı derin duygulara ve düşüncelere sürükleyen yerdir.
ilk defa yoğun bakıma girdiğim gün yaşadığım şoku hayatımda bir daha ne zaman yaşarım bilmiyorum. her yer acı, her yer keder. yardım edemiyorsunuz, susayan bir insana su verememek o kadar acı bir duygu ki. tanrı hepimize kolay ölüm versin, ilk staj günümden beri ölüm teması adeta kafamda mesken tuttu. bazı şeyler hem çok anlamlı hem de çok anlamsız bir hale geldi.
ilk defa yoğun bakıma girdiğim gün yaşadığım şoku hayatımda bir daha ne zaman yaşarım bilmiyorum. her yer acı, her yer keder. yardım edemiyorsunuz, susayan bir insana su verememek o kadar acı bir duygu ki. tanrı hepimize kolay ölüm versin, ilk staj günümden beri ölüm teması adeta kafamda mesken tuttu. bazı şeyler hem çok anlamlı hem de çok anlamsız bir hale geldi.
devamını gör...
cep telefonuna not almak
market listem, kitap listem, aklıma gelen yazı fikirleri, tüm şifrelerim, çocukların anlık lazım olan bilgileri, pasta tarifleri, kaydetmek istemediğim ama elimde bulunsun istediğim telefon numaraları, vb. ile yaptığım eylem. fotoğraf galerim kadar dolu. arada girip sadeleştirmek zorunda kalıyorum.
devamını gör...
sağanak yağmurun altında atatürk'ü anan öğrenci
kayseri’nin melikgazi ilçesinde yaşayan atatürk sevgisi ciğerine işleyen öğrencidir.
okul içinde yapılan törene geç kalınca, saat 09.05 gece olduğu yerde saygı duruşuna geçiyor.
sırılsıklam olsa da umurunda değil.
okul içinde yapılan törene geç kalınca, saat 09.05 gece olduğu yerde saygı duruşuna geçiyor.
sırılsıklam olsa da umurunda değil.
devamını gör...
uykusuzkahve
ben gittim sen vardın ben geldim sen yoksun ah sevgili modçuk çabuk gel e mi ? sensiz buralar çöl gibi..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
hiç bir amaca hizmet etmeyen uçurulması gereken başlıklara bir örnek daha. sözlüğün bu çöp oluşumlardan kendisini arındırmasi gerek forumsal başlıkları uçuran bir ekip kurmanız gerek.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydınlar sözlükçüler, girişimi ceyda kasabalı gibi yapıyorum “helloooo herkese merhaba ne yapıyorsunuz” ve size de günaydın zeki müren seven yazardaşım. gününüz parka giden bir çocuk gibi geçmesini diliyorum ve menemenime kavuşmak üzere yüksek müsaadenizi istiyorum.
devamını gör...
jack london’ın beyaz diş hariç dişe dokunur romanı olmaması
vahşetin çağrısı adlı muhteşem eseri okumamış yazar beyanı diyecektim, denmiş.
devamını gör...
4-3-3 oynatan aykut
nicki ile bizi gülümseten, futbol konusundan başka nice konularda da bilgili olduğunu yazılarından açıkça görebildiğimiz nadide sözlük yazarı. profilini ziyaret ettikten sonra nickinin yanına tik attığım yazarlardan biridir. varlığı daim olsun.
devamını gör...
bir tweet görseli bırak
devamını gör...
aramaya inanmak
kendilerini en zeki sanıp açacakları başlığın daha evvel açılmış olabileceğini düşünmekten aciz kalanların açtıkları, daha sonra açılmış konular altına verilen bakınız.
sonra açtıkları başlık orijinal başlığa tanışınca da ağlıyorlar, kahretsin...
sonra açtıkları başlık orijinal başlığa tanışınca da ağlıyorlar, kahretsin...
devamını gör...
dursune şirin
türk sinemasında arap bacı rolünü ilk kez canlandıran afrika kökenli oyuncu.
devamını gör...
ölüler günü
ispanyollar ve latin amerikalıların ölüleri anmak amacıyla yaptığı festival. gerçek ölümün unutulduğunda gerçekleşeceğine inandıklarından ölüler gününde aile üyelerinin fotoğraflarının ve sevdiği çiçeklerin bulunduğu sunaklar hazırlarlar. inanışlarına göre o gün ruhlar evlerine geri döner ve aileleri ile vakit geçirirlermiş. mezarları süslerler, iskelet makyajları yapıp kostümler ile sokaklarda gezerler. bu yıl 2 kasıma denk geliyor.
devamını gör...
