sadece bazı durumlar için geçerli olan iddia.

bu vesileyle bir anımı anlatayım. yıllar önce bir erkek arkadaşla yolda yürüyorduk. karşıdan da yine biri erkek biri kadın 2 kişi geliyordu. ben biraz minyon biriyim, hafiften boy fukarası olan cinsten. o zamanlar da saçlarımı 2 yandan at kuyruğu falan yapardım çocuk gibi. o gün üzerimde gayet spor kıyafetler, saçlarım o şekilde toplu bir haldeydim. karşıdan gelen hatun da maşallah 1,80 belki de daha uzun boylu, hoş bir tip... gözüm ilişti ve ilişik şekilde kaldı. hoşuma gitti boyu falan (bende yok ya hani) ve imrenerek, içimden de "maşallah pek de güzelmiş" diyerek yanımdan geçip gidene dek baktım.

garip bir şekilde o da bana gözünü dikti ve geçip gidene dek bakmaya devam etti. geçtikten sonra yanındaki arkadaş bana dönüp "duydun mu ne dediğini?" diye sordu. "yoo" dedim. "ne şirin yaa!" demiş bana. belki o da kendi boyundan şikayetçiydi ve minyonlara imreniyordu, kim bilir... vardı öyle tanıdıklarım.

niye anlattım bunu? şundan: size her bakan insan kötü niyetli olmayabilir. kusur aramak ya da eleştirmek için bakmıyor olabilir. sizde beğendiği bir şey olabilir, özellikle incelediği ve "ben de böyle giyineyim/şunu takayım bunu çıkarayım" diye düşündüğü bir durum olabilir; olabilir de olabilir... kötü niyetli olmayın.
devamını gör...

maddenin taneciklerden meydana geldiğini savunmuş ve bölünmeyen taneciklere atom adını vermiştir. maddelerin farklılığını atom şekillerinin ve düzenlerinin farklı olmasıyla açıklamıştır.
devamını gör...

çok naif hasan abimize okumuş psikolog tarafından söylenen söz.
-psikologa gideceğdin naaptın ya?
+incınmıssın dedi.
-ne dediğğ?
+incınmıssın dedi.
-o ni dimeğk?
+okğumuş gadın, hayatını s**mşler diyemedi
-hanssnsıwıejjamaldjanwjsdjahahahhsn
+incınmıssın didi.
incinen adam
devamını gör...

seraf, eski ahit'te bahsedilen meleklerden biridir.

birçok sanatçının eserinde yer eden seraf figürleri, ayasofya'da da bulunur.

kutsal kitap'ta yalnızca bir kez, yeşaya 6. bölümde anlatılır:

üzerinde seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: “her şeye egemen rab kutsal, kutsal, kutsaldır. yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.” seraflar'ın sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. “vay başıma! mahvoldum” dedim, “çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. buna karşın kral'ı, her şeye egemen rab'bi gözlerimle gördüm.” seraflar'dan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı; onunla ağzıma dokunarak, “işte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi, günahın bağışlandı” dedi.
yeşaya 6:2‭-‬7

özellikle belirtmek isterim ki, tanrı'yı kimse bütün yüceliğiyle görmemiştir. çünkü onun yüceliğine biz dayanamayız. kutsal kitap'ta bu açıkça belirtilir. burada da "her şeye egemen rab'bi gözlerimle gördüm" cümlesi geçtiği için açıklamak istedim. tanrı bize kendisini gösterebilir ama onun bütün yüceliğini bu sınırlı hâlimizle göremeyiz.
devamını gör...

bakışı gelenekselcilerden çok yenicilere hitap eden hocadır.
ekseriyetle, eski beri dinde huzur bulup durmak isteyenlerden çok, bir şekilde birileri ya da bazı talihsizliklerden dolayı dinden bunaltılanlara çekici gelir.
çoğu fikrini yıllardır benimserim ve uygularım.
son tefsiri ile ayetlere daha anlaşılır, daha da pratiğe alınası, açıklamalar getirmiştir.
onun en sevdiğim sözü bir tek beni dinlemeyindir.
her hoca bir kitaptır aslında, alabileceğin ya da ihtiyacın olduğu kadardır.*
devamını gör...

toplumumuzda çok yaygın olarak görülen bir problem. ilk defa halk içinde farkedilebilen hale gelen kutuplaşmalarla bağlantılıdır.
devamını gör...

---alıntı ---

görüyordun, beni hissediyordun.
ve o zaman başladı.
iste yine bir şey var.
bakıyordum sana.
şimdi bir şeysin benim için...varsın.
fakat bocalıyordum.
gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
dedim ya işte, bocalıyorum.
yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?

--- alıntı ---
(bkz: cahit zarifoğlu)
devamını gör...

"...dur dedi bekçi baba
benim bu aldığınız hava
adem döndü sonra havva'ya
hmmm. ne güzelmiş bu elma!
adem bir müddet düşündü sonra
elma değil bu yediğimiz galiba, ayva..." şeklindeki üst düzey sözlere sahip şarkıcı.* kendisi bu piyasayı banallikten kurtarabilecek tek adamdır. "tamam da neredesin?" usta diye kendisine sorasım gelmiyor değil. sanırım bu yıl albüm çıkaracak, bekliyoruz! artık bu ele albüm verme vakti gelmiştir.*
devamını gör...

değer mi değmez mi diye düşünmek yeterlidir çoğu zaman. buna ek olarak
-bir ihtiyacınızı görüyor mu
-bir sorununuzu hallediyor mu
-iyi bir şey mi
bir yanıt bile olumsuzsa gösterdiğiniz çabaya, harcadığınız zamana, verdiğiniz paraya değmeme ihtimali yüksektir.
devamını gör...

elbarto adlı yazarımızın dediği gibi itlere saygısızlık edilmiştir. ama göz önünde bulunan insanların artık yüksek sesle bir şeylere tepki göstermeye başlaması çok güzel. ağzına sağlık ezgi mola.

öbür konuya gelirsek başlığı açan arkadaş kimin tepki gösterip kimin göstermediğine iyi bakamamış sanırım. ya da takip ettiği bir iki hesabın yanlış ya da tepkisiz davranışını koca bir gruba yaymaya çalışıyor. genelleme yapmanın mantıksızlığı

mor halka diye bahsettiği grupların paylaşımları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşırı komik tanımların oldugu başlık. yok yazıları silikmiste neden yaziyorlarmis hede hödö.. tamam kral en yazar sensin. şimdi derin bir nefes al ve arkana yaslan.
devamını gör...

sabah sabah maskara oldum sözlükçüm, trollemeye giderken trollendim bu çocuklar benimle eyleniiyii* sevgili yazarlar!
kısa şortlu, sandaletli, kolları tam ısırmalık bir erkek çocuğu düşünün. inanılmaz sevimli sıpa. yanıma geldi ve "öğretmenim aklından bir sayı tut" dedi. öğretmensin, tutsana düzgünce sayı ama yok. aklıma şu karikatür geldi:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"ayy birden tutamam ki ben, heyecanlanırım." dedim.
"yok yok öğretmenim heyecanlanacak bir şey yok tut sen " dedi. çocuk tabi yaptığım şakayı anlamadı, beni sakinleştiriyor sayı tutmam için. "tamam" dedim tutayım, "tuttum" dedim.
gelen cevap "eheheeh şimdi de bırak öğretmenim" *
kesin abisinden, ablasından birinden öğrendi geldi bana uyguladı. işin kötüsü de hiç aklıma gelmedi trolleneceğim. çocuğum, evladım, kuzum * öğretmene yapılmaz böyle şeyler diyemiyorum çünkü arada ben de yapıyorum bunun gibi şeyleri çocuklara. kime çektiler bilmiyorum ki!?*
devamını gör...

ahmet ümit de olmasa ülkede cinayet işleyecek kimse yok!
devamını gör...

bir insanın her şeyi bilemeyeceği gerçeği.

bilmediğini kabullenmek, eğer yanlış biliyorsan da doğrusunu öğrenmeye çalışmak bir erdemdir, medeniyettir, sağlıklı bir toplum ve birey zihniyetine sahip olmak demektir. sorun tam olarak burada başlıyor; en sıradan insanımızdan tutun toplumda belli bir statüye erişebilmiş insanımıza kadar herkesin her konuda mutlaka bir fikri, sabit bir doğrusu ve hatta fanatizme kadar varan saplantıları var. bilimin, tarihin, gerçeğin, uzmanlık alanınızın, eğitim durumunuzun ve hayat tecrübelerinizin onun karşısında asla önemli olmadığı bir kişi ile neyi tartışabilir ve sonuca bağlayabilirsiniz ki?
devamını gör...

kuşburnuyu budarlar ilvanlım
aman aman
ışkın sürmesin deyi de
al fistanlım kaytanlım

(bkz: belkıs akkale)'nin sesinden tanıdığımız çorum yöresine ait türküde geçen bitki. ilk zamanlar dinleyince tam olarak ne olduğunu anlayamıyorduk.
devamını gör...

t: "mende sıgar iki cahan men bu cahana sığmazam" mısraını söyleyen, maalesef eski bir şahsiyet olduğu pek fazla tanınmayan ve değeri bilinmeyen en büyük şairlerdendir.

"arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam"
kendimce anlam çevirisi: "yer, gök, tüm yaşam, hepsi benimle var oldu, benden oldu. bu yüzden bunları açıklamaya çalışman beyhude, çünkü ben hiçbir izaha sığmam."
devamını gör...

ön edit: bence de bizi ilgilendirmez. sadece konu hakkındaki görüşlerimi belirttim. kafa*

malum, ekşi sözlük'ün seviyesi yerlerde, formata uyulmuyor, tam bir bilgi çöplüğü.

çaylak sisteminin asıl amacı seviyeyi korumak, öyle her önüne gelenin yazar olmamasını sağlamak.

biliyorsunuz ki bu sistem çöktü. binlerce vasıfsız ekşi'yi doldurmuş durumda. ve bu durumun geri dönüşü yok eğer büyük bir yazar uçurma operasyonu olmazsa.*** bu yüzden madem sistem işlemiyor, o zaman kaldırın. instagram'a üye olurmuş gibi direkt yazar olsun insanlar. yıllarca bekletmeye gerek yok. nasıl olsa ekşi o eski günlerine dönemeyecek.
devamını gör...

eğer afyonlular adamsa bir daha o lokantaya kimse uğramaz, o 200 tl ye muhtaç olur o yaratık.
devamını gör...

nefes çalışması yapın yatmadan önce. uykuda sağlıklı bir şekilde nefes alıp vermek uyku kalitenizi olumlu etkiler, sabah daha dinç kalkarsınız.
devamını gör...

emevi ve abbasilerin, devlet politikası haline getirdiği arap milliyetçiliği, kuranın hükümlerini, dinin temel prensiplerini ve hatta kuranda anlatılan tanrı profilini dahi arap milliyetçiliği üzerinden yorumlayan bir fıkıh anlayışı ortaya çıkarmıştır.
bu anlayış;
"allah'ın dili arapçadır."
"islamın dili arapçadır."
"cennette arapça konuşulacak." gibi dayanağı olmayan iddiaları
"kurulacak çok uluslu bir islam medeniyetinin dili de arapça olmalıdır." sonucuna bağlayarak bu arapça dayatmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. bu iddialara islamın en öncül kaynağı olan kur'an-ı kerim üzerinden cevap vermek gerekir.

birinci iddia hz. muhammet'in arapça konuşuyor olması. ku'ran-ı kerim bize bir çok yerde peygamberin bir millete değil alemlere gönderildiğini ifade eder.
"seni alemlere şefkat(rahmet) olarak gönderdik."(enbiya 107)
yüce yaratan'ın insanlarla iletişim kurmasına vesile olacak olan elçinin onu dinleyecek toplulukla farklı bir dili konuşması düşünülemezdi. insanlar kendilerinin muhatap oldukları emir ve yasakları, uyarıları anlamadan bu noktada bir hesaplaşmaya tabi tutulamazdı.
-ki bugünün müslümanlarının kendilerini bir çok emir ve yasaklara muhatap olarak görmemeleri de bu şekilde açıklanabilir-

yani peygamberin arapça konuşması arapçanın kutsallığına değil yaratıcının insanlarla anladıkları dilde iletişim kurduğu sonucuna bağlanmalıdır.
"onlar ki, dünya hayatını severek ahirete tercih ederler, insanları allah yolundan çevirirler ve o ona bir eğrilik bulmak isterler. işte onlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
"halbuki her peygamberi ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik ki allah'ın emirlerini onlara açıklasın!" (ibrahim 4)
işte bu sebeple bütün peygamberler arapça konuşmuyordu.
hz. musa ibranice, hz.isa aramice konuşuyordu.diğer peygamberler de kendi kavimlerinin lisanlarıyla konuşuyorlardı. bunu televizyonlarda insanlara islamın hikayelerini(!) anlatarak para kazanan ve hz. adem'i anlatırken onu bile arapça konuşturanlara da hatırlatmak gerekir. galiba bu ayet peygamberlerin lisanlarının sebebini ve kuran'ın anlaşılmasını istemeyenlerin gerekçelerini açıkça dile getiriyor.

 ikinci bir iddia türkçe'nin arapçadaki kelimeleri karşılamadığı yönünde.
bu iddia çok geniş bir konu yelpazesinde kendine yer bulmaktadır. ibadetlerden, kuranın okunmasına kadar hemen her konuda bu iddia dile getirilmektedir. işin en üzücü tarafı ise bu iddia bir çok kişi tarafından
"arapça en zengin en güzel dildir. allah bu yüzden arapçayı tercih etmiştir" gibi bir sonuca bağlanmaktadır.
deniyor ki arapça'da bir kelime bazen onlarca anlama gelebildiği için çok zenginmiş. halbuki bu bir dilin zenginliğini değil fakirliğini gösterir. bir millet bir alandaki 10 nesneyi tek bir kelime ile ifade ediyorsa bu o milletin o alanda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösterir. ki bu o milletin sosyal yapısıyla da ilgilidir. örneğin hayvancılıkla uğraşan bir milletin sadece at renklerini ifade eden 300'den fazla kelimesi mevcut olabilirken hayvancılıkla uğraşmayan bir millet bu renkleri 4 kelime ile ifade edebiliyor. şimdi bu hangi milletin dilinin zenginliğinin göstergesidir? eğer arapçadaki bir kelimenin türkçe karşılığı yok ise o kelime türkçe çeviride birden fazla kelime ile ifade edilebilir.
sonuç olarak bazı kelimeler türkçe'de tek kelime ile ifade edilemiyor diye kuran'ın tamamından feragat edip onu anlamadığımız dilde okumak kesinlikle mantık dışıdır. bu bizzat kuran'ın hükümlerine de terstir. çünkü kuran'da "biz onu arapça indirdik" ifadesinin geçtiği bütün ayetlerde bu anlaşılır olmaya bağlanmıştır.

"anlayasınız diye biz onu arapça bir kuran olarak indirdik." (yusuf 2)

peki türkçe ibadet mümkün müdür?
konunun başından beri de ifade ettiğimiz gibi tanrı, insanlığa sayfalar ve harfler değil mana indirmiştir. arap milliyetçiliği üzerinden islamı yorumlayan gelenek namazın bütün dünyada arapça kılınmasının onu evrenselleştirdiğini iddia etse de bu tanrı ile iletişim kurma noktasında arap olmayanlar için sadece bir prangadır.
islam ve ona ait ritüelleri evrenselleştirmenin tek yolu bütün insanların hz. muhammet'in anlattığı tek tanrıya anladıkları dil ile seslenmeleridir. ülkemizde, ulu önder mustafa kemal atatürk'ün dinde aydınlanma hareketi olarak niteleyebileceğimiz kuran'ın,hadislerin ve ezanın türkçeleştirilmesi devrimlerinin sadece 20 yıl kadar hayatta kalmasıyla milletimiz tanrı ile arasına tekrar arapçayı dolayısıyla hurafeleri, sahte şeyhleri koymuştur.
ülkemizdeki müslümanların neredeyse tamamının hanefi mezhebine mensup olduğunu göz önünde bulundurursak bu konuya da imam ebu hanife üzerinden delil getirmek en mantıklısı olacaktır.

imam ebu hanife'ye göre kuran lafız olarak, yani arapça olarak değil, mana olarak kuran idi. bu nedenle de arapça okunduğu gibi farsça da -dolayısıyla türkçe de- okunabilirdi. bir insan arapça'yı bilse de kendi dilinde ibadet edebilirdi. imam ebu hanife bu fikrini ise bizzat peygamber dönemine dayandırıyordu. iranlılar, hz. muhammet'in arkadaşlarından selman-ı farisi'ye bir mektup yazmışlar ve arapçayı bilmediklerini, namazda okumak üzere kendilerine fatiha suresini farsçaya tercüme etmesini istemişlerdi. bunun üzerine selman-ı farisi de fatiha'yı farsçaya çevirerek gönderdi. iranlılar bunu namazlarında okudular. bu bilgi, hanefi ekolünün en güvenilir kaynaklarında sıklıkla ifade edilir.

islamı arap dini olarak gören çevreler, imam ebu hanife'nin bu görüşlerinden rahatsız oldukları için onun ölümünün hemen ardından onun ağzıyla bu fikri yok etmeye çalışmışlardır. nuh ibni meryem, ebu hanife öldükten sonra "onun bu görüşünden vazgeçtiğini" onun ağzıyla rivayet etmiştir. müslümanlar bu rivayete dört elle sarılmış ve çeviri ile namaz kılınamayacağını büyük bir şiddetle savunmaya başlamışlardır. halbuki nuh ibni meryem, ebu hanife'den önce hadis bilginleri tarafından bizzat hz. muhammet'in ağzıyla hadis uydurduğu için "kazip" yani yalancı olarak belirlenmiştir. ebu hanife bu görüşünden hiçbir zaman ayrılmamıştır. onun iki önemli talebesi olan ebu yusuf ve ebu muhammet'in görüşleri de : "namazı arapça bilen arapça kılar, arapça bilmeyen ise kendi dilinde kılabilirdi." şeklindedir.
burada şunu ifade etmek gerekir ki, arapçayı bilmekten kasıt o lisanı bilmektir. yoksa o dilin anlamını idrak etmeden okunuşunu bilmek, arapça bilmek manasına gelmez.
  diğer bazı islam kaynaklarında da bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır. tahavi şerhi'nin 217. sayfasında ve hazin tefsirinin 725. sayfasında kısaca anadilde ibadet mümkündür denmektedir.

konuyu saptırmadan ilginç bir bilgiyi de dipnot olarak paylaşalım. hanefilerin en güvenilir kaynaklarından olan mebsut'ta daha da enteresan bir görüş zikredilmiştir. buna göre; "eğer allah'ın sözü olduğundan şüphe edilmez ise, bozulmadığına dair delil var ise tevrat ve incil'in bölümlerinin bile namazda okunmasında sakınca yoktur."

sonuç olarak ;büyük türk mütefekkiri, türkiye cumhuriyeti'nin kurucu zihniyetinin öncülerinden ziya gökalp'in , din kitaplarının ve hutbelerle vaazların türkçe okunması düşüncesi kesinlikle siyasi bir duruş olarak görülememelidir.
ziya gökalp'in bu duruşu kimseyi rahatsız edemez ve etmemelidir. türk milletine ve diğer milletlere bu hak bizzat ulu tanrı ya da diğer deyişle cenab-ı allah tarafından verilmiştir. hal böyleyken bir milleti bilmediği bir dile hapsetmek en hafif tabir ile ırkçılıktır. üstelik dinde türkçeye karşı çıkan çevrelerin peygamber, abdest,namaz gibi farsça kelimelere de arapça gibi kutsaliyet atfetmeleri bu tepkilerin ne kadar sığ olduğunun göstegesidir.
öztürkçe tanrı kelimesini türk milletinin dilinden sökmeye çalışırken yine farsça huda kelimesini sakıncalı görmemek tam olarak siyasi bir duruştur. dinin anadilde yaşanmasına karşı çıkmak, ülkemizde son yıllarda sıkça başvurulan din istismarına da kapı açar. bazı çevrelerin kuran'ın insanlar tarafından anlaşılmasını "sen okuma,okusan da anlamazsın,sapıtırsın" gibi söylemlerle tehlikeli göstermelerinin sebebi, zümer suresi 3. ayeti olsa gerek. çünkü bu ayette yüce yaratan bizlere çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
"dikkat edin! gerçek din, sadece allah'a mahsusdur. ondan başkasını kendilerine dostlar edinenler ise: biz onlara sadece bizi allah'a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler."
bu size bir şeyleri yada birilerini hatırlatmış olabilir...
bizler bugün malesef konuştuğu cümlelere ingilizce  kelimeler serpiştirerek modern görünmeye çalışanlarla, konuştuğu cümlelere arapça kelimeler serpiştirerek dindar görünmeye çalışanlar arasında türkçe konuşma savaşı vermekteyiz.
milletimiz anladığı dilde tanrı ile iletişim kurduğunda, anladığı dilde namaza çağırıldığında, tanrı sözlerini anlamadıkları bir dilde sevap kazanmak için değil, anladıkları dilde "anlamak" için okuduğunda önce kendini sonra geleceğini kurtaracaktır prangalardan.

"göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da allah'ın delillerindendir. şüphesiz bunda bilenler için elbette alınacak dersler vardır." (rum,22)
 
tanrı esenliği üstünüze olsun...

edit: pek dindar bir adam sayılmam. sadece konuya ilgiliyim.
milliyetçi olduğumu da düşünebilirsiniz.
fakat unutmayın milliyetçilik iç güdüsel bir olaydır.
burada milliyetçilik yaptıysam bile bu ofansif değil defansif bir milliyetçiliktir.
yani din üzerinden yapılan arap ırkçılığına karşı kendimi savundum sadece.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim