dünyaya orman denir
ursula le guin'in yarattığı fantastik evrende oluşturduğu metaforların, mevcut dünya düzeninde romanlaştırılmasıdır. hatta bir çok noktada vietnam savaşı ile özdeşleştirilir.
kendi romanı ile ilgili şunları paylaşmış;
''yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. bana hiç seçenek bırakmadı. ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da hadfield'in ve dement'in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. oyun oynamak istemiyordu. ahlak dersi vermek istiyordu. ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. umarım bu öykü öyle değildir. madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek. don davidson olmak raj lyubov olmaktan daha da acı vericidir."
kendi romanı ile ilgili şunları paylaşmış;
''yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. bana hiç seçenek bırakmadı. ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da hadfield'in ve dement'in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. oyun oynamak istemiyordu. ahlak dersi vermek istiyordu. ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. umarım bu öykü öyle değildir. madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek. don davidson olmak raj lyubov olmaktan daha da acı vericidir."
devamını gör...
tuhaf alışkanlıklar
çok tuhaf olmasa da, popüler kültürün dayattığı her şeyi; o çok popüler kitapları herkesten sonra okumak, bazı moda trendlerini modası geçtikten sonra giymek/yapmak, herkesin izlediği dizileri ve filmleri herkesten sonra izlemek -veya izlememekten- başka bir şey değildir.
devamını gör...
3 ocak 2021 bakan soylu'nun kılıçdaroğlu'nun sözleriyle ilgili tweet'i
chp lideri kemal kılıçdaroğlu'nun ''cumhurbaşkanı hakkında 3 bin polisle ekmek almaya gidiyor'' söylemine bugün içişleri bakanı süleyman soylu kişisel twitter hesabından bir paylaşımla cevap verdi.
bakanın paylaşımı şöyle ;
--- alıntı ---
kılıçdaroğlu yanlış söylemiş,
3 bin değil 320 bin olacaktı...
türkiye cumhuriyeti'nde görev yapan her polis, cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, ülkedeki her bireyin güvenliğinden sorumludur.
kılıçdaroğlu’nun da...
--- alıntı ---
ilgili tweet
bakanın paylaşımı şöyle ;
--- alıntı ---
kılıçdaroğlu yanlış söylemiş,
3 bin değil 320 bin olacaktı...
türkiye cumhuriyeti'nde görev yapan her polis, cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, ülkedeki her bireyin güvenliğinden sorumludur.
kılıçdaroğlu’nun da...
--- alıntı ---
ilgili tweet
devamını gör...
albert camus
trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. yaşarken bir röportajında ‘trafik kazası en saçma ölüm şekli’ demişliği vardır.
kaderin cilvesi.
kaderin cilvesi.
devamını gör...
erkeklerin gizemli konuşma sebebi
erkek denen canlı ile gizemi aynı cümle içinde kullanmak isterseniz gizem sadece kadın adı olur. erkeklerin gizemle vs. ne işi olur. bakmayın siz o ıssız adam edalı olanlara. erkek denen canlı olabildiğince düzdür.
devamını gör...
birbiriyle karıştırılan mahlaslar
(bkz: amaterasu) - (bkz: amarthiel)
(bkz: fıstıklıbörek) - (bkz: pastirmalicorek)
(bkz: hassas türk aile yapısı) -
(bkz: hafif zırhlı türk süvarisi) .
(bkz: fıstıklıbörek) - (bkz: pastirmalicorek)
(bkz: hassas türk aile yapısı) -
(bkz: hafif zırhlı türk süvarisi) .
devamını gör...
normal sözlük çocuk korosu
hayatım boyunca unutamayacağım, mutluluktan gözlerim dolarak hatırlayacağım sürprizi yapmış korodur. birbirinden güzel insanlardan oluşur, hepsinin yeri ayrıdır. o kadar çok sevilirler ki insan onları görmeden nasıl bu kadar çok sevdiğine şaşırır!
devamını gör...
yaşı geldiği halde evlenmeyen insan
benimdir. yaşım geldiğinde devlet yaşı gelmişler ile iletişim merkezi(185) tarafından arandım ve yaşın geldi birader şeklinde uyarıldım. gerekli evrakları adresime gönderdiler ve imzalayarak yaşım geldiği halde evlenmeyeceğimi beyan ettim, mutluyum.
devamını gör...
edelweiss çiçeği
alp dağları'nın yüksek mi yüksek kesimlerinde nazlı nazlı yetişen ve kokusunun şeker ile balın karışımına benzetildiği çiçek.

hayli nadir görülen bir çiçektir. bulana şans, mutluluk getireceğine inanılır. çiçeğin ismini kelime kelime ayırırsak; edel soylu, weiss ise beyaz anlamına gelir ve türkçe anlamı "değerli, kıymetli beyaz'dır. taç yapraklarının boyutu yaklaşık üç-beş santimetredir ve sekiz tane kadar küçük beyaz yapraktan oluşur. latince ismi leontopodium alpinum olan çiçeğin bilinen otuza yakın çeşidi var. nadir bir bitki türü olduğunda artık koruma altına alınmış.

efsanelerden birine göre;
"alp dağları'nın görkemle parladığı bir gece, dağ tanrısı, öfkesinden yeri göğü inletmiş. öyle çok sinirlenmiş, öyle çok bağırmış ki; gökyüzündeki yıldızlardan, dağlara kadar birçok canlı korkuyla titremeye başlamış. en sonunda alp dağları çatlamış ve gökyüzünden korkuyla kopup düşen yıldızlar bu çatlakların içerisine düşüvermiş. dağ tanrısı'nın karısı bu duruma çok üzülmüş, ağlamış. o ağladıkça gözyaşları yıldızların üzerine düşmüş. düştüğü yerde de hepsi göz alıcı ihtişamdaki birer çiçeğe dönüşmüş."

ayrıca 1907 yılından beri avusturya imparatorluğu'na bağlı birliklerin sembolü haline gelmiştir.

hayli nadir görülen bir çiçektir. bulana şans, mutluluk getireceğine inanılır. çiçeğin ismini kelime kelime ayırırsak; edel soylu, weiss ise beyaz anlamına gelir ve türkçe anlamı "değerli, kıymetli beyaz'dır. taç yapraklarının boyutu yaklaşık üç-beş santimetredir ve sekiz tane kadar küçük beyaz yapraktan oluşur. latince ismi leontopodium alpinum olan çiçeğin bilinen otuza yakın çeşidi var. nadir bir bitki türü olduğunda artık koruma altına alınmış.

efsanelerden birine göre;
"alp dağları'nın görkemle parladığı bir gece, dağ tanrısı, öfkesinden yeri göğü inletmiş. öyle çok sinirlenmiş, öyle çok bağırmış ki; gökyüzündeki yıldızlardan, dağlara kadar birçok canlı korkuyla titremeye başlamış. en sonunda alp dağları çatlamış ve gökyüzünden korkuyla kopup düşen yıldızlar bu çatlakların içerisine düşüvermiş. dağ tanrısı'nın karısı bu duruma çok üzülmüş, ağlamış. o ağladıkça gözyaşları yıldızların üzerine düşmüş. düştüğü yerde de hepsi göz alıcı ihtişamdaki birer çiçeğe dönüşmüş."

ayrıca 1907 yılından beri avusturya imparatorluğu'na bağlı birliklerin sembolü haline gelmiştir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir süredir, uzaklardan seviyorum seni. şimdi gel yakınıma yakından sev beni desen nasıl severdim seni inan ki bilmiyorum.
mesela tenine dokununca ne olurdu parmaklarıma?
diyelim ki artık bir adım ötemdesin, sarılabiliyorum sana.
nasıl sarardım seni kim bilir?
gölün kenarında bir bankta, güneşin batışını izlerken,
sen o güzelim başını, omzuma koysaydın,
ne yapardı gariban omzum?
mesela oldu ya, eymirin güzelim yollarında, el ele yürürken seninle,
aklım, o gariban aklım, kaç karış havalanırdı inan ki bilmiyorum.
hani oldu ya evimizdeyiz, umut dolu, sevgi dolu yeni bir güne şiirlerle başlar, öğle yemeği yerine düz yazılar ile beslenirdik. günün akşamını hafif bir yemeğin yanında birer kadehlik kırmızı şarabımızı içerken, plakçalarımızda çalan beethoven sayesinde kulaklarımızın pası silinmiş şekilde edebiyattan konuşarak geçirip, gecesini, uykuya dalmadan önce masallar anlatarak yaşardık. bu güzel günü bu şekilde bitirmek beni nasıl mutlu ederdi bir bilsen.
hani o, kırmızı panjurlu, önünde mor menekşeler olan, küçüçük ama ahşaptan, içerisinde yüzlerce, binlerce kitabımızın olduğu evimizde, elinde kitabın uyuyakalmış ruhunu sarmalamaktan daha büyük mutluluk verici şey ne olabilirdi ki.
işte bu düşüncelerle çıksam yüreğimden senin yüreğine doğru harekete geçsem.
ve, ellerimde en güzel papatya demetleriyle, bir gün ansızın çıkıp gelsem yanına. yüreğim pırpır kanatlanmış uçacak bir durumdayken, bedenim seni görmenin heyecanıyla tirtir titrerken, ruhum ise doğuştan yarım kalan tarafını bulmanın keyfini yaşarken, dudaklarımdan hangi kelimeler dökülürdü acaba inanki bilmiyorum? kelimelerin gücü yeter miydi bu büyük karşılaşmanın manasını anlatmaya? tüm zamanlarımı anlamlı kılan bu anı, türk dil kurumunun biçare sözlüğünde bulunan kelimelerin tek tek ya da çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelerek anlatmasını beklemek, nafile bir çaba değil de neydi?
işte o an, o sözlük yeniden yazılmalıydı. en temiz harflerden, en derin anlamlar içeren kelimeler üretilerek.
hadi oldu diyelim, hislerimi anlatır cümleler kurabildim. peki kelimeler ne denli önemliydi.
hayran hayran bakışlar, titrek konuşmalar, ateş basmaları olmayınca.
insan, konuşurdu, yazardı, çizerdi ama emek olmayınca, sevdiğin kişiye sonsuz özgürlük tanımayınca, o güzel hisleri pazarlık konusu yapmaya başlayınca, sevgi mi kalırdı ortada.
evet evet, seni hiçbir karşılık beklemeden, sonsuz bir sadakatle, içindeki çocuğu büyütmeden, değişmeni beklemeden aksine kendin olabilmeni destekler biçimde, severdim seni.
mesela tenine dokununca ne olurdu parmaklarıma?
diyelim ki artık bir adım ötemdesin, sarılabiliyorum sana.
nasıl sarardım seni kim bilir?
gölün kenarında bir bankta, güneşin batışını izlerken,
sen o güzelim başını, omzuma koysaydın,
ne yapardı gariban omzum?
mesela oldu ya, eymirin güzelim yollarında, el ele yürürken seninle,
aklım, o gariban aklım, kaç karış havalanırdı inan ki bilmiyorum.
hani oldu ya evimizdeyiz, umut dolu, sevgi dolu yeni bir güne şiirlerle başlar, öğle yemeği yerine düz yazılar ile beslenirdik. günün akşamını hafif bir yemeğin yanında birer kadehlik kırmızı şarabımızı içerken, plakçalarımızda çalan beethoven sayesinde kulaklarımızın pası silinmiş şekilde edebiyattan konuşarak geçirip, gecesini, uykuya dalmadan önce masallar anlatarak yaşardık. bu güzel günü bu şekilde bitirmek beni nasıl mutlu ederdi bir bilsen.
hani o, kırmızı panjurlu, önünde mor menekşeler olan, küçüçük ama ahşaptan, içerisinde yüzlerce, binlerce kitabımızın olduğu evimizde, elinde kitabın uyuyakalmış ruhunu sarmalamaktan daha büyük mutluluk verici şey ne olabilirdi ki.
işte bu düşüncelerle çıksam yüreğimden senin yüreğine doğru harekete geçsem.
ve, ellerimde en güzel papatya demetleriyle, bir gün ansızın çıkıp gelsem yanına. yüreğim pırpır kanatlanmış uçacak bir durumdayken, bedenim seni görmenin heyecanıyla tirtir titrerken, ruhum ise doğuştan yarım kalan tarafını bulmanın keyfini yaşarken, dudaklarımdan hangi kelimeler dökülürdü acaba inanki bilmiyorum? kelimelerin gücü yeter miydi bu büyük karşılaşmanın manasını anlatmaya? tüm zamanlarımı anlamlı kılan bu anı, türk dil kurumunun biçare sözlüğünde bulunan kelimelerin tek tek ya da çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelerek anlatmasını beklemek, nafile bir çaba değil de neydi?
işte o an, o sözlük yeniden yazılmalıydı. en temiz harflerden, en derin anlamlar içeren kelimeler üretilerek.
hadi oldu diyelim, hislerimi anlatır cümleler kurabildim. peki kelimeler ne denli önemliydi.
hayran hayran bakışlar, titrek konuşmalar, ateş basmaları olmayınca.
insan, konuşurdu, yazardı, çizerdi ama emek olmayınca, sevdiğin kişiye sonsuz özgürlük tanımayınca, o güzel hisleri pazarlık konusu yapmaya başlayınca, sevgi mi kalırdı ortada.
evet evet, seni hiçbir karşılık beklemeden, sonsuz bir sadakatle, içindeki çocuğu büyütmeden, değişmeni beklemeden aksine kendin olabilmeni destekler biçimde, severdim seni.
devamını gör...
türk lirası ile burnunu silen arap turistler
her ne olursa olsun saygısızlık, görgüsüzlük ve kendini bilmezliktir. çok çirkin bir davranıştır.
ayrıca elden ele dolaşan, üstünde her türden bakteri ve virüs taşıyan değerli bir kağıdı burna silme cesaretleri de düpedüz akıl noksanlığıdır.*
parada bulunan bakteri sayısı
ayrıca elden ele dolaşan, üstünde her türden bakteri ve virüs taşıyan değerli bir kağıdı burna silme cesaretleri de düpedüz akıl noksanlığıdır.*
parada bulunan bakteri sayısı
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
su aygırları, kırmızı renkte terler.
devamını gör...
hasan sabbah
tarihin en esrarengiz kişiliklerinden birisidir hasan sabbah. dönemin önemli devlet adamlarına düzenlenen suikastleri ile bilinen haşhaşiler tarikatının kurucusu ve lideridir. birçok alanda çok derin bilgi sahibi ve otoriter bir liderdir. sabbah keskin zekalı, becerikli, aritmetik düşünebilen bir lider olmasının yanı sıra astronomi ve büyü gibi alanlarda da yetkin biri olarak bilinirdi. "suikast"in atası olan hasan sabbah, tarihin ilk teröristlerini yetiştiren kişi olarak da tanınır. yetiştirdiği amansız suikastçiler ve 34 sene boyunca dışına çıkmadan yaşadığı ünlü alamut kalesi, sabbah'ı tarih sahnesinde farklı yapan etkenlerdir.
sabbah, kum şehrinde dünyaya gelmiştir. sabbah, hayatını anlattığı sergüzeşt-i seyyidina adlı eserinde himyerî krallığı'nın soyundan geldiğini belirtmektedir. babası ali bin muhammed oniki imam şiiliğinin önemli isimlerinden birisiydi. oğlu hasan'ın felsefe, kelam, mantık, fıkıh ve riyaziyyat alanlarında iyi eğitim almasını sağlamıştır.
sabbah hakkındaki en ünlü riyavetlerden birisi hasan sabbah, ömer hayyam ve nizamülmülk, aynı zamanda eğitim görmüş okul arkadaşları olduğudur. birbirlerine verdikleri sözlere göre, içlerinden hangisi başarılı olursa, diğerlerine yardımcı olacaktır. nizamülmülk devlet kademelerinde tepelere çıktıktan sonra, bu sözünü tutmuştur. ömer hayyam ondan kendine emeklilik maaşı bağlanarak serbest ve rahat bir hayat sürmek istemiştir. hasan sabbah ise saray içinde çok daha yüksek bir makama gelmek istemiştir. vezirlik mevkisine gelmeyi arzulayan hasan'ın ayağını kaydırmak adına, vezir tarafından şerefine laf getirici söylentiler çıkarılmıştır. bunun üzerine hasan sabbah, mısır'a yerleşmiştir. fakat anlatılan bu hikaye, efsane olmaktan öteye geçememiştir. çünkü nizamülmülk ile hasan ve hayyam arasında, yaklaşık 30 senelik bir fark bulunmaktadır. bu yüzden hikayenin gerçeklik payı yok denecek kadar azdır.
din alimi olmak isteyen sabbah tahsilini devam ettirmek için rey şehrine gitmiştir. on yedi yaşına kadar bağlı kaldığı oniki imam şiiliğinden, karşılaştığı fatımî daisinin etkisiyle ismaililik mezhebine geçiş yaptı. hasan sabbah'ın isfahan, azerbaycan, silvan, mezopotamya, suriye ve filistin kıyılarından geçerek mısır'a ulaştığı anlatılmaktadır. yaklaşık 3 yıl boyunca mısır'da kalan sabbah, daha sonra ise kuzey afrika'ya sürülmüştür. buradan da suriye'ye gitmiş ve 10 haziran 1081 tarihinde isfahan'a tekrar ulaşmıştır. hizmet için de 9 sene boyunda iran'ı dolaşmıştır. sabbah iran'ın kuzey taraflarında yer alan deylem bölgesi ile fazlaca ilgilenmiştir. bunun sebebi ise bu bölgenin islam dinini kılıç zoru ile kabul etmemiş olması ve sahip olduğu toprakları çok zor fethedilen, savaşçı insanlara sahip ve köklü geleneklerini sürdürebilen yerli halkın kontrolü altındaydı.
hasan sabbah, aradan geçen bir süre sonra, dikkatini çeken deylem bölgesinde faaliyetlerde bulunabilmek adına kazvin'e göçmüştür. yerleştiği bölgede, yerli halkın arasından çok sayıda mürit bulan sabbah, elbruz dağları'nda bulunan alamut kalesi'ne uzun süreli yerleşmeye karar vermiştir. alamut kales çok geniş bir vadiyi gören bir kayalık alan üzerindedir. yüksekliği iki bin metreyi bulur. oldukça sert, sarp ve dolambaçlı bir yolu vardır. bu yüzden ulaşılması zor bir kaleydi.
sabbah kaleye vardığında, alevi mehdi isimli hükümdar, kalenin hakimiydi. halkı kendi tarafına çekmeyi başaran hasan sabbah, kaleyi almak için çalışmalara başladı. 4 eylül 1090 tarihine, gizli bir çalışmayla kale ele geçirildi. kaleye hükmeden alevi mehdi, kaleyi terk etmek zorunda kaldı. bir kısım iranlı tarihçilere göre sabbah, mehdi'ye büyük bir meblağ değerinde altın vermiştir. fakat bu noktada önemli olan, sabbah'ın bu tarihten itibaren haşhaşin tarikatını kurmuş olmasıdır.
sabbah'ın alamut kalesi'ne yerleştiğinden itibaren toplam 34 yıl boyunca kaleden neredeyse hiç çıkmadığı, hatta kale içindeki odasını bile çok az terk ettiği rivayet edilmektedir. alamut kalesi'ni aldıktan sonra, büyük selçuklu devleti ve abbasiler'e karşı planlar yapan sabbah, yetiştirdiği haşhaşlı suikastçiler ile yalnızca kendi döneminde neredeyse 50'ye yakın suikast gerçekleştirmiştir. bu suikastlerin bazı kaynaklara göre ilki nizamülmülk'ün öldürülmesi olayıdır. diğer suikastler ise, büyük selçuklu devleti'nin üst kademedeki yöneticileri ve abbasiler'in önemli din adamlarına yönelik olarak gerçekleştirilen suikastlerdir.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
desteklediğim gelişmedir. "duvarımı fulle duvarını fulleyeyim" dönemi 2012 yılında facebookta bitti zaten, kafa sözlükte dirilmesi hoş olmazdı.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
"her şey vaktini bekler. ne gül vaktinden önce açar ne de güneş vaktinden önce doğar."
mevlana
mevlana
devamını gör...
kafa rock radyo yayını
bütün sırrı bozan thedansözkiller buradan tişkürlerimi yolluyorum. şaka maka güleç insanlarız yahu. azıcık daha gülelim diye minnak* süprizimiz var zatiinn. keyifli dinlemeler a dostlar!
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ne istediğimi bilmiyorum, pek çok şeyi elde edecek duruma geldiğimde duvarları inşaa ettim kendim için. kavgalar ile büyüdüm , tırnaklarım ile yükseldim şimdi istekleri olmayan biri oldum ve daha yaşım 31.
devamını gör...
adres tarifini yapamayan insanlar
her yere yaya yürümeye alışık olduğu için arabada biri "nasıl gidiyoruz?" diye sorduğunda tüm yolu unutan kişi de olabilir.
devamını gör...
diksiyon geliştirici tekerlemeler
cüce çinici celalli hoca çebi, geceleri içki içince gizlice marpuççular içindeki züccaciyelere gidip, içi çince yazılı cevizcikleri ciro için iç içe geçmiş cicili bicili üç çeşit biçimsiz civalı cam çubuğu cepceğizine indirdi.
devamını gör...
