kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kitap okurum :içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :karşımda sen oturursun,
çalışırım :karşımda sen.
sen ki, her yerde hâzırı nâzırımsın.
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nazım hikmet
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

duraklama, ara verme veya dinlenme demektir.
devamını gör...

kendisi benim sunshine'ımdır. yılların eskitemediği dostluğumuz aksine yıllandıkça daha da güzelleşmiştir. kendisi az ama öz yazar. dolu dolu tanımları ile takip edilmeye değer kıymetli bir yazardır. gerek bilgi içerikli gerek kitap dizi film analizi yaptığı müthiş tanımlarıyla ve varlığıyla sözlük için çiçek gibidir. düşüncelerinin derinliği, ruhunun güzelliği ile baş tacımdır. iyi ki vardır, burada hep var olsundur. çokca seviliyorsuuunnnn
devamını gör...

sevilen birisine alınan hediye verilirken genellikle söylenen atasözü.
daha iyisini daha güzelini vermek isteyip imkan olmadığı zaman da söylenir.
tabi ki hediyede çokluk ve değerden ziyade içtenliğe,o nahif düşüncesinin bilincinde olması gerektiği kanaatindeyim.
devamını gör...

10 yıl kadar önce abimin günlüğümü okuyup benimle dalga geçmesi hâlâ dün gibi aklımda. nasıl bir travma yarattıysa artık o günden sonra günlüğüme hiçbir zaman sırlarımı falan yazmadım, aynı şeyleri yazmaya başlayınca da 5 yıl önce falan bıraktım zaten günlük tutmayı.
arada bir geri döneyim diyorum ama içimde o istek yok. sanki abim olacak şahıs yine gelip günlüğümü okuyacak ve yine hassas olduğum konularda benimle dalga geçecekmiş gibi.

abilerin nesli ne zaman tükenir tahmini?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
monami renkli kuru kalemleri ile yapmış olduğum çizimler
devamını gör...

hala daha adam bezmis diye espri yapilmamis hayati nerdesin*
devamını gör...

havada karada diyorsun...
devamını gör...

anne babayı tebrik etmek gerek mis gibi bir hanzo yetiştirmişler yanına da hayatı zehir edilecek baskı altında büyütülüp ailenin günah keçisi ve geleceğin psikolojisi bozuk annesi olacak bir kız kardeş yapmayı da ihmal etmemişler.
devamını gör...

unuttun mu beni her şeyimi
sildin mi bütün izlerimi
hiç düşmedim mi aklina
hiç çalmadı mı o şarkı..
devamını gör...

00000000000.
devamını gör...

talat paşam, sana minnetimiz çok büyük. türk kadınlarına tecavüz edip katleden, türk çocuklarını ateşe atıp analarına yedirmeye kalkan, anadolu'da oluk oluk türk kanı akıtan vahşi ermeni çetecileri, en başta sen yolladın bu topraklardan. sen olmasan, milli mücadele yıllarında anadolu ermeni kaynayacak ve bizi arkamızdan vuracaklardı! belki de büyük atatürk bile kurtuluş savaşı'nda istediklerini başaramayacaktı bu yüzden! ermeni kurşunlarıyla vatanından ırakta şehit düştün paşa hazretleri... sen bir soykırımcı değil türk'ün timsali olmuş kahraman bir paşasın... mekanın uçmağ olsun!
devamını gör...

iltifatmış gibi hissettiren cümleydi.* kokoreç dükkanının sahibi olan abi memleketlerimizi tahmin ederken "marmaralıya benziyorsun, balıkesir olabilir" dedi. adanalı olduğumu duyunca ise "hiç benzemiyorsun, balıkesir'de çok göçmen olur, kızları çok güzeldir, o yüzden dedim" dedi. teşekkür edince de "gerçekleri söylüyorum" dedi. balıkesirlilere iltifat etti ama ben de bir şekilde dahil oldum sonuçta değil mi? *
devamını gör...

1998'de atv'de yayınlanan, hayat bilgisi, koçum benim ve arka sıradakiler türü lise dizilerinin abisi. sadece 16 bölüm sürse de, hababam sınıfı ruhunu (üstelik o adı hiç kullanmadan) televizyona taşıyabilmişti. senaristi safa önal, yönetmeni halit refiğ olan dizinin başrolünde de, erler film'in yengesi, türker inanoğlu'nun karısı gülşen bubikoğlu vardı (elbette yapımcının kim olduğunu da anladınız). ayrıca bu dizi, gülşen bubikoğlu'nun kamera önüne son geçişidir...



zeynep aktan*, hamile olması sebebiyle işinden istifa etmiş bir edebiyat öğretmenidir. ancak oğlunun bir kazada felçli kalması ve kocasının aynı kazada ölmesi üzerine mesleğine dönmek zorunda kalır. böylece istanbul'un en disiplinsiz okullarından biri olan kartaltepe lisesine atanır.

atandığı okul; kapısında bir uyuşturucu çetesinin (çete reisini gürkan uygun, aka memati oynuyor) haraç kestiği, öğretmenlerinin hoşafa döndüğü, müdürün "ağzımızın tadı bozulmasın hayriy'anım" deyip geçtiği bir yerdir. talebeyse apayrı bir alemdir. kimi öğrenci sınıfta şebeklik yapıp öğretmenin sözünü kesmekle yetinir*, kimi babasının arkadaşıyla evlendirilmeye kalkılır*, kimisi kürtaj olur, kimi hap atar**, kimi hocasına aşık olup derdinden dolayı intihara kalkar*, bazıları da baba dayağıyla kekeme olmuş veya burger king'te çalışırken kız kavgasında bacağından vurulmuştur. öğrencilerin azgınlığı öyledir ki; hocaya "beni taciz etti" iftirası atıp not koparmaya çalışan öğrenci bile çıkar*. hocaların hepsiyle dalga geçen sınıf, zeynep hoca onların alaylarına pabuç bırakmayınca uslanmaya başlar. zeynep hoca da tüm okulun alaylarına rağmen öğrencilerin sorunlarını çözerek onları "uslandırır". diğer taraftan da, eski sevgilisi ve öğrencilerin sorunlarını çözmede en büyük yardımcısı olan emniyet müdürü kemal'le* arasında bir aşk filizlenmektedir...

devamını gör...

yıl 2013 temmuz veya ağustos, üniversite sonuçlarımı öğrenmek için internet kafeye gitmiştim.

üniversiteyi kazandığımı öğrendiğim ekrana bakarken donup kalmıştım sevinçten. ilk tercihim gelmişti çünkü, sonrasında ise hafif bir mutluluk içimi kaplamış ve eve giderken kendimi ödüllendirmek için birkaç cips almıştım.
devamını gör...

saygı bitti mi ilişki de biter.
devamını gör...

bir behçet çelik kitabıdır.

behçet çelik on sekiz öyküden oluşan bu müthiş öykü kitabı ile 2008 yılında sait faik hikaye armağanını kazanmış ve kazanırken de sonuna kadar hak etmiş.

yazar kitabı üç bölüme ayırmış. ama bölümlere isim ya da numara vermektense üç bölümü de ayrı ayrı dizelerle ayırmış birbirinden ki bu ustalara zarif bir selam olmuş bence.

ilk bölümde oktay rifat’ın “ gün batmasa her kente dönebilir” sözüyle yola çıkıyoruz. derdini anlatamayan sessiz insanların arasında dolaşırken gün ortasında arzu duyduğumuz şeyleri düşünüyoruz. bir yandan da iyi olacak, iyi diyoruz kendimizi sağaltmak için. bir kafede eski bir arkadaşımızla yediğimiz ama bize iyi hissettirmeyen yoğurtlu makaranadan sonra güzel bir ortam arayışına giriyoruz. emir kusturica filmlerinden fırlamış bir abladan dinlediğimiz tutmayan fal bize hayatın bundan ibaret olmadığını hatırlatıyor. sabaha kadar arayıştayız, kuşluk vakti karanlığında bulma umuduyla aradığımızı.

ikinci bölümde bizi “ benim sözlerim eskidi/ onunki de eskidi/ zaten kelimeler sonludur “ diyen edip cansever karşılıyor bizi. ıslak muşambanın o rahatsız edici serinliği kolumuza dokunduğunda kendimizi mutlu bir kedi bakıcısına sırnaşan bir kedinin huysuzluğu ile sarmalıyoruz. sonra yoldan geçen güzel kokulu kızlar hep bir ağızdan yaz bitti diyorlar. olağan bir cumartesinin olağanüstü sıcağında mantıklı bulmuyoruz bu sözü. hayatlarımızın aldığı haller aklımızdan geçerken güzel kızlardan birinin kokusuyla müstesna eylül’ün gelişini hayal ediyoruz.

üçüncü bölümde turgut uyar beklemekte bizi “ yarın pazar/ yarınki pazarların sessizliği “ sözüyle. hakim amca beni sormuş cümlesi çalınıyor kulağımıza tam da eylüle girmişken bir postal ezikliği ile. eylül intikam peşinde biliyoruz, tam 31 yıldır. kukumav kuşu gibi düşünmeye de niyetli değiliz ne olursa olsun. anlattığımız hikayeden bir iş devşirsek bize yeter. zaten şunu şurasında ne kaldı dolunayda doğum günü kutlamaya.
devamını gör...

keşkül.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir (bkz: attila ilhan) şiiridir.

elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu

terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı

sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim

dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim