kushim
hepimizin bildiği gibi, tarih, yazının icat edilmesiyle başladı. yazının icadından önceki döneme tarih öncesi deriz. ve yazının icadından sonraki dönem, yani tarih başladığı zaman bilinen ilk insan kimdi? yani şöyle, hani tarih m.ö. 3500 senesinde başladı ya. peki tarihin başladığı dönemde, kayıtlarda adı geçen, en eski insan kim. tarihin başladığı dönemden ta bu döneme kadarki olan sürede, bilinen ilk insan kim diyorum işte.
işte tarihin başladığı dönemden ta bu güne kadar, bilinen en eski insan, kushim'dir.
bu adam, herhalde m.ö. 3200'lerde falan yaşamış. ve adam öleli 5200 sene olmuş, ve adam yani hala var yani. anlayın işte. yani 5200 yıl önce ölen bir adam, bugün az da olsa konuşuluyor. adam acaba tabiri caizse, "tarihin ilk insanı" olduğunu bilebilir miydi?
şimdi bir tablet vardı o döneme ait. üzerinde bir şeyler yazılmış ama anlatılan şey harflerle değil, sembollerle anlatılmış. ve araştırmalar sonrasında da, tablette şunun yazıldığı anlaşılıyor:
29bin 086 birim arpa 37 ay kushim
yani bu kadar arpa, bu kadar sürede teslim alınmış. kushim de bu yazıyı kendisinin yazmış olduğunu belirtmek için sona kendi ismini yazıyor. yani demek ki, bir yazı sonrası kendi ismini yazma ta 5200 yıllık bir gelenekmiş.
fakat kushim'in bilinen ilk insan olduğu konusu tartışmalı bir konudur. m.ö. 3100 senesine ait başka bir tablette şöyle yazıyor:
gal-sal'a ait iki köle. en-pap x ve sukkalgir. (edit: bu arada en-pap x ve sukkalgir kölelerin isimleri)
işte bazı akademisyenler de, bilinen ilk insanın, gal-sal olduğunu düşünüyor.
kushim tableti:

işte tarihin başladığı dönemden ta bu güne kadar, bilinen en eski insan, kushim'dir.
bu adam, herhalde m.ö. 3200'lerde falan yaşamış. ve adam öleli 5200 sene olmuş, ve adam yani hala var yani. anlayın işte. yani 5200 yıl önce ölen bir adam, bugün az da olsa konuşuluyor. adam acaba tabiri caizse, "tarihin ilk insanı" olduğunu bilebilir miydi?
şimdi bir tablet vardı o döneme ait. üzerinde bir şeyler yazılmış ama anlatılan şey harflerle değil, sembollerle anlatılmış. ve araştırmalar sonrasında da, tablette şunun yazıldığı anlaşılıyor:
29bin 086 birim arpa 37 ay kushim
yani bu kadar arpa, bu kadar sürede teslim alınmış. kushim de bu yazıyı kendisinin yazmış olduğunu belirtmek için sona kendi ismini yazıyor. yani demek ki, bir yazı sonrası kendi ismini yazma ta 5200 yıllık bir gelenekmiş.
fakat kushim'in bilinen ilk insan olduğu konusu tartışmalı bir konudur. m.ö. 3100 senesine ait başka bir tablette şöyle yazıyor:
gal-sal'a ait iki köle. en-pap x ve sukkalgir. (edit: bu arada en-pap x ve sukkalgir kölelerin isimleri)
işte bazı akademisyenler de, bilinen ilk insanın, gal-sal olduğunu düşünüyor.
kushim tableti:

devamını gör...
bir gün tek başına
babamın kitaplığından(bkz: tek kişilik ölüm) ile tanıdım (bkz: vedat türkali) 'yi.. darbeler gören, darbelerin öncesi ve sonrasının siyasal atmosferinin topluma etkilerini kitaplarına yansıtan bi (bkz: çınar)..
''ömrünün her dönemin de bütün bilgisini kuşanıp, tanıklık ettiği dönemi anlatmak için kalemini silahı yapardı.'' der bizim ihtiyar onun için..
(bkz: bir gün tek başına) tuğla kıvamında olsa da, sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın. kitabı okutan sayfa sayısı değil sonuçta. bakmayın 747 sayfalık bi kitap olduğuna, elimde sabun gibi iki haftada kaydı gitti. .
kitabın akıcılığı sıkılmadan okumama sebep oldu aslında. öyle ki anlatılan konulara yabancı olmayan okurlar film izler gibi ilerleyeceklerdir. kenan'la, günsel'le ve diğerlerinin rakı masalarına misafir oldum, onların memleket üstüne sohbetlerini dinleyip, onlarla birlikte şikayetçi oldum, zaman zaman küçük burjuva dünyalarında kirlendim. günselin o güzel sesinden nazım'dan şiirler dinledim. kızlı erkekli ortamda hemde! "biz böyle rakı masalarında memleket meselelerini konuşarak mı bir şeylerin değişmesini bekleyeceğiz?" diye soran günselin karşısında ezildim.
korkaklığımı kenan gibi haklılaştırmak için kendime bile inandıramadığım sebepler ürettim. ümitsizliğe kapıldığımız anlarda babanın kapısını çalıp sohbetlerini dinleyip yüreğimize düşen eylem ateşiyle yasaklanmış doğruları onlarla birlikte sokaklarda haykırdım. "dağılın" diye haykıran gücün karşısına bedenini siper edenlerle yoldaş oldum.
düzenin korucuları tarafından gözaltına alınan günsel'in işkence de ki dirayetine hayran kaldım. cellatların karşısında onlarla birlikte dik durdum. hücrede sessiz sessiz ağladım. günsel ile beraber ağız dolusu küfürler ettim komisere . dönemin haramileriyle günümüzün haramilerini kıyasladım. küçük devrimciler ile, geleneksek sol üstüne kafa yordum.
sonra geldim buraya kitabı okuduktan sonra bir şeyler karalayayım dedim, yazıp yazıp sildim, acaba başıma bir iş gelir mi diye tedirgin oldum! herhalde o günlerden bugünlere gelinen süreci anlatacak en güzel örnek parmaklarımızın ucuna kadar gelip de yazamadığımız şeylerin tedirginliğidir. bu tedirginliği yaşamayıp bedel ödemeyi göze alan insanlara sırtınızı dönmemeniz umuduyla tadına vararak keyifle okumanız dileği ile...
--! spoiler !--
"kimseden izin beklemedim seni sevmek için..."
"uyan artık uykudan uyan, uyan esirler dünyası… kavga sesleri geliyor köylerden ve şehirlerden. devrimciler ilerliyor, bugün esir, yarın herşey…"
"nasıl tanıyamıyoruz kişileri...yıllarca yan yana yaşıyoruz, yatıp kalkıyoruz, bir de bakıyoruz bambaşka biriymiş o. "
"demokrasi yapacaklarmış pezevenkler!.. halksız, işçisiz demokrasi olur mu be? koyun sürüsü ettiler milleti..."
"yıllarca çekilen işkenceler, baskılar, hapislikler, sürekli polis kovalamaları öylesine yılgınlık yaratmış ki en namuslu kişiler bile ''örgüt'' sözcüğünden ürker olmuşlardı. faşizmin iyice kuduzlaştığı böyle bir dönemde düzenli bir örgüt çalışması söz konusu değildi. "
".. yararı olur böyle durumlarda. bir şeyler okursun, dalar gidersin, her şeyi unutursun çoğu kez. “sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok ! ”
"felsefe okuyorsunuz demek... vatanınızın, devletinizin yararına düşünmeyi öğretmediler mi size ? "
"birden kızın elini tuttu kenan.
-ne olur beni bırakma günsel, dedi. kimseyle böyle konuşmadım ben. belki budalayım, ama inan bana dürüstüm. şaşırmak istemiyorum yolumu...yalnız yakalıyorlar beni. bırakma artık. sensiz hiçim. çevremdeki her şey sırtımda. tek başıma ezecekler beni."
".. mutluluk da yorar insanı. pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun, mutluluk dediğin bu. bir kıyıda, bir dönemeçte arada bir ortaya çıkıveren pis bulanık akıntılardan uzaklaşacaksın, güçlü kulaçlar atman gerek. ne çok düşmanı var mutluluğun."
--! spoiler !--
''ömrünün her dönemin de bütün bilgisini kuşanıp, tanıklık ettiği dönemi anlatmak için kalemini silahı yapardı.'' der bizim ihtiyar onun için..
(bkz: bir gün tek başına) tuğla kıvamında olsa da, sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın. kitabı okutan sayfa sayısı değil sonuçta. bakmayın 747 sayfalık bi kitap olduğuna, elimde sabun gibi iki haftada kaydı gitti. .
kitabın akıcılığı sıkılmadan okumama sebep oldu aslında. öyle ki anlatılan konulara yabancı olmayan okurlar film izler gibi ilerleyeceklerdir. kenan'la, günsel'le ve diğerlerinin rakı masalarına misafir oldum, onların memleket üstüne sohbetlerini dinleyip, onlarla birlikte şikayetçi oldum, zaman zaman küçük burjuva dünyalarında kirlendim. günselin o güzel sesinden nazım'dan şiirler dinledim. kızlı erkekli ortamda hemde! "biz böyle rakı masalarında memleket meselelerini konuşarak mı bir şeylerin değişmesini bekleyeceğiz?" diye soran günselin karşısında ezildim.
korkaklığımı kenan gibi haklılaştırmak için kendime bile inandıramadığım sebepler ürettim. ümitsizliğe kapıldığımız anlarda babanın kapısını çalıp sohbetlerini dinleyip yüreğimize düşen eylem ateşiyle yasaklanmış doğruları onlarla birlikte sokaklarda haykırdım. "dağılın" diye haykıran gücün karşısına bedenini siper edenlerle yoldaş oldum.
düzenin korucuları tarafından gözaltına alınan günsel'in işkence de ki dirayetine hayran kaldım. cellatların karşısında onlarla birlikte dik durdum. hücrede sessiz sessiz ağladım. günsel ile beraber ağız dolusu küfürler ettim komisere . dönemin haramileriyle günümüzün haramilerini kıyasladım. küçük devrimciler ile, geleneksek sol üstüne kafa yordum.
sonra geldim buraya kitabı okuduktan sonra bir şeyler karalayayım dedim, yazıp yazıp sildim, acaba başıma bir iş gelir mi diye tedirgin oldum! herhalde o günlerden bugünlere gelinen süreci anlatacak en güzel örnek parmaklarımızın ucuna kadar gelip de yazamadığımız şeylerin tedirginliğidir. bu tedirginliği yaşamayıp bedel ödemeyi göze alan insanlara sırtınızı dönmemeniz umuduyla tadına vararak keyifle okumanız dileği ile...
--! spoiler !--
"kimseden izin beklemedim seni sevmek için..."
"uyan artık uykudan uyan, uyan esirler dünyası… kavga sesleri geliyor köylerden ve şehirlerden. devrimciler ilerliyor, bugün esir, yarın herşey…"
"nasıl tanıyamıyoruz kişileri...yıllarca yan yana yaşıyoruz, yatıp kalkıyoruz, bir de bakıyoruz bambaşka biriymiş o. "
"demokrasi yapacaklarmış pezevenkler!.. halksız, işçisiz demokrasi olur mu be? koyun sürüsü ettiler milleti..."
"yıllarca çekilen işkenceler, baskılar, hapislikler, sürekli polis kovalamaları öylesine yılgınlık yaratmış ki en namuslu kişiler bile ''örgüt'' sözcüğünden ürker olmuşlardı. faşizmin iyice kuduzlaştığı böyle bir dönemde düzenli bir örgüt çalışması söz konusu değildi. "
".. yararı olur böyle durumlarda. bir şeyler okursun, dalar gidersin, her şeyi unutursun çoğu kez. “sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok ! ”
"felsefe okuyorsunuz demek... vatanınızın, devletinizin yararına düşünmeyi öğretmediler mi size ? "
"birden kızın elini tuttu kenan.
-ne olur beni bırakma günsel, dedi. kimseyle böyle konuşmadım ben. belki budalayım, ama inan bana dürüstüm. şaşırmak istemiyorum yolumu...yalnız yakalıyorlar beni. bırakma artık. sensiz hiçim. çevremdeki her şey sırtımda. tek başıma ezecekler beni."
".. mutluluk da yorar insanı. pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun, mutluluk dediğin bu. bir kıyıda, bir dönemeçte arada bir ortaya çıkıveren pis bulanık akıntılardan uzaklaşacaksın, güçlü kulaçlar atman gerek. ne çok düşmanı var mutluluğun."
--! spoiler !--
devamını gör...
astroloji ve mitoloji arasındaki ilişki
bu yazı astroloji ve mitolojiyi daha iyi anlamak isteyenler için bir rehber niteliğinde yazılmıştır.
astrolojiden ve mitolojiden anlamayan bir çok insan var, bu astroloji ve mitoloji uzmanları içinde geçerli. "yahu astrolog nasıl astrolojiden anlamasın" diyenler astrologlar size yıldızların konumunu söyleyebilir, buna göre oluşan etkileri söyleyebilir, zodyak kuşağı hakkında bir çok şey söyleyebilirler ama işin mantığını bilmezler. mitoloji uzmanları size bütün mitolojik hikayeleri, tanrıları vs anlatabilirler ama hiç biri size tüm bunların çıkış noktasını ve işin arka planını anlatamaz, çünkü bunları bilmek ayrı bir uzmanlık alanı. dolayısıyla işin arka planını ve çıkış noktasını bilmeden ne astrolojiyi nede mitolojiyi doğru düzgün anlayabilirsiniz. astroloji ve mitoloji arasındaki bağı çoğunuz aklının ucundan bile geçirmemiştir fakat ikisi doğrudan ilintilidir burda anlatacaklarım ezoterik bilgilerdir. halkın bildiği şeyleri yani işin egzoterik boyutunu zaten biliyorsunuz. sabırla okumanız dileğiyle.
insanoğlunun felsefi birikimi bütün mitolojilerde çok önemli bir yeri olan hermes trimegistus'a dayanır. hermesin öğretilerinin çok az bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. hermesin bilgeliği bütün inançlarda ve tarihi dönemlerde mevcuttur. mısır mitolojisinde thot, yunan ve roma mitolojisinde hermes, pers mitolojisinde hürmüz, hz ademin torunu enok, kuranda hz idris ve daha birçok yerde farklı isimlerle tek bir kişiden bahsedilir. hermesin önemi şudur antik çağlardaki bütün bilimlerin dayanak noktası olarak kabul edilir. simya, astroloji, matematik, geometri, maji, felsefe, terzilik, mimari vs gibi bir çok bilimin temelini hermesin attığı söylenir.
tüm bu bilimlerin en önemlisi ise astroloji ve simyadır. simya ayrı bir yazının konusu olduğu için şimdilik sadece astrolojiden bahsedeceğiz. astrolojinin önemli olmasının sebebi ise günlük hayatımıza doğrudan etkisi olmasındandır. güneşin ayın, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri zaman ve ölçü birimlerini tayin etmemize olanak sağlamıştır. eski çağlarda gökyüzündeki olaylar günlük hayatta bir çok durumu anlamlandırmak için referans alınmıştır, zamanla bir çeşit haritaya dönüşmüştür. gezegenlerin konumları ve ilişkileri belli bir rutine dayalıdır. bu rutin işleyiş insan hayatına doğrudan etki eder. hermesin bazı öğretilerinin yazılı olduğu zümrüt tabletlerde bu durumu anlatan önemli bir prensipten bahsedilir. "aşağıdaki yukarıdaki gibidir." yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarla ilişkili olduğunu bu şekilde açıklar hermes.
astroloji bu ilişkileri inceleyen bir alandır. burda önemli olan husus yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bu bağın izahı. yazımızın konusu bu olmadığı için sadece bir soru işareti olarak kalsın şimdilik bu konu. gelelim astrolojiyle mitoloji arasındaki bağlantıya. eski çağlarda göksel olaylar anlatılırken günümüzdeki gibi merkür retrosu, venüsün dar açılar yapması vs gibi bir terminoloji yoktu. insanlar gezegenleri ve yıldız-yıldız kümelerini benzeşim, çağrışım yada etkilerine göre isimlendirmişler. bu isimlendirmeler o kadar çoktur ki her kültürde ve millette farklılık göstermiştir. göksel olaylar anlatılırken isimlendirmenin yanında birde kişileştirmeye ihtiyaç duymuşlar. mesela marsın etkileri savaşla, venüsün kadınlarla aşkla bereketle, merkürün başka bir şeyle ilgisi var. kişileştirmeye ihtiyaç duymalarının sebebi göksel unsurların, doğa olayları ve akabinde insana etki eden gücünü ifade edecek bir terminolojinin bulunmamasından kaynaklıdır. mesela baharın başlangıcında zodyak kuşağındaki belli bir yıldız kümesi güneşin etkisine girer o sırada belirli bir gezegen konumunu almıştır, göksel olayları takip edenlerde bu konumlanmadaki göksel unsurları baharın gelişiyle bereketle aşkla vs özdeşleştirerek yorumlamışlardır.
zamanla bazı insanlar bereketi yada öfkeyi, savaşı yada diğer şeyleri bu yıldızlardan kaynaklan olaylar olarak algılamaya başlayınca yıldızlar tanrısal özelliklere kavuşmuş oldu. derken iş öyle bir boyuta geldiki insanlar mars adında bir savaş tanrısına, zeus/jüpiter adında bir baş tanrıya, inanna/iştar/venüs/kibele adında bir bereket tanrısına vs inanmaya başladı. hermesin aslında kainatın işleyişini anlatmak için öğrettiği felsefe başka boyutlara taşındı. bizim mitoloji diye bildiğimiz efsanelerin mitlerin çıkış kaynağı astrolojidir. mitoloji salt astrolojik olayların hikayeleştirilmesinden oluşmaz elbette. gerçek hayattaki önemli kişi ve olaylarlada harmanlanmış aynı zamanda hayal ürünü pek çok fanteziyide bünyesine katmıştır. her toplum kendine uyarlamış ve yerelleştirmiştir.
okuyucuyu fazla sıkmamak adına örnekleme ve detaylandırmadan uzak durdum aklınıza takılan yada paylaşmak eklemek istediğiniz şeyler varsa sorabilirsiniz.
astrolojiden ve mitolojiden anlamayan bir çok insan var, bu astroloji ve mitoloji uzmanları içinde geçerli. "yahu astrolog nasıl astrolojiden anlamasın" diyenler astrologlar size yıldızların konumunu söyleyebilir, buna göre oluşan etkileri söyleyebilir, zodyak kuşağı hakkında bir çok şey söyleyebilirler ama işin mantığını bilmezler. mitoloji uzmanları size bütün mitolojik hikayeleri, tanrıları vs anlatabilirler ama hiç biri size tüm bunların çıkış noktasını ve işin arka planını anlatamaz, çünkü bunları bilmek ayrı bir uzmanlık alanı. dolayısıyla işin arka planını ve çıkış noktasını bilmeden ne astrolojiyi nede mitolojiyi doğru düzgün anlayabilirsiniz. astroloji ve mitoloji arasındaki bağı çoğunuz aklının ucundan bile geçirmemiştir fakat ikisi doğrudan ilintilidir burda anlatacaklarım ezoterik bilgilerdir. halkın bildiği şeyleri yani işin egzoterik boyutunu zaten biliyorsunuz. sabırla okumanız dileğiyle.
insanoğlunun felsefi birikimi bütün mitolojilerde çok önemli bir yeri olan hermes trimegistus'a dayanır. hermesin öğretilerinin çok az bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. hermesin bilgeliği bütün inançlarda ve tarihi dönemlerde mevcuttur. mısır mitolojisinde thot, yunan ve roma mitolojisinde hermes, pers mitolojisinde hürmüz, hz ademin torunu enok, kuranda hz idris ve daha birçok yerde farklı isimlerle tek bir kişiden bahsedilir. hermesin önemi şudur antik çağlardaki bütün bilimlerin dayanak noktası olarak kabul edilir. simya, astroloji, matematik, geometri, maji, felsefe, terzilik, mimari vs gibi bir çok bilimin temelini hermesin attığı söylenir.
tüm bu bilimlerin en önemlisi ise astroloji ve simyadır. simya ayrı bir yazının konusu olduğu için şimdilik sadece astrolojiden bahsedeceğiz. astrolojinin önemli olmasının sebebi ise günlük hayatımıza doğrudan etkisi olmasındandır. güneşin ayın, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri zaman ve ölçü birimlerini tayin etmemize olanak sağlamıştır. eski çağlarda gökyüzündeki olaylar günlük hayatta bir çok durumu anlamlandırmak için referans alınmıştır, zamanla bir çeşit haritaya dönüşmüştür. gezegenlerin konumları ve ilişkileri belli bir rutine dayalıdır. bu rutin işleyiş insan hayatına doğrudan etki eder. hermesin bazı öğretilerinin yazılı olduğu zümrüt tabletlerde bu durumu anlatan önemli bir prensipten bahsedilir. "aşağıdaki yukarıdaki gibidir." yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarla ilişkili olduğunu bu şekilde açıklar hermes.
astroloji bu ilişkileri inceleyen bir alandır. burda önemli olan husus yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bu bağın izahı. yazımızın konusu bu olmadığı için sadece bir soru işareti olarak kalsın şimdilik bu konu. gelelim astrolojiyle mitoloji arasındaki bağlantıya. eski çağlarda göksel olaylar anlatılırken günümüzdeki gibi merkür retrosu, venüsün dar açılar yapması vs gibi bir terminoloji yoktu. insanlar gezegenleri ve yıldız-yıldız kümelerini benzeşim, çağrışım yada etkilerine göre isimlendirmişler. bu isimlendirmeler o kadar çoktur ki her kültürde ve millette farklılık göstermiştir. göksel olaylar anlatılırken isimlendirmenin yanında birde kişileştirmeye ihtiyaç duymuşlar. mesela marsın etkileri savaşla, venüsün kadınlarla aşkla bereketle, merkürün başka bir şeyle ilgisi var. kişileştirmeye ihtiyaç duymalarının sebebi göksel unsurların, doğa olayları ve akabinde insana etki eden gücünü ifade edecek bir terminolojinin bulunmamasından kaynaklıdır. mesela baharın başlangıcında zodyak kuşağındaki belli bir yıldız kümesi güneşin etkisine girer o sırada belirli bir gezegen konumunu almıştır, göksel olayları takip edenlerde bu konumlanmadaki göksel unsurları baharın gelişiyle bereketle aşkla vs özdeşleştirerek yorumlamışlardır.
zamanla bazı insanlar bereketi yada öfkeyi, savaşı yada diğer şeyleri bu yıldızlardan kaynaklan olaylar olarak algılamaya başlayınca yıldızlar tanrısal özelliklere kavuşmuş oldu. derken iş öyle bir boyuta geldiki insanlar mars adında bir savaş tanrısına, zeus/jüpiter adında bir baş tanrıya, inanna/iştar/venüs/kibele adında bir bereket tanrısına vs inanmaya başladı. hermesin aslında kainatın işleyişini anlatmak için öğrettiği felsefe başka boyutlara taşındı. bizim mitoloji diye bildiğimiz efsanelerin mitlerin çıkış kaynağı astrolojidir. mitoloji salt astrolojik olayların hikayeleştirilmesinden oluşmaz elbette. gerçek hayattaki önemli kişi ve olaylarlada harmanlanmış aynı zamanda hayal ürünü pek çok fanteziyide bünyesine katmıştır. her toplum kendine uyarlamış ve yerelleştirmiştir.
okuyucuyu fazla sıkmamak adına örnekleme ve detaylandırmadan uzak durdum aklınıza takılan yada paylaşmak eklemek istediğiniz şeyler varsa sorabilirsiniz.
devamını gör...
aleksandr sergeyeviç puşkin
bugün doğumgünü olan büyük rus yazar ve şair.
"son çiçekler, hep en tatlısıdır,
ovaların süslü goncalarının.
onların da ardından anılar,
hep hüzünlü, ama canlı kalır.
bir acı ayrılığın anısının, bazen,
sevecen bir buluşmanınkinden,
çok daha canlı kalması gibi."
"son çiçekler, hep en tatlısıdır,
ovaların süslü goncalarının.
onların da ardından anılar,
hep hüzünlü, ama canlı kalır.
bir acı ayrılığın anısının, bazen,
sevecen bir buluşmanınkinden,
çok daha canlı kalması gibi."
devamını gör...
edip cansever şiirlerinden bir alıntı
olmadı, olmayacak da
işte... kırık taşlar gibi bir anlatım!
üstelik teker teker düşüyorlar yere, kayboluyorlar.
işte... kırık taşlar gibi bir anlatım!
üstelik teker teker düşüyorlar yere, kayboluyorlar.
devamını gör...
3 ocak 2021 bakan soylu'nun uyuşturucuyla mücadele tweet'i
içişleri bakanı süleyman soylu, uyuşturucu ile mücadeleyi kişisel twitter hesabından “çatır çutur devam” diyerek duyurdu.
bakan soylu uyuşturucu ile mücadelede gelinen nokta hakkında açıklamada bulundu. şahsi hesabından şöyle duyurdu ;
--- alıntı ---
2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti! 229.156 kişi gözaltı, 23.693 kişi tutuklandı, 23 milyar tl değerinde 114.509.227 kök kenevir, 87 ton esrar ele geçirildi. ölümler ise 2017’de 941 iken 175’e düştü. 'bataklık' dahil 158.674 operasyon yapıldı. çatır çutur devam
--- alıntı ---
ilgili tweet
bakan soylu uyuşturucu ile mücadelede gelinen nokta hakkında açıklamada bulundu. şahsi hesabından şöyle duyurdu ;
--- alıntı ---
2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti! 229.156 kişi gözaltı, 23.693 kişi tutuklandı, 23 milyar tl değerinde 114.509.227 kök kenevir, 87 ton esrar ele geçirildi. ölümler ise 2017’de 941 iken 175’e düştü. 'bataklık' dahil 158.674 operasyon yapıldı. çatır çutur devam
--- alıntı ---
ilgili tweet
devamını gör...
kadınların efendi erkek sevmemesi
efendilik demek sünepe, sıkıcı, sissy erkek demek değildir. siz bunun ayrımını yapamıyorsunuz. efendilik aldatmamak, yalan söylememek değer vermek gibi şeylerdir ve buna serseri gördüğünüz biri de sahip olabilir. hem efendi hem serseri erkek olur mu demeyin oluyor. siz önce efendiliğin ne olduğunu öğrenin.
devamını gör...
özgürüz deyip küfretmeyi yasaklamak
insan küfür etmeden de bir şeyler anlatabilmeli diyerek giriş yaptım,hadi bakalım.
devamını gör...
24 mart 2021 samsun'da kafasına demir merdiven saplanan adam
olacak o kadar skeçlerini hatırlatan garip olay.
www.samsunhaber.com/m/asayi...
www.samsunhaber.com/m/asayi...
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
bakkalda her şeyin bedava olduğunu sanmam. dedem bir keresinde ay sonu gelip bu kadar ne aldın diye kızmasaydı uzun yıllar öyle sanmaya devam ederdim. veresiye defteriyle de o zaman tanışmıştım
devamını gör...
sevişilen en ilginç yer
(bkz: şimdi sallama zamanı)
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
-oncelikle sakin bir ruh hali (dusune dusune isin icinden cikamayan zihinle olmaz o is).
-sonrasinda los sessiz sakin bir ortam, akabinde odanin gun icinde havalandirilmis olmasi ve oda sicakliginin 18-23 dereceler arasinda olmasi.
- bos mide, mumkunse yemek yeme isleminin min. uc saat onceden sonlandirilmasi
-mis gibi yeni yikanmis temiz carsaflarin serili olmasi...
dip not: lavanta kokusunun uyku kalitesini artirdigi soylenmekte, uykuya gecis problemi yasayanlar lavanta yagini deneyebilirler...
-sonrasinda los sessiz sakin bir ortam, akabinde odanin gun icinde havalandirilmis olmasi ve oda sicakliginin 18-23 dereceler arasinda olmasi.
- bos mide, mumkunse yemek yeme isleminin min. uc saat onceden sonlandirilmasi
-mis gibi yeni yikanmis temiz carsaflarin serili olmasi...
dip not: lavanta kokusunun uyku kalitesini artirdigi soylenmekte, uykuya gecis problemi yasayanlar lavanta yagini deneyebilirler...
devamını gör...
birden fazla kitabı beraber okumak
son zamanlarda yaptığım metodtur. kitap türleri farklıysa çok daha iyi olur, daha eğlenceli oluyor kitap okumak
devamını gör...
çaylaklar oy kullanamaz
tırtıllar asla asla asla kahverengi bot giymeeeeezzz.
devamını gör...
kuran’ın insan yapısı olduğu gerçeği
tanım : ateist kardeşler yine büyük bir keşif yapmış dedirten iddiadır.
devamını gör...
geceye ismet özel şiirlerinden bir dize bırak
gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
partizan şiirinden.
henüz dinlemeyenler fakat gırtlağında bir harfin sızısını hissedenler için de bir link
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
partizan şiirinden.
henüz dinlemeyenler fakat gırtlağında bir harfin sızısını hissedenler için de bir link
devamını gör...
küfürbaz insanların sempatikliği
katılmadığım konudur. kabul, herkes belirli zamanlarda küfür kullanır. sinirlendigi, kızdıgi, üzüldügü zamanlar vb. ama bunu sürekli olarak kullanmanın, özellikle toplum içerisinde surekli kullanmanın doğru olduğunu düşünmüyorum.
"galiz küfür köpek havlamasindan daha kötüdür, insanın zeka ve maneviyat açısından gelişmemiş olduğunun göstergesidir. yigitliginizi diğerlerinin de görmesini istiyorsanız, daha güzel ve asil davranış yolları deneyin." - beyaz zambaklar ülkesinde
"galiz küfür köpek havlamasindan daha kötüdür, insanın zeka ve maneviyat açısından gelişmemiş olduğunun göstergesidir. yigitliginizi diğerlerinin de görmesini istiyorsanız, daha güzel ve asil davranış yolları deneyin." - beyaz zambaklar ülkesinde
devamını gör...
büyüdükçe hedeflerin değişmesi
insan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar.20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder ve insan 25 yaşında ölür,75 yaşında gömülür.
-tarkovski
-tarkovski
devamını gör...

