sinameki
karagöz'ün bir oyununda da bahsi geçen bitkidir.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
salı akşamı, saat 23:00 da canlı olarak sizlerle..
müzikler her zamanki gibi
muhabbet de fena sayılmaz
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
saat 23:00 da buradan dinleyebilirsiniz,
radyo.kafasozluk.com/
faithfully yours.
müzikler her zamanki gibi
muhabbet de fena sayılmaz
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
saat 23:00 da buradan dinleyebilirsiniz,
radyo.kafasozluk.com/
faithfully yours.
devamını gör...
kışın güneş gözlüğü takan tip
gözleri hassas, ışığa duyarlı insandır. yazın takılan gözlük hangi amacı taşıyorsa kışında o amacı taşır onun için.
(bkz: ben)
(bkz: ben)
devamını gör...
bulut mu olsam
nazım hikmet şiiri olup, zülfü livaneli tarafından bestelenmiştir, son iki dizesi ayrı güzeldir.
denizin üstünde ala bulut,
yüzünde gümüş gemi,
içinde sarı balık,
dibinde mavi yosun,
kıyıda bir çıplak adam,
durmuş düşünür.
bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla!
denizin üstünde ala bulut,
yüzünde gümüş gemi,
içinde sarı balık,
dibinde mavi yosun,
kıyıda bir çıplak adam,
durmuş düşünür.
bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla!
devamını gör...
8 şubat 2021 alaattin çakıcı'nın boğaziçi tweet'i
büyük resmi görüp, küçük bağlaçları ve ekleri karıştıran mektup içeren bir tweet...
devamını gör...
marvel filmleri
izlenme sırası şu şekilde olmalıdır:
1. captain america: the first avenger (2011)
2. captain marvel (2019)
3. ıron man (2008)
4. ıron man 2 (2010)
5. the ıncredible hulk (2008)
6. thor (2011)
7. the avengers (2012)
8. thor: the dark world (2013)
9. guardians of the galaxy (2014)
10. guardians of the galaxy vol. 2 (2017)
11. ıron man 3 (2013)
12. captain america: the winter soldier (2014)
13. avengers: age of ultron (2015)
14. ant-man (2015)
15. captain america: civil war (2016)
16. black panther (2018)
17. spider-man: homecoming (2017)
18. doctor strange (2016)
19. thor: ragnarok (2017)
20. ant-man and the wasp (2018)
21. avengers: ınfinity war (2018)
22. avengers: endgame (2019)
23. spider-man: far from home (2019)
1. captain america: the first avenger (2011)
2. captain marvel (2019)
3. ıron man (2008)
4. ıron man 2 (2010)
5. the ıncredible hulk (2008)
6. thor (2011)
7. the avengers (2012)
8. thor: the dark world (2013)
9. guardians of the galaxy (2014)
10. guardians of the galaxy vol. 2 (2017)
11. ıron man 3 (2013)
12. captain america: the winter soldier (2014)
13. avengers: age of ultron (2015)
14. ant-man (2015)
15. captain america: civil war (2016)
16. black panther (2018)
17. spider-man: homecoming (2017)
18. doctor strange (2016)
19. thor: ragnarok (2017)
20. ant-man and the wasp (2018)
21. avengers: ınfinity war (2018)
22. avengers: endgame (2019)
23. spider-man: far from home (2019)
devamını gör...
bir dosta alınabilecek hediyeler
kitap başta gelir.
devamını gör...
kadın erkek ilişkilerinden edindiğin bir tecrübe bırak
sen ne kadar yaklaşırsan erkek o kadar yaklaşır. sen ne kadar anlatırsan erkek o kadar anlatır. sen susarsan o da susar.
sonra bahane üretmeye başlarsın bi bakmışsın yalnızsın.
istrr evli ol ister bekar eş yada arkadaş ama karşı cins olunca durum biraz farklı oluyor.
sonra bahane üretmeye başlarsın bi bakmışsın yalnızsın.
istrr evli ol ister bekar eş yada arkadaş ama karşı cins olunca durum biraz farklı oluyor.
devamını gör...
müge anlı replikleri
kocanın evi yok ki, kocanın evi yok. beni çıldırtmak mı istiyorsun sen? senin kocanın evi yok! *
devamını gör...
saçma sapan iltifatlar
zayıflasan fıstık gibi olursun çünkü yüzün çok güzel
devamını gör...
şeytan sofrası
şeytan sofrası, ayvalık ilçe merkezinin 8 km güneyinde bulunan hakim büyük kayalık tepelerin üzerindedir. mevkiden tüm ayvalık adaları ve midilli adası’nın manzarası gözükmektedir. üzerinde şeytan’ın ayak izi bulunduğuna inanılan, halkın madeni para atarak dilek dilediği eski bir lav birikintisidir. sönmüş bir volkandan arda kalan lav birikintileriyle oluşmuş tepe, yuvarlak sofra biçimini andırır. demir kafes içine alınan ayak izine benzeyen şekil turistlerin özellikle uğradığı yerlerden biridir.ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir. özel olarak işletilmekte, tepede bir lokanta bulunmaktadır.gün batımını seyretmek için ideal yerdir.
çukurun mitolojik bir hikayesi var. bu hikâyeye göre; zeus'un ida adındaki süt annesi, şeytanın zeus'a zarar vereceğini düşünür ve bundan korkarak şeytanı kovar. bu şeytanın 3 ayaklı olduğuna inanılır. kaçarken bıraktığı ayak izlerinden birinin şeytan sofrası’nda olduğuna inanılır. diğerleri ise ida dağlarının eteğinde ve midilli adasında'dır.
www.sozcu.com.tr/hayatim/se...
balikesir.com/Ilceler/Galer...
çukurun mitolojik bir hikayesi var. bu hikâyeye göre; zeus'un ida adındaki süt annesi, şeytanın zeus'a zarar vereceğini düşünür ve bundan korkarak şeytanı kovar. bu şeytanın 3 ayaklı olduğuna inanılır. kaçarken bıraktığı ayak izlerinden birinin şeytan sofrası’nda olduğuna inanılır. diğerleri ise ida dağlarının eteğinde ve midilli adasında'dır.
www.sozcu.com.tr/hayatim/se...
balikesir.com/Ilceler/Galer...
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
erkek kardeşlerimin tişört hırsızıyım. geçen gün üstünde görüp beğendiğim tişörtüne yüzsüzce el koyacağımı söyledim. bugün dolabı açtığımda tişört önümdeydi, gitmeden koymuş.
devamını gör...
normal sözlük'ün en güzel profili
devamını gör...
normal sözlük'teki kankacılık ezikliği
bu kankalar kimler yav, hayali oluşum gibi. bi ara var gibilerdi ama aklımda isim yok hiçbir şey yok..
algı oyunları dönüyor burada!!!
algı oyunları dönüyor burada!!!
devamını gör...
gece gece cinli hikayeler anlatan arkadaş
herhalde en uygun başlık burası olacak. o arkadaş da ben olacağım *
herhangi bir ilimizin, çok güzel bir doğa harikasında kamp atmaya karar vermiştik. mekan tanıdık. daha öncesinde fazlaca gitmişliğimiz var. çakalların bölgesi neresi, kadrolu orman kibarı nerede takılır, vaşak görme şansımız nedir, tilki kardeş gelip rızkımıza ortak olur mu? tüm bu mevzularda inanılmaz derecede tecrübeliyiz. akşama doğru istediğimiz noktaya ulaştık. insanların çok da itibar etmediği bir yer ama biz seviyoruz. keyfim, kahyası ve arkadaşımla birlikte, çadırdı, ateşti vesaire zül işleri hallettikten sonra gecenin tadını çıkarmaya başladık. sohbet, muhabbet bir yandan ormandan gelen sesler falan derken zaman akıp gidiyor. yalnız bir noktadan sonra hiç alışık olmadığımız garip sesler duymaya başladık. dedik herhalde bizim gibi iki üç manyak daha bu taraflara çıktı. o yüzden pek de umursamadık. ufaktan ufaktan insan sesleri işitiyoruz. karışık biraz. çok seçilmiyor da. böyle 10- 15 dakika daha geçti. bu tarz mevzularda merak insanın en büyük düşmanı. kalk! etrafa bir bakalım dedim arkadaşa. fırladık kalktık, temkinli bir şekilde etrafı kolaçan ediyoruz. bulunduğumuz yerden yukarı doğru hafifçe bir yokuş var, ondan sonrasında da ufak bir açıklık... * * yavaşça o açıklığa doğru ilerlemeye başladık. gelenler olsa olsa oraya kamp atmışlardır diye düşünüyoruz. en güzel yeri biz tutmuşuz çünkü.
tepe noktaya geldiğimizde açıklığın ortasında bir ateş yandığını gördük. ateşin etrafına tünemiş altı yedi kişilik bir grup var. sağa sola, kazma, kürek, metal detektörü ve bilumum alet edevat dağılmış. hay allah dedik, buraya define aramaya gelmiş adamlar. demek istihbarat sağlam * bunlar bizi gördüğü için el mecbur yavaş yavaş o tarafa doğru hareketlendik. selam verdik, kolay gelsin, keyfiniz daim olsun vesaire belirli bir mesafeden konuşuyoruz adamlarla. ama 22-23'lerinde sakallı bir genç arkadaş, bize sürekli eliyle gidin gidin işaret yapıyor. hem konuşuyorlar hem de işaret diliyle tedirgin bir şekilde bizden uzaklaşmamızı istiyorlar. ulan dedim etrafta keskin nişancı falan var herhalde. dağın başındayız bu neyin telaşı? diyorum ya merak fena. biz bunların dibine kadar gittik. çocuğa döndüm;
-hayırdır ne oldu? niye el kol işareti yapıyorsun?
-abi siz gidin isterseniz. burası tehlikeli.
-madem tehlikeli ne diye ateşi yaktınız da etrafında oturuyorsunuz arkadaş?
-abi bak gitmezseniz mesuliyet kabul etmem. biz ettik, siz etmeyin.
herhalde bunlar bizimle kafa buluyor. yalnız bir tek genç çocuk, bizimle adam gibi diyalog kuruyor. diğerleri boş gözlerle bize bakıp, sonra ateşe odaklanıyorlar.
anlat bakalım dedik. biz sorumluluğu alıyoruz. günah benden gitti abi dedi, başladı anlatmaya;
-abi biz buraya define aramaya geldik.
-orası belli oluyor, ee?
-yaklaşık 2 gündür buradayız.
-yok artık! biz nasıl fark etmedik sizi?
- abi iyi dinle şimdi; burada çok eskilerden kalma lahit mezarlar var. onların içinde de altınlar var dediler. biz de kalktık geldik. bunlardan bir tanesini bulduk, başladık çevresini kazmaya.
ulan diyorum içimden, mekan bizim, bu olaydan bizim niye haberimiz yok. arkadaşla birbirimize bakıyoruz. iyi keklemişler bunları diye iç geçiriyoruz. *
-ee sonra?
-biz dönüşümlü kazmaya başladık etrafı. kazıyoruz kazıyoruz... ama deliler gibi kazıyoruz. bak, allah seni inandırsın saatlerce kazdık. ilk başta bayağı bir derine indiğimizi düşündük. her kazan, bayağı kazdım gelin bakıyor diyor. gidiyoruz bakıyoruz, 10-15 santim ya kazılmış ya kazılmamış. kafayı yersin!
kerata, tam dalgacı mahmut gibi gözüküyor gözümüze ama gözlerindeki endişe bizde de soru işareti yaratıyor. ya sağlam oyuncu ya da bunlar madde falan çekti diye düşünüyoruz.
-oğlum insan ne kadar kazdığını bilmez mi?
-abi ben de onu diyorum ya. nasıl bilmeyelim? imanımız gevredi kazarken ama bir türlü ilerleyemedik.
-toprağın yapısından falan olmasın?
hemen bilimsel bir nokta arıyoruz tabi. boş sual aslında, mis gibi de kazılır oralar bilinmediğimiz şey değil. yoklama macunu atıyoruz birazda...
-yok abi değil. anlatıyorum bak dinle; biz bayağı bir şaşkınız, soluklanalım diye oturduk. sonra ihtiyar bir amca geldi. böyle seksenlerinde falan, iki büklüm. gençler yardıma ihtiyacınız var mı dedi? sen kimsin diye sorduk, ben dedi buraların bekçisiyim. biraz yaşlı değil misin bekçi olmak için? güldü, böyle tiz bir kahkaha attı.
-eee kimmiş?
-dedim ya abi bekçiymiş.
-ha gerçek yani?
-hem de ne gerçek abi. bu geldi oturdu yanımıza. define mi arıyorsunuz burada diye sordu. kem küm ettik ama adam anlamış, evet dedik artık. buldunuz mu bari diye sordu. başımızdan geçeni anlattım tıpkı size anlattığım gibi. bu yine tiz bir kahkaha patlattı. abi bak allah çarpsın ondan sonra hepimizin ayak bilekleri bir anda birbirine zincirlenmişti.
döver misin? söver misin? ama çocuk çok güzel anlatıyor. hikâyenin de sonunu merak ediyoruz.
-zincirler nerede?
-bileklerimiz de abi görmüyor musunuz?'
hergele kafa buluyor diye düşünmeye başladık.
-oğlum zincir mincir yok!
-abi allah çarpsın var! bak...
bu, oturduğu yerden kalkmaya çalıştı, tak durdu kaldı. oscarlık performans sergiliyor çocuk. baktık arkadaşla birbirimize. anlat hele bakalım dedik. nereye düştük biz de bilmiyoruz.
-sonra yaşlı adam bir anda, böyle 1.50 boylarında eciş bücüş bir yaratığa dönüştü. etrafımızda dans etmeye başladı. ama nasıl kahkahalar atıyor. yanımızda imam arkadaş var. bak şu!
eliyle en baştan ikinciyi gösteriyor.
-bildiğiniz tüm duaları okumaya başlayın, cin bu cin diye bağırmaya başladı. abi biz ne biliyorsak okuyoruz ama fayda etmiyor. sabitlenip kalmışız. kalkamıyoruz. bu, bize dedi ki, benim evimi kirlettiniz. aç gözlülük ettiniz. cezasını çekeceksiniz. bir ömür benimle kalacaksınız. abi, bildiğin gibi değil, üzerinde bir sürü altın var. kolyeler, bileklikler. dans ederken hepsi birbirine çarpıyor. acayip sesler çıkıyor. gırtlağından böğürüyor resmen. kabus gibi çöktü üzerimize.
çocuk bir güzel anlatıyor, bir güzel anlatıyor vallahi inanmaya başlayacağız. bildiğin fantastik kurgu bir gerilimin içerisindeyiz. leprikon'un intikamı episode-1 *
-taktı yani size?
-abi dalga geçme bak siz de tehlikedesiniz!
-oğlum biz bir yeri kazmadık ki?
-abi anlatamıyorum ben size herhalde. geri gelecek bu. altınlarını bırakır mı?
-ne altını oğlum, hani kazamamıştınız?
-bizde öyle sanıyorduk abi. bu kandırmış bizi. başka şeyler görmüşüz. altınlar orada işte.
eliyle ateşin olduğu yerin yanında çukur gibi olan bir yeri gösteriyor. biz boş boş bakıyoruz.
-abi görmüyor musunuz ya!
-oğlum vallahi görmüyoruz. bak yemin verdim.
-abi valla ağlayacağım ya!
-siz bir şey içmediniz değil mi?
-abi ne içmesi etmesi kullanmayız biz öyle şeyler.
neyse anlat sen, mevzu ne bari onu anlamaya çalışalım. inanıyoruz biz sana.
çocuk öyle ağlamaklı bir sesle konuşuyor ki biraz güven telkin edelim de mevzuyu anlayalım bari dedik.
-biz buna yalvarmaya başladık. biz ettik sen etme. bir daha buralara gelmeyiz. ne istersen yaparız falan diyoruz. bu gülerek bize bakıyor. yine ateş etrafında dans falan etti. garip gurup bir lisanda konuşuyor kendi kendine. bizim imam arkadaş, cin dili bu diye söyledi bize. artık her şey mümkün diye düşünüyoruz zaten. bu dans ederken birden bulunduğu yerde derin bir çukur oluştu. içi altınla dolu abi. üzerinden atlıyor, hırıldıyor. eğiliyor, bir kaç tanesini eline alıp yalıyor. bize dönüyor kahkahalar atıyor. sanki saatler geçti böyle. her çığlığında irkiliyoruz. kasılıyoruz. kusacak gibi oluyoruz. fena bir şey!
demek ki, leprikon yolunu şaşırıp kendisini bizim memleketin dağına tepesine vurdu diye düşünmeye başladık. başka ihtimal gelmiyor aklımıza * ama tipten kaybediyor. leprikon dediğin daha sevimli bir şey. bunun anlattığı eciş bücüş bir yaratık. biz hikâyenin finalini merak ediyoruz aslında.
-tamam sakin, devam et sen.
abi, bu hepimizin, tek tek dibine girip altınları yalayıp, bir şeyler fısıldamaya başladı. bakamıyorum gözlerine. kan kırmızı. alev alev. biz bildiğin hatim indirdik. bunlar bana sökmez diye kahkaha atıyor. imam arkadaş durmayın okuyun diye bağırıyor. kabus gibi. altıma ettim edeceğim. cevşen var boynumda, onu tuttum. okumaya devam ediyorum. bir anda elime bir sıcaklık yayıldı. tutamadım cevşeni çektim elimi, kasıldım resmen. bu yine tiz bir kahkaha patlattı. geldi dibimde durdu. bana baaaak diye bağırıyor. korkarak kaldırdım kafayı, abi yok böyle bir şey. görsen ruhunu teslim edersin. parmağıyla çenemi tuttu. tamam dedi, size bir şans vereceğim. altınlarımın hepsini göstereceğim yere taşıyacaksınız. taşıdığınız her altını da benim adımı söyleyerek yalayacaksınız.
fanteziye gel.
-eee sonra''
-abi sonra bu yok oldu. ben geri geleceğim. bekleyin beni dedi. sanki bir yere gidebilirmişiz gibi. görüyorsunuz işte zincirleri
artık biz de aşka geldik.
-evet görüyoruz. nereye gidebilirsiniz ki onlarla?
bu arada tüm bu diyaloglar esnasında diğerlerinden tek ses gelmez mi? gelmiyor. adamlar büyülenmiş gibiler. biraz bize bakıyor, az dinleyip yine ateşe falan bakıyorlar. ruhları çekilmiş gibi hergelelerin. varlıklarıyla yoklukları belli değil. çocuğun hali ahvali fena. anlattıkça dehşete kapılıyor. ulan diyoruz bunlar bir şeyin kafasını yaşıyor ama neyin kafasını yaşıyor?
-işte abi sabah olmadan gelecek. imam arkadaş bizi sınava tabi tutacağını söylüyor.
çocuk bunu söyledikten sonra bir anda durdu.
abi yoksa siz de mi cinsiniz? abi bak valla bir şey yapmadık. yapacak halimiz yok. taşıyacağız altınları. evimize gitmek istiyoruz biz.
hayda! bir bu eksikti. hayatımda ilk kez cin sanılmanın verdiği şaşkınlıkla;
-lan oğlum manyak mısın? bizim cine benzer halimiz var mı? sakin ol sen, anlat şu mevzuyu. bak buradayız yanınızdayız işte. istersen jandarmayı falan getirelim. sıkıntınız neyse çözülsün!
-abi yok yok! ne jandarması? karıştırma şimdi jandarmayı, siz anlattıklarımdan hiç bir şey anlamamışsınız. bu, gün doğmadan gelecek, biz altınları taşıyıp kurtulacağız.
bizim arkadaş da artık şişmiş olmalı ki, tutamadı kendini.
"e tamam oğlum biz de el atalım daha çabuk taşırız. dert etme (!)" deyiverdi. biz bildiğiniz olaya kanalize olduk. role girdik yani. yardım falan teklif ediyoruz artık. böylece frp'de son noktayı gördük herhalde.
-yok abi yok. siz o gelmeden gidin. bak allah, muhammed aşkına gidin.
bir yandan da nasıl merak ediyoruz, otursak bizde beklesek kafasındayız. ama çocuğun hali cidden vahim. resmen yalvarıyor. peki dedik gidelim. bir kaç moral cümlesi falan söyledik. en son allah kurtarsın dedik iyi mi? sağ ol abi dedi. biz, geldiğimiz yoldan kendi kamp alanımıza döndük. tabi arkadaşla aramızda fena muhabbet dönüyor. teoriden teoriye atlıyoruz. en çokta diğerlerinin hali üzerine odaklanıyoruz. ama bizde durumu merak etmiş durumdayız. karar verdik, yarım saatte bir devriye atalım, tepeye tüneyip, boşluğu izleyelim diye. gidiyoruz geliyoruz. bunlar öylece bekliyor. aynı bıraktığımız gibiler. var bu işte bir iş ama ne? hayır bizi kafalamış olsalar aynı vaziyette kalırlar mı hiç? o gece bildiğiniz teyakkuz halinde kaldık. her devriyede aynı manzara ile karşılaşmaktan da bıktık. sabaha doğru girdik çadırlara yattık.
-abiiiii! günaydın!
ulan ne oluyor demeye kalmadan apar topar bu sesle uyandık. fırladık çadırdan dışarı. daha ayılamamışız.
- bıraktı mı lan sizi?
- bıraktı abi. taşıdık hepsini. nasihat etti gönderdi.
- iyi cinmiş bak!
-öyle abi öyle! ömür billah kölesi olacaktık yoksa...
- gelin oturun yahu. anlat hele, ne oldu biz gittikten sonra?
-abi bu sabaha doğru geri geldi. yaşlı amca görünümündeydi.
yalnız bu sefer diğerleri de konuşuyor. betleri benizleri biraz yerine gelmiş.
- iyi bari insana benzemiş biraz.
-bak abi dalga geçme. yaşadığımızı biz biliriz.
-yahu tamam celallenme anlat sen
-geldi işte. böyle babacan bir tavırla bize altınları gösterdi. o önde biz arkada altınları taşıdık. kocaman mağara gibi bir yer. duvarlarında garip garip kırmızı yazılar var. imam arkadaşın dediğine göre cin lisanında işte. mağara bildiğin uğulduyor abi. her giriş çıkışımızda kulaklarımız patladı resmen. en sonunda işimiz bitti. çekti hepimizi mağaranın önüne, gayet yumuşak bir ses tonuyla bizi bir daha buralarda görmek istemediğini, bir daha görürse sonsuza kadar lanetleneceğimizi falan söyledi. biz de o gider gitmez, pılımızı pırtımızı topladık işte. aşağı ineceğiz.
birde olağan anlatıyor ki sormayın.
-geçmiş olsun ne diyelim. çay içer misiniz?
-yok abi gidelim biz. bence siz de bir an önce toparlanın. bak dün gece dinlemedin beni, inat etme, tekin değil buralar.
''tamam biz de ineriz.'' geçiştiriyoruz tabi.
abi bak dedi ensesini uzattı, böyle hafif bir iz var. el izi gibi.
''damgaladı abi bizi.'' yok artık açık mert korkusuz yani! diğerleri de gösterdiler. yoda şaplak atmış gibi duruyor. biz hakikaten neyin içine düştük, bu olaylar nedir, kamera şakasında mıyız? çözebilmiş değiliz. sürü oluşturuyor herhalde kerkenez.
-ne diyeyim kardeşim. büyük geçmiş olsun size.
-sağ olun abi. gidiyoruz biz, bir şey diyor musunuz?
-yok eyvallah, canınızın sağlığı.
bunlar yavaş yavaş uzaklaşıp gözden kayboldular. biz biraz daha kalacağız. sonrasında zaman darlığı yüzünden akşamına yola düşeceğiz. kafamızda o var. bir yürüyüş yapmadan mı dönelim? bütün gecemiz felç olmuş zaten. neyse asıl bomba orada patladı. bildiğimiz bir parkur var. başladık yürümeye, sohbet doğal olarak bu mevzu üzerine dönüyor. gülüyoruz ediyoruz. o esnada karşıdan yaşlı bir amca görünmesin mi? haydi buyurun cenaze namazına. ulan diyorum kesin kabus görüyor olmalıyız. yok yani bu kadarı da olmaz!
- selâmün aleyküm
- aleynâ ve aleykum selam * *
- nereye gidersiniz?
- yürüyüş yapıyoruz.
- ha iyi iyi! yürüyün tabi, benim köy aşağıda, dönerken uğrayın da bir çayımızı için.
-eyvallah amcam. haydi selametle.
adam bizim elemanların tarif ettiği ihtiyara da az biraz benziyor sanki. işkillendik tabi. mevzu acayip garip ilerledi. yürüyüş bitti. tası tarağı topladık doğruca açıklık alanı teftişe gittik. asayiş berkemal, ortalıkta in cin top oynuyor. * dedik acaba bir şeyler bulabilir miyiz? sağa sola bakındık biraz. sherlock modunu açıp zihin gecekondumuzda tüm olasılıkları değerlendirdik ve ortamın stabil olduğuna karar verip, o muazzam mekana şöyle bir son kez bakarak aşağıya doğru inmeye başladık. aklımıza köy geldi. bir uğrayalım bakalım hem malumat alalım hem de çay içeriz diye düşündük. neyse efendim vardık köy meydanına, girdik köy kahvesine. selam sabah işlerini ve rutin sorgulama sürecini geçtikten sonra * kitabın orta yerinden girdik mevzuya.
- definecilere denk geldik yukarıda.
-dimeğğ. canı çıkmayasıcalar. hep gelivereyolar. huzur bırahmadılar bizde.
- var ki geliyorlar amcam.
amca da kelli felli, göbekli, kasketli tonton bir şey bu arada.
- varsağ ne olcek? onlara mı kalmış alması. bunun devleti var, askeri var. alıncağsa onlar alıverir.
- doğru diyorsun amcam hiç böyle bildiğin define hikayesi falan var mı senin?
elini sallayarak; ''ohooo bi sürü. çohtur burada hikaye. anlat anlat bitmez ki, hangisini anletem.?''
- onu sen bilirsin, biz o kadar zamandır gelir gideriz hiç duymadık.
-bu işin meraklıları var. hastası bunlar. gizli gizli gelir her bi yeri kazıverip giderler.
-hımmm. peki olağanüstü bir şeyler ?
-he sen onu deyon. çokk var. üç harfli var diyolarda ben peh inanmayom.
oh dedim, aklı selim birini bulduk sonunda. neredeyse imana gelip, şükür namazı kılacağım. o derece yani.
-neden inanmıyorsun amcam?
- ehtiyarın teki var imiş. buralarda gezinirmiş. onu görürlermiş. öyle bi ehtiyar olsa ben bilmem mi? bu köyün her bişiyini bilirim ben.
buyur buradan yak. geldik mi yine ihtiyara.
- hımm. neymiş bu ihtiyarın olayı amca?
- üç harfliymiş işte. geziveriyomuş buralarda. gelsin bana ben de görem. 70 senedir bana gelmemiş de dünkü adamlara mı geliceğmiş.
topladık cesaretimizi, söyleyiverdik bir anda; amca bu sabah biz de gördük o yaşlı adamı.
-nii sizde mi? tüüü. bide mektep okumuş adamlara benziyonuz.
adam haklı biz de inanmıyoruz ama gördük yani yaşlı adamı, ne diyeceğiz ki?
-neye beziyordu deyin bakıverem.
ihtiyarı tarif ettik. bastı kahkahayı amcam.
- haaa, siz bizim musa'yı görmüşünüz. aklı gidiktir biraz, dere depe dolaşır. üç harflilere mi bulaşmış deyonuuzz.
ama nasıl gülüyor. koptu adam resmen.
''yok biz öyle demiyoruz. ama diyenleri gördük.'' deyip, anlattık tüm mevzuyu amcaya. köylü de can kulağı ile bizi dinliyor. bazıları, var tabi var, olabilir diyor, başka hikayelerden bahsetmek istiyor. bizim amca elinin tersi ile bunları susturuyor. veriyor hepsinin ağzının payını. e diyor bir tanesi oğlan anlatmış işte bunlara...
''kocakarı gibisiniz vallah. vardır o işte bir bit yeniği.'' böyle böyle mevzu dallanıp budaklandı. kalkamıyoruz bir türlü. bizim olayın doğruluğu üzerine tezler havada uçuşuyor. biri kalkıyor ben de gördüydüm o ehtiyarı diyor. amca yapıştıyor cevabı; ''poh gördün. ulan gördün de bugünü mü bekledin deyyus!'' kahkahalar gırla. anlıyoruz ki, buradan da bize ekmek çıkmayacak. biraz gülüp eğlenip müsaade istiyoruz ve yola çıkıyoruz.
biz köyden çıkarken, bakıyoruz ki karşıdan bizim ihtiyar, yani musa amca geliyor. durduruyoruz arabayı. ''bi çay içeydiniz.'' diyor. mevzuyu özetleyip, kornaya basıp el sallayıp gidiyoruz. her şeyi arkamızda bırakıyoruz.
aslında bu hikaye bayağı ayrıntılı bir hikaye, ben özetin, özetinin, özetini yazdım ve kabaca anlatmaya çalıştım. çok fazla ayrıntı barındırıyor ama o kadarını yazmaya takatim yoktu. başlığı görünce hanıma söyledim. çünkü ben bu tarz hikayeleri bolca anlatırım. var bir iki tane daha * aaa dedi sizin hikâyeyi yazsana, ona binaen yazayım dedim. yoksa yazacağım bile yoktu. *
biz orada ne yaşadık, niye yaşadık, elemanlar ne ayaktı, ot mu çekmişlerdi, kafaları mı güzeldi, toplu halde kendilerinden mi geçmişlerdi elbette bilmiyoruz ama bizim için güzel macera oldu. artı bahsettiğim genç çocuk o zaman bu arkadaşın * adını da vermişti. baktık var mı öyle bir yaratık. varmış yani. demek ki ilgiliydi bu işlerle * sonuç olarak benim bildiğim cin, eti cin. gerisi sizin takdirinize kalmış *
herhangi bir ilimizin, çok güzel bir doğa harikasında kamp atmaya karar vermiştik. mekan tanıdık. daha öncesinde fazlaca gitmişliğimiz var. çakalların bölgesi neresi, kadrolu orman kibarı nerede takılır, vaşak görme şansımız nedir, tilki kardeş gelip rızkımıza ortak olur mu? tüm bu mevzularda inanılmaz derecede tecrübeliyiz. akşama doğru istediğimiz noktaya ulaştık. insanların çok da itibar etmediği bir yer ama biz seviyoruz. keyfim, kahyası ve arkadaşımla birlikte, çadırdı, ateşti vesaire zül işleri hallettikten sonra gecenin tadını çıkarmaya başladık. sohbet, muhabbet bir yandan ormandan gelen sesler falan derken zaman akıp gidiyor. yalnız bir noktadan sonra hiç alışık olmadığımız garip sesler duymaya başladık. dedik herhalde bizim gibi iki üç manyak daha bu taraflara çıktı. o yüzden pek de umursamadık. ufaktan ufaktan insan sesleri işitiyoruz. karışık biraz. çok seçilmiyor da. böyle 10- 15 dakika daha geçti. bu tarz mevzularda merak insanın en büyük düşmanı. kalk! etrafa bir bakalım dedim arkadaşa. fırladık kalktık, temkinli bir şekilde etrafı kolaçan ediyoruz. bulunduğumuz yerden yukarı doğru hafifçe bir yokuş var, ondan sonrasında da ufak bir açıklık... * * yavaşça o açıklığa doğru ilerlemeye başladık. gelenler olsa olsa oraya kamp atmışlardır diye düşünüyoruz. en güzel yeri biz tutmuşuz çünkü.
tepe noktaya geldiğimizde açıklığın ortasında bir ateş yandığını gördük. ateşin etrafına tünemiş altı yedi kişilik bir grup var. sağa sola, kazma, kürek, metal detektörü ve bilumum alet edevat dağılmış. hay allah dedik, buraya define aramaya gelmiş adamlar. demek istihbarat sağlam * bunlar bizi gördüğü için el mecbur yavaş yavaş o tarafa doğru hareketlendik. selam verdik, kolay gelsin, keyfiniz daim olsun vesaire belirli bir mesafeden konuşuyoruz adamlarla. ama 22-23'lerinde sakallı bir genç arkadaş, bize sürekli eliyle gidin gidin işaret yapıyor. hem konuşuyorlar hem de işaret diliyle tedirgin bir şekilde bizden uzaklaşmamızı istiyorlar. ulan dedim etrafta keskin nişancı falan var herhalde. dağın başındayız bu neyin telaşı? diyorum ya merak fena. biz bunların dibine kadar gittik. çocuğa döndüm;
-hayırdır ne oldu? niye el kol işareti yapıyorsun?
-abi siz gidin isterseniz. burası tehlikeli.
-madem tehlikeli ne diye ateşi yaktınız da etrafında oturuyorsunuz arkadaş?
-abi bak gitmezseniz mesuliyet kabul etmem. biz ettik, siz etmeyin.
herhalde bunlar bizimle kafa buluyor. yalnız bir tek genç çocuk, bizimle adam gibi diyalog kuruyor. diğerleri boş gözlerle bize bakıp, sonra ateşe odaklanıyorlar.
anlat bakalım dedik. biz sorumluluğu alıyoruz. günah benden gitti abi dedi, başladı anlatmaya;
-abi biz buraya define aramaya geldik.
-orası belli oluyor, ee?
-yaklaşık 2 gündür buradayız.
-yok artık! biz nasıl fark etmedik sizi?
- abi iyi dinle şimdi; burada çok eskilerden kalma lahit mezarlar var. onların içinde de altınlar var dediler. biz de kalktık geldik. bunlardan bir tanesini bulduk, başladık çevresini kazmaya.
ulan diyorum içimden, mekan bizim, bu olaydan bizim niye haberimiz yok. arkadaşla birbirimize bakıyoruz. iyi keklemişler bunları diye iç geçiriyoruz. *
-ee sonra?
-biz dönüşümlü kazmaya başladık etrafı. kazıyoruz kazıyoruz... ama deliler gibi kazıyoruz. bak, allah seni inandırsın saatlerce kazdık. ilk başta bayağı bir derine indiğimizi düşündük. her kazan, bayağı kazdım gelin bakıyor diyor. gidiyoruz bakıyoruz, 10-15 santim ya kazılmış ya kazılmamış. kafayı yersin!
kerata, tam dalgacı mahmut gibi gözüküyor gözümüze ama gözlerindeki endişe bizde de soru işareti yaratıyor. ya sağlam oyuncu ya da bunlar madde falan çekti diye düşünüyoruz.
-oğlum insan ne kadar kazdığını bilmez mi?
-abi ben de onu diyorum ya. nasıl bilmeyelim? imanımız gevredi kazarken ama bir türlü ilerleyemedik.
-toprağın yapısından falan olmasın?
hemen bilimsel bir nokta arıyoruz tabi. boş sual aslında, mis gibi de kazılır oralar bilinmediğimiz şey değil. yoklama macunu atıyoruz birazda...
-yok abi değil. anlatıyorum bak dinle; biz bayağı bir şaşkınız, soluklanalım diye oturduk. sonra ihtiyar bir amca geldi. böyle seksenlerinde falan, iki büklüm. gençler yardıma ihtiyacınız var mı dedi? sen kimsin diye sorduk, ben dedi buraların bekçisiyim. biraz yaşlı değil misin bekçi olmak için? güldü, böyle tiz bir kahkaha attı.
-eee kimmiş?
-dedim ya abi bekçiymiş.
-ha gerçek yani?
-hem de ne gerçek abi. bu geldi oturdu yanımıza. define mi arıyorsunuz burada diye sordu. kem küm ettik ama adam anlamış, evet dedik artık. buldunuz mu bari diye sordu. başımızdan geçeni anlattım tıpkı size anlattığım gibi. bu yine tiz bir kahkaha patlattı. abi bak allah çarpsın ondan sonra hepimizin ayak bilekleri bir anda birbirine zincirlenmişti.
döver misin? söver misin? ama çocuk çok güzel anlatıyor. hikâyenin de sonunu merak ediyoruz.
-zincirler nerede?
-bileklerimiz de abi görmüyor musunuz?'
hergele kafa buluyor diye düşünmeye başladık.
-oğlum zincir mincir yok!
-abi allah çarpsın var! bak...
bu, oturduğu yerden kalkmaya çalıştı, tak durdu kaldı. oscarlık performans sergiliyor çocuk. baktık arkadaşla birbirimize. anlat hele bakalım dedik. nereye düştük biz de bilmiyoruz.
-sonra yaşlı adam bir anda, böyle 1.50 boylarında eciş bücüş bir yaratığa dönüştü. etrafımızda dans etmeye başladı. ama nasıl kahkahalar atıyor. yanımızda imam arkadaş var. bak şu!
eliyle en baştan ikinciyi gösteriyor.
-bildiğiniz tüm duaları okumaya başlayın, cin bu cin diye bağırmaya başladı. abi biz ne biliyorsak okuyoruz ama fayda etmiyor. sabitlenip kalmışız. kalkamıyoruz. bu, bize dedi ki, benim evimi kirlettiniz. aç gözlülük ettiniz. cezasını çekeceksiniz. bir ömür benimle kalacaksınız. abi, bildiğin gibi değil, üzerinde bir sürü altın var. kolyeler, bileklikler. dans ederken hepsi birbirine çarpıyor. acayip sesler çıkıyor. gırtlağından böğürüyor resmen. kabus gibi çöktü üzerimize.
çocuk bir güzel anlatıyor, bir güzel anlatıyor vallahi inanmaya başlayacağız. bildiğin fantastik kurgu bir gerilimin içerisindeyiz. leprikon'un intikamı episode-1 *
-taktı yani size?
-abi dalga geçme bak siz de tehlikedesiniz!
-oğlum biz bir yeri kazmadık ki?
-abi anlatamıyorum ben size herhalde. geri gelecek bu. altınlarını bırakır mı?
-ne altını oğlum, hani kazamamıştınız?
-bizde öyle sanıyorduk abi. bu kandırmış bizi. başka şeyler görmüşüz. altınlar orada işte.
eliyle ateşin olduğu yerin yanında çukur gibi olan bir yeri gösteriyor. biz boş boş bakıyoruz.
-abi görmüyor musunuz ya!
-oğlum vallahi görmüyoruz. bak yemin verdim.
-abi valla ağlayacağım ya!
-siz bir şey içmediniz değil mi?
-abi ne içmesi etmesi kullanmayız biz öyle şeyler.
neyse anlat sen, mevzu ne bari onu anlamaya çalışalım. inanıyoruz biz sana.
çocuk öyle ağlamaklı bir sesle konuşuyor ki biraz güven telkin edelim de mevzuyu anlayalım bari dedik.
-biz buna yalvarmaya başladık. biz ettik sen etme. bir daha buralara gelmeyiz. ne istersen yaparız falan diyoruz. bu gülerek bize bakıyor. yine ateş etrafında dans falan etti. garip gurup bir lisanda konuşuyor kendi kendine. bizim imam arkadaş, cin dili bu diye söyledi bize. artık her şey mümkün diye düşünüyoruz zaten. bu dans ederken birden bulunduğu yerde derin bir çukur oluştu. içi altınla dolu abi. üzerinden atlıyor, hırıldıyor. eğiliyor, bir kaç tanesini eline alıp yalıyor. bize dönüyor kahkahalar atıyor. sanki saatler geçti böyle. her çığlığında irkiliyoruz. kasılıyoruz. kusacak gibi oluyoruz. fena bir şey!
demek ki, leprikon yolunu şaşırıp kendisini bizim memleketin dağına tepesine vurdu diye düşünmeye başladık. başka ihtimal gelmiyor aklımıza * ama tipten kaybediyor. leprikon dediğin daha sevimli bir şey. bunun anlattığı eciş bücüş bir yaratık. biz hikâyenin finalini merak ediyoruz aslında.
-tamam sakin, devam et sen.
abi, bu hepimizin, tek tek dibine girip altınları yalayıp, bir şeyler fısıldamaya başladı. bakamıyorum gözlerine. kan kırmızı. alev alev. biz bildiğin hatim indirdik. bunlar bana sökmez diye kahkaha atıyor. imam arkadaş durmayın okuyun diye bağırıyor. kabus gibi. altıma ettim edeceğim. cevşen var boynumda, onu tuttum. okumaya devam ediyorum. bir anda elime bir sıcaklık yayıldı. tutamadım cevşeni çektim elimi, kasıldım resmen. bu yine tiz bir kahkaha patlattı. geldi dibimde durdu. bana baaaak diye bağırıyor. korkarak kaldırdım kafayı, abi yok böyle bir şey. görsen ruhunu teslim edersin. parmağıyla çenemi tuttu. tamam dedi, size bir şans vereceğim. altınlarımın hepsini göstereceğim yere taşıyacaksınız. taşıdığınız her altını da benim adımı söyleyerek yalayacaksınız.
fanteziye gel.
-eee sonra''
-abi sonra bu yok oldu. ben geri geleceğim. bekleyin beni dedi. sanki bir yere gidebilirmişiz gibi. görüyorsunuz işte zincirleri
artık biz de aşka geldik.
-evet görüyoruz. nereye gidebilirsiniz ki onlarla?
bu arada tüm bu diyaloglar esnasında diğerlerinden tek ses gelmez mi? gelmiyor. adamlar büyülenmiş gibiler. biraz bize bakıyor, az dinleyip yine ateşe falan bakıyorlar. ruhları çekilmiş gibi hergelelerin. varlıklarıyla yoklukları belli değil. çocuğun hali ahvali fena. anlattıkça dehşete kapılıyor. ulan diyoruz bunlar bir şeyin kafasını yaşıyor ama neyin kafasını yaşıyor?
-işte abi sabah olmadan gelecek. imam arkadaş bizi sınava tabi tutacağını söylüyor.
çocuk bunu söyledikten sonra bir anda durdu.
abi yoksa siz de mi cinsiniz? abi bak valla bir şey yapmadık. yapacak halimiz yok. taşıyacağız altınları. evimize gitmek istiyoruz biz.
hayda! bir bu eksikti. hayatımda ilk kez cin sanılmanın verdiği şaşkınlıkla;
-lan oğlum manyak mısın? bizim cine benzer halimiz var mı? sakin ol sen, anlat şu mevzuyu. bak buradayız yanınızdayız işte. istersen jandarmayı falan getirelim. sıkıntınız neyse çözülsün!
-abi yok yok! ne jandarması? karıştırma şimdi jandarmayı, siz anlattıklarımdan hiç bir şey anlamamışsınız. bu, gün doğmadan gelecek, biz altınları taşıyıp kurtulacağız.
bizim arkadaş da artık şişmiş olmalı ki, tutamadı kendini.
"e tamam oğlum biz de el atalım daha çabuk taşırız. dert etme (!)" deyiverdi. biz bildiğiniz olaya kanalize olduk. role girdik yani. yardım falan teklif ediyoruz artık. böylece frp'de son noktayı gördük herhalde.
-yok abi yok. siz o gelmeden gidin. bak allah, muhammed aşkına gidin.
bir yandan da nasıl merak ediyoruz, otursak bizde beklesek kafasındayız. ama çocuğun hali cidden vahim. resmen yalvarıyor. peki dedik gidelim. bir kaç moral cümlesi falan söyledik. en son allah kurtarsın dedik iyi mi? sağ ol abi dedi. biz, geldiğimiz yoldan kendi kamp alanımıza döndük. tabi arkadaşla aramızda fena muhabbet dönüyor. teoriden teoriye atlıyoruz. en çokta diğerlerinin hali üzerine odaklanıyoruz. ama bizde durumu merak etmiş durumdayız. karar verdik, yarım saatte bir devriye atalım, tepeye tüneyip, boşluğu izleyelim diye. gidiyoruz geliyoruz. bunlar öylece bekliyor. aynı bıraktığımız gibiler. var bu işte bir iş ama ne? hayır bizi kafalamış olsalar aynı vaziyette kalırlar mı hiç? o gece bildiğiniz teyakkuz halinde kaldık. her devriyede aynı manzara ile karşılaşmaktan da bıktık. sabaha doğru girdik çadırlara yattık.
-abiiiii! günaydın!
ulan ne oluyor demeye kalmadan apar topar bu sesle uyandık. fırladık çadırdan dışarı. daha ayılamamışız.
- bıraktı mı lan sizi?
- bıraktı abi. taşıdık hepsini. nasihat etti gönderdi.
- iyi cinmiş bak!
-öyle abi öyle! ömür billah kölesi olacaktık yoksa...
- gelin oturun yahu. anlat hele, ne oldu biz gittikten sonra?
-abi bu sabaha doğru geri geldi. yaşlı amca görünümündeydi.
yalnız bu sefer diğerleri de konuşuyor. betleri benizleri biraz yerine gelmiş.
- iyi bari insana benzemiş biraz.
-bak abi dalga geçme. yaşadığımızı biz biliriz.
-yahu tamam celallenme anlat sen
-geldi işte. böyle babacan bir tavırla bize altınları gösterdi. o önde biz arkada altınları taşıdık. kocaman mağara gibi bir yer. duvarlarında garip garip kırmızı yazılar var. imam arkadaşın dediğine göre cin lisanında işte. mağara bildiğin uğulduyor abi. her giriş çıkışımızda kulaklarımız patladı resmen. en sonunda işimiz bitti. çekti hepimizi mağaranın önüne, gayet yumuşak bir ses tonuyla bizi bir daha buralarda görmek istemediğini, bir daha görürse sonsuza kadar lanetleneceğimizi falan söyledi. biz de o gider gitmez, pılımızı pırtımızı topladık işte. aşağı ineceğiz.
birde olağan anlatıyor ki sormayın.
-geçmiş olsun ne diyelim. çay içer misiniz?
-yok abi gidelim biz. bence siz de bir an önce toparlanın. bak dün gece dinlemedin beni, inat etme, tekin değil buralar.
''tamam biz de ineriz.'' geçiştiriyoruz tabi.
abi bak dedi ensesini uzattı, böyle hafif bir iz var. el izi gibi.
''damgaladı abi bizi.'' yok artık açık mert korkusuz yani! diğerleri de gösterdiler. yoda şaplak atmış gibi duruyor. biz hakikaten neyin içine düştük, bu olaylar nedir, kamera şakasında mıyız? çözebilmiş değiliz. sürü oluşturuyor herhalde kerkenez.
-ne diyeyim kardeşim. büyük geçmiş olsun size.
-sağ olun abi. gidiyoruz biz, bir şey diyor musunuz?
-yok eyvallah, canınızın sağlığı.
bunlar yavaş yavaş uzaklaşıp gözden kayboldular. biz biraz daha kalacağız. sonrasında zaman darlığı yüzünden akşamına yola düşeceğiz. kafamızda o var. bir yürüyüş yapmadan mı dönelim? bütün gecemiz felç olmuş zaten. neyse asıl bomba orada patladı. bildiğimiz bir parkur var. başladık yürümeye, sohbet doğal olarak bu mevzu üzerine dönüyor. gülüyoruz ediyoruz. o esnada karşıdan yaşlı bir amca görünmesin mi? haydi buyurun cenaze namazına. ulan diyorum kesin kabus görüyor olmalıyız. yok yani bu kadarı da olmaz!
- selâmün aleyküm
- aleynâ ve aleykum selam * *
- nereye gidersiniz?
- yürüyüş yapıyoruz.
- ha iyi iyi! yürüyün tabi, benim köy aşağıda, dönerken uğrayın da bir çayımızı için.
-eyvallah amcam. haydi selametle.
adam bizim elemanların tarif ettiği ihtiyara da az biraz benziyor sanki. işkillendik tabi. mevzu acayip garip ilerledi. yürüyüş bitti. tası tarağı topladık doğruca açıklık alanı teftişe gittik. asayiş berkemal, ortalıkta in cin top oynuyor. * dedik acaba bir şeyler bulabilir miyiz? sağa sola bakındık biraz. sherlock modunu açıp zihin gecekondumuzda tüm olasılıkları değerlendirdik ve ortamın stabil olduğuna karar verip, o muazzam mekana şöyle bir son kez bakarak aşağıya doğru inmeye başladık. aklımıza köy geldi. bir uğrayalım bakalım hem malumat alalım hem de çay içeriz diye düşündük. neyse efendim vardık köy meydanına, girdik köy kahvesine. selam sabah işlerini ve rutin sorgulama sürecini geçtikten sonra * kitabın orta yerinden girdik mevzuya.
- definecilere denk geldik yukarıda.
-dimeğğ. canı çıkmayasıcalar. hep gelivereyolar. huzur bırahmadılar bizde.
- var ki geliyorlar amcam.
amca da kelli felli, göbekli, kasketli tonton bir şey bu arada.
- varsağ ne olcek? onlara mı kalmış alması. bunun devleti var, askeri var. alıncağsa onlar alıverir.
- doğru diyorsun amcam hiç böyle bildiğin define hikayesi falan var mı senin?
elini sallayarak; ''ohooo bi sürü. çohtur burada hikaye. anlat anlat bitmez ki, hangisini anletem.?''
- onu sen bilirsin, biz o kadar zamandır gelir gideriz hiç duymadık.
-bu işin meraklıları var. hastası bunlar. gizli gizli gelir her bi yeri kazıverip giderler.
-hımmm. peki olağanüstü bir şeyler ?
-he sen onu deyon. çokk var. üç harfli var diyolarda ben peh inanmayom.
oh dedim, aklı selim birini bulduk sonunda. neredeyse imana gelip, şükür namazı kılacağım. o derece yani.
-neden inanmıyorsun amcam?
- ehtiyarın teki var imiş. buralarda gezinirmiş. onu görürlermiş. öyle bi ehtiyar olsa ben bilmem mi? bu köyün her bişiyini bilirim ben.
buyur buradan yak. geldik mi yine ihtiyara.
- hımm. neymiş bu ihtiyarın olayı amca?
- üç harfliymiş işte. geziveriyomuş buralarda. gelsin bana ben de görem. 70 senedir bana gelmemiş de dünkü adamlara mı geliceğmiş.
topladık cesaretimizi, söyleyiverdik bir anda; amca bu sabah biz de gördük o yaşlı adamı.
-nii sizde mi? tüüü. bide mektep okumuş adamlara benziyonuz.
adam haklı biz de inanmıyoruz ama gördük yani yaşlı adamı, ne diyeceğiz ki?
-neye beziyordu deyin bakıverem.
ihtiyarı tarif ettik. bastı kahkahayı amcam.
- haaa, siz bizim musa'yı görmüşünüz. aklı gidiktir biraz, dere depe dolaşır. üç harflilere mi bulaşmış deyonuuzz.
ama nasıl gülüyor. koptu adam resmen.
''yok biz öyle demiyoruz. ama diyenleri gördük.'' deyip, anlattık tüm mevzuyu amcaya. köylü de can kulağı ile bizi dinliyor. bazıları, var tabi var, olabilir diyor, başka hikayelerden bahsetmek istiyor. bizim amca elinin tersi ile bunları susturuyor. veriyor hepsinin ağzının payını. e diyor bir tanesi oğlan anlatmış işte bunlara...
''kocakarı gibisiniz vallah. vardır o işte bir bit yeniği.'' böyle böyle mevzu dallanıp budaklandı. kalkamıyoruz bir türlü. bizim olayın doğruluğu üzerine tezler havada uçuşuyor. biri kalkıyor ben de gördüydüm o ehtiyarı diyor. amca yapıştıyor cevabı; ''poh gördün. ulan gördün de bugünü mü bekledin deyyus!'' kahkahalar gırla. anlıyoruz ki, buradan da bize ekmek çıkmayacak. biraz gülüp eğlenip müsaade istiyoruz ve yola çıkıyoruz.
biz köyden çıkarken, bakıyoruz ki karşıdan bizim ihtiyar, yani musa amca geliyor. durduruyoruz arabayı. ''bi çay içeydiniz.'' diyor. mevzuyu özetleyip, kornaya basıp el sallayıp gidiyoruz. her şeyi arkamızda bırakıyoruz.
aslında bu hikaye bayağı ayrıntılı bir hikaye, ben özetin, özetinin, özetini yazdım ve kabaca anlatmaya çalıştım. çok fazla ayrıntı barındırıyor ama o kadarını yazmaya takatim yoktu. başlığı görünce hanıma söyledim. çünkü ben bu tarz hikayeleri bolca anlatırım. var bir iki tane daha * aaa dedi sizin hikâyeyi yazsana, ona binaen yazayım dedim. yoksa yazacağım bile yoktu. *
biz orada ne yaşadık, niye yaşadık, elemanlar ne ayaktı, ot mu çekmişlerdi, kafaları mı güzeldi, toplu halde kendilerinden mi geçmişlerdi elbette bilmiyoruz ama bizim için güzel macera oldu. artı bahsettiğim genç çocuk o zaman bu arkadaşın * adını da vermişti. baktık var mı öyle bir yaratık. varmış yani. demek ki ilgiliydi bu işlerle * sonuç olarak benim bildiğim cin, eti cin. gerisi sizin takdirinize kalmış *
devamını gör...
allah bir yastıkta kocatsındaki yastık
güzel nick olur.
devamını gör...
22 mart dünya su günü
suyun değerini bilmiyoruz, suyu verimli ve idareli kullanmayı bilmiyoruz , en kısa zamanda suyun nasıl kullanılması gerektiğini okullarda ders olarak verilmesi gerekir.
çiftçilere , hayvancılık yapanlara gerekirse köylerde toplantılar yapılıp suyu kullanmayı öğretmek lazım, bize açıl yeni bir su kullanma mevzuatı lazım su fakiri bir ülkeyiz , yer altı su kaynaklarını tüketmeden yeni kuyuların açılması yasaklanmalı.
sevgili arkadaşlar bu konu çok önemli lütfen sizde çevrenize anlatın suyu idareli kullanalım, suyumuza sahip çıkalım kirletmeyelim.
çiftçilere , hayvancılık yapanlara gerekirse köylerde toplantılar yapılıp suyu kullanmayı öğretmek lazım, bize açıl yeni bir su kullanma mevzuatı lazım su fakiri bir ülkeyiz , yer altı su kaynaklarını tüketmeden yeni kuyuların açılması yasaklanmalı.
sevgili arkadaşlar bu konu çok önemli lütfen sizde çevrenize anlatın suyu idareli kullanalım, suyumuza sahip çıkalım kirletmeyelim.
devamını gör...


