patagonyalı (yazar)
benim için yazdığı nickaltına karşılık olarak nickaltı yazacaktım ki birde ne göreyim ? adam mod olmuş !
(bkz: artık patagonyalı bey diyeceksiniz)
t: mod olmasına sevindiğim (eski) yazar.
edit: turuncu yakışmış :)))
(bkz: artık patagonyalı bey diyeceksiniz)
t: mod olmasına sevindiğim (eski) yazar.
edit: turuncu yakışmış :)))
devamını gör...
ferhan şensoy
sabah sabah karnıma bir yumru oturtan ve aramızdan ayrılan tiyatro sanatçısıdır. huzur içinde uyusun.
devamını gör...
sözlük kulüpleri
ben ekonomi ve iş kolu konuşup fikir alışverişi yapabileceğimiz bir kulüp kurmak istiyorum. buradan yetkililere duyurulur.
devamını gör...
sen çok farklısın
birinin hormanları ses tellerine vuruyordur. kaçın.
devamını gör...
signal
işime yaramayacak uygulama.
bütün çevrem whatsapp'tayken ben signalden ne yapayım ki?
bütün çevrem whatsapp'tayken ben signalden ne yapayım ki?
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
başlarım sana da derdine de diyen psikolog.
devamını gör...
moacir barbosa
günah keçisi kavramının tam karşılığı bu adamdır. cehennemi dünyada yaşamıştır. 1950 dünya kupası finali başlığında kendisinden biraz bahsetmiştim. lakin bu adamın yaşadıkları ve ona yapılanlar ciddi anlamda bir başlığı hak ediyor. işin aslına bakarsanız barbosa 1950 dünya kupasının parlayan yıldızlarından biriydi. ben kendisini sadece bizim maçta * yani brezilya-uruguay maçında izlemedim. kupa boyunca brezilya'nın maçlarını izleme fırsatım olmuştu ve barbosa'yı takip etme imkanına erişmiştim. adam tam anlamıyla bir kara panterdi. zaten brezilya milli takımının ilk siyahi kalecisidir kendisi ve takımı finale gelene kadar da çok ciddi kurtarışlara imza atmıştır. ne demişler? futbolda atanın da tutanın da iyi olacak. işte o brezilya milli takımının atanı da tutanı da iyiydi. ademir atıyor, barbosa tutuyor brezilya güle oynaya finale doğru gidiyordu. her şey tıkırındayken adam kahramandı. barbosa'nın şanssızlığı o gün bizim kaptan varela'nın, schiaffino'nun ve özellikle ghiggia'nın insan üzeri performans göstermesiydi. bu üçlüye kalecimiz maspoli tanrı modunu açarak destek olunca brezilya'nın mağlubiyeti kaçınılmaz oldu. kimse ademir'e laf söylemedi. oysa ilk yarım saatte en az üç net pozisyon harcamıştı. forvetler böyle durumlarda bir şekilde yırtıyor ve ihale hep kalecilere kalıyor. kaleciler zaten yalnız adamlardır. arkalarını kollayacak, onlara destek olacak kimseleri yoktur. direkler desen onlara da güvenemezsin, kariyer katilidir onlar. albert camus bile o üç direğin önünde durmuş olmanın verdiği psikoloji ile hayatına ve eserlerine yön vermiş bir adamdır. ne diyor kendisi bu konuda; ''ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.''
neyse işte futbol tanrıları kaleci şansı vermezse cehennemi barbosa gibi dünya'ya taşıyorsunuz. bakın o gün orada iki brezilya taraftarı intihar ederek öldü ve bunun tüm yükünü de bu adamın sırtına yüklediler. teknik direktör flavio costa kadın kılığında stattan kaçarken, barbosa böyle atraksiyonlara hiç girmedi. diğerleri unutuldu ama barbosa asla unutulmadı! kendisi ile rio de janeiro'da izbe bir barda karşılaşmıştım. yüz bana tanıdık geliyordu ama onun olacağına ihtimal vermemiştim. şüpheyle barmene sordum? sormaz olaydım. ''evet o!'' diye yanıtladı beni! tanrının gazabı bu gece de barımda!'' yavaşça yanına doğru ilerledim. kendimi tanıttım. büyük hayranı olduğumu ve kendisini 1950 dünya kupası boyunca gıpta ile izlediğimi anlattım. hafifçe gülümsedi. yıllardır böyle güzel sözler duymadığını söyledi ve beni yanına buyur etti.
''biliyor musun?'' dedi ''tanrının lanet olası her günü ghiggia'dan aynı golü yiyip, dizlerimin üzerine çöküp kalıyorum. yıllar boyu kendi ülkemde sokağa çıkmaya korktum. herkes bana vebalı muamelesi yaptı. onu geçtim takım arkadaşlarım bile benim hakkımda zehir zemberek açıklamalar yaptılar. oysa futbol bir takım oyunu. beni aslanların önüne attılar resmen!''
''zizinho'dan mı bahsediyorsunuz?'' diye sordum. sakince başını salladı.
''adam bana bir albatros gibi uğursuz olduğumu söyledi. bunu her yerde dile getirdi. milli takıma bir daha çağırılmamam gerektiğini bütün basın önünde haykırdı. daha fenası ne biliyor musun?'' nedir diye soru ile cevapladım kendisini...
''benim yüzümden brezilya milli takımının kalesine 35 yıl boyunca bir daha siyahi bir kaleci geçemedi. başkalarının önünde de engel oldum anlayacağınız.'' hüzünle birasından bir yudum aldı. kendi kendisine belirli belirsiz bir şeyler söyledi ve sözlerine devam etti; ''bir gün alışveriş merkezine gitmiştim bir şeyler almak için, bakın aradan 20 yıl geçmiş. bir kadın karşıma geçti. yanında torunu vardı. çocuğa parmağıyla beni göstererek; 'ona iyice bak! bütün brezilya’yı yasa boğan adam, işte bu!'' diye bağırdı bana. yerin dibine girmiştim resmen. o an yok olmak istedim, bu lanet bitsin istedim, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim...'' gülümsedi. komik değil mi? başımla onayladım kendisini.
barbosa anlattıkça ben şişiyordum. şiştikçe de mideyi şişiriyordum. bir bira daha istedim. barbosa bira içtiği için bende farklı bir şey istemedim. yeterince kaba davranılmıştı kendisine. düşünsenize insanlar hayallerini, hayatlarını çalan, ülkelerini altlarından çekip alan liderlerin peşinden bile sorgusuz sualsiz giderken, yediği bir gol yüzünden kendi halindeki bir kaleciye itibar suikastı yapıp, ona hayatı zindan etmekten geri durmuyordu. yaman çelişki bu insanoğlu. hani bukowski, ''kitlelerin dehası'' şiirinde diyor ya;
ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
barbosa'nın yaşadıklarının özeti buydu. bende tam yerine rast geldi manzarayı koydum. şiirin bu bölümünü kendisine ezberden söyleyiverdim. öyle bir şen kahkaha attı ki anlatamam size. belki yıllardır bu şekilde gülmemişti. bira bardağını havaya kaldırdı ve şerefinize diye bağırdı. bu sefer gülümseyerek devam etti;
''bakın dedi ben bu lanetten kurtulmak için maracana stadı personeline rüşvet verip, o golü yediğim zamanki direkleri yerlerinden söktürüp yaktırdım. yaptım bunu. gerçekten yaptım.'' bir kahkaha daha attı. ''sonrasında arda kalan üç beş arkadaşımla birlikte o direklerin ateşi üzerinde mangal yaptık.''
bu sefer ben gülüyordum. lanetli direklerin mangalı da ne güzel olmuştur deyiverdim. karşılıklı kahkahalar atmaya başladık. adamın keyfini yerine getirmiştim.
''aslında bende de var biraz. bakın belli artık bunlar beni şeytanın yeryüzündeki büyük elçisi olarak görüyorlar. hatta ta kendisi olarak bile görüyor olabilirler. ama ben inatla koşulları hep zorladım. 1994 dünya kupasında brezilya milli takımının kampını ziyaret etmek istedim. kapılarına kadar gittim. ne oldu dersiniz.''
-e almadılar tabiki sizi.
''almadılar tabi. niye alsınlar yahu? o dünkü çocuk romario bile hakkımda ileri geri konuştu; 'başarının peşinde koşarken uğursuz olmak istemeyiz.' dedi benim için. neyse attığı güzel gollerin hatırına affettim ben onu. umarım oğlu kaleci olur.'' güzel bir kahkaha daha patlattı.
o gece 3 saate yakın bir sohbetimiz oldu barbosa ile. sene 1998'di. kendisi ile o barda tanışmamdan tam 10 yıl sonra vefat etti. gazeteler ''barbosa'nın ikinci ölümü.'' diye manşet attılar arkasından. bende usulca ''ölü adamla konuşmalar'' adlı hikayemi çekmeceme yerleştirdim. halen orada duruyor...
neyse işte futbol tanrıları kaleci şansı vermezse cehennemi barbosa gibi dünya'ya taşıyorsunuz. bakın o gün orada iki brezilya taraftarı intihar ederek öldü ve bunun tüm yükünü de bu adamın sırtına yüklediler. teknik direktör flavio costa kadın kılığında stattan kaçarken, barbosa böyle atraksiyonlara hiç girmedi. diğerleri unutuldu ama barbosa asla unutulmadı! kendisi ile rio de janeiro'da izbe bir barda karşılaşmıştım. yüz bana tanıdık geliyordu ama onun olacağına ihtimal vermemiştim. şüpheyle barmene sordum? sormaz olaydım. ''evet o!'' diye yanıtladı beni! tanrının gazabı bu gece de barımda!'' yavaşça yanına doğru ilerledim. kendimi tanıttım. büyük hayranı olduğumu ve kendisini 1950 dünya kupası boyunca gıpta ile izlediğimi anlattım. hafifçe gülümsedi. yıllardır böyle güzel sözler duymadığını söyledi ve beni yanına buyur etti.
''biliyor musun?'' dedi ''tanrının lanet olası her günü ghiggia'dan aynı golü yiyip, dizlerimin üzerine çöküp kalıyorum. yıllar boyu kendi ülkemde sokağa çıkmaya korktum. herkes bana vebalı muamelesi yaptı. onu geçtim takım arkadaşlarım bile benim hakkımda zehir zemberek açıklamalar yaptılar. oysa futbol bir takım oyunu. beni aslanların önüne attılar resmen!''
''zizinho'dan mı bahsediyorsunuz?'' diye sordum. sakince başını salladı.
''adam bana bir albatros gibi uğursuz olduğumu söyledi. bunu her yerde dile getirdi. milli takıma bir daha çağırılmamam gerektiğini bütün basın önünde haykırdı. daha fenası ne biliyor musun?'' nedir diye soru ile cevapladım kendisini...
''benim yüzümden brezilya milli takımının kalesine 35 yıl boyunca bir daha siyahi bir kaleci geçemedi. başkalarının önünde de engel oldum anlayacağınız.'' hüzünle birasından bir yudum aldı. kendi kendisine belirli belirsiz bir şeyler söyledi ve sözlerine devam etti; ''bir gün alışveriş merkezine gitmiştim bir şeyler almak için, bakın aradan 20 yıl geçmiş. bir kadın karşıma geçti. yanında torunu vardı. çocuğa parmağıyla beni göstererek; 'ona iyice bak! bütün brezilya’yı yasa boğan adam, işte bu!'' diye bağırdı bana. yerin dibine girmiştim resmen. o an yok olmak istedim, bu lanet bitsin istedim, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim...'' gülümsedi. komik değil mi? başımla onayladım kendisini.
barbosa anlattıkça ben şişiyordum. şiştikçe de mideyi şişiriyordum. bir bira daha istedim. barbosa bira içtiği için bende farklı bir şey istemedim. yeterince kaba davranılmıştı kendisine. düşünsenize insanlar hayallerini, hayatlarını çalan, ülkelerini altlarından çekip alan liderlerin peşinden bile sorgusuz sualsiz giderken, yediği bir gol yüzünden kendi halindeki bir kaleciye itibar suikastı yapıp, ona hayatı zindan etmekten geri durmuyordu. yaman çelişki bu insanoğlu. hani bukowski, ''kitlelerin dehası'' şiirinde diyor ya;
ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
barbosa'nın yaşadıklarının özeti buydu. bende tam yerine rast geldi manzarayı koydum. şiirin bu bölümünü kendisine ezberden söyleyiverdim. öyle bir şen kahkaha attı ki anlatamam size. belki yıllardır bu şekilde gülmemişti. bira bardağını havaya kaldırdı ve şerefinize diye bağırdı. bu sefer gülümseyerek devam etti;
''bakın dedi ben bu lanetten kurtulmak için maracana stadı personeline rüşvet verip, o golü yediğim zamanki direkleri yerlerinden söktürüp yaktırdım. yaptım bunu. gerçekten yaptım.'' bir kahkaha daha attı. ''sonrasında arda kalan üç beş arkadaşımla birlikte o direklerin ateşi üzerinde mangal yaptık.''
bu sefer ben gülüyordum. lanetli direklerin mangalı da ne güzel olmuştur deyiverdim. karşılıklı kahkahalar atmaya başladık. adamın keyfini yerine getirmiştim.
''aslında bende de var biraz. bakın belli artık bunlar beni şeytanın yeryüzündeki büyük elçisi olarak görüyorlar. hatta ta kendisi olarak bile görüyor olabilirler. ama ben inatla koşulları hep zorladım. 1994 dünya kupasında brezilya milli takımının kampını ziyaret etmek istedim. kapılarına kadar gittim. ne oldu dersiniz.''
-e almadılar tabiki sizi.
''almadılar tabi. niye alsınlar yahu? o dünkü çocuk romario bile hakkımda ileri geri konuştu; 'başarının peşinde koşarken uğursuz olmak istemeyiz.' dedi benim için. neyse attığı güzel gollerin hatırına affettim ben onu. umarım oğlu kaleci olur.'' güzel bir kahkaha daha patlattı.
o gece 3 saate yakın bir sohbetimiz oldu barbosa ile. sene 1998'di. kendisi ile o barda tanışmamdan tam 10 yıl sonra vefat etti. gazeteler ''barbosa'nın ikinci ölümü.'' diye manşet attılar arkasından. bende usulca ''ölü adamla konuşmalar'' adlı hikayemi çekmeceme yerleştirdim. halen orada duruyor...
devamını gör...
bir yazar ya da şair neden yazma ihtiyacı duyar sorunsalı
bazen kimse seni anlamazken dinlemezken kağıdın kalemin sana şifa olması.
devamını gör...
31 aralık 2020 aşılama süreci hakkında açıklama
bilim kurulu tarafından aşılama süreci hakkında yapılan açıklama. merakla bekliyoruz aşı sürecini.
aşıların risk yönetim stratejisine uygun olarak dağıtılacağını açıklayan sağlık bakanı fahrettin koca, "sonuçları anlık ve canlı olarak paylaşılacaktır. bilim kurulumuzun belirlediği stratejiye uygun olarak 28 gün ara ile iki doz halinde uygulanacaktır. salgının hızının yavaşlamış olması da göz önüne alınarak iki doz olarak yapılması uygun bulunmuştur." dedi. buradan
aşıların risk yönetim stratejisine uygun olarak dağıtılacağını açıklayan sağlık bakanı fahrettin koca, "sonuçları anlık ve canlı olarak paylaşılacaktır. bilim kurulumuzun belirlediği stratejiye uygun olarak 28 gün ara ile iki doz halinde uygulanacaktır. salgının hızının yavaşlamış olması da göz önüne alınarak iki doz olarak yapılması uygun bulunmuştur." dedi. buradan
devamını gör...
atsina
a'aninin, gros ventre. kuzey amerika'nın büyük ovalar bölgesinde yaşayan, algonkin dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
bu kabile kendisine "a'aninin" diyor ama artık nasıl yemek yemiş ve ne göbek yapmışlarsa onları gören beyazlar tarafından "büyük göbek" manasında "gros ventre" ve karaayak kabilesi tarafından "bağırsak halkı" manasında "atsena" denildiği için bu isimlerle tanınmıştır.
eskiden büyük göller bölgesinde yaşarken, ojibwe'lerin saldırıları karşısında batıya kaçan gruptan, büyük ovaların güneyine gidenlere arapaho denilirken, kanada'nın saskatchewan ve a.b.d'nin montana civarında yaşayanlar ise atsina ismini aldılar. geldikleri bölgede assiniboin ve cree saldırılarına karşı karaayak'larla ittifak oldular.
beyazlarla savaşları olmadı, antlaşma yaptılar ve rezervasyonda yaşamaya razı oldular. bugün montana'daki rezervasyonda eski düşmanları olan assiniboin kabilesiyle beraber yaşamaktadırlar.
bu kabile kendisine "a'aninin" diyor ama artık nasıl yemek yemiş ve ne göbek yapmışlarsa onları gören beyazlar tarafından "büyük göbek" manasında "gros ventre" ve karaayak kabilesi tarafından "bağırsak halkı" manasında "atsena" denildiği için bu isimlerle tanınmıştır.
eskiden büyük göller bölgesinde yaşarken, ojibwe'lerin saldırıları karşısında batıya kaçan gruptan, büyük ovaların güneyine gidenlere arapaho denilirken, kanada'nın saskatchewan ve a.b.d'nin montana civarında yaşayanlar ise atsina ismini aldılar. geldikleri bölgede assiniboin ve cree saldırılarına karşı karaayak'larla ittifak oldular.
beyazlarla savaşları olmadı, antlaşma yaptılar ve rezervasyonda yaşamaya razı oldular. bugün montana'daki rezervasyonda eski düşmanları olan assiniboin kabilesiyle beraber yaşamaktadırlar.
devamını gör...
google akademik
asıl adı google scholar olan, aranılan alanlardaki akademik yazıların yani makalelerin bulunabileceği arama motoru.
devamını gör...
bulgaristan göçmenleri pinti mi sorunsalı
tamam da arkadaş ne travmaymış. 1878 yılından beri tutumları değişmez mi hiç? her şeyi de dramatize etmeyin.
devamını gör...
kinizm
ismini yunacada köpek anlamına gelen kinik kelimesinden alan mutluluğa giden yolun köpek gibi hayvanlar gibi sorumsuzca yaşamaktan geçtiğini belirten felsefi görüştür. meşhur temsilcilerinden birisi ise fıçıda yaşayıp büyük iskender’in benden bir dileğin var mı? sözüne karşılık gölge etme başka ihsan istemem diyen diyojen’dir.
devamını gör...
resim yükleme özelliğinin gelmesi
(bkz: yoldaş benjamin franklin belediyeciliği)
(bkz: çalmıyor ama yine de çalışıyor)
şüphesiz ki sözlüğü daha kullanışlı hale getirecek bir özellik. teşekkürler mösyö. böylece bayram harçlığını önceden vermiş oldu bünyamin bey.
mesaj kutusunda da var bu özellik yeni fark ettim.
(bkz: çalmıyor ama yine de çalışıyor)
şüphesiz ki sözlüğü daha kullanışlı hale getirecek bir özellik. teşekkürler mösyö. böylece bayram harçlığını önceden vermiş oldu bünyamin bey.
mesaj kutusunda da var bu özellik yeni fark ettim.
devamını gör...
regl ağrısı
çekilmez bir ağrı olduğunu söyleyebilirim
devamını gör...
sözlük radyosu bayram sabahı yayını
70'ler ve 80'lerle devam eden yayınımız ilerleyen dakikalarda 90'lardan hareketli şarkılarla devam edecek.
istekleriniz için bu başlığı veya mesaj kutusunu kullanabilirsiniz.
herkese mutlu bayramlar dileklerimizle... *
istekleriniz için bu başlığı veya mesaj kutusunu kullanabilirsiniz.
herkese mutlu bayramlar dileklerimizle... *
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
güvenin yıkılması.
devamını gör...
inançla alay etmek
ahlaksızlık, şerefsizlik, cibilliyetsizlik örneğidir.
devamını gör...
nickaltı kilitleme hakkı
nickaltı nedir , ne işe yarar gençler ?
böyle dilaltı gibibir şey mi ?
böyle dilaltı gibibir şey mi ?
devamını gör...
ikinci bahar
dizisi ayrı güzeldir, şarkısı ayrı güzel. biraz geçmişe gidelim ve sezen aksunun diziye konuk olduğu, ikinci bahar şarkısını söylediği anları ziyaret edelim.
“gözümden, dilimden, sakınır saklar
bugünki aklımla severim şimdi.”
“gözümden, dilimden, sakınır saklar
bugünki aklımla severim şimdi.”
devamını gör...