yazarların sempati duyduğu kötü karakter
kabadayı filminde devran karakteri. oyunculuk mükemmeldi karakter ne kadar karaktersiz olsada.
devamını gör...
karşı cinse söylenebilecek tahrik edici sözler
"öp beni"
gayet açık ve net
gayet açık ve net
devamını gör...
ceyda düvenci'nin kızının regl olmasını sosyal medyadan duyurması
regl olağan bir durum tabii ki. serebral palsili kızının her gelişimine duyduğu sevinç gibi kızının regl oluşuna sevinmesi de son derece normal.
insanların tartıştığı konu olağan olan her durum paylaşılmalı mı? bir kadın olarak ben de reglin utanılacak bir durum olmadığını sonuna kadar savunmakla beraber bunu cümle aleme ilan etmeyi de mantıksız buluyorum.
bu bize ceyda düvenci'nin paylaşımı hakkında söz söyleme hakkı verir mi? vermez tabii, istediğini paylaşabilir.
peki ben benim adıma böyle bir paylaşım yapılsın ister miydim? hayır, istemezdim.
insanların tartıştığı konu olağan olan her durum paylaşılmalı mı? bir kadın olarak ben de reglin utanılacak bir durum olmadığını sonuna kadar savunmakla beraber bunu cümle aleme ilan etmeyi de mantıksız buluyorum.
bu bize ceyda düvenci'nin paylaşımı hakkında söz söyleme hakkı verir mi? vermez tabii, istediğini paylaşabilir.
peki ben benim adıma böyle bir paylaşım yapılsın ister miydim? hayır, istemezdim.
devamını gör...
kurgan
etrafına (bkz: balbal) adı verilen heykelcikler konulan, islamiyet öncesi türk devletlerinde ahiret inancının var olduğunun kesin kanıtı olan mezar türüdür.
devamını gör...
nihil
susuz bir denizde yüzmeye benziyor
sessizlik...
su yok, suyun kaldırma kuvveti de yok.
hatırlıyorum ellerimi ama ne kadar uzak…
bir buluta yazmışlar adımı
görmedin mi beni?
yedinci dem şiiridir.
sessizlik...
su yok, suyun kaldırma kuvveti de yok.
hatırlıyorum ellerimi ama ne kadar uzak…
bir buluta yazmışlar adımı
görmedin mi beni?
yedinci dem şiiridir.
devamını gör...
tohum ölmezse
fransız yazar andré gide tarafından yazılmış olan otobiyografik eser. orijinal ismi si le grain ne meurt olan eser aslında pek çok biyografik eserin sahip olduğu kaçınılmaz donukluktan uzak bir noktada çünkü gide'nin düşünceleri, iç çalkantıları ve yaşama dair bakış açısını gündelik olayların içerisinde sıcağı sıcağına görebilme fırsatı tanıyor. gide zaten içerikten ziyade yazım biçimi ile oldum olası alışılmışın dışında kalan bir isim bence ve kendi hayatından söz ederken de bunun dışına çıkmıyor oluşu en azından beni gülümsetti. yazmak, üstelik kendi hayatını yazabilmek insana her zaman kendi hakkında objektif bir bakış açısı sunmaz. acılarımız başkalarının gördüğünden daha derin gelir veya koca evi gürültü ile dolduran mutluluklarımız başka bir gözde yalnızca sessizlikten ibarettir. her koşulda kendini suçlu veya suçsuz çıkarmak için uğraşan zihinlerimiz olayları görme biçimimizi değiştirir bundan ötürü insanın kendisine objektif bir bakış atmasının zorluğu kaçınılmazdır. gide bu eseri yazarken kendine veya olaylara ne kadar objektif yaklaşabilmiştir tartışılır ama ben bunun sınırlarını olabildiğince zorladığı taraftarıyım. okunmazsa pek bir şey kaybedilmez ama en azından yıllar önce bu sokaktan o zamanlar canlı olan biri geçti, yürürken bunları düşündü ve hissetti düşüncesi içini ısıtan, cesetlerin mazisine karşı ilgi duyan benim gibi insanlar için pahabiçilmez bir kaynak işlevi görüyor eser. baskıcı ve dindar bir anne, kendi içine gömülmüş küçük bir çocuk ve onun olduğu şeye, bugününe dönüşmesini sağlayan olaylar silsilesi sıradan bir hikaye gibi görünüyor olsa bile düşünceler ve gide'nin mazisini yorumlama biçimi oldukça akıcıydı bundan ötürü de keyifli bir okuma deneyimiydi benim için en azından. paris sınırları içerisinde başlayan hikaye cezayir sokaklarına taşmaya başladığında dönemden ziyade gide'nin iç dünyasının ne kadar canlı bir biçimde hatta belki de ete kemiğe bürünmüş bir bir şekilde sıcaklığını ve canlılığını korumayı başarması muazzam bir yazım biçiminin örneği. kitabın içeriği de eser için seçilen ismin ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor zaten. gide'nin bu kadar detayı anımsamasına duyduğum şaşkınlıkla beraber ek olarak ernest hemingway gücenmesin ama andré gide için paris pek şenlik değilmiş.**
je ne veux point me peindre plus vertueux que je ne suis : j’ai passionnément désiré la gloire ; mais ilm’apparut vite que le succès, tel qu’il est offert d’ordinaire, n’en est qu’une imitation frelatée. j’aime être aimé pour le bon motif et souffre de la louange si je sens qu’elle m’est octroyée par méprise. je ne saurais non plus me satisfaire des faveurs cuisinées. quel plaisir prendre à ce qui vous est servi sur commande, ou à ce que des considérations d’intérêt, de relations, d’amitié même, ont dicté ? la seule idée que je puisse être loué par reconnaissance, ou pour désarmer ma critique, ou pour armer mon bon vouloir, enlève d’un coup tout prix à la louange ; je n’en veux plus. car ce qui m’importe avant tout, c’est de connaître ce que vaut réellement mon ouvrage, et je n’ai que faire d’un laurier qui risque de faner bientôt
(kendimi olduğumdan daha erdemli göstermek istemiyorum; şöhret kazanmayı tutkuyla arzu ettim, ama genelde sunulduğu şekliyle popüler başarının, hileli bir taklitten başka bir şey olmadığını çok çabuk gördüm. ben hak ederek sevilmek istiyorum ve yanlış yere bahşedildiğini hissettiğim övgüler canımı sıkıyor. kurgulanmış lütuflar da beni memnun edemez. size sipariş üzerine sunulan ya da çıkar ilişkilerinin dayattığı şeyden nasıl zevk alabilirsiniz? minnettarlık yüzünden, yapacağım eleştirinin önünü kesme ya da iyi niyetimi harekete geçirme amacıyla övüldüğümü düşünmek bile övgünün tüm değerini bir anda yok eder; artık istemiyorum bunu. çünkü benim için en önemli şey, yaptığım çalışmanın gerçek değerinin ne olduğunun bilinmemesidir ve kısa süre sonra solup gitme tehlikesi taşıyan defne dalından bir taçla hiç işim olmaz.)
je ne découvrais rien que je ne l’en voulusse aussitôt instruire, et ma joie n’était parfaite que si elle la partageait. dans les livres que je lisais, j’inscrivais son initiale en marge de chaque phrase qui me paraissait mériter notre admiration, notre étonnement, notre amour.
(keşfedip de hemen onunla paylaşmak istemediğim tek bir şey yoktu ve sevincim ancak onunla paylaşırsam tam oluyordu. okuduğum kitaplarda hayranlığımızı, şaşkınlığımızı, aşkımızı hak ettiğini düşündüğüm her cümlenin kenar boşluğuna onun adının baş harflerini yazıyordum.)
sans doute ceux-là seuls sont-ils capables d’affirmations puissantes, que pousse en un seul sens l’élan de leur hérédité. au contraire, les produits decroisement en qui coexistent et grandissent, en se neutralisant, des exigences opposées, c’est parmi eux, je crois, que se recrutent les arbitres et les artistes. je me trompe fort si les exemples ne me donnent raison. mais cette loi, que j’entrevois et indique, a jusqu’à présent si peu intrigué les historiens, semble-t-il, que, dans aucune des biographies que j’ai sous la main à cuverville où j’écris ceci, non plus que dans aucun dictionnaire, ni même dans l’énorme biographie universelle en cinquante-deux volumes, à quelque nom que je regarde, je ne parviens à trouver la moindre indication sur l’origine maternelle d’aucun grand homme, d’aucun héros. j’y reviendrai.
(kuşkusuz sadece, kalıtımlarının rüzgârıyla tek bir yöne itilenler güçlü iddialara sahip olabiliyorlar. tersine, içinde birbirine zıt ama birbirini dengeleyen talepleri barındırıp büyüten melez varlıklara gelince, sanırım, arabulucular ve sanatçılar bunların arasından çıkıyor. örnekler beni haklı çıkarmazsa, fena halde yanılmış olurum ama, benim sezinler gibi olup işaret ettiğim bu yasa şimdiye kadar tarihçilerin merakını pek kurcalamamış olmalı ki, şu satırları yazdığım cuverville’de elimin altındaki hiçbir biyografide, sözlükte, hatta elli iki ciltlik muazzam biographie universelle’de hangi isme bakarsam bakayım, hiçbir büyük adamın, hiçbir kahramanın anne tarafından kökeni üzerine en küçük bir bilgi göremiyorum.)
je ne veux point me peindre plus vertueux que je ne suis : j’ai passionnément désiré la gloire ; mais ilm’apparut vite que le succès, tel qu’il est offert d’ordinaire, n’en est qu’une imitation frelatée. j’aime être aimé pour le bon motif et souffre de la louange si je sens qu’elle m’est octroyée par méprise. je ne saurais non plus me satisfaire des faveurs cuisinées. quel plaisir prendre à ce qui vous est servi sur commande, ou à ce que des considérations d’intérêt, de relations, d’amitié même, ont dicté ? la seule idée que je puisse être loué par reconnaissance, ou pour désarmer ma critique, ou pour armer mon bon vouloir, enlève d’un coup tout prix à la louange ; je n’en veux plus. car ce qui m’importe avant tout, c’est de connaître ce que vaut réellement mon ouvrage, et je n’ai que faire d’un laurier qui risque de faner bientôt
(kendimi olduğumdan daha erdemli göstermek istemiyorum; şöhret kazanmayı tutkuyla arzu ettim, ama genelde sunulduğu şekliyle popüler başarının, hileli bir taklitten başka bir şey olmadığını çok çabuk gördüm. ben hak ederek sevilmek istiyorum ve yanlış yere bahşedildiğini hissettiğim övgüler canımı sıkıyor. kurgulanmış lütuflar da beni memnun edemez. size sipariş üzerine sunulan ya da çıkar ilişkilerinin dayattığı şeyden nasıl zevk alabilirsiniz? minnettarlık yüzünden, yapacağım eleştirinin önünü kesme ya da iyi niyetimi harekete geçirme amacıyla övüldüğümü düşünmek bile övgünün tüm değerini bir anda yok eder; artık istemiyorum bunu. çünkü benim için en önemli şey, yaptığım çalışmanın gerçek değerinin ne olduğunun bilinmemesidir ve kısa süre sonra solup gitme tehlikesi taşıyan defne dalından bir taçla hiç işim olmaz.)
je ne découvrais rien que je ne l’en voulusse aussitôt instruire, et ma joie n’était parfaite que si elle la partageait. dans les livres que je lisais, j’inscrivais son initiale en marge de chaque phrase qui me paraissait mériter notre admiration, notre étonnement, notre amour.
(keşfedip de hemen onunla paylaşmak istemediğim tek bir şey yoktu ve sevincim ancak onunla paylaşırsam tam oluyordu. okuduğum kitaplarda hayranlığımızı, şaşkınlığımızı, aşkımızı hak ettiğini düşündüğüm her cümlenin kenar boşluğuna onun adının baş harflerini yazıyordum.)
sans doute ceux-là seuls sont-ils capables d’affirmations puissantes, que pousse en un seul sens l’élan de leur hérédité. au contraire, les produits decroisement en qui coexistent et grandissent, en se neutralisant, des exigences opposées, c’est parmi eux, je crois, que se recrutent les arbitres et les artistes. je me trompe fort si les exemples ne me donnent raison. mais cette loi, que j’entrevois et indique, a jusqu’à présent si peu intrigué les historiens, semble-t-il, que, dans aucune des biographies que j’ai sous la main à cuverville où j’écris ceci, non plus que dans aucun dictionnaire, ni même dans l’énorme biographie universelle en cinquante-deux volumes, à quelque nom que je regarde, je ne parviens à trouver la moindre indication sur l’origine maternelle d’aucun grand homme, d’aucun héros. j’y reviendrai.
(kuşkusuz sadece, kalıtımlarının rüzgârıyla tek bir yöne itilenler güçlü iddialara sahip olabiliyorlar. tersine, içinde birbirine zıt ama birbirini dengeleyen talepleri barındırıp büyüten melez varlıklara gelince, sanırım, arabulucular ve sanatçılar bunların arasından çıkıyor. örnekler beni haklı çıkarmazsa, fena halde yanılmış olurum ama, benim sezinler gibi olup işaret ettiğim bu yasa şimdiye kadar tarihçilerin merakını pek kurcalamamış olmalı ki, şu satırları yazdığım cuverville’de elimin altındaki hiçbir biyografide, sözlükte, hatta elli iki ciltlik muazzam biographie universelle’de hangi isme bakarsam bakayım, hiçbir büyük adamın, hiçbir kahramanın anne tarafından kökeni üzerine en küçük bir bilgi göremiyorum.)
devamını gör...
ütüsüz kıyafet giyen insan
hayatin utu yapmak icin cok kisa oldugunu dusunen ya da yika-as-kurut-katla dongusunde ekstra dikkat edip minimum kirisiklikla isin icinden cikabilen kisidir.
ben degil canim bi’ arkadasim*.
ben degil canim bi’ arkadasim*.
devamını gör...
faydalı bilgiler
yazarların tecrübelerinden ve hayatı kolaylaştıracak pratik fikirlerinden yararlanacağımızı umduğum başlıktır.
- sigara içilen ortamda bir mum yakarsanız kısmen sinen sigara kokusundan kurtulursunuz.
- patates buzdolabına konmaz. soğukta, patatesin içindeki nişasta şekere dönüşür. bu da pişirirken kanserojen bazı maddelerin ortaya çıkmasına sebep olur.
- bir aynanın çift taraflı olup olmadığını anlamanın bir yolu var. aynaya parmağınızla dokunun. eğer parmağınızla yansıması arasında boşluk varsa normal aynadır. eğer boşluk yoksa o ayna büyük ihtimalle çift taraflıdır. eğer bir soyunma kabinindeyseniz bence soyunmayın.
- geçmeyen baş ağrılarınız için 5 dk boyunca gövdeniz düz olacak şekilde başınızı öne eğerek beyninize giden temiz kan akımını arttırabilirsiniz. bu baş ağrınıza iyi gelecektir. ya da uzun eşek oynayın.
- eğer elbisenize veya halıya mum damlarsa nemli bir tülbenti üstüne koyun ve ütüleyin. mum tülbente geçecektir.
- duvara çivi çakarken elinize vurmaya son. çiviyi mandalla tutun.
- vazodaki çiçeklerin daha uzun süre taze kalması için suyunun içine birer çay kaşığı votka ve toz şeker koyabilirsiniz.
- arı sokması başlığına yazmıştım. buraya da ekleyeyim. arının soktuğu yere küçük bir kesik atın. şişmesi ve ağrısından kurtulursunuz.
- sigara içilen ortamda bir mum yakarsanız kısmen sinen sigara kokusundan kurtulursunuz.
- patates buzdolabına konmaz. soğukta, patatesin içindeki nişasta şekere dönüşür. bu da pişirirken kanserojen bazı maddelerin ortaya çıkmasına sebep olur.
- bir aynanın çift taraflı olup olmadığını anlamanın bir yolu var. aynaya parmağınızla dokunun. eğer parmağınızla yansıması arasında boşluk varsa normal aynadır. eğer boşluk yoksa o ayna büyük ihtimalle çift taraflıdır. eğer bir soyunma kabinindeyseniz bence soyunmayın.
- geçmeyen baş ağrılarınız için 5 dk boyunca gövdeniz düz olacak şekilde başınızı öne eğerek beyninize giden temiz kan akımını arttırabilirsiniz. bu baş ağrınıza iyi gelecektir. ya da uzun eşek oynayın.
- eğer elbisenize veya halıya mum damlarsa nemli bir tülbenti üstüne koyun ve ütüleyin. mum tülbente geçecektir.
- duvara çivi çakarken elinize vurmaya son. çiviyi mandalla tutun.
- vazodaki çiçeklerin daha uzun süre taze kalması için suyunun içine birer çay kaşığı votka ve toz şeker koyabilirsiniz.
- arı sokması başlığına yazmıştım. buraya da ekleyeyim. arının soktuğu yere küçük bir kesik atın. şişmesi ve ağrısından kurtulursunuz.
devamını gör...
şişeyi kafaya dikmek
bana her zaman ninja kaplumbağaları hatırlatan eylem.
ninjalardan biri dolabı açar ve süt şişesini kafaya diker.
o günden beri birşeyleri kafaya dikmek hep hoşuma gitmiştir.
ama yakalanmamanız gerekir yoksa açık açık yapılmaz, ayıp.
bardakta tadı çıkmıyor efendim.
ninjalardan biri dolabı açar ve süt şişesini kafaya diker.
o günden beri birşeyleri kafaya dikmek hep hoşuma gitmiştir.
ama yakalanmamanız gerekir yoksa açık açık yapılmaz, ayıp.
bardakta tadı çıkmıyor efendim.
devamını gör...
göçmen misin diye sorulması
saç ve göz rengimden dolayı sürekli maruz kaldığım sorudur. bir insana bir kere sorduktan sonra ısrarla ''hayır, sen bilmiyorsun. kesin göçmensin.'' diye konuşulmaz efendim.
hayır, değilim. yedi sülalemin kütüğü de aynı yerde. ben göçmen değilim diye bağıracağım artık. sizler de kimseye ısrarla sormayınız lütfen.
not: arkadaşlar elbette sorulmasında bir sakınca yoktur. fakat ''hayır.'' dediğim halde ''sen bilmezsindir.'' denilmesine tepkim. teşekkürler.
hayır, değilim. yedi sülalemin kütüğü de aynı yerde. ben göçmen değilim diye bağıracağım artık. sizler de kimseye ısrarla sormayınız lütfen.
not: arkadaşlar elbette sorulmasında bir sakınca yoktur. fakat ''hayır.'' dediğim halde ''sen bilmezsindir.'' denilmesine tepkim. teşekkürler.
devamını gör...
domuz eti yemiş sözlük yazarları
yurtdışında bulgar bir arkadaşımın kendisi için hazırladığı etli yemekten tattırmak istemesi ile başlamıştı.sordugumda domuz eti olmadığını ifade etmesine rağmen ısırdığım anda kıkırdamaya başlaması ile anlayıp hemen ağzımdan çıkarmıştım. tabi ne tadı ne kokusu güzeldi o ayrı mesele ancak farklı bir lezzet olsun diye denemek istemiştim.
dini inancınıza göre yersiniz yemezsiniz lakin ben sağlık açısından çok sağlıklı olmadığını, domuzların gerçekten temiz bir florası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. birçok enfeksiyon için risk oluşturduğu için normal zamanda da yememenizi naçizane tavsiye ederim.
dipnot: yabancı arkadaşlarınızın bu domuz eti değil demesine itibar etmeyiniz.
dini inancınıza göre yersiniz yemezsiniz lakin ben sağlık açısından çok sağlıklı olmadığını, domuzların gerçekten temiz bir florası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. birçok enfeksiyon için risk oluşturduğu için normal zamanda da yememenizi naçizane tavsiye ederim.
dipnot: yabancı arkadaşlarınızın bu domuz eti değil demesine itibar etmeyiniz.
devamını gör...
robins (yazar)
verdiği tıp alanındaki bilgilerle ufkumu genişleten yazar arkadaşımızdır sayın robins.
takibe aldım kendilerini.
takibe aldım kendilerini.
devamını gör...
13 ocak 2021 aşılama sisteminin devreye girmesi
holley be. faz 3 sonuclari aciklanamayan asiyi vucudumuza sokmak icin randevu alip siraya girecegiz. turkiye saglik alaninda bir devrime daha imza atti tersine evrim is loading..
devamını gör...
27 mayıs 2021 dolar kurunun tarihi rekor kırması
ne demişti.. mmm tamam şöyleydi; bunlar daha iyi günleriniz..
biz olayları bir de karanlık lord'dan dinleyelim.
biz olayları bir de karanlık lord'dan dinleyelim.
devamını gör...
allahsız yazarlar veri tabanı başlığının sol frame gelmesinin engellenmesi
nedir sürekli bir şeyleri sansürleme anlayışı. bu başlığın neyinden rahatsız oldunuz ki, cidden merak ediyorum. mantıklı bir açıklaması olduğunu asla düşünmüyorum. sözlüğün özgür olduğunu iddia edip, başlık sansürlemek, gerçekten çok özgür bir sözlük. o kadar özgür ki başlıklar sansürlenmiyor. hep kendimizi kandırıyoruz.
devamını gör...
kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler
"empati kurmak" bunlardan birisidir.
devamını gör...
size ölmenizi emrediyorum
vatanın kurtuluşunu sağlayan emirdir. o emri veren komutan ne güzel komutan, uygulayan asker ne güzel askerdir.
ha birde içimizde keşke yunan kazansaydı diyen kadir mısıroğlu gibi orman çocukları da çok. alayınıza mustafa kemal ulan!
ha birde içimizde keşke yunan kazansaydı diyen kadir mısıroğlu gibi orman çocukları da çok. alayınıza mustafa kemal ulan!
devamını gör...
kalitesiz insanların övündükleri şeyler
zenginin malı züğürdün çenesini yorar misali başka kişilerin mal varlığını övüp övüp dilinden düşürmeyen insanlardır.
devamını gör...
hasret gültekin
ilk başta adını duyup pek aldırmadığım ama sonradan aklıma takılan sanatçı. nasıl öldüğünü biliyordum ama daha da derine inip araştırdığımda sinirlerime hakim olamadım. bu ülkede veya bu dünyada çok fazla sanatçı öldü. yine de yaşadıkları ana kadar ne kadar güzel şeyler bıraktıklarını görebiliyoruz. düzgün düşünen, tüketen ve üreten insanların burada tehlike altında olduğunu da biliyoruz. kendileri de bunun farkında olarak yaşıyorlar zaten. biraz dağınık ve aklımdakileri toparlayamadan anlatmış olabilirim ama kendisinin de şarkısında söylediği gibi: "sür umut tarlalarını ki ufukta belirsin güneş."
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
yazdıklarıyla uzaktan yakından alakası vardır. yani öyle tahmin ediyorum. insandır ve önemlidir. öyle ya kadın olmak kolay. bir asma altı çardakta bir demlik çay içmek iyi gelir kendisine.
devamını gör...