yunan case officer. ethniki ypiresia pliroforion -kısaca eyp- mensubu bir şahıs. esasında yunanistan’ın izmir başkonsolosluğu’nda diplomat maskesiyle görev yapan bir istihbaratçı. karadeniz göçmeni bir aileden geldiği için iyi düzeyde türkçe bilmekte. ayrıca kürtçeyi de kendi çabası ile öğrenmiş. e ingilizceye de vakıf. yani yetenekli bir istihbaratçı diyebiliriz.

bu şahıs öncelikle, “bal tuzağı” yöntemiyle hava kuvvetleri'nde görevli bir üsteğmen pilotu angaje ediyor. -çok bölüyorum ama tam manasıyla anlamak için: angaje etmek.
yunan konsolosluğu’nda çalışan bayan memur, izmir gece hayatında üsteğmenimiz ile tanışıyor. bunu kalandiridis’e bildiriyor.
üsteğmen ile bayan bir yer de kahve içerken kalandiridis de sanki tesadüfmüş gibi gelip, üsteğmen ile tanışıyor. üsteğmen fazla özgüvenli, bana bir şey olmaz havasında, paraya da düşkün. bunlar zafiyetleri ve angaje motifleri hakkında kalandiridis'e çok şey anlatıyor.
elini uzatan üsteğmen öncelikle sızdırma yoluyla bazı bilgileri kalandiridis’e veriyor. ufak ufak bu bilgilere karşılık verilen hediyelerin dozu da artınca kolu bacağı da zaten kaptırmış oluyor. angajeyi kabul ediyor. klasik sıcak yaklaşma yöntemi.

yunanlılar bu angajenin büyüklüğüne şaşıp kalıyorlar. “bu kadar da büyük balık yakalayamayız, bu kesin türklerin tuzağıdır” diye düşünmeye başlıyorlar. bu nedenle üsteğmen’e eyp'de mesafe ile yaklaşılıyor. hatta pilot olduğuna bile inanmıyorlar. bunu teyit için turistlik seyahat maskesiyle, adamı yunanistan’a götürüp, yunan f-16’sı bile kullandırıyorlar. bu noktada üsteğmen, artık tamamen yunanlıların kontrolünde olan ve artık geri dönülmez noktaya çoktan gelmiş vaziyette.

bu nedenle üsteğmen şantaj motifi ile kendisine yakın bir yüzbaşıyı ve astsubay’ı da eyp’e yönlendiriyor. bu şahıslar da eyp tarafından angaje ediliyorlar. bu üç şahıs, tsk ile ilgili muazzam sırları yunanlılara veriyorlar. bu arada bu üç şahsın neden olduğu zararın, kat be kat fazlası yunanistan’a kaçan fetöcüler tarafından da yapıldı. bunu da yeri gelmişken belirteyim. kimse kimseyi bedavaya himaye etmiyor. aynı şey almanya'ya veya ingiltere'ye vs. kaçanlar için de geçerli.
kalandiridis o ara türk istihbaratı tarafından takip edilen bir hedef. faaliyetleri kontrol altında. karadeniz’deki pontusculuk çalışmaları, orman yangınları ve 1997 kırıkkale silah fabrikası patlaması kapsamında “temiz bir dayak yedikten sonra” persona non grata ilan edildi edilecek. fazla hırpalanamıyor ve sıkıştırılamıyor. çünkü istihbarat servisleri arasında mütekabiliyet esas. yani eyp de atina’da karşılık verebilir. hatta 17 kasım örgütü ellerinin altında olduğu için, daha fazlasına da cesaret edebilirler.
kalandiridis'in yaptıklarına o dönemde usulünce ve misliyle karşılık veriliyor; bunu da belirtmek lazım. sonuçta, bu casus şebekesi de tüm delilleri ile deşifre ediliyor. yani endişelenecek bir şey yok. kalandiridis türk misafirperverliğine (!) uygun bir şekilde persona non grata ilan ediliyor. sonrasında bu şahıs, türk istihbaratının kendisine yaptıklarının acısını çıkaramamış olacak ki, kenya’ya giden apo’ya mihmandarlık da yapıyor, eşlik ediyor. burada da bir kez daha *) kenya sokaklarında türk misafirperverliği (!) ile karşılaşıyor :)

ayrıca twitter’da hesabı da var. şu an yunan medyasında türk savunma sanayi, terörle mücadelesi, suriye politikaları vs. konular hakkında yorumlar ve analizler yapıp durmakta.
devamını gör...

belli bir yaşa kadar doğru olabilecek önerme. kendi ayakları üzerinde duracak yaş diye bilinen yaşlardan önce kendi kazandığın parayı harcamak anne-baba parasını harcamaktan oldukça güç oluyor.

1990'lı yılların ortasında kıt kanaat geçinen bir ailenin iki çocuğundan biri olan ben 13-15 yaşlarındayım. etrafımda bilgisayara sahip arkadaşlarım var ve biz bilgisayarı olmayan diğer çocuklar o arkadaşlarımızın evlerine gidip bilgisayarı görmek hatta oyun oynamak için yanıp tutuşuyoruz. tabii çoğunlukla bu isteğimiz gerçekleşmiyor. gerçekleşse dahi bilgisayar sahibi arkadaşımızın oynadığı oyunları seyredip başımızı öne eğip çıkıyoruz evden.

dayanamayıp annem ve babama bilgisayarım olmasını istediğimi dillendirdim. annem ev hanımı idi ve evin tek çalışanı babam mahçup bir tavırla bilgisayar alacak bütçemizin olmadığını, eğer daha çok para kazanabilirse bana bilgisayar alabileceğini söyledi. hayal kırıklığı yaşamadım değil ama ailemizin maddi olarak durumunu bildiğim için onlara da çok fazla bir şey söyleyemedim. önümüz yaz tatili idi ve okullar kapandığında para kazanmak için çalışmak istediğimi söyledim. para kazanıp bilgisayar alacağım dedim. ilk karşı çıkan annem oldu. sen daha çok küçüksün ne çalışması dedi.

bir süre sonra babam isten geldiğinde patronu ile konuştuğunu ve çalıştığı lokantada onunla birlikte çalışabileceğimi söyledi. o kadar mutlu olmuştum ki. çalışıp para kazanacak ve istediğim bilgisayarı kendi paramla alabilecektim. annemin yine pek rızası yoktu ama okulların kapandığı haftadan sonraki pazartesi günü babam ile sabah kalkıp işe gittim.

ufak tefek işler yaptırıyorlardı önce. bir süre sonra işi kavrayınca daha büyük ve ağır işlerde de kullanmaya başladılar. ne iş olsa yaparım abi diyen insanlar gibi ne iş verirlerse canla başla yapıyordum. bu arada babam ile baba oğul ilişkimiz iş yerinden içeri girince sona eriyordu. sanırım babam sen istedin der gibi ağır işlerin altında ezilmeme göz yumuyordu. bütün bir yaz uzun saatler haftanın yedi günü çalışarak epey para kazandım. kazandığım paraları anneme veriyordum. yaz tatilinin son günü işten eve döndüğümüzde babam, annem ve ben biriktirdiğim paraları saydık. bahşişler, haftalıklarım, babamın ve annemin de katkıları ile aşağı yukarı gazete ve televizyon reklamlarında gördüğüm casper marka bilgisayarı alacak kadar para biriktirmiştim.

ertesi gün gidip bilgisayar almak istiyordum. babam ben anlamam o işlerden amcanı ara onunla gidin alın dedi. amcamı aradım durumu anlattım. yarın gideriz dedi. o gece sevinçten uyuyamadım bile. bir an önce sabah olsa da artık bilgisayarıma kavuşsaydım. amcam ile birlikte mağazaya gidip bilgisayarlara baktık. paramın yeteceği bir model bilgisayar bulduk. amcam bunu alalım o zaman dedi.

işte tam burada bir aydınlanma yaşadım. 3 ay boyunca uzun saatler daha önce hiç yapmadığım işleri yaptım. sabahları yataktan kalkamadım yorgunluktan. bulaşık yıkamaya varana kadar her işi yaptım ve kazandığım parayı şimdi bu aptal alete verecektim. almayalım amca dedim ben vazgeçtim bilgisayar almaktan. neden oğlum dedi buna paran yetiyor işte. yok amca dedim gözlerimin önünden 3 ayda yaşadıklarım geçerken. vazgeçtim ben. peki dedi ve mağazadan çıkıp eve döndük.

babam işteydi. annem neden almadığımızı sordu. vazgeçtiğimi söyledim. 3 ay zorluklar çekerek kazandığım parayı harcayamamıştım. akşam babam geldiğinde de aynı diyaloglar geçti aramızda. kimseye parayı çok zor kazandığım için harcayamadığımı söylemedim ama anlamışlar sanırım.

bir hafta kadar sonra amcam bir akşam kucağında o gün baktığımız bilgisayar ile eve geldi. parayı harcamaya kıyamadığımı anlayıp benim parama dokunmadan kendileri alıp getirmişler bilgisayarı. o gün bugündür kazandığım her bir kuruşun kıymetini biliyorum. o yaz çalışıp ilk defa para kazanmak bana hala taşıdığım önemli bir özellik kazandırdı.

biraz uzun oldu. anlatımda da sıkıntılarım olabilir. vaktinizi ayırıp buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. okunmasa da burada dursun da zaman zaman bakıp hatırlarım yine. *
devamını gör...

saat 14:30'da dark cabaret'imsi falan garip guraba playlistimle buradayım. az (muhtemelen hiç) anons bol şarkı. görüşürüz.
devamını gör...

"onun senin bile unuttuğun o yerde ne işi var?"

yok ya, valla ciddi soruyorum, gerçekten onun orada ne işi var?
kadın izmirli, yarım kan benden, saçı kavaklar, gözleri yanar döner gece rengi, sesi senden öte tebliğ, aklı gece pazarı gibi ışıl ışıl, duyguları imbat ötesi, rengi mavi, rengi en koyu gece mavisi, burnu hokka, ağzı bilmiyorum.

niye o orada ben buradayım?
tamam sakinim, gel konuşacağız, valla sakinim bak bişi yapmıcam?
bana niye alkolü verip onu aldın elimden?
niye hemşerimiz olan bir kadın şair onun sesinde yaşıyor da ben onun yanında yer alamıyorum?
niye onu cennet bahçesi diye, beni de arşipel çocuğu diye kandırdın yıllarca?
niye be?
niye aklın yerini alkol aldığında duygular bu kadar sahipsiz kalıyor?
sen hiç sevmedin mi tanrım?
hiç mi aşık olmadın?


o zaman niye yarattın kendini ve bizi?

niye sevmedin sen bizi?
devamını gör...

çok kısa az evvel başımdan geçen olayı anlatacağım,
finalleri yolladık sonuçları inceliyoruz(uzaktan eğitim olunca her şey çabucak oluyor malum) bazı soruların puanlanmadığını fark ettik ve hocaya sorduk hoca da cevap olarak "puanlama yapmayacağım, onları eziyet olsun diye sordum." dedi
10 dakika boş boş ekrana baktım enteresan bir mesajdı...
devamını gör...

lise donemlerimin sarkisidir. hala ara ara dinlerim. grup 84'un her bir parcasidir muhtesemdir zaten ama en sevileni bu sarkidir.
devamını gör...

görüntü kaydeden lens teknolojisi
robot köpekler
sosyal medya fenomenliğini* dert eden binlerce genç.
dizi teknolojinin hep olumsuz yönlerini gösterse de çok etkilendiğim ve benzer şekilde gelişen bir teknoloji gördüğümde içimin ürpermesine neden olan bir dizi.
devamını gör...

hımmm hımmmm
alıyorum
alıyorum
kaoss
kokusu alıyorum
ahhhh
okuyorum.
okudum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

enstrumantal parcalari seviyorsaniz mutlaka dinleyin derim...

devamını gör...

latince os kemikse man da ingilizce adam demek. osman kemik adammı demek tanrı aşkına bu soğuk espriyi yapmak istemiyorum.
devamını gör...

mualla sanırım senelerce aynı muallaklığa sebebiyet veren bir isim, aramızda mualla varsa kusura bakmasın ama ne bileyim şarkılardaki bir leyla açıklığı yok bu isimde. leylayı görünce duyunca insan anlıyor ki hattın diğer ucunda yanık biri var.

ama bu mualla kim, ne ayak?

dün gece saat 4-5 civarı olmayacak şarkılar dinliyorum, karşıma çıka çıka bu isim çıktı, bir gazapizm şarkısı. şarkı da demek doğru mu bilmiyorum, orhan veli'nin o dalgalı anlatımı yok, gazap eline geçirse dövecek kadını, öyle bir tarz?

"kendine bile katlanamayan bir adamım ben artık mualla!
anlayacağın yürekten yedik yiyeli façayı,
hani o ilk aşk dokunuşundan;
yani geç gelince yeni yetmelik ağıran saçlardan
sen kurtulursun aslında kırklanırsanda.
olsa olsa teneşir paklar beni
sonrasında kırkımdan!

kendine bile inanmayan bir adamım ben artık mualla!
tanrı var mı? yok mu?
nerdedir derdi nedir?
felsefik takılma şimdi ben kendime salıncak yapmışken alkolik efkarlanışlardan,
sallanıyoruz bak fena mı
sen kucağımda,
hayalden falan,
saçlarını da okşarım birazdan
ellerini de tutarım hatta

bozma işte fiyakasını çok durmıcak zaten kanımda
gerçi sen beni kansız da sanırdın gamsız da ama
ben içanaboşu bir türkçeyle anlatmaya çalışırken sana içimin akışını
sen fransız lügatından yan çevirmiştin hatırlarsan.

neyse ne, artık zamanlarındayız değil mi ‘artık mualla’?
bakışın fingirderken gözbebeğimin içine içine
tam belinden yakalarken hadiseyi
zorla güzellik değilse de zorbadır güzellik,
öğrenirken kaçışsız
teslim olmadım da ben esir alındım sayarsın ‘artık!kelepçelendim lan sana
iki gözün bir dizi parmaklık.

ölümüm olacaksın diye fısıldayan o ahmağı
unutmasan ne çıkardı ulan?
bilmem kaç santimden başka ne boşluk kalırdı içinde?
yüreğin çok mu doluydu, yersiz kaçtım bütün vakitlerinde?
unutkan randevulaştığın hani
hep sonradan.
kendine bile eğreti bir adamım ben artık mualla.
ellerim ceplerimde
ne zaman sokaklara serseri dalsam
aklımdasın
en saklımdasın hala
öylece ortada duran
.."

hadi bakalım, buyurun cenaze namazına seneler sonra yeniden ama bambaşka bir kimlikte ve tarzda ortaya çıkan bu mualla kim?





hiç alakasız dipçe : murteke candır ve kibariye onun elçisidir.
devamını gör...

aslında kendinden kaçma isteğidir. bu derde düşen yanılsama olarak kendinden başka her şeyden uzaklaşır. ancak eylem bir adım bile uzaklaşamadan son bulur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

er kişi tarafından gerçekleştirildiğinde her iki tarafın da o anki cinsel arzusunu ikiye katlayan kışkırtıcı eylem.
devamını gör...

mahsun kırmızıgül - abdullah bazencir.
banu alkan - liz remka rebronja.
okan bayülgen - kaan okan görgün.
ferdi tayfur - turhan bayburt.
müjde ar - kamile suat ebrem.
bunlar benim aklıma gelenler.
devamını gör...

mehmet boynukalın'ın tepki çeken 23 nisan paylaşımı için "cumhuriyetin fabrika ayarlarına dönmesini istemiş" yazan tipleme. dikkat et kanki, cumhuriyet fabrika ayarlarına dönerse kaçacak delik ararsın. az ötede şeriatçılık oyna.
devamını gör...

interaktif sözlüklerde sanırım olmazsa olmaz kurallardan biriymiş ama ilk yazarlık zamanlarımda bu hataya çok düşerdim. bu yüzden yazılan tanımların sonuna mutlaka nokta koymalı ayrıca lütfen tanımlarınızda başlığa ilişkin bir açıklama olsun.
devamını gör...

"güne kahveyle başladım,ağzım dolu zihnim açık"
mor ve ötesi - daha mutlu olamam
devamını gör...

" dürüstlük pahalı bir mülktür , ucuz insanlarda bulunmaz. " honoré de balzac
devamını gör...

törenleri/ayinleri yöneten birisi olmayı bırakıp direkt ayinlerin kendisi olduğum başlık. ben artık ayin yönetmek istemiyorum ayin olmak istiyorum.

(bkz: celebrate)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim