termagant
sanal dünyada "inandığı değerler uğruna şiddete başvurmaktan ve kavgadan çekinmeyen atarlı kadınlara" termagant denir.
ejderha dövmeli kız filmindeki lisbeth karakteri termagant için örnek gösterilir.
kendisini taciz eden erkeğe öyle bir şey yapmıştır ki o erkek uzun süre oturamamıştır.
o sahneyi izleyenlerin birçoğu “helal olsun, tacizci erkeklere böyle yapılmalı” demiştir.
kelimenin kökenine bakınca hristiyanlar ortaçağ’da çocuklarına “müslümanlar korkunç, şiddet tutkunu, kurnaz ve zorba uzun cübbeli bir putu tanrı edinmişler ve ona termagant demişler” diye anlatırlarmış.
daha sonra ise şirret, çirkef, kavgacı kadınlara termagant denmiş.
zaman içinde hem erkeklere hem kadınlara hakaret anlamında kullanılmaya başlanmış termagant.
shakespeare eserlerinde bu kelimeyi küfür eden karakterler için kullanmıştır.
“bu, bir azizin bir termagant gibi küfür etmesine neden olur"
thomas shadwell ise “the squire of alsatia” komedi oyununda intikam almak isteyen öfkeli kadın karaktere bayan termagant ismini vermiştir.
sanal dünya termagant kelimesine farklı bir anlam yüklemiştir…şöyle ki;
uzun bir dönem romanlardaki ve filmlerdeki kadın karakterler korunmaya muhtaç, şiddet karşısında susan, ürkek, mağdur olarak gösterilmiştir.
kadın hakları savunucuları ise kadınların bu şekilde tasvir edilmemesi gerektiğini, termagant kadınların da var olduğunu vurgulamıştır zeyna gibi.
termagant kadın sadece erkeklere değil kendisine fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik ve ekonomik şiddet uygulayan kadınlara da haddini bildirir...özellikle işyerlerinde kendisine mobbing uygulayan hemcinslerine karşı.
şiddetin her türlüsüne karşıyız derler… ziya paşa gibi “nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” de derler.
cehaletin kol gezdiği bir ülkede kadınları koruyan kanunlar kabul edilir ama uygulanmaz.
uluslararası sözleşmeler imzalanır ama uygulanmaz.
neden imzalandı neden feshedildi, tatmin edici bir açıklama yapılmaz.
“halk balık hafızalıdır, birkaç gün konuşurlar, sonra unuturlar. kadın cinayetlerini sona erdirecek yeni bir sözleşme yaparız deriz, olur biter” diye düşünürler.
kadın cinayetlerinin nedeninin küflü kafalar olduğunu hüseyin rahmi gürpınar 1939 yılında anlatmıştır.
“bugün bu çeşit cinayetleri işleyenler kendi egoist hayvanlıklarından başka karşısındakilerin tabii haklarına saygı göstermeyi bilmeyen geçmiş yüzyılların küflü kafalarıdır.
bir kadını sevmek o kadın üzerinde bazı hakları olmak için bir sebep sayılıyorsa kadının nefreti de ondan ayrılmak özrünü gerektirecek yasal bir gerekçe sayılmalıdır. hep bu fenalıklar kanun kaçakçılıklarıdır.
hep bu ışığa doğru gidiyoruz. fakat bu olgunluğa varana kadar şehit vereceğimiz kadınların sayıları mezarlıkları dolduracaktır”.
yapılan bilimsel araştırmalara göre sanal ortamlarda kadınları sık sık cinsel obje olarak gösterip, kadınlara tecavüz fantazisi yazan sapıkların potansiyel kadın katili olduğu anlaşılmıştır.
#205337 hibristofili hastası olan kadınlar dışında hiçbir kadın böyle sapıklara ilgi duymaz.
bir adam bir kadını severse ona şiddet uygulamaz, tecavüz etmez.
kadın kendisine yapılan şiddeti asla unutmaz, sineye çeker! zamanı gelince, aynen iade eder sonra da ona termagant derler.
"bir adam bir kadını severse aklını başka bir şeye veremez… dünyasını kadına verir" der michael bolton “when a man loves a woman” adlı şarkısında.
ejderha dövmeli kız filmindeki lisbeth karakteri termagant için örnek gösterilir.
kendisini taciz eden erkeğe öyle bir şey yapmıştır ki o erkek uzun süre oturamamıştır.
o sahneyi izleyenlerin birçoğu “helal olsun, tacizci erkeklere böyle yapılmalı” demiştir.
kelimenin kökenine bakınca hristiyanlar ortaçağ’da çocuklarına “müslümanlar korkunç, şiddet tutkunu, kurnaz ve zorba uzun cübbeli bir putu tanrı edinmişler ve ona termagant demişler” diye anlatırlarmış.
daha sonra ise şirret, çirkef, kavgacı kadınlara termagant denmiş.
zaman içinde hem erkeklere hem kadınlara hakaret anlamında kullanılmaya başlanmış termagant.
shakespeare eserlerinde bu kelimeyi küfür eden karakterler için kullanmıştır.
“bu, bir azizin bir termagant gibi küfür etmesine neden olur"
thomas shadwell ise “the squire of alsatia” komedi oyununda intikam almak isteyen öfkeli kadın karaktere bayan termagant ismini vermiştir.
sanal dünya termagant kelimesine farklı bir anlam yüklemiştir…şöyle ki;
uzun bir dönem romanlardaki ve filmlerdeki kadın karakterler korunmaya muhtaç, şiddet karşısında susan, ürkek, mağdur olarak gösterilmiştir.
kadın hakları savunucuları ise kadınların bu şekilde tasvir edilmemesi gerektiğini, termagant kadınların da var olduğunu vurgulamıştır zeyna gibi.
termagant kadın sadece erkeklere değil kendisine fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik ve ekonomik şiddet uygulayan kadınlara da haddini bildirir...özellikle işyerlerinde kendisine mobbing uygulayan hemcinslerine karşı.
şiddetin her türlüsüne karşıyız derler… ziya paşa gibi “nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” de derler.
cehaletin kol gezdiği bir ülkede kadınları koruyan kanunlar kabul edilir ama uygulanmaz.
uluslararası sözleşmeler imzalanır ama uygulanmaz.
neden imzalandı neden feshedildi, tatmin edici bir açıklama yapılmaz.
“halk balık hafızalıdır, birkaç gün konuşurlar, sonra unuturlar. kadın cinayetlerini sona erdirecek yeni bir sözleşme yaparız deriz, olur biter” diye düşünürler.
kadın cinayetlerinin nedeninin küflü kafalar olduğunu hüseyin rahmi gürpınar 1939 yılında anlatmıştır.
“bugün bu çeşit cinayetleri işleyenler kendi egoist hayvanlıklarından başka karşısındakilerin tabii haklarına saygı göstermeyi bilmeyen geçmiş yüzyılların küflü kafalarıdır.
bir kadını sevmek o kadın üzerinde bazı hakları olmak için bir sebep sayılıyorsa kadının nefreti de ondan ayrılmak özrünü gerektirecek yasal bir gerekçe sayılmalıdır. hep bu fenalıklar kanun kaçakçılıklarıdır.
hep bu ışığa doğru gidiyoruz. fakat bu olgunluğa varana kadar şehit vereceğimiz kadınların sayıları mezarlıkları dolduracaktır”.
yapılan bilimsel araştırmalara göre sanal ortamlarda kadınları sık sık cinsel obje olarak gösterip, kadınlara tecavüz fantazisi yazan sapıkların potansiyel kadın katili olduğu anlaşılmıştır.
#205337 hibristofili hastası olan kadınlar dışında hiçbir kadın böyle sapıklara ilgi duymaz.
bir adam bir kadını severse ona şiddet uygulamaz, tecavüz etmez.
kadın kendisine yapılan şiddeti asla unutmaz, sineye çeker! zamanı gelince, aynen iade eder sonra da ona termagant derler.
"bir adam bir kadını severse aklını başka bir şeye veremez… dünyasını kadına verir" der michael bolton “when a man loves a woman” adlı şarkısında.
devamını gör...
kuchisabishii
canınız istemese bile alışkanlıktan dolayı bir şeyler yiyip içmeyi ve sürekli atıştırmayı istemek manasına gelen japonca sözcük.
devamını gör...
sherlock holmes
arthur conan doyle tarafından yazılmış ve asperger sendromunun ilk örneğini veren nefis karakterdir kendisi. yani şerlok bildiğimiz kadarıyla tarihin ilk asperger sendromlu kurgu karakteridir.
niyedir böyle düşünüyorum?
- ağzından çok kolay laf alınamayan bir karakterdir kendisi ama yardımcısı dr. john h. watson hayallerinin etkisi altındayken çok konuşkan ve heyecanlı biri olduğunu belirtmiştir.
- empatiden son derece uzaktır ve her zaman deneysel takılır. mesela bitkisel bir ilacın yan etkilerini öğrenmek için arkadaşına avuç avuç içirir.
- şöhret için hiçbir şey yapmaz. merak ve takıntıları için bu işleri yapar.
- bazı zamanlar aşırı içine kapanık olması ve kimseyle konuşmaması. bunun yanında çoğu yönüyle son derece çocuksu olması.
- uyuma ve uyanma saatinden tut, kahvaltı sonrası yürüyüş saatine kadar belli bir rutine sahip olması.
buraya yazmaya üşendiğim birkaç detayı ile birlikte aslında otizmli bir karakter olduğu kitap serisinde çok detaylı bir şekilde açıklanmıştır. ancak dizi ve filmlerinde kendisi yüksek işlevli bir sosyopat olarak tanımlanır ki o da karakterin özüne büyük haksızlık etmektir. bu nedenle kitaplarının okunmadan dizilerine ve filmlerine sarmamak gerekiyor. bence öyle..
niyedir böyle düşünüyorum?
- ağzından çok kolay laf alınamayan bir karakterdir kendisi ama yardımcısı dr. john h. watson hayallerinin etkisi altındayken çok konuşkan ve heyecanlı biri olduğunu belirtmiştir.
- empatiden son derece uzaktır ve her zaman deneysel takılır. mesela bitkisel bir ilacın yan etkilerini öğrenmek için arkadaşına avuç avuç içirir.
- şöhret için hiçbir şey yapmaz. merak ve takıntıları için bu işleri yapar.
- bazı zamanlar aşırı içine kapanık olması ve kimseyle konuşmaması. bunun yanında çoğu yönüyle son derece çocuksu olması.
- uyuma ve uyanma saatinden tut, kahvaltı sonrası yürüyüş saatine kadar belli bir rutine sahip olması.
buraya yazmaya üşendiğim birkaç detayı ile birlikte aslında otizmli bir karakter olduğu kitap serisinde çok detaylı bir şekilde açıklanmıştır. ancak dizi ve filmlerinde kendisi yüksek işlevli bir sosyopat olarak tanımlanır ki o da karakterin özüne büyük haksızlık etmektir. bu nedenle kitaplarının okunmadan dizilerine ve filmlerine sarmamak gerekiyor. bence öyle..
devamını gör...
live is life
avusturya'lı opus adlı bir müzik grubunun 1985'te piyasaya çıkardıkları şarkıdır.
ama bu parça bu gruptan daha çok diego armando maradona ile anılmaktadır.
ama bu parça bu gruptan daha çok diego armando maradona ile anılmaktadır.
devamını gör...
üslubun her şey olması
devamını gör...
eşinden bahsederken hanım veya bey diyenler
dedem ve anneannem.
biri fatma hanım der diğeri alaettin usta. benim de hoşuma gidiyor birbirlerine böyle hitap etmeleri. çok tatlılar.*
biri fatma hanım der diğeri alaettin usta. benim de hoşuma gidiyor birbirlerine böyle hitap etmeleri. çok tatlılar.*
devamını gör...
adamı hasta etme emine
sürekli öldü denilen ama ölmeyen çaycı hüseyin repliği.
devamını gör...
porçay'ın ezhel parodisi yüzünden 4 yıl 2 ay hapis cezası alması
porçay adıyla bilinen ömer aslan'ın ot içmeyi güzelleyen rapçileri ti'ye almak için çektiği parodi klip yüzünden 4 yıl 2 ay hapis cezası almasıdır.
konuyla ilgili porçay tweeti
bahse konu klip
konuyla ilgili porçay tweeti
bahse konu klip
devamını gör...
türklerin öğrenemediği şeyler
sabır ve öfke kontrolü. gerçi akdeniz ülkelerinin çoğunda bulunan sıkıntıdır bu. yine de her olumsuzluk bir şekilde buraya bağlanıyor.
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
anlatmak istemediğin derdinin ısrarla sorulup, sen anlatınca da, “çok şeyapma şeolur bir şekilde” denilmesi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
balkona çıktım az önce, hava pek yağmurlu. üstüme gecelerimin yoldaşı olan battaniyemi aldım üşemeyim diye. sonra yurt günlerim geldi aklıma. soğukta sigara içerken alırdım ya üstüme battaniyeyi sonra seninle konuşurduk. saçma sapan aklı başında ne varsa anlatırdık ya birbirimize. en çok bu yüzden özlüyorum seni. biz konuşabilirdik, anlayabilirdik, anlatabilirdik. birinin telefondaki sesinden yüzünde oluşan mimiği bilecek kadar tanıyıp bu kadar uzak olması akıl alır şey değil.
devamını gör...
sözlük kulüpleri
devamını gör...
üniversiteyi bırakıp hayata atılma kafası
türkiye'de üniversiteye başlasan da başlamasan da yarıda bıraksan da her türlü işsizsin.
devamını gör...
where is my mind
pixies'in surfer rosa albümünden bir şarkı, bu şarkı aynı zamanda fight club'ın film müziğidir.
devamını gör...
bülbülü öldürmek
harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
devamını gör...
ilk cinayetten sonra kusmak
filmlerde klişedir, ilk cinayetini işleyen katil kusmaktadır.
bu durumu daha önce birçok polisiye filmde gördüm, araştırmaya karar verdim ve türkçe ve yabancı kaynaklarda bunun adına yapılmış bir araştırma görünmüyor. varsa da sanırım ben bulamadım.
cinayet mahallinde bırakılan popüler delillerden biriymiş kusmuk. parmak izi, eldiven, sigara izmariti, kusmuk.
redditte bu soru soruluyor, bir hemşirelik öğrencisi şöyle bir yanıt yazıyor. "savaşa veya uçuşa girdiğinizde sindirim durur veya yavaşlar. bunun nedeni sindirimin aslında çok fazla enerji almasıdır. sempatik sistem devreye girdiğinde, adrenalin adrenal bezden serbest bırakılır ve sinirleriniz aynı zamanda "daha az" bir adrenalin olan ne (norefinefrin) salgılar. "mücadele" bittiğinde, vücudunuz orijinal durumuna (parasempatik sistem) geri dönmek için mücadele edebilir. bazen tekrar normale dönmek için bir kızarma* olması gerekebilir.
*kızarma: flushing kelimesi, uçmak, kızarmak, coşkuyu vermek, flush: sifonu çekmek. bu metinde mantıklı olan kısım vücudun sifonu çekmesi gibi görünüyor.
velhasıl, savaş yada kaç olarak bilinir türkçede bu durum. savaştan bir anda güvenli ana, yani cinayetin gerçekleltiği ana geçildiğinde (kurban vücut için tehdit olarak görünür) vücut kendini temizliyor.
psikolojik olarak altında ne yatıyor bilemiyorum, ya da araştırmada gözüme çarpmadı.
olay mahalline kusulursa sağlam bir temizlik yapmak gerekir.
bu durumu daha önce birçok polisiye filmde gördüm, araştırmaya karar verdim ve türkçe ve yabancı kaynaklarda bunun adına yapılmış bir araştırma görünmüyor. varsa da sanırım ben bulamadım.
cinayet mahallinde bırakılan popüler delillerden biriymiş kusmuk. parmak izi, eldiven, sigara izmariti, kusmuk.
redditte bu soru soruluyor, bir hemşirelik öğrencisi şöyle bir yanıt yazıyor. "savaşa veya uçuşa girdiğinizde sindirim durur veya yavaşlar. bunun nedeni sindirimin aslında çok fazla enerji almasıdır. sempatik sistem devreye girdiğinde, adrenalin adrenal bezden serbest bırakılır ve sinirleriniz aynı zamanda "daha az" bir adrenalin olan ne (norefinefrin) salgılar. "mücadele" bittiğinde, vücudunuz orijinal durumuna (parasempatik sistem) geri dönmek için mücadele edebilir. bazen tekrar normale dönmek için bir kızarma* olması gerekebilir.
*kızarma: flushing kelimesi, uçmak, kızarmak, coşkuyu vermek, flush: sifonu çekmek. bu metinde mantıklı olan kısım vücudun sifonu çekmesi gibi görünüyor.
velhasıl, savaş yada kaç olarak bilinir türkçede bu durum. savaştan bir anda güvenli ana, yani cinayetin gerçekleltiği ana geçildiğinde (kurban vücut için tehdit olarak görünür) vücut kendini temizliyor.
psikolojik olarak altında ne yatıyor bilemiyorum, ya da araştırmada gözüme çarpmadı.
olay mahalline kusulursa sağlam bir temizlik yapmak gerekir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sınava gireceğim. yarın kimseyle iletişim kurmak istemiyorum. ayt çalışmadım. sözel kısmını yaparım. onu da okulda öğrendiklerimle. matematik de yaparım azcık. bakalım ne olacak. mezun gibi de hissediyorum ya da hissetmiyorum onu bilmiyorum. evet canım çalışmak istemedi. ama çok iyi biliyorum yine gireresem iyi bir sonuç yaparım. bu yıl neyin yapılmayacağını öğrendim. şunu keşfettim çok çalışınca vs çok para kazanmıyoruz öyle bir şey yokmuş. sahi başarı nedir ki? sınavda iyi bir sonuç mu yoksa çok para kazanmak mı yoksa kısa hayatta mutlu yaşamak mı? onu çözemedim. kişiden kişiye değişir tabi. sonuçlara göre hareket edeceğim. bu sıralamadan bi cacık olmaz dersem kalırım yine denerim. ailemle daha çok uzlaşmam gerekli. hem onlara yardım hem derslerime çok çalışırım. bilmiyorum aslında ne olur. hayat değişken. biz bu değişimde değişmemek için direnemeyiz ki direnmeyelim zaten. acaba şans yüzüme güler mi? gayem ekonomik özgürlüğümü kazanmak. sınavdan sonra da atraksiyonlu olacak. hadi bakalım. bilmiyorum hiçbşr şey. bizim planlarımız ve hayatın planları uyuşur mu bilmem. öyle durup gözümün önünden hayatın akışını izliyorum.
bu şarkıda dans da etmiştim iyi gelmişti ama bu sefer edemedim. ay da bugün ne güzel. onca dedim sevdiğime, 2 dk görüntülü konuşalım diye. konuşmadı. pazartesiye kadar görüşmicem. çok kısa konuşurum. nasıl olsa yanına gitme planlarım var inşallah gidebilirsem. kıyamıyorum o'na. ne biliyim seviyorum ben onu ya. onsuz hayatım da kara delik varmış gibi hissediyorum. gülüşü,sesi, sıcaklığı, sempatisi... çok tatlı bi de. öyle konuşsun ben onu dinlerim.
görüşmek üzere canım yazar arkadaşlarım. pazar gününe ışınlansak keşke.
bu şarkıda dans da etmiştim iyi gelmişti ama bu sefer edemedim. ay da bugün ne güzel. onca dedim sevdiğime, 2 dk görüntülü konuşalım diye. konuşmadı. pazartesiye kadar görüşmicem. çok kısa konuşurum. nasıl olsa yanına gitme planlarım var inşallah gidebilirsem. kıyamıyorum o'na. ne biliyim seviyorum ben onu ya. onsuz hayatım da kara delik varmış gibi hissediyorum. gülüşü,sesi, sıcaklığı, sempatisi... çok tatlı bi de. öyle konuşsun ben onu dinlerim.
görüşmek üzere canım yazar arkadaşlarım. pazar gününe ışınlansak keşke.
devamını gör...
tavşan sahiplenmek isteyenlere tavsiyeler
her yıl paskalya nedeniyle kuzey amerika ve avrupa'da pek çok insan tavşan sahiplenir ya da alır. bu tavşanların büyük bölümü sonunda barınağa getirilir. pek çok kişi tavşan sahiplenmeden ya da almadan önce araştırma yapmaz.
1- tavşanlar sosyal hayvanlardır. tavşanlar tek olarak sahiplenilmez ya da alınmaz. eğer tavşanınızın sağlıklı davranışlara sahip olmasını istiyorsanız en az iki tane tavşan sahiplenmelisiniz. eğer tavşanların biri dişi bir erkek olursa mutlaka kısırlaştırılmalıdır.
2-tavşanlara tuvalet eğitimi verilebilir. tıpkı yavru köpek eğitiminde olduğu gibi bu zaman alır. tavşanlar günde yaklaşık 2-8 kere çiş yapar , 100-200 tane ufak hediye toplarından bırakır, aynı zamanda bir kaç defa yumuşak kaka yapar. bu yetişkin tavşan için geçerli. yavru tavşan için bu rakam çok daha fazla. tuvalet sıklığı kontrolü zorlaştırdığı için eğitim vermek istiyorsanız, tavşan sahiplendiğiniz dönemde daha yeni doğmuş bir bebekle ilgileniyormuş gibi her an takip etmeniz lazımdır. genelde bu yapılmadığından tuvalet eğitimi daha uzun sürer.
tavşanın evde kalacağı güvenli alan, özellikle yavru tavşanın tuvalet eğitimi için crate olmalıdır. tavşanlar için kedi kumu ya da silikon kristallerden kullanılmaz. tavşanların tuvaletini yapması için doğal buğday otu, yulaftan, kağıt peletleri ya da fırında kurutulmuş talaş peletlerinden yapılmış litter kullanılır. litteri koymak içinse kullanılacak plastik bitter kutusunun tavşanın boyuna uygun olması gerekir.
tavşanın idrarı kokar. bu nedenle iyi kalite litter kullanılmalı ve sürekli temizlenmelidir.
3-3-tavşanlar glisemik indeksi yüksek kök meyveleri ve kök sebzeleri yememelidir. havuç, marul gibi yiyecekleri yiyebilirler ancak bu daha ziyade arada bir ödül olarak olabilir. temel beslenmelerine yüksek glisemik seviyeye sahip yiyeceklerden oluşturmak sağlık sorunlarına neden olur. hay grass ( saman - farklı türlerde olanları vardır ) dişlerinin törpülenmesini sağlar ve aynı zamanda temel besin kaynakları arasındadır. tavşanlar lifli otlar ve yapraklarla beslenirler. piyasada satılan müsli tarzındaki tavşan yemleri oldukça sağlıksızdır.
4-tavşanınızla aktif olarak ilgilenemediğiniz zamanlarda onun için ayrılan güvenli alana onu koymalısınız.
5- burada tüm sokakların arkası yeşil alan olduğu için bahçesi olmayan biri bile rahatça tavşanlarını gövde tasmasıyla dışarı çıkarabiliyor. türkiye'de yaşıyorsanız bu mümkün olmayacağı için ( trafik, sokak köpekleri, kalabalık vb nedenlerden ) tercihen bahçeli evinizin olması gereklidir.
6-tavşanın erken dönemde sosyalleşmesi çok önemlidir.
7-tavşanınızı süreki olarak dışarı çıkartamayacağınız için onun çevresini oyuncaklar, tüpler vb. ile zenginleştirmek gerekir.
8- montreal'de tavşan konusunda uzman veterinerler bulunmakla birlikte sayı sınırlıdır. türkiye'deyseniz mecburen daha çok kedi ve köpeklerle çalışan veterinere götürmeniz gerekecektir.
9- tavşanlar 8-12 yıl yaşar. eğer uzun dönem sorumluluk alamayacaksanız sahiplenmeyin. sahiplendiğiniz tavşan tekrar doğaya geri dönemez. tavşan sahiplendirmekse oldukça zordur.
10-daha önce benzer bir hayvana bakmadıysanız hamster, fare gibi hayvanları beslemek daha mantıklıdır. deneyim olur. hem eğitim anlamında hem de bakım anlamında . üstelik hamster ve fare eğitimi son derece eğlencelidir.
konuyla ilgili daha fazla bilgi isterseniz edinburgh üniversitesinin bu konuda hazırladığı mooca bakabilirsiniz ya da bana mesaj atabilirsiniz. benim kişisel görüşüm çok az insan gerçekten bir tavşana evcil hayvan düzgün bir şekilde bakabilir. tavşan sahiplerinin %99'u aslında hayvana eziyet ediyorlar, doğasından uzaklaştırıyorlar ve fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamıyorlar. kedi sahiplerini genelde eleştiririm ancak evde bakılan ve eziyet edilen hayvanlar listesinde tavşanlar, sürüngenler ve papağanlar kesinlikle ilk sıradadır. kedilerin durumu bunlara göre güllük gülistanlık bile sayılabilir.
1- tavşanlar sosyal hayvanlardır. tavşanlar tek olarak sahiplenilmez ya da alınmaz. eğer tavşanınızın sağlıklı davranışlara sahip olmasını istiyorsanız en az iki tane tavşan sahiplenmelisiniz. eğer tavşanların biri dişi bir erkek olursa mutlaka kısırlaştırılmalıdır.
2-tavşanlara tuvalet eğitimi verilebilir. tıpkı yavru köpek eğitiminde olduğu gibi bu zaman alır. tavşanlar günde yaklaşık 2-8 kere çiş yapar , 100-200 tane ufak hediye toplarından bırakır, aynı zamanda bir kaç defa yumuşak kaka yapar. bu yetişkin tavşan için geçerli. yavru tavşan için bu rakam çok daha fazla. tuvalet sıklığı kontrolü zorlaştırdığı için eğitim vermek istiyorsanız, tavşan sahiplendiğiniz dönemde daha yeni doğmuş bir bebekle ilgileniyormuş gibi her an takip etmeniz lazımdır. genelde bu yapılmadığından tuvalet eğitimi daha uzun sürer.
tavşanın evde kalacağı güvenli alan, özellikle yavru tavşanın tuvalet eğitimi için crate olmalıdır. tavşanlar için kedi kumu ya da silikon kristallerden kullanılmaz. tavşanların tuvaletini yapması için doğal buğday otu, yulaftan, kağıt peletleri ya da fırında kurutulmuş talaş peletlerinden yapılmış litter kullanılır. litteri koymak içinse kullanılacak plastik bitter kutusunun tavşanın boyuna uygun olması gerekir.
tavşanın idrarı kokar. bu nedenle iyi kalite litter kullanılmalı ve sürekli temizlenmelidir.
3-3-tavşanlar glisemik indeksi yüksek kök meyveleri ve kök sebzeleri yememelidir. havuç, marul gibi yiyecekleri yiyebilirler ancak bu daha ziyade arada bir ödül olarak olabilir. temel beslenmelerine yüksek glisemik seviyeye sahip yiyeceklerden oluşturmak sağlık sorunlarına neden olur. hay grass ( saman - farklı türlerde olanları vardır ) dişlerinin törpülenmesini sağlar ve aynı zamanda temel besin kaynakları arasındadır. tavşanlar lifli otlar ve yapraklarla beslenirler. piyasada satılan müsli tarzındaki tavşan yemleri oldukça sağlıksızdır.
4-tavşanınızla aktif olarak ilgilenemediğiniz zamanlarda onun için ayrılan güvenli alana onu koymalısınız.
5- burada tüm sokakların arkası yeşil alan olduğu için bahçesi olmayan biri bile rahatça tavşanlarını gövde tasmasıyla dışarı çıkarabiliyor. türkiye'de yaşıyorsanız bu mümkün olmayacağı için ( trafik, sokak köpekleri, kalabalık vb nedenlerden ) tercihen bahçeli evinizin olması gereklidir.
6-tavşanın erken dönemde sosyalleşmesi çok önemlidir.
7-tavşanınızı süreki olarak dışarı çıkartamayacağınız için onun çevresini oyuncaklar, tüpler vb. ile zenginleştirmek gerekir.
8- montreal'de tavşan konusunda uzman veterinerler bulunmakla birlikte sayı sınırlıdır. türkiye'deyseniz mecburen daha çok kedi ve köpeklerle çalışan veterinere götürmeniz gerekecektir.
9- tavşanlar 8-12 yıl yaşar. eğer uzun dönem sorumluluk alamayacaksanız sahiplenmeyin. sahiplendiğiniz tavşan tekrar doğaya geri dönemez. tavşan sahiplendirmekse oldukça zordur.
10-daha önce benzer bir hayvana bakmadıysanız hamster, fare gibi hayvanları beslemek daha mantıklıdır. deneyim olur. hem eğitim anlamında hem de bakım anlamında . üstelik hamster ve fare eğitimi son derece eğlencelidir.
konuyla ilgili daha fazla bilgi isterseniz edinburgh üniversitesinin bu konuda hazırladığı mooca bakabilirsiniz ya da bana mesaj atabilirsiniz. benim kişisel görüşüm çok az insan gerçekten bir tavşana evcil hayvan düzgün bir şekilde bakabilir. tavşan sahiplerinin %99'u aslında hayvana eziyet ediyorlar, doğasından uzaklaştırıyorlar ve fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamıyorlar. kedi sahiplerini genelde eleştiririm ancak evde bakılan ve eziyet edilen hayvanlar listesinde tavşanlar, sürüngenler ve papağanlar kesinlikle ilk sıradadır. kedilerin durumu bunlara göre güllük gülistanlık bile sayılabilir.
devamını gör...

