amerika’ya hoş geldiniz
bir linda boström knausgard romanıdır.
bu kadar hacimsiz bir romanda bu kadar yoğun duyguların cirit atması çok beklendik bir durum olmayabilir ama yazar kendi hayatından yola çıkarak yazdığı için sanırım elle tutulur, gözle görülür bir çocukluk travması, diyalektik bir acı ve dipten gelen bir umut dalgası var romanda.
çocuk ve çok mutlu olduğum zamanların birinde, henüz büyümeye karar vermemişken mahalledeki bir apartmanın önünde arkadaşlarla yakartop oynarken topumuz sadece bir kez oynadığımız yerinin bir buçuk metre kadar üstünde kalan bir bahçeye kaçtı.
bahçenin sahibi olan otuz yaşlarındaki mutsuz ve sinirli kadın topumuzu alıp bize deliler gibi küfür etmeye başladı. mahalleyi ayağa kaldırdı. yanında da sümüğü yeterli uzunluğa ulaştığında yalayan oğlu vardı. bize küfür etmesi en çok benim zoruma gitti.
içimden umarım, dedim, senin çocuğunun da başına bir şey gelir. neden çocuğu lanetledim bilmiyorum. ve neden hiçbir duamı kabul etmeyen, ciddiye almayan tanrı bu dileği kabul etti onu da bilmiyorum ama bir saat sonra mahalleye gelen ambulans bahçede düşüp kafasını yaran çocuğu alıp hastaneye götürdü. hayatımın en korku dolu anlarından biriydi bu. çünkü benim yüzümden olduğunu biliyordum ve bunu sadece ben biliyordum.
o günden sonra bir şey dileyeceğim zaman çok dikkatli oldum. neme lazım, tanrı bir kez daha bana insaf eder diye.
romanda da benim o zaman olduğum çocuğa benzer bir kız var ama onun travması daha büyük çünkü onun duası babasının ölmesi için ve o da tanrının aynı oyununa düşüyor. bundan sonrası ise travmatik bir hayatı yola koyma çabası.
amerika’ya hoş geldiniz hanımlar beyler, aile salonumuz bulunmaktadır.
bu kadar hacimsiz bir romanda bu kadar yoğun duyguların cirit atması çok beklendik bir durum olmayabilir ama yazar kendi hayatından yola çıkarak yazdığı için sanırım elle tutulur, gözle görülür bir çocukluk travması, diyalektik bir acı ve dipten gelen bir umut dalgası var romanda.
çocuk ve çok mutlu olduğum zamanların birinde, henüz büyümeye karar vermemişken mahalledeki bir apartmanın önünde arkadaşlarla yakartop oynarken topumuz sadece bir kez oynadığımız yerinin bir buçuk metre kadar üstünde kalan bir bahçeye kaçtı.
bahçenin sahibi olan otuz yaşlarındaki mutsuz ve sinirli kadın topumuzu alıp bize deliler gibi küfür etmeye başladı. mahalleyi ayağa kaldırdı. yanında da sümüğü yeterli uzunluğa ulaştığında yalayan oğlu vardı. bize küfür etmesi en çok benim zoruma gitti.
içimden umarım, dedim, senin çocuğunun da başına bir şey gelir. neden çocuğu lanetledim bilmiyorum. ve neden hiçbir duamı kabul etmeyen, ciddiye almayan tanrı bu dileği kabul etti onu da bilmiyorum ama bir saat sonra mahalleye gelen ambulans bahçede düşüp kafasını yaran çocuğu alıp hastaneye götürdü. hayatımın en korku dolu anlarından biriydi bu. çünkü benim yüzümden olduğunu biliyordum ve bunu sadece ben biliyordum.
o günden sonra bir şey dileyeceğim zaman çok dikkatli oldum. neme lazım, tanrı bir kez daha bana insaf eder diye.
romanda da benim o zaman olduğum çocuğa benzer bir kız var ama onun travması daha büyük çünkü onun duası babasının ölmesi için ve o da tanrının aynı oyununa düşüyor. bundan sonrası ise travmatik bir hayatı yola koyma çabası.
amerika’ya hoş geldiniz hanımlar beyler, aile salonumuz bulunmaktadır.
devamını gör...
bir cümle ile çocukluğunu tanımlamak
bambaşka bir alemde yaşıyordum.
devamını gör...
gülerek ben yemek yapmayı bilmem ki diyen kadın
yemek yapmak sadece kadınların üzerine tanımlanmış bir görev değildir. yemek yiyen herkes, yemek yapmayı bilmelidir.
devamını gör...
karides güveç
goze hitap ettigi kadar, cikardigi cizirtiyla kulaklari da mest eden meze.
parasi verilerek disaridan alinacak yiyecekler siralamasinda ilk siradadir; evde yapmaya kalktiginda anadan emilen sutu burundan fitil fitil getirir. saatlerce ugrasip iki dakikada tukendigini gormek hos hissettirmez eminim ki, verip parasini disaridan yiyeceksin abi bunu.
balik sofralarindan ziyade raki sofralarinin -bence- kalamar ile birlikte olmazsa olmazi, zira bunu baliktan once yersen baliga sumugunu atmama ihtimali var, oyle lezzetli imansiz.
kaynayan tereyagina kizarmis ekmek banarak ustundeki kasari sundurmek of. (bkz: olsa da yesek)*
kriz sebebi, gunaha alev alev cagiriyor baslik ya.
parasi verilerek disaridan alinacak yiyecekler siralamasinda ilk siradadir; evde yapmaya kalktiginda anadan emilen sutu burundan fitil fitil getirir. saatlerce ugrasip iki dakikada tukendigini gormek hos hissettirmez eminim ki, verip parasini disaridan yiyeceksin abi bunu.
balik sofralarindan ziyade raki sofralarinin -bence- kalamar ile birlikte olmazsa olmazi, zira bunu baliktan once yersen baliga sumugunu atmama ihtimali var, oyle lezzetli imansiz.
kaynayan tereyagina kizarmis ekmek banarak ustundeki kasari sundurmek of. (bkz: olsa da yesek)*
kriz sebebi, gunaha alev alev cagiriyor baslik ya.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
"ben zindanda, sen çiçeklerin arasında
kalbim acıyor
ağla istiyorum"
kalbim acıyor
ağla istiyorum"
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
değerli sözlük yazarları, hepinize selamlar. sizlere çok özel bir itirafta bulunacağım. ben kafa sözlükten önce yalnızlıktan kıvranan bir insandım; kendi hobilerim, meşgalelerim vardı ama çok yalnızdım. burada yazmaya başlayınca ise kendimi ailesini bulmuş bir yavru kedi gibi hissettim. herkes burada bildiğini, aktarmak istediğini yazıyor ve karşılığında çıkar beklemeden elini taşın altına koyuyor. aranızdan bazılarıyla tanıştım, güzel arkadaşlıklar kurdum. yalnız bir insanı elektroşok cihazıyla hayata döndürdünüz, hepinize teşekkür ederim.
şimdi gelelim kötü kısma, sözlük radyosu açıldı ve ben de elimden geldiğince aktif olmaya çalıştım orada. ama son günlerde yaşadığım bazı olaylar üst üste darbeler gibi kafama inince direncimi koruyamadım. psikiyatri koğuşunda birkaç haftalık bir tatil yapacağım, orada toparlanırım kısa sürede. yayınlarımın devamını bekleyenlerden binlerce kez özür diliyorum, ama hastaneye yatmaktan başka bir çözüm yoktu önümde. iyileşince bomba gibi döneceğim aranıza ve radyoda çok güzel işler çıkaracağım, şimdilik beklemede kalın ve kendinize çok iyi bakın. hepinize kucak dolusu sevgiler benden.
şimdi gelelim kötü kısma, sözlük radyosu açıldı ve ben de elimden geldiğince aktif olmaya çalıştım orada. ama son günlerde yaşadığım bazı olaylar üst üste darbeler gibi kafama inince direncimi koruyamadım. psikiyatri koğuşunda birkaç haftalık bir tatil yapacağım, orada toparlanırım kısa sürede. yayınlarımın devamını bekleyenlerden binlerce kez özür diliyorum, ama hastaneye yatmaktan başka bir çözüm yoktu önümde. iyileşince bomba gibi döneceğim aranıza ve radyoda çok güzel işler çıkaracağım, şimdilik beklemede kalın ve kendinize çok iyi bakın. hepinize kucak dolusu sevgiler benden.
devamını gör...
griot
afrika kabilelerinde geleneği, göreneği çalgılar eşliğinde nesilden nesile aktaran, kabile reisleri ve halk arasında sevilip sayılan kişidir. bir nevi bizdeki halk ozanları.
devamını gör...
en iyi film müzikleri
kill bill.
devamını gör...
lise koridorundaki kalorifer
ne aşklara ne yıkışlara ne kavgalara ne dedikodulara şahit olmuştur. sıcacıktır, bizdendir.
devamını gör...
friday black
küçük çocukların acımasızlığını önleyemediğimiz için, önlemek istemediğimiz için ve hatta cesaretlendirdiğimiz için hasta zihniyetli yetişkinlerle doldurmaya devam ediyoruz dünyayı. kosinski’nin “ boyalı kuş” kitabına adını veren küçük hikaye şöyle idi:
küçük çocuklar bir kuşu alıp farklı renklere boyayıp sürünün içine geri gönderdiklerinde sürü kuşu yabancı ve düşman görüp onu gagalayarak öldürürlermiş. farklı olana nefret bilgisinin çocuklarda bu kadar erken başlamasının nedeni belki de evrensel bir kötülük anlayışının genetik kodlarımıza işlenmiş olmasındandır. yabancı olan, farklı olan düşmandır bize göre. onlardan yeni şeyler öğrenebileceğimiz gerçeği çok da gerçekçi gelmez bize nedense.
ilkokul zamanlarımda bir arkadaşım, nedensiz ve zamansız bir cömertlikle bana kemik bir sapan hediye etmişti. ben de heyecanla eve gidip anneme gösterdim ama annem benim heyecanımı paylaşmak şöyle dursun, sinirlendi ve sapanı elimden aldı ve bir daha o sapanı göremedim. eğer o sapan bende kalsaydı belki kuş vurmayacaktım ama bilinçaltımda öldürme dürtüsü büyütecekti. beni saldırgan bir yetişkin olmaktan kurtardığı için anneme ne kadar teşekkür etsem azdır. herkes aynı bilinçle hareket etse, en azından dünyayı katlanılabilir bir yer haline getirebiliriz belki.
içimizdeki şiddet dürtüsünü çoğaltan bir diğer nokta da tüketim manyaklığımız. ihtiyaç duymasak da almaktan kendimizi alamadığımız onca saçma sapan nesne ve onlarla olan ilişkimizin sahiplik ilişkisinden aitlik ilişkisine evrilmesi. tüketme güdüsü öyle bir ele geçiriyor ki bizi sahip olmak için gözümüzü karartıp her şeyi yok edebilecek raddeye geliyoruz. ya benim olmalı bir şey, ya da var oluşuna bir son vermeliyim. saçmalık her yanımızı sarmışken direnebildiğimiz kadar direniyoruz yaşamın ahenkli işkencelerine.
velhasılı, bu kitap yukarıda anlattıklarımı ya da başka şeyleri hikaye ediyor. bence okumalısınız ya da siz bilirsiniz.
küçük çocuklar bir kuşu alıp farklı renklere boyayıp sürünün içine geri gönderdiklerinde sürü kuşu yabancı ve düşman görüp onu gagalayarak öldürürlermiş. farklı olana nefret bilgisinin çocuklarda bu kadar erken başlamasının nedeni belki de evrensel bir kötülük anlayışının genetik kodlarımıza işlenmiş olmasındandır. yabancı olan, farklı olan düşmandır bize göre. onlardan yeni şeyler öğrenebileceğimiz gerçeği çok da gerçekçi gelmez bize nedense.
ilkokul zamanlarımda bir arkadaşım, nedensiz ve zamansız bir cömertlikle bana kemik bir sapan hediye etmişti. ben de heyecanla eve gidip anneme gösterdim ama annem benim heyecanımı paylaşmak şöyle dursun, sinirlendi ve sapanı elimden aldı ve bir daha o sapanı göremedim. eğer o sapan bende kalsaydı belki kuş vurmayacaktım ama bilinçaltımda öldürme dürtüsü büyütecekti. beni saldırgan bir yetişkin olmaktan kurtardığı için anneme ne kadar teşekkür etsem azdır. herkes aynı bilinçle hareket etse, en azından dünyayı katlanılabilir bir yer haline getirebiliriz belki.
içimizdeki şiddet dürtüsünü çoğaltan bir diğer nokta da tüketim manyaklığımız. ihtiyaç duymasak da almaktan kendimizi alamadığımız onca saçma sapan nesne ve onlarla olan ilişkimizin sahiplik ilişkisinden aitlik ilişkisine evrilmesi. tüketme güdüsü öyle bir ele geçiriyor ki bizi sahip olmak için gözümüzü karartıp her şeyi yok edebilecek raddeye geliyoruz. ya benim olmalı bir şey, ya da var oluşuna bir son vermeliyim. saçmalık her yanımızı sarmışken direnebildiğimiz kadar direniyoruz yaşamın ahenkli işkencelerine.
velhasılı, bu kitap yukarıda anlattıklarımı ya da başka şeyleri hikaye ediyor. bence okumalısınız ya da siz bilirsiniz.
devamını gör...
sevişmek istenilen yazarlar
nik vererek birini digerinden ayirmak istemem.
devamını gör...
eurovision'a tekrar katılma durumunda türkiye'yi temsil edecek sanatçı
benim gözümde çok eğlenceli bir yarışma,heyecan verici neden bu kadar abartılıyor ki alt tarafı müzik yarışması anlamıyorum. hem yeni çıkan müzisyenlerimize de destek oluruz.can bonomo hayatımıza bu şekilde girdi mesela.neyse fazla uzatmıyorum sertab erener gibi iddialı bir isim çıksın önce,hayko cepkin mesela.. ve diyorlar ki bu sene turkiye'yi oldukça iddialı fantastik bir sanatçı temsil ediyor.hangi ülkeye gidiyorsa arkasında gidiyoruz..herkes giymiş siyahları çığlık çığlığa sahnede korku hakim ğğğğ..sonuç ne olursa olsun bizimki yine inletecek ortalığı kesin..kötü puan verenler de kusura bakmasınlar okkalı bir küfür..
devamını gör...
ispanyolca
duolingo üzerinden öğrenmeye başladığım dil. youtube ve coursera gibi kaynaklardan da denk geldikçe yararlanıyorum. instagramda ispanyolca vocab. phrase hesapları takip ediyorum. keyifli bir öğrenme süreci oluyor.
(bkz: ¿cómo estás?)
(bkz: ¿cómo estás?)
devamını gör...
annesini satırla parçalayan kadın
annemin tırnağı acısa, ölüyorum sanırım bunlar nasıl insanlar hiç mi insanlık kalmamış içlerinde. bizden uzak olsunlar..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
doğduğumdan beri şanssız olduğum ve bunu her alanda hissettiği için. derin bir anlamı var benim için, sürekli koşmam gerektiğini hatırlatıyor.
devamını gör...
yaz dizisi
lânet olsun böyle dizilere , yazdan nefret etmek için bir sebeb daha, kış dizileri zaten çekilmiyor üstüne bu saçma , iğrenç yaz dizileri ile hayat tam çekilmez oluyor.
devamını gör...
hayalet yazarlık
çoğu akademisyenin ''sadık'' öğrencileriyle olan 'ticari' ilişkisidir aslında. ne rezillikler var bu minvalde...
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
ahmet ümit ile tanışmıştım bir kitap fuarında. içinde ismimin geçtiği iki dizelik şiir yazmıştı. bizzat adıma yazılmış bir dizenin varlığı hala bir miktar gururlandırır.
devamını gör...

