iç anadolu denince yazarların aklına gelen şeyler
gezdim dünyayı gördüm konyayı diye bir laf var. benim aklıma ilk gelen bu oluyor nedense.
devamını gör...
geceye z kuşağının bilmediği bir bilgi bırak
kablosuz bağlantı yokken 146yı çevirip internete bağlanıyorduk.
devamını gör...
binlerce saatini mobil oyunlara ve pc oyunlarına harcamak
aklım harcayamadıklarımda.
devamını gör...
yazarların tc kimlik numaraları
devamını gör...
günaydın sözlük
güñaydın sözlük ben uyumadım sen?
devamını gör...
uçak kazası raporu izleyip uçağa binmek
eğer bir uçak kazası yaşaycaksanız bunun önüne zaten geçemezsiniz. uçakta yolculuk ederken tabletten izlemişliğim vardır ayrıca.
devamını gör...
türkan saylan türk milletini temsil eden biri değildir
rahmetli nin attığı tırnak olamazsınız, türkan saylan in bu ülkeye verdiği hizmetleri ,hiç birinizin ne bilgisi, ne becerisi ne eğitimi ne yüreği yeter , allah katında onun insanlık için neler yaptığı da , sizin de bu halka neler yaptığınızda yazılıdır.
türkan saylan nin adı kıymetini bilen insanların kalbinde yazılıdır , sokağa adı verilmese de olur , tarih onu ve bu ülkeye yaptıklarını yazıyor.
türkan saylan nin adı kıymetini bilen insanların kalbinde yazılıdır , sokağa adı verilmese de olur , tarih onu ve bu ülkeye yaptıklarını yazıyor.
devamını gör...
sinameki
karagöz'ün bir oyununda da bahsi geçen bitkidir.
devamını gör...
mihriban
mihriban kelime kökeni itibariyle şefkatli, iyi huylu demektir.
şair ve yazar abdürrahim karakoç'un, aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı mihriban şiiri:
sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamışım çözülmüyor mihriban
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban
yar deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban
tabiplerde ilaç yoktur yarama
aşk deyince ötesini arama
her nesnenin bir bitimi var ama
aşka hudut çizilmiyor mihriban.
bu şiir sonra türkü haline gelmiştir. mihriban
türkünün hiç bir zaman gündemden düşmemesine karşın, hikayesinin de yanlış anlatıldığını söyleyen oğuz karakoç, ''üzülerek söylüyorum ki, abdürrahim karakoç'un tertemiz ve ölümsüz aşkını anlatan bu şiir, ne yazık ki internette ve dizilerde reyting uğruna çok farklı şekilde yorumlanıyor. biz buna karakoç ailesi olarak üzülüyoruz. amcam abdürrahim karakoç "o bana mektup yazardı, ben onun bulunduğu bölgedeki gazetelere şiirimi gönderirdim. o beni şiirlerimle takip ederdi' diyor. yani mihriban amcama, 'unutmak kolay mı?' demiştir. amcamda şiirinde, 'unutmak kolay mı? deme unutursun mihriban' diye karşılık vermiştir. mektuplaşmış, şiirleşmişler ancak takdiri ilahi yazmamış. bu şekilde sonuçlanmıştır.'' demiştir.
şair ve yazar abdürrahim karakoç'un, aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı mihriban şiiri:
sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamışım çözülmüyor mihriban
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban
yar deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban
tabiplerde ilaç yoktur yarama
aşk deyince ötesini arama
her nesnenin bir bitimi var ama
aşka hudut çizilmiyor mihriban.
bu şiir sonra türkü haline gelmiştir. mihriban
türkünün hiç bir zaman gündemden düşmemesine karşın, hikayesinin de yanlış anlatıldığını söyleyen oğuz karakoç, ''üzülerek söylüyorum ki, abdürrahim karakoç'un tertemiz ve ölümsüz aşkını anlatan bu şiir, ne yazık ki internette ve dizilerde reyting uğruna çok farklı şekilde yorumlanıyor. biz buna karakoç ailesi olarak üzülüyoruz. amcam abdürrahim karakoç "o bana mektup yazardı, ben onun bulunduğu bölgedeki gazetelere şiirimi gönderirdim. o beni şiirlerimle takip ederdi' diyor. yani mihriban amcama, 'unutmak kolay mı?' demiştir. amcamda şiirinde, 'unutmak kolay mı? deme unutursun mihriban' diye karşılık vermiştir. mektuplaşmış, şiirleşmişler ancak takdiri ilahi yazmamış. bu şekilde sonuçlanmıştır.'' demiştir.
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
varsayımda bulunma,kişisel algılama,kelimelerini özenle seç ve yapabildiğinin en iyisini yap. (dört anlaşma)
devamını gör...
odak
önemli yer, merkez anlamındadır.
ayrıca bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların toplandığı yer anlamına da gelir.
ayrıca bir ışık veya ısı kaynağından yayılan ışınların toplandığı yer anlamına da gelir.
devamını gör...
sineklerin tanrısı
bir (bkz: william golding) kitabıdır.
bu kitapla ilgili değinmek istediğim birkaç nokta var. öncelikle rahmetli (bkz: mina urgan) … bugüne kadar okuduğum çeviri kitaplar arasındaki en güzel çeviriydi diyebilirim. hatta, rahmetli mina hanım öyle bir sonsöz yazmış ki kitaba, yani kitap ne anlatıyor, alt metin olarak içinde ne gizlemişse ‘şaaaaaak!’ diye koymuş önünüze… o yüzden kitabı okurken tahayyül ettiğiniz şeyleri unutmadan, kitap biter bitmez sonsözü de sıcağı sıcağına okumayı sakın ha atlamayın… kitabın birçok yerine bakış açınızı değiştirecektir ve sorguladığınız bazı şeylerin cevabını bulacaksınızdır…
bu kitapta bir uçak var... bir kaza sonucu bu uçak ıssız bir adaya düşmüş ve uçaktan sadece çocuklar sağ çıkabilmiştir. bu çocuklar, yasaların ve kuralların olmadığı ıssız bir adada, ilkel bir yaşamla hayatta kalmaya çalışırken masumiyetlerini ne kadar koruyabiliyorlar bunu okuyoruz…
insanın içinde iyilik mi vardır, kötülük mü vardır?
bunlar doğumla birlikte içimizde olan şeyler midir yoksa sonradan öğrenip tercih ettiğimiz kavramlar mıdır?
en saf, en temiz saydığımız çocukların doğasında da şiddet, vahşilik, kan dökme arzusu gibi dürtüler var mıdır?
gibi soruları okur zihninde uyandırıp, okura cevap aratan bir kitap…
abartıldığı kadar var mı demeyin, az bile söyleniyor bence…
15 yaşına giren her çocuğa okutulmalı da bence… siz de okuyun… çocuklarınıza da okutun. oturun sonra kitabı konuşun birkaç akşam… öyle bir kitap…
tavsiyemdir…
bu kitapla ilgili değinmek istediğim birkaç nokta var. öncelikle rahmetli (bkz: mina urgan) … bugüne kadar okuduğum çeviri kitaplar arasındaki en güzel çeviriydi diyebilirim. hatta, rahmetli mina hanım öyle bir sonsöz yazmış ki kitaba, yani kitap ne anlatıyor, alt metin olarak içinde ne gizlemişse ‘şaaaaaak!’ diye koymuş önünüze… o yüzden kitabı okurken tahayyül ettiğiniz şeyleri unutmadan, kitap biter bitmez sonsözü de sıcağı sıcağına okumayı sakın ha atlamayın… kitabın birçok yerine bakış açınızı değiştirecektir ve sorguladığınız bazı şeylerin cevabını bulacaksınızdır…
bu kitapta bir uçak var... bir kaza sonucu bu uçak ıssız bir adaya düşmüş ve uçaktan sadece çocuklar sağ çıkabilmiştir. bu çocuklar, yasaların ve kuralların olmadığı ıssız bir adada, ilkel bir yaşamla hayatta kalmaya çalışırken masumiyetlerini ne kadar koruyabiliyorlar bunu okuyoruz…
insanın içinde iyilik mi vardır, kötülük mü vardır?
bunlar doğumla birlikte içimizde olan şeyler midir yoksa sonradan öğrenip tercih ettiğimiz kavramlar mıdır?
en saf, en temiz saydığımız çocukların doğasında da şiddet, vahşilik, kan dökme arzusu gibi dürtüler var mıdır?
gibi soruları okur zihninde uyandırıp, okura cevap aratan bir kitap…
abartıldığı kadar var mı demeyin, az bile söyleniyor bence…
15 yaşına giren her çocuğa okutulmalı da bence… siz de okuyun… çocuklarınıza da okutun. oturun sonra kitabı konuşun birkaç akşam… öyle bir kitap…
tavsiyemdir…
devamını gör...
gereksiz yere pahalı olan şeyler
pringles. 18 tl olmuş yahu.
devamını gör...
bir apartmanda yaşanabilecek zorluklar
insanın olduğu her yerde her türlü zorluk yaşanabileceğinden, içerisine sonsuz sayıda sıkıntı yazabileceğimiz küme.
dağ başında yaşamak istiyorum.
dağ başında yaşamak istiyorum.
devamını gör...
karl benz
otomobili icat eden adam. bilgisiz cahil cühela kesime göre şirketine kızının ismini verdiği söylenir...
karl benz'in üç kızı var evet ama hiçbirinin ismi mercedes değil. zaten mercedes almanca bir isim değil.
kızlarının ismi sırasıyla ellen benz, clara benz ve thilde benz'dir.
şirketin asıl ismi gottlieb daimler ve karl benz'in ortaklığını içerdiğinden müvelletir "daimler - benz"dir.
bu şirketin ticari işlerini yöneten, finansman kısmıyla ilgilenen asıl kişi zaten karl benz'den ziyade gottlieb daimler'dir.
karl benz işin teknik tarrafındadır.
bu ikili otomobil üretmeye başladıktan sonra
- ki burada hemen ufak bir not vereyim size 'otomobil' kelimesi yunanca auto ( kendi kendine) ve latince mobil ( hareket edebilen ) anlamlarından türeyen bir kelimedir. motoru olan her taşıt otomobildir. araba ise tekerleri olmasına rağmen herhangi bir vasıta gücü ile ilerleyebilen taşıtlardır. fayton, vagon, trailer vs. gibi -
emille jellinek ismindeki avusturyalı bir iş adamı tarafından otomobilleri sürekli satın alınıyor ve yarışlarda katılıyordu. emillle jellinek'in mercedes jellinek isminde bir kızı vardı ve emille jellinek "daimler - benz motoren gesellschaft" şirketinden satın alıp yarışıp başarılı olduğu otomobillere kızının ismini veriyordu. mercedes.
kızının ismini verdiği otomobillerle yarışıp başarılı olan emille jellinek şirketin finans beyni olan gottlieb daimler'in aklına bir bir fikir getirmişti. gottlieb daimler mercedes isminin ürettiği otomobillere ve şirkete uğur ve şans getirdiğini düşünerek kendi isminden feragat ederek benz isminin hemen yanına şanslı ismi getirdi.
mercedes- benz.
işte tüm hikaye böyledir. karl benz'in şirketine kızının ismini koyma gibi bir durumu yoktur kısaca.
otomobiller babasıdır. otomobilin annesi için (bkz: bertha benz)
karl benz'in üç kızı var evet ama hiçbirinin ismi mercedes değil. zaten mercedes almanca bir isim değil.
kızlarının ismi sırasıyla ellen benz, clara benz ve thilde benz'dir.
şirketin asıl ismi gottlieb daimler ve karl benz'in ortaklığını içerdiğinden müvelletir "daimler - benz"dir.
bu şirketin ticari işlerini yöneten, finansman kısmıyla ilgilenen asıl kişi zaten karl benz'den ziyade gottlieb daimler'dir.
karl benz işin teknik tarrafındadır.
bu ikili otomobil üretmeye başladıktan sonra
- ki burada hemen ufak bir not vereyim size 'otomobil' kelimesi yunanca auto ( kendi kendine) ve latince mobil ( hareket edebilen ) anlamlarından türeyen bir kelimedir. motoru olan her taşıt otomobildir. araba ise tekerleri olmasına rağmen herhangi bir vasıta gücü ile ilerleyebilen taşıtlardır. fayton, vagon, trailer vs. gibi -
emille jellinek ismindeki avusturyalı bir iş adamı tarafından otomobilleri sürekli satın alınıyor ve yarışlarda katılıyordu. emillle jellinek'in mercedes jellinek isminde bir kızı vardı ve emille jellinek "daimler - benz motoren gesellschaft" şirketinden satın alıp yarışıp başarılı olduğu otomobillere kızının ismini veriyordu. mercedes.
kızının ismini verdiği otomobillerle yarışıp başarılı olan emille jellinek şirketin finans beyni olan gottlieb daimler'in aklına bir bir fikir getirmişti. gottlieb daimler mercedes isminin ürettiği otomobillere ve şirkete uğur ve şans getirdiğini düşünerek kendi isminden feragat ederek benz isminin hemen yanına şanslı ismi getirdi.
mercedes- benz.
işte tüm hikaye böyledir. karl benz'in şirketine kızının ismini koyma gibi bir durumu yoktur kısaca.
otomobiller babasıdır. otomobilin annesi için (bkz: bertha benz)
devamını gör...
stalin'in tavuğu
çok bilindik bir hikayedir. bilhassa seçim zamanı gündeme gelir, ikna edici midir, hiç sanmıyorum. stalin'in tavuğuna döndürülmüş, halinden şikayet eden adama anlatırsınız millet gene bildiğini okur:
lenin’in ölümünden sonra iktidarı ele geçiren sovyetler birliği diktatörü stalin, bir yemekte yanındakilere şöyle der:
"halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı? "
her kafadan bir ses çıkar, herkes asalım, keselim de dahil olmak üzere bir şey söyler. stalin hiçbirini beğenmez ve hizmetkárlardan birini çağırıp emreder:
"çabuk bana bir tavuk getirin!"
aceleyle bir tavuk getirirler.stalin, herkesin gözleri önünde tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlar. hayvan bağırır çağırır ama nafile.
stalin bütün tüyleri yolunup çırılçıplak kalan tavuğu odanın ortasına salıverir:
"şimdi izleyin bakalım nereye gidecek?"
zavallı tavuk önce aralık kapıdan dışarı kaçar, soğuktan tir tir titrer, dönüp masaların altına girer, köşeli masa ayakları canını yakar, duvar diplerine koşar, tüysüz kanatları yara bere içinde kalır, şömineye yaklaşır, tüysüz derisi kavrulur...
sonunda çaresiz, tüylerini yolan stalin’in bacakları arasına sığınıp saklanır.
o zaman stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp yolunmuş tavuğun önüne tane tane atar. tavuk bundan sonra, stalin nereye yönelse peşinden koşar!
stalin, alaycı bir gülüşle odada olanlara şöyle der:
"gördünüz mü? halk aynı bu tavuk gibidir. tüylerini yol, sonra onu serbest bırak. o zaman onları yönetmek çok kolay olur."
lenin’in ölümünden sonra iktidarı ele geçiren sovyetler birliği diktatörü stalin, bir yemekte yanındakilere şöyle der:
"halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı? "
her kafadan bir ses çıkar, herkes asalım, keselim de dahil olmak üzere bir şey söyler. stalin hiçbirini beğenmez ve hizmetkárlardan birini çağırıp emreder:
"çabuk bana bir tavuk getirin!"
aceleyle bir tavuk getirirler.stalin, herkesin gözleri önünde tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlar. hayvan bağırır çağırır ama nafile.
stalin bütün tüyleri yolunup çırılçıplak kalan tavuğu odanın ortasına salıverir:
"şimdi izleyin bakalım nereye gidecek?"
zavallı tavuk önce aralık kapıdan dışarı kaçar, soğuktan tir tir titrer, dönüp masaların altına girer, köşeli masa ayakları canını yakar, duvar diplerine koşar, tüysüz kanatları yara bere içinde kalır, şömineye yaklaşır, tüysüz derisi kavrulur...
sonunda çaresiz, tüylerini yolan stalin’in bacakları arasına sığınıp saklanır.
o zaman stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp yolunmuş tavuğun önüne tane tane atar. tavuk bundan sonra, stalin nereye yönelse peşinden koşar!
stalin, alaycı bir gülüşle odada olanlara şöyle der:
"gördünüz mü? halk aynı bu tavuk gibidir. tüylerini yol, sonra onu serbest bırak. o zaman onları yönetmek çok kolay olur."
devamını gör...
kadın yazariçelere daha fazla nickaltı girilmesi
yeterli istatistik verilere olmadan yapılan bir tespit.
hımm bakalım, 3 aydır sözlükte aktifim, toplam nick altı tanımım 37, hadi ikisi benim yazdığım, biri de ‘mutlu kal’. geriye kaldı 34.
başlığı hortlatan yazarımız, 1,5 ayı geçmiş ve 18 adet tanım var. ve kayıt olduğu gün nick altı girilmiş. benimki bir ay sonra falandı her halde*.
bakın bunu yazılsın etsin diye yazmıyorum. okunduğumu biliyorum, bu da bana yetiyor. kendim de çok nick altı yazan biri değilim. istatistiklere bakılırsa da görülür bu.
ama kadın yazarlara daha çok nick altı girildiği tezine karşıyım. aynı fikirde de değilim. illa iddianızda stabil iseniz lütfen istatistik çıkarın, önüme serin, inanayım.
işbu tanım, kimseyi hedef göstermemektedir. tek bir yazar üzerinden karşılaştırma yaptım, o kadar. kendisi de bana kızmasın. saygılar.
hımm bakalım, 3 aydır sözlükte aktifim, toplam nick altı tanımım 37, hadi ikisi benim yazdığım, biri de ‘mutlu kal’. geriye kaldı 34.
başlığı hortlatan yazarımız, 1,5 ayı geçmiş ve 18 adet tanım var. ve kayıt olduğu gün nick altı girilmiş. benimki bir ay sonra falandı her halde*.
bakın bunu yazılsın etsin diye yazmıyorum. okunduğumu biliyorum, bu da bana yetiyor. kendim de çok nick altı yazan biri değilim. istatistiklere bakılırsa da görülür bu.
ama kadın yazarlara daha çok nick altı girildiği tezine karşıyım. aynı fikirde de değilim. illa iddianızda stabil iseniz lütfen istatistik çıkarın, önüme serin, inanayım.
işbu tanım, kimseyi hedef göstermemektedir. tek bir yazar üzerinden karşılaştırma yaptım, o kadar. kendisi de bana kızmasın. saygılar.
devamını gör...
aşk-ı memnu
tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşısınız ama.
devamını gör...
lucifer (yazar)
peçeteden kendi imkanlarıyla doğduğunu tahmin ettiğim yazarımsı.*
devamını gör...
