claranın dağdan aşağı yuvarlanan tekerlekli sandalyesi
mutlu yıllar dilerim.
böyle böyle büyüyeceksin.
dilerim
aklında, gönlünde, bedeninde, büyüdükçe daha da güzelleşsin.
böyle böyle büyüyeceksin.
dilerim
aklında, gönlünde, bedeninde, büyüdükçe daha da güzelleşsin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
uzun zamandır canımı sıkan bir konuyu kökten hallettim o yüzden çok huzurluyum. umarım bu huzur kalıcı olur.
devamını gör...
kişinin 17 yaşındaki haline vereceği öğüt
aferin lan daha harika olamaz. hataların bile müthiş.
devamını gör...
forumsal başlıkların bilgi içerikli başlıklardan daha çok tanım alma sebebi
insanların eğlence ve sosyalleşme ihtiyacıdır. gerek krizler, gerekse pandemi kaynaklı yasaklamaların ve piyasa sarsılmasının insanlarda yarattığı yük ve stresten kaynaklıdır. samimi bir ortam bulunca, burası sözlük de olsa insanlar biraz da kafa dağıtmak istiyorlar. buna anlayış göstermek durumunda olduğumuz kanaatindeyim.
devamını gör...
heybeliada
istanbulda gidip görülmesi gereken bir adadır. büyük adaya göre butik ve gezmesi kolay ve daha sakin olandır. plaj daha güzeldir. sahildeki krokanlı dondurmasını da yemeden geçmemenizi tavsiye ettiğim ada parçasıdır.
devamını gör...
sevilen kişiyle mesajlaşmanın sarmaması
ha mesajlaşıyosun da sarmıyo
t: nankörlüktür, bolluk olduğu için şımarıklıktır
t: nankörlüktür, bolluk olduğu için şımarıklıktır
devamını gör...
bir yakınını kaybetmek
sene 2011 di. o dönemler liseye gidiyordum. abimle ranzada altlı üstlü yatarken annemin beni uyandırmaya çalışırken, abimin uyanmadığını fark ettik. bağrışmalar,çağrışmalar,dürtmeler, köşeden izliyorum çocuk aklı. ambulansı falan aradılar beni de apar topar okula yolladılar. o gün üzerimde siyah okul ceketi ile yağmurda beklemişim tüm teneffüs,herkes noldu falan diyordu. ders bitti,okuldan çıkıp eve gittim,abimin hastane de komada olduğunu öğrendim. duyan,duymayan herkes evimize geliyor,noldu,nasıl oldu soruları ile boğuşuyorduk. kafada bin tane soru,ğöğsümün ortasında kocaman bir öküz nefes almamı engelliyor. ertesi günlerde bir önceki günlere nazaran farklı değildi. 2 gün komada yattı ve 3. gün sabaha karşı abim vefat etti 21 yaşında. yüksek tansiyon,beyin kanamasına yol açmış. otopsi falan yaptılar,sebebi başka bir durum mu diye fakat bulamadılar. her yerini kesip biçtikleri için kefen halen kandı. beni okuldan almaya gelen amcamı dışarıda gördüğümde abimin vefat ettiğini anlamıştım,kan alma bahanesiyle beni almaya gelmişler sözde,sanki bir tek benim kan grubum uyumlu ya,belli etmemeye çalışıyorlar. evimizin önüne geldiğimde o kuru kalabalığı görüp ve kapıdaki ‘cenaze evi’ yazısını gördüğümde buraya kadar dedim,benim hayatım burda bitti. tanıdığım,tanımadığım onca yüz herkes ağlıyor. annem bayılmış,teyze,halam baygın halde,bileklerine kolonya tutuyorlar,hemşireler hazırda bekliyor. üzerimde kırmızı kapüşonlu bir sweatshirt,altımda gri okul pantolonu. ben tam 1 hafta bu şekilde uyuyup,kalkmışım ve teyzem söylemese de fark etmezdim acıdan. dün akşam playstation da birlikte oyun oynadığımız abim artık yoktu,beni kollayacak,koruyacak,sevecek,sahip çıkacak,gizlice kartından alışveriş yaptığım canım abim. tüm bunlar yetmezmiş gibi elime soğuk bir kürek tutuşturup ‘bir toprak da sen at’ dediler. bıraksalar o çukurun içine atlardım,atladım da çıkardılar. babam çıkardı,koltuk altımdan tutup çekti yukarıya. ben hayatımda babamı hiç ağlarken görmedim,çok güçlüdür benim babam,abimi ve beni kollarımızdan tutup havaya kaldırırdı o kadar güçlüydü. belli bir yaşa kadar da babamı süperkahraman sanırdım,halen de öyledir babam. ilk kez o gün gördüm ağlarken, kahramanlarda ağlar mıydı bilmiyorum ama o gün halen gözümün önünden gitmiyor. hava soğuk, aylardan mart. hani o gözyaşlarının sıcaklığı insanın yüzünü ısıtır ya gözyaşım bile soğuktu,içim ısınmadı. sonra eşyalarını dağıttılar,fotoğraflarını kaldırdılar. uzun yıllardır abimin odası kilitli kaldı giremedim,o evden taşınmasaydık da giremezdim. babam 1 yıl eve gelmedi,giremem artık o eve dedi,annem acıdan felçlik geçirdi,bir dizi başka hastalık. iyileşti çok şükür. sapsarı saçları vardı,acıdan sonra beyazladı. insanın 1 ayda saçı beyazlar mı ya ? beyazladı. şimdilerde boya ile kapatmaya çalışıyor o acıları,belki beyazların üstünü örtersem acımı da kapatırım diyordur kim bilir. ben uzun bir süre okula gidemedim,gitsem de toparlayamadım. abimin siyah bir bisikleti vardı,vefat edince eşyalarını dağıttılar o siyah bisiklet de,bisiklet hayali kuran bir çocuğa nasip olmuş. aradan 1-2 sene sonra o bisikleti dışarıda görünce ‘abim ölmedi’ diyip bisikletin peşinde koşarken araba çarptı,kolum ve bacağım kırıldı. abim benim kolum,bacağımdı,abim benim herşeyimdi,kolum,bacağım zaten kırıktı ki benim, bir yakınınızı kaybedince bir türlü öldüğüne inanmıyorsunuz çünkü,öleceğine. artık yanınızda olmadığına. şu satırları yazmak benim için kolay olmadı,yazıp yazıp sildim,kendime sakladığım şeyler de var tabi,yazamadığım, gözyaşlarımın bana engel olduğu şeyler. sonraları o evden taşındık,çok sonra o şehirden,sonraları ülkeden… bugün halen telefon iki defa çalsa,ailemden mesaj gelse o mesajı açmaya, o çağrıya dönmeye korkuyorum. her an birşey olacakmış hissi çok kötü,allah kimseye yaşatmasın.
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
savaş esnasında yağan top yağmuru, o yağmurdan korkmayanı, korkana kıyasla daha az ıslatır.
(bkz: zabit ve kumandan ile hasbihal)
(bkz: zabit ve kumandan ile hasbihal)
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
sevmeyi değil yalnızlığı öğren zira ihtiyacın olacak gibi duruyor
devamını gör...
üzgünken yapılanlar
aralarında sigara içmek, olanlar üstüne düşünmek, şarkı dinlemek ve sonunda hayata devam etmek gibi aktiviteler bulunan eylemlerdir. bugün beni üzen bir şey oldu mesela, önce bir sigara eşliğinde biraz durumu düşündüm. sonra yapacak bir şey olmadığını fark ettim, gün içinde tamamlamam gereken işleri kendime hatırlatıp hayatıma kaldığım yerden devam ettim.
hayat bazen durup kendine gelecek fırsatı vermiyor insana.
hayat bazen durup kendine gelecek fırsatı vermiyor insana.
devamını gör...
cesaretim olsa yaparım denen şeyler
beni susturan anneme de baş kaldırırdım. asla susmazdım ve istemediğim her şeyde tavrımı koyardım. neyse yavaş yavaş yapmaya başladım.
harici, ismimi cismimi değiştirip bambaşka bir yerde yaşamaya başlardım.
harici, ismimi cismimi değiştirip bambaşka bir yerde yaşamaya başlardım.
devamını gör...
başka bir şehirde yeni bir hayata başlamak
yeni bir hayat olmasa da okul için şehir değiştirdim bu da yeni bir başlangıç olarak görülebilir çünkü doğduğum, büyüdüğüm, huyuna suyuna alışık olduğum bir yerden kalkıp yıllarımı geçireceğim bir yere geldim.
üç ekimden beri burdayım. her şey çok yeni. yollar, sokaklar, insanlar...
içime ilk dolan duygularım: sıkılmak, sıkıldığım için şehrimi özlemek.
durağan bir ruhu var bu şehrin. ilk geldiğimde ruhu yok neşesi yok derdim burası için. yanılmışım. elbette her şeyde olduğu gibi bu şehrin de bir ruhu varmış. buram buram tarih kokan sokaklarında gezinirken, yüzyıllar önce bırakılan eserlere bakarken anladım bunu.
burası bozkır. kıyı şeridinin nabzını buradan beklemek mantık dışı. nereden bu gözlemi yaptım diye merak edecek olursanız şayet tabii ki de tarihi eserler derim. yer gök taş yapılarla dolu. kubbe detaylı, geniş alanlara kurulmuş taş yapılar. girişlerinde veya içlerinde çeşitli oymalar, süslemeler var. estetik anlayışı her dönemde varmış.
içlerinde gezinirken, duvarlarına dokunurken nasıl bir enerjide olduklarını fark ettim.
enerji dediysem şimdi size evren, ay, karma bilmem ne yeni dönem popülerleşmiş kavramlardan bahsetmeyeceğim korkmayın.
enerjiden kastım iletişim yani dilleri. ağır, sağlam ve kapalılar. içine girdiğin zaman seni kalın duvarları sarıp sarmalar, dışarıdaki tehditlere karşı korur ama oradan sıkılıp da seni koruyan duvarlarını yıkamazsın. yani ona karşı direnç göstermezsin. içine girdiysen bir kere oranın kurallarına uymak zorundasın.
iç kapıları bile oldukça alçak yapılmış bu eserlerin. kimisi ilime irfana olan saygıdan dolayı diyor kimisi bilmem ne için. kapıdan girerken başını eğerek giriyorsun. başımı yani bana güç veren aklımı taşıyan bu başımı eğiyorum, kendi kibrimi bir kenara bırakıyorum ve saygı duyuyorum demek.
saygı, illa eğilmesi gereken başlar, birinin önünde kenetlenmesi gereken kollar mı demek?
saygı, birinin öz saygısını yitirip başka birinin elini eteğini öpmesi mi demek?
bunu yapması uygun görülen kişinin kibrini (öz saygısını aslında) bir kenara bırakıp eylemlere geçmesini beklemek normal karşılanırken ya bunu bekleyen bunu isteyen tarafa neden kafayı çevirip de şöyle bir bakmıyoruz? sen neden birinden bunu istiyorsun demiyoruz?
benim ne tarihle ne insanlarla ne zihniyetle ne kültürle ilgili bir sorunum yok.
şahsi gözlemlerimi ve yorumlamalarımı paylaşıyorum.
bana durağan gelmesinin nedenini anlatıyorum.
eğ başını diyor eğmek istemiyorum. şekle sokmaya çalışıyor istediği şekli almak istemiyorum.
bana durağan gelen, pasif gelen tutumlar tam da bu ayrıntılar. içimde bir volkan var. çıkın oynayın eğlenin, gel eğme başını, sen de artık önünde birilerine bir şey yaptırma, gelin hep beraber özgür olalım, kendimiz olalım diyorum.
pollyannacılık yapmıyorum. hayat bayram olsa lalala demiyorum. kendimiz olsak diyorum.
hayır hayır bugünün ruhuyla geçmişin anlayışını eleştirmiyorum. o zamanın şartları bunu gerektiyordur ve öyle gelişmiştir olaylar.
ama aradan kuşaklar geçtikten sonra kıyı şeridinden buralara gelen ruhum bunu kabullenemiyor. içim hissediyor ki buraya yabancıyım. binaların içinde başımı eğerek o kapılardan geçerken keşke diyorum, keşke eğmesem. keşke biraz daha uzun olsaymış bu kapılar. yanımda burada yetişmiş insanlar hayran oluyorlar bu anlayışa. saygıya bak diyorlar. ben ise keşke diyorum, keşke eğmesem...
üç ekimden beri burdayım. her şey çok yeni. yollar, sokaklar, insanlar...
içime ilk dolan duygularım: sıkılmak, sıkıldığım için şehrimi özlemek.
durağan bir ruhu var bu şehrin. ilk geldiğimde ruhu yok neşesi yok derdim burası için. yanılmışım. elbette her şeyde olduğu gibi bu şehrin de bir ruhu varmış. buram buram tarih kokan sokaklarında gezinirken, yüzyıllar önce bırakılan eserlere bakarken anladım bunu.
burası bozkır. kıyı şeridinin nabzını buradan beklemek mantık dışı. nereden bu gözlemi yaptım diye merak edecek olursanız şayet tabii ki de tarihi eserler derim. yer gök taş yapılarla dolu. kubbe detaylı, geniş alanlara kurulmuş taş yapılar. girişlerinde veya içlerinde çeşitli oymalar, süslemeler var. estetik anlayışı her dönemde varmış.
içlerinde gezinirken, duvarlarına dokunurken nasıl bir enerjide olduklarını fark ettim.
enerji dediysem şimdi size evren, ay, karma bilmem ne yeni dönem popülerleşmiş kavramlardan bahsetmeyeceğim korkmayın.
enerjiden kastım iletişim yani dilleri. ağır, sağlam ve kapalılar. içine girdiğin zaman seni kalın duvarları sarıp sarmalar, dışarıdaki tehditlere karşı korur ama oradan sıkılıp da seni koruyan duvarlarını yıkamazsın. yani ona karşı direnç göstermezsin. içine girdiysen bir kere oranın kurallarına uymak zorundasın.
iç kapıları bile oldukça alçak yapılmış bu eserlerin. kimisi ilime irfana olan saygıdan dolayı diyor kimisi bilmem ne için. kapıdan girerken başını eğerek giriyorsun. başımı yani bana güç veren aklımı taşıyan bu başımı eğiyorum, kendi kibrimi bir kenara bırakıyorum ve saygı duyuyorum demek.
saygı, illa eğilmesi gereken başlar, birinin önünde kenetlenmesi gereken kollar mı demek?
saygı, birinin öz saygısını yitirip başka birinin elini eteğini öpmesi mi demek?
bunu yapması uygun görülen kişinin kibrini (öz saygısını aslında) bir kenara bırakıp eylemlere geçmesini beklemek normal karşılanırken ya bunu bekleyen bunu isteyen tarafa neden kafayı çevirip de şöyle bir bakmıyoruz? sen neden birinden bunu istiyorsun demiyoruz?
benim ne tarihle ne insanlarla ne zihniyetle ne kültürle ilgili bir sorunum yok.
şahsi gözlemlerimi ve yorumlamalarımı paylaşıyorum.
bana durağan gelmesinin nedenini anlatıyorum.
eğ başını diyor eğmek istemiyorum. şekle sokmaya çalışıyor istediği şekli almak istemiyorum.
bana durağan gelen, pasif gelen tutumlar tam da bu ayrıntılar. içimde bir volkan var. çıkın oynayın eğlenin, gel eğme başını, sen de artık önünde birilerine bir şey yaptırma, gelin hep beraber özgür olalım, kendimiz olalım diyorum.
pollyannacılık yapmıyorum. hayat bayram olsa lalala demiyorum. kendimiz olsak diyorum.
hayır hayır bugünün ruhuyla geçmişin anlayışını eleştirmiyorum. o zamanın şartları bunu gerektiyordur ve öyle gelişmiştir olaylar.
ama aradan kuşaklar geçtikten sonra kıyı şeridinden buralara gelen ruhum bunu kabullenemiyor. içim hissediyor ki buraya yabancıyım. binaların içinde başımı eğerek o kapılardan geçerken keşke diyorum, keşke eğmesem. keşke biraz daha uzun olsaymış bu kapılar. yanımda burada yetişmiş insanlar hayran oluyorlar bu anlayışa. saygıya bak diyorlar. ben ise keşke diyorum, keşke eğmesem...
devamını gör...
diş hassasiyeti
''diş hassasiyeti, dentin hassasiyeti veya kök hassasiyeti için kullanılan genel bir terimdir. sıcak, soğuk, tatlı, ekşi veya çok fazla asitli yiyecek ve içecekler; soğuk hava şartları dişlerinizin ağrımasına ya da hassaslaşmasına neden olur.''
son bir kaç aydır başıma gelen durum. insanın iştahını kesen ve modunu düşüren kötü bir şey.
son bir kaç aydır başıma gelen durum. insanın iştahını kesen ve modunu düşüren kötü bir şey.
devamını gör...
ırgat
ben tanım yapmayacağım, bir anısı var bende.
ofisteyiz, çalışırken şarkı dinleyebiliyoruz o zamanlar tabii *
her odada gereksiz bir arkadaş olur ya, o arkadaşlardan birisi de istek yapacak. atabarı diye bir şarkı (türkü de olabilir şimdi boşuna linç edilmeyeyim) var. arkadaşımız bunu istiyor bizden ama "ırgat" diyor. önce derin bir sessizlik oluyor, kaçamak bakışlar, göz kırpmalar, sonra senkronize şekilde seperetörün altına indirme kafaları. hemen ardından mail ile "o ne dedi yaa?, "ırgat mı dedi o?", o zaman daha whatsapp yok tabii. sonra artık burnunun ucuna kadar gelmiş gülme seslerini kaçıra kaçıra odadan çil yavrusu gibi dağılmak...*
tanım: **
tdk'ya göre rumca kökenli olup tarım, yapı işçisi anlamına gelir.
ayrıca mali müşavirler için hazırlanan masaüstü bir program ve yazılım adıdır.
ofisteyiz, çalışırken şarkı dinleyebiliyoruz o zamanlar tabii *
her odada gereksiz bir arkadaş olur ya, o arkadaşlardan birisi de istek yapacak. atabarı diye bir şarkı (türkü de olabilir şimdi boşuna linç edilmeyeyim) var. arkadaşımız bunu istiyor bizden ama "ırgat" diyor. önce derin bir sessizlik oluyor, kaçamak bakışlar, göz kırpmalar, sonra senkronize şekilde seperetörün altına indirme kafaları. hemen ardından mail ile "o ne dedi yaa?, "ırgat mı dedi o?", o zaman daha whatsapp yok tabii. sonra artık burnunun ucuna kadar gelmiş gülme seslerini kaçıra kaçıra odadan çil yavrusu gibi dağılmak...*
tanım: **
tdk'ya göre rumca kökenli olup tarım, yapı işçisi anlamına gelir.
ayrıca mali müşavirler için hazırlanan masaüstü bir program ve yazılım adıdır.
devamını gör...
güneş enerjisi
ilk yatırım maliyeti yüksek ve amortisman süresi uzundur. o yüzden üçüncü dünya ülkelerinde tercih edilmez çünkü yarın ne olacağı belli değildir.
devamını gör...
sözlük yöneticisini de alıp kız istemeye gitmek
helios ile kız istemeye gitmektir.
helios: allahın emri peygamberin kavli ile kızınız uykusuzkahveyi oğlumuza istiyoruz...??!!&%??
helios: (yazara dönerek) lan sen bizim moda mı göz koydun?
yazar: abla ben ciddiyi...
helios: kes kes kes uzaklaştırıldın!
helios: allahın emri peygamberin kavli ile kızınız uykusuzkahveyi oğlumuza istiyoruz...??!!&%??
helios: (yazara dönerek) lan sen bizim moda mı göz koydun?
yazar: abla ben ciddiyi...
helios: kes kes kes uzaklaştırıldın!
devamını gör...
sözlükte hiç arkadaşının olmaması
olması gerekiyor diye düşünmedim hiç.
devamını gör...
hiçbir siyasi görüşe sahip olmamak
bu coğrafyada apolitik olmak hayli zordur. haksızlıklara susmanın da bunu yapandan bir farkı yoktur. bunun vicdani sorumluluğu da vardır. apolitik olmaktan kasıt hiçbir siyasi partiyi tutmamaksa buna apolitiklik denmez. çünkü ben de görüşlerimle tam anlamıyla bağdaşan bir siyasi parti bulamıyorum. sadece kötünün iyisi var. kısacası her insanın mutlaka bir görüşü illaki vardır. olmalıdır da.
devamını gör...
ölü canlar
gogol romanı.
rus insanını tanımanızı sağlayan, yazarı tarafından ikinci cildi yakılmış olan başyapıt.
rus insanını tanımanızı sağlayan, yazarı tarafından ikinci cildi yakılmış olan başyapıt.
devamını gör...
orange is the new black
finali ile beni dumura uğratmış yapımdır. taystee jefferson sen başına gelenleri hiç haketmedin bebeğim.
devamını gör...