şu an hayatınızın en yaşlı dönemindesiniz ve bir daha asla bu kadar genç olamayacaksınız.
devamını gör...

kullandığım nicki onediodan test çözerek buldum
devamını gör...

yatak deneme mesleğidir. yata yata para kazanmak diye buna denir.
devamını gör...

bana da faydalı olmasını umduğum ağ.

4-5 yıllık senaryo (animasyon) ve metin yazarlığı geçmişine sahibim. iş arıyorum.
bunun yanında ps-ae-pr kullanabiliyorum.

edit : adettendir c1-c2 arası ingilizce'ye sahibim. beginner seviyede hintçe var. bu kadar.
devamını gör...

bütün acıları ve göz yaşlarını örter. fikirleri ve eleştirileri gizler. mizah en güçlü işlevsel savunma ve iletişim mekanizmasıdır.
devamını gör...

nefes alan herkese çeyrek altın dağıtıyoruz kampanyası bile bu kadar ilgimi çekemezdi. tek kelimeyle şahane..
devamını gör...

kendisine bazlama surat diyen kişi bin lira ödemeye mahkum edildi. bunu diyen kişi mahkeme sonunda "sayemde (bkz: bişektomi)yaptırdın, şimdiki görüntünü bana borçlusun, bin lira da başımın gözümün sadakasi olsun"şeklinde bir tweet attı. yani adam hala lafının arkasında. haksız mı? hande erçel'in önceki ve sonraki fotolarına bakarsak değil gibi.
devamını gör...

bunu yapan o kadar tatlısın ki emin ol her şeye de layıksın sen hayalini kur olmazsa izin vermeyenler düşünsün.
devamını gör...

atatürk düşmanı bir kürtçüdür.

kendileri atatürk ve inönü chp'sini istedikleri gibi eleştirebilirler ama siz bunların dersimli diktatörüne en ufak bir laf edemezsiniz.
devamını gör...

nefret olmadan karakter olmaz .sevgilerden nefret ,nefretlerden de sevgi doğar . merhametin ve iyiliğin fazlası zaaftır ,suistimal edilir.
devamını gör...

allah esirgesin güzel filtre kullanan bir ablamız.
devamını gör...

'zaman ayırın"dersem çok mu klişe olur sanki? sizleri bilmem ama benim hak etmeyen hiç kimseye ayıracak kadar boş zamanım yoktur. eğer hak ediyorsa onun için zaman yaratmaya çalışırım. zaman gidipte geri gelmeyen insan hayatının en önemli şeylerindendir. o yüzden maddiyatla,tiple,bilmem işte sahip olduğunuz statütülerle; karşı tarafa belli ettirmeden ,kaş yapayım derken göz çıkarmayın. kaliteli bir insan ise ona ayırdığınız zamandan kendi değerini anlayacaktır. tabii ki istisnalar, zaman konusunda mevcuttur. bir de lütfen bir hata yapınca pişmanlığınızı belli ediniz. bu ister ailede ki bir birey olsun ister çevreden birileri. uğraşın en azından çabanızı görsün. değersizlik hissini üzerinden atıp pişkinlikte oscar'a koştuğunuzu düşünmesin. en azından ben öyle düşünebilirim. son olarak da insanlara uç olmayacak şekilde pozitif kelimelerle konuşun. arada olumlu emojilerde kullanın ki kendini iyi ve rahat hissedip samimiyet göstersin. bunları sadece kadınlara karşı değil bütün insanlığa ve dilsiz kullara (hayvanlara) hatta bitkilere karşı bile tatlı konuşursanız hisseder. hisseden her şey güzelleşir. hemen olmasa da mahkeme suratlı veya taş kalplilerde bile deneyimleyin ve sonucu görün. çok şey bildiğimden değil ama çoğunuz gibi deneyimlerden. naçizane tavsiyelerim.
öz. ne ekersen onu biçersin
devamını gör...

altta yatan herhangi bir sağlık sorunu yoksa harcanan kalorinin, alınan kaloriden fazla olması neticesinde doğal olarak oluşan olaydır.

günlük alınan kaloriyi azaltmak için abur cubur gıdalardan, gereksiz şeker yüklemesi yapan gıdalardan ve içeceklerden ( şekerli,gazlı içecekler,şerbetli ağır tatlılar ), aşırı meyve tüketiminden uzak durmak gerekir.

alınan kaloriyi de yakmak için hareketi artırmak adına her fırsatta yürümek, asansör yerine merdiven kullanmak, bisiklet sürmek gibi aktiviteler oldukça faydalıdır.

ayrıca acı pul biber ( vücut sıcaklığını artırarak kalori yakar), yeşil çay gibi metabolizmayı hızlandıran gıdaları da es geçmemek gerekir.

uyku kalitesi de kilo verme konusunda etkilidir. iyi bir uyku daha az şekerli gıdalara gereksinim duymamızı sağlar ve böylelikle alınan kaloriyi azaltmamıza imkan sağlar.

çok geç saatlerde yemek yememek de atlanılmaması gereken bir diğer faktördür.

zayıflamak için özetle daha az kalori, daha çok hareket, daha hızlı metabolizma gerekir.
devamını gör...

sevgili yazarlar,

gerek isim değişikliği sürecinin, gerekse 'normal sözlük' isminin, birçoğunuzun içine sinmediğinin farkındayım.

bu isme gelene kadar 120 adet ismi değerlendirdiğimizi bilmenizi isterim.
kimisi için tekrar patent ile alakalı sorunlar çıkması muhtemeldi, kimisi daha önce açılmış kapanmış sözlük isimleriydi (20 senede 100 üzerinde farklı isimle sözlük açıldı), kimisi ise içimize sinmedi.

kafa türevlerini düşündük. kaskafa, kafadar vb. gibi.
hatta ilk etapta, enkafasozluk.com domainini dahi satın almıştık. kararımız da bu yöndeydi.
karşı grup ile de bunun müzakeresini yaptık. ancak olmuyor, olmadı sevgili yazarlar.
sistem ve süreç burada yazılanlar kadar basit değil. eğer oluru olsaydı, emin olun ki herkesten çok ben isterdim.

bazılarımız, niçin bize sorulmadı; oylama yapılmadı? demiş.
önceden bahsedip isim oylaması yapsak kötü niyetli birileri bizden önce gidip öne çıkan isimlere patent başvurusu yapıp bizi yeniden zor duruma sokabilirdi, bu sefer böyle bir riski almak istemedik.

lütfen bu konu ile alakalı daha fazla deformasyon olmasın.

normal sözlük ismini seçerken, ilk birkaç gün kimseler tarafından benimsenmeyeceğinin, olumsuz karşılanacağının da net olarak bilincindeydik.
seçmiş olduğumuz ismin zamanla oturup, benimsenecek olduğu kanısındayız.
biz tam 1 hafta kadar bu ismi nadasa yatırdık, sonrasında dönüp "olur bu ya" dedik.

iyisi ile kötüsü ile normal sözlük ismini seçtik. bu konu artık bitti.
'sözlük tekrar isim değiştirsin, şöyle olsun böyle olsun' gibi girişimlerin hiçbir faydası yok.

içinde bulunduğumuz geçiş süreci oldukça meşakkatli.
bazılarımız yaratılan bu kaotik ortam ve oldukça acımasız eleştiriler ile süreci çok daha zorlaştırıyor.
buna gerek var mı?

biraz sakin olmaya ihtiyacımız var.

bazıları için amaç, üzüm yemekse bizlere birkaç gün müsaade edin, bırakın işimizi yapalım.
amaç bağcıyı dövmekse, buyurun devam edin, ona da lafımız yok.

normal benjamin franklin
devamını gör...

gelinlerin belindeki kırmızı kuşakları hemen hemen her düğünde görürüz. son zamanlarda farklı renklerde kuşaklar da tercih edilebiliyor ve farklı anlamlar içeriyor.
kırmızı gelin kuşağı bekaret, bereket ve gayreti temsil eder.
mor gelin kuşağı asaleti temsil eder. saraylarda olan düğünlerde bu kuşak tercih edilir.
gri gelin kuşağı: özgüvenin simgesidir. kendi kararı ile evlendiğini ve kendine güvendiğini göstermek isteyen gelinlerin tercih ettiği bir renktir.
pembe gelin kuşağı romantizmi temsil eder. aşkla bağlı olduğu kişiye sadakatini göstermek için seçilen bir renktir.
yeşil gelin kuşağı gönül gözünü temsil eder.
mavi gelin kuşağı kadının sevdiği aynı adamla ikinci kez evlenmesini anlatır.
siyah gelin kuşağı gelinin daha önce başka biri ile evlendiğini temsil eder.
günümüzde bu renkler farklı amaçlar ile de kullanılmaktadır. hatta başta beyaz olmak üzere istediği renkte kuşak takan gelinler de bulunmaktadır.
devamını gör...

"görücü usulü bir aşk istiyorum,
görünce göresim gelsin,
görmeyince ölesim..."

demiş, ilhan berk.
devamını gör...

motivasyona gerek olmayan bir şekilde yaşıyorum zaten . rutin , mucizelere yer olmayan bir hayat şu an için.
devamını gör...

güney afrika cumhuriyeti'nin kuzey doğusunda, botswana, zimbabwe ve mozambik ile sınırları olan eyaletidir. yüzölçümü 125.754 km'²dir.
kruger milli parkı'nın bir kısmı bu eyalettedir.
polokwane en büyük şehridir.
devamını gör...

atatürk'ün ölüm döşeğinden kalkıp ülkeye kazandırdığı, halen suriye ile aramızda problemler yaratan hatay ilinin merkezi. tıpkı sakarya-adapazarı, kocaeli-izmit, her ne kadar artık değişse de mersin-içel misali bir "merkez ilçe vs il" ad karmaşası yaratır; ancak antakya şehrinin merkezi olduğu hatay ili vardır. künefesiyle, mozaikleriyle ve de müslümanlarla hıristiyanların beraber yaşamasıyla ünlenen yer antakya'dır yani. şimdi eski huzurlu hali kalmamış, 2011'den beri savaş karargahı olarak kullanıla kullanıla epey yıpranmış ve nüfus değişmiş gerçi.

bu başlığı açma nedenim, balkan turundan yedi yıl önce, aynı ekiple bu şehirde ve komşusu halep şehrinde geçirdiğimiz iki günü anlatmak. yani yeni bir gezi yazısıyla karşınızdayız. ekip yine aynı; annemle babam ve bendeniz (o zaman hepten ergen idim, 16 yaşındaydım henüz). geziyi organize eden ve katılanlarsa babamın ege üniversitesi tıp fakültesinden dönem arkadaşları. ortam balkan turundaki gibi yani, komple ihtiyarlar ve arada bir tane genç, o da ben...

19 mayıs sabahında ankara'dan yola çıkıp, aksaray, ulukışla, toros geçitleri, adana ve iskenderun üzerinden vasıl olduğumuz antakya'da evvela kalacağımız deliban oteline geçerek insanlarla buluştuk. otelimiz, henüz kurulmamış defne ilçesinde kalan harbiye beldesinde, ünlü şelalenin hemen altında bir yerlerde anayolda kalıyor. akşam yemeği de otelin restoranında yendi. üç gün boyunca bol bol zahter salatası ve kırmızı et yenecekti (e doğal olarak; kebabın anavatanında olmasak da iki büyük kebapçılar merkezi gaziantep ve adana çok yakınımızda).

ertesi sabahaysa erken uyanarak otobüslerle şehir turuna koyulduk. rehberimiz, popçu atiye deniz'in de amcası ve bu gezinin organizatörü olan mehmet amca. önce geleneksel yöntemlerle zeytin sabunu üreten (sanıyorum zeytinyağı (gbkz: suriye)'den geliyordu ki bizim orada gerçekleştirdiğimiz operasyonlardan birine zeytin dalı adı verildi sonradan) bir fabrika. burada hemen herkes sabun alıyor. biz de aldık diye hatırlıyorum; malum o zamanlar bir yazlığımız ve her yaz alacak zeytinle sabunumuz yoktu. bilahare hac dağı denen yere çıktık. buradan şehir şöyle panoramik panoramik görünüyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buradaki durağımız olan st. pierre kilisesi, önüne duvar örülmüş bir mağara. valiliğin sayfasında henüz hıristiyanlığın yasak olduğu ilk dönemlerde gizli ibadet yeri olduğu, hatta bizzat havarilerden petrus'un yaptırdığı ve hıristiyanlığın ilk yapısı olduğu yazılan bu mağara 1963 yılında hac yeri ilan edilmiş. dışarıdan görüntüsü şu:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

içi de böyle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sonra şehir içine girilirken rehberimiz bize asi nehrinin ikiye böldüğü bu şehri anlattı biraz. kuzeydeki halkın epey dindar olduğunu, güneydeyse önemli bir nusayri nüfusun varlığını ifade eden rehberimiz; başta harbiye olmak üzere samandağı ve arsuz gibi yerlerde de nusayri oylarının belirleyici olduğunu ifade etti. henüz defne ve kuzeydeki antakya belediyeleri yoktu o zaman, ama siyasi tercihler o günden beri pek değişmemiş olacak ki, defne ve diğer nusayri bölgesi olarak sayılan yerlerde chp, antakya'da ve çoğu dış ilçede de akp elan banko. ancak şehir siyasetinde hiç sevilmeyen bir isim varsa o da süleyman demirel'miş. zira henüz dsi genel müdürüyken hazırlattığı fizibilite raporlarıyla amik gölünü kurutup yerine havaalanı yapılmasını sağladığı için asi nehrine ve şehir ekolojisine çok büyük zararlar vermiş. rehberimiz; asi nehrinin debi ve rejimindeki değişiklikler yüzünden şehir içindeki köprülerin yeniden yapılmasının gerektiğini ve bu esnada meclis binası önündeki romalılardan kalma köprünün de yıktırıldığını anlatıyor. epey etkilemiş ortalığı anlayacağınız.

konuşa konuşa, o zamanlar belediyenin hemen karşısında olan arkeoloji müzesine geldik. bu müze sonradan taşınmış. o zamanlar hemen meşhur köprübaşı meydanında, tarihi belediye, ziraat bankası ve hatay cumhuriyeti'nin meclis binasıyla komşuydu. mozaik koleksiyonuyla ünlü bu müzede iyi vakit geçirdik.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (agamemnon'un kızını kurban etmesi)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (sarhoş dionysos)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (narkissos kendini görürken)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (uyuyan eros)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (ünlü lahit bu muydu hatırlamıyorum)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (aslanlı sütun kaidesi)

buradan sonra tekrar köprü geçildi ve tarihi çarşı içindeki habib-i neccar camii'ne vardık. caminin altında yer alan habib-i neccar'ın hıristiyan olduğu diyanet kaynaklarında geçiyor ama hıristiyanlar da ziyaret ediyor mu bilmem. caminin antakya fethedilince yapılan ilk cami olduğu söylense de bugünkü şeklini 17. yüzyılda almış olması muhtemel. sadece minare arap üslubunda.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (camiye giriş)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (türbeye giriş)

sonraki durağımız olan sarımiye camii, küçük bir yapı. ama arap üslubundaki kalın ve şerefesi kapalı minaresi enteresan. hemen arkasında da katolik kilisesi yer alıyor. kilise deyince şöyle büyük bir yapı bekliyordum, hâlbuki eski bir ahsap ev karşımıza çıktı. evi 1977'de satın alarak kiliseye çevirmişler. halktan "evimizi kilise yaptılar" diye tepki yükselmiş mi bilmiyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise çanı ve arkada minare, antakya denince akla gelen ikonik görüntü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise kapısı)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilisenin genel görünüşü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise içi)

bundan sonra samandağı ilçesine giderek denize bakan bir restoranda öğlen yemeğini yedik. öğleden sonraki destinasyon da hep bu nusayri yoğunluklu ilçe ve musa dağı civarında geçecekti. önce, hıdırbey köyündeki ünlü çınar ağacını gördük. rivayete göre bu ağaç, hz. musa'nın toprağa diktiği asası imiş. çınar en çabuk boy atan ağaçlardan, ama bu ağaç hakikaten de bina kadar. içindeki oyuk çay ocağı olarak kullanılmış bir dönem, o kadar kalın yani.

sonraki durağımız türkiye'nin tek ermeni köyü olan vakıflı oldu. fazla durmadık ama şöyle bir baktık, kiliseyi gördük, kahvede oturduk biraz. turist olduğumuzdan mı bilmem, ama o sıradaki korkularım gerçekleşmedi, ermenilerin hiçbiri bizi dövmedi. evet, erivan'a giden türklerle aynı muameleye uğrayacağız diye epey tırsmıştım. köyün bulunduğu musa dağı, 1915'teki tehcir döneminde geçen ve "soykırım yaptınız" diyenlerin de pek sevdiği "musa dağında kırk gün" kitabına ad veren yer. bu köylüler 1915'ten önce mi buradaydı, yoksa suriye yönetimi döneminde mi yerleştiler bilmiyorum. sormaya cesaret edemedim açıkçası...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel köyün kilisesi.
bugünün son durağı titus tüneli. daha doğrusu tam adıyla vespasianus-titus, daha çok tüneli tamamlayan imparator titus'un adıyla bilinse de bazı kaynaklarda temeli atan babasının da adı geçmekte. dağdan gelip hayatı felç eden sel baskınlarına karşı milattan sonra ilk yüzyılda yapılan bu doğa harikası, piramitler kadar olmasa da ilkçağ inşaat teknolojisinin neler yapabildiğini gösteriyor. elbette köleler ve savaş esirleri sağolsun, amele sıkıntısı hiç çekilmemiş olsa gerek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel tünelin tepeden görünüşü.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel bu dağların basit mekanik aletlerle böyle tıraşlanıp bu yolun yapılması büyük bir olay herhalde.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel tünel boyunda yer alan kaya mezarları.

artık akşam oluyordu, biz de otobüsümüze binip şehre döndük. bir süre, köprübaşında inip çarşıda gezdik ki, çarşıda birçok tarihi han vardı, ancak ortalığın karışıklığı da hiçbir ilde görmediğim kadardı. ertesi gün halep'te göreceğimiz karışıklığın bir fragmanı gibi olan bu durum herhalde akrabalıktan geliyor. zaten o sıralarda vizesiz geçişler başlamış, iki ülke arasında ticaret hızlanmıştı. rehberimizin de o ülkede epey tanıdığı vardı. hatta otobüsün şoförü, "bu mazot kokusu ne ya" sorusuna "benzin suriye'de çok ucuz, biz oradan mazotu alıyor, bir varil de yolluk yapıyoruz ondan kokuyor" demişti. mta'daki amerikalılar petrol yataklarını örtbas ediyor denen olay zahir, hmmm.

bu arada otobüsü beklerken köprü başında su fotoğrafı da çekmişiz (daha doğrusu babam çekmiş, o zamanlar akıllı telefonlar nerede, telefon kameralarının pikseli de epey düşüktü, onun için ben fotoğraf çekmemiştim, bunları yıllar önce makineyle çekmişiz).
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

akşam yemeğini otele yakın, bir transeksüelin sahne aldığı bir restoranda yedik. bir yandan da aklım ertesi gündeydi. zira ilk defa yurtdışına çıkacağım, günübirlik dahi olsa, ne büyük bir onur... bugünün bir diğer unutulmaz şeyi de, çarşıdaki eski bir kitapçıdan zülfü livaneli'nin serenad romanını almam. ertesi gün yol boyunca okumuştum...
devamını gör...

bendeniz akrepgillerdenim hiç öyle boğa toslamasına gerek yoktur. genelde kendi ayağımıza sıkmakla biliniriz. yani gurur'undan eğer yeniliceğini hissederse hemen gerekeni yapar. ya ceketini alır çıkar ya da ortalığı toz duman edip kendide boğulur içinde.yeni oyuncu dahil ediyorum yarış dediysek hikayeye koç kadın'ınıda davet etmeliyiz. hem sever hem döver rekabet sever.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim