süslüman
yeni nesil v.2 müslüman. üstü minare,altı karhane olarak da adlandırılabilir. (bkz: modern tesettür kışkırtıcı giyim)
devamını gör...
yazarların ölmek istediği yaş
33.
bir gençlik ölümü saklı kalsın ben de.
bir gençlik ölümü saklı kalsın ben de.
devamını gör...
cesaret
nasıl sonuçlanacağını bilmediğimiz bir şeye adım atmaktır. göreceli bir kavramdır ayrıca. cesaret ettiğimiz şey ilk başta bizim için ve çevremiz için çok büyük bir şey gibi görünebilir. büyük bir korku ve belirsizlik yaşayabiliriz. ama cesaret ettiğimiz şeye başladığımızda hepsi bir anda uçup gider. sonucu ne olursa olsun kendimize karşı bir güven hissederiz. cesaret, bir nevi hayata meydan okumaktır.
devamını gör...
evrendeki en ağır şey
belirsizlik.
devamını gör...
günaydın sözlük
günün ilk günaydını benden gelsin.
havalar ılıdı az daha kalın giymeye başladım ama ben eylülü sevdiğimi hatırladım. böyle iyi.
her ne kadar rafet el roman
yaz bittiği için üzülüyorsa da ben ona takılmıyacam. tam mevsimlik şarkı dinleyelimi gitsin.
mis gibi bir cumartesi diliyorum kendime ve herkese.
havalar ılıdı az daha kalın giymeye başladım ama ben eylülü sevdiğimi hatırladım. böyle iyi.
her ne kadar rafet el roman
yaz bittiği için üzülüyorsa da ben ona takılmıyacam. tam mevsimlik şarkı dinleyelimi gitsin.
mis gibi bir cumartesi diliyorum kendime ve herkese.
devamını gör...
parayı doğru harcamak
cnbc-e’de sabah sabah alttan bir sürü anlamadığımız kısaltmanın geçtiği piyasa programlarında en çok konuşulan konulardan biridir paranın değeri. bir türk lirası ne kadar dolar, euro, sterlin ve benzer birimleri satın alabiliyor, son zamanlarda yatırım ne yöne kayıyor, halkın alım gücü arttı mı yoksa azaldı mı gibi soruların konuşulduğu bu programlar, anlamayan için işkence, anlayan içinse parasını katlamanın yollarının gizliden gizliye anlatıldığı bir kaynaktır.
paranın geleneksel değeri ise şudur: bir file kaça doluyor evladım?
her ne kadar kulağa alelade gelse de, bilim dünyasının asla hesaba katmadığı pazarcı teyzelerimizin literatüre armağanıdır bu cümle. cümle aynı zamanda bir denklemdir; alâmet-i fârikası ise içinde aynı anda hem sosyoloji, hem ekonomi hem de fizik barındırmasıdır: filenin hacmi eşittir alınacak ürünün hacmine, para değişken, pazarlığın gücü ve alışverişe kattığı tat ise her zaman sabittir. ekonomistlerin sıkıcı anlatımı ile; eskiden 5 lira ile şu kadar kilo domates alıyorduk, şimdi şu kadar alıyoruz. oysa teyzem böyle mi anlatır?
“pazara gittim geçen, her yer ateş pahası. domatesin kilosu olmuş 15 lira. dedim, evladım emekli kadınım ben yap bir güzellik. yapmam da yapmam. yaparsın, yapmam, yaparsın, yapmam diye diye indirdim 10 liraya. yemeklik de üç beş bir şeyler bakayım dedim, hiç hoşuma giden bir şey bulamadım, hepsi hormonlu hormonlu koca koca şeyler. torunu da alıp dönerken kimi gördüm meydanda?”...ve teyze artık kopmuştur, en az iki saatlik bir maratonun başlangıç düdüğünü çalmıştır.
teyzenin bir kilo domatesten tasarruf ettiği 5 liranın değeri bir öğrenci için toplu taşımada fazladan bir bilet demektir. ya da yalnız bir adamın vapurda yiyeceği ve martılara atacağı simitlerin bütçesi. ortalama üstü bir yerde arkadaşınızı beklerken “oha lan, bir çay 5 lira olur mu?” dediğiniz ve sömüre sömüre içtiğiniz bir çayın faturasıdır 5 lira. demem o ki, her liranın iki değeri vardır. ilki; onunla satın alabilecekleriniz, ikincisi; sizin ona kattığınız değer.
bu yüzden zengin olmak önemli değildir. zenginlik bir durumdur, parayı doğru harcamak ise bir ayrıcalıktır.
para nasıl doğru harcanır?
para ile insanları köle ederek mi? batman begins’in otel sahnesini hatırlayın. bruce iki tane mankenle ile otele girer, muhabbet edilir, mankenler otelin süs havuzuna girer, piyanist şantör kılıklı bir görevli bruce’a gelir, “canım burada işler böyle işlemiyor, uzayalım lütfen” der, bruce tek bir çek yazıp oteli satın alır ve “canım değil, bruce bey diyeceksin it.” dercesine uzatır.
bu parayı doğru harcamak değildir. çünkü belirli meblağın üzerindeki herkes bunu yapabilir. parayı doğru harcamak için eşsiz şeyler satın almalısınız. elbette dünyada sadece 5 tane üretilen arabalardan, koleksiyon parçası nadir sanat eserlerinden, ya da tamamem kişiye özel yapılmış saçma sapan ürünlerden satın almayı deneyebilirsiniz…ama bu da çok sıkıcıdır. çünkü trafikte herkes gözlerini dikmiş size açık ağızlarla bakarken, siz geri kalan 4 kişinin arabaları ile ne yaptığını düşünüyor olacaksınız. aslolan her zaman eşsiz bir şeyi satın alabilmektir ve bu her zaman çok büyük finansal kaynak gerektirmez.
hedefiniz minimum harcama ile maksimum hazzı almaktır. parayı doğru harcamak için öncelikle kişi kendini satın alınabilir dünyanın dışında düşünmeye zorlamalıdır. sadece satın alabileceklerinizi değil, satın alamayacaklarınızı da düşünmelisiniz. gerçek olmayan paralara yapacağınız kazançlara sevinmeyi öğrenmelisiniz.
elbette forex işinden bahsetmiyorum, çok daha küçük düşünün.
akbil.
akbil sadedir. akbile 20 lira yüklersiniz ve o 20 lira sizi nereye ne kadar götürürse o kadar seyahat edersiniz. oysa akbilin bir başka güzelliği vardır ki, çok az kişi bunun farkına varır. akbil bir yatırım aracıdır. şoförlerin yolculara akbil basmasının yasaklanmasından beri akbil bir yatırım aracına dönüşmüştür. tekel kırılmış, piyasa herkese açılmıştır. akbili olmayan ya da kredisi bitmiş bir yolcu (aynı zamanda müşteriniz) 3,75’lik yolculuk ücreti için size 4 lira verir. çok nadir görürsünüz kuyumcu terazisi gibi şak diye 3,75 çıkartanı. sistem sizin yararınıza işler; 25 kuruş kazandınız bebeğim!
bu 25 kuruş dünyanın en harcanamaz 25 kuruşudur. çünkü 25 kuruşun reel piyasada satın alacağı bir şey yoktur. ve siz bayım, dünyanın hiçbir şey satın alamayan bozukluğu ile en zengin ekonomisti olursunuz. hiçbir para kazandırma vaadi olmayan bir piyasaya girmiş ve kazanılabilecek en yüksek parayı kazanmışsınızdır. ilk 25 kuruştan sonraki kazançlarınız ise sadece şanınızı korumak ve akbili amorti etmek üzerine kurulmuştur. ta ki, ücret 4 lira olana kadar. işte o gün, siz batacaksınız.
meta dünyasında 1 liranın alacağı şeyler bellidir; gazete, su, ekmek vs. vs. 1 lira sıkıcıdır, size lüks yaşatmaz. 1 lira ile yapacağınız şu aktiviteden sonra adrenalin için bungee jumpingyapan insanlara acıyarak bakacaksınız.
1 liraya linç satın almak.
otobüste sakin sakin giderken bir anda şunu dediğinizi düşünün: “merhabalar, ben hayatım boyunca hiç linç edilmedim ve bu tecrübeyi yaşamak istiyorum. kimseden şikayetçi olmayacağıma dair bir belgem var, tek ricam kasık bölgeme çok fazla vurmamanız. istediğiniz saniye başlayabilirsiniz arkadaşlar, servisinizin ücreti olarak da 1 liranızı anında takdim ediyorum”. herkes size deli gözüyle bakar değil mi?
sakin olun, linç gelmek üzere…
cebinizden 1 lira çıkartın. sessizce tercihen cazgır bir kadının veya size saldırma ihtimali yüksek olan bir adamın arkasına geçin. 1 liranızı işaret ve orta parmağınızın arasına sabitleyin. hedefinizin kıçının ortasından geçen çizgiden tıpkı makineden geçen bir kredi kartı gibi tek bir hamlede yavaşça geçirin 1 liranızı.
kabul edin, 2 tane su şişesinden çok daha büyük bir şey satın aldınız. hiçbir şey olmasa bile, arkadaşlar arasında anlatılacak mükemmel bir hikaye satın aldınız.
bahisleri biraz büyütelim;
sadece 50 lira ile süper kahraman olabileceğinizi biliyor muydunuz?
ay sonunu getiremeyen bir öğrenciye 50 lira verin. sorgulamayın ne yapacağını. siz zor anında yanında olmuş bir kahraman olarak hayatınıza devam edin. sizin satın aldığınız şey hayır duası vs. değil. gerçekten ihtiyacı olan başka insana yardım edebilmiş olmanın hazzı. ne unicef ne greenpeace o çocuk kadar muhtaç değil o 50 liraya. her sokağa çıktığınızda merhaba gıriinpiise yardımcı olmak ister misiniz? diye önünüzü kesen haramiler sadece kendi ekmeklerinin derdinde. ve siz güzel insan, sadece bir banknot kullanarak şehirde bir kişinin hayatını kurtardınız.
bu yüzden çok para çok mutluluk getirmez. esas maharet az para ile çok mutlu olmaktır.
p.s. bu yazının toplam maliyeti 251 lira 25 kuruştur.
paranın geleneksel değeri ise şudur: bir file kaça doluyor evladım?
her ne kadar kulağa alelade gelse de, bilim dünyasının asla hesaba katmadığı pazarcı teyzelerimizin literatüre armağanıdır bu cümle. cümle aynı zamanda bir denklemdir; alâmet-i fârikası ise içinde aynı anda hem sosyoloji, hem ekonomi hem de fizik barındırmasıdır: filenin hacmi eşittir alınacak ürünün hacmine, para değişken, pazarlığın gücü ve alışverişe kattığı tat ise her zaman sabittir. ekonomistlerin sıkıcı anlatımı ile; eskiden 5 lira ile şu kadar kilo domates alıyorduk, şimdi şu kadar alıyoruz. oysa teyzem böyle mi anlatır?
“pazara gittim geçen, her yer ateş pahası. domatesin kilosu olmuş 15 lira. dedim, evladım emekli kadınım ben yap bir güzellik. yapmam da yapmam. yaparsın, yapmam, yaparsın, yapmam diye diye indirdim 10 liraya. yemeklik de üç beş bir şeyler bakayım dedim, hiç hoşuma giden bir şey bulamadım, hepsi hormonlu hormonlu koca koca şeyler. torunu da alıp dönerken kimi gördüm meydanda?”...ve teyze artık kopmuştur, en az iki saatlik bir maratonun başlangıç düdüğünü çalmıştır.
teyzenin bir kilo domatesten tasarruf ettiği 5 liranın değeri bir öğrenci için toplu taşımada fazladan bir bilet demektir. ya da yalnız bir adamın vapurda yiyeceği ve martılara atacağı simitlerin bütçesi. ortalama üstü bir yerde arkadaşınızı beklerken “oha lan, bir çay 5 lira olur mu?” dediğiniz ve sömüre sömüre içtiğiniz bir çayın faturasıdır 5 lira. demem o ki, her liranın iki değeri vardır. ilki; onunla satın alabilecekleriniz, ikincisi; sizin ona kattığınız değer.
bu yüzden zengin olmak önemli değildir. zenginlik bir durumdur, parayı doğru harcamak ise bir ayrıcalıktır.
para nasıl doğru harcanır?
para ile insanları köle ederek mi? batman begins’in otel sahnesini hatırlayın. bruce iki tane mankenle ile otele girer, muhabbet edilir, mankenler otelin süs havuzuna girer, piyanist şantör kılıklı bir görevli bruce’a gelir, “canım burada işler böyle işlemiyor, uzayalım lütfen” der, bruce tek bir çek yazıp oteli satın alır ve “canım değil, bruce bey diyeceksin it.” dercesine uzatır.
bu parayı doğru harcamak değildir. çünkü belirli meblağın üzerindeki herkes bunu yapabilir. parayı doğru harcamak için eşsiz şeyler satın almalısınız. elbette dünyada sadece 5 tane üretilen arabalardan, koleksiyon parçası nadir sanat eserlerinden, ya da tamamem kişiye özel yapılmış saçma sapan ürünlerden satın almayı deneyebilirsiniz…ama bu da çok sıkıcıdır. çünkü trafikte herkes gözlerini dikmiş size açık ağızlarla bakarken, siz geri kalan 4 kişinin arabaları ile ne yaptığını düşünüyor olacaksınız. aslolan her zaman eşsiz bir şeyi satın alabilmektir ve bu her zaman çok büyük finansal kaynak gerektirmez.
hedefiniz minimum harcama ile maksimum hazzı almaktır. parayı doğru harcamak için öncelikle kişi kendini satın alınabilir dünyanın dışında düşünmeye zorlamalıdır. sadece satın alabileceklerinizi değil, satın alamayacaklarınızı da düşünmelisiniz. gerçek olmayan paralara yapacağınız kazançlara sevinmeyi öğrenmelisiniz.
elbette forex işinden bahsetmiyorum, çok daha küçük düşünün.
akbil.
akbil sadedir. akbile 20 lira yüklersiniz ve o 20 lira sizi nereye ne kadar götürürse o kadar seyahat edersiniz. oysa akbilin bir başka güzelliği vardır ki, çok az kişi bunun farkına varır. akbil bir yatırım aracıdır. şoförlerin yolculara akbil basmasının yasaklanmasından beri akbil bir yatırım aracına dönüşmüştür. tekel kırılmış, piyasa herkese açılmıştır. akbili olmayan ya da kredisi bitmiş bir yolcu (aynı zamanda müşteriniz) 3,75’lik yolculuk ücreti için size 4 lira verir. çok nadir görürsünüz kuyumcu terazisi gibi şak diye 3,75 çıkartanı. sistem sizin yararınıza işler; 25 kuruş kazandınız bebeğim!
bu 25 kuruş dünyanın en harcanamaz 25 kuruşudur. çünkü 25 kuruşun reel piyasada satın alacağı bir şey yoktur. ve siz bayım, dünyanın hiçbir şey satın alamayan bozukluğu ile en zengin ekonomisti olursunuz. hiçbir para kazandırma vaadi olmayan bir piyasaya girmiş ve kazanılabilecek en yüksek parayı kazanmışsınızdır. ilk 25 kuruştan sonraki kazançlarınız ise sadece şanınızı korumak ve akbili amorti etmek üzerine kurulmuştur. ta ki, ücret 4 lira olana kadar. işte o gün, siz batacaksınız.
meta dünyasında 1 liranın alacağı şeyler bellidir; gazete, su, ekmek vs. vs. 1 lira sıkıcıdır, size lüks yaşatmaz. 1 lira ile yapacağınız şu aktiviteden sonra adrenalin için bungee jumpingyapan insanlara acıyarak bakacaksınız.
1 liraya linç satın almak.
otobüste sakin sakin giderken bir anda şunu dediğinizi düşünün: “merhabalar, ben hayatım boyunca hiç linç edilmedim ve bu tecrübeyi yaşamak istiyorum. kimseden şikayetçi olmayacağıma dair bir belgem var, tek ricam kasık bölgeme çok fazla vurmamanız. istediğiniz saniye başlayabilirsiniz arkadaşlar, servisinizin ücreti olarak da 1 liranızı anında takdim ediyorum”. herkes size deli gözüyle bakar değil mi?
sakin olun, linç gelmek üzere…
cebinizden 1 lira çıkartın. sessizce tercihen cazgır bir kadının veya size saldırma ihtimali yüksek olan bir adamın arkasına geçin. 1 liranızı işaret ve orta parmağınızın arasına sabitleyin. hedefinizin kıçının ortasından geçen çizgiden tıpkı makineden geçen bir kredi kartı gibi tek bir hamlede yavaşça geçirin 1 liranızı.
kabul edin, 2 tane su şişesinden çok daha büyük bir şey satın aldınız. hiçbir şey olmasa bile, arkadaşlar arasında anlatılacak mükemmel bir hikaye satın aldınız.
bahisleri biraz büyütelim;
sadece 50 lira ile süper kahraman olabileceğinizi biliyor muydunuz?
ay sonunu getiremeyen bir öğrenciye 50 lira verin. sorgulamayın ne yapacağını. siz zor anında yanında olmuş bir kahraman olarak hayatınıza devam edin. sizin satın aldığınız şey hayır duası vs. değil. gerçekten ihtiyacı olan başka insana yardım edebilmiş olmanın hazzı. ne unicef ne greenpeace o çocuk kadar muhtaç değil o 50 liraya. her sokağa çıktığınızda merhaba gıriinpiise yardımcı olmak ister misiniz? diye önünüzü kesen haramiler sadece kendi ekmeklerinin derdinde. ve siz güzel insan, sadece bir banknot kullanarak şehirde bir kişinin hayatını kurtardınız.
bu yüzden çok para çok mutluluk getirmez. esas maharet az para ile çok mutlu olmaktır.
p.s. bu yazının toplam maliyeti 251 lira 25 kuruştur.
devamını gör...
yazarların yazar takip etme kriterleri
güzel fikirleri ve paylaşımları olan, biraz da güldürebilen, kırıcı ve ötekileştirici paylaşımları olmayan aktif yazarları takip ettiğim kriterlerdir. ayrıca saçma sapan başlıklar açmayanları da ekleyelim.
not: ilerleyen zamanlarda, bu kriterler dışına çıkanlar elenebilirler.*
not: ilerleyen zamanlarda, bu kriterler dışına çıkanlar elenebilirler.*
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
ben kendimi beğeniyorum arkadaşlar siz beğenmeseniz de olur, teşekkürler.
devamını gör...
inançsızlara hemen ateist damgası yapıştırmak
toplumda bulunan çok gıcık olduğum davranış*.bak güzel kardeşim bir sürü inançsızlık çeşidi var.kısaca özetlemek gerekirse:
ateizm: tanrı yoktur. dolayısı ile dinler de yalandır.
deizm:tanrı vardır fakat dinler yalandır.
agnostisizm: tanrının varlığı insan tarafından bilinemez.
panteizm: evrenin kendisi tanrıdır.
apateizm: tanrı var ya da yok çok ta nickimde!
daha var ama bunları bilsen yeter. hepsinin ortak yönü cehennemde yanacak olması.*
(bkz: ateşimiz bol olsun)
ateizm: tanrı yoktur. dolayısı ile dinler de yalandır.
deizm:tanrı vardır fakat dinler yalandır.
agnostisizm: tanrının varlığı insan tarafından bilinemez.
panteizm: evrenin kendisi tanrıdır.
apateizm: tanrı var ya da yok çok ta nickimde!
daha var ama bunları bilsen yeter. hepsinin ortak yönü cehennemde yanacak olması.*
(bkz: ateşimiz bol olsun)
devamını gör...
bismillahirrahmanirrahim
esirgeyen ve bağışlayan allah'ın adıyla. ne muhteşem bir kelime.
devamını gör...
23 şubat 2021 kanada'nın uygur soykırımını tanıması

kanada parlamentosunun, çin'in doğu türkistan'daki uygur türklerine yönelik etnik temizlik çalışmalarını ''soykırım'' olarak tanımasıdır. 338 sandalyeli kanada parlamentosunda, bu tasarı için oturuma 266 parlamenter katılmış ve tamamı tasarı lehine oy kullanmıştır. oturuma katılmayan 72 milletvekilini tamamı da kanada başbakanı justin trudeau'nun liberal partisinden. zaten trudeau, oylama öncesinde çekimser olduklarını söylemiş. çin de kanada'yı bu kararından ötürü kınamış.
tr.euronews.com/2021/02/22/...
devamını gör...
geb
mısır mitolojisinde, dağları ve tepeleri yarattığına inanılan, başının üzerinde bir kaz resmi bulunan yeryüzü tanrısı.
erkek olarak betimlenmesine karşın yunan mitolojisindeki dişi olan gaia ile büyük bir benzerlik gösterir.
gökyüzü tanrıçası nut ile birleşerek isis, osiris, seth ve nefthi isimleri taşıyan tanrıları meydana getirir. yeryüzünü oğlu osiris'e bırakır. o da kız kardeşi ve karısı isis'le birlikte dünyayı yönetir.
erkek olarak betimlenmesine karşın yunan mitolojisindeki dişi olan gaia ile büyük bir benzerlik gösterir.
gökyüzü tanrıçası nut ile birleşerek isis, osiris, seth ve nefthi isimleri taşıyan tanrıları meydana getirir. yeryüzünü oğlu osiris'e bırakır. o da kız kardeşi ve karısı isis'le birlikte dünyayı yönetir.
devamını gör...
kendime saygım var davranışları
kimsenin tribini nazını çekmemektir.
aman hiç uğraşamam dedikten sonra yol vermek en iyisidir.
aman hiç uğraşamam dedikten sonra yol vermek en iyisidir.
devamını gör...
bağzıları
2016 yılında kurulmuş alternatif rock grubu.
evleniyormuşsun bugün, zaten kırılmış bir kızsın, leyla ve aysel git başımdan isimli şarkıları muazzamdır.
zaten kırılmış bir kızsın şarkısından sonra "bunların düzenine sokayım" lafı dilinize dolanır durur.
evleniyormuşsun bugün, zaten kırılmış bir kızsın, leyla ve aysel git başımdan isimli şarkıları muazzamdır.
zaten kırılmış bir kızsın şarkısından sonra "bunların düzenine sokayım" lafı dilinize dolanır durur.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
belirsizlik..
devamını gör...
sözlüklerde kürtlerle ilgili başlıkların çok tutması
mağdur edebiyatı yapılabilecek konulardan açılan başlıkların tutmasından kaynaklı olan durum.
devamını gör...
bir kadına en çok yakışan aksesuar
halhaldır. estetik duruyor.
devamını gör...
le manoir du diable
sinema tarihinin ilk korku filmi olarak gösterilen film. yılı bazı kaynaklarda 1896 , bazı kaynaklarda ise 1897 olarak gösteriliyor ama genel ifade 1896 yılı yapımı olduğu şeklinde. bu kısa film 3 dk 18 sn sürüyor ve yine sektörün öncüsü george melies imzalı.
film ingilizce olarak the house of the devil olarak geçiyor;adını 'şeytanın malikanesi' olarak çevirebiliriz. başta yazdığım gibi bu film bir korku filmi. melies bu filmde sihirbazlık yeteneğini de kullanmış ve tarihin ilk görsel efektlerini kullanmış. filmin içeriğini kısaca açıklarsam (zaten topu topu 3 dk), ilk sahnede bir yarasa görüyoruz. yarasa bir süre sonra, şeytan olarak tabir edilen adama dönüşüyor. sonraki sahnede çıkan kazanda,şeytan bazı büyüler yapıp, kazandan bir şeyler çıkartıyor. sonradan sahneye malikanenin 2 muhafızı giriyor. bu sıra şeytan gözden kayboluyor. bu sırada muhafızları korkutmak için, bir yaratık çıkıp dürtüyor ve kayboluyor; eşyaların da yerleri değiştiriliyor. muhafızlar olanlara anlam veremezken, hayaletler çıkıyor ortaya(hayalet de diyebilirz,cadı da.. görüntü malum çok net değil,ben beyaz giydikleri için hayalet dedim). muhafızlardan biri korkup balkondan atlıyor,diğer muhafız da bayılıyor. ayılınca hayaletlerle göz göze kalıyor, hayaletler kabyolunca da şeytan çıkıyor ortaya. şeytana haç tutan muhafız şeytanı kaçırıyor ve film bitiyor.
spoiler kullanmaya gerek duymadım. zaten 3 dklık bir fim,içinde gizem faktörü yok*. ama çekim teknikleri takdir edilesi. ara geçişlerini iyi yapmış, pek kopukluk hissetmiyorsunuz. ay'a yolculuk filmindeki gibi hareketli dekor bu filmde yok. tek mekanda geçiyor zaten. filmi de bırakıyorum aşağıya. izleyecek olana iyi seyirler.
film ingilizce olarak the house of the devil olarak geçiyor;adını 'şeytanın malikanesi' olarak çevirebiliriz. başta yazdığım gibi bu film bir korku filmi. melies bu filmde sihirbazlık yeteneğini de kullanmış ve tarihin ilk görsel efektlerini kullanmış. filmin içeriğini kısaca açıklarsam (zaten topu topu 3 dk), ilk sahnede bir yarasa görüyoruz. yarasa bir süre sonra, şeytan olarak tabir edilen adama dönüşüyor. sonraki sahnede çıkan kazanda,şeytan bazı büyüler yapıp, kazandan bir şeyler çıkartıyor. sonradan sahneye malikanenin 2 muhafızı giriyor. bu sıra şeytan gözden kayboluyor. bu sırada muhafızları korkutmak için, bir yaratık çıkıp dürtüyor ve kayboluyor; eşyaların da yerleri değiştiriliyor. muhafızlar olanlara anlam veremezken, hayaletler çıkıyor ortaya(hayalet de diyebilirz,cadı da.. görüntü malum çok net değil,ben beyaz giydikleri için hayalet dedim). muhafızlardan biri korkup balkondan atlıyor,diğer muhafız da bayılıyor. ayılınca hayaletlerle göz göze kalıyor, hayaletler kabyolunca da şeytan çıkıyor ortaya. şeytana haç tutan muhafız şeytanı kaçırıyor ve film bitiyor.
spoiler kullanmaya gerek duymadım. zaten 3 dklık bir fim,içinde gizem faktörü yok*. ama çekim teknikleri takdir edilesi. ara geçişlerini iyi yapmış, pek kopukluk hissetmiyorsunuz. ay'a yolculuk filmindeki gibi hareketli dekor bu filmde yok. tek mekanda geçiyor zaten. filmi de bırakıyorum aşağıya. izleyecek olana iyi seyirler.
devamını gör...
