duyumculuk
diğer adı sensüalizmdir. beş duyu organının verilerini doğru kabul eden görüştür. duyu algılarının dışındaki bilgi kaynaklarını reddeden görüş, zihnin soyutlama gücüyle elde ettiği kavramların bilgi olduğunu da reddeder. temsilcisi george berkeley condillac'tır.
devamını gör...
oyun oynarken mesajlara cevap veren sevgili
(bkz: asla gerçek olmayacak şeyler)
devamını gör...
sevişelim mi demenin kibar yolları
(bkz: do you sex?)
devamını gör...
saffir - simpson kasırga ölçeği
kasırgalarda şiddeti kategorilendirmek için kullanılan bir ölçek.
- kategori 1: yol işaretlerine, zayıf ağaçlara ve genel olarak zayıf "hedeflere" hasar verir.
- kategori 2: bina pencereleri ve çatılar gibi, biraz daha sert ve sağlam cisimlerde hasar oluşturur.
- kategori 3: büyük ağaçları devirir. bina duvarlarını yıkabilir. dayanıklı cisimlere zarar verir.
- kategori 4: çatılarda ciddi hasar oluşturur. tüm ağaçları kökünden sökerek devirir.
- kategori 5: hemen hemen her şeyin devrilmesine, hatta küçük evlerin yıkılmasına neden olur. çatılar tamamen çöker. sahil kesiminin boşaltılmasını gerektiren boyuttadır.
- kategori 1: yol işaretlerine, zayıf ağaçlara ve genel olarak zayıf "hedeflere" hasar verir.
- kategori 2: bina pencereleri ve çatılar gibi, biraz daha sert ve sağlam cisimlerde hasar oluşturur.
- kategori 3: büyük ağaçları devirir. bina duvarlarını yıkabilir. dayanıklı cisimlere zarar verir.
- kategori 4: çatılarda ciddi hasar oluşturur. tüm ağaçları kökünden sökerek devirir.
- kategori 5: hemen hemen her şeyin devrilmesine, hatta küçük evlerin yıkılmasına neden olur. çatılar tamamen çöker. sahil kesiminin boşaltılmasını gerektiren boyuttadır.
devamını gör...
normal sözlük nickaltı mafyası
babalığını yaptığım sözlük organizasyonudur. şu anda elimde 10 civarı yazar var, iki üç tanesi de sözlüğün ünlü yazarlarından.
ama amacımız kötü değil, genelde sözlükte birçok tanım girmesine rağmen, hala nickaltısı açılmamış ve keşfedilmeyi bekleyen yazarlara öncelik veriyoruz. bir karşılama komitesi gibi düşünün. haraç olarak beğenilerinizi ve favorilerinizi alıyoruz o kadar.
keşfedilmememiş cevherler için aramalarımız hala sürmekte. bizden kaçış yok uleyn!
ama amacımız kötü değil, genelde sözlükte birçok tanım girmesine rağmen, hala nickaltısı açılmamış ve keşfedilmeyi bekleyen yazarlara öncelik veriyoruz. bir karşılama komitesi gibi düşünün. haraç olarak beğenilerinizi ve favorilerinizi alıyoruz o kadar.
keşfedilmememiş cevherler için aramalarımız hala sürmekte. bizden kaçış yok uleyn!
devamını gör...
normal sözlük seni seviyorum mesajı etkinliği
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
nezaketle kişiye özel yapılan davranışlar herkesi mutlu edecektir.
nickaltına belli ölçülerde girilen tanımlar kişiyi onore etmektir.
nickaltına belli ölçülerde girilen tanımlar kişiyi onore etmektir.
devamını gör...
kur'an-ı kerim
herkesin evinde bulunmasına rağmen ortalamaya bakıldığında en az okunan kutsal kitap.
oysaki ilk emir de “oku” dur.
oysaki ilk emir de “oku” dur.
devamını gör...
başıboşlar sekmesi kapatılsın
bence de kapatılsın. akış sekmesinin amacı çeşit çeşit başlığa yer vermektir. onu oraya taşı bunu buraya taşı bu başlığı sil... not cool.
devamını gör...
kar yağdığı zaman sokağa çıkan tipler
insanların kar yağmasından dolayı heyecanlanıp bu keyfi sokakta yaşamak istemesi gayet doğaldır. yağsa da bizde mutlu olsak.
bundan nasıl rahatsız olunur ki? ilginç yani.
bi de başlığı açan yazar arkadaş "tipler" demek hoş olmamış.
bundan nasıl rahatsız olunur ki? ilginç yani.
bi de başlığı açan yazar arkadaş "tipler" demek hoş olmamış.
devamını gör...
san marco bazilikası
venedik san marco meydanı'nda bulunan, 5 kubbeden oluşan, bizans haç planı üzerine ayasofya esas alınarak yapılmış kilisedir. roma'ya giderken venedik'e sığınıp şehri kutsadığı düşünüldüğünden, aziz marko'nun şehrin koruyucu azizi olduğu kabul edilmiştir. azizin kemikleri venedikli tüccarlar tarafından mısır'dan kaçırılarak şehre getirilmiş ve saklanması için buraya koyulmuştur. bazilika'nın yapımı 828 yılında dükler sarayının yanında şapel olarak başlamış, daha sonra 978 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. 1094 yılında papa tarafından kutsanan kilise bugünkü haline ise 17. yüzyıla kadar süren eklemelerle gelmiştir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
lafla peynir gemisinin yürümediğini 18 yılda mahvettiği ekonomi ile bize ispatlayan kişi.
edit; malesef 21 yıl oldu ve daha da batıyoruz.
edit; malesef 21 yıl oldu ve daha da batıyoruz.
devamını gör...
geceye bir çelişki bırak
ülkemizin biz gençlerin gezip görmesini, dünya kültürünü tanımasını, sanatsal çalışmalara katılmasını istemesi;
ama bunun için hiçbir imkan tanımaması. *
ama bunun için hiçbir imkan tanımaması. *
devamını gör...
arthur schopenhauer
1788 yılında almanya’da tüccar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen filozof. kötümser filozof olarak da bilinir. nietzsche‘nin akıl hocalarındandır. kendisinin sevdiğim sözleri:
“insan istediğini yapabilir, ama istediğini isteyemez.“
"eğer üreme eylemi bir arzunun sonucu olmasaydı, yani sadece mantık temeline dayanılarak karar verilen bir mesele olsaydı, insan ırkı var olamazdı. çünkü her birimiz gelmekte olan nesle karşı yoğun bir acıma duygusu hissedip, onları var olmanın yükünden kurtarmayı tercih ederdik."
“doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür.”
“tüm gerçekler üç aşamadan geçer. önce alaya alınırlar; sonra kendilerine şiddetle karşı çıkılır; ve son olarak ise doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir.“
“mutluluğu içimizde bulmak zordur, başka bir yerde bulmak ise imkansızdır.”
“insan istediğini yapabilir, ama istediğini isteyemez.“
"eğer üreme eylemi bir arzunun sonucu olmasaydı, yani sadece mantık temeline dayanılarak karar verilen bir mesele olsaydı, insan ırkı var olamazdı. çünkü her birimiz gelmekte olan nesle karşı yoğun bir acıma duygusu hissedip, onları var olmanın yükünden kurtarmayı tercih ederdik."
“doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür.”
“tüm gerçekler üç aşamadan geçer. önce alaya alınırlar; sonra kendilerine şiddetle karşı çıkılır; ve son olarak ise doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir.“
“mutluluğu içimizde bulmak zordur, başka bir yerde bulmak ise imkansızdır.”
devamını gör...
18 aralık 2020 milletvekili barış atay'ın meclis konuşması
'bu bütçe döneminde de anlıyoruz ki bu bütçe yine, günde 39 lira değer gördüğünüz halkın değil, sermayenin bütçesi.
bu bütçe; salgın döneminde her gün bir arkadaşlarını yitiren, bir dilim kaşar ekmek reva görülen sağlık emekçilerinin değil, halka yalan söyleyen hastane patronu bakanın bütçesi.
bu bütçe, 2020 yılında iki kilometrelik ekmek kuyruğunda, çorba kuyruğunda beklemek zorunda kalanların değil, kuru ekmek yiyebildikleri için “aç değillermiş diyen” milletvekilinin bütçesi.
bu bütçe yoksul oldukları için okuma imkanı ararken tarikatların eline düşen tacize uğrayan, yangında ölen çocukların değil, bizzat tarikatların, cemaatlerin, özel okul zinciri sahibi bakanın bütçesi.
bu bütçe üniversite öğrencilerinin değil, bu bütçe üniversitelere 'fuhuş evleri' diyen akademisyenlerin bütçesi.
bu bütçe dokuz yaşında işporta tezgahı açmak zorunda kalan ve zabıtalarca dövülen çocuğun değil, dinozor parkı yapan ve 750 milyon dolar parayı da hiç eden belediye başkanınızın bütçesi.
bu bütçe atlasjet işçilerinin değil, bu bütçe sizin bakanınızın kardeşinin bütçesi.
bu bütçe ermenek’te soma’da insanca mücadele için haykıran, jandarma saldırısına uğrayan işçilerin değil onları madenlere gömen patronların, patronları koruyan alay komutanının bütçesi.
bu bütçe şu an eylemde olan bimeks, ekmekçioğulları işçilerinin değil, onlara sadece devletin zor gücünü gösteren sizlerin bütçesi.
bu bütçe kendini köprüye asan işçinin, oğluyla arabada yaşamak zorunda olan ama üzerine ceza kesilen babanın değil, karantinada spor yaptığı yalı bahçesini, büyüklüğünden, bizim sahil şeridi sandığımız holding sahibinin bütçesi.
bu bütçe kira borçları, vergi borçları yüzünden salonlarını kapatmak zorunda olan tiyatroların, 58 yıllık ast’ın, yaşamaya çalışan tiyatrocuların, müzisyenlerin değil, dokuz ay için 1000 tl teklif etmek cüretini gösterebilen otel zinciri sahibi bakanın, iktidara yakın oldukları için 35 milyon tl’ye internet konseri verdirilenlerin bütçesi.
görüyorum bazı arkadaşlarımız bütün iyi niyetleriyle sizin vicdanınıza sesleniyor. ben vicdanınıza falan seslenmiyorum. ben sizin bir vicdanınız olduğunu da düşünmüyorum. aslında içinizdeki her şeyi böyle açık açık söylemenizi iyi de buluyorum. ben de bundan yanayım. karşılıklı olarak açık açık konuşalım. siz her konuştuğunuzda, karşılıklı taraf olduğumuzu bir kez daha bir kez daha hatırlatıyorsunuz. ben sizin yaptığınız gibi size hakaret falan edecek değilim. öyle karşısındakine “ahlaksızlar haysiyetsizler” demek, sizin için kolay olduğu kadar kolay değil benim için. kaldı ki bana ne başkasının ahlakından, haysiyetinden. ben konuşalım ki taraflarımız bir kez daha netleşsin istiyorum. bize terörist diyeceksiniz diye lafımızı sakınacak değiliz.
biz halktan tarafız, siz bir günde 2 bin 500 asgari ücretlinin parasını harcayan genel başkanınızdan tarafsınız. siz mevki, güç için erke biat eden hızır paşa’nın tarafındasınız, biz “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyip ilmeği boynuna geçiren pir sultan abdal’ın yolundayız. o yüzden son sözüm; yürü bre hızır paşa/senin de çarkın kırılır/güvendiğin padişahın/o da bir gün devrilir...videosunu izlemek isterseniz daha çarpıcı çünkü
bu bütçe; salgın döneminde her gün bir arkadaşlarını yitiren, bir dilim kaşar ekmek reva görülen sağlık emekçilerinin değil, halka yalan söyleyen hastane patronu bakanın bütçesi.
bu bütçe, 2020 yılında iki kilometrelik ekmek kuyruğunda, çorba kuyruğunda beklemek zorunda kalanların değil, kuru ekmek yiyebildikleri için “aç değillermiş diyen” milletvekilinin bütçesi.
bu bütçe yoksul oldukları için okuma imkanı ararken tarikatların eline düşen tacize uğrayan, yangında ölen çocukların değil, bizzat tarikatların, cemaatlerin, özel okul zinciri sahibi bakanın bütçesi.
bu bütçe üniversite öğrencilerinin değil, bu bütçe üniversitelere 'fuhuş evleri' diyen akademisyenlerin bütçesi.
bu bütçe dokuz yaşında işporta tezgahı açmak zorunda kalan ve zabıtalarca dövülen çocuğun değil, dinozor parkı yapan ve 750 milyon dolar parayı da hiç eden belediye başkanınızın bütçesi.
bu bütçe atlasjet işçilerinin değil, bu bütçe sizin bakanınızın kardeşinin bütçesi.
bu bütçe ermenek’te soma’da insanca mücadele için haykıran, jandarma saldırısına uğrayan işçilerin değil onları madenlere gömen patronların, patronları koruyan alay komutanının bütçesi.
bu bütçe şu an eylemde olan bimeks, ekmekçioğulları işçilerinin değil, onlara sadece devletin zor gücünü gösteren sizlerin bütçesi.
bu bütçe kendini köprüye asan işçinin, oğluyla arabada yaşamak zorunda olan ama üzerine ceza kesilen babanın değil, karantinada spor yaptığı yalı bahçesini, büyüklüğünden, bizim sahil şeridi sandığımız holding sahibinin bütçesi.
bu bütçe kira borçları, vergi borçları yüzünden salonlarını kapatmak zorunda olan tiyatroların, 58 yıllık ast’ın, yaşamaya çalışan tiyatrocuların, müzisyenlerin değil, dokuz ay için 1000 tl teklif etmek cüretini gösterebilen otel zinciri sahibi bakanın, iktidara yakın oldukları için 35 milyon tl’ye internet konseri verdirilenlerin bütçesi.
görüyorum bazı arkadaşlarımız bütün iyi niyetleriyle sizin vicdanınıza sesleniyor. ben vicdanınıza falan seslenmiyorum. ben sizin bir vicdanınız olduğunu da düşünmüyorum. aslında içinizdeki her şeyi böyle açık açık söylemenizi iyi de buluyorum. ben de bundan yanayım. karşılıklı olarak açık açık konuşalım. siz her konuştuğunuzda, karşılıklı taraf olduğumuzu bir kez daha bir kez daha hatırlatıyorsunuz. ben sizin yaptığınız gibi size hakaret falan edecek değilim. öyle karşısındakine “ahlaksızlar haysiyetsizler” demek, sizin için kolay olduğu kadar kolay değil benim için. kaldı ki bana ne başkasının ahlakından, haysiyetinden. ben konuşalım ki taraflarımız bir kez daha netleşsin istiyorum. bize terörist diyeceksiniz diye lafımızı sakınacak değiliz.
biz halktan tarafız, siz bir günde 2 bin 500 asgari ücretlinin parasını harcayan genel başkanınızdan tarafsınız. siz mevki, güç için erke biat eden hızır paşa’nın tarafındasınız, biz “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyip ilmeği boynuna geçiren pir sultan abdal’ın yolundayız. o yüzden son sözüm; yürü bre hızır paşa/senin de çarkın kırılır/güvendiğin padişahın/o da bir gün devrilir...videosunu izlemek isterseniz daha çarpıcı çünkü
devamını gör...
being john malkovich
1999 yapımı charlie kaufman senaryosu ile karşımıza çıkan ve spike jonze yönetmenliğinde çekilmiş mükemmel film.
gerçekten özgün bir film izlemek isterseniz hiç kaçırmayın. gelelim konusuna... craig adındaki karakterimiz bir kuklacıdır. inanılmaz yetenekli ve mükemmel gösteriler yapar. filmin kukla sahneleri de gerçekten sanatsal yönü epey kuvvetli, zevkle izledim bu bölümleri. tahmin edersiniz ki yetenek para etmiyor. doğal olarak karakterimiz bir iş bulmak ve para kazanmak derdinde. sonuç olarak bir iş de bulur kendine ama ne iş... enteresan bir bina, enteresan insanlar, burası neresi?, neler oluyor? diye bakakalırsınız. işte film burada başlar.
craig iş yerinde bir geçit bulur ve bu geçit nereye açılıyor dersiniz? john malkoviç'in bedenine. böyle bir absürt durum karşısında film bize farklı mesajlar vermeye başlar. gerçekten biz kimiz? hayatta istediğimiz, arzuladığımız şeyler için neler yapabiliriz? karakterlerin dönüşümleri, hırs, para, ilişkiler inanılmaz derecede işlenir bu filmde. tabii ki beyin yakan cinsten.
senaryosu bakımından özgün olduğuna şüphe yok. insanların ihtiraslarını gördüğünüzde ve kendilerini bulduklarını farkettiğinizde şaşırmamak elde değil. hala izlemeyen varsa bir şans verin derim. pişman olmayacaksınız.
gerçekten özgün bir film izlemek isterseniz hiç kaçırmayın. gelelim konusuna... craig adındaki karakterimiz bir kuklacıdır. inanılmaz yetenekli ve mükemmel gösteriler yapar. filmin kukla sahneleri de gerçekten sanatsal yönü epey kuvvetli, zevkle izledim bu bölümleri. tahmin edersiniz ki yetenek para etmiyor. doğal olarak karakterimiz bir iş bulmak ve para kazanmak derdinde. sonuç olarak bir iş de bulur kendine ama ne iş... enteresan bir bina, enteresan insanlar, burası neresi?, neler oluyor? diye bakakalırsınız. işte film burada başlar.
craig iş yerinde bir geçit bulur ve bu geçit nereye açılıyor dersiniz? john malkoviç'in bedenine. böyle bir absürt durum karşısında film bize farklı mesajlar vermeye başlar. gerçekten biz kimiz? hayatta istediğimiz, arzuladığımız şeyler için neler yapabiliriz? karakterlerin dönüşümleri, hırs, para, ilişkiler inanılmaz derecede işlenir bu filmde. tabii ki beyin yakan cinsten.
senaryosu bakımından özgün olduğuna şüphe yok. insanların ihtiraslarını gördüğünüzde ve kendilerini bulduklarını farkettiğinizde şaşırmamak elde değil. hala izlemeyen varsa bir şans verin derim. pişman olmayacaksınız.
devamını gör...
yıl olmuş 2021 insanlar hala
kendilerinde başkasının hayatına karışma hakkı görüyor.
devamını gör...
kötü bir sözlük kadını hayatımı söndürsün istiyorum
tanımlarını engelle, başlıklarını engelle, mesajlarını engelle.
devamını gör...
ziya gökalp
atatürk tarafından "fikrimin babası" olarak anılmıştır. türkiye'de halkbiliminin kurucusu olarak bilinir.
"herder’den ödünç alınan 'halka doğru' prensibi ile görüşlerini formüle eder ve 'türkçü' düşünce sistemine yerleştirir. gökalp bu prensibin mahiyetini anlatmak ve buna dayalı çalışmaları geniş kitlelere ulaştırmak için arkadaşlarıyla birlikte, 'halka doğru' adı ile bir dergi çıkarırlar. bu dergi türkçülük açısından olduğu kadar türk halkbilimi çalışmaları bakımından da ehemmiyetlidir. çünkü 'folklor' dan söz eden ilk yazı yine gökalp tarafından bu dergide yazılmıştır. ziya gökalp 'halka doğru' dergisinin 23 temmuz 1913 tarihli sayısında yayımladığı 'halk medeniyeti-ı, başlangıç' adlı çalışmasında, "her kavmin iki medeniyeti var: resmi medeniyet, halk medeniyeti, o hâlde kavimlerin medeniyetlerinden bahseden bir ilim olan 'içtimaiyatın' (sosyoloji) halk medeniyetini tetkik eden bir şubesi olmak gerek. işte kaideleri yazılı olmayan ve ancak ağızdan ağıza geçmek suretiyle bir soyda uzayıp giden bu ananevi medeniyeti mütalâa eden ilme “halkiyat” adı verilir.” diyerek folkloru tanımlar ve folklor terimi karşılığı “halkiyat”ı kullanır.".
sonuç olarak mehmet ziya gökalp'in türk milleti için yaptığı deha çapında birçok çalışması vardır.
kaynak:
www.turkyurdu.com.tr/yazar-...
"herder’den ödünç alınan 'halka doğru' prensibi ile görüşlerini formüle eder ve 'türkçü' düşünce sistemine yerleştirir. gökalp bu prensibin mahiyetini anlatmak ve buna dayalı çalışmaları geniş kitlelere ulaştırmak için arkadaşlarıyla birlikte, 'halka doğru' adı ile bir dergi çıkarırlar. bu dergi türkçülük açısından olduğu kadar türk halkbilimi çalışmaları bakımından da ehemmiyetlidir. çünkü 'folklor' dan söz eden ilk yazı yine gökalp tarafından bu dergide yazılmıştır. ziya gökalp 'halka doğru' dergisinin 23 temmuz 1913 tarihli sayısında yayımladığı 'halk medeniyeti-ı, başlangıç' adlı çalışmasında, "her kavmin iki medeniyeti var: resmi medeniyet, halk medeniyeti, o hâlde kavimlerin medeniyetlerinden bahseden bir ilim olan 'içtimaiyatın' (sosyoloji) halk medeniyetini tetkik eden bir şubesi olmak gerek. işte kaideleri yazılı olmayan ve ancak ağızdan ağıza geçmek suretiyle bir soyda uzayıp giden bu ananevi medeniyeti mütalâa eden ilme “halkiyat” adı verilir.” diyerek folkloru tanımlar ve folklor terimi karşılığı “halkiyat”ı kullanır.".
sonuç olarak mehmet ziya gökalp'in türk milleti için yaptığı deha çapında birçok çalışması vardır.
kaynak:
www.turkyurdu.com.tr/yazar-...
devamını gör...
