yaşamak
(bkz: cahit zarifoğlu) 'nun yazdığı yaşamak adlı eserden çok sevdiğim bir bölüm bırakayım:
içimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. açıp gösterelim. yine de anlatıyoruz ama. bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım. eşyayı kaldırınca kımıldamadan durduklarını görürsünüz. söylediklerim bir defterin yaprakları arasına kıvrılmıştır.
içimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. açıp gösterelim. yine de anlatıyoruz ama. bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım. eşyayı kaldırınca kımıldamadan durduklarını görürsünüz. söylediklerim bir defterin yaprakları arasına kıvrılmıştır.
devamını gör...
öğrenci kimlik kartı resmi
t: beğenen öğrencinin olmadığı fotoğraftır.
bakın her şeyi anlarım, kameranın kalitesizliğini, sınav stresinden tipimizin kaymasını falan her şeyi anlarım ama gidip de bir öğrenciyi kamerayı alttan tutup çekmek nedir. angelina jolie bile alt açıdan güzel çıkamaz, hayır yani düşmanınızı mı çekiyorsunuz hocam bunu bana neden yaptınız? bir de üniversite kimlik kartına direkt ösym fotomuzu koyuyorlarmış, bilseydim hocanın tüm itirazlarına rağmen bir kez daha çektirirdim.
sizi hiç affetmeyeceğim hocam.
bakın her şeyi anlarım, kameranın kalitesizliğini, sınav stresinden tipimizin kaymasını falan her şeyi anlarım ama gidip de bir öğrenciyi kamerayı alttan tutup çekmek nedir. angelina jolie bile alt açıdan güzel çıkamaz, hayır yani düşmanınızı mı çekiyorsunuz hocam bunu bana neden yaptınız? bir de üniversite kimlik kartına direkt ösym fotomuzu koyuyorlarmış, bilseydim hocanın tüm itirazlarına rağmen bir kez daha çektirirdim.
sizi hiç affetmeyeceğim hocam.
devamını gör...
ibretlik hikayeler
idam sehpasına ilk papaz çıkarılır.
– son sözün nedir?
der ki:
– ben allah’a inanıyorum, o beni kurtaracaktır.
allah... allah...diye bağırır
giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– onu serbest bırakın; allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
böylece papaz idam edilmekten kurtulur...
sıra hakime gelir, ona da sorarlar:
– demek istediğin en son söz nedir?
– ben papaz gibi allah’a inanmıyorum. ama adalete güveniyorum.
adalet... adalet... adalet... diye bağırır
giyotini indirirler, giyotin hakimin de boynuna birkaç santim kala durur...
bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
böylece hakim de boynunun kesilmesinden kurtulur...
sıra fizikçiye gelir. ona da
– son sözünü söyle derler
– ben ne allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hakim..
bildiğim tek şey şudur:
giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.
görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar...
toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
gerçekleri kimler ve neden söyler/söylemelidir?..
papaz, bilimsel eğitim almadığı için ilahi adaleti bekliyor ve allah'ın (ilahi) adaleti dağıtacağına inandığı için beşeri adalete güvenmiyor
hakim, allah'a inanmıyor, neden orada olduğu ile neyle yargılandığını da sorgulamıyor.kendilerinin karar verdiği adalete güveniyor bilimin ispatlanabilir gerçek olduğunu , bilimsel eğitim almayanların yanlış karar verebileceği gerçeğinden uzak düşünüyor..
fizikçi ise ne allah'a inanıyor, ne adalete güveniyor her şeyin bilimsel akılla ve mantıkla olacağına ve bilimin doğruları söylemek olduğu inancıyla,
"giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor." diyerek doğruları söylüyor..
bilim adamları,aydınlar ve devrimciler doğruları söyler /söylemek zorundalar, giyotinle idamı göze alabilecek kadar gerçektirler.
önemlisi,
papaz gibi , herşeyi allah'a havale ederek hiç bir sorumluluk almadan yaşamak mı?..
ya da,
hakim gibi, egemenlerin kendi çıkaraları için yaptığı kanunlardan, doğru adalet bekleyerek mi?
yoksa
fizikçi gibi, geleceği aydınlatmak, çocuklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için doğruları söyleyerek onurlu ölmek mi?...
anadolu topraklarında doğruları söyleyenler ve aydınlık yarınların özgürlüğü için savaşanlar hep olmuştur/olacaktır..
devamını gör...
eve bırakılan kızın sizi eve davet etmemesi
ben davet eder kahveyi de içirir cilvemi de yapar sonra eli boş gönderirim. bir erkeğe bunu yaparak aldığım zevki pek çok şey veremiyor.
devamını gör...
felipe melo
bir zamanlar galatasaray'da top kosturmus, brezilyali futbolcu.
futbol oynarken duygularini uc noktada yasamasi ve asiri hirsli olmasi; karsi takimi -ozellikle fenerbahçe'yi- olumune tahrik etmesi sebebiyle kendisine edilen kufurlerin haddi hesabi yoktur.
ukteydim doldum.
futbol oynarken duygularini uc noktada yasamasi ve asiri hirsli olmasi; karsi takimi -ozellikle fenerbahçe'yi- olumune tahrik etmesi sebebiyle kendisine edilen kufurlerin haddi hesabi yoktur.
ukteydim doldum.
devamını gör...
teknoloji ilerlerken hayatımız kolaylaşıyor mu yoksa zorlaşıyor mu sorunsalı
her gelişme ortaya çıkış itibari ile belli noktalarda yarar sağlayabilirken belli noktalarda da zorluklar doğurabiliyor. misal teknolojik gelişmeler ile artık bilgiye ulaşım oldukça kolaylaşmışken bir yandan da doğru bilgiyi ayırt etme gibi bir zorluk çıkartmıştır. istediğimiz konuda anında bilgi sahibi olabilecek düzeyde teknoloji sahibiyiz fakat elde ettiğimiz bilgilerin büyük çoğunluğu yalan yanlış bilgiler olmakta. başka bir açıdan bakmak gerekirse bu konuda en yol gösterici alan sosyal medya olacaktır. bu alan insanların sosyalleşmesi adına güzel fırsatlar sunuyor olsa da arka planını incelediğimiz de ruhsal anlamda bir çöküşü tetiklediğini de görüyoruz.
devamını gör...
normal sözlük’e küfür gelmeli mi sorunsalı
gelmemeli. bazı başlıklar istiyor küfür ama buranın farkı, şu ortamın samimiyeti küfürsüz olmasından kaynaklanıyor bence. ilk başlarda garipsedim de artık ekşide küfür görünce şaşırıyorum resmen. hem yaşı küçük yazarlar var. küfürsüz kendini ifade etmek de bir başarı.
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
çok çok önce açılması gereken bir platformun yönetim kadrosudur. içlerinde bulunmaktan mutluyum. her daim tanım giriliyor sözlüğe ve burada her daim en az bir mod bulunuyor. bunu nasıl sağlıyoruz? belli periyodik aralıklarımız var ona göre giriş yapıyoruz. oo online mod yok dur şu formatın içinden geçeyim gibi bir gaflete düşerseniz bu tanım aklınıza gelsin. bir ya da bir kaç mod sotede sizi bekliyordur.*
kardeşim gecenin 4 ünde de kimse olmaz bizi keklemeyin demeyin genelde gecelerin yargıcı hazall burada oluyor.
çokça gelen sorulardan birine de tanım ile cevap vereyim. bordro ile değil gönül bağı ile sözlüğe bağlı yönetim kadrosudur. akabinde ikinci bir soru geliyor tabii. hayır enayi değillerdir. sadece sözlükler aleminde temiz bir ortam bulmuşlardır ve bunun temiz kalmasını istiyorlardır. ayrıca şikayet butonunu kullanarak kendilerine yardımcı olan yazarlara çokça müteşekkirdirler.
ve en nihayetinde onlar da insandır. rehavete kapılabilir, telaşa düşebilirler. kimi ailesi ile yaşıyor kimisi ise başlı başına bir aile kurmuş durumda. bu sebeple acil bir durum oluşabilir ve attığınız mesaj cevapsız kalabilir. başka bir yetkiliye mesaj atarak sorununuzu giderebilirsiniz.
işte böyle bir kadrodur. ayrıca işleri kolay değildir. öyle tanımlara denk geliyorlardır ki kalmalı mı gitmeli mi diye düşünüyorlardır. silinmesi gereken bir tanımı dahi silince vay efendim tanımım gettiiğğ foşik yönetim ithamlarına maruz kalıyorlar ve bu duruma üzülüyorlardır.
kardeşim gecenin 4 ünde de kimse olmaz bizi keklemeyin demeyin genelde gecelerin yargıcı hazall burada oluyor.
çokça gelen sorulardan birine de tanım ile cevap vereyim. bordro ile değil gönül bağı ile sözlüğe bağlı yönetim kadrosudur. akabinde ikinci bir soru geliyor tabii. hayır enayi değillerdir. sadece sözlükler aleminde temiz bir ortam bulmuşlardır ve bunun temiz kalmasını istiyorlardır. ayrıca şikayet butonunu kullanarak kendilerine yardımcı olan yazarlara çokça müteşekkirdirler.
ve en nihayetinde onlar da insandır. rehavete kapılabilir, telaşa düşebilirler. kimi ailesi ile yaşıyor kimisi ise başlı başına bir aile kurmuş durumda. bu sebeple acil bir durum oluşabilir ve attığınız mesaj cevapsız kalabilir. başka bir yetkiliye mesaj atarak sorununuzu giderebilirsiniz.
işte böyle bir kadrodur. ayrıca işleri kolay değildir. öyle tanımlara denk geliyorlardır ki kalmalı mı gitmeli mi diye düşünüyorlardır. silinmesi gereken bir tanımı dahi silince vay efendim tanımım gettiiğğ foşik yönetim ithamlarına maruz kalıyorlar ve bu duruma üzülüyorlardır.
devamını gör...
ağlamamak için yapılanlar
hiç uğraşmam, akışına bırakırım.
bilirim ki durmaz, durduramam.
bilirim ki durmaz, durduramam.
devamını gör...
cemal süreya'dan güne bir söz
"baktım sana;
kızgın değilim,
kırgın değilim,
dargın değilim...
kısacası artık ben sana,
"hiçbir şey değilim."
kızgın değilim,
kırgın değilim,
dargın değilim...
kısacası artık ben sana,
"hiçbir şey değilim."
devamını gör...
iyi geceler tatlı prens
bir pierre charras romanıdır.
biz dünyaya gelmeden önce, yarattıklarına kayıtsız bir yazarın kaleminden dökülmüş bir kahraman bekler bizi. biz varolmaya başlayınca onun da dünyadaki görevi başlamış olur. yol göstermek görevlerinden biridir elbette, ama daha çok, korumak bizi. acz içinde korkulacak kadar büyük bu gezegene gözyaşları ve mutluluk nidaları arasında geldiğimizde bizim için orda bekleyen bu gönüllü muhafız, yardıma hazırdır.
biz doğmadan önce zorunlu olarak tayin edildiği kahramanlık görevi zaman geçtikçe gönüllü hale dönüşür. önce o dev bir adamdır önümüz sıra yürüyen, sonra yanımızda yürüyen bir dev olur. ve zamanla, nankörlük sözcüğünün sözlük anlamını öğrenmeye başladıkça önde giden biz oluruz ve o dev adamın gitgide küçüldüğü yanılsamasına kapılırız. uzun süreli bu yanılsama yerin hayalkırıklıklarına bıraktığında, bir pişmanlık dalgası çarpar bedenimize ki iş işten geçmiş olur çoğu zaman. kim ne derse desin, kahramanlarımız babalarımızdır. onlara en çok kızdığımız anlar, yanımızda olmalarını en çok istediğimiz anlardı, en çok; onları ne kadar sevdiğimizi söyleyemediğimiz zamanlar bizi sevmediklerini düşünürüz, onlardan nefret etmeye başladığımızda artık onların aynısı olmuşuzdur bile, ki bu nefret tiyatrosu sahtelikten başka bir şey değildir.
pierre charras, on dokuz saniye‘den sonra bu sefer bir başka kitabıyla odama konuk oldu. onun hakkında uzun bir yazı yazmak isterdim ama kısa romanlar yazan bu yazara haksızlık etmiş olmak istemem asla. bu romanda pierre charras bir baba-oğul öyküsü anlatıyor bize. tanrıyla arası ikizinin ölümünden sonra açılan bir baba ile ona olan sevgisini bir türlü ifade edememiş bir oğulun çekişmeleri. babanın ölümünün ardından oğulun onun izini sürüp, anılar ve tahminler eşiliğinde babasıyla konuşmaları. annesinin babasına olan büyük aşkı ve 17 senelik beyhude bekleyişi. babanı oğlunda gördükleri ve oğulun zamanında anlayamadıkları.
romanı okurken içinizi garip bir korku kaplayacak. bir kaybetme korkusu, zaten kaybetmiş olanlarda ince bir sızı. romanı okuyunca babanız yakınınızda ise ona sarılın ve hiçbir şey söylemeyin, uzaktaysa bir telefonla ona, onu sevdiğinizi söyleyin, bir yerlerde sizi bekliyorsa, pencereyi açın ve ona “iyi geceler” dileyin.pierre charras’ın diğer romanında yaptığı gibi bir sürprizle bizi roman sonuna doğru yolculayışı kendisine olan hayranlığı artıracak cinsten. charras romana diderot’dan bir alıntı ile başlamış ben de yazımı bu alıntıyla bitirmek isterim:
“görmeden yazıyorum…bütün boşlukları sizi seviyorum ile doldurun.” iyi geceler sevgili babacığım…”
biz dünyaya gelmeden önce, yarattıklarına kayıtsız bir yazarın kaleminden dökülmüş bir kahraman bekler bizi. biz varolmaya başlayınca onun da dünyadaki görevi başlamış olur. yol göstermek görevlerinden biridir elbette, ama daha çok, korumak bizi. acz içinde korkulacak kadar büyük bu gezegene gözyaşları ve mutluluk nidaları arasında geldiğimizde bizim için orda bekleyen bu gönüllü muhafız, yardıma hazırdır.
biz doğmadan önce zorunlu olarak tayin edildiği kahramanlık görevi zaman geçtikçe gönüllü hale dönüşür. önce o dev bir adamdır önümüz sıra yürüyen, sonra yanımızda yürüyen bir dev olur. ve zamanla, nankörlük sözcüğünün sözlük anlamını öğrenmeye başladıkça önde giden biz oluruz ve o dev adamın gitgide küçüldüğü yanılsamasına kapılırız. uzun süreli bu yanılsama yerin hayalkırıklıklarına bıraktığında, bir pişmanlık dalgası çarpar bedenimize ki iş işten geçmiş olur çoğu zaman. kim ne derse desin, kahramanlarımız babalarımızdır. onlara en çok kızdığımız anlar, yanımızda olmalarını en çok istediğimiz anlardı, en çok; onları ne kadar sevdiğimizi söyleyemediğimiz zamanlar bizi sevmediklerini düşünürüz, onlardan nefret etmeye başladığımızda artık onların aynısı olmuşuzdur bile, ki bu nefret tiyatrosu sahtelikten başka bir şey değildir.
pierre charras, on dokuz saniye‘den sonra bu sefer bir başka kitabıyla odama konuk oldu. onun hakkında uzun bir yazı yazmak isterdim ama kısa romanlar yazan bu yazara haksızlık etmiş olmak istemem asla. bu romanda pierre charras bir baba-oğul öyküsü anlatıyor bize. tanrıyla arası ikizinin ölümünden sonra açılan bir baba ile ona olan sevgisini bir türlü ifade edememiş bir oğulun çekişmeleri. babanın ölümünün ardından oğulun onun izini sürüp, anılar ve tahminler eşiliğinde babasıyla konuşmaları. annesinin babasına olan büyük aşkı ve 17 senelik beyhude bekleyişi. babanı oğlunda gördükleri ve oğulun zamanında anlayamadıkları.
romanı okurken içinizi garip bir korku kaplayacak. bir kaybetme korkusu, zaten kaybetmiş olanlarda ince bir sızı. romanı okuyunca babanız yakınınızda ise ona sarılın ve hiçbir şey söylemeyin, uzaktaysa bir telefonla ona, onu sevdiğinizi söyleyin, bir yerlerde sizi bekliyorsa, pencereyi açın ve ona “iyi geceler” dileyin.pierre charras’ın diğer romanında yaptığı gibi bir sürprizle bizi roman sonuna doğru yolculayışı kendisine olan hayranlığı artıracak cinsten. charras romana diderot’dan bir alıntı ile başlamış ben de yazımı bu alıntıyla bitirmek isterim:
“görmeden yazıyorum…bütün boşlukları sizi seviyorum ile doldurun.” iyi geceler sevgili babacığım…”
devamını gör...
başlayınca durdurulamayan şeyler
düşünmek. en kötüsü de kötü düşüncelerin katlanarak beynimizi ele geçirmeye başlaması.
devamını gör...
nefret edilen insan tipi
buraya birçok özellik bırakabilirim. siz de bırakabilirsiniz. atladığımız şu ki hepimiz insanız haliyle yer yer hepimiziz. neyiz? işte şu nefret edilen insan tipi. herkesin başka birinin gözünde bu hâle dönüşebileceği durum.
devamını gör...
sözlükte gündem yaratmak
tek başlıkla çözülecek meseledir.
ayrıca başlığı açan arkadaş bu gündemin kendinden kaynaklandığı düşünüyorsa yanılıyor, bu konu ben geldiğimden beri gündemde.
herkes bir kankadan, kankacılık tarikatından bahsediyor ama kim bunlar ne yer ne içer bilen yok.
örneklendireyim, ben acemi birliğindeyken askerin biri koğuş camı silerken aşağı düşmüş. neyse bu laf kulaktan kulağa dolaşa dolaşa askerlik düşmüş mevzusuna evrildi bölüğün bir tarafında askerlik düşmüş diye sevinip halay çekenler, diğer ucunda ise panik halinde askeri revire yetiştirmeye çalışanlar vardı.
bu mesele de biraz buna benziyor, delinin biri kuyuya taşı attı kırk akıllı onu çıkarmaya çalışıyor.
ayrıca başlığı açan arkadaş bu gündemin kendinden kaynaklandığı düşünüyorsa yanılıyor, bu konu ben geldiğimden beri gündemde.
herkes bir kankadan, kankacılık tarikatından bahsediyor ama kim bunlar ne yer ne içer bilen yok.
örneklendireyim, ben acemi birliğindeyken askerin biri koğuş camı silerken aşağı düşmüş. neyse bu laf kulaktan kulağa dolaşa dolaşa askerlik düşmüş mevzusuna evrildi bölüğün bir tarafında askerlik düşmüş diye sevinip halay çekenler, diğer ucunda ise panik halinde askeri revire yetiştirmeye çalışanlar vardı.
bu mesele de biraz buna benziyor, delinin biri kuyuya taşı attı kırk akıllı onu çıkarmaya çalışıyor.
devamını gör...
an itibarıyla işsiz kalmam
bir çok restoran, kafe, bar, eğlence vs sektörleri çalışanları gibi bu süreçten etkilenmiş bir yazarın içinde bulunduğu koşula karşı haykırışının başlığıdır.
haketmiyorsun, kimse haketmiyor.
haketmiyorsun, kimse haketmiyor.
devamını gör...
muhsin yazıcıoğlu
siyasetin fırıldaklığına boyun eğmeyen tek siyasetçi.
devamını gör...





