namık kemal, 2 aralık 1888 tarihinde sakız adası’nda hayatını kaybetmiştir. yaşamı boyunca edebi tür olarak fransız edebiyatı’nın etkisinde kalırken, edebiyat dili olarak divan edebiyatı’nı kullanmıştır. namık kemal, “sanat halk içindir” görüşünü savunmuştur.
[[alıntı]]
namık kemal
tanzimat edebiyatının en hareketli ve heyecanlı ismidir.
vatan şairi olarak tanınır.
edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan şairdir. şiirlerinde “hürriyet,
vatan, kanun, hak, adalet” kavramlarını işlemiştir. hürriyet kasidesi, vatan
şarkısı ve vatan mersiyesi bu konuları içerir.

fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir.
[[alıntı]]
ziya paşa’nın harabat’ına
karşı tahrib-i harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya koymuştur.
şinasi’nin kurduğu tasvir-i efkâr’ı, şinasi paris’e kaçınca namık kemal
çıkarmaya başladı.
daha sonra kendisi de ziya paşa ile paris’e kaçarak orada
hürriyet gazetesini çıkardı. istanbul'a döndükten sonra ibret gazetesini
çıkardı.
eserlerinde romantizmin etkisi görülür.


" vatan şairi" olarak ün yapmış vatanın salahiyetini batı teknolojik ilerlemisinde aramış, bunun için çok çalışmış ve sürgünler ile mükafaatlandırılmıştır. vatan şairi olmasına rağmen vatandan uzak bir yerde ölmüş( sakız adası) daha sonra çankkale' ye getirilmitir.


namık kemal, 2 aralık 1888 tarihinde sakız adası’nda hayatını kaybetmiştir. yaşamı boyunca edebi tür olarak fransız edebiyatı’nın etkisinde kalırken, edebiyat dili olarak divan edebiyatı’nı kullanmıştır. namık kemal, “sanat halk içindir” görüşünü savunmuştur.

türk edebiyatında ilk tarihi roman "cezmi"
ilk edebi roman "intibah
ilk oynanan piyes "vatan yahut silistre
ilk eleştiri "tahrib-i harabat ve onun devamı takip" gibi eselerlerle edebiyatımızdaki birçok yeniliğin öncüsü olmuştur.


namık kemal eserleri:

• vatan yahut silistre

• gülnihal

• akif bey

• zavallı çocuk

• kara bela

• celaleddin harzemşah

• cezmi

• intibah

• devr-i istila

• barika-i zafer

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

imrendigim yazarlar. düşünüyorum da doğru düzgün başlık açmamışım, aklıma da gelmiyor. siz açın biz yazak yoldaşlar.
devamını gör...

ruhsal anlamda sağlıklı büyüyen insandır.
devamını gör...

bu durumda olabilirliği yüksek, biz de hep söylüyoruz ya üniversiteyi bitirip işsiz kalacağım diye, işte bundan kaynaklı oluşan durum burda işsiz kalıp sürüneceğime yurtdışına gidip asgari ücretle çalışırım daha iyi en azından rahat bir şekilde, çalışma saatleri daha uygun,kafam rahat olur. sürüneceksemde bu şekilde sürüneyim. eğer tıp gibi ,hukuk veya yazılımla ilgili bir bölüm okumuyorsanız yada üst seviye bir üniversitede okumuyorsanız bence work and travel bunun için uygun, daha başka programlarla şansınızı deneyebilirsiniz. work and travel herkes yapabilir fakat bazı insanlar gittikten sonra dönmek istemiyor genelde son sene oluyor bu durum ama son sene de vize çıkma ihtimali düşük biraz daha önce gidip dönmüşseniz belki o şekilde çıkar.
devamını gör...

sevdiğin bir kişiyi kaybettiğin an.
devamını gör...

eleştirdiği çoğu diziyi izlemesem de sırf gülmek için izlediğim youtuber. küfür etmeden küfür etkisi yaratan sözler kullanan nadir insanlardan.
devamını gör...

doğum günüm arada kaldı ya :/
t: salgın nedeniyle alınan önlem
destek paketi falan yok diye üzen yoktur umarım kendini. çünkü ne yiyip ne içtiğiniz kiranızı veya faturalarınızı ödeyip ödemediğiniz umurlarında değil.farkına varmışsınızdır artık diye düşünüyorum.
devamını gör...

an itibariyle istanbul'da çektiğim fotoğraftır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

irvin yalom' un tüm kitapları.
devamını gör...

romanlarında bilinç akışı tekniğini uygulayan, manik depresif bir ruh halinde olan, annesinin ölümünden sonra ilk ve en ağır sinir krizini geçiren ve ruhsal hastalıkları tetiklenen, yirmi iki yaşından itibaren üç kez intihar denemesinde bulunan, victoria döneminden nefret eden -ki sebebi barizdir, bahsi geçen dönemde kadınlar okula bile gönderilemiyor ve erkeklerle eşit haklara sahip olamıyorlardı-, feminist bir duruşa sahip olan; dalgalar, deniz feneri, orlando, kendine ait bir oda, gece ve gündüz, varolma anları ve mrs. dalloway gibi son derece sarsıcı ve sürükleyici fakat okunması kısmen de olsa zor olan kitaplara sahip, ceplerini çakıl taşları ile doldurarak kendisini nehre bırakarak hayata gözlerini yuman ve eşine bıraktığı mektupla da bilinen, güçlü ve ilham verici kadın yazar.
sylvia plath, gabriel garcia marquez ve margaret atwood gibi yazarlara da ilham saçmıştır.

kendisi favori yazarımdır. umarım huzurludur.
devamını gör...

insanı hem cahil kılan, hem de kendi kendine ötekileştirip güçsüz kalmasına neden olan en büyük sebep; gerek tek tanrılı, gerek çok tanrılı dinlerdeki en korkunç günah o yüzden.
devamını gör...

sevildiğini hissetmek.
devamını gör...

(bkz: transparan)
devamını gör...

ayşe kulin izledim dün.
gelecek algımı güncelledim.
kadın 80 yaşında taş gibi duruyor, taş gibi yazıyor, ağzından yakışıklı lafını düşürmüyor.
kimi insan yaşlandıkça ne kadar da hoşlaşıyor.
önümde beni bekleyen çok verimli 35 senem var modundayım.
plana ne hacet görelim mevla neyler neylerse güzel eyler.
devamını gör...

zor bir günün sonunda içinde biriktirdiklerinin boğazında oluşturduğu yumruyla, cenin pozisyonunda usul usul akmaya başlayan ve durdurulamayan gözyaşlarının yastığı ıslatması ve uyumaya çalışmak. zordur hem de çok zor.
devamını gör...

flatliners, gerilim/bilim kurgu türünün kült örneklerinden bir tanesi. çekildiği tarih ve ele aldığı konu itibarıyla zamanının ötesinde bir film. özellikle karakterlerin işleniş biçimi, korkuları, hırsları, çocukluk travmaları ve tüm bunların yaptıkları deneye olan etkisi muazzam bir şekilde işlenmiş. benim için nelson ve david karakterlerinin yeri ayrıdır. iki muazzam zekanın farklı karakter özellikleri taşımaları sebebiyle yaşadıkları sinir harbi bence filmin lokomotif noktası. bu iki karakterin çizginin ötesine geçmekten ziyade yarattıkları zihinsel ve duygusal çizgi, filmin en büyük başarısı.

mevzu ölümden sonra yaşananlar(!) olsa da, filmin verdiği mesaj ya da benim filmden aldığım mesaj tamamen yüzleşme üzerineydi. ne halt yerseniz yiyin, hangi dine mensup olursanız olun, -cesur, korkak, narsist, yardımsever- hangi karakter özelliklerini taşırsanız taşıyın, yediğiniz nanelerle yüzleşin mesajını inceden inceye alıyorsunuz. nelson'un mezarlık sahnesi muazzamdır. hele o ağaca tüneyişi yok mu? vallahi billahi o adama bile acır hale geliyorsunuz bir yerden sonra. halüsinasyonların veriliş biçimi, mekan seçimleri falan gerilim ögelerini ciddi anlamda kuvvetlendiriyor. filmi nelson-david karşıtlığı üzerinden izlemek, yukarıda da söylediğim gibi filmin en keyifli yanı. o ayrıntıyı es geçmemek lazım.

yeni versiyonu için çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim zira beğenmedim. uzun uzadıya da yazmak istemiyorum. tekrar çekilen filmlerde bu sıkıntıyı her daim yaşıyorum. taklitler genelde asıllarını yaşatıyor. 1990 yapımı olan filmi, bu türü seviyorsanız ve izlemediyseniz kesinlikle izleyin derim.

ölmek için güzel bir gün! * kötü de olabilir tabi. izleyin görün.
devamını gör...

ışık hızıyla ilgili yapılmış ilginç deneylerden birisinin türü.

öncelikle iki insan hayal ediyoruz. bu insanlardan birisi sağa doğru giden bir trende. aslında yön fark etmez ama kafalar karışmasın. bir diğer insan da dışardan treni izliyor. şimdi, eğer trenin içindeki insan koridorda ayağa kalkar ve tavana bir top fırlatırsa bu top trendeki insana göre sadece dikey düzlemde hareket etmiş olacaktır. yani yukarı çıkıp aşağı inmiş olacaktır. buna karşılık dışardan izleyen bir insan için top yukarı ve sağa hareket edecektir çünkü dışardaki insana göre trenin içindeki insan trenle beraber sağa doğru hareket etmektedir. top elden ilk çıktığı andan inene kadar tren biraz sağa hareket ettiği için top tavana değip inmiş ve aynı zamanda soldan sağa hareket etmiştir. daha sonra bu trendeki insanın rahat durmayıp bir de fener açtığını hayal edelim. bu fenerden çıkan ışık tavandaki bir aynaya çarpıp geri fenere dönüyor olsun. bu durumda trendeki kişi için ışık sadece dikey bir hareket yapacaktır. yine dışardaki insanımız bu olayı da izlesin. bu insana göre ışık, aynı topta olduğu gibi yukarı ve aşağı giderken aynı zamanda sağa da gitmiştir çünkü tren sağa hareket halindedir. yalnız, ışığın toptan küçük bir farkı vardır. ışık, her gözlemciye göre aynı hızdadır. yani, eğer siz 50 km/s ile giden bir arabanın tepesinden 10 km/s ile giden bir top atarsanız yolun kenarındaki adam bunu 60km/s olarak görür ancak eğer aynı arabadan farları açarsanız yolun kenarındaki adam bunu (ışık hızı+50km/s) olarak algılamaz, sadece ışık hızı olarak algılar. tren örneğine geri dönecek olursak burada bir karışıklık doğacaktır. basit yol denklemini yazalım:

x=v*t
alınan yol = hız * zaman

tren örneğinde önce trenin içindeki adam için yazalım. bu adama göre ışık sadece tavana çıktı ve geri indi. varsayalım ki tavana gidiş geliş toplamda 10 metre. o zaman:
10 metre = (300.000.000 m/s)* t1

dışardaki adama göre bu yol 10 metreden daha fazla olacaktır çünkü ışık zaten tavana değip geri gelerek 10 metre yol aldı ama aynı zamanda tren sağa hareket ettiği için ışık da sağa hareket etti. böylelikle aldığı toplam yol 10 metreden fazla oldu. diyelim ki 20 metre olsun. o zaman:
20 metre = (300.000.000m/s)*t2

t1 ve t2'nin gerçek değerleri önemsiz ama t2'nin t1'in 2 katı olduğu görülebilir. sayıları atmam gerekirse t2 20 saniye ve t1 10 saniye olsun. bu ne demek? dışardaki adam için 20 saniyede meydana gelen olay trenin içindeki insan için 10 saniyede meydana geldi demek. bu durumda, sırf tren sağa gittiği için trenin içindeki zaman değişmiştir. trenin içindekiler, zamanı daha hızlı algılamaya başlamıştır.

***: burada verdiğim sayılar sizi yanıltmasın, 50km/s ile giden bir tren zaman konusunda o kadar düşük bir etki yapar ki kale almaya değmez. ancak bir düşünce deneyi olarak bakarsak görelilik teorisiyle ilgili iyi bir fikir veriyor bence.
devamını gör...

fransızca bildiğimi nasıl belli ederim ? konulu bir başlık olmuş.
bende de ana dilim gibi rusça ve sırpça var kapıştıralım mı ne yapalım anlamadım ?
devamını gör...

tehdit edildiği için beraber olmak zorunda kaldıysa eleştirmeyeceğim kişi.

insanlar bu tiplere her zaman kendi istekleriyle dönmüyor. polise, karakola gidip pek ciddiye alınmadıktan sonra öldürülen çok insan var. bazılarına aileleri de sahip çıkmıyor. koruyan kollayan olmayınca kendilerini mecbur hissediyorlar. korkudan, bana ya da aileme zarar vermesin diye düşünerek döndüklerini ve yine korkudan, pek de sağlıklı düşünemediklerini tahmin ediyorum.

yerinizde olsam fazla atıp tutmam. büyük konuşmak iyi değil.
devamını gör...

kanka senin noel baba vardi ya, heh o artık yok. (bkz: günümüz noel babaları)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim