sevmediğimiz duygulara ansızın bir kuyuya düşer gibi yakalanırken, sevdiğimiz duygular için yokuş çıkmaktır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

somut olarak var olan yakışıklılık. bazı sesler gerçekten çok yakışıklı oluyor. işin kötüsü, ne dediğine dikkat edemiyorsun. sadece daha çok konuşsa da, daha çok duysam bu yakışıklı sesi diyorsun.
o sesle insanı suça teşvik edebilir sahibi. tikkatli olmak lazım.
devamını gör...

karnıbahar, havuç, brokoli ıspanak, pancar bunlardan herhangi biri veya ikisi, üçü varsa az su ile haşlandıktan sonra tencerenin içine rondo tutup, direk kaseye koyduktan sonra, üzerinede, tereyağı eritip dökerseniz, istediğiniz koyulukta artık çorbamı dersiniz, yemekmi, baya doyurucu ve kolay bir yemek, hemde aşırı sağlıklı.

edit : rondodan sonra süzmeyi söylememişim, çıkan bulaşıklarla pek de pratik bir tarif değilmiş diyebilirsiniz ama, çokca yapıp, buzluğa yada konserve kavanozlarına koyarsanız, yemek telaşesini sevmeyenler için, hap içmek kadar pratik birşey acıkınca.
devamını gör...

çok ilginç bir hastaneye gitmedim. genelde gittiğim hastaneler hep aynı.

hee dur dur. afganistan'da yaşadığım dönemler hastane dedikleri ama hastaneye benzemeyen bir yere girmiştim. bir iki tabure vardı. önlükleri kir içinde oraya buraya koşturan insanlar vardı. onlardan biri gelip bana bir iki soru sormuştu. sonra beni kapısında laboratuvar yazan bir yere soktular. ayakta bekleyen 5, 10 insan vardı. yabancı olmam hasebiyle oturan 3, 5 insandan biri kalkıp bana yer vermişti. sonra değişik biri gelip benden kan almıştı. ben gerek yok aman bilmem ne dememe rağmen çok ağır hasta olduğum için kimse beni dinlememişti. sonra beni sedyeye benzer ama sedye olmayan bir yere yatırdılar. sürekli biri gelip biri gitti. yabancı olduğum için yine gereksiz bir ilgi alaka vardı tabi.

tahliller çıktı doktor yanıma geldi. kokoyla hızlı hızlı bir şeyler konuştular. çoğunu anlayamadım. yarı ingilizce yarı farsça. kafam olmuş zaten bimilyon beklerken ne verdilerse. yolda dönerken koko neyim varmış dedim. 'hemşire hijyen nist, türk hastalığı kem küm fiti fiti...' dedi. kolay gelsin o meşhur türk hastalığına ben de yakalanmıştım sonunda. hijyen yok diyen adamların hastanesi benim wcmden daha pis haldeyken bana hijyen nist diyebiliyorlardı. o da işin başka bir cilvesi tabi. oranın halkı pek öyle hastalanmazdı. orada bulunan türklerin yoğun mikrop sebebiyle hastalanmasına 'türk hastalığı' diyorlardı. sanki biz o hastalığı cebimizde getiriyoruz memleketlerine.

neyse efem işte. 'en ilginç hastaneye' gitme sebebim bu. bana kalsa ilginç olmayan bir hastane tercih ederdim ama şartlar bunu gerektirdi.
devamını gör...

bazen içine sıkışıp kaldığım düşlerden uyandığımda, her zamankinden daha çok üşüyor ruhum. bu düşlerden uyanıp aynaya bakıyorum, her şey hatırladığımdan çok daha farklı, fakat kabuğumun içine indikçe minicik bir parça kalıyor orada, işte tam orada. onu görüyorum. yanından yöresinden toz fırtınaları geçiyor, kendini nasılda muhafaza etmiş yahu diyorum. bir şişe, içinde artık sararmış bir kağıt ve şişenin etrafı hala ıslak. ah.. anladım muhafaza etmemiş ki, gerek kalmamış onu zaten benden başka görmeye gelen olmamış ki. ama bu göl diyorum tamamen kurumuş, toprak nasılda çatlamış. öyleyse bu şişe nasıl ıslak! nasıl bu göl bu şişeyi yeniden verdi bana?

kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.

yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
devamını gör...

baya bir güldüğüm başlık. ben sanat tarihi ile epey yakından ilgili biri olarak, şu ana kadarki ilişkilerimden sadece birinde partnerim benim belki yarım kadar ilgiliydi ressamlarla fakat hiçbiri ile iletişimsizlik, sessiz ve sıkıcı bir ortama maruz kalma gibi bir durum yaşamadım.
hiç kimse tek bir alana ilgi duymaz.
partnerim ressam adı sayamıyor olabilir ama ben de beş futbolcu adı sayamam.
yine de konuşabilecek çok fazla ortak ilgi alanımız var. hatta farklı ilgi alanlarımız olması birbirimizden çok fazla şey öğrenebilmemizi sağlıyor. ben onu ilgiyle dinliyorum, o da beni.
t: birden fazla kez yaptığım eylem.
devamını gör...

kafasını dinleyip geri gelmiş olan ilk göz ağrılarımızdan.
devamını gör...

yaşam mottom olan çok güzel bir zeki müren şarkısı.
ömür çiçek kadar narin
bir gün kadar kısa
ağlama değmez hayat
bu gözyaşlarına.
devamını gör...

ilişkinin türü farketmeksizin sizin karşı tarafla olan diyaloğunuzun oturduğunu gösteren bir olgudur. anne ile, arkadaş ile, sevgili ile konuşmadan sadece bakışarak anlaşmak.. tadından yenmez..
devamını gör...

ermenistanın şirak vilayetine bağlı ve ermenistan'nın ikinci büyük şehridir. (nüfusu (2001): 150.917)
tarihi boyunca ismi pek çok kere değişmiştir. bilinen ilk ismi kumayri veya gyumri'dir, (1840-1924) yılları arasında alexandropol, rus komünist devrimi'nden sonra leninakan (1924-1990), sovyetler birliği dağıldıktan sonra gyumri ismini tekrar almıştır.
forbes'e göre dünyanın en güzel 17 şehri arasındadır.

ayrıca karsa oldukça yakın bir merkezdir ve karsa sadece 30 dakika uzaklıktadır. (gürcistan üzerinden dolanarak ise 4 saat)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadınların evlendiğinde soyadlarının değiştirilmesi ya da kocaların soyadlarının kadının soyadlarına eklemeleri ancak kadının insan olarak olarak erkekle eş değer görülmediği toplumlarda ve kültürlerde görülür. ne yazık ki türkiye'de hala evlenen kadının sadece kendi soyadını kullanabilmesi için mahkeme başvurusunda bulunması gerekiyor.
kadın olarak benim soyadım bana aittir ve herhangi biriyle evlenmiş olmam benim kimliğimi değiştirmemi gerektirmemelidir. kocamın soyadının birey olarak benimle bir ilgisi yoktur. nasıl kocanın soyadı evlilikle değişmiyorsa, kadının soyadı da değişmemelidir.
çocuklar hem annenin hem babanın soyadlarını taşırken, ileride iki soyaddan birini özgürce seçebilirler. en azından kadın haklarının tanındığı, medeni dünyada genel uygulama bu yöndedir.
umarı bir gün kimi kültürlerde olduğu gibi belli bir yaşa gelince kendimizi tanımlayacak adımızı ve soyadımızı seçme şansımız olur. sanırım o noktaya gelmek için biraz daha yol var .
devamını gör...

ilk olarak 16 ekim 1846'da bir hastaya anestezi uygulandığı için, bugün dünya anestezi günü olarak kutlanmaktadır.

içinizden 'ya cidden bunu kutlayan var mı?' diyebilirsiniz. cevap vereyim evet var. biz* kendi içimizde de olsa anestezistler olarak bugünü kutluyoruz. hazır bu başlığı açmışken size biraz anestezi hakkında bilgi vermek isterim. öncelikle halk arasında ki bir kaç yanlışı ya da hoşumuza gitmeyen genel şeyleri düzelterek başlamak istiyorum.

-narkozcu, kelimesi hoşumuza gitmiyor. mesleğimizi her duyduğunuzda 'bana da az ilaç verip bayıltsana' demeniz hoşumuza gitmiyor. 'oo ne rahat iş iki ilaç yapıyorsunuz hasta uyuyor' demeniz hoşumuza gitmiyor.

-anestezi bayıltmak değildir, uyutmak denebilir. yaptığımız işlem uyutmaya daha yakın, ilacı 1 milim fazla yaparsak hasta ölmüyor. ( tabi ki ilaç dozları ve hesaplamaları var ama hassas terazi değiliz.) hastayı uyutup, uyandırmak dışında hastayı ameliyatı süresince takip ediyoruz. hastanın solunumu geldi mi?, hastaya ne kadar sıvı verdik idrar çıkışı var mı?, tansiyon, nabız stabil mi?, hasta ne kadar kanadı? kanadıysa ne kadarını tolere edebilir. edemezse ne kadar kan takmamız lazım?, hastanın ameliyata göre pozisyonunu değiştirme, gerekirse arada ek ilaçlarla hastanın metabolik bulgularını sabitlemek ve ameliyat bitince hastayı uyandırmak. yaptığımız işlerin bir kısmı.

şimdi gelelim anestezi neden önemli? size bir soru soracağım. eliniz kesilse, ya da düşüp dizinizi yaralasanız bile ne kadar canınız yanıyor değil mi? işte anestezi büyük, küçük fark etmeksizin her ameliyatta sizin ağrı duymamanızı sağlıyor. kısacası yaşayacağınız bir çok travmayı minimuma indiriyor.

hiç yan etkisi yok mu? tabi ki yan etkisi mevcut ama çok nadir görülen bir yan etki malign hipertermi (hastanın ateşinin yavaşça ama sürekli yükselmesi diyebiliriz) ve ilaç tedavisi mümkün. hasta anesteziyi kaldıramadı cümlesi doğru mu? evet. bazı durumlarda doğru. bizim ilaçlarımız solunumu deprese eden( baskılayan) ilaçlardır. bazı yaşlı hastalara ilacı vermeye başladığımız anda hastanın kalbi durabiliyor ama bu da yine çok nadir yaşanan bir olaydır. 1/1000 oranında diyebiliriz.

tabi ki bunun dışında başka şeyler de var ama uzatıp sizi sıkmak istemem. sorularınız olursa da seve seve yanıtlarım. bu arada dünya anestezi günümüz kutlu olsun.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

maniyerizm (üslupçuluk), yaklaşık 1520-1580 tarihleri arasında ortaya çıkmış olan bir sanat üslubudur. rönesans'ın getirmiş olduğu yetkinliğe karşı bir çıkış olmuş, kendisinden sonra gelen üslup ve akımlara önayak olmuştur. başlatıcısı ve en önemli temsilcisi michelangelo bounarotti'dir. sistine şapeli'ndeki mahşer freskleri bu resim tarzı için belirleyici olmuştur. artık ideal görüntü yerine sanatsal niteliğin araştırıldığı, figürlerin deformasyonu ile kendini belli eder ve özgün tarzlara doğru bir adım olarak belirir. en önemli sanatçıları tintoretto ve el greco'dur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
maniyerizm'de her şey birbirine karışmıştır. her şey bir devinim halindedir. olayın net olarak anlaşılması biraz zordur. bu hareketlilik sanatçının fırçasından kaynaklandığı gibi figürlerin uzaması ve çeşitli pozlarla resmedilişinden de kaynaklanır. bu o döneme değin rönesans'ın uyumlu formlarının karşısında bir hareketti. klasik sanattan baroka geçiş olarak da bilinir. bireysel yorumlamalar, serbest duruşlar bu üslubun önemli özelliğidir.
detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz.
devamını gör...

öyle bir söylerim ki psikolog bana derdini anlatmaya başlar.
devamını gör...

sütun

saçılım noktamsın düşüyorsun üzerime tüm gücünle yıldızlarca

ülküleştiriyorum seni dizleri üzerinde kabataş gelini gibi masumca

tam burası işte, burada öldüm, beni burada vurdular, tut ellerimi

uysallaştır şimdiden kıskançlık krizlerine girip her gece acile kaldıracağımız deli anneni

nötralize olsun şimdiden çünkü valla hiç uğraşamam, vururum önce kendimi sonra seni
devamını gör...

sen adaletsiz bir kadındin..
allah seni affeder mi bilmem..
devamını gör...

tebrikler...
devamını gör...

yeni bir troll doğuyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim