kendimi arıyorken, olmaktan korktuğum yerdeyim
sendeyim...

?
devamını gör...

en sık görülen demiyelinizan hastalıktır.klinik tabloda en sık görülen bulgular görme bozuklukları (diplopi, bulanık görme),spastisite, konuşma bozukluğu görülür.
th1 ve th17 hücrelerinin hastalığı başlatır ve tip 4 hipersensitivite reaksiyonu görülür.
en çok periventriküler beyaz cevherde görülen demiyelinizan alanlar shadow plakları olarak adlandırılır.
oligoklonal band ıg g pek çok hastada saptanır.
devamını gör...

ingilizce bir kelimedir.alay;genellikle biriyle alay etmek veya kızdırmak için veya mizah amacıyla kullanılan kelimelerin kullanılmasıdır.ille de ironik olmasa da, alaycılık şeklinde kullanabilir. sözlü kelimelerde en çok dikkat çeken alay, esas olarak konuşulduğu çekimle ayırt edilir ve büyük ölçüde içeriğe bağlıdır. (bkz:istihza) .sürekli bu tarz davranış hali gösteren kişiye de sarcastic kişilik diyebiliriz.
devamını gör...

birkaç ay önce bir arkadaşıma araba çarptı. çok kötü bir şekilde hayatını kaybetti. aracı kullanan kadın sürücü alkollü ve araba sürmeyi öğrenmeye o gece karar vermiş. yanında da erkek arkadaşı var. kazadan sonra sevgilisiyle yer değiştiriyorlar bu da kamera kayıtlarına yakalanıyor. olan gencecik adama oluyor. yapmayın, yapılmasına izin vermeyin!
devamını gör...

michael mann'in senarist ve yönetmen koltuğunda olduğu 1995 yapımı eşsiz klasik. robet de niro al pacino, val kilmer, tom sizemore efsane kadroyu oluşturur.tekrar tekrar izlenebilir.
devamını gör...

üniversitenin ilk yıllarında yalnız ve bol paralı olmam sonuncunda uydurduğum bir boş zaman etkinliğidir. diğer bir versiyonu ise daha sonra başka bir tanımda anlatacağım book frenzy’dir.

movie frenzy haftasonları yaptığım bir nerd aktivitesi idi aslında. küçük bir karadeniz şehrinden benim için dünyanın başkenti ankara’ya gelince ilk senemi tamamen kendime ayırmaya karar verip ne bir sevgili ne bir arkadaş edinmiştim. 18 yaşında çantasında kitapları, dergileri ve defteri ve kalemleri ile dolaşan bir adamdım.

genellikle meşrûtiyet caddesi üzerindeki metropol sinemalarını seçiyordum bu akitivite için. kitaplara olan tutkum çok küçük yaşta başlamış olmasına rağmen sinemaya olan bağımlılığımın son halini alması için 18 yaşına ulaşmam gerekti.

arkadaşım ya da sevgilim olmadığı ve bolca da param olduğu için haftasonlarını tek başıma geçirirken bir gün sabahın ilk seansı olan 11.00 seansına girip bir film izledim. ve çok beğendim filmi. filmden çıkınca henüz sinema açlığımın yatışmadığını fark ettim. başka bir salonda başka bir film izlemek geldi içimden ve bu bana nedense müthiş bir özgürlük hissi verdi. o film bitince de diğer salondaki filmi bekleyip o filmi de izledim. bu macera bittiğinde son seanstaki filmi izlemiştim. aynı gün içinde beş film izleyerek movie frenzy’yi başlatmış oldum.

böylelikle her haftasonu bir günümü movie frenzy’ye adamaya başladım. hafta sonuna kadar normal bir hayat sürüp haftasonları bir sinema canavarına dönüşüyordum. arkadaş edinmeye başladıktan sonra da devam etti bu durum. diğer günler arkadaşlarla ve kız arkadaşımla zaman geçirip kendimizi alkole banarken haftasonu bir gün sadece bana ait oluyordu.

hayatınızda en azından bir kez denemeniz gerekir bence. insanı yeniden başlatan bir etkinlik bu bahsettiğim. iyi seyirler efendim.
devamını gör...

milos forman’ın 1974’teki guguk kuşu (one flew over the cuckoo’s nest) fiminde akıl hastanesindeki randle patrick mc murphy adında bir deliyi canlandırmış, seyircileri neredeyse gerçek bir deli olduğuna inandırmıştır. hatta rolüne hazırlanırken, çekimlerin yapılacağı hastaneye bir ay önceden takma isimle yattığı bile söylenir. bu performansıyla en iyi erkek oyuncu akademi ödülü nü almış ve “bu ödül her yerde olduğu gibi, akademi’de de pek çok delinin bulunduğunun ispatıdır.” demiştir.

(kim ne derse desin bence) oyunculuğunun doruk noktası 1980 yapımı the shining filminde colorado’daki overlook oteli’nin kış bakımını üstlenen yazar jack torrance rolüdür.

o ve ailesi sırlarla dolu otelde kış bakımı için kaldığında, yavaş yavaş delirirken her mimiğiyle izleyicileri kabuslara boğmuştur. otelin labirent gibi koridorlarındaki kovalamacalar sinema tarihinin en iyilerindendir. yönetmenin stanley kubrick olması jack nicholson'un performansını arşa çıkarmıştır.

hatta kitabın yazarı stephen king yapılan filmi hiç beğenmemiş, kitabın özünden saptırıldığını belirtmiştir. haklı olabilir, kitapta pek çok detay bu filmde olmayabilir, zaten kubrick'in amacı da bence jack torrence karakterini parlatmak olmuştur. hani hafiften stephen king'in kıskançlığı bundandır.
devamını gör...

anayasa mahkemesi (aym), “kasıtlı ya da taksirli suç ayrımı yapılmaksızın 6 aydan fazla hapis cezası alınmasının bekçiliğe engel oluşturduğunu” öngören kuralın iptal edilmesi ile artık herhangi bir yasal engelin bulunmaması durumu.
buradan
zaytung haberi niteleliği taşıyan haber ama gerçek.
artık ne kadar çakal, hırsız, tecavüzcü varsa torpil vasıtasıyla olabilirler.
sokaklarımız daha huzurlu ve güvenli.
(bkz: yersen)
devamını gör...

tıkır..tıkır..tıkır... film makarası dönmesi ses efekti*

bu haftaki kafa filmler bölümü çok özel bir konu ve konukla yapılacak, çok sevgili fuzzy lee bana bugünkü yayında eşlik edecek. kendisinin seçtiği belli bir kategorideki filmleri tek tek konuşacağız, her birinin ardından şahane müzikler dinleteceğiz.

patlamış mısırlarınızı hazırlamayı unutmayın! saat 14.00'da canlı yayında görüşmek üzere!
devamını gör...

aklımdan çıkmıyor...aklım çıkıyor ama o çıkmıyor.(oğuz atay)
devamını gör...

yazarların bayramlaştığı başlık.

bayramı, lanet akrabalarımla bayramlaşmadığım bir bayram haline getirdiği için, devlete teşekkürü bir borç biliriz.

şeker alın.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir kazuo ishiguro kitabıdır.

kitabı okumaya başlamadan önce kitaba adını veren şarkıyı dinlerseniz her şey daha gerçekçi ve çarpıcı olacaktır.

never let me go

şarkıyı birkaç kez dinleyip kitabın havasına girdikten sonra time dergisi tarafından ingilizce yazılmış en iyi 100 roman arasına giren ve bol bol ödül kazanan bu muhteşem kitabı okumaya başlayabilirsiniz.

bilimkurgu kitaplarında bizi genellikle uçan arabalar, robotlar, uzaylılar, zaman yolculukları ve benzer kavramlar bekler. bilimkurgu yazarlarını kurguladıkları gelecek genelde bu minvalde yoğunlaşır ancak kazuo ishiguro’nun öngördüğü bu dünyada bunların hiçbir yok.

her şey yerli yerinde ilerlemeye devam ediyor ama sağlıklı olmak ve belki de aslında ölümsüzlüğe ulaşmak için yanıp tutuşan insanoğlu uçan arabalardan ziyade klonlama teknolojisine odaklanmış ve bunda da beklenenden büyük bir başarı elde etmiştir.

klonlamanın dinlerin üzerinden etik bir tartışma konusu olduğu zaten malum ama asıl sorun bu kadar uhrevi mi gerçekten? toplumsal ve bireysel başka sorunlarla karşılaşma olasılığımız yok mu? öldürmek ve yaşatmak insanların kontrolündeki bir tercihe dönüşürse dünya nasıl bir hale gelir?

bu soruların cevabını bulmak için gitmemiz gereken yer halisham. halisham özel bir okul ve bu okulda yetişen, yetiştirilen gençlerin özel bir amaçları var ve okulda eğitim aldıkları süre boyunca sağlıklarını azami dikkat gösterme gerekliliği dışında normal gençlerden hiçbir farkları yok. en azından okulları bitene kadar.

romanımız ruth, kathy ve tommy’ye odaklanarak ilerliyor ve ben size garanti veriyorum ki bu üç genci çok seveceksiniz.

kitap 2010 yılında mark romanek tarafından sinemaya aktarıldı. bir kitabın filmini izlemek çoğu zaman olumsuz bir duygu uyandırsa da bence bir şana verilebilir. kathy rolünü oynayan carey mulligan bir röportaj esnasında bu romanın en sevdiğin roman olduğunu ve bir gün filme çekildiğinde kathy rolünü kendinden başkasının oynamasına dayanamayacağını düşündüğünü belirtmiştir.

roman bize umut etmek ve sevginin iyileştirici gücü üzerine düşünme olanakları da sağlaması açısından önemlidir. iç rahatlığıyla söyleyebilirim ki okuduğum en iyi romanlardan biri.
devamını gör...

bende ciddi anlamda bacak sallama, eğer oturulan sandalye dönen ya da sallanan sandalye ise sürekli hareket etme, sabit yerlerde oturuluyorsa sık sık ayağa kalkıp bir yerlere yürüme isteği yapıyor. şehirler arası otobüs yolculuğu yapamıyorum, çünkü o kadar süre oturamıyorum. kitap okurken sık sık hareket etme istekliliği nedeniyle konsantrasyon sağlayamıyorum. uzun süren ders, sunum ve toplantı gibi etkinliklerde 10-15 dakikadan fazla dinleyemiyorum.

bunun çözümü için elimden gelen her şeyi yaptım diyebilirim. ancak ne yazık ki çözümü bulamadım. ben de başarabilen insanların deneyimlerini merak ediyorum açıkçası.
devamını gör...

belirli olaylara karşı insanların tepkisini ölçmek için yapılan, birçok durumda deneklerin bir deneyde olduklarından haberdar olmadığı deney. bu haberdar olmama durumu nedeniyle, bu tür deneylerin etik kurallarına uyup uymadığı tartışmalıdır.

bilinen ilk sosyal deney, 19. yüzyıl sonlarında amerikalı psikolog norman triplett tarafından yapıldı. bu deney, bisikletçilerin zaman karşı yarışmaları durumundansa, rakiplere karşı yarışma durumunda çok daha hızlı bisiklet sürdüklerine ilişkin bir deneydi. başka bazı deneyler de yaparak benzer sonuçları elde etmişti triplett.

günümüzde sokaklarda bile yapılan ufak çaplı versiyonlarına rastlasak da, aslında en önemli ve dünyaca ünlü bazı sosyal deneyler tarihe de bir şekilde isimlerini kazıdı. genellikle bu deneyler laboratuvar ortamlarında yapılmıştı. bunların en ünlü olanlarının 1-2 tanesinden kısaca bahsedeyim.

1- stanford hapishane deneyi - 1971

ilgili başlıkta gayet detaylı şekilde güzelce anlatılmış. işin özeti, bu deneyin amacı, gardiyanların uyguladığı şiddetin ve sadistçe hareketlerin kişiliğin mi yoksa ortamın mı sonucu olduğunu araştırmaktı. bunun için denekler seçildi ve bir kısmı gardiyan, bir kısmı mahkûm olarak ayrıldı. birkaç gün içerisinde, gardiyan rolündeki deneklerin, kendilerini bu role kaptırarak inanılmaz zalim bireylere dönüştüğü görüldü. mahkûmlar ise gerçekten duygusal travmalar yaşadılar. böylece sosyal bakımdan üstlenilen rollere, insanların nasıl kolayca adapte olabildiği de açıkça görülmüş oldu. daha sonradan deneyi anlatan filmler de yapıldı.

2- hawthorne deneyi - 1924

bu deney bir fabrikadaki verimliliği artırma isteği üzerine ortaya çıktı. yine çok kısa şekilde değineceğim. deneyde amaç, ışıklandırma, mola süreleri ve sayıları, ücretlendirme gibi birtakım etkenlerin verimlilik üzerindeki etkisini görmekti. deney sonucunda, çalışanların çalışma koşullarını kendilerinin belirlemeleri ve sosyal etkileşimlere izin verilmesi ile kendilerini değerli hissetmeleri gibi durumların, performans üzerindeki olumlu sonuçları görüldü.
devamını gör...

canım babam, her işe başlarken söyler. zaten inançlı adamdır.
yaş aldıkça, ailemin sevdiğim/sevmediğim her huyunu kaptığımı görüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(@ı am melting lannn melting) *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bı de benimle ilgili bir şey paylaşan olursa haber verin ulan. her tanım girildiğinde bakmaya üşeniyom ama merak da ediyom. (bkz: oksimoron)
(bkz: paradoks)
devamını gör...

28 mayıs 1996 yılında 12 yaşındaki sabine,kitabının isminde de söylediği gibi bisikletine atlar ve okulun yolunu tutar. sabine, huysuz bir çocuktur, dikbaşlıdır ve ailesinin -özellikle de annesinin- ona diğer kardeşlerinden daha az değer verdiğini düşünür. beyninde bu fikirler sağa sola koştururken kirli perdeleri ve pencereleri kapatan çıkartmalarıyla, iğrenç bir kamyonet yanında durur. içinden kafasını uzatan “iğrenç” adam sabine içeri çeker ve bu adice kaçırma eylemi 80 günlük bir esaretin, erkek egemen toplumlarda -burası avrupa da olsa- kadınlara reva görülen haksızlıkların, siyasi ve hukuki skandalların başlangıcı ve göstergesi olur sabine’in hikayesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir hikayedir. hele türkiye’de tecavüz eden adam “evlenirim” derse, suçunun silinmesini öngören yasa tasarısının tartışıldığı şu dönemlerde. efendim, ağır konuşmak niyetinde değilim, hatta düşününce ne gerek var güllere, yüzüklere, romantik evlenme tekliflerine, çikolatalara, sinemalara, şiirlere… beğendiğiniz bir kadını, tenhada sıkıştırın – ama yaşı en az 14 olsun- yapmanız gerekeni yapıp, “evleneceğim” deyin, bitti gitti. allah bir yastıkta kocatsın. böyle hasta ruhlu beyinler tarafından önerilen bu “hakkaniyetli” formül ne kadar da mantıklı, değil mi? bu bahsettiğim sadece işin bir yanı, dallanıp budaklanabilecek bir konu bu elbette. bir hayat kadınına tecavüz etmek suç mudur? bir kocanın karısına tecavüz etmesi suç mudur? toplu tecavüz indirimi ne demektir? bu soruları sormaya devam eden insanların beyinlerinin yerinde cinsel organ şeklinde tahta parçaları olduğunu hepimiz kabul ederiz sanırım.


benim çemkirmelerimden sonra gelelim sabine’in hikayesine. sabine 80 gün bir evde hapis tutulur. marc dutroux isimli sapık ruhlu caninin ona yaptığı -kendi deyimiyle- “saçmalıklara” katlanır, her günü kurtarılmış bir gün sayar. aslında marc dutroux küçük kızı, onu kurtardığına inandırmıştır. daha sonraları, mahkemede bir “çete” iddiası ortaya atar dutroux, yüksek kademeden insanların da içinde bulunduğu bu çetenin, sadece bir parçası olduğunu söyler ama buna inanan çok sayıda insana rağmen kendini kurtarmayı başaramaz. sabine, küçük bir odada yalnız başına kalır ve akli dengesini yitirmemeye çalışır ve bunda da başarılı olur. sabine dava bittikten sonra bu kitabını yazma cesaretini gösterir ve kendi kendine uyguladığı terapi sayesinde umut dolu bir geleceğe sahip olacağına inanmaktadır.


sabine elbette yalnız değildir, tıpkı dutroux’nun yalnız olmadığı gibi. dutroux’nun karısı -üç çocuk sahibidir- bu sapık adama yardımcı olacak kadar sapık ruhlu bir kadındır ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan dutroux’dan daha hafif bir ceza olan 30 yıla mahkum olur. dutroux daha önce de tecavüzden hapis yatmış ve iyi halden salınmıştır. iyi hal denilen şey sanırım, içeride hiçbir kadına tecavüz etmemiş olmasıdır. ve çıkar çıkmaz da yakalanmamaya yemin ederek ve bu kez küçük kızları seçerek manyakça eylemlerine başlar. yaşları 8 ila 19 arasında değişen 6 kızdır kurbanı, bunlardan biri sabine diğeri ise sabine’le birlikte kurtarılan laetita. bu iki kızın dışında kalan diğer kızların bedenleri toprak altında bulunur, ikisi dutroux’nun eşi yemek vermediği için açlıktan ölmüştür. mahkeme esnasında laetita ve sabine’den özür dilemek isteyen kadına iki kız çok net cevaplar vermişlerdir.

bu kitabı mutlaka okuyun. kadın bedeni bir mülk değildir, erkeklerin keyif nesnesi değildir. kadın, erkeklerin açlıklarını doyurmaya yarayan bir oyuncak değildir. ikinci plan da bırakılacak kinici sınıf insan değildir. böyle düşünülmesinde erkeklerin suçu elbette büyüktür ama kadınlar da kendilerine saygı duymayı ve duyulmasını talep etmeyi öğrenmelidir.
devamını gör...

“özlemek erken saatlere alınsın.

sonra uykusuz kalıyor insan.”

-cemal süreyya
devamını gör...

başta çocuklar olmak üzere istismar vakalarının tümünde şikayet esasının kalkması ve şikayet olmadığı takdirde de otomatikman ve hiç vakit kaybetmeden kamu davası açılması gerekmektedir. hatta gerekli görüldüğü takdirde çocuk ailenin elinden de alınabilir. biliyorum radikal gelecek çoğumuza ama çocuğu istismara maruz kaldığı halde bile sesini çıkarmayacak kadar şerefsiz ve korkak insanlar çocuk yetiştirmemeli.*

çocuklarda yukarıda bahsettiğim üzere ailenin şikayetçi olmama durumundan dolayı zaten kamu davası gerekli ancak yetişkin boyutunda bile bu gereklilik var bence. birini istismar eden yaratık bir başkasına da zarar verir. söz konusu şahıs veya aile şikayetçi olmadan bile bu istismarcı pislikler hakkında ivedilikle kamu davası açılmalı ve kefaret, indirim, denetimli serbestlik ve eğer suç kesinse tutuksuz yargılanma veya adli kontrol gibi saçmalıkların hiçbiri olmamalı. bu kadar net. çocuk, yetişkin, evlilik içi, kadın, erkek vs. yeri, zamanı ve hedefi kim olursa olsun bütün cinsel istismar vakaları için geçerli bu dediğim.

t: gerçek islam bu değilci ponçiklerin bile sebebini bal gibi bildiği rezillik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim