tek cümleyle hayatı tanımla
doğdum, yaşadım ve öleceğim.
devamını gör...
shakespeare'in sevilen sözleri
insanlar göründükleri gibi olmalıdır. eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi.
devamını gör...
bir dosta alınabilecek hediyeler
çok sevdiğim dostuma şal almıştım. kaybetti. sonra kolye aldım bir kere bile takmadı, en son kitap almıştım onu da eski sevgilisine verdiğini öğrendiğim günden beri hediye almıyorum. çünkü artık hayatımda değil.
devamını gör...
gönlünün alınmasını beklemek
insanın kırıldığı yerinden daha çok kırılmasıdır.
devamını gör...
yazarların uykuya dalma yöntemleri
müzik dinlemek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
alice in absurdland
pazartesi sabahı kendimi akışta görmem şoku cem uzan'a hapis şokundan büyüktü bence.
ne kaçışı? işimiz var, laf dalaşına girelim diye mi bekleyecektim?
ne engeli? sadece kendim gibi düşünen insanları okumak istesem burada ne işim var?
ne ayıbı? ayıp konusunu hiç açmasak daha iyi değil mi?
bir şey söylerken tepkiye de hazır olmak gerek.
ne kaçışı? işimiz var, laf dalaşına girelim diye mi bekleyecektim?
ne engeli? sadece kendim gibi düşünen insanları okumak istesem burada ne işim var?
ne ayıbı? ayıp konusunu hiç açmasak daha iyi değil mi?
bir şey söylerken tepkiye de hazır olmak gerek.
devamını gör...
güne bir söz bırak
sorun çözülebiliyorsa endişeye gerek yoktur eğer çözülemiyorsa endişenin bir yararı olmaz. endişe etme.
devamını gör...
karadeniz mutfağı
kabul ediyorum, bir hatay mutfağı değil, bir antep mutfağı değil, bir adana mutfağı değil ama kendi doğa şartlarında iş görür olan mutfaktır.
dağ kesimlerinin fasulye, mısır, kara lahana, et kombinleri iyidir, merkezin tavaları da iyidir.
laz böreği,turşu kavurması, akçaabat köftesi, etli kara lahana sarması, hamsiköy sütlacı,pideleri, kuymağı,mıhlaması, pazılı böreği, kocaman gerdanı tatlısı,kaygana, fındıklı kabak tatlısı, mısır ekmeği, taş fırın ekmeği ile çoğu yemeğe kırk basar.*
dağ kesimlerinin fasulye, mısır, kara lahana, et kombinleri iyidir, merkezin tavaları da iyidir.
laz böreği,turşu kavurması, akçaabat köftesi, etli kara lahana sarması, hamsiköy sütlacı,pideleri, kuymağı,mıhlaması, pazılı böreği, kocaman gerdanı tatlısı,kaygana, fındıklı kabak tatlısı, mısır ekmeği, taş fırın ekmeği ile çoğu yemeğe kırk basar.*
devamını gör...
george mclaurin
ırkçılık kelimesi içimizi öfkeyle doldurmakta, yapana da yaptırana da nefret duymamıza sebep olmaktadır.
yaşamadığımız halde ne kadar kötü olduğunu az çok tahmin edebiliyor, yaşayanlarla empati kurmaya çalışıyoruz.
peki, başarılı bir özgeçmişle, ismini duyurmuş bir üniversiteye girdiğinizi ve şöyle bir fotoğrafınız olduğunu düşünün;

(1948)
ari ırkın beyazlar olduğunu savunan aklı selim(!) kişilikler yüzünden, aralarındaki tek fark ten rengi olan arkadaşlarından ayrı oturmak zorunda kalan bu kişi oklahoma üniversitesi'ne kabul edilmiş ilk siyahi öğrenci olan george mclaurin'dir.
elli dördüncü yaşını kutladığı yıl yerleştiği okulda diğer öğrencilerden ayrı oturtuluyor ve dersleri o şekilde dinliyor.
yaşamadığımız halde ne kadar kötü olduğunu az çok tahmin edebiliyor, yaşayanlarla empati kurmaya çalışıyoruz.
peki, başarılı bir özgeçmişle, ismini duyurmuş bir üniversiteye girdiğinizi ve şöyle bir fotoğrafınız olduğunu düşünün;

(1948)
ari ırkın beyazlar olduğunu savunan aklı selim(!) kişilikler yüzünden, aralarındaki tek fark ten rengi olan arkadaşlarından ayrı oturmak zorunda kalan bu kişi oklahoma üniversitesi'ne kabul edilmiş ilk siyahi öğrenci olan george mclaurin'dir.
elli dördüncü yaşını kutladığı yıl yerleştiği okulda diğer öğrencilerden ayrı oturtuluyor ve dersleri o şekilde dinliyor.
devamını gör...
sevmek
bir şeye bir kişiye olan ilginin insanın düşüncelerini ve davranışlarını etkilemesi hâli.
hüznün, sevincin, ağlaman, gülümsemen..kimi zaman ona bağlı. çok ilginç ve kırılgan bir yapı.
hüznün, sevincin, ağlaman, gülümsemen..kimi zaman ona bağlı. çok ilginç ve kırılgan bir yapı.
devamını gör...
yazarların adına başlık açmak
yeni gelenlerin tanımlarda adını çok gördükleri yazarlar hakkında fikir sahibi olmalarını sağlamaktadır.
bu yazar uçurulmuşsa uçurulma nedeni, yazarkenki tutumu vs. hakkında diğer yazarların da görüşlerini öğrenebiliriz.
başlığı açan yazar başlığı açılan yazarın arkadaşıysa tanımlarda çok tatlı bir ortam oluşuyor bence.
bu yazar uçurulmuşsa uçurulma nedeni, yazarkenki tutumu vs. hakkında diğer yazarların da görüşlerini öğrenebiliriz.
başlığı açan yazar başlığı açılan yazarın arkadaşıysa tanımlarda çok tatlı bir ortam oluşuyor bence.
devamını gör...
kokain masasına hapşırmak
maliyetli hapşırıktır.hapşırarak borç altına nasıl girilir sorusunun belki de tek cevabıdır.
devamını gör...
kadınları etkilemenin yolları
etkileyemezsin. o isterse etkilemene izin verir.
devamını gör...
elde sprey boya olsa duvara yazılacak şey
offf, nabıcaz be kamil ?
devamını gör...
herkesin yazılımcı olmak istemesi
özellikle korona virüs patlamalarından sonra ortaya çıkan , yazılımcı olduğunuzu bilen herkesin size yav selo youtube linki pasla bizde kod yazalım demesi üzerine ashabımı bozan durumdur. ülke bitti diyen yazılımcı olmak istiyor sanki tüm kapılar açılacak. bakın ben illa mühendis olmalısınız demiyorum, ama bu işin böyle kolay görünmesinden aşırı rahatsızım. algoritma bilgisi yok, veri yapıları yok, yazılım yaşam döngüsü yok, dom bilgisi yok e veri tabanı, api, en az bir script kütüphanesi desen yok ama neymiş youtubedan bir ayda yazılımcı olacak. neyse sakinim şu an.
devamını gör...
kötü hissetmek
nedenini kendime itiraf edemediğim ve şu anda hissettiğim durum. çevremden bu kadar etkilenmek istemiyorum, bu kadar kırılgan olmak istemiyorum. değer verdiğim kişiler bana aynı değeri versin istiyorum o kadar.
devamını gör...
sünbülzade vehbi
ağırlıklı olarak rücû tarzı eserler vermiş, oldukça ilginç bir şiiriyle (aşağıda vereceğim şiiri) tanınan 18. yüzyıl divan edebiyatı şairi.
devletin resmi yazışmalarını düzenleme görevi, anlatım ve yazı konusundaki yeteneği nedeniyle kendisine verilen vehbi, mali işlerle ilgili görevler de yapmıştır. ı. abdülhamid tarafından iran'a elçi olarak gönderildiğinde, bağdat valisi ile bir anlaşmazlık yaşar ve idamına karar verilir. ancak daha sonra affedilir.
divan, münşeât, tuhfe-i vehbî, şevk-engiz, nuhfe-i vehbî ve lutfiye-i vehbî, bilinen eserleridir.
***
tüm bu eserlerin yanında onu tanımamızı sağlayan en önemli şiiri odur ki, rivayete göre padişahın ona "öyle bir şey yaz ki, ilk satırını okuduğumda seni öldürmek, ikinciyi okuduğumda ödüllendirmek isteyeyim." demesiyle yazılmıştır. ortaya çıkan şey budur:
azm-ü hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.
lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem,
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.
eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
lale ile sümbülü kâkülüne nevcivan.
diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.
salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman!
kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan.
öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
düşmanının bağrına hançerimi nâgehan.
eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
herkese vermektesin, bir de bana versene
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
sen her dâim gelesin, ben vehbi'ye veresin,
esselamun aleyküm ve aleykümesselam..
devletin resmi yazışmalarını düzenleme görevi, anlatım ve yazı konusundaki yeteneği nedeniyle kendisine verilen vehbi, mali işlerle ilgili görevler de yapmıştır. ı. abdülhamid tarafından iran'a elçi olarak gönderildiğinde, bağdat valisi ile bir anlaşmazlık yaşar ve idamına karar verilir. ancak daha sonra affedilir.
divan, münşeât, tuhfe-i vehbî, şevk-engiz, nuhfe-i vehbî ve lutfiye-i vehbî, bilinen eserleridir.
***
tüm bu eserlerin yanında onu tanımamızı sağlayan en önemli şiiri odur ki, rivayete göre padişahın ona "öyle bir şey yaz ki, ilk satırını okuduğumda seni öldürmek, ikinciyi okuduğumda ödüllendirmek isteyeyim." demesiyle yazılmıştır. ortaya çıkan şey budur:
azm-ü hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.
lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem,
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.
eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
lale ile sümbülü kâkülüne nevcivan.
diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.
salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman!
kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan.
öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
düşmanının bağrına hançerimi nâgehan.
eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
herkese vermektesin, bir de bana versene
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
sen her dâim gelesin, ben vehbi'ye veresin,
esselamun aleyküm ve aleykümesselam..
devamını gör...
duşakabinde zeybek oynarken sabuna basıp kafayı yarmak
bir saat önce başıma gelmiş olan talihsiz durumdur.
biliyorum bunu itiraf etmesi zor, biraz da anonim oluşumun arkasına saklanıyorum dostlarım lakin bilirsiniz işte... her erkeğin herkesten sakladığı gizli, biraz sapık bir huyu vardır. herkesten gizlediğimiz, ve hatta; eşimizden dostumuzdan, en yakınlarımızdan sakladığımız tuhaf fetişlerimiz takıntılarımız elbette var yani... bu gayet de normal bir şey ve bu insani özelliğimden asla utanmıyorum, asla gocunmuyorum.
bilen bilir daha önceden söylemiştim, bir fabrikada güvenlikten sorumlu şef olarak çalışıyorum ve vardiyalı olduğum için saat 1 gibi bitti mesaim ve eve doğru yol aldım. her ayın 15'inde yaptığım bu ritüelimi tekrar gerçekleştirecek olmanın derin arzuları içerisinde şevkle gülümseyerek servis camından dışarıyı seyrederek hayaller alemine daldım. bir yandan proleterya sınıfın neden hala ayaklanmadığını düşünüp bir yandan arabayı satıp gs - malatya maçına 4-6 oran oynasam mı acaba diye bir risk sorgulaması yaptım. nefesimle buğulanan cama birtakım garip, anlaşılmaz işaretler bıraktım ve yol böylece bitti.
kız arkadaşım esra kapıyı açtı:
esra: hoş geldin bebeğim. günün nasıldı?
ben: iyiydi hayatım işte aynı nasıl olsun... fabrika aynı. hee. yeni gelen çocuk...
sözümü kesti:
esra: ramazan'ı diyorsun. alışabildi mi.
ben: ne gezer, elli nasır tutmamış körpecik bir çocuk daha. ama pek cevval... incelikleri öğrendi, kavraması uzun sürmeyecektir.
işle alakalı muhabbetimin infosunu verdikten sonra hızlıca duşa girmeye yeltendim. esra, yanıma müstehzi bir kadın hareketiyle yaklaştı. öpüp koklamak için sokulduğunda, az sonra gerçekleştireceğim kutlu davamın izzetine hâlel getirmesin diye bu dünyevi zevki ertelemek zorundaydım. onu kibarca ittim ve uzaklaştırdım kendimden. hışımla gözlerimin içine bakarak bağırdı:
"ne var selim?? neden böyle yapıyorsun. seni düşündüm ben akşama kadar. yoksa beni istemiyor musun artık?"
" ne alakası var hayatım biraz yorgunum sadece... hem... hem gece daha uzun kaçmıyorum ya eheh. (delikanlıca alnından öptüm)"
"aramızdaki ten uyumu gitgide yok oluyor selim, bunu anlayamıyor musun!..."
"neden?"
"sen benimle ilgilenmiyorsun artık...!"
bir an düşündüm ve hayatı sorguladım:
neden her ayın 15'inde bu oluyor tanrım?
neden ben?
neden esra böyle?
sonra üstümü değiştirmek için banyoya hücum ettim. banyoda bir tek benim ve tanrının bildiği fayansı kaldırarak altındaki zuladan gizli kasayı gün yüzüne çıkardım. şifreyi "1922" girerek tuşladım. kliks* diye açıldı kasa. içeriden efe kıyafetlerini çıkardım. potinlerimi giydim, fesimi taktım, üstüme ceketimi aldım... hemen altındaki oyuktan rahmetli dedem seyid ali efe çavuş'un 1879 model paslanmaz winchester kırma tüfeği çıkarttım. telefondan çakal çökerten zeybeğini açarak duşakabine girdim. bir yandan winchester tüfeği tutuyorum karşımda işgalci düşman varmış gibi doğrultuyorum.
bre düşman bozuntusu!
bre gafletin yılmaz vurucusu!
bilmez misin aydın'ın efeleri sevdim mi tam sever, kızdım mı da tüfengini alır bitene kadar mermisini vurur!
ben selim efe, babam kadir efe, dedem seyid ali efe çavuş...
bir yandan sıcak su akıyor üstüme sırılsıklam oldum ve üstümdeki beyaz gömlek iyice üstüme yapıştı. kıyafetlerim ıslakken hemen hemen 6-7 kg ağırlığa çıktı ve hareket kabiliyetimi zorlaştırdı. bir elimde tüfek çakal çökerten zeybeği oynuyorum, yere üç kez vurup peşrev veriyorum.
"bre ayanlar, bre kendin bilmezler, efelerin seçmesi selim çavuşa çattınız gari!"
"efeleee silah sabit!"
"gez!"
"göz!"
"arpacık!"
"ateş!"
karşıda bir düşman var gibi tüfeğimi doldurup ateşledim. karşımdaki hayali düşmanı yerle bir ettim, al kanlar kahpe vücudunu boyamıştı o'nun.
sonra bağırdım:
"behey kanı bozuk tahta kuruları, kılıncımızı sizin ak mintanlarınıza sildik! gidin bu vatandan, tez elden!"
mutlak zaferi kazandığımda, zeybek oynamaya başladım tekrardan. sonra birdenbire istemediğim bir şey oldu, yerde duran zeytinyağlı kellik sabunuma bastım. yere "şlaks" diye boylu boyunca düştüm, o kadar gürültülü bir şekilde düşmüştüm ki, bilincimi kaybederken fark ettiğim son detay, esra'nın bağırarak kapıyı zorlaması olmuştu.
esra benim bu absürt görüntümü görünce anlam verememiş ve kafamdan akan kanı ve yerdeki tüfeği görünce intihar ettiğimi zannedip sinir krizi geçirmiş. bir süre baygın kalmışım, öldü diye polisi çağırmış. savcılar ve adli tıp gelmiş fotoğraf falan çekmişler, allah'a şükür bir kişi nabzıma bakmış da, baygın olduğumu anlayabilmiş. acil doktoru kafama dikiş attıktan ve gerekli pansumanı yaptıktan sonra doğruca eve geldik. esra'ya ne diyeceğimi bilemiyorum dostlar. kız odada kendi kendine konuşuyor herhalde. ya da annesini arıyor... bu olayı nasıl açıklayacağımı bilemiyorum başım çok fena zonkluyor. ilişkimiz zaten onun psikolojik sorunları sebebiyle hep çalkantılı geçiyor. onu çok seviyorum ama efe olmayı da seviyorum. artık daha fazla bu sırrımı saklayamadım ve kötü bir deneyimle öğrenmiş oldu. ne yapacağım ben yardım edin. bilsem de buraya yazmazdım zaten, içimi dökmeye ihtiyacım var sözlük.
biliyorum bunu itiraf etmesi zor, biraz da anonim oluşumun arkasına saklanıyorum dostlarım lakin bilirsiniz işte... her erkeğin herkesten sakladığı gizli, biraz sapık bir huyu vardır. herkesten gizlediğimiz, ve hatta; eşimizden dostumuzdan, en yakınlarımızdan sakladığımız tuhaf fetişlerimiz takıntılarımız elbette var yani... bu gayet de normal bir şey ve bu insani özelliğimden asla utanmıyorum, asla gocunmuyorum.
bilen bilir daha önceden söylemiştim, bir fabrikada güvenlikten sorumlu şef olarak çalışıyorum ve vardiyalı olduğum için saat 1 gibi bitti mesaim ve eve doğru yol aldım. her ayın 15'inde yaptığım bu ritüelimi tekrar gerçekleştirecek olmanın derin arzuları içerisinde şevkle gülümseyerek servis camından dışarıyı seyrederek hayaller alemine daldım. bir yandan proleterya sınıfın neden hala ayaklanmadığını düşünüp bir yandan arabayı satıp gs - malatya maçına 4-6 oran oynasam mı acaba diye bir risk sorgulaması yaptım. nefesimle buğulanan cama birtakım garip, anlaşılmaz işaretler bıraktım ve yol böylece bitti.
kız arkadaşım esra kapıyı açtı:
esra: hoş geldin bebeğim. günün nasıldı?
ben: iyiydi hayatım işte aynı nasıl olsun... fabrika aynı. hee. yeni gelen çocuk...
sözümü kesti:
esra: ramazan'ı diyorsun. alışabildi mi.
ben: ne gezer, elli nasır tutmamış körpecik bir çocuk daha. ama pek cevval... incelikleri öğrendi, kavraması uzun sürmeyecektir.
işle alakalı muhabbetimin infosunu verdikten sonra hızlıca duşa girmeye yeltendim. esra, yanıma müstehzi bir kadın hareketiyle yaklaştı. öpüp koklamak için sokulduğunda, az sonra gerçekleştireceğim kutlu davamın izzetine hâlel getirmesin diye bu dünyevi zevki ertelemek zorundaydım. onu kibarca ittim ve uzaklaştırdım kendimden. hışımla gözlerimin içine bakarak bağırdı:
"ne var selim?? neden böyle yapıyorsun. seni düşündüm ben akşama kadar. yoksa beni istemiyor musun artık?"
" ne alakası var hayatım biraz yorgunum sadece... hem... hem gece daha uzun kaçmıyorum ya eheh. (delikanlıca alnından öptüm)"
"aramızdaki ten uyumu gitgide yok oluyor selim, bunu anlayamıyor musun!..."
"neden?"
"sen benimle ilgilenmiyorsun artık...!"
bir an düşündüm ve hayatı sorguladım:
neden her ayın 15'inde bu oluyor tanrım?
neden ben?
neden esra böyle?
sonra üstümü değiştirmek için banyoya hücum ettim. banyoda bir tek benim ve tanrının bildiği fayansı kaldırarak altındaki zuladan gizli kasayı gün yüzüne çıkardım. şifreyi "1922" girerek tuşladım. kliks* diye açıldı kasa. içeriden efe kıyafetlerini çıkardım. potinlerimi giydim, fesimi taktım, üstüme ceketimi aldım... hemen altındaki oyuktan rahmetli dedem seyid ali efe çavuş'un 1879 model paslanmaz winchester kırma tüfeği çıkarttım. telefondan çakal çökerten zeybeğini açarak duşakabine girdim. bir yandan winchester tüfeği tutuyorum karşımda işgalci düşman varmış gibi doğrultuyorum.
bre düşman bozuntusu!
bre gafletin yılmaz vurucusu!
bilmez misin aydın'ın efeleri sevdim mi tam sever, kızdım mı da tüfengini alır bitene kadar mermisini vurur!
ben selim efe, babam kadir efe, dedem seyid ali efe çavuş...
bir yandan sıcak su akıyor üstüme sırılsıklam oldum ve üstümdeki beyaz gömlek iyice üstüme yapıştı. kıyafetlerim ıslakken hemen hemen 6-7 kg ağırlığa çıktı ve hareket kabiliyetimi zorlaştırdı. bir elimde tüfek çakal çökerten zeybeği oynuyorum, yere üç kez vurup peşrev veriyorum.
"bre ayanlar, bre kendin bilmezler, efelerin seçmesi selim çavuşa çattınız gari!"
"efeleee silah sabit!"
"gez!"
"göz!"
"arpacık!"
"ateş!"
karşıda bir düşman var gibi tüfeğimi doldurup ateşledim. karşımdaki hayali düşmanı yerle bir ettim, al kanlar kahpe vücudunu boyamıştı o'nun.
sonra bağırdım:
"behey kanı bozuk tahta kuruları, kılıncımızı sizin ak mintanlarınıza sildik! gidin bu vatandan, tez elden!"
mutlak zaferi kazandığımda, zeybek oynamaya başladım tekrardan. sonra birdenbire istemediğim bir şey oldu, yerde duran zeytinyağlı kellik sabunuma bastım. yere "şlaks" diye boylu boyunca düştüm, o kadar gürültülü bir şekilde düşmüştüm ki, bilincimi kaybederken fark ettiğim son detay, esra'nın bağırarak kapıyı zorlaması olmuştu.
esra benim bu absürt görüntümü görünce anlam verememiş ve kafamdan akan kanı ve yerdeki tüfeği görünce intihar ettiğimi zannedip sinir krizi geçirmiş. bir süre baygın kalmışım, öldü diye polisi çağırmış. savcılar ve adli tıp gelmiş fotoğraf falan çekmişler, allah'a şükür bir kişi nabzıma bakmış da, baygın olduğumu anlayabilmiş. acil doktoru kafama dikiş attıktan ve gerekli pansumanı yaptıktan sonra doğruca eve geldik. esra'ya ne diyeceğimi bilemiyorum dostlar. kız odada kendi kendine konuşuyor herhalde. ya da annesini arıyor... bu olayı nasıl açıklayacağımı bilemiyorum başım çok fena zonkluyor. ilişkimiz zaten onun psikolojik sorunları sebebiyle hep çalkantılı geçiyor. onu çok seviyorum ama efe olmayı da seviyorum. artık daha fazla bu sırrımı saklayamadım ve kötü bir deneyimle öğrenmiş oldu. ne yapacağım ben yardım edin. bilsem de buraya yazmazdım zaten, içimi dökmeye ihtiyacım var sözlük.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilişki durumu
iki mal bulduk birbirimizi.
devamını gör...
