deney hayvanları
ne yazık ki hala gerçekleştirilmesi zorunlu olan bilimsel aşama (hayvan deneyleri) için kullanılan bilim kahramanları, öz evlatlarımız.
arkadaşlar, olayın bizzat içinden gelen biri olarak çok kısa bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. öncelikle canlı organizmayı bir bütün halinde simüle edebilecek bir teknolojimiz yok. doku ve organ mühendisliği son 10 yıla kıyasla çok gelişmiş durumda evet, laboratuvarda çip üzerinde doku üretebiliyoruz. hatta komple organ üretebilen çalışmalar var (kesin duymuşsunuzdur yapay böbrek, yapay kalp vs haberlerini).
gözden kaçırılan nokta şu: holistik yaklaşım
sizin pulmoner hipertansiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiğiniz ilaç gerçekten etkili olabilir (ve bunu laboratuvarda kalp-damar sistemini simüle ederek gösterebilirsiniz belki) ama ya başka dokularda başka etkilere yol açıyorsa? mesela ereksiyonu tetikliyorsa? tanıdık gelmiştir hikaye muhtemelen ama bilmeyenler için (bkz: viagra) ya da (bkz: sildenafil)
bu olay, hayvan deneyi yapılmasına rağmen gözden kaçan advers etkiye sadece bir örnek. hayvan deneylerini ortadan kaldırırsanız holistik (bütüncül) yaklaşımı da tamamen ortadan kaldırmış olursunuz, oluşabilecek sorunları gözden kaçırırsınız.
yine bir örnek vereyim. kolistin bizim bildiğimiz bir antibiyotik. yıllar önce bol bol kullanılan fakat günümüzde geri çekilen, çok zorda kalmadıkça kullanılması tercih edilmeyen bir ilaç, çünkü nefrotoksik (böbreklere kalıcı hasar verir). neden böyle bir düzenlemeye gidildiği çok açık, çünkü sadece enfeksiyonla ilgili parametrelere bakılıp bakteriler üzerindeki öldürücü kabiliyeti araştırılmış. unutmayın ki yediğiniz içtiğiniz neredeyse her şey kana karışır, kana karışan bir şey de bütün vücudu dolaşır. yeni bir ürünü piyasaya sürmek istiyorsanız hepatonefrotoksik olmamasına özen göstermelisiniz (loreal'in ürettiği rujun uzun süreli kullanımda böbrek yetmezliği yaptığını düşünün. satın alır mısınız?). firmalar da bu açıdan yaklaşıyor olaya. ticari itibar diye bir şey var sonuçta.
kendinizi firmanın yerine koyun. böbreği ayrı, karaciğeri ayrı, deriyi ayrı, sinir sistemini ayrı, kardiyovasküler sistemi ayrı... bütün sistemlerini ayrı ayrı test etmektense hayvanda test edilmesi daha az maliyetli ve daha doğru. daha doğru olmasının sebebi de bu araştırdığınız sistemler arası iletişimde gizli. örnek veriyorum, ürettiğiniz şampuanı laboratuvar ortamında ayrı ayrı deri, karaciğer, böbrek, kas, kalp-damar (dolaşım) sinir sistemi vs gibi çeşitli dokularda test edersiniz. sorun çıkmaz fakat şampuanı piyasaya sürdüğünüzde müşterilerinizden ellerde titreme yaptığı şikayetini alırsınız. sebebi (tamamen hayal gücümü kullanıyorum) saçlı deriden emilerek kana karışan, beyne ulaşan, beyinden de istemsiz şekilde ellere kasılma komutu yollayan şampuanınız çıkabilir. ayrı ayrı değerlendirdiğinizde sorun görmemeniz, bunun sorunsuz bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. faz 4 denilen evre bu yüzden var, piyasaya sürülen bütün ilaçların takip edilmesi durumu, farmakovijilans.
gönül ister ki hayvan deneyi yapmadan, bütün bu anlattıklarımı laboratuvarda yapabilelim, ama yapamıyoruz. teknoloji gelişene kadar hayvanları kullanmaya devam etmek zorundayız. yine de size söyleyebilirim ki o hayvanlara gözümüzden daha iyi bakıyoruz. gerçekten öyle.
bir diğer değinmek istediğim konu ise insanların "hayvan hakları" adı altında kendi faşist düşüncelerini kamu nezdinde paylaşmaları. neymiş efendim tecavüzcüler, kadına şiddet uygulayanlar, katiller, onlar, bunlar kullanılsınmış deneylerde. çocuklar bakın; çok romantik konuşuyorsunuz ama bir sağlıkçı olarak bu düşüncenizin karşısında evvela ben duracağım. her kimi öldürmüş, kimleri katletmiş, kime şiddet uygulamış olursa olsun insan, öncelikle insandır. primum non nocere sözünü size fakültede kafanıza vura vura öğretmedikleri için bu düşünceleriniz galiba. insan ne suç işlerse işlesin, hakları evrensel kanunlarla korunan bir canlıdır ve rızası dışında bir deneye tabi tutamazsınız. bu yapılsın diyen herkes benim gözümde potansiyel insan hakları teröristidir. bu durum neye benziyor biliyor musunuz, ısrarla idam gelsin diyenlerin karşısında duruyoruz ya biz hani (çünkü hepsinden öte idam ederek bir insanı öldürmek onuruna aykırı. ayrıca insan hakları ihlalidir), çünkü idam gelirse işler kontrolden çıkıp astığım astık kestiğim kestik diktatöryasına dönüşebilir ya hani ortalık. hah işte bir insanın rızası dışında deney materyali olarak kullanılması da aynı gerekçeyle yasaktır, yasak kalmalıdır, yasak kalacaktır. sevgiler.
arkadaşlar, olayın bizzat içinden gelen biri olarak çok kısa bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. öncelikle canlı organizmayı bir bütün halinde simüle edebilecek bir teknolojimiz yok. doku ve organ mühendisliği son 10 yıla kıyasla çok gelişmiş durumda evet, laboratuvarda çip üzerinde doku üretebiliyoruz. hatta komple organ üretebilen çalışmalar var (kesin duymuşsunuzdur yapay böbrek, yapay kalp vs haberlerini).
gözden kaçırılan nokta şu: holistik yaklaşım
sizin pulmoner hipertansiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiğiniz ilaç gerçekten etkili olabilir (ve bunu laboratuvarda kalp-damar sistemini simüle ederek gösterebilirsiniz belki) ama ya başka dokularda başka etkilere yol açıyorsa? mesela ereksiyonu tetikliyorsa? tanıdık gelmiştir hikaye muhtemelen ama bilmeyenler için (bkz: viagra) ya da (bkz: sildenafil)
bu olay, hayvan deneyi yapılmasına rağmen gözden kaçan advers etkiye sadece bir örnek. hayvan deneylerini ortadan kaldırırsanız holistik (bütüncül) yaklaşımı da tamamen ortadan kaldırmış olursunuz, oluşabilecek sorunları gözden kaçırırsınız.
yine bir örnek vereyim. kolistin bizim bildiğimiz bir antibiyotik. yıllar önce bol bol kullanılan fakat günümüzde geri çekilen, çok zorda kalmadıkça kullanılması tercih edilmeyen bir ilaç, çünkü nefrotoksik (böbreklere kalıcı hasar verir). neden böyle bir düzenlemeye gidildiği çok açık, çünkü sadece enfeksiyonla ilgili parametrelere bakılıp bakteriler üzerindeki öldürücü kabiliyeti araştırılmış. unutmayın ki yediğiniz içtiğiniz neredeyse her şey kana karışır, kana karışan bir şey de bütün vücudu dolaşır. yeni bir ürünü piyasaya sürmek istiyorsanız hepatonefrotoksik olmamasına özen göstermelisiniz (loreal'in ürettiği rujun uzun süreli kullanımda böbrek yetmezliği yaptığını düşünün. satın alır mısınız?). firmalar da bu açıdan yaklaşıyor olaya. ticari itibar diye bir şey var sonuçta.
kendinizi firmanın yerine koyun. böbreği ayrı, karaciğeri ayrı, deriyi ayrı, sinir sistemini ayrı, kardiyovasküler sistemi ayrı... bütün sistemlerini ayrı ayrı test etmektense hayvanda test edilmesi daha az maliyetli ve daha doğru. daha doğru olmasının sebebi de bu araştırdığınız sistemler arası iletişimde gizli. örnek veriyorum, ürettiğiniz şampuanı laboratuvar ortamında ayrı ayrı deri, karaciğer, böbrek, kas, kalp-damar (dolaşım) sinir sistemi vs gibi çeşitli dokularda test edersiniz. sorun çıkmaz fakat şampuanı piyasaya sürdüğünüzde müşterilerinizden ellerde titreme yaptığı şikayetini alırsınız. sebebi (tamamen hayal gücümü kullanıyorum) saçlı deriden emilerek kana karışan, beyne ulaşan, beyinden de istemsiz şekilde ellere kasılma komutu yollayan şampuanınız çıkabilir. ayrı ayrı değerlendirdiğinizde sorun görmemeniz, bunun sorunsuz bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. faz 4 denilen evre bu yüzden var, piyasaya sürülen bütün ilaçların takip edilmesi durumu, farmakovijilans.
gönül ister ki hayvan deneyi yapmadan, bütün bu anlattıklarımı laboratuvarda yapabilelim, ama yapamıyoruz. teknoloji gelişene kadar hayvanları kullanmaya devam etmek zorundayız. yine de size söyleyebilirim ki o hayvanlara gözümüzden daha iyi bakıyoruz. gerçekten öyle.
bir diğer değinmek istediğim konu ise insanların "hayvan hakları" adı altında kendi faşist düşüncelerini kamu nezdinde paylaşmaları. neymiş efendim tecavüzcüler, kadına şiddet uygulayanlar, katiller, onlar, bunlar kullanılsınmış deneylerde. çocuklar bakın; çok romantik konuşuyorsunuz ama bir sağlıkçı olarak bu düşüncenizin karşısında evvela ben duracağım. her kimi öldürmüş, kimleri katletmiş, kime şiddet uygulamış olursa olsun insan, öncelikle insandır. primum non nocere sözünü size fakültede kafanıza vura vura öğretmedikleri için bu düşünceleriniz galiba. insan ne suç işlerse işlesin, hakları evrensel kanunlarla korunan bir canlıdır ve rızası dışında bir deneye tabi tutamazsınız. bu yapılsın diyen herkes benim gözümde potansiyel insan hakları teröristidir. bu durum neye benziyor biliyor musunuz, ısrarla idam gelsin diyenlerin karşısında duruyoruz ya biz hani (çünkü hepsinden öte idam ederek bir insanı öldürmek onuruna aykırı. ayrıca insan hakları ihlalidir), çünkü idam gelirse işler kontrolden çıkıp astığım astık kestiğim kestik diktatöryasına dönüşebilir ya hani ortalık. hah işte bir insanın rızası dışında deney materyali olarak kullanılması da aynı gerekçeyle yasaktır, yasak kalmalıdır, yasak kalacaktır. sevgiler.
devamını gör...
antik çağ anadolu’sunda ana tanrıça tapınımı ve bereket kültü
güzel başlık da içerik nerede kanka? bu konuda bir oturuşta 5bin kelimelik derleme yazardım. doktora tezi gibi başlık açıp içini boş bırakmak olmaz. biri doldursun şunu ben daha göbeklitepe yazımı bitiremedim.
yorumumu likelayanlar oluyor. aynı frekanstayız demek ki. sizlere harvardda öğretim üyesi olan gönül tekin'i youtubedan dinlemenizi tavsiye ediyorum. mezopotamya dinlerinin günümüzdeki yankılarını ve kutsal kitaplardaki hikayelerin mitolojik kalıntılarını anlatıyor. harvard diyorum haaarrrrr-vııırrrrd daha ne olsun.
edit: içerik geldi, çayınızı susamlı çubuk krakerinizi alın okuyun
yorumumu likelayanlar oluyor. aynı frekanstayız demek ki. sizlere harvardda öğretim üyesi olan gönül tekin'i youtubedan dinlemenizi tavsiye ediyorum. mezopotamya dinlerinin günümüzdeki yankılarını ve kutsal kitaplardaki hikayelerin mitolojik kalıntılarını anlatıyor. harvard diyorum haaarrrrr-vııırrrrd daha ne olsun.
edit: içerik geldi, çayınızı susamlı çubuk krakerinizi alın okuyun
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
40+ arkadaşlarla yakın gözlüklerimizi taktık, kupa hangimize gidecek bekliyoruz.
devamını gör...
islam başlıklarının artık bıktırması
oğlum yeter la. dingonun ahırına çevirdiniz sözlüğü. yok islama laf attılar, yok dil attılar bilmem ne. yok cihat allah’ın emri, yok şu farz, şu tarz, şu şarz. kim neye inanıyorsa inansın isteyen kedilere tapsın hatta. yeter la bi salın artık bizi ya.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
karışmayın birbirinize,
bergen kankiniz yeter hepinize,
saatler geceyi gösterince,
herkes çekilsin köşesine..
bergen kankiniz yeter hepinize,
saatler geceyi gösterince,
herkes çekilsin köşesine..
devamını gör...
kabil kompleksi
tevrata göre kabil kardeşini* öldürdükten sonra yurdundan uzaklaşır.
çağdaş psikoloji kabil kompleksini büyük kardeşin küçük kardeşe duyduğu kıskançlık olarak adlandırır.
bunun dışında bir anlamı daha vardır cemil meriç'in bu ülke kitabında geçer
"işlediği cinayeti unutmak için vaka mahallinden uzaklaşan, vicdanın sesini yâdellerde unutmaya çalışan bir bedbahtın karanlık ve günahkar duyguları"
her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! neden? efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? hayır, onlar türkiye'nin insanından şikayetçi. ınsanından, yani kendilerinden. aynaya tahammülleri yok. vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz"laştıranlardır.
türk aydını, kitab-ı mukaddes'in serseri yahudisi... hangi türk aydını? kaçanlar ne türk ne aydın. bu firar bir kabil kompleksi.
sayfa 97
çağdaş psikoloji kabil kompleksini büyük kardeşin küçük kardeşe duyduğu kıskançlık olarak adlandırır.
bunun dışında bir anlamı daha vardır cemil meriç'in bu ülke kitabında geçer
"işlediği cinayeti unutmak için vaka mahallinden uzaklaşan, vicdanın sesini yâdellerde unutmaya çalışan bir bedbahtın karanlık ve günahkar duyguları"
her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! neden? efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? hayır, onlar türkiye'nin insanından şikayetçi. ınsanından, yani kendilerinden. aynaya tahammülleri yok. vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz"laştıranlardır.
türk aydını, kitab-ı mukaddes'in serseri yahudisi... hangi türk aydını? kaçanlar ne türk ne aydın. bu firar bir kabil kompleksi.
sayfa 97
devamını gör...
yalnızken yapılacak en güzel aktivite
bu başlığa 'duvarlara çizim yapmak' yazmak vardı be sözlük...
neyse efenim, duvara olmasa da bir yerlere çizimler yapın iyi geliyor.
neyse efenim, duvara olmasa da bir yerlere çizimler yapın iyi geliyor.
devamını gör...
tanrıya söylenmek istenen tek kelime
t: başlıkta yazılanın aksine 3-5 kelimeli entryler gördüğüm başlıktır.
neden?
neden?
devamını gör...
hipokampüs
hafıza konusunda çok önemli bir yapıdır. kısa süreli hatıraların uzun süreli hatıralara dönüştüğü bölümdür. ayrıca beyin yapıları arasında oldukça hassas bir yapıdır. kalp-damar hastalıkları ve şekerden en fazla etkilenen bölgedir.
hipokampüsün zarar görmesi yeni bilgi depolanmasında sorunlar oluşturabilir. araştırmalarda demans ve alzheimerda hipokampüs hacminde ciddi azalma olduğu ortaya konulmuştur.
hipokampüsün zarar görmesi yeni bilgi depolanmasında sorunlar oluşturabilir. araştırmalarda demans ve alzheimerda hipokampüs hacminde ciddi azalma olduğu ortaya konulmuştur.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
"hava kurşun gibi ağır,
bağır, bağır, bağır
bağırıyorum.
koşun!
kurşun eritmeye çağırıyorum.
o diyor ki bana,
sen kendi sesinle kül olursun ey,
kerem gibi,
yana yana...
dert çok,
hem dert yok.
yüreklerin kulakları sağır
hava kurşun gibi ağır.
ben diyorum ki ona,
kül olayım,
kerem gibi,
yana yana.
ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.
hava toprak gibi gebe,
hava kurşun gibi ağır,
bağır, bağır, bağır bağırıyorum
koşun!
kurşun eritmeye çağırıyorum. "
nazım hikmet ran
bağır, bağır, bağır
bağırıyorum.
koşun!
kurşun eritmeye çağırıyorum.
o diyor ki bana,
sen kendi sesinle kül olursun ey,
kerem gibi,
yana yana...
dert çok,
hem dert yok.
yüreklerin kulakları sağır
hava kurşun gibi ağır.
ben diyorum ki ona,
kül olayım,
kerem gibi,
yana yana.
ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.
hava toprak gibi gebe,
hava kurşun gibi ağır,
bağır, bağır, bağır bağırıyorum
koşun!
kurşun eritmeye çağırıyorum. "
nazım hikmet ran
devamını gör...
isviçre
bir kaç defa gittiğim medeniyetin üst seviyede olduğu, kişisel davranışların kuralların hep ölçülü olduğu farklı bir avrupa ülkesidir.
devamını gör...
bir kadınla bir erkeği birbirine yakınlaştıran şey
bu bir his sadece. çok fazla ortak yönün olmayabiliyor, bazı konularda ters düşünüyor olabiliyorsunuz, zevkler tamamen aynı olmayabiliyor fakat beraber olmaktan mutlu oluyorsun. yanında olduğunda huzur hissediyorsun. tam adı nedir bilemiyorum fakat, bu bir çekim. yoksa bunun dışındaki tüm ortak zevkle yapılabilecek aktiviteleri arkadaşlarınla da yapabiliyorsun neticede. ucunu cinsel çekime çekip, odunsuluk yapmak istemem ama sanırım, bu çekim tensel çekime dayanıyor.
devamını gör...
doom eternal
şaheser seviyesinde bir oyun. unutulmaz oyunlar arasında kendine muhakkak sağlam bir yer bulacaktır.
müzikleri de efsanedir.
müzikleri de efsanedir.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
başka bir parça olamaz
devamını gör...
yeni zelanda
hayatımın geri kalanını yaşamak istediğim, çoluğa çocuğa karışmayı arzuladığım güzel insanların yaşadığı uzak çok uzak, seküler, çoğulcu ve gerçekten de demokratik bir ülke. camiiye yapılan terör saldırısı sonrasında meclislerinde kur'an tilaveti yapılmıştı, ülkede çapında mevlüt okutmuşlardı; varın siz düşünün çoğulculuğunu. bizim ülkemizde de sinagoga saldırı düzenleniyor, onlarca türk vatandaşı musevi hayatını kaybediyor; milletçe ''oh olsun!'' demediğimiz kalıyor.
coğrafi olarak dünyanın izole bir köşesinde bulunan bir ada ülkesi oldukları için de ülkeyi dış dünyaya tümden kapatarak covid-19 ile mücadeleye beş sıfır önde başlamışlardı.
coğrafi olarak dünyanın izole bir köşesinde bulunan bir ada ülkesi oldukları için de ülkeyi dış dünyaya tümden kapatarak covid-19 ile mücadeleye beş sıfır önde başlamışlardı.
devamını gör...
biri de beni sevsin
yalnızlık çukurundan kurtulmaya çalışan bir yalnızın haykırışı.
devamını gör...
onno tunç
taklitten öteye gidemeyen türk pop müziğini, özgün bir kalıba sokan ermeni asıllı besteci, aranjör, deha müzisyen.
70’lerde ithal parçaların aranjesi sonucu oluşan replika parçalarla esamesi okunmaya başlayan türk pop müziğine çağ atlatmıştır. başta sezen aksu olmak üzere; aşkın nur yengi, bülent ortaçgil, harun kolçak, nilüfer, zerrin özer, zuhal olcay, ayşegül aldinç, levent yüksel gibi birçok müzisyenin albümüne katkıda bulunmuştur. onno müziği, 90’lar türkçe pop'unun temelini oluşturmuştur.
ölümü sonrası, minik serçe* kendini eve kapatmış ve büyük bir depresyonla mücadele etmiştir. müziğini de bir süre icra edememiştir.
70’lerde ithal parçaların aranjesi sonucu oluşan replika parçalarla esamesi okunmaya başlayan türk pop müziğine çağ atlatmıştır. başta sezen aksu olmak üzere; aşkın nur yengi, bülent ortaçgil, harun kolçak, nilüfer, zerrin özer, zuhal olcay, ayşegül aldinç, levent yüksel gibi birçok müzisyenin albümüne katkıda bulunmuştur. onno müziği, 90’lar türkçe pop'unun temelini oluşturmuştur.
ölümü sonrası, minik serçe* kendini eve kapatmış ve büyük bir depresyonla mücadele etmiştir. müziğini de bir süre icra edememiştir.
devamını gör...
ellerim bomboş
fatih erkoç isimli beyefendinin en bilinen şarkılarından biri. zamansız şarkılardandır.
devamını gör...
hicri takvim
bir diğer ismiyle islami takvim. hz. muhammed'in medine hicreti bu takvimde 1. yıl olarak kabul edilir. bu takvim, ay'ın, dünya çevresindeki dolanımını esas alır. ay takvimini(hicri takvim de bir ay takvimidir) bilinen kadarıyla ilk babilliler kullanmıştır. islâm öncesi müşrikler ise, kusay bin kilâb'ın ölümünü tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. çünkü kusay bin kilâb'a önem verirlerdi. ayrıca kusay bin kilâb, hz. muhammed'in baba tarafından dördüncü dedesidir. daha sonra fil olayı gerçekleştiğinde, tarihin başlangıcı olarak bu olay kabul edilmiştir.
müslümanlar uzun zamandır, hatta hz. ömer devrinde bile bazı önemli olayları alır ve bunları tarihin başlangıcı olarak kabul eder, böylelikle zamanlarını tayin ederlerdi. kimi fil olayını, kimi veda haccı yılını veya önemli şahsiyetlerin ölümü gibi olayları tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. takdir edersiniz ki, bu şekilde bir zaman karmaşası, bazı sorunlara yol açabiliyordu. işte hz. ömer de bu sebeple konuyu diğer sahabelere danıştı. daha sonra başka bir önemli sorun da ortaya çıkınca artık bir takvime gerek duyulduğu anlaşıldı. sahabiler yunan, iran gibi ülkelerin takvimlerini benimsemeyi teklif ettiler. fakat bunlar kabul edilmedi.
hz. ali, takvimin, hicretin başlangıcı olması gerektiğini söyledi. onun bu görüşü hemen kabul edilmişti. hicri takvim ayları:
1. muharrem - haram (mübarek) kılınmış olan.
2. safer ayı - boş.
3. rebiülevvel - ilk bahar.
4. rebiülahir - son bahar.
5. cemaziyelevvel - ilk çorak toprak/ilk don.
6. cemaziyelahir - son çorak toprak/son don.
7. recep - onur, saygı.
8. şaban - dağılmış.
9. ramazan - sıcak olma.
10. şevval - yükselmiş.
11. zilkade - barışa sahiplik yapan.
12. zilhicce - hacca sahiplik yapan.
aslında bu aylara verilen isimlerin anlamı vardır.
şimdi üstte ayların türkçe anlamlarını yazdık ya, şimdi bu anlamlara göre altta yazılanları okuyun;
1. muharrem - bu ayda günah işlemek yasaktır.
2. safer - bu ayda savaş için ya da besin için yola çıkılmıştı ve evler boş bırakılmıştı. bunu câhiliye döneminde araplar yapmıştı.
3. rebiülevvel - bahar mevsimi.
4. rebülahir - "bahar ayı"(rebülevvel)den sonraki ay, dolayısıyla son bahar.
5. cemaziyelevvel - bu ayın isminin anlamı konusunda ihtilaf vardır: ya yaz mevsimi olduğu için bu isim verildi ya da kış mevsiminde suların donması sebebiyle.
6. cemaziyelahir - cemaziyelevvel ilk çorak toprak dönemi olduğu için dolayısıyla bu da ondan sonra gelir. dolayısıyla son çorak toprak dönemidir.
7. recep - mübarek aylardandır.
8. şaban - bu ayda araplar su temin etmek için gruplara ayrılırlardı, ondan bu isim verildi. ya da ramazan ve receb aylarını birbirinden ayırdığı için bu isim verildi. bu konu ihtilaflıdır.
9. ramazan - en fazla kabul gören yoruma göre, bu aya, rastladığı mevsim sebebiyle çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu isim verilmiştir.
10. şevval - bu aya neden bu ismin verildiği konusu da ihtilaflıdır. ya develerin çiflteşme mevsiminde kuyruklarını kaldırmalarından dolayı ya da hava çok sıcak olduğu için develerin sütünün azalması sebebiyle bu aya bu isim verilmiştir.
11. zilkade - mübarek aylardandır.
12. zilhicce - mübarek aylardandır, hac ayıdır.
müslümanlar uzun zamandır, hatta hz. ömer devrinde bile bazı önemli olayları alır ve bunları tarihin başlangıcı olarak kabul eder, böylelikle zamanlarını tayin ederlerdi. kimi fil olayını, kimi veda haccı yılını veya önemli şahsiyetlerin ölümü gibi olayları tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. takdir edersiniz ki, bu şekilde bir zaman karmaşası, bazı sorunlara yol açabiliyordu. işte hz. ömer de bu sebeple konuyu diğer sahabelere danıştı. daha sonra başka bir önemli sorun da ortaya çıkınca artık bir takvime gerek duyulduğu anlaşıldı. sahabiler yunan, iran gibi ülkelerin takvimlerini benimsemeyi teklif ettiler. fakat bunlar kabul edilmedi.
hz. ali, takvimin, hicretin başlangıcı olması gerektiğini söyledi. onun bu görüşü hemen kabul edilmişti. hicri takvim ayları:
1. muharrem - haram (mübarek) kılınmış olan.
2. safer ayı - boş.
3. rebiülevvel - ilk bahar.
4. rebiülahir - son bahar.
5. cemaziyelevvel - ilk çorak toprak/ilk don.
6. cemaziyelahir - son çorak toprak/son don.
7. recep - onur, saygı.
8. şaban - dağılmış.
9. ramazan - sıcak olma.
10. şevval - yükselmiş.
11. zilkade - barışa sahiplik yapan.
12. zilhicce - hacca sahiplik yapan.
aslında bu aylara verilen isimlerin anlamı vardır.
şimdi üstte ayların türkçe anlamlarını yazdık ya, şimdi bu anlamlara göre altta yazılanları okuyun;
1. muharrem - bu ayda günah işlemek yasaktır.
2. safer - bu ayda savaş için ya da besin için yola çıkılmıştı ve evler boş bırakılmıştı. bunu câhiliye döneminde araplar yapmıştı.
3. rebiülevvel - bahar mevsimi.
4. rebülahir - "bahar ayı"(rebülevvel)den sonraki ay, dolayısıyla son bahar.
5. cemaziyelevvel - bu ayın isminin anlamı konusunda ihtilaf vardır: ya yaz mevsimi olduğu için bu isim verildi ya da kış mevsiminde suların donması sebebiyle.
6. cemaziyelahir - cemaziyelevvel ilk çorak toprak dönemi olduğu için dolayısıyla bu da ondan sonra gelir. dolayısıyla son çorak toprak dönemidir.
7. recep - mübarek aylardandır.
8. şaban - bu ayda araplar su temin etmek için gruplara ayrılırlardı, ondan bu isim verildi. ya da ramazan ve receb aylarını birbirinden ayırdığı için bu isim verildi. bu konu ihtilaflıdır.
9. ramazan - en fazla kabul gören yoruma göre, bu aya, rastladığı mevsim sebebiyle çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu isim verilmiştir.
10. şevval - bu aya neden bu ismin verildiği konusu da ihtilaflıdır. ya develerin çiflteşme mevsiminde kuyruklarını kaldırmalarından dolayı ya da hava çok sıcak olduğu için develerin sütünün azalması sebebiyle bu aya bu isim verilmiştir.
11. zilkade - mübarek aylardandır.
12. zilhicce - mübarek aylardandır, hac ayıdır.
devamını gör...
keşke bana yazılsaydı denilen şiir
ahmed arif 'in leylâsı olmak isterdim.. hiçbir şiirini ayırt edemem.. keşke yazdığı tüm şiirler bana yazılsaydı..
devamını gör...