ev işi yapmamanın boşanma sebebi olması
islam’a göre kadınların ev işi yapma gibi bir yükümlülükleri yoktur. erkek evin geçimini idame etmek zorundadır ama kadınlar ev işi yapmak zorunda değildir. modern bir hukuk devletinde bu durum boşanma sebebi sayılabiliyor ama baksan kadını ezen islam. komik.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
candan erçetin kayahan'dan daha iyi büyük aşkım diyor şu an kulaklıkta, etrafım kalabalık ama kimseyi duymuyorum çünkü yaşasın son ses!
onlar da alışık bana, arada biramın bitip bitmediğine bakıyorlar, bitmişse refresh, mis!
başka bişi istemiyorum epeydir akşamları ve geceleri, bir ara uyku dilenmişliğim de vardı ama şu ara biraz tuhaf zaman aralıklarında olsa da uyuyabiliyorum.
çok aradım zor buldum, artık bırakmam seni.
arada benim şımarık kız ya üstüme çıkıyor, ya bağcıklarımla kavga ediyor ya da arkamdan haince üstüme atlıyor, çok şımarık ve çok güzel bi zilli. şu anda da az öteme yatmış, hayran hayran yüzüme bakıyo mal. *
öğleden sonraki tadım yok, zaten bu kadar sürmesi bile mucize idi benim için, burnumdan geldi "lan ne güzel dediğim" ne varsa, olsun, alışığım.
başkaları için var olmak gibi bir yükümlülük kakalanmış ben doğarken üzerime, eyvallah..
bak hayatım, kedi kuman?
onlar da alışık bana, arada biramın bitip bitmediğine bakıyorlar, bitmişse refresh, mis!
başka bişi istemiyorum epeydir akşamları ve geceleri, bir ara uyku dilenmişliğim de vardı ama şu ara biraz tuhaf zaman aralıklarında olsa da uyuyabiliyorum.
çok aradım zor buldum, artık bırakmam seni.
arada benim şımarık kız ya üstüme çıkıyor, ya bağcıklarımla kavga ediyor ya da arkamdan haince üstüme atlıyor, çok şımarık ve çok güzel bi zilli. şu anda da az öteme yatmış, hayran hayran yüzüme bakıyo mal. *
öğleden sonraki tadım yok, zaten bu kadar sürmesi bile mucize idi benim için, burnumdan geldi "lan ne güzel dediğim" ne varsa, olsun, alışığım.
başkaları için var olmak gibi bir yükümlülük kakalanmış ben doğarken üzerime, eyvallah..
bak hayatım, kedi kuman?
devamını gör...
uyuyarak para kazanmak
eğer şirkete başvuruda bulunsaymışım şuan bir servet sahibi olabilirmişim çünkü uyumak en sevdiğim aktivite (maalesef).
devamını gör...
me and earl and the dying girl
içindeki mizahın düzeyi ne kadar sinefil olduğunuzla ilgili olan bir garip alfonso gomez rejon filmi. ben bunu izlersem kesin ağlamaktan baygınlık geçiririm diyerek 6 yıl kaçıp sonunda boşluğuma denk geldiğinden daha yeni izleyip geldim, mutsuzum sözlük. coming of age sevdiğimden mütevellit film beni gerçek anlamda tatmin etti. belirli türlerin kendi dışına çıkmasını kısmen sevsem bile bir türe ait belirli klişelerin de yakıştığı filmler oluyor, bu film de onlardan biri. yine de yan karakterler klişe olmasına rağmen ben ana karakterleri orijinal buldum. sadece greg ve earl'ün çektiği filmler bile tek başına muazzam bir komedi unsuru oluşturuyor. filmde kült filmlere yapılan göndermelerden bildiklerimi de yazayım ama benim gözden kaçırdığım onlarcası mevcuttur yüksek ihtimalle.
- gross encounters of the turd king şüphesiz 70'lerden kalma steven spielberg filmi close encounters of the third kind.
- can't tempt muhtemelen jean luc godard'ın şu an yılını hatırlamadığım contempt'ine bir gönderme.
- anatomy of a burger -ki bunda kusana kadar güldüm- otto preminger'in 50'lerde çektiği anatomy of a murder yüksek ihtimalle.
- 02:48pm cowboy john schlesinger'ın midnight cowboy filmine bir gönderme.
-monorash akira kurosawa'nın rashomon'u.
-grumpy cul de sacs tahminimce -ki kesin değil- martin scorsese'in 73'de çektiği mean streets.
-eyes wide butt* stanley kubrick'in meşhur eyes wide shut filmine bir gönderme.
-ate 1/2 of my lunch muhtemelen federico fellini'nin 8 1/2 filmine çok bariz bir gönderme.
- la gelee muhtemelen marker'ın 60'lar efsanesi la jetee.
-nose ferret 2* friedrich wilhelm murnau'nun nosferatu -oha ne ara 1920'lere geldik- efsanesi.
-burden of screams muhtemelen les blank'in burden of dreams'ine bir gönderme ki izlemediğimden kelime oyunu hariç tüm espiriyi kaçırdım muhtemelen.
-death in tennis -canlandırmaları da çok iyiydi bunun*- visconti'nin aşmış death in venice'ine bir gönderme.
-brew vervet david lynch'in meşhur blue velvet'i.
-pooping tom muhtemelen powell'in peeping tom'una bir gönderme ki sanırım the rad shoes yine powell'in the red shoes filmine selam çakıyor.
-ingmar bergman'a da the seventh seal'ı the seven seals yaparak ufak bir gönderme çakmışlar.
-second helpings of dinner muhtemelen john frankenheimer'ın seconds filmi ama emin olamadım.
-vere'd he go yine içtiğim birayı burnumdan getiren bir alfred hitchcock-vertigo göndermesiydi.
- a box o'lips wow -bu sahnede gerçek anlamda gülmeyen biri var mı hiç bilmiyorum- francis ford coppola'nın apocalypse now filmine muhteşem bir referans.
-don't look now because a creepy ass dwarf is about to kill you tahminimce roeg'in don't look now filmine bir gönderme.
- rosemary baby carrots roman polanski'nin rosemary's baby filmine çok ama çok şirin bir referans.
-raging bullshit scorsese'nin bildiğimiz raging bull filmi ama benim için artık raging bullshit.*
bunlar benim fark ettiklerim ama bunlar dışında benim gözden kaçırdığım, anlamadığım veya izlemediğimden ötürü tahmin edemediğim çok fazla gönderme vardı. the battle of all deer - the battle of the algiers veya scabface - scarface, a sockwork orange - a clockwork orange, yellow submarine sandwich - yellow submarine, senior citizen cane - citizen kane gibi çok bariz göndermeleri yazmaya gerek yok zaten o filmleri izlemeyeni dövüyorlar.
bütün bu sinefil turnusolü olan mizahın dışında dram da çok dozundaydı. ekran süresi daha uzun olabilecek bir filmmiş çünkü duygu geçişleri bazen soluk bir biçimde aktarıldı ama ben bunu açıkçası filmin anlatıcısı greg ile bütünleşmiş buldum. ne kadar insanda daha fazla sahne görme hissiyatı uyandırsa da anlatıcının karakteri ile bütünleşmiş bir anlatımı var. ek olarak kamera açılarının bu kadar yerinde olduğu çok az film izlemişimdir ki ben çok fazla film izlerim. sanat ve görüntü yönetmenleri elleri öpülesi insanlar, keşke beni evlat edinseler.
yaniii neticede puanım 6.5 falan aşağı yukarı. aynı yıldızın altında gibi insanı izlerken sıkıntıdan bayıltacak filmler yerine bu tarz bir film her türlü daha cazip. çok beklentiye girmeden izlenildiğinde öyle sakin bir pazar gecesi bira -cips eşliğinde akan bir film. benim gibi ağlak bir insansanız final sahnesinde ne ağlaması ya gözüme bir şey kaçtı yalanını söylemeye hazırlanın sözlük ahalisi, keyifli izlemeler!
edit: düzeltme.
- gross encounters of the turd king şüphesiz 70'lerden kalma steven spielberg filmi close encounters of the third kind.
- can't tempt muhtemelen jean luc godard'ın şu an yılını hatırlamadığım contempt'ine bir gönderme.
- anatomy of a burger -ki bunda kusana kadar güldüm- otto preminger'in 50'lerde çektiği anatomy of a murder yüksek ihtimalle.
- 02:48pm cowboy john schlesinger'ın midnight cowboy filmine bir gönderme.
-monorash akira kurosawa'nın rashomon'u.
-grumpy cul de sacs tahminimce -ki kesin değil- martin scorsese'in 73'de çektiği mean streets.
-eyes wide butt* stanley kubrick'in meşhur eyes wide shut filmine bir gönderme.
-ate 1/2 of my lunch muhtemelen federico fellini'nin 8 1/2 filmine çok bariz bir gönderme.
- la gelee muhtemelen marker'ın 60'lar efsanesi la jetee.
-nose ferret 2* friedrich wilhelm murnau'nun nosferatu -oha ne ara 1920'lere geldik- efsanesi.
-burden of screams muhtemelen les blank'in burden of dreams'ine bir gönderme ki izlemediğimden kelime oyunu hariç tüm espiriyi kaçırdım muhtemelen.
-death in tennis -canlandırmaları da çok iyiydi bunun*- visconti'nin aşmış death in venice'ine bir gönderme.
-brew vervet david lynch'in meşhur blue velvet'i.
-pooping tom muhtemelen powell'in peeping tom'una bir gönderme ki sanırım the rad shoes yine powell'in the red shoes filmine selam çakıyor.
-ingmar bergman'a da the seventh seal'ı the seven seals yaparak ufak bir gönderme çakmışlar.
-second helpings of dinner muhtemelen john frankenheimer'ın seconds filmi ama emin olamadım.
-vere'd he go yine içtiğim birayı burnumdan getiren bir alfred hitchcock-vertigo göndermesiydi.
- a box o'lips wow -bu sahnede gerçek anlamda gülmeyen biri var mı hiç bilmiyorum- francis ford coppola'nın apocalypse now filmine muhteşem bir referans.
-don't look now because a creepy ass dwarf is about to kill you tahminimce roeg'in don't look now filmine bir gönderme.
- rosemary baby carrots roman polanski'nin rosemary's baby filmine çok ama çok şirin bir referans.
-raging bullshit scorsese'nin bildiğimiz raging bull filmi ama benim için artık raging bullshit.*
bunlar benim fark ettiklerim ama bunlar dışında benim gözden kaçırdığım, anlamadığım veya izlemediğimden ötürü tahmin edemediğim çok fazla gönderme vardı. the battle of all deer - the battle of the algiers veya scabface - scarface, a sockwork orange - a clockwork orange, yellow submarine sandwich - yellow submarine, senior citizen cane - citizen kane gibi çok bariz göndermeleri yazmaya gerek yok zaten o filmleri izlemeyeni dövüyorlar.
bütün bu sinefil turnusolü olan mizahın dışında dram da çok dozundaydı. ekran süresi daha uzun olabilecek bir filmmiş çünkü duygu geçişleri bazen soluk bir biçimde aktarıldı ama ben bunu açıkçası filmin anlatıcısı greg ile bütünleşmiş buldum. ne kadar insanda daha fazla sahne görme hissiyatı uyandırsa da anlatıcının karakteri ile bütünleşmiş bir anlatımı var. ek olarak kamera açılarının bu kadar yerinde olduğu çok az film izlemişimdir ki ben çok fazla film izlerim. sanat ve görüntü yönetmenleri elleri öpülesi insanlar, keşke beni evlat edinseler.
yaniii neticede puanım 6.5 falan aşağı yukarı. aynı yıldızın altında gibi insanı izlerken sıkıntıdan bayıltacak filmler yerine bu tarz bir film her türlü daha cazip. çok beklentiye girmeden izlenildiğinde öyle sakin bir pazar gecesi bira -cips eşliğinde akan bir film. benim gibi ağlak bir insansanız final sahnesinde ne ağlaması ya gözüme bir şey kaçtı yalanını söylemeye hazırlanın sözlük ahalisi, keyifli izlemeler!
edit: düzeltme.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
gereksiz yere para verilen tatlılar
(bkz: cheesecake)
koca bi balon. bi san sebastian çiizkeyk var görseniz 100 gram gelmeyecek dilimine utanmadan 30 lira alan yer var. (2020 fiyatidir, su an 50 lira olmustur)
koca bi balon. bi san sebastian çiizkeyk var görseniz 100 gram gelmeyecek dilimine utanmadan 30 lira alan yer var. (2020 fiyatidir, su an 50 lira olmustur)
devamını gör...
hakaret olmayan ama hakaret olan cümleler
bu tür cümleler düşünen insanda işe yarar. tartışmada, kavgada değil normal sohbette laf sokarken kullanılır. yoksa hararetli bir tartışmada karşındaki sana hakaret ederken sen akıl oyunları içeren cümleleri tonla kursan noolur. şöyle ağzını doldura doldura yüreğinden kopup gelen bir "gerizekalı" kadar etkisi olmaz.
devamını gör...
yolda görsem selam vermem diyeceğimiz ünlüler
kerimcan durmaz ve danla sanırım..
devamını gör...
kadının olmadığı bir dünya
erkeksiz de kadınsız da bir dünya olmaz. üreme devam etmez.*
devamını gör...
yeşil çay
sağlık, zayıflama, güzellik ile ilgili haberler açıldığında isminden bahsettiren sıvı.
devamını gör...
iddaa
bahis yapmayı seven biriyim. o yüzden konuyla ilgili birkaç kelam edeyim dedim. evvela bahis için yatırdığım parayı unuturum. benim için yok hükmündedir. keyfim için harcadığım bir paradır ve bu paranın dönüşü olacağı beklentisine girmem. yıllardır bu oyun içerisinde kendime göre yarattığım alışkanlıklarım var. bunları bozmadığım müddetçe de ağzımın tadı bozulmuyor. misal ben genelde tek farklı bitecek maçlar ve beraberlik kokan maçları bulmaya çalışırım. onların haricinde kendimi dağıtmam. sistem kuponu yaparım ve misli kupon yapma işine skor bahsi hariç hiç bulaşmam. türkiye ligine ve çoğu tanınan lige bahis yapmam. misal kafama silah dayasanız üç büyüklerin maçlarına bana bahis oynatamazsınız. yüzde bir milyon emin de olsanız, beni filistin askısında da sallandırsanız o bahsi bana yaptıramazsınız. zira kendinizden bir kere ödün verirseniz bu oyun sizi bitirir. avrupa'daki tanınmış büyük takımların maçlarına da hiç bulaşmam.
dedim ya kendime göre alışkanlıklarım var. oynamayı sevdiğim bahis türü anlamında kendimce belirlediğim ligler var. bilinenin aksine bu iş için brezilya seri-a ve özellikle seri-b biçilmiş kaftandır. yani maçlar öyle çok gollü geçmez. farklı skorlar da çıkar ama az çıkar. istikrar abidesi takımlar vardır. 2-1'e 1-0'a abone olan, onlardan asla vazgeçmem. mesela geçen sene coritiba'nın çok ekmeğini yedim. tabi netice de sokağa attığınız para gibi baksanız da ortaya bir para koyuyorsunuz. o yüzden ders çalışır gibi çalışırım bu merete. hakkını veririm yani. mükellef bir oran yakalamışsam da tuttuğu gün çekerim. bırakmam hesapta. bahis yapılacak kadar tutar kafidir. o yüzden gerisini hesapta bulundurmanın lüzumu yoktur. şeytan meytan dürter maazallah! oh ihaleyi yine bıraktık şeytana. garibim zaten her şeyden sorumlu.
neyse efendim bahis bile emek işidir, çalışma işidir ve bazıları şaşıracaktır ama disiplin işidir. yoksa 2250 yıldızlı otellerde tatil yapma hayali kurarken, kendinizi simit satarken bulabilirsiniz. bu iş keyif işidir bunu akıldan çıkarmamak lazım. sınırınızı bilmiyorsanız ve hırs yapıyorsanız hiç bulaşmamanız gerekir. yok efendim x kişiden borç almıştım, elime para geçti, şu maça basayım paramı katlayayım falan moduna girerseniz yıkım yakındır. kendinizi tefeciye bulaşmış sayabilirsiniz zira böyle çok örnek gördüm. kaybettikçe bulup, buluşturup zararınızı gidermeye kalktığınız an kendi ipinizi çekmişsiniz demektir.
hülasa; bahis yapmayı seviyorum. kuponlarım tutunca bundan da büyük keyif alıyorum. ama asla kendi çizgimin dışına çıkmıyorum. çünkü gördüğüm örnekler beynime o kırmızı çizginin geçilmemesi gerektiğini çivi gibi çaktı. o yüzden bu işin müptelası olacaksanız da kontrollü müptela olun, huzurunuzun ve yaşam dinamiklerinizin altına dinamit koymayın.
neyse bugün güzel maçlar var gidip biraz kupon çalışması yapayım *
tanım: dünyadaki bahis oranlarına kıyasla daha düşük oranlara sahip olan, azı karar çoğu zarar keyifli bir oyun türü.
dedim ya kendime göre alışkanlıklarım var. oynamayı sevdiğim bahis türü anlamında kendimce belirlediğim ligler var. bilinenin aksine bu iş için brezilya seri-a ve özellikle seri-b biçilmiş kaftandır. yani maçlar öyle çok gollü geçmez. farklı skorlar da çıkar ama az çıkar. istikrar abidesi takımlar vardır. 2-1'e 1-0'a abone olan, onlardan asla vazgeçmem. mesela geçen sene coritiba'nın çok ekmeğini yedim. tabi netice de sokağa attığınız para gibi baksanız da ortaya bir para koyuyorsunuz. o yüzden ders çalışır gibi çalışırım bu merete. hakkını veririm yani. mükellef bir oran yakalamışsam da tuttuğu gün çekerim. bırakmam hesapta. bahis yapılacak kadar tutar kafidir. o yüzden gerisini hesapta bulundurmanın lüzumu yoktur. şeytan meytan dürter maazallah! oh ihaleyi yine bıraktık şeytana. garibim zaten her şeyden sorumlu.
neyse efendim bahis bile emek işidir, çalışma işidir ve bazıları şaşıracaktır ama disiplin işidir. yoksa 2250 yıldızlı otellerde tatil yapma hayali kurarken, kendinizi simit satarken bulabilirsiniz. bu iş keyif işidir bunu akıldan çıkarmamak lazım. sınırınızı bilmiyorsanız ve hırs yapıyorsanız hiç bulaşmamanız gerekir. yok efendim x kişiden borç almıştım, elime para geçti, şu maça basayım paramı katlayayım falan moduna girerseniz yıkım yakındır. kendinizi tefeciye bulaşmış sayabilirsiniz zira böyle çok örnek gördüm. kaybettikçe bulup, buluşturup zararınızı gidermeye kalktığınız an kendi ipinizi çekmişsiniz demektir.
hülasa; bahis yapmayı seviyorum. kuponlarım tutunca bundan da büyük keyif alıyorum. ama asla kendi çizgimin dışına çıkmıyorum. çünkü gördüğüm örnekler beynime o kırmızı çizginin geçilmemesi gerektiğini çivi gibi çaktı. o yüzden bu işin müptelası olacaksanız da kontrollü müptela olun, huzurunuzun ve yaşam dinamiklerinizin altına dinamit koymayın.
neyse bugün güzel maçlar var gidip biraz kupon çalışması yapayım *
tanım: dünyadaki bahis oranlarına kıyasla daha düşük oranlara sahip olan, azı karar çoğu zarar keyifli bir oyun türü.
devamını gör...
sofie'nin dünyası
felsefeyle ilgili herhangi bir öngörüsü, hazırbulunuşluğu olmayan okurlara felsefeyi genel hatlarıyla öğreten, bunu sıkmadan, güçlü bir kurgu ile yapabilmeyi başaran eserdir.
devamını gör...
yolumuz gurbete düştü
beyhani'ye ait bir türkü.
bugün kısmetim gurbetten açıldı sanırım, hadi hayırlısı.
ali ekber çiçek yorumu sanırım seneler önce duyduğum ilk hali, o vakitten bu yana da bir çok sanatçı tarafından söylendi.
' yolumuz gurbete düştü
hazin hazin ağlar gönül
araya hasretlik girdi
dertli dertli ağlar gönül
bu mudur senin eserin
sinemi yaktı kederin
ölsem de olmaz haberin
dertli dertli ağlar gönül
beyhaniyem budur halim
senden ayrı düştü yolum
bu hasretlik bize zulüm
dertli dertli ağlar gönül"
garip garip ağlar gönül
hazin hazin ağlar gönül"
ilkay akkaya / spotify
bugün kısmetim gurbetten açıldı sanırım, hadi hayırlısı.
ali ekber çiçek yorumu sanırım seneler önce duyduğum ilk hali, o vakitten bu yana da bir çok sanatçı tarafından söylendi.
' yolumuz gurbete düştü
hazin hazin ağlar gönül
araya hasretlik girdi
dertli dertli ağlar gönül
bu mudur senin eserin
sinemi yaktı kederin
ölsem de olmaz haberin
dertli dertli ağlar gönül
beyhaniyem budur halim
senden ayrı düştü yolum
bu hasretlik bize zulüm
dertli dertli ağlar gönül"
garip garip ağlar gönül
hazin hazin ağlar gönül"
ilkay akkaya / spotify
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından aforizmalar
aradığın insanın,
aradığı insan olmamak ekseriyetle olan.
aradığı insan olmamak ekseriyetle olan.
devamını gör...
karsinofobi
kısaca, kanser olmaktan korkma olarak açıklayabiliriz.
tabii ki her insan bu durumdan az da olsa korkar ama bu fobiye sahip kişilerde bu durum bir takıntı haline gelmiştir. ilk olarak 1995 yılında, doktor george crile tarafından tanımlanmıştır.
bu fobiye sahip kişiler, doktor raporlarına rağmen hasta olmadıklarına inanmazlar. yedikleri gıdadan soluduğumuz havaya kadar her şeyde kanser riski olduğuna inanırlar. hastalar ayrıca depresyon belirtileri gösterirler. öksürük, baş ağrısı gibi hafif semptomlar bile onlar için bir kanser belirtisi olabilir. küçük bir belirtinin kanser olmadığını doğrulamak için yüksek maliyetli testlere başvururlar.
tabii ki her insan bu durumdan az da olsa korkar ama bu fobiye sahip kişilerde bu durum bir takıntı haline gelmiştir. ilk olarak 1995 yılında, doktor george crile tarafından tanımlanmıştır.
bu fobiye sahip kişiler, doktor raporlarına rağmen hasta olmadıklarına inanmazlar. yedikleri gıdadan soluduğumuz havaya kadar her şeyde kanser riski olduğuna inanırlar. hastalar ayrıca depresyon belirtileri gösterirler. öksürük, baş ağrısı gibi hafif semptomlar bile onlar için bir kanser belirtisi olabilir. küçük bir belirtinin kanser olmadığını doğrulamak için yüksek maliyetli testlere başvururlar.
devamını gör...
herhangi bir bıyıklıyı muhatap almak istemiyorum
8 mart dünya kadınlar gününde meclis kürsüsünde konuşma yapan sera kadıgil'e müdahale eden m. emin akbaşoğlu'na cevabıdır. seri ve akıcı bir üslupla yapılmış doğaçlama bir konuşmadır.
buradan
edit: pavlov'un göbeği ve the dark knight'ın yardımları ile konuşmayı ekledim.
buradan
edit: pavlov'un göbeği ve the dark knight'ın yardımları ile konuşmayı ekledim.
devamını gör...
şibumi
“bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. şöyle düşün: o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. ifade dolu bir sessizlik demek. kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. buna sabi denir. felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. bir insanın kişiliğindeyse...nasıl söylemeli... hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? onun gibi bir şey.” (s.84)
“amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.”
japon kültürünü, japon strateji oyunu go'yu, shibumi felsefesini, sakuralar eşliğinde çıplak elle adam öldürme sanatını, nikolai hel'i tanıyoruz bu kitapta . gerilim, aksiyon, felsefe ve hepsinden biraz var.
yıllar önce okumuştum. çok çok sevmiştim. yeniden okuma zamanı gelmiş.
“amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.”
japon kültürünü, japon strateji oyunu go'yu, shibumi felsefesini, sakuralar eşliğinde çıplak elle adam öldürme sanatını, nikolai hel'i tanıyoruz bu kitapta . gerilim, aksiyon, felsefe ve hepsinden biraz var.
yıllar önce okumuştum. çok çok sevmiştim. yeniden okuma zamanı gelmiş.
devamını gör...
efsane kitapların ilk cümleleri
"galaksinin batı sarmal kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır."
(bkz: otostopçunun galaksi rehberi)
(bkz: otostopçunun galaksi rehberi)
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük, günaydın sevgili takipçilerim.
devamını gör...
